Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları: Bozyokuş, Karslı, Seyhan ve Diğerleri Kararları - AİHM Yalçınkaya Kararı - AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı - Salt ByLock Kullanımı İddiasına Dayanan Mahkumiyet Kararları, Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesinin İhlalidir - Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma - AİHM Başvuru Avukatı - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başvuru Avukatı - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - AİHM Kararları - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları

AİHM Bozyokuş ve Diğerleri Kararı

(Başvuru No: 39586/20 ve diğer 131 Başvuru)

© Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesinin ihlaline ilişkin AİHM Bozyokuş ve Diğerleri Kararı kesindir ancak redaksiyonel / editöryal revizyona tabi olabilir. Kararın gayriresmi çeririsi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2025. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), Bozyokuş ve Diğerleri – Türkiye davasında şu hususları dikkate alarak:

Başvuru sahipleri (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (“Sözleşme”) Madde 34 uyarınca, belirtilen çeşitli tarihlerde Mahkemeye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurular;

Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) uyarınca şikayetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Abdullah Aydın aracılığıyla temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararı;

Tarafların gözlemleri;

Hükümetin başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesi kararı;

25 Kasım 2025 tarihinde gizli bir şekilde istişarede bulunduktan sonra,

O tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı sunar:

Davanın Konusu

1. Dava, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısı” (bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminin arkasında olduğu düşünülen silahlı terör örgütüne üyelik suçundan başvuranların mahkumiyetleriyle ilgilidir. Mevcut başvuruların daha geniş iç hukuk arka planı ve bağlamı, Mahkeme tarafından Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye davasında ([BD], Başvuru No: 15669/20, §§ 10-22 ve 108-40, 26 Eylül 2023) ortaya konmuştur.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

2. Başvuranların mahkumiyetleri, esasen “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmalarına dayanmaktadır. Yerel makamlar ve mahkemeler, ByLock uygulamasının yalnızca FETÖ/PDY üyelerinin kullanımına yönelik olarak tasarlandığını ve bu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğunu değerlendirmiştir (aynı yer, §§ 155-65 ve 257).

3. Başvuranlar aleyhindeki diğer deliller, varsa, esas olarak ByLock kullanımının itirafı, bu uygulamanın kullanımını doğrulayan şifresi çözülmüş mesaj içeriği veya bu kullanıma tanıklık eden şahit ifadeleri; FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen bir sendika, dernek ve/veya vakfa üyelik; yetkililer tarafından FETÖ/PDY’nin finansal yapısının bir parçası olarak kabul edilen Bank Asya’daki hesap işlemleri; FETÖ/PDY yanlısı yayınlar veya diğer görsel-işitsel materyallere sahip olma; FETÖ/PDY tarafından organize edildiği düşünülen gezilere katılım ve Türkiye’ye giriş ve çıkış kayıtları; FETÖ/PDY ile bağlantılı vakıflara bağışlar; FETÖ/PDY’yi desteklemek amacıyla yapıldığı düşünülen çeşitli gösterilere veya diğer örgütsel faaliyetlere katılım; örgüt lehine sosyal medya paylaşımları; FETÖ/PDY öğrenci yurtlarında veya konutlarında ikamet; örgütün diğer üyeleriyle iletişim kurmak için Kakao Talk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı; HTS (Tarihsel Trafik Arama) kayıtları, aynı suçtan yargılanan diğer kişilerle yapılan iletişimleri veya örgüt üyeliğini düşündüren diğer dijital kanıtları; FETÖ/PDY’ye bağlı kurum, kuruluş veya şirketlerde çalışma ve/veya üyelik; bu tür çalışma ve/veya üyelikle ilgili veya FETÖ/PDY ile diğer bağlantılarla ilgili tanık ifadelerini içermektedir. Başvuranların bazılarında, ByLock uygulamasının kullanımının tespit edilmesinin, iletişimlerin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak mahkûmiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock bulgularının ve değerlendirme raporlarının (potansiyel olarak ByLock üzerinden yapılan iletişimlerin şifresi çözülmüş içeriğini de içeren) ayrıntılı olarak dosyaya sunulması beklenmeden mahkûmiyet kararı verilmiştir.

4. Başvuranların mahkumiyetlerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurular, Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararlarını onaylayan içtihatlarına dayanarak, mahkeme tarafından kabul edilemez oldukları gerekçesiyle özetle reddedilmiştir (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, §§ 169-88’e bakınız).

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Mahkemenin Değerlendirmesi

I. Başvuruların Birleştirilmesi

5. Başvuruların benzer konularını dikkate alan Mahkeme, bu başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun bulmuştur.

II. Sözleşmenin 7. ve 6. Maddelerinin 1. Fıkrasının İhlali İddiası
A. Sözleşmenin 7. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

6. Başvuranlar, FETÖ/PDY üyeliğinden dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca verilen mahkumiyet kararlarının, başta Demirhan ve diğerleri – Türkiye davasında (Başvuru No: 1595/20 ve diğer 238 başvuru, 29. madde, 22 Temmuz 2025) belirtilen nedenlerle, Sözleşme’nin 7. maddesinde yer alan kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

7. Hükümet, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (aynı yer, §§ 31-34) özetlenen gözlemlerini yineledi. Mevcut başvuruların, Mahkemenin Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen) ele aldığı konulara benzer konuları gündeme getirdiği konusunda kendilerine bildirimde bulunulduğunu, ancak Mahkemenin o karardaki değerlendirmelerinin o davanın özel koşullarıyla ilgili olduğunu ileri sürdüler. Bu nedenle Mahkemenin, o kararda yapılan tespitleri mevcut başvurulara genellemekten kaçınması gerektiğini savundular ve her bir başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasını kendi özel koşullarına göre değerlendirmeye davet ettiler. Özellikle, mevcut başvurulardaki mahkumiyetlerin yalnızca başvurucuların ByLock uygulamasını kullanmalarına dayanmadığını, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen; yukarıdaki 3. paragrafta listelenen delillere bakınız) değerlendirilmeyen çok çeşitli başka delilleri de içerdiğini iddia ettiler. Söz konusu delillerle doğrudan temas halinde olan yerel mahkemeler, her bir başvuranın silahlı terör örgütüne üyeliğini, dosyalarındaki tüm unsurları dikkatlice değerlendirdikten sonra bireysel olarak tespit etmiştir.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

8. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamındaki şikayetinin, Sözleşmenin 35. Maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça temelsiz olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit eder. Bu nedenle, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.

9. Esaslara gelince, Mahkeme, başvuranlardan bazılarının delillerinin, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) tartışma konusu olmayan materyaller içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, kendisine sunulan tüm materyalleri ve argümanları inceledikten sonra, Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasında (yukarıda belirtilen, §§ 35-47) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, bu davada Yüksel Yalçınkaya davasındaki (yukarıda belirtilen, §§ 237-72) bulgularından sapmak için hiçbir neden bulmamaktadır.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

10. Bu bağlamda, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkralarının ihlal edildiğine dair bulguların, özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmesinden kaynaklandığı, buna göre ByLock kullanımının tespit edilen herkesin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelikten yalnızca bu gerekçeyle mahkûm edilebileceği belirtilmektedir (aynı yer, §§ 364, 413 ve 414). Bu nedenle, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 414) da altı çizildiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 38) tekrarlandığı üzere, o davada Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönündeki bulguya yol açan durumun, münferit bir olaydan kaynaklanmadığı veya o davanın özel koşullarına özgü bir durum olmadığı, aksine ByLock kullanımı nedeniyle FETÖ/PDY üyeliğinden mahkûm edilen herkes için geçerli olabileceği sonucu çıkar.

11. Mahkeme, başvuranlardan bazılarının, ByLock kullanımı dışında, faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere FETÖ/PDY hiyerarşisine bağlılıklarını gösteren ve böylece suçlandıkları şekilde mahkûm edilmelerini sağlayabilecek başka delillerin de olabileceğini dışlamamaktadır (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 184). Bununla birlikte, ByLock kullanımının tek başına, iç hukukta tanımlanan silahlı terör örgütüne üyelik suçunun tüm unsurlarının varlığının kesin kanıtı olarak kabul edilmesi gerçeği ortadadır. Mahkeme, ByLock kullanıcılarına fiilen objektif sorumluluk yükleyen bu yerel mahkemelerin yaklaşımının, Sözleşmenin 7. maddesi kapsamında güvence altına alınan hukuka uygunluk ilkesine aykırı olduğunu ilan etmiştir (aynı yer, §§ 271 ve 272) ve mevcut davada aksi yönde bir karar verme nedeni görmemektedir (ayrıca yukarıda belirtilen Demirhan ve Diğerleri, § 39’a bakınız).

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

12. Yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, bu davanın olguları ışığında Sözleşmenin 7. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (ayrıca yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 272 ve yukarıda belirtilen Demirhan ve Diğerleri, §§ 39 ve 46’ya bakınız).

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

B. Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

13. Başvuranlardan bazıları ayrıca, FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle yargılanmaları ve mahkûm edilmelerinin, başta Demirhan ve diğerleri (yukarıda, § 29) davasında belirtilen nedenler olmak üzere, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi oldular. Hükümet, bu şikayetlerin Anayasa Mahkemesi’nde açıkça veya esasen usulüne uygun olarak dile getirilmediğini ve bu nedenle iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savundu.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

14. Mahkeme, Büyük Daire’nin bu davalar grubunda Yüksel Yalçınkaya (yukarıda belirtilen) davasında tespit ettiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri (yukarıda belirtilen) davasında yeniden teyit ettiği temel sorunların, söz konusu davalara özgü olayların seyrinden veya usul sorunlarından kaynaklanmadığını, aksine özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin nitelendirmesinden ve Türk yargısının ByLock delillerine karşı benimsediği tek tip ve küresel yaklaşımdan kaynaklandığını yinelemektedir (bkz. Yüksel Yalçınkaya, yukarıda belirtilen, §§ 364, 413 ve 414 ve Demirhan ve Diğerleri, yukarıda belirtilen, §§ 37, 38 ve 42). Mahkeme, bu yaklaşımın mevcut davada Sözleşmenin 7. maddesinin ihlali anlamına geldiğini (yukarıdaki 12. paragrafa bakınız) ve bu durumun başvuranların Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, §§ 411, 412 ve 425; ayrıca aşağıdaki 17. paragrafa bakınız) ortaya konan ilkeler ışığında iç hukuktaki yargılamaların yeniden başlatılmasını talep etmelerini sağlayacağını tespit ettiğinden, Hükümetin bu başlık altındaki ön itirazının ilgili her bir başvuru için ayrı ayrı değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini incelemeyi gerekli görmemektedir.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

15. Buna göre Mahkeme, başvuranlardan bazılarının ileri sürdüğü 6. Madde 1. fıkra kapsamındaki şikayetlerin kabul edilebilirliğini ve esasını ayrı ayrı incelememeye karar vermiştir.

III. Sözleşmenin Diğer İhlalleri

16. Mahkeme, başvuranlardan bazılarının Sözleşmenin 5, 8, 9, 10, 11 ve 14. maddeleri gibi diğer hükümleri uyarınca da şikâyette bulunduğunu veya 6. maddenin diğer yönleriyle ilgili şikayetlerde bulunduğunu (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya davasında olduğu gibi, §§ 357, 358, 368 ve 374) kaydetmektedir. Ancak, yukarıda belirtilen Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlaline ilişkin bulguyu (bkz. paragraf 12), bu bulgunun gerekçelerini (bkz. paragraflar 10 ve 11) ve davanın özel koşullarını dikkate alan Mahkeme, davanın ortaya koyduğu temel hukuki sorunu ele aldığını ve kalan şikayetlerin kabul edilebilirliği ve esaslarına ilişkin bir değerlendirmeye gerek olmadığını düşünmektedir (bkz., kıyasen, Yüksel Yalçınkaya, yukarıda belirtilen, §§ 365, 367 ve 373; Turan ve Diğerleri – Türkiye, Başvuru No: 75805/16 ve 426 diğerleri, § 98, 23 Kasım 2021; ve Demirhan ve Diğerleri, yukarıda belirtilen, § 48).

(Anılan AİHM Turan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Sözleşmenin 41. Maddesinin Uygulanması

17. Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, §§ 404, 411, 412 ve 425; ayrıca yukarıda belirtilen, § 53’te belirtilen Demirhan ve Diğerleri) açıklanan nedenlerle, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine dair tespitin, başvuranların bu davada uğradığı manevi zararlar bakımından yeterli ve adil bir tazminat olarak kabul edilebileceğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda, başvuranların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 311. maddesinin 1. f bendi uyarınca, bu kararın verilmesinin ardından iç hukuktaki yargılamanın yeniden başlatılmasını talep etme imkanına sahip olduklarını (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 411’e bakınız) ve yargılamanın kararın “sonuçları ve ruhu” ile uyumlu bir şekilde yeniden başlatılmasının, talep etmeleri halinde, prensip olarak en uygun çözüm yolu olacağını belirtmektedir.

18. Ayrıca, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda, §§ 54-56’da belirtilen) ortaya konan nedenlerden dolayı, Mahkeme bu tür takip başvurularına ilişkin masraf ve giderler için herhangi bir hüküm vermemektedir.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Bu nedenlerle mahkeme, oy birliğiyle,

1. Başvurulara katılmaya karar verir;

2. Başvuranların FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle aldıkları mahkûmiyet kararlarının Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ihlal ettiği yönündeki şikayetlerinin kabul edilebilir olduğunu beyan eder;

3. Sözleşmenin 7. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir;

4. Başvuranların geri kalan şikayetlerinin kabul edilebilirliği ve esaslarının incelenmesine gerek olmadığı görüşündedir;

5. İhlalin tespit edilmesinin, başvuranların uğradığı manevi zararlar için kendi başına yeterli ve adil bir tazminat teşkil ettiğini savunmaktadır;

6. Başvuranların hakkaniyetli tazminat taleplerinin geri kalanını reddeder.

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları

AİHM Karslı ve Diğerleri Kararı

(Başvuru No: 18693/20 ve diğer 1435 Başvuru)

© Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesinin ihlaline ilişkin AİHM Karslı ve Diğerleri Kararı kesindir ancak redaksiyonel / editöryal revizyona tabi olabilir. Kararın gayriresmi çevirisi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2025. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), Karslı ve Diğerleri – Türkiye davasında şu hususları dikkate alarak:

Başvuru sahipleri (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (“Sözleşme”) Madde 34 uyarınca, belirtilen çeşitli tarihlerde Mahkemeye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurular;

Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) uyarınca şikayetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Abdullah Aydın aracılığıyla temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararı;

Tarafların gözlemleri;

Hükümetin başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesi kararı;

25 Kasım 2025 tarihinde gizli bir şekilde istişarede bulunduktan sonra,

O tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı sunar:

Davanın Konusu

1. Dava, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısı” (bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminin arkasında olduğu düşünülen silahlı terör örgütüne üyelik suçundan başvuranların mahkumiyetleriyle ilgilidir. Mevcut başvuruların daha geniş iç hukuk arka planı ve bağlamı, Mahkeme tarafından Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye davasında ([BD], Başvuru No: 15669/20, §§ 10-22 ve 108-40, 26 Eylül 2023) ortaya konmuştur.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

2. Başvuranların mahkumiyetleri, esasen “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmalarına dayanmaktadır. Yerel makamlar ve mahkemeler, ByLock uygulamasının yalnızca FETÖ/PDY üyelerinin kullanımına yönelik olarak tasarlandığını ve bu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğunu değerlendirmiştir (aynı yer, §§ 155-65 ve 257).

3. Başvuranlar aleyhindeki diğer deliller, varsa, esas olarak ByLock kullanımının itirafı, bu uygulamanın kullanımını doğrulayan şifresi çözülmüş mesaj içeriği veya bu kullanıma tanıklık eden şahit ifadeleri; FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen bir sendika, dernek ve/veya vakfa üyelik; yetkililer tarafından FETÖ/PDY’nin finansal yapısının bir parçası olarak kabul edilen Bank Asya’daki hesap işlemleri; FETÖ/PDY yanlısı yayınlar veya diğer görsel-işitsel materyallere sahip olma; FETÖ/PDY tarafından organize edildiği düşünülen gezilere katılım ve Türkiye’ye giriş ve çıkış kayıtları; FETÖ/PDY ile bağlantılı vakıflara bağışlar; FETÖ/PDY’yi desteklemek amacıyla yapıldığı düşünülen çeşitli gösterilere veya diğer örgütsel faaliyetlere katılım; örgüt lehine sosyal medya paylaşımları; FETÖ/PDY öğrenci yurtlarında veya konutlarında ikamet; örgütün diğer üyeleriyle iletişim kurmak için Kakao Talk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı; HTS (Tarihsel Trafik Arama) kayıtları, aynı suçtan yargılanan diğer kişilerle yapılan iletişimleri veya örgüt üyeliğini düşündüren diğer dijital kanıtları; FETÖ/PDY’ye bağlı kurum, kuruluş veya şirketlerde çalışma ve/veya üyelik; bu tür çalışma ve/veya üyelikle ilgili veya FETÖ/PDY ile diğer bağlantılarla ilgili tanık ifadelerini içermektedir. Başvuranların bazılarında, ByLock uygulamasının kullanımının tespit edilmesinin, iletişimlerin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak mahkûmiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock bulgularının ve değerlendirme raporlarının (potansiyel olarak ByLock üzerinden yapılan iletişimlerin şifresi çözülmüş içeriğini de içeren) ayrıntılı olarak dosyaya sunulması beklenmeden mahkûmiyet kararı verilmiştir.

4. Başvuranların mahkumiyetlerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurular, Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararlarını onaylayan içtihatlarına dayanarak, mahkeme tarafından kabul edilemez oldukları gerekçesiyle özetle reddedilmiştir (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, §§ 169-88’e bakınız).

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Mahkemenin Değerlendirmesi

I. Başvuruların Birleştirilmesi

5. Başvuruların benzer konularını dikkate alan Mahkeme, bu başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun bulmuştur.

II. Sözleşmenin 7. ve 6. Maddelerinin 1. Fıkrasının İhlali İddiası

6. Başvuranlar, FETÖ/PDY üyeliği suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yargılanmaları ve mahkum edilmelerinin, Sözleşme’nin 7. maddesindeki kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ve 6. maddesinin 1. fıkrasındaki adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, özellikle Demirhan ve diğerleri – Türkiye davasında (Başvuru No: 1595/20 ve diğer 238 Başvuru, 29. fıkra, 22 Temmuz 2025) belirtilen nedenlerle ileri sürmüşlerdir. Özellikle, ByLock verilerinin toplanması ve delil olarak kabul edilmesindeki çeşitli usulsüzlüklerden, bunlara itiraz etmede karşılaştıkları zorluklardan ve mahkemelerin bu delillere ilişkin kararlarındaki gerekçelerin yetersizliğinden şikâyet etmişler ve bu durumun yargılamalarını adil kılmadığını belirtmişlerdir.

7. Hükümet, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (aynı yer, §§ 31-34) özetlenen gözlemlerini yineledi. Mevcut başvuruların, Mahkemenin Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen) ele aldığı konulara benzer konuları gündeme getirdiği konusunda kendilerine bildirimde bulunulduğunu, ancak Mahkemenin o karardaki değerlendirmelerinin o davanın özel koşullarıyla ilgili olduğunu ileri sürdüler. Bu nedenle Mahkemenin, o kararda yapılan tespitleri mevcut başvurulara genellemekten kaçınması gerektiğini savundular ve her bir başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasını kendi özel koşullarına göre değerlendirmeye davet ettiler. Özellikle, mevcut başvurulardaki mahkumiyetlerin yalnızca başvurucuların ByLock uygulamasını kullanmalarına dayanmadığını, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen; yukarıdaki 3. paragrafta listelenen delillere bakınız) değerlendirilmeyen çok çeşitli başka delilleri de içerdiğini iddia ettiler. Söz konusu delillerle doğrudan temas halinde olan yerel mahkemeler, her bir başvuranın silahlı terör örgütüne üyeliğini, dosyalarındaki tüm unsurları dikkatlice değerlendirdikten sonra bireysel olarak tespit etmiştir.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

8. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça temelsiz olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit eder. Bu nedenle, bunların kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.

9. Esaslara gelince, Mahkeme, başvuranlardan bazılarının delillerinin, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) tartışma konusu olmayan materyaller içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, kendisine sunulan tüm materyalleri ve argümanları inceledikten sonra, Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasında (yukarıda belirtilen, §§ 36-47) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, bu davada Yüksel Yalçınkaya davasındaki (yukarıda belirtilen, §§ 237-72 ve 300-56) bulgularından sapmak için hiçbir neden bulmamaktadır.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

10. Bu bağlamda, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkralarının ihlal edildiğine dair bulguların, özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmesinden kaynaklandığı, buna göre ByLock kullanımının tespit edilen herkesin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelikten yalnızca bu gerekçeyle mahkûm edilebileceği belirtilmektedir (aynı yer, §§ 364, 413 ve 414). Bu nedenle, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 414) da altı çizildiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 38) tekrarlandığı üzere, o davada Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönündeki bulguya yol açan durumun, münferit bir olaydan kaynaklanmadığı veya o davanın özel koşullarına özgü bir durum olmadığı, aksine ByLock kullanımı nedeniyle FETÖ/PDY üyeliğinden mahkûm edilen herkes için geçerli olabileceği sonucu çıkar.

11. Mahkeme, başvuranlardan bazılarının, ByLock kullanımı dışında, faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere FETÖ/PDY hiyerarşisine bağlılıklarını gösteren ve böylece suçlandıkları şekilde mahkûm edilmelerini sağlayabilecek başka delillerin de bulunabileceğini göz ardı etmemektedir (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 184). Bununla birlikte, ByLock kullanımının tek başına, iç hukukta tanımlanan silahlı terör örgütüne üyelik suçunun tüm unsurlarının varlığının kesin kanıtı olarak kabul edilmesi gerçeği ortadadır. Mahkeme, ByLock kullanıcılarına fiilen objektif sorumluluk yükleyen bu yerel mahkemelerin yaklaşımının, Sözleşmenin 7. maddesi kapsamında güvence altına alınan hukuka uygunluk ilkesine aykırı olduğunu ilan etmiştir (aynı yer, §§ 271 ve 272) ve mevcut davada aksi yönde bir karar verme nedeni görmemektedir (ayrıca yukarıda belirtilen Demirhan ve Diğerleri, § 39’a bakınız).

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

12. Mahkeme ayrıca, özellikle başvuranların Sözleşmenin 6. Madde 1. Fıkrası kapsamındaki iddialarına ilişkin olarak, her bir başvuran aleyhine ayrı ayrı yürütülen ceza yargılamalarının, esas olarak başvuran lehine veya aleyhine sunulan delillere ve bu delillerin sunulma biçimine bağlı olarak, bazı usule ilişkin farklılıklar gösterebileceğini de belirtmek ister. Bununla birlikte, her dosyanın olası özelliklerinden bağımsız olarak, ulusal mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin tek tip ve küresel yaklaşımı, söz konusu ceza yargılamalarının usule ilişkin çerçevesini etkili bir şekilde tanımlamış ve bu nedenle Yüksel Yalçınkaya’nın 6. Madde 1. Fıkrası kapsamında tespit ettiği temel eksikliklerden (yukarıda belirtilen, § 345; ayrıca yukarıda belirtilen Demirhan ve Diğerleri, §§ 42-45) muzdarip olmuştur. Mahkeme, bu davalarda, yerel mahkemelerin, başvuranların ByLock verilerinin dava konusu temel delil olarak kullanılmasına ilişkin olarak, bu verilere etkili bir şekilde itiraz edebilmelerini, davanın özünde yatan önemli konuları ele alabilmelerini ve kararlarını gerekçelendiren nedenler sunabilmelerini sağlayacak uygun güvenceleri oluşturmada başarısız olmalarının, başvuranların 6. Madde 1. Fıkra kapsamındaki usul haklarının özüyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorlukların, mevcut dava gibi davalarda dikkate alınması gereken bağlamsal bir faktör olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda alıntılanan, §§ 353-55) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerden dolayı, başvuranların adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamaların, Sözleşmenin 15. Maddesi anlamında durumun gereklilikleri tarafından kesinlikle gerekli olduğuna karar verecek bir dayanağı bulunmamaktadır.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

13. Yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, bu davanın olguları ışığında Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (ayrıca bkz. aynı eser, §§ 272 ve 356 ve yukarıda belirtilen Demirhan ve Diğerleri, § 46).

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

III. Sözleşmenin Diğer Maddelerinin İhlali

14. Mahkeme, başvuranlardan bazılarının Sözleşmenin 5, 8, 9, 10, 11 ve 14. maddeleri gibi diğer hükümleri uyarınca da şikâyette bulunduğunu veya 6. maddenin diğer yönleriyle ilgili şikayetlerde bulunduğunu (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya davasında olduğu gibi, §§ 357, 358, 368 ve 374) kaydetmektedir. Ancak, yukarıda 7. ve 6. maddelerin 1. fıkrasının ihlallerine ilişkin tespitler dikkate alındığında (bkz. 13. paragraf), Mahkeme, davada ortaya atılan temel hukuki soruları ele aldığını ve kalan şikayetlerin kabul edilebilirliği ve esaslarına ilişkin bir değerlendirmeye gerek olmadığını düşünmektedir (bkz. kıyasen, Yüksel Yalçınkaya, yukarıda zikredilen, 365, 367 ve 373. paragraflar; Turan ve Diğerleri – Türkiye, Başvuru No: 75805/16 ve diğer 426 Başvuru, 98. paragraf, 23 Kasım 2021; ve Demirhan ve Diğerleri, yukarıda zikredilen, 48. paragraf).

(Anılan AİHM Turan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Sözleşmenin 41. Maddesinin Uygulanması

15. Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, §§ 404, 411, 412 ve 425; ayrıca yukarıda belirtilen, § 53’te belirtilen Demirhan ve Diğerleri) açıklanan nedenlerle, Sözleşme’nin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkralarının ihlal edildiğine dair tespitin, başvuranların bu davada uğradığı manevi zararlar bakımından yeterli ve adil bir tazminat olarak kabul edilebileceğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda, başvuranların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 311. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, bu kararın verilmesinin ardından iç hukuktaki yargılamanın yeniden başlatılmasını talep etme imkanına sahip olduklarını (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 411’e bakınız) ve yargılamanın kararın “sonuçları ve ruhu” ile uyumlu bir şekilde yeniden başlatılmasının, talep etmeleri halinde, prensip olarak en uygun çözüm yolu olacağını belirtmektedir.

16. Ayrıca, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda, §§ 54-56’da belirtilen) ortaya konan nedenlerden dolayı, Mahkeme bu tür takip başvurularına ilişkin masraf ve giderler için herhangi bir hüküm vermemektedir.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Bu nedenlerle mahkeme, oy birliğiyle,

1. Başvurulara katılmaya karar verir;

2. Başvuranların FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle yargılanmaları ve mahkumiyetlerinin, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ve 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ettiği yönündeki şikayetlerinin -mahkumiyete konu delillere ilişkin savunma hakları bakımından- kabul edilebilir olduğunu beyan eder;

3. Sözleşmenin 7. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir;

4. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği kanaatindedir;

5. Başvuranların geri kalan şikayetlerinin kabul edilebilirliği ve esaslarının incelenmesine gerek olmadığı görüşündedir;

6. İhlalin tespit edilmesinin, başvuranların uğradığı manevi zararlar için kendi başına yeterli ve adil bir tazminat teşkil ettiğini savunmaktadır;

7. Başvuranların hakkaniyetli tazminat taleplerinin geri kalanını reddeder.

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları

AİHM Seyhan ve Diğerleri Kararı

(Başvuru No: 57837/19 ve diğer 851 Başvuru)

© Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesinin ihlaline ilişkin AİHM Seyhan ve Diğerleri Kararı kesindir ancak redaksiyonel / editöryal revizyona tabi olabilir. Kararın gayriresmi çeririsi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2025. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), Seyhan ve Diğerleri – Türkiye davasında şu hususları dikkate alarak:

Başvuru sahipleri (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (“Sözleşme”) Madde 34 uyarınca, belirtilen çeşitli tarihlerde Mahkemeye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurular;

Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) uyarınca şikayetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Abdullah Aydın aracılığıyla temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararı;

Tarafların gözlemleri;

Hükümetin başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesi kararı;

25 Kasım 2025 tarihinde gizli bir şekilde istişarede bulunduktan sonra,

O tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı sunar:

Davanın Konusu

1. Dava, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısı” (bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminin arkasında olduğu düşünülen silahlı terör örgütüne üyelik suçundan başvuranların mahkumiyetleriyle ilgilidir. Mevcut başvuruların daha geniş iç hukuk arka planı ve bağlamı, Mahkeme tarafından Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye davasında ([BD], Başvuru No: 15669/20, §§ 10-22 ve 108-40, 26 Eylül 2023) ortaya konmuştur.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

2. Başvuranların mahkumiyetleri, esasen “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmalarına dayanmaktadır. Yerel makamlar ve mahkemeler, ByLock uygulamasının yalnızca FETÖ/PDY üyelerinin kullanımına yönelik olarak tasarlandığını ve bu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğunu değerlendirmiştir (aynı yer, §§ 155-65 ve 257).

3. Başvuranlar aleyhindeki diğer deliller, varsa, esas olarak ByLock kullanımının itirafı, bu uygulamanın kullanımını doğrulayan şifresi çözülmüş mesaj içeriği veya bu kullanıma tanıklık eden şahit ifadeleri; FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen bir sendika, dernek ve/veya vakfa üyelik; yetkililer tarafından FETÖ/PDY’nin finansal yapısının bir parçası olarak kabul edilen Bank Asya’daki hesap işlemleri; FETÖ/PDY yanlısı yayınlar veya diğer görsel-işitsel materyallere sahip olma; FETÖ/PDY tarafından organize edildiği düşünülen gezilere katılım ve Türkiye’ye giriş ve çıkış kayıtları; FETÖ/PDY ile bağlantılı vakıflara bağışlar; FETÖ/PDY’yi desteklemek amacıyla yapıldığı düşünülen çeşitli gösterilere veya diğer örgütsel faaliyetlere katılım; örgüt lehine sosyal medya paylaşımları; FETÖ/PDY öğrenci yurtlarında veya konutlarında ikamet; örgütün diğer üyeleriyle iletişim kurmak için Kakao Talk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı; HTS (Tarihsel Trafik Arama) kayıtları, aynı suçtan yargılanan diğer kişilerle yapılan iletişimleri veya örgüt üyeliğini düşündüren diğer dijital kanıtları; FETÖ/PDY’ye bağlı kurum, kuruluş veya şirketlerde çalışma ve/veya üyelik; bu tür çalışma ve/veya üyelikle ilgili veya FETÖ/PDY ile diğer bağlantılarla ilgili tanık ifadelerini içermektedir. Başvuranların bazılarında, ByLock uygulamasının kullanımının tespit edilmesinin, iletişimlerin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak mahkûmiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock bulgularının ve değerlendirme raporlarının (potansiyel olarak ByLock üzerinden yapılan iletişimlerin şifresi çözülmüş içeriğini de içeren) ayrıntılı olarak dosyaya sunulması beklenmeden mahkûmiyet kararı verilmiştir.

4. Başvuranların mahkumiyetlerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurular, Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararlarını onaylayan içtihatlarına dayanarak, mahkeme tarafından kabul edilemez oldukları gerekçesiyle özetle reddedilmiştir (bkz. Yüksel Yalçınkaya, yukarıda belirtilen, §§ 169-88).

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Mahkemenin Değerlendirmesi

I. Başvuruların Birleştirilmesi

5. Başvuruların benzer konularını dikkate alan Mahkeme, bu başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun bulmuştur.

II. Sözleşmenin 6. Maddesi 1. Fıkrası ve 7. Maddesinin İhlali İddiası
A. Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

6. Başvuranlar, FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yargılanmaları ve mahkum edilmelerinin, başta Demirhan ve diğerleri – Türkiye davasında (Başvuru No: 1595/20 ve diğer 238 başvuru, 29. madde, 22 Temmuz 2025) belirtilen nedenlerle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır. Özellikle, ByLock verilerinin toplanması ve delil olarak kabul edilmesindeki çeşitli usulsüzlüklerden, bunlara itiraz etmede karşılaştıkları zorluklardan ve mahkemelerin bu delillere ilişkin kararlarındaki gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçi olmuşlar ve bu durumun yargılamalarını adil kılmadığına inanmışlardır.

7. Hükümet, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (aynı yer, §§ 31-34) özetlenen gözlemlerini yineledi. Mevcut başvuruların, Mahkemenin Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen) ele aldığı konulara benzer konuları gündeme getirdiği konusunda kendilerine bildirimde bulunulduğunu, ancak Mahkemenin o karardaki değerlendirmelerinin o davanın özel koşullarıyla ilgili olduğunu ileri sürdüler. Bu nedenle Mahkemenin, o kararda yapılan tespitleri mevcut başvurulara genellemekten kaçınması gerektiğini savundular ve her bir başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasını kendi özel koşullarına göre değerlendirmeye davet ettiler. Özellikle, mevcut başvurulardaki mahkumiyetlerin yalnızca başvurucuların ByLock uygulamasını kullanmalarına dayanmadığını, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen; yukarıdaki 3. paragrafta listelenen delillere bakınız) değerlendirilmeyen çok çeşitli başka delilleri de içerdiğini iddia ettiler. Söz konusu delillerle doğrudan temas halinde olan yerel mahkemeler, her bir başvuranın silahlı terör örgütüne üyeliğini, dosyalarındaki tüm unsurları dikkatlice değerlendirdikten sonra bireysel olarak tespit etmiştir.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

8. Mahkeme, başvuranların Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki şikayetinin, 35. maddenin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça temelsiz olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit eder. Bu nedenle, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.

9. Esaslara gelince, Mahkeme, başvuranlardan bazılarının delillerinin, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) tartışma konusu olmayan materyaller içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, kendisine sunulan tüm materyalleri ve argümanları inceledikten sonra, Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasında (yukarıda belirtilen, §§ 35-47) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, bu davada Yüksel Yalçınkaya davasındaki (yukarıda belirtilen, §§ 300-56) bulgularından sapmak için hiçbir neden bulmamaktadır.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

10. Bu bağlamda, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkralarının ihlal edildiğine dair bulguların, özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmesinden kaynaklandığı, buna göre ByLock kullanımının tespit edilen herkesin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelikten yalnızca bu gerekçeyle mahkum edilebileceği belirtilmektedir (aynı yer, §§ 364, 413 ve 414). Bu nedenle, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 414) da altı çizildiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 38) tekrarlandığı üzere, o davada Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönündeki bulguya yol açan durumun, münferit bir olaydan kaynaklanmadığı veya o davanın özel koşullarına özgü bir durum olmadığı, aksine ByLock kullanımı nedeniyle FETÖ/PDY üyeliğinden mahkûm edilen herkes için geçerli olabileceği sonucu çıkar.

11. Mahkeme, başvuranlardan bazılarının, ByLock kullanımı dışında, faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere FETÖ/PDY hiyerarşisine bağlılıklarını gösteren ve böylece suçlandıkları şekilde mahkûm edilmelerini sağlayacak başka delillerin de bulunabileceğini göz ardı etmemektedir (bkz. Yüksel Yalçınkaya, yukarıda zikredilen, § 184). Bununla birlikte, ByLock kullanımının tek başına, iç hukukta tanımlanan silahlı terör örgütüne üyelik suçunun tüm unsurlarının varlığının kesin kanıtı olarak kabul edilmesi gerçeği ortadadır.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

12. Mahkeme ayrıca, her bir başvurucu aleyhine ayrı ayrı yürütülen ceza yargılamalarının, esas olarak başvurucu lehine veya aleyhine sunulan delillere ve bu delillerin sunulma biçimine bağlı olarak, bazı usule ilişkin farklılıklar gösterebileceğini de belirtir. Bununla birlikte, her dosyanın olası özelliklerinden bağımsız olarak, yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin tek tip ve küresel yaklaşımı, söz konusu ceza yargılamalarının usule ilişkin çerçevesini etkili bir şekilde tanımlamış ve bu nedenle Yüksel Yalçınkaya’nın 6. Madde 1. fıkrasında (yukarıda belirtilen, § 345; ayrıca Demirhan ve diğerleri, yukarıda belirtilen, §§ 42-45) tespit edilen temel eksikliklerden muzdarip olmuştur. Mahkeme, bu davalarda, yerel mahkemelerin, başvuranların ByLock verilerinin dava konusu temel delil olarak kullanılmasına ilişkin olarak, bu verilere etkili bir şekilde itiraz edebilmelerini, davanın özünde yatan önemli konuları ele alabilmelerini ve kararlarını gerekçelendiren nedenler sunabilmelerini sağlayacak uygun güvenceleri oluşturmada başarısız olmalarının, başvuranların 6. Madde 1. Fıkra kapsamındaki usul haklarının özüyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorlukların, mevcut dava gibi davalarda dikkate alınması gereken bağlamsal bir faktör olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda alıntılanan, §§ 353-55) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerden dolayı, başvuranların adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamaların, Sözleşmenin 15. Maddesi anlamında durumun gereklilikleri tarafından kesinlikle gerekli olduğuna karar verecek bir dayanağı bulunmamaktadır.

13. Yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, bu davanın olguları ışığında Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (ayrıca yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 356 ve yukarıda belirtilen Demirhan ve Diğerleri, § 46’ya bakınız).

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

B. Sözleşmenin 7. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

14. Başvuranlardan bazıları ayrıca FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle aldıkları mahkûmiyet kararlarının, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ihlal ettiğinden şikayetçi oldular. Hükümet, bu şikayetlerin Anayasa Mahkemesi’nde açıkça veya esasen usulüne uygun olarak dile getirilmediğini ve bu nedenle iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savundu.

15. Mahkeme, Büyük Daire’nin bu dava grubunda Yüksel Yalçınkaya (yukarıda belirtilen) davasında tespit ettiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri (yukarıda belirtilen) davasında yeniden teyit ettiği temel sorunların, söz konusu davalara özgü olayların seyrinden veya usul sorunlarından kaynaklanmadığını, aksine özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin nitelendirmesinden ve Türk yargısının ByLock delillerine karşı benimsediği tek tip ve küresel yaklaşımdan kaynaklandığını yinelemektedir (bkz. Yüksel Yalçınkaya, yukarıda belirtilen, §§ 364, 413 ve 414 ve Demirhan ve Diğerleri, yukarıda belirtilen, §§ 37, 38 ve 42). Mahkeme, bu yaklaşımın mevcut davada Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlali anlamına geldiğini (yukarıdaki 13. paragrafa bakınız) ve bu durumun başvuranların Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, 411, 412 ve 425. paragraflar; ayrıca aşağıdaki 18. paragrafa bakınız) ortaya konan ilkeler ışığında iç hukuktaki yargılamaların yeniden başlatılmasını talep etmelerini sağlayacağını tespit ettiğinden, Hükümetin bu başlık altındaki ön itirazının ilgili her bir başvuru için ayrı ayrı değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini incelemeyi gerekli görmemektedir.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

16. Buna göre, Mahkeme, başvuranlardan bazılarının ileri sürdüğü Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamındaki şikayetlerin kabul edilebilirliğini ve esasını ayrı ayrı incelememeye karar vermiştir.

III. Sözleşmenin Diğer Maddelerinin İhlali

17. Mahkeme, başvuranlardan bazılarının Sözleşmenin 5, 8, 9, 10, 11 ve 14. maddeleri gibi diğer hükümleri uyarınca da şikâyette bulunduğunu veya 6. maddenin diğer yönleriyle ilgili şikayetlerde bulunduğunu (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya davasında olduğu gibi, §§ 357, 358, 368 ve 374) kaydetmektedir. Ancak, yukarıda belirtilen 6. Madde 1. fıkrasının ihlaline ilişkin bulguyu (bkz. 13. paragraf ), bu bulgunun gerekçelerini (bkz. 10-12 ve 14-15. paragraflar) ve davanın özel koşullarını dikkate alan Mahkeme, davanın ortaya koyduğu esas hukuki sorunu ele aldığını ve kalan şikayetlerin kabul edilebilirliği ve esaslarına ilişkin bir değerlendirmeye gerek olmadığını düşünmektedir (bkz., kıyasen, Yüksel Yalçınkaya, yukarıda belirtilen, 365, 367 ve 373. paragraflar; Turan ve Diğerleri – Türkiye, Başvuru No: 75805/16 ve diğer 426 Başvuru, 98. paragraf, 23 Kasım 2021; ve Demirhan ve Diğerleri, yukarıda belirtilen, 48. paragraf).

(Anılan AİHM Turan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Sözleşmenin 41. Maddesinin Uygulanması

18. Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, §§ 404, 411, 412 ve 425; ayrıca yukarıda belirtilen, § 53’te belirtilen Demirhan ve Diğerleri) açıklanan nedenlerle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine dair tespitin, başvuranların bu davada uğradığı manevi zararlar bakımından yeterli ve adil bir tazminat olarak kabul edilebileceğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda, başvuranların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 311. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, bu kararın verilmesinin ardından iç hukuktaki yargılamanın yeniden başlatılmasını talep etme imkanına sahip olduklarını (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, § 411’e bakınız) ve yargılamanın kararın “sonuçları ve ruhu” ile uyumlu bir şekilde yeniden başlatılmasının, talep etmeleri halinde, prensip olarak en uygun çözüm yolu olacağını belirtmektedir.

(Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.)

19. Ayrıca, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda, §§ 54-56’da belirtilen) ortaya konan nedenlerden dolayı, Mahkeme bu tür takip başvurularına ilişkin masraf ve giderler için herhangi bir hüküm vermemektedir.

(Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.)

Bu nedenlerle mahkeme, oy birliğiyle,

1. Başvurulara katılmaya karar verir;

2. Başvuranların, FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle yargılanmaları ve mahkumiyetlerinin, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca adil yargılanma hakkını -mahkumiyete konu delillere ilişkin savunma hakları bakımından- ihlal ettiği yönündeki şikayetlerinin kabul edilebilir olduğuna karar verir;

3. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği kanaatindedir;

4. Başvuranların geri kalan şikayetlerinin kabul edilebilirliği ve esaslarının incelenmesine gerek olmadığı görüşündedir;

5. İhlalin tespit edilmesinin, başvuranların uğradığı manevi zararlar için kendi başına yeterli ve adil bir tazminat teşkil ettiğini savunmaktadır;

6. Başvuranların hakkaniyetli tazminat taleplerinin geri kalanını reddeder.

Yıllık Tecrübe
0 +
Mutlu Müvekkil
0 +
Dava Takibi
0 +
Başarı Oranı
% 0 +

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali – AİHM Başvuru

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.