Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

HAGB veya Cezanın Ertelenmesi Kararı Verilmesi

HAGB veya Cezanın Ertelenmesi Kararı Verilmesi Ceza hukukunda ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, yaptırımlar (ceza ve güvenlik tedbirleri) düzenlenmiştir. Ceza hukuku bakımından bir suçun oluşabilmesi, kanuni unsurlarının varlığına bağlıdır. Suçun işlenmesinden cezanın infaz edilmesine kadar geçen süreç, hassas bir süreçtir. Suç isnadı altında olan kişiler veya kendisine karşı bir suç işlendiğini, mağdur edildiğini düşünen kişiler ceza avukatı arayışına girmektedir. Etkili ve güçlü bir temsil açısından hakların ileri sürülmesinde, zamanın gözetilmesinde, isnatların gösterilmesinde, fiilin niteliğinin ortaya koyulmasında ceza hukuku alanında yetkin ve deneyimli bir avukattan hukuki yardım alınması hayati öneme sahiptir. Hukukta ceza sorumluluğu şahsidir ve hiç kimse, bir başkasının işlemiş olduğu fiil nedeniyle sorumlu tutulamaz. Ceza hukuku bakımından doğrudan kast ile işlenen suçun yaptırımı olası kasta göre; bilinçli taksirle işlenen suçun yaptırımı ise basit taksire göre daha ağırdır. Türk Ceza Kanunu kapsamında cezanın belirlenmesi süreci şu şekilde işlemektedir; Hakim, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek ceza yargılaması sürecine katılan taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Kayseri ceza avukatı arıyorsanız etkin bir temsil için alanında yetkin, deneyimli ve güncel mevzuat ile içtihatlara hakim bir ceza avukatından hukuki destek almanız büyük önem arz etmektedir. Ceza davalarında suçun unsur ve şartlarının, suçu oluşturan maddi ve manevi hususların, eylemler ile amacın/kastın etkin bir biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Böylelikle ceza tehdidi altında olan kişi hak etmediği hukuki yaptırımlardan kurtulabilecek veya mağdur ve müşteki, mağduriyetine sebep olan kişi veya kişilere yaptırım uygulanmasını sağlayabilecektir. HAGB veya Cezanın Ertelenmesi Kararı ve Ödenmeyen Adli Para Cezasının Hapis Cezasına Çevrilmesi Türk Ceza Kanunu’nun 52/4. maddesinde, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin mahkeme kararında belirtileceği düzenlenmiş olup adli para cezasını süresinde ödemeyen hükümlüler hakkında cezanın doğrudan doğruya hapis olarak infazı yerine öncelikle kamuya yararlı bir işte çalıştırma suretiyle infazını öngören 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesiyle değişik 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde, hükümlünün kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına ilişkin tedbirin ödenmeyen adli para cezasından çevrilerek belirlenen hapis cezası üzerinden kararlaştırılacağına yer verilmesi nedeniyle anılan düzenlemenin TCK’nın 52/4. maddesindeki hükmün uygulanma imkânını ortadan kaldırmadığı, dolayısıyla Yerel Mahkemece ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesinde bir isabetsizlik olmadığı ve buna bağlı olarak karardaki “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52/4-son maddesi uyarınca adli para cezasının ödenmeyen kısmının hapis cezasına çevrilmesine (ihtarat yapıldı).” ibaresinin çıkarılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/656 E.  2018/404 K. \”İçtihat Metni\” Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 8. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun\’a muhalefet suçundan sanık …\’ın aynı Kanun\’un 13/1 maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/2, 52/2-4-son, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin, … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2013 gün ve … sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.02.2015 tarih ve 23735-9454 sayı ile; \”Adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar mahkûmiyet niteliğinde bulunmadığından, sanık hakkında kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hususunda bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yasal ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde yasal şartların oluşmadığından bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve ertelemeye yer olmadığına karar verilmesi\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.03.2015 tarih ve 34325 sayı ile; “İtiraz Nedenleri: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/6 maddesi Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. hükmünü haizdir. Keza Türk Ceza Kanunu’nun 51/1 maddesi İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir. düzenlemesini içermektedir. Somut olayda 6136 sayılı Yasa\’nın 13/1, TCK\’nın 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılan sanık hakkında ceza tür ve miktarı itibarıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ya da hapis cezasının ertelenmesine herhangi bir objektif koşul nedeniyle engel bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden CMK’nun 231/6-b, hapis cezasının ertelenmesi yönünden TCK\’nın 51/1-b maddelerindeki düzenleme gereğince mahkemesince bir değerlendirme yapılmak ve sanık hakkında olumlu ya da olumsuz bir kanaatle söz konusu müesseselerin uygulanıp uygulanmayacağına dair bir karar verilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar veren Yerel Mahkemece sanık hakkında daha önce başka bir suçtan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair bir kararı işaretle \’sanık hakkında daha önce kasıtlı bir suç dolayısıyla hakkında hüküm kurulduğundan ve ileride tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından\’ denilerek esasen CMK’nun 231/6-b ve TCK.nun 51/1-b maddelerinde yazılı subjektif koşullar yönünden bir değerlendirme yapılmış ve olumsuz kanaatle hem hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hem de hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verilmiş olması karşısında, bu gerekçenin yasal ve yeterli olduğu\” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.05.2015 tarih ve 6391-17865 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; Yerel Mahkemece, CMK\’nın 231.

HAGB veya Cezanın Ertelenmesi Kararı Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılması Hükümlerinin Uygulanma Şartları

Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılması Hükümlerinin Uygulanması Meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bir \’hukuka uygunluk nedeni\’ olarak düzenlenen meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bununla birlikte meşru savunma haksız bir saldırı nedeniyle ve bu saldırıyı ortadan kaldırmak amacıyla yapılmalıdır. Bu sebeple, savunma, saldırıya ve saldıran kişi veya kişilere karşı yapılmalıdır. Saldırıda bulunmayan bir kişiye karşı savunmada bulunulamayacağından, meşru savunma gerçekleşmiş olmaz. Adam öldürme ve yaralama suçlarından yargılanan ve “gerçekleşmesi muhakkak bir saldırıdan kurtulmak maksadıyla ve içinde bulunduğu şokun tesiriyle, meşru savunma koşulları içerisinde ateş ettiği” şeklindeki savunmasını doğrulayamayan sanığın, gündüz vakti, yoğun yaya trafiğinin bulunduğu ortamda, çevredeki kalabalığa aldırmaksızın, tabancayla peş peşe ateş etmesi ve olayla ilgisiz ve sanığa yönelik hiçbir haksız söz ve davranışları bulunmayan kişilerin ölümüne ve yaralanmasına yol açması karşısında sanık hakkında meşru savunmada sınırın aşılması ve hata hükümlerinin uygulama imkânının bulunmadığı değerlendirilmelidir. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin etmek için gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikâyet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Kayseri Ceza Avukatı kadromuzdan olası kastla adam öldürme suçu ile ilgili dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılmasına ilişkin Emsal Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/893 Karar No: 2018/33 Kararı veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Gündüz vakti, yoğun yaya trafiğinin bulunduğu ortamda, çevredeki kalabalığa aldırmaksızın, tabancayla yaklaşık beş metre mesafeden peş peşe dokuz el ateş ederek, olayla ilgisiz ve kendisine yönelik hiçbir haksız söz ve davranışı bulunmayan iki kişinin ölümüne, iki kişinin de yaralanmasına yol açan sanık hakkında meşru savunma, sınırın aşılması ve hata hükümlerinin uygulama imkânının bulunmadığı kabul edilmelidir. İçtihat Metni Sanık …\’in, … ve …\’nu olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 81/1, 21/2, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis, …\’ı olası kastla yaralama suçundan aynı Kanunun 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 21/2, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis, …\’ü olası kastla yaralama suçundan aynı Kanunun 86/2, 86/3-e, 21/2, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.750 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına; hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri yönünden mahsuba ve hak yoksunluğuna ilişkin … 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.01.2008 gün ve … sayılı kısmen resen temyize tabi olan hükümlerin, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.04.2009 gün ve 6917-1880 sayı ile; sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına, mağdur …\’ı olası kastla yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise TCK\’nun 62. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş; sanığın mağdur …\’e yönelik olası kastla yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden ise; “…Sanığın sabıka kaydındaki cezanın silinme koşullarının oluşup oluşmadığı ve cezanın ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı hususları araştırılarak, sonucuna göre; hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 231. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması\” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan … 7. Ağır Ceza Mahkemesince 15.09.2009 gün ve … sayı ile; sanığın ilk hükümdeki gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 86/2, 86/3-e, 21/2, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.750 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.06.2010 gün ve 1334-4687 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı\’nın İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.02.2017 gün ve 399264 sayı ile; \”… İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; 1) Hükümlü … hakkında …\’yı öldürmeye teşebbüs suçundan kamu davası açılması sağlanıp bu dosyayla birleştirilerek meşru savunma koşullarının tartışılmasının ve meşru savunma koşulları oluşmuş ise …., …, … ve …\’e yönelik eylemler bakımından da bu hükümlerin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin, 2) Kabule göre de, hükümlü … hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin, belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık …\’in suç tarihinden yaklaşık dört ay önce tanık …\’ndan olayın meydana geldiği …. isimli iş yerini satın aldığı, (devirden sonra iş yerinin adı B… Gıda olarak değişmiştir.) aralarında yaptıkları anlaşma gereğince …\’nun … ve … kardeşlere olan borcunu da ….\’in devraldığı, borcun miktarı konusunda tarafların farklı beyanları olmakla birlikte, ….\’in savunmasına göre devraldığı borç miktarının 111.500 Lira olduğu, ….\’in iş yerini devraldıktan sonra bu borcun yaklaşık 75.000 Lirasını nakit olarak ödediği, bakiye borç için …ve …\’ya dosya arasında fotokopisi bulunan 26.04.2007 düzenleme tarihli, 30.07.2007 ödeme günlü, 35.000 Lira bedelli bono verdiği anlaşılmaktadır. Dosya arasındaki iddia, savunma ve delillere göre, söz konusu bononun vadesi gelmesine rağmen ödenmemesi sebebiyle …. ile …ve … arasında husumet oluştuğu, K… kardeşlerin, borcu ödemesi konusunda ….\’i sıkıştırmaya başladıkları, ….\’in çek verme teklifini kabul etmeyen …\’nın suç tarihinde saat 16.30 sıralarında üç adamıyla birlikte ….\’in iş yerine geldiği, üç adamının dışarıda beklediği, ….\’in iş yerinde olmadığını görünce çalışanlara nerede olduğunu sorduğu, çalışanların ….\’in dışarıda olduğunu söylemeleri üzerine, onu telefonla arayarak küfürler ettiği, bir süre daha iş yerinde bekledikten sonra tekrar ….\’i aradığında cevap vermemesi üzerine küfürler ve tehditler savurarak iş yerinin cam vitrinlerini kırmak, zeytinleri yere dökmek, baharat tezgâhını devirmek ve buzdolabı ile şarküteri dolabını tekmelemek suretiyle iş yerine zarar verdiği ve yarım saat sonra tekrar geleceğini, ….\’i öldüreceğini söyleyerek adamlarıyla birlikte iş yerinden ayrıldığı (… hakkında tehdit suçundan beraat kararı verilmiş ise de,

Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılması Hükümlerinin Uygulanma Şartları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bilinçli Taksirle Ölüme Neden Olma

Bilinçli Taksirle Ölüme Neden Olma Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin etmek için gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikâyet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. Türk Ceza Kanunu\’nda taksir; \”basit\” ve \”bilinçli\” taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; \”kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi\” şeklinde tanımlanmış, bilinçli taksir hâlinde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Kayseri Ceza Avukatı kadromuzdan olası kastla adam öldürme suçu ile ilgili dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Bilinçli Taksirle Ölüme Neden Olma Halinde Haksız Tahrik Uygulanabilir mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2015/695 Karar No: 2019/128 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Öldürme fiilinin taksirle de işlenebilen bir suç olması, sanığın olay tarihinde tartıştığı ölenin göğsüne vurması şeklindeki hareketinin iradi bir hareket olması, sanığın ölüm neticesini istediğine dair bir tespitin yapılamaması, sanığın hareketi ile ölüm sonucu arasında nedensellik bağının bulunması hususları ile 55 yaşında olan sanığın yaşam tecrübesi gözetilip ortak tecrübeler de dikkate alındığında; sanığın 24.08.2010 tarihli oturumda da bizzat ifade ettiği şekilde önceden tanıdığı ve kalp rahatsızlığı olduğunu bildiği 44 yaşındaki bir kişinin göğsüne vurulması neticesinde ölüm sonucunun meydana gelebileceğini öngörmesi gerektiği, bu şekilde sanığın istemediği, ancak öngördüğü ölüm sonucunun meydana gelmesine yol açan eyleminin, bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. İçtihat Metni Sanık … hakkında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/3, 86/2. maddeleri delaletiyle aynı Kanun\’un 85/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.11.2010 tarihli ve … sayılı hükmün, sanık müdafisi ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.10.2011 tarih ve 5099-6082 sayı ile; \”… A) Taraflar arasında aynı olay içinde meydana geldiği ileri sürülen yaralama, mala zarar verme, 6136 sayılı Kanun\’a aykırılık suçlarından açılan ve Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/102 esas sırasında kayıtlı bulunan dava dosyasıyla bu dava dosyasının birleştirilmesi, dosyada karar verilmiş ve kesinleşmiş ise söz konusu dosyanın Yargıtay denetimine esas olacak biçimde dosya içine konulması, kanıtların birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının saptanması gerektiğinin düşünülmemesi, B) Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 gün 2010/1-35-140 sayılı kararında da belirtildiği üzere aynı olayda yargılanan sanıklar ….., ….. ve…. arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğu anlaşıldığı hâlde, sanıkların aynı müdafiler tarafından savunmalarının yapılması suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu\’nun 38. maddelerine aykırı davranılması,\” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak dosyaların birleştirilmesiyle yapılan yargılama sonucunda dosyanın devredildiği … 1. Ağır Ceza Mahkemesince 19.02.2013 tarih ve … sayı ile; sanığın bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan TCK\’nın 22/3 ve 86/2. maddeleri delaleti ile aynı Kanun\’un 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.12.2014 tarih ve 3743-6484 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı\’nın İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.04.2015 tarih ve … sayı ile; “…Uyuşmazlığın taraflarından U… ailesi ile maktulün mensup olduğu B… ailesinin özel halk otobüsü işletmeciliği yaptıkları ve birbirlerini tanıdıkları, olay günü U… ailesine ait otobüsün …\’a ait evin kapısının önüne park edilmesi nedeniyle her iki aile üyeleri arasında tartışma ve bilahare kavga meydana geldiği, araya tanıdık kişilerin de girmesiyle sanık …\’ın meydana gelen husumeti ortadan kaldırmak maksadıyla tanık … ve … ile birlikte B… ailesine mensup kişilerin yazıhanesine gittikleri meydana gelen kavga olayını görüştükleri, bu sırada yazıhanenin dışında her iki aile mensuplarının toplanmış olduğu, dışarıda bulunan U… ailesine mensup …\’ın, B… ailesine destek amacıyla olay yerine gelen … isimli şahsa \’Sen olaya karışma\’ dediği ve Y…\’a kafa vurması üzerine, yazıhane dışında bulunan her iki aile mensupları arasında kavga meydana geldiği anlaşılmaktadır. Oluşa da uygun düşen Mahkemenin kabulüne göre, sanık … bu kavgayı yatıştırmaya çalışmış, ancak başarılı olamamış, kavga sırasında … tabanca ile yakın mesafeden ateş ederek …\’ı öldürmüş, sanık … ise yine tabanca ile …\’a ateş ederek hayati tehlike geçirecek şekilde yaralamıştır. Bunun üzerine sanık …, öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçunun sanıklarıyla aynı safta kavgaya iştirak eden …\’un göğüs bölgesine vurmak suretiyle TCK\’nın 86/2. maddesi kapsamında kalacak şekilde yaralamış, …, kendisinde var olan kronik kalp damar hastalığının yaralamanın etkisi ve olayın efor ve stresiyle aktif hâle gelmesi sonucu ölmüştür. Mahkeme, sanık …\’ın haksız tahrik altında atılı suçu işlediğini kabul etmiş, ancak olası kast hükümleriyle haksız tahrik hükümlerinin birlikte uygulanamayacağı gerekçesiyle sanık hakkında haksız tahrik hükümlerini uygulamamıştır. Oysa, sanık meydana gelen ölüm neticesi bakımından taksiri nedeniyle sorumlu tutulmakta ise de sanığın temel eyleminin kasten yaralama olduğu dikkate alınarak, yukarıda özetlenen şekilde başlayan, gelişen ve sonuçlanan olayda sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. (Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesi de sanığın TCK\’nın 86/2 ve 22/2. maddeleri yollamasıyla TCK\’nın 85/1. maddesi uyarınca cezalandırıldığı olayda sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulandığı bir hükmü bu sebeple

Bilinçli Taksirle Ölüme Neden Olma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Olası Kastla Adam Öldürme Suçu ile Kasten Öldürme Suçunun Kıstaslarına ilişkin Emsal Yargıtay Kararı

Olası Kastla Adam Öldürme Suçu ve Cezası Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin etmek için gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikâyet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. Kasten adam öldürme, Kanunda öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail, hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlediği fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail, hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Olası kastla adam öldürme suçunda, eylemin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Kayseri Ceza Avukatı kadromuzdan olası kastla adam öldürme suçu ile ilgili dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Öldürme Suçunda Doğrudan Kast ile Olası Kast Ayrımına ilişkin Emsal Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2017/1195 Karar No:2018/407 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Evde kalabalık bir ailenin yaşadığını ve sabahın erken saatlerinde aile fertlerinin de evde olacaklarını bilen sanığın, ateşlediği silahtan çıkan mermilerin evin içerisinde bulunan birisine isabet edebileceğini öngörebilecek durumda olmasına rağmen meydana gelebilecek muhtemel neticeyi göze alarak ateş edip “olursa olsun” düşüncesiyle hareket etmesi, başka bir deyişle öngördüğü muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalıp kabullenmesi nedeniyle öldürme suçunu olası kastla işlediğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. İçtihat Metni Sanık … hakkında kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 81/1, 21/2, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.03.2011 tarihli ve … sayılı resen temyize tabi hükmün, sanık müdafisi, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.09.2012 tarih ve 8393-6802 sayı ile; \”Aynı eylemden yargılanan sanıklar …, … ve … arasında savunma açısından çıkar çatışması bulunduğu, bu nedenle sanıkların aynı vekillerle temsili usulüne aykırı olduğu anlaşılmakla, Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 tarih ve 85/242 sayılı kararı da dikkate alınarak, her bir sanık için ayrı müdafi atanması gerektiğinin düşünülmemesi suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 152. maddesine aykırı davranılması,\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 26.12.2012 tarih ve … sayı ile; sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir. Resen temyize tabi olan bu hükmün sanık müdafisi, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2014 tarih ve 870-3174 sayı ile; \”… Dosya kapsamına göre, bir tarafta maktul …, annesi mağdur …, babası mağdur… ve kardeşi mağdur sanık …; diğer tarafta ise sanık …, çocukları sanıklar …, …, … ve mağdur sanık … ile yakınları sanık … olmak üzere her iki tarafın da birbirleri ile akraba oldukları, olaydan önce maktulün İstanbul’da bulunan …’ın yanına çalışmak amacı ile gittiği, burada … ve arkadaşları ile aynı evde kaldıkları sırada cinsel tacize uğradığı iddiası ile aralarında …’ın da bulunduğu bazı kişiler hakkında kamu davası açıldığı ve yargılamanın devam ettiği, böylelikle her iki taraf arasında çekişmeler yaşandığı, olaydan bir gün önce bu çekişmelerin etkisi ile … ile… arasında başlayan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, kavga sırasında …’ın…, …. ve …’ı tehdit ettiği, ayrıca… ve …’a etkili eylemde bulunduğu, …’in de …’ın yanında yer aldığı, buna karşılık… ve ….’nın da …’ı basit şekilde yaraladıkları, …’ın yarasının ciddi olmamasına rağmen ailesinin bu durumu abarttığı, olayın ardından …’un,…’in evine giderek hakaret ettiği, kendisini ve çocuklarını ölümle tehdit ettiği, bu sırada İstanbul’da bulunan … ve …’in de olayı haber aldıktan sonra akşam saat 22.30 sıralarında yola çıktıkları, savunmalarının aksine HTSL raporlarından da anlaşılacağı üzere babaları … ile görüştükleri, sabah saatlerinde Niğde’ye vardıkları, öncelikle hastanede bulunan …’ı ziyaret ettikleri, ardından evlerine uğradıkları, burada …’in …’a ait olan tabancayı alarak …’la birlikte önceden bilmedikleri…’in evini aramak üzere dışarı çıktıkları, bu sırada …..’un da…’in evinin yakınlarına kadar geldiği, tanıklar …. ve…. ile karşılaştığı, bu karşılaşmadan hemen önce tanıkların önünden araçları ile geçen ….. ve …..’ın…’in evini bulamadıkları, bir gün önceki olayı duyan …. ve….’in sakinleştirme çabalarına, …..’un… ve ailesini kastederek, \’Onlar nasıl olsa dışarı çıkacaklar, onları vuracağım, beşikteki bebeği olsa bile vuracağım\’ sözleriyle karşılık verdiği, ardından traktörü ile oradan ayrıldıktan bir süre sonra ….. ve …..’ın yine tanıkların önünden geçerek, bu kez babaları ……’nın tarifi üzerine…’in evini buldukları, sanıkların izinsiz olarak ikametin müştemilatına girerek o sırada evde olmayan…’i aramaya başladıkları, burada ….. ve yakınlarının kendilerine karşı çıkması ile başlayan tartışma sırasında …..’ın …..’ı darbettiği, ardından …..’in de \’sizin kökünüzü kazıyacağım\’ diyerek, önce evin açık olan mutfak camından, ardından da mutfağın sol tarafında yer alan yatak odasının perde ile tam olarak kapalı olmayan penceresinden birer el ateş ettiği, ilk atış sırasında yatak odasında bulunan maktulün odadan çıkıp kapıyı kapattığı sırada, ikinci yapılan atış sonucu boynundan aldığı isabet sonucu öldüğü olayda; Sanığın fiilden önce ve fiili sırasındaki söz ve davranışları dikkate alındığında, neticeyi bilerek ve isteyerek eylemini gerçekleştirdiği, eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşıldığı hâlde, \’kasten öldürme\’ suçundan hüküm kurulması yerine, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde \’olası kastla öldürme\’ suçundan hüküm kurulması,\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan yerel mahkemece 25.02.2015 tarih ve … sayı ile; sanığın kasten öldürme suçundan TCK\’nın 81/1,

Olası Kastla Adam Öldürme Suçu ile Kasten Öldürme Suçunun Kıstaslarına ilişkin Emsal Yargıtay Kararı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tek Bir Fiil ile Birden Fazla Farklı Suç İşlenmesi

Bir Fiil ile Birden Fazla Farklı Suç İşlenmesi Durumunda Verilecek Ceza Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir.  Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2015/158 Karar No: 2018/444 Kararı veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Sanığın av tüfeği ile öldürmek amacıyla katılan K.’ya doğru bir kez ateş ettiği olayda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/3. maddesi uyarınca sanık hakkında zincirleme suç hükümleri ile aynı neviden fikri içtima kuralının uygulanamaması ve TCK’nın 44. maddesinde failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağına ilişkin istisnai hükme yer verilmemiş olması nedeniyle kıyas ve genişletici yorum yasağına ilişkin evrensel hukuk ilkesi göz önünde bulundurulduğunda; bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında TCK’nın 44. maddesinin uygulanması ve meydana gelen suçların en ağırı olan kasten öldürme suçuna teşebbüsten ceza verilmesi gerektiği, bunun dışında katılan O.’ya yönelik olası kastla yaralama suçundan ayrıca mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı kabul edilmelidir. İçtihat Metni Sanık … hakkında katılan …\’a yönelik kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e, 21/2, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri gereğince 3 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin, … 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.04.2012 tarihli ve … sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.11.2014 tarih ve 2009-5134 sayı ile; “… 2) Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanıklar … ve … ile mağdurlar … ve … arasında önceye dayalı kız meselesi yüzünden husumet bulunduğu, olay günü sanık …’ın mağdurların da oturduğu kahvehaneye gittiği, sanığın geldiğini gören mağdurların sanık …’a \’Sen burada ne geziyorsun, sana buralara gelme demedim mi, koduğumun çocuğu\’ diyerek hakaret edip üzerine yürüdükleri, sanık …’ın eve giderek olayı babası olan sanık …’a anlattığı, sanıkların kendilerine ait araca binerek mağdurların oturduğu kahvehanenin önüne geldikleri, taraflar arasında tartışma yaşandığı, sanık …’ın araçta bulunan av tüfeğini alarak, mağdur …’in karın bölgesini hedef alıp uzak mesafeden tek el ateş ettiği, açılan ateş sonucu mağdur …’in karın, batın ve bacak bölgesinden, ince bağırsak yaralanmasına neden olacak ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, mağdur …’in yanında bulunan mağdur …’un da av tüfeğinden çıkan saçma tanesi ile bacağından basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, olay yerinde bulunan tanıkların müdahalesi ile sanık …’ın eylemine son verdiği olayda; a) Sanığın, mağdur … ve mağdur …’a yönelik olarak av tüfeğiyle bir el ateş etmekten ibaret eyleminin hukuki anlamda tek bir fiil olduğu, bu fiille birden fazla farklı suçun işlendiği ve bu nedenle 5237 sayılı TCK\’nın 44. maddesinde düzenlenmiş bulunan farklı neviden fikri içtimanın şartlarının oluştuğu anlaşıldığı hâlde; sanığa, mağdur …’a yönelik kasten yaralama suçuna göre daha ağır olan mağdur …’e yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten ceza verilmesi, mağdur …’a yönelik eyleminden ise karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulması yerine, yazılı biçimde TCK\’nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmü göz ardı edilmek suretiyle gerçek içtima kurallarına göre \’mağdur …’i öldürme suçuna teşebbüsten\’ kurulan mahkûmiyet hükmünün yanında, ayrıca \’mağdur …’u kasten yaralama\’ suçundan da hüküm kurulması\” isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Karşı Oy Gerekçesi Daire Başkanı Ş.; \”Sanık … kendisinden 3,5 metre uzaklıkta oğlu….. ile yan yana durmakta olan hasmı …..\’i görünce av tüfeği ile bir kez ateş ederek …..\’i batın, pelvis ve sağ bacakta 10 saçma tanesi ile yaralar. …..\’in batın bölgesine isabet eden saçma taneleri nedeniyle, ince bağırsak yaralanmasına neden olacak ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralamış, bir adet saçma tanesi de mağdur …\’in yanında duran mağdur …\’un sağ bacağına isabet etmiş ve…..\’un basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olmuştur. Sayın çoğunluk, olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesi gereğince sonucu en ağır olan …..\’i kasten öldürmeye teşebbüsten tek bir ceza verilmesi gerektiğine karar vermiştir. Öncelikle şunu belirteyim ki, sanık … av tüfeği ile değil, tabanca ile bir kere ateş etmiş olup, tek bir mermi ile hem …..\’i öldürmeye teşebbüs etmiş hem de…..\’u yaralamış olsa idi, TCK\’nın 44. maddesi gereğince \’İşlediği bir fiil nedeniyle birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiğinden\’ suçların en ağırı olan …..\’i öldürmeye teşebbüsten ceza verilecekti. Bu şekilde farklı yorumlar yapılmasının nedeni \’aynı nevinden fikri içtima\’nın \’zincirleme suç\’ başlıklı TCK\’nın 43/2. maddesinde, ayrı neviden fikri içtimanın ise \’fikri içtima\’ başlıklı TCK\’nın 44. maddesinde düzenlenmiş olmasıdır. Yasa sistematiği bakımından (43/2) maddesinin, 44. maddeye ayrı bir fıkra olarak yazılması gerekirdi, zincirleme suç başlıklı 43/2. maddesindeki yazılı olsa dahi 43/2. maddedeki yazılı olan \’aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi\’ zincirleme suç değil, aynı neviden fikri içtima olur. Nitekim TCK\’nın 43/3. maddesinde kasten öldürme, kasten yaralama ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz\’ denilmektedir. Fikri içtimada fiilin tek olmasından anlaşılması gereken neticenin değil, hareketin tek olması gerekir şeklindeki düşünce, genel olarak doğrudur. Ancak somut olayda olduğu gibi kastı birden çok suça yönelmiş olduğunda fiil tek olsa dahi fikri içtima hükümleri uygulanamaz. Çünkü; sanık, hedefi olan mağdur …\’in hemen yanı başında, onun oğlu olduğunu görmektedir. Av tüfeği ile ateş ettiğinden, saçmaların mutlaka dağılacağını ve dağılan saçma tanelerinden bir ya da birkaçının hedef şahsın yanındaki (bitişik denebilecek yakınlıkta) onun oğlu mağdur …\’a da isabet edebileceğini öngörmektedir. Artık, bu somut olayda suç aletinin av tüfeği olması, tüfekte çok sayıda saçma tanesi bulunması ve saçmalardan bir ya da bir kaçının başkalarına da isabet edebileceğinin öngörülmesi karşısında, sanık …\’ın …..\’e yönelik olan eylemi öldürmeye teşebbüs,…..\’a yönelik eyleminin de 21/2. maddesinde tanımlanan olası kast

Tek Bir Fiil ile Birden Fazla Farklı Suç İşlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme ve Değiştirme Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları

Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme ve Değiştirme Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme ve Değiştirme Suçu: Günümüzde tercihten ziyade zorunluluk olarak kabul edilmesi gereken teknoloji kullanımı ekonomik ve sosyal yaşamda karşımıza vazgeçilemez bir olgu olarak çıkmaktadır. Özellikle internetin hızla yaygınlaşması sonucunda sosyal medya araçlarının kullanılması, bankacılık faaliyetlerinin yerine getirilmesi gibi birçok eylem bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle yerine getirilmektedir. Bilişim teknolojisindeki hızlı ilerleme ve söz konusu teknolojiye talebin artması ile bu alanda haksız menfaat temin etme amacıyla bilişim suçları daha kolay ve farklı şekillerde işlenir hale gelmiştir. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete uğramama adına öncelikle eylemin hangi suç tipine uyduğunun duraksama yaşanmayacak bir şekilde tespiti, sonrasında ise ceza miktarını etkileyebilecek tüm unsurların göz önünde bulundurulması ve güncel Yargıtay kararlarının takip edilmesi gereklidir. Bilişim suçları davalarında herhangi bir hak kaybı yaşanmaması için gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması sürecinde uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Alanında yetkin Kayseri Bilişim Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek bilişim suçları ile ilgili uyuşmazlık ve dava süreçlerinde taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme ve Değiştirme Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları E-mail Şifresini Değiştirme Yoluyla Bilişim Suçu Sanık, müştekinin e-mail adresine girerek yeni şifre oluşturmuş, müştekinin erişimini engellemiştir. Bu fiil bilişim suçları arasında düzenlenmiştir. Sanığın fiili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/2. maddesinde düzenlenen “bir bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma” şeklindeki bilişim suçu ile cezalandırılmalıdır. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi- Esas No: 2013/771, Karar No: 2014/15833) Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçunun Cezası Sanıkların okul ders notlarını ve devamsızlık durumlarını değiştirmek için bilişim sisteminin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda kullanılan e-okul bilişim sistemi şifreleri ele geçirmek suretiyle yükletilen suçu işledikleri kabul edilmesi nedeniyle hükmolunan cezasının sitenin kamu kurumuna ait olması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/3. maddesi gereğince cezaların arttırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulması, Bilişim sisteminde yapılan işlemler sonucu devamsızlık ve not düzeltmelerin dışında sağlandığı belirtilen haksız menfaatlerin ne olup kim tarafından sağlandığı karar yerinde açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde TCK’nın 244/4. maddesinin uygulanması hukuka aykırıdır. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi- Karar No:2017/1405) Bilişim  Sistemindeki Verileri Değiştirme veya Erişilmez Kılma Suçu Bilişim suçları elektronik ortamda işlenen suçlardandır. Bilişim suçları en çok sosyal medya hesapları üzerinden işlenmektedir. Sanık, müştekinin Facebook şifresini ele geçirip müştekinin kendi hesabına erişmesini engellemiştir. Bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/2. maddesindeki “bir bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma” şeklindeki bilişim suçu işlenmiştir. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi- Karar No: 2013/25987) Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçu Şikayetçiye ait Hotmail adresine hukuka aykırı olarak giren ve yeni şifre oluşturup katılanın erişimini engelleyerek e-mail adresini kullanan sanığın eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/2. maddesi uyarınca “bilişim sistemini engelleme, erişilmez kılma, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle beraatına hükmolunması kanuna aykırıdır. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi- Karar No: 2014/15833) Bilişim Sistemine Girmenin Engellenmesi  Suçu Şikayetçinin rızası olmadan e-mail ve Facebook hesabına girip şifrelerini değiştirmek suretiyle bilişim sistemine girmesini engellediğinden bahisle açılan davada; sanığın suçu kabul etmemesi, para gönderimi için kullanıldığı anlaşılan hesaba ilişkin belgelerin sanığa gösterilmemesi, dosya içindeki delillerin şikayetçi tarafından ibraz edilmesi, şikayetçinin Facebook hesabına kimin giriş yaptığı ve kalmaya devam ettiği, e-mail şifresinin değiştirilmesine dair tespitlerin bulunmaması, dosya içeriğindeki tespitlerin suç tarihini kapsamayıp daha sonraki tarihler ve şikayetçiye ait IP numaraları olduğunun anlaşılması karşısında, bu hususların tespiti ile ayrıca şikayetçinin beyanında Facebook hesabının kullanılarak para istenen arkadaşı olduğu anlaşılmakla, bu kişinin tanık sıfatıyla dinlenmesi, dolandırıcılık suçundan açılmış davalar varsa getirtilip incelenmesi, banka hesabına ilişkin belgeler sanık tarafından kabul edilmemişse belgeler üzerinde inceleme yapılması, sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2017/1652) Bilişim Sistemini Engelleme ve Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçu Sanık …‘nın, kız arkadaşı olan mağdur … tarafından aralarındaki arkadaşlık ilişkisinin sona erdirilmesine tepki olarak, şifresini ele geçirip değiştirdiği mağdura ait Facebook hesabında, mağdurun daha önce kendisinden özür dilemek için çekip gönderdiği bir videoyu yayımlayıp, mağdurun Facebook hesabına erişimini engellediği iddiasına konu olayda, Sanığın kovuşturma evresindeki, “Ben müştekinin kullandığı Facebook şifrelerini zaten biliyordum. Biz birlikte arkadaş iken başkalarıyla da görüşüp konuşuyormuş. Bu nedenle kızdığım için Facebook sayfasına erişmesini engelledim.” şeklindeki ikrarı içeren savunmasına ve dosya kapsamına göre; sanık …‘nın, kız arkadaşı olan mağdur …‘ya ait Facebook hesabının şifresini, mağdurun bilgisi ve rızası dışında değiştirerek, mağdurun Facebook hesabına erişimini engellemesi eyleminin sübut bulduğuna ve sübut bulan eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/2. maddesinde tanımlanan sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunu oluşturduğuna dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş olup, mağdur …‘nun karar tarihinden sonra hüküm mahkemesine sunduğu 06.04.2015 hakim havale tarihli dilekçesinde yer alan ailesinin baskısından dolayı korkup gerçeği ifade edemediğine, iddiaya konu videodan ve videonun yayımlanacağından haberi olup, sanığın kendi rızası ile hareket ettiğine, sanığın cezalandırılması nedeniyle vicdan azabı çektiğine ve sanığa yönelik şikayetinden vazgeçtiğine dair beyanlarının, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu açısından sanığın hukuki durumunda bir değişiklik meydana getirmeyeceği anlaşıldığından, tebliğnamedeki mağdur …‘nun 06.04.2015 hakim havale tarihli dilekçesi karşısında sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçundan sanığın hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunduğu düşüncesiyle hükmün bozulmasını öneren görüşe iştirak edilmemiştir. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi- Karar No: 2017/192) İşe Giriş Bildirgesi Düzenleyerek Sisteme Veri Yerleştirme Suçu İşe giriş bildirgesi verme yükümlülüğünün 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca işverene ait olması, düzenlenen belgelerin 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 2-A maddesinde belirtilen “muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusu” kapsamındaki işlerden olmaması nedeniyle, aynı Yasa’nın 47. maddesine ve Dairemizin istikrar kazanan uygulamasına göre anılan meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suç kapsamında sayılamayacağı cihetle, sanık … tarafından e-bildirge sistemi sayesinde imza ve şifre ile bilgisayar ortamında işe giriş bildirgelerinin verilmesi eyleminde, sahte oluşturulmuş maddi varlığı haiz, somut bir belge de olmadığı dosya kapsamından anlaşılmakla

Bilişim Sistemindeki Verileri Yok Etme ve Değiştirme Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bilişim Sistemi Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları

Bilişim Sistemi Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçu ve Bilişim Suretiyle Hırsızlık Suçu Bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık ve hırsızlık başta olmak üzere  bilişim suçları ile ilgili Kayseri bilişim avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; Kayseri Bilişim Avukatı kadromuzun hazırladığı makale ve kararları inceleyebilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Bilişim suçları alanında yetkin Kayseri Bilişim Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu olarak, güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek bilişim suçları ile ilgili uyuşmazlık ve dava süreçlerinde gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü kovuşturma, soruşturma ve dava süreçlerinde müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. Bilişim Sistemi Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suretiyle Haksız Çıkar Sağlama Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiin delil bulunmadığına, soruşturmanın eksik yapıldığına, suçun sabit olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Dolandırıcılık suçu; hileli davranışlarla bir kişinin aldatılıp onun veya bir başkasının zararına, failin kendisine veya bir başkasına yarar sağlaması suretiyle oluşur. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketlerin, gerçek bir kişiye yöneltilmiş olması, onun kandırılarak çıkar sağlanması gerekir. Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunda ise, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemler araç olarak kullanılıp gerçek kişiler aldatılarak çıkar sağlanmaktadır. Bankaların etkin işlevi bulunan çek, hesap cüzdanı, dekont gibi maddi varlıklarının kullanılması halinde ise, banka vasıta kılınarak dolandırıcılık suçu oluşacaktır. Gerçek bir kişiyle karşı karşıya gelmeden, yüz yüze veya telefon, bilgisayar, bilgi geçer gibi bir başka vasıta kullanılarak görüşmeden, konuşmadan, kişilere yönelik hileli davranışlarla aldatılmadan sadece bilişim sistemi kullanılarak doğrudan doğruya çıkar sağlanması halinde “bilişim sistemine girerek haksız çıkar sağlama suçu” gerçekleşecektir. Somut olayda ise; sanığın, katılanın G … Bankası 1. Levent Şubesi’nde bulunan hesabına internet bankacılığı yoluyla girip hesaptaki paradan 3.200.00 TL’yi … Bankası … Şubesi’ndeki kendi hesabına internet yoluyla havale ettikten sonra parayı çekerek haksız menfaat sağladığı iddia ve dosya içeriğine uygun kabul edilmesi karşısında; gerçek kişiye yönelen hile oluşturacak nitelikte bir hareketin bulunmaması ve tamamen bilişim sistemi içinde gerçekleştirilmesi nedeniyle dolandırıcılık suçunun unsurlarının bulunmadığı, “verilinin taşınabilir bir mal olarak kabul edilmesinin olanaklı olmaması nedeniyle hırsızlık suçunun unsurlarının da gerçekleşmediği eylemin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 525/b (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 244/4.) maddesine uygun “bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suretiyle haksız çıkar sağlama” maddesinde öngörülen bilişim suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşürerek bilişim sistemlerinin aracı olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/ı. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı (mülga) Ceza Muhakemesi Usul Kanunu’nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), oyçokluğuyla karar verildi. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Esas No: 2009/1616 Karar No: 2009/11328) Bilişim Sistemini Bozma Suretiyle Haksız Çıkar Sağlama Dolandırıcılık suçunda unsur olan hileli davranışların gerçek kişiye yönelmesi ve bunun sonunda onun veya başkasının malvarlığı aleyhine sanığın veya başkasının yararına haksız bir menfaat sağlanması gerekeceği, somut olayda ise, sanığın bilgisayara virüs bulaştırmak suretiyle ele geçirdiği şifreleri kullanarak şikayetçinin G. Bankası Bergama Şubesi’nde bulunan yatırım hesabına girip hesaptaki paradan 21.400 TL’yi G. Bankası Galata Şubesine Ö. K. adına havale ettirmek ve sahte kimlikle parayı çekmekten ibaret eyleminde, gerçek kişiye yönelen hileli bir hareket bulunmaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı, fiilin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 244/4.maddesinde öngörülen “bilişim sistemini bozma suretiyle haksız çıkar sağlama” suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde “bilişim sistemlerinin aracı olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi, Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün (BOZULMASINA), oyçokluğu ile karar verildi. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Esas No: 2009/3019 Karar No: 2009/6644) Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Nitelikli Hırsızlık Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Müştekinin hesabından, internet bankacılığını kullanan sanığın kendi banka hesabına 10.000,00 TL havale yaptığı ve bu parayı çektiğinin anlaşılması karşısında; müştekinin banka hesabında bulunan parasına ulaşmak için bilişim sistemlerini araç olarak kullanan sanığın eyleminin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.11.2009 tarih ve 11-193/268 sayılı kararında da ayrıntıları açıklandığı üzere 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-e maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı biçimde uygulama yapılması, 2- Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Kabule göre de; 3- Çalınan eşyanın değeri göz önüne alındığında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61 maddesi gereğince alt sınırından uzaklaşılması gerekmekte ise de; TCK’nın 244/4. maddesine göre temel cezayı belirleyen mahkemenin “kanunen ve takdiren suçun işleniş şekli ve sureti, meydana gelen zarar miktarı da gözetilerek alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren bir neden bulunmadığından” diyerek hapis cezasını alt sınırdan belirlemesine rağmen adli para cezasında alt sınırdan uzaklaşarak çelişki yaratması, Bozmayı gerektirmiş, sanık …‘ın temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı (mülga) CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca ceza süresi bakımından sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine, 19.04.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (Yargıtay 17. Ceza Dairesi – Esas No: 2015/12982 Karar No: 2016/5594) Bilişim Sistemi Aracılığıyla Dolandırıcılık ve Bilişim Suretiyle Hırsızlık Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul

Bilişim Sistemi Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçuna ilişkin Emsal Yargıtay Kararları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Eşin Facebook Hesabına İzinsiz Girmek Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Kapsamında mıdır?

Eşin Facebook Hesabına İzinsiz Girmek, Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu Kapsamında Değerlendirilir mi Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2016/868 Karar No: 2020/442 Karar Tarihi: 03.11.2020 Kararı veren Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İçtihat Metni Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan sanık …’ın beraatine ilişkin Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.04.2014 tarihli ve … sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.11.2015 tarih, 2804-17576 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir. Karşıoy Gerekçesi Daire Üyesi İ. E..; “Sanığın, aralarındaki boşanma davası devam eden ve ayrı yaşadıkları kocası katılana ait Facebook hesabının daha önceden bildiği şifresini kullanarak, katılanın Facebook hesabına girip, katılanın annesi ile arasındaki yazışmaları önce kendi elektronik posta adresine aktarıp, sonra da gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine gönderdiği olayda; Sanığın, resmen kocası da olsa katılana ait Facebook hesabına girerek katılanın annesiyle yaptığı yazışmaları okuması ve almasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 132. maddesinin birinci fıkrasındaki suçu oluşturduğunu ve Yerel Mahkemenin beraat kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun beraat kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum.” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.01.2016 tarih ve 243049 sayı ile; “…5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Haberleşmenin gizliliğini ihlâl” başlıklı 132. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykın olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın nzası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. (4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır. şeklinde düzenlenmiştir. Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir. Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir. Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin, kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır. Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır. Dördüncü fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ikinci veya üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli oranda artırılması öngörülmüştür. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliğinin ihlal suçu, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 195 ve 197. maddelerin karşılığı olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı (mülga) TCK’nın 195 veya 197. maddesinde düzenlenen suçların konusu olarak ‘bir mektup veya telgraf veya kapalı bir zarf’ gösterilmişken bu konuda herhangi bir sınırlama yapılmadan ‘haberleşmenin gizliliği ve haberleşmenin içeriği’ biçiminde genel ve kapsayıcı bir ifade kullanılmıştır. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 8. maddesiyle koruma altına alman özel hayatın gizliliği, Anayasanın 20. maddesinde de ‘Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.’ biçiminde genel olarak ifade edildikten sonra, Anayasanın 22. maddesinde de, ‘Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.’ şeklinde hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alınan genelde; özel hayatın gizliliği, özelde ise; haberleşme hürriyeti, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun ‘Kişilere Karşı Suçlar’ başlıklı 2. kısmında yer alan ‘Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar’ başlıklı 9. bölümünde cezayi korumaya kavuşturulmuştur. Bu açıklamalar karşısında TCK’nın 132. maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suçuyla korunan hukuki yarar, genel olarak Anayasa’nın 20. maddesinde belirlenen özel yaşamın ve özelde de yine Anayasanın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme özgürlüğünün dokunulmazlığıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesiyle düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suçunun hareket unsurunu da maddede düzenlenen suçlara göre, ayrı ayrı belirlemek gerekir. Maddenin 1. fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliğini ihlaldir. Bu suçun oluşması için, kişiler arasında bir haberleşme olması gerekir. Bu haberleşmenin hangi araçlarla ve ne şekilde yapıldığının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Haberleşmenin gizliliğinin dinlemek veya okumak suretiyle ihlal edilmesi hâlinde, bu fıkra uygulanacaktır. Gizliliğin ihlali başkasına gönderilen bir mektubun açılması, bir telefonun paralelden veya telefon dinleme aleti ile dinlenmesi, bir kamu kurumunda çalışan kişiler arasındaki bilgisayar aracılığıyla yapılan sohbetin bilgi işlem dairesi elemanları tarafından takip edilmesi, gönderilen e-maillerin açılması ve buna benzer değişik şekillerde olabilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 132/1. maddesinin ikinci cümlesine göre, gizliliğin ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, suçun nitelikli hâli işlenmiş olacaktır. Kaydetme, doktrinde ‘haberleşmenin içeriğinin herhangi bir şekilde somutlaştırılması, yazı ya da sözlü olarak

Eşin Facebook Hesabına İzinsiz Girmek Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Kapsamında mıdır? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçuna Teşebbüs Sonucu Mağdurun Ruh Sağlığının Bozulması

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçuna Teşebbüs Sonucunda Mağdurun Ruh Sağlığının Bozulması Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; çocuğun cinsel istismarı suçu gibi ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Çocuğun cinsel istismarı suçu, Kanunda belirlenen belli yaştaki çocuğun bedenine fiziksel temasta bulunma şeklinde cinsel davranışlar sergilenmesi ile oluşur (TCK 103/1). Suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı” suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Cinsel istismar suçunda mağdur çocuk olup suçun en önemli unsurudur. Çocuk, TCK’nın 6/1-a maddesinde, “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçuna Teşebbüs ve Mağdurun Ruh Sağlığının Bozulması – Emsal Yargıtay Kararları Çocuğun Cinsel İstismar Suçuna Teşebbüs Sanıklar B.. ile Z.. ve suça sürüklenen çocuklar … ile …haklarında çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar …ile … ve suça sürüklenen çocuklar … ile …‘ın mağduru gezmek bahanesiyle …‘nın kullandığı araca bindirdikleri araç içerisinde B..’in kız arkadaşının fotoğraflarını bilgisayara indirmesinden dolayı mağduru darp ettikleri ve bir süre sonra götürdükleri parkta mağduru tekrar darp ettikten sonra …‘in diğer sanık …‘nın aracında bulunan 10 litrelik pet şişeyi getirtip üzerine oturmasını istediği mağdurun pet şişe üzerine oturmasının ardından cep telefonuyla kayıt yaptığı tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, mağdurun kendi ifadesinde pet şişenin ağzının çok büyük olmasından dolayı anüsüne girmediğini beyan etmesi, fiilen o büyüklükteki bir pet şişenin mağdurun anüsüne girmesinin mümkün olmadığının sanıklar ile suça sürüklenen çocuklar tarafından da bilineceği, sanıklar ve suça sürüklenen çocukların eylemlerine devam etme imkanı varken sonlandırmaları karşısında; eylemlerinin çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs suçu ve ayrıca cinsel arzuları tatmin amacı da bulunmaması nedeniyle çocuğun basit cinsel istismarı suçlarını oluşturmayacağı, ancak mağduru aşağılama ve küçük düşürme kastıyla hareket etmeleri nedeniyle eylemlerin hakaret suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Yargıtay 14. Ceza Dairesi- Karar No: 2016/7746) Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarına Teşebbüs 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddede çocuğun cinsel istismarı tanımlamış olup, birinci fıkraya göre cinsel istismar deyiminden; onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış ile diğer çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir başka nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar anlaşılmaktadır. Maddenin ilk fıkrasında çocuğun cinsel istismarı suçunun temel şekli, ikinci fıkrasında ise cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hal olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun, maddenin birinci fıkrasında düzenlenen basit hali, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli halinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli halde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup, failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir. Basit cinsel istismar suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel istismar değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçu söz konusu olacaktır. Bu ayırımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel istismar, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi halinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde “sair bir cisim” ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdure ve ailesi ile sanığın akraba olması ve sanığa iftira atılmasını gerektirecek nitelikte aralarında bir husumetin bulunmaması, beyanına itibar edilmemesi için bir neden bulunmayan mağdurenin tüm aşamalardaki çelişkisiz ve ayrıntılı anlatımları, bu anlatımlarda geçen olguların tanık … tarafından da doğrulanması bir bütün halinde değerlendirildiğinde; olay günü mağdurenin evde yalnız olduğunu bilen sanığın aralarındaki akrabalık ilişkisinin verdiği güven duygusundan da faydalanarak katılanların evine izinsiz girdikten sonra ‘benimle yatacaksın’ diyerek mağdureyi kollarından tutup kanepenin üzerine yatırdığı, mağdurenin alt eşofmanını çıkarmak isterken mağdurenin direnip bağırması üzerine evin yakınında bulunan tanık …’ın kapıyı çalması nedeniyle eylemini gerçekleştiremeden mutfak penceresinden kaçtığı, sanığın nitelikli cinsel istismar suçuna yönelik iradesini sözlü ve fiili olarak ortaya koyduğu ancak engel sebep nedeniyle tamamlayamadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın üzerine atılı konut dokunulmazlığını ihlal etme ve çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs suçlarının sabit olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden (BOZULMASINA) karar verilmelidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu- Karar No: 2015/418) Bedensel Temas Varsa Cinsel İstismar Suçu Tamamlanmış Sayılır Sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; Olay günü, sanığın tanık olarak dinlenen ablası B. ile okuldan çıkıp, yurda gitmekte olan mağdurenin sol kolunu tutarak kendisine doğru çekip öpmek istediği, bir yandan da diğer eliyle mağdurenin göğsünü tutmak için hamle yaptığı, ancak mağdurenin sanığı iteleyerek kurtulduğu şeklinde sübut bulan olayda, sanığın, mağdureye yönelik eyleminde bedensel teması da içeren cinsel davranışlarının bulunduğu, bu haliyle basit cinsel istismar suçu olarak nitelenen eylemin tamamlanmış olduğu gözetilmeden, yazılı gerekçeyle basit cinsel istismar suçuna teşebbüs hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini kararın bozulmasını gerektirmiştir. (Yargıtay 14. Ceza Dairesi- Karar No: 2014/8030) Çocuğun Cinsel İstismarı Suçu Sanığın, suç tarihinde 13 yaşı içerisinde olan mağduru diğer sanık F. ile birlikte gece vakti arabayla ıssız bir alana götürmesinin ardından mağdura bira içirtip sızmasını bekledikten sonra gerçekleştirdiği eylemde mağdurun dosyada mevcut anal muayene raporlarındaki fiili livata bulgularının da tam olmadığı göz önüne alındığında, sanığın yanında ikinci bir suç ortağı da varken mağdura yönelik hareketlerini sonuna kadar götürebilmesi imkan dahilinde bulunduğu halde ciddi bir engel neden olmaksızın eylemi tamamlamaktan vazgeçip icra hareketlerine kendiliğinden son verdiğinin anlaşılması karşısında, sanık

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçuna Teşebbüs Sonucu Mağdurun Ruh Sağlığının Bozulması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sarkıntılık Suretiyle Çocuğun Cinsel İstismarı

Sarkıntılık Suretiyle Çocuğun Cinsel İstismarı Suçu Sarkıntılık, çocuğun basit cinsel istismarı suçunun daha az ceza gerektiren en hafif şekli olarak kabul edilmektedir. Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunda da diğer tüm cinsel istismar suçlarında olduğu gibi mağdur çocuğun bedenine fiziksel bir temasta bulunulması şarttır. Bedensel temas olmadan cinsel amaçla işlenen diğer fiiller çocuğun cinsel tacizi suçu olarak nitelenir. Örneğin, mağdur çocuğa cinsel amaçla “seni öpeyim mi” demek cinsel taciz, herhangi bir şekilde cinsel amaçla dokunmak veya öpmek ise sarkıntılık suretiyle cinsel istismar olarak kabul edilir. Sarkıntılık; failin mağdur çocuğa yönelik yüzeysel, geçici ve hafif derecede cinsel davranışlarını ifade eder. Örneğin, çocuğa cinsel amaçla dokunmak, bir kere öpmek vb. gibi cinsel davranışlar sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçu olarak kabul edilir. Basit cinsel istismar suçunun temel şekli ile daha az cezayı gerektiren sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçu arasındaki temel fark; sarkıntılık fiilinin kesik ve ani bir eylemle mağdur çocuğun bedenine temas edilmesiyle, çocuğun basit cinsel istismarı suçunun temel şeklinin ise çocuğa karşı cinsel sömürü düzeyine varacak şekilde birbirini takip eden birden fazla davranış icra edilmesiyle oluşmasıdır. Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçu hakkında yargılama yapma görevi, asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir. Sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçunun faili de yaşı küçük çocuk ise, suç şikayete bağlı suçlardandır. Mağdurun velisi veya vasisi şikayetçi olmadıkça soruşturma yapılmaz. Mağdurun velisi veya vasisi, şikayet hakkını suçun işlenmesinden itibaren 6 ay içinde kullanmalıdır. Şikayetten vazgeçme ise ceza davasının düşme nedenidir. Şikayetten vazgeçme, soruşturma veya ceza davası açıldıktan sonra kovuşturma aşamasında mümkündür. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi halinde soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir ve mağdur aynı olayla ilgili bir daha şikayet hakkını kullanamaz. Ceza davasının açıldığı aşama olan kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçme halinde mahkeme davanın düşmesi kararı verir. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçu gibi ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Sarkıntılık Suretiyle Çocuğun Cinsel İstismarı Suçu – Emsal Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2019/ 14-45 Karar: 2020/62 Karar Tarihi: 06.02.2020 İçtihat Metni Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık …\’nın TCK\’nın 103/1-1. cümle, 103/3-d, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.02.2016 tarih ve … sayı ile verilen hükmün sanık müdafisi ile katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 11.10.2016 tarih ve 4938-6960 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.10.2018 tarih ve … sayı ile; \”İtirazımızın konusu, ilk derece mahkemesince, sanığın mağdure …\’e yönelik eylemlerinin nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek, eylemine uyan ve TCK\’nın 103/1-2. cümlesinde düzenlenen sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçundan cezalandırılması yerine, aynı Kanun\’un 103/1-1. cümlesinde düzenlenen basit cinsel istismar suçundan mahkûmiyetine hükmedilmesi sonucu sanığa fazla ceza tayin edildiğine ilişkindir. Şöyle ki; Çocuğun cinsel istismarı suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 6. Bölümünün \’Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar\’ başlığının altında, 103. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında cinsel istismar eyleminin basit şekline yer verilmiş iken, 2. fıkrasında ise nitelikli şekli düzenlenmiştir. Anılan Kanun maddesinin ilk hâlinde, eylemin niteliğine ilişkin başkaca bir ayrım yapılmamış iken, 28.06.2014 günlü Resmî Gazete\’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun\’un 59. maddesi ile 5237 sayılı TCK\’nın 103. maddesinde değişiklik yapılmış, 1. fıkrada düzenlenen suçun basit hâli ile ilgili olarak ikili bir ayrıma gidilmiş, 1. fıkranın 1. cümlesinde basit cinsel istismar suçunun hareket unsuru aynen muhafaza edilerek cezai müeyyidesi ağırlaştırılmış, 2. cümlede ise sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar eylemlerinden bahsedilerek, daha hafif bir cezai yaptırıma bağlanmış, ancak hangi eylemlerin sarkıntılık sayılacağı konusunda bir açıklamaya yer vermemiştir. Sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçunun failinin 18 yaşından küçük kimseler olması hâlinde ise bu suçun soruşturma ve kovuşturmasının, mağdurun, veli ya da vasisinin şikayetine tabi olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun hükmü 02.12.2016 günlü Resmî Gazete\’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun\’un 13. maddesi ile tekrar değiştirilmiş, önceki değişiklikle getirilen ikili ayrım ve cezai müeyyideleri aynen muhafaza edilerek, sadece suç mağdurunun 12 yaşından küçük olması hâlinde uygulanacak cezai müeyyidelerde artırıma gidilmiştir. Görüldüğü üzere mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 421. maddesinin 2. cümlesinde düzenlenen \’sarkıntılık\’ suçu, en başta 5237 sayılı TCK\’da ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, ilk kez 6545 sayılı Kanun\’un 59. maddesi ile birlikte 5237 sayılı TCK\’da yeniden ihdas olunmuştur. Bu durumda sarkıntılık suçunu düzenleyen mülga 765 sayılı TCK\’nın 421. maddesinin 2. cümlesine göz atmakta fayda vardır. Hangi eylemlerin sarkıntılık suçunu oluşturacağı konusunda 5237 sayılı TCK\’da bir açıklık bulunmadığı gibi, esasen 765 sayılı TCK\’da da bu konuda herhangi bir açıklığa yer verilmemiş, sarkıntılık kavramının içinin doldurulması, uygulamaya bırakılmıştır. Öğretide \’Bir şahsa karşı onun rızası hilafına olarak şehvet maksadıyla söz, fiil ve hareketle, edep ve iffete tecavüz teşkil edecek surette ve fakat ırza tecavüz ve tasaddi cürümlerine veya bunların teşebbüsüne varmayacak şekilde yönelen tecavüzler\’ sarkıntılık olarak kabul edilmiştir. (S. Dönmezer, Ceza Hukuku Özel Kısım, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler) Yargıtay Ceza Genel Kurulu\’nun 26.12.1988 gün, 287-557 ve 06.12.1979 gün 432-459 sayılı kararlarında \’Belirli bir kimseye karşı işlenen ve o kişinin edep ve iffetine dokunan ani ve hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlar\’, 10.10.1988 gün 329-344 sayılı kararında ise \’Şehvet hissi ile başkalarını rahatsız edecek davranışların sürdürülmesi\’ olarak tanımlanmıştır. Sarkıntılık suçu, hareket unsuru itibariyle 765 sayılı TCK\’nın sistematiğinde söz atma ile tasaddi suçları arasındadır. Söz atma suçundan ileri, ancak tasaddi suçu kadar vahim olmayan ve bu denli ileri aşamaya henüz ulaşmamış eylemlerdir. 765 sayılı TCK\’nın 421. maddesinin 2. cümlesindeki

Sarkıntılık Suretiyle Çocuğun Cinsel İstismarı Read More »