Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti: Vergi Mahkemelerinde görülen Dava ve İşler için Belirlenen Maktu Vekalet Ücretinin Dava Değeri ve Reddedilen Miktarı Geçmesi - Kayseri Vergi Avukatı - AYM Bireysel Başvuru Avukatı - Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Avukatı - Anayasa Mahkemesi Kararları - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti: Vekalet ücretine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin dava açmayı imkansız hale getirmedikçe ya da aşın derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkım ölçüsüz sınırladığı söylenemez. Bu bağlamda kural kapsamında TBB tarafından yayımlanan Tarifeye göre vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için maktu olarak belirlenen maktu vekalet ücretinin miktar itibarıyla ülke şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, dolayısıyla kuraldaki kamu yararının gerekleri ile kişilerin haklan arasındaki dengenin bozulmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kişilerin mahkemeye erişimlerini imkansız hale getirmediği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre, Vergi Mahkemesinin anılan değerlendirmesinde de hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu durumda, Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir.

(2709 s. K. m. 2, 13, 35, 36) (2577 s. K. m. 20/A, 20/B, 51) (1136 s. K. m. 164, 168, 188) (6100 s. K. m. 323, 326, 330) (ANY. MAH. 03.06.2025 T. 2024/192 E. 2025/126 K.) (ANY. MAH. 04.05.2017 T. 2015/41 E. 2017/98 K.) (ANY. MAH. 10.11.2022 T. 2016/14586 E.) (ANY. MAH. 23.01.2024 T. 2021/58 E. 2024/14 K.)

Danıştay 9. Daire – Kanun Yararına Bozma Kararı

Esas No: 2025/5438 Karar No: 2026/315 Karar Tarihi: 29.01.2026

İstemin Özeti

Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K;2024/180 sayılı kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.

Yargılama Süreci
Dava Konusu İstem

Davacı adına tahakkuk ettirilen 174,00 TL değerli kağıt bedelinin kaldırılması ve tahsil edilen tutarın iadesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Kanun Yararına Temyiz Edilen Kararın Özeti

Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararıyla; davacıdan fazladan tahsil edilen değerli kağıt bedeli bulunmadığı ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği; karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 2. fıkrasında, konusu para ile değerlendirilebilen davalarda hükmedilen vekalet ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinin belirtildiği, davanın değerinin 174,00 TL olduğu, bu değeri aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00 TL) vekalet ücretine hükmedilmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulacağı, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmayacağı, davacıya şahsi olarak aşırı külfet yükleneceği, ayrıca davacının hak arama hürriyeti ile mahkemeye erişim hakkının da ihlal edileceği anlaşıldığından, davacı aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinin davanın değerini aşamayacağı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine, 174,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine kesin olarak karar verilmiştir.

Danıştay Başsavcılığı tarafından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesi hükmü uyarınca, Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Başsavcısının Düşüncesi

Trabzon 3. Noterliğinin 17/01/2024 tarihli ve 1140 yevmiye numaralı işlemi ile düzenlenen vekaletnamenin noterlikte saklanan örneği için tahakkuk ettirilerek tahsil edilen değerli kağıt bedelinin iptali ve iadesi istemiyle açılan davanın reddine dair Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarihli ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararının vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrası yönünden kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını bilgilendiren dilekçeniz üzerine konu incelendi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik “Kanun Yararına Temyiz” başlıklı 51. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“1. idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

3. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.”

Kanuni süre geçtikten sonra kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine süre aşımı yönünden başvurunun reddedilmesi veya herhangi bir usuli sebeple kanun yolu incelemesine tabi tutulmadan kararın kesinleşmesi hallerinde kanun yolu incelemesi yapılmış olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz edilebilir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 20/A ve 20/B maddeleri uyarınca ivedi yargılama usulü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna başvurmadan temyiz edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşenlerin kanun yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt bulunmamaktadır.

Bu itibarla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesine göre kanun yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları kapalı olduğu için kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yollan açık olduğu halde taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür.

“Kanun yararına bozma üzerine, kararı veren mahkemece davaya yeniden bakılmaz, Mahkemenin bozmaya uygun yeni bir karar vermesi gerekmez. Çünkü kanun yararına bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan hükmün hukuki sonuçlarını ve dolayısıyla tarafların hukuki durumunu etkileyen bir sonucu yoktur. Bozmanın amacı, benzeri davalarda mahkemelerin aynı hukuki yanlışlığı yapmalarını önlemek ve usul ve esasa ilişkin hukuk kurallarının belli bir doğrultuda uygulanmasını sağlamaktan ibarettir. Bu nedenle, kanun yararına bozulmuş da olsa, kesinleşmiş karar hükmünü yürütecektir. Kanun yararına bozma kararının Resmi Gazetede yayımlanması ile, uygulanan hukuk kuralının Ülkenin her yanında aynı şekilde anlaşılmasını sağlama amacı güdülmüştür.” (YENİCE Kazım, ESİN Yüksel, Açıklamalı İçtihattı Notlu İdari Yargılama Usulü, 1983, s. 735, 736)

1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz Önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.

Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.”

1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun verdiği bu yetki kapsamında 2024 yılında uygulanacak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 21/09/2023 tarihli ve 32316 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Tarifenin 13. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan düzenlemeye göre ise;

“(1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 nci maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.

(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.”

Olayda Vergi Mahkemesince; Trabzon 3. Noterliğinin 17/01/2024 tarihli ve 1140 yevmiye numaralı işlemi ile düzenlenen vekaletnamenin noterlikte saklanan örneği için tahakkuk ettirilerek tahsil edilen değerli kağıt bedelinin iptali ve iadesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmiş, vekalet ücretine ilişkin olarak da Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca konusu para ile değerlendirilebilen davalarda hükmedilen vekalet ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği, davanın değerinin 174,00-TL olduğu, davanın değerini aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00-TL) avukatlık ücretine hükmedilmesi halinde davacıya şahsi olarak aşırı bir külfet yükleneceği, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile kamu yararı ve davacının mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulacağı, müdahalenin ölçülü olmayacağı, ayrıca hak arama hürriyetine ve mahkemeye erişim hakkına aykırı olacağı gerekçesiyle davacı aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinin davanın değerini aşamayacağı sonucuna varılarak 174,00-TL vekalet ücretine hükmedilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, 326. maddesinde kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması durumunda mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı, 330. maddesinde ise vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin taraf lehine hükmedileceği öngörülmüştür.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 168. maddesinin ikinci fıkrasında genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan her türlü davaların konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse dahi hükmün verildiği tarihte yürürlükteki Tarifede öngörülen maktu ücrete göre avukatlık ücretinin belirleneceği öngörülmüştür.

Yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine ilişkin temel düzenlemelerin kanunlarla yapılması ve buna göre her yıl uygulanacak vekalet ücretlerinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile belirlenmesi Anayasamıza egemen olan pek çok ilkenin bir yansımasıdır. Tüm vatandaşların haklarında tesis edilen işlemlere ilişkin olarak mahkemelerde dava açabilmesi hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri olup, bu hakkın etkili bir şekilde kullanılabilmesi noktasında avukatlardan yardım alınması da çoğu zaman bir gerekliliktir. Bu hakkın kullanılması sırasında avukatlardan alınacak hukuki yardım nedeniyle davanın taraflarının dava açmadan önce; yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinin miktarını, hangi taraftan tahsil edileceğini önceden öngörebilmeleri ve buna ilişkin şartların açıkça, taraflar arasında ayrım yapılmaksızın ve objektif olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Tarafların, dava açmadan davanın kaybedilmesi durumunda ne kadar vekalet ücreti ödeyeceklerini bilerek ona göre dava açmaları aynı zamanda hukuki güvenlik ilkesinin de bir sonucudur.

Vekalet ücretlerinin önceden öngörülebilir, taraflar arasında eşit uygulanmasına ilişkin bu temel yaklaşımın yanı sıra 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 168. maddesinin ikinci fıkrasında kanun koyucu özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre vergi davaları ya da idari davalar gibi devletin tek taraflı olarak yaptığı yüksek miktardaki vergilendirme veya parasal nitelikteki cezai işlemlerine karşı açılan davalarda vekalet ücretinin dava konusu değere göre belirlenmesi durumunda ilgili taraf lehine veya aleyhine yüksek oranlarda yargılama giderine hükmedilmesi mümkün olabileceğinden, kanun koyucu söz konusu davaların bu niteliğini de dikkate alarak tarafların yüksek miktarlarda vekalet ücreti tehdidi altında kalmalarını önlemek amacıyla dava değerinden bağımsız olarak vekalet ücretini maktu olarak belirleme yoluna gitmiştir. Bu düzenleme ile aynı zamanda gereksiz dava açılması, mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesi de önlenmeye çalışılmıştır.

Dava değerinin düşük olduğu vergi davalarında davacılar aleyhine karar verilmesi durumunda, aleyhine karar verilen tarafın ödeyeceği vekalet ücretinin Tarifede belirlendiği üzere maktu miktarda olması nedeniyle ilgili tarafa dava değerine göre daha fazla vekalet ücreti ödemesi söz konusu olmakla birlikte yukarıda da değinildiği gibi maktu vekalet ücretinin kanunda açıkça düzenlenmesi, ilgililer açısından belirli ve öngörülebilir olması, taraflar arasında eşit bir şekilde uygulanması karşısında bu durum “Mahkemelere Erişim Hakkını” ihlal etmemektedir.

Bu itibarla, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 168. maddesinin ikinci fıkrasında vergi davalarında yargılama gideri olan avukatlık ücretinin dava değerinden bağımsız olarak maktu olarak düzenlenmesi nedeniyle Vergi Mahkemesince Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınmak suretiyle verilen kararda, vekalet ücreti yönünden hukuka uygunluk görülmemiştir.

Nitekim, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 02/05/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 81. maddesiyle değiştirilen 168. maddesinin ikinci fıkrasına 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle eklenen ikinci cümlede yer alan “…avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” ibaresinin Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 03/06/2025 tarihli ve E;2024/192, K:2025/126 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Açıklanan nedenlerle; Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarihli ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararı niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiğinden, kanun yararına temyizen incelenerek bozulması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51’inci maddesi uyarınca talep olunur.

Danıştay Tetkik Hakiminin Düşüncesi

Kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Türk Milleti Adına

Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İnceleme ve Gerekçe
Maddi Olay

Davacı adına tahakkuk ettirilen 174,00 TL değerli kağıt bedelinin kaldırılması ve tahsil edilen tutarın iadesi istemiyle açılan davanın reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının temyizen incelenerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.

İlgili Mevzuat

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesinin, 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, 2. fıkrasında, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı, 3. fıkrasında, bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmi Gazete’de yayımlanacağı belirtilmiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinin 1. fıkrasında “Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanun’un “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır. Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.”

Kanun yararına bozulması istenilen Vergi Mahkemesi kararının verildiği tarihte yürürlükte olan ve 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücretinin, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceği, 2. fıkrasında ise, ancak, hükmedilen ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği belirtilmiştir.

Anılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısmının,

Yargı Yerlerinde, İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olsa veya Para ile Değerlendirilebilse Bile Maktu Ücrete Bağlı Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret” başlıklı Birinci Bölümünde,

“… 4. Vergi Mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için

a) Duruşmasız ise 10.500,00 TL

b) Duruşmalı ise 20.900,00 TL …”

Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olmayan veya Para ile Değerlendirilemeyen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret” başlıklı İkinci Bölümünde,

“…16. İdare ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için

a) Duruşmasız ise 10.500,00 TL

b) Duruşmalı ise 20.900,00 T

… 20. Danıştayda ilk derecede görülen davalar için

a) Duruşmasız ise 17.100,00 TL

b) Duruşmalı ise 34.200,00 TL …”

Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Para ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret” başlıklı Üçüncü Bölümünde,

“1. İlk 200.000,00 TL için %16

2. Sonra gelen 200.000,00 TL- için %15 …

9.5.600.000,00 TL’den yukarısı için %1…”

hükümlerine yer verilmiştir.

Hukuki Değerlendirme

1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun yukarıda yer verilen hükümlerine göre, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, Baro Yönetim Kurullarının teklifleri de dikkate alınarak, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari sınırlarını gösteren bir tarife hazırlanacağı, hazırlanacak tarifede, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun‘un uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücretinin maktu olarak belirleneceği, konusu para olsun ya da olmasın (davanın miktarına bakılmaksızın) anılan Kanun hükmünde yer verilen vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin açılan davalar sonucunda haksız çıkan tarafın aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Anılan hükümler uyarınca hazırlanan ve kanun yararına bozulması istenilen Vergi Mahkemesi kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısmının Birinci Bölümünde de, vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler, konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse bile maktu avukatlık ücreti ödenecek dava ve işler arasında sayılarak, Tarife’nin İkinci Kısmının, konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki yardımlara ödenecek nispi avukatlık ücretinin düzenlendiği Üçüncü Bölümünün kapsamı dışında tutulmuştur.

Vergi Mahkemesince, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 2. fıkrasında, konusu para ile değerlendirilebilen davalarda hükmedilen avukatlık ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinin belirtildiği, davanın değerinin 174,00 TL olduğu, bu değeri aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00 TL) avukatlık ücretine hükmedilmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulacağı, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmayacağı, davacıya şahsi olarak aşırı külfet yükleneceği, ayrıca davacının hak arama hürriyeti ile mahkemeye erişim hakkının da ihlal edileceği anlaşıldığından, davacı aleyhine hükmedilecek avukatlık ücretinin davanın değerini aşamayacağı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle 174,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiş ise de, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile anılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin yukarıda değerlendirilen hükümleri uyarınca konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse bile vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için maktu avukatlık ücreti ödeneceği dikkate alındığında, bakılan davada haksız çıkan davacı aleyhine dava değerini aşmayacak şekilde 174,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.

Vergi Mahkemesince, dava değerini olan 174,00 TL’yi aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00 TL) avukatlık ücretine hükmedilmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulacağı, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmayacağı, davacıya şahsi olarak aşırı külfet yükleneceği, ayrıca davacının hak arama hürriyeti ile mahkemeye erişim hakkına da aykırı olacağı değerlendirilmiş ise de, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 168. maddesinin 2. fıkrasında geçen “… avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” ibaresinin, konusu para olan ya da parayla ölçülebilen davalarda dava değerinin düşük olduğu durumlarda dava değerine göre fahiş miktarlarda avukatlık ücretine hükmedilmesinin yargı yoluna başvurma konusunda caydırıcı etkiye neden olduğu ve mülkiyet hakkını zedelediği iddialarıyla yapılan itiraz başvurusu, Anayasa Mahkemesinin 03/06/2025 tarih ve E;2024/192, K:2025/126 sayılı kararıyla, kuralın, Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesine aykırı olmadığı, “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesiyle ise ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Anayasa Mahkemesince, kuralın, dava değerinin düşük veya yüksek olması, davada idare veya devlet ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri lehine veya aleyhine karar verilmesi bakımından farklı sonuçlar doğurduğu belirtilerek, bu yönlerden ayrı ayrı incelendiği kararda, Vergi Mahkemesi kararına konu uyuşmazlıkta olduğu gibi, dava değerinin düşük olduğu vergi davalarında gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri aleyhine karar verilmesi durumu yönünden yapılan incelemede şu gerekçeye yer verilmiştir:

19. Öncelikle dava değerinin düşük olduğu vergi davalarında gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri aleyhine karar verilmesi durumunda, aleyhine karar verilen tarafın ödeyeceği vekalet ücreti Tarifede belirlenen maktu miktarda olacağından ilgili taraf dava değerine göre daha fazla vekalet ücretinden sorumlu olacaktır. Vergi davasında aleyhine karar verilen tarafın maktu vekalet ücretinden sorumlu olmasını öngören kural bu yönüyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.

20. Anayasalın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksam yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

21. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmaları gerekir.

22. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

23. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ya da farklı bir kanunda genel olarak maktu ya da nispi tarifenin uygulanacağı davalara ilişkin bir düzenleme öngörülmemekle birlikte bu hususta TBB’ye Tarifeyle düzenleme yapma yetkisi tanınmıştır. Bununla birlikte kuralda vergi mahkemelerinde görülen davalarda avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği açık bir şekilde öngörülmüştür. Anılan Kanun’un 168. maddesinde ise avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarifenin esas alınacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla maktu vekalet ücretinin her sene TBB tarafından yayımlanan Tarifede belirleneceği gözetildiğinde kuralın kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

24. Adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74).

25. Vergi davalarında idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin gereksiz davaların açılmasının önlenmesi, mahkemelere yapılacak başvurularda abartılı, zorlama, kötü niyetli veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilerek yargılama faaliyetinin etkin ve süratli bir şekilde sonlandırılmasına katkı sağlayacağı açıktır. Bu yönüyle kuralın meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.

26. Kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

27. Bu bağlamda gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi aleyhine karar verildiğinde kişinin katlanacağı vekalet ücretinin maktu olacağını öngören kuralın gereksiz dava açılmasının ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi amacına ulaşmak bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

28. Yargılama giderlerinden biri olan vekalet ücretinin miktarı kişilerin yargı yoluna başvurma konusundaki tavrını etkileyebilir. Bu nedenle vekalet ücretinin belirli bir düzeyin üzerinde olmasının yargılama sonunda haksız çıkma ihtimali yüksek olan kişilerin bu yola başvurması konusunda daha ihtiyatlı davranmasını sağlayacağı söylenebilir. Bu bağlamda kuralla, dava değerine bakılmaksızın davanın reddedilmesi halinde gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin katlanacağı vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesinin mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi ile uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesinin sağlanması amacına ulaşmak bakımından gerekli olmadığı söylenemez.

29. Davaların niteliği dikkate alınarak vekalet ücretinin kapsam ve sınırlarının belirlenmesinde anayasal ilkelere bağlı kalmak kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri önlemek amacıyla, öngörülen vekalet ücretinin haksızlığı tespit edilen taraf aleyhine -dava değeri dikkate alınmaksızın- hükmedilirken miktar itibarıyla tarafların mahkemeye erişimini imkansız hale getirmemesi ya da ciddi ölçüde zorlaştırmaması gerekir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamada amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında sağlanması gereken adil dengeye dikkat edilmelidir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 40).

30. Kural kapsamında tarafların lehine ya da aleyhine karar verilmesi halinde hükmedilecek vekalet ücreti için öngörülen maktu vekalet ücreti her yıl TBB tarafından yayımlanan Tarifede belli değerlerde belirlenmektedir. Vekalet ücretine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin dava açmayı imkansız hale getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz sınırladığı söylenemez. Bu bağlamda kural kapsamında TBB tarafından yayımlanan Tarifeye göre vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için maktu olarak belirlenen maktu vekalet ücretinin miktar itibarıyla ülke şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, dolayısıyla kuraldaki kamu yararının gerekleri ile kişilerin hakları arasındaki dengenin bozulmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kişilerin mahkemeye erişimlerini imkansız hale getirmediği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

Buna göre, Vergi Mahkemesinin anılan değerlendirmesinde de hukuki isabet bulunmamaktadır.

Bu durumda, Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Karar Sonucu

Açıklanan nedenlerle;

1. Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne,

2. Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,

3. Kararın birer örneğinin taraflara ve Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına, 29/01/2026 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti: AAÜT'de Belirlenen Maktu Vekalet Ücretinin Dava Değeri ve Reddedilen Miktarı Geçmesi

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas Sayısı: 2024/192 Karar Sayısı: 2025/126 Karar Tarihi: 3/6/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 11/8/2025 – 32983

İtiraz Yoluna Başvuran: Sakarya Vergi Mahkemesi

İtirazın Konusu: 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 81. maddesiyle değiştirilen 168. maddesinin ikinci fıkrasına 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle eklenen ikinci cümlede yer alan “avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” ibaresinin Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

Olay: Vergi borcu nedeniyle düzenlenen ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İptali İstenen Kanun Hükmü

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 168. maddesi şöyledir:

 “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması

Madde 168 – (Değişik: 2/5/2001 – 4667/81 md.)

Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.

Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.

II. İlk İnceleme

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. Esasın İncelenmesi

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

3. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun 164. maddesinin birinci fıkrasında avukatlık ücretinin avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblâğ veya değeri ifade ettiği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında avukat ile müvekkil arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan avukatlık ücretiyle ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.

4. Söz konusu Kanun’un 168. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında baro yönetim kurullarının, her yıl Eylül ayı içinde hazırlayarak gönderdikleri Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (Tarife) Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca, o yılın Ekim ayı sonuna kadar düzenlenerek Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderileceği, Tarifenin Bakanlıkça onaylanması ya da Bakanlığın geri göndermesi üzerine TBB Yönetim Kurulunun üçte iki çoğunlukla aynen kabul etmesi hâlinde onaylanmış sayılacağı, sonucun Bakanlığa bildirileceği ve Bakanlığın Tarifeye karşı dava açabileceği hükme bağlanmıştır.

5. Tarifede genel olarak vekâlet ücreti, konusu para olmayan ve parayla ölçülemeyen davalarda maktu, konusu para olan veya parayla ölçülebilen davalarda ise dava değerine göre nispi olarak belirlenmektedir. Bazı durumlarda ise konusu para olan veya parayla değerlendirilebilen davalarda dahi maktu tarifenin uygulanması öngörülmektedir. Kanunlarda bazı istisnalar haricinde hangi davalarda nispi, hangilerinde maktu ücret alınacağına ilişkin olarak bir hüküm bulunmamakta olup bu husus TBB’nin takdirine bırakılmıştır.

6. Kanun’un 168. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde vergi davalarında hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak özel bir düzenleme bulunmaktadır. Buna göre genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarıyla tarifelere ilişkin davalar ve 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun‘un uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenecektir. Anılan cümlede yer alan “avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.

7. 3/10/2024 tarihli ve 32681 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarifenin ikinci kısmının birinci bölümünde yer alan konusu para olsa veya parayla değerlendirilebilse dahi maktu ücrete bağlı hukuki yardımlarda ödenecek vekâlet ücreti vergi mahkemelerinde takip edilen ve duruşmasız olan dava ve işlerde 18.000 TL, duruşmalılarda 36.000 TL, ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan konusu para olmayan veya parayla değerlendirilemeyen hukuki yardımlara ödenecek vekâlet ücreti ise duruşmasız dava ve işlerde 18.000 TL, duruşmalılarda 36.000 TL olarak belirlenmiştir.

8. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 31. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yargılama giderleriyle ilgili olarak anılan Kanun’da hüküm bulunmayan hâllerde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hükümlerinin uygulanacağı, (2) numaralı fıkrasında ise 2577 sayılı Kanun ve (1) numaralı fıkra uyarınca 6100 sayılı Kanun’a atıfta bulunulan hâller saklı kalmak üzere vergi uyuşmazlıklarının çözümünde 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

9. 6100 sayılı Kanun’un 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması durumunda mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı belirtilmiştir. Kanun’un 330. maddesinde ise vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği öngörülmüştür.

10. Bu itibarla kural kapsamında genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun‘un uygulanmasından doğan her türlü davaların konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse dahi hükmün verildiği tarihte yürürlükteki Tarifede öngörülen maktu ücrete göre avukatlık ücretinin belirleneceği anlaşılmaktadır.

B. İtirazın Gerekçesi

11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurala göre konusu para olan ya da parayla ölçülebilen davalarda dava değerinin düşük olduğu durumlarda dava değerine göre fahiş miktarlarda avukatlık ücretine hükmedilmesinin yargı yoluna başvurma konusunda caydırıcı etkiye neden olduğu, anılan dava türleri bakımından kural nedeniyle Tarifenin 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “Ancak, hükmedilen ücret maktu vekalet ücretini geçmemek kaydı ile kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” hükmüne benzer bir düzenleme yapılmasına da imkân tanınmadığı, kuralda eksik düzenlemenin bulunduğu, ayrıca dava değerinden daha fazla miktarda avukatlık ücretine hükmolunmasının mülkiyet hakkını zedelediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

.12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

13. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 9).

14. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 10; E.2021/37, K.2021/63, 22/9/2021, § 17).

15. Dava hakkının etkili bir şekilde kullanılabilmesi yargılama süreçlerinde kişilere, avukat yardımından faydalanmaları hususunda gerekli imkânların sağlanmasıyla mümkündür. Yargılama gideri olan vekâlet ücretinin miktarının, hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.

16. Bu itibarla dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine hükmedileceği belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar [1. B.], B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38; Mehmet Okutan ve Mustafa Okutan [2. B.], B. No: 2018/293, 18/5/2021, § 43). Taraflar aleyhine vekâlet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesini ve tarafların yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin karşı tarafa yükletilmesi talebinin reddini öngören düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlayabilir (Hilmi Kocabey ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 98).

17. İtiraz konusu kuralla genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarıyla tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun‘un uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği hükme bağlanmaktadır. Bir diğer ifadeyle genellikle davalının idare veya devlet olduğu vergi davalarında dava değerine bakılmaksızın yargı mercilerince davayı kaybeden tarafa yükletilecek avukatlık ücreti maktu olarak belirlenmektedir.

18. Bu bağlamda kural dava değerinin düşük veya yüksek olması, davada idare veya devlet ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri lehine veya aleyhine karar verilmesi bakımından farklı sonuçlar doğurduğundan kuralın bu yönlerden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

19. Öncelikle dava değerinin düşük olduğu vergi davalarında gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri aleyhine karar verilmesi durumunda, aleyhine karar verilen tarafın ödeyeceği vekâlet ücreti Tarifede belirlenen maktu miktarda olacağından ilgili taraf dava değerine göre daha fazla vekâlet ücretinden sorumlu olacaktır. Vergi davasında aleyhine karar verilen tarafın maktu vekâlet ücretinden sorumlu olmasını öngören kural bu yönüyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.

20. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

21. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmaları gerekir.

22. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

23. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ya da farklı bir kanunda genel olarak maktu ya da nispi tarifenin uygulanacağı davalara ilişkin bir düzenleme öngörülmemekle birlikte bu hususta TBB’ye Tarifeyle düzenleme yapma yetkisi tanınmıştır. Bununla birlikte kuralda vergi mahkemelerinde görülen davalarda avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği açık bir şekilde öngörülmüştür. Anılan Kanun’un 168. maddesinde ise avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarifenin esas alınacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla maktu vekâlet ücretinin her sene TBB tarafından yayımlanan Tarifede belirleneceği gözetildiğinde kuralın kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

24. Adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74).

25. Vergi davalarında idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gereksiz davaların açılmasının önlenmesi, mahkemelere yapılacak başvurularda abartılı, zorlama, kötü niyetli veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilerek yargılama faaliyetinin etkin ve süratli bir şekilde sonlandırılmasına katkı sağlayacağı açıktır. Bu yönüyle kuralın meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.

26. Kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

27. Bu bağlamda gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi aleyhine karar verildiğinde kişinin katlanacağı vekâlet ücretinin maktu olacağını öngören kuralın gereksiz dava açılmasının ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi amacına ulaşmak bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

28. Yargılama giderlerinden biri olan vekâlet ücretinin miktarı kişilerin yargı yoluna başvurma konusundaki tavrını etkileyebilir. Bu nedenle vekâlet ücretinin belirli bir düzeyin üzerinde olmasının yargılama sonunda haksız çıkma ihtimali yüksek olan kişilerin bu yola başvurması konusunda daha ihtiyatlı davranmasını sağlayacağı söylenebilir. Bu bağlamda kuralla, dava değerine bakılmaksızın davanın reddedilmesi hâlinde gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin katlanacağı vekâlet ücretinin maktu olarak belirlenmesinin mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi ile uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesinin sağlanması amacına ulaşmak bakımından gerekli olmadığı söylenemez.

29. Davaların niteliği dikkate alınarak vekâlet ücretinin kapsam ve sınırlarının belirlenmesinde anayasal ilkelere bağlı kalmak kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri önlemek amacıyla, öngörülen vekâlet ücretinin haksızlığı tespit edilen taraf aleyhine -dava değeri dikkate alınmaksızın- hükmedilirken miktar itibarıyla tarafların mahkemeye erişimini imkânsız hâle getirmemesi ya da ciddi ölçüde zorlaştırmaması gerekir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamada amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında sağlanması gereken adil dengeye dikkat edilmelidir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 40).

30. Kural kapsamında tarafların lehine ya da aleyhine karar verilmesi hâlinde hükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülen maktu vekâlet ücreti her yıl TBB tarafından yayımlanan Tarifede belli değerlerde belirlenmektedir. Vekâlet ücretine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz sınırladığı söylenemez. Bu bağlamda kural kapsamında TBB tarafından yayımlanan Tarifeye göre vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için maktu olarak belirlenen maktu vekâlet ücretinin miktar itibarıyla ülke şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, dolayısıyla kuraldaki kamu yararının gerekleri ile kişilerin hakları arasındaki dengenin bozulmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kişilerin mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirmediği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

31. Diğer yandan kural dava değeri düşük olan yargılamalarda idare aleyhine karar verilmesi yönünden incelendiğinde; vergi davalarında dava değeri dikkate alınmadan davacı veya davalı gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi dava değerinin düşük olduğu uyuşmazlıklarda idare veya devletin daha fazla vekâlet ücretinden sorumlu olması sonucunu doğurmaktadır.

32. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

33. Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre yargılama usulüne ilişkin kuralların belirlenmesi ve bu konuda ihtiyaç duyulan düzenlemelerin yapılması, bu kapsamda tarafların yaptığı hangi tür giderlerin yargılama gideri olarak kabul edileceği ile yargılama gideri adı altında hükmedilecek vekâlet ücretinin hangi ölçütlere göre tespit edileceğinin belirlenmesi anayasal ilke ve sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir.

34. Kanun koyucu takdir yetkisi kapsamında anılan düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke gereğince bir kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin bulunması zorunludur (AYM, E.2021/18, K.2022/97, 8/9/2022, § 20).

.35. Kuralla vergi davalarında idare aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin Tarifede yazılı maktu ücrete göre belirlenmesi öngörülmek suretiyle gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisinin avukat yardımından faydalanması sağlanarak hak ve menfaatlerinin etkili bir şekilde korunması amaçlanmaktadır. Bu itibarla kuralın meşru bir amaç taşımadığı söylenemez.

36. Kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Davada haksız çıkan tarafa yükletilecek vekâlet ücreti bakımından maktu ücret öngörülmesinin objektif ve kabul edilebilir nedenlerinin bulunduğu gözetildiğinde kuralla ulaşılmak istenen amaç bakımından kuralın elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

37. Öte yandan kuralla ulaşılmak istenen amaç ile kişilere yüklenen külfet arasında makul bir dengenin de bulunması zorunludur. Hukuk devletinde, bir kimsenin, başka bir kişinin hukuka aykırı işlem ve eylemi nedeniyle uğradığı zararı o kişiden tazmin etmesini sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulması gerekir. Haksız yere dava açan veya dava açılmasına sebebiyet veren kişinin karşı tarafın yaptığı masraflardan sorumlu tutulması suretiyle mali bir külfete katlanması, yargılama masraflarının bu kişi üzerinde bırakılmasını gerektirmektedir. Başka bir ifadeyle yargılama giderinin haksız çıkan taraftan tahsil edilmesi, davada haklı çıkan tarafın o dava nedeniyle uğradığı zararın ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

38. Haklı çıkan tarafın zararının giderilmesine yönelik söz konusu amacın kişiye etkili yargısal koruma sağlanması açısından da önemli olduğu açıktır. Yargılama sonunda haklılığı tespit edilerek davayı kazanan tarafın hukuki yardım karşılığında katlandığı masraflardan biri olan vekâlet ücretinin -objektif ve makul bir ölçü esas alınarak belirlenen tutarının- aleyhine karar verilen ve hukuken korunmayacak şekilde dava açılmasına sebebiyet veren idare tarafından karşılanması doğaldır.

39. Dava değerinden bağımsız olarak yargı mercilerince davalı idare veya devlet aleyhine yükletilecek vekâlet ücretiyle ilgili olarak Tarifede öngörülen maktu ücretin makul ve kabul edilebilir bir düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralda Tarifedeki maktu ücrete göre belirlenen vekâlet ücretiyle kamu yararını sağlama amacı arasında makul dengenin kurulmadığı söylenemez.

40. Buna karşılık kural dava değerinin yüksek olduğu yargılamalarda gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri lehine karar verilmesi yönünden incelendiğinde vekâlet ücretinin oransal hesaplama (nispi vekâlet ücreti) yerine Tarifede önceden belirlenmiş maktu ücrete hükmedilmesi, gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi lehine daha az vekâlet ücretinin takdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.

41. Kuralın dava değerinin düşük olduğu yargılamalarda idare veya devlet aleyhine karar verilmesi yönünden incelendiği kısımda Anayasa’nın 2. maddesi çerçevesinde meşru amaç, elverişlilik ve gereklilik ilkeleri kapsamında belirtilen gerekçeler burada da geçerlidir.

42. Dava değerinden bağımsız olarak açılan her davanın tarafları açısından belirli ölçülerde ortalama bir maliyeti bulunmaktadır. Bunun yanı sıra konusu para veya parayla değerlendirilebilse bile uyuşmazlığın niteliği gereği bazı davalarda yargılama giderlerine hükmedilirken dava değerinden bağımsız değerlendirme yapılması gerekebilir. Örneğin itiraz konusu kuralda olduğu gibi vergi ya da idari davalar gibi devletin tek taraflı olarak yaptığı yüksek miktardaki vergilendirme veya parasal nitelikteki cezai işlemlerine karşı açılan davalar ile ortaklığın giderilmesi, ihtiyati haciz ya da tüketici mahkemelerinde görülen belirli davalarda dava değeri dikkate alındığında ilgili taraf lehine veya aleyhine yüksek oranlarda yargılama giderine hükmedilebileceği açıktır. Kanun koyucunun söz konusu davaların bu niteliğini de dikkate alarak tarafların yüksek miktarlarda vekâlet ücreti tehdidi altında kalmalarını önlemek amacıyla dava değerinden bağımsız olarak bu konularda belli sınırlar öngörmesi doğal karşılanabilir.

43. Özellikle davanın nitelik itibarıyla karmaşık ve çözümünün zor olması hâlinde vekilin harcayacağı emek ve mesainin fazla olacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla tarafların katlanacağı bu külfetin avukatın hukuki yardımından etkili ve güvenceli bir şekilde yararlanması, bu suretle etkili yargısal koruma sağlanması amacını zedelememesi ya da ortadan kaldırmaması gerekir.

44. Tarifenin 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında Tarifede belirlenen miktarlar altında vekâlet ücretinin kararlaştırılamayacağı, Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi vekâlet ücretlerinin Tarifede belirlenen değerler üzerinden kararlaştırılmış olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla tarafın avukatıyla yapacağı vekâlet sözleşmesinde Tarifede belirlenen maktu vekâlet ücreti veya daha fazlasının kararlaştırılması mümkündür. Bu bağlamda dava sonucunda taraf lehine Tarifede belirlenen maktu ücret verilmesinin öngörülmesinin ilgili tarafın vekâlet sözleşmesi nedeniyle uğradığı zarardan daha azına hükmedilmesi sonucunu doğurabileceği açıktır.

45. Bununla birlikte dava sonucunda haklı çıkan gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi ile avukatı arasında düzenlenen avukatlık sözleşmelerinde avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi gibi ölçütlerle ücret belirlenebileceği, bu ücretin nesnel ve denetlenebilir bir ölçütünün bulunmadığı kuşkusuzdur. Bu nedenle aynı mahiyette olsa dahi davada haklı çıkan taraf ile vekili arasında düzenlenen avukatlık sözleşmelerinin her birinde ücret farklı miktarlarda belirlenebilir. Dolayısıyla dava sonucunda hükmedilecek vekâlet ücretinin tespitinde avukatlık sözleşmelerinde belirlenen tutarın esas alınmasının farklı ve haksız uygulamalara yol açabileceği açıktır. Bu durum, konusu ve sebebi birbiriyle tamamen aynı olan davalarda farklı vekâlet ücretlerine hükmedilmesine, davada haksız çıkan bazı kişilerin benzer durumdaki diğer kişilere nazaran yüksek miktarlarda vekâlet ücreti verilmesine neden olabilir.

46. Davada haklı çıkan tarafın avukata ücret ödemesinden kaynaklanan zararının giderilmesi amacıyla davanın değerinden bağımsız olarak objektif ve kabul edilebilir miktarda maktu vekâlet ücreti belirlenmesi mümkündür. Bu itibarla vergi davalarının niteliği dikkate alınarak kural kapsamında yargı mercilerince taraf lehine verilecek vekâlet ücretinin maktu olarak öngörülmesinin makul olduğu söylenebilir.

47. Bu itibarla kuralla vergi davalarında dava değerinden bağımsız olarak yargılama gideri olan avukatlık ücretinin maktu olarak öngörülmesi suretiyle gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisinin dava açmakla karşılaşacağı külfetin öngörülebilir kılınmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında vergi davalarında davanın konusundan ve değerinden bağımsız olarak dava sonucunda hükmedilecek vekâlet ücretinin maktu olarak belirlenmesinin kuralla ulaşılmak istenen amaç bakımından ölçülü olmadığı söylenemez.

48. Bunun yanında kural dava değerinin yüksek olduğu yargılamalarda idare lehine karar verilmesi yönünden incelendiğinde tarafların gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olduğu ya da bir tarafı idare olan vergi davalarında lehine karar verilen idare için hükmedilecek vekâlet ücretinin oransal hesaplama (nispi vekâlet ücreti) yerine Tarifede önceden belirlenmiş maktu ücrete hükmedilmesi, idare lehine daha az vekâlet ücretinin takdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.

49. Kuralın dava değerinin düşük olduğu yargılamalarda idare veya devlet aleyhine karar verilmesi yönünden incelendiği kısımda Anayasa’nın 2. maddesi çerçevesinde meşru amaç ile ölçülülük ilkeleri kapsamında belirtilen gerekçeler burada da geçerlidir.

50. Bu itibarla dava değerinden bağımsız olarak vergi davalarında idare lehine veya aleyhine hükmolunacak vekâlet ücretiyle ilgili olarak Tarifede öngörülen miktarın kabul edilebilir bir düzeyde olduğu gözetildiğinde kuralla korunmak istenen hukuki değerler ve kamu yararını sağlama amacı arasında makul dengenin kurulduğu, bu yönüyle kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmadığı gibi kuralla vergi davalarında taraf olan gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerin mahkemeye erişim haklarına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği söylenemez.

51. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.

Kuralın Anayasa’nın 35. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

IV. Hüküm

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 81. maddesiyle değiştirilen 168. maddesinin ikinci fıkrasına 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle eklenen ikinci cümlede yer alan “…avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Kenan YAŞAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 3/6/2025 tarihinde karar verildi.

Yıllık Tecrübe
0 +
Mutlu Müvekkil
0 +
Dava Takibi
0 +
Başarı Oranı
% 0 +

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti – Kayseri Vergi Avukatı

İdare hukuku ve vergi hukukuna ilişkin dava süreçlerinde herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Danıştay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

İdare ve vergi hukuku alanında yetkin Kayseri Vergi Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; vergi zıyaı cezası, 375 sayılı KHK geçici 35. madde kapsamında kamu görevinden çıkarma, rütbenin alınması, görevden uzaklaştırma veya açığa alma işlemlerine karşı açılacak iptal davasında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Hukuk Büromuz, ayrıca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır.

Alanında yetkin Kayseri Vergi Avukatı arıyorsanız;; avukat kadromuzdan dava süreciniz, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.