Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Nafaka Borçlusunun Cezaevinde Olması Yoksulluk Nafakası Ödeme Yükümlülüğünü Ortadan Kaldırır mı

Nafaka Borçlusunun Cezaevinde Olması Yoksulluk Nafakası Ödeme Yükümlülüğünü Ortadan Kaldırır mı? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/2-28 Karar No: 2022/1392 Karar tarihi: 27.10.2022 Özet: Dosya kapsamı itibari ile tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin bilgiler ve toplanan tüm deliller incelendiğinde; davalı erkeğin çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından dolayı cezalandırılmasına karar verildiği, davalı erkeğin tam kusurlu, davacının ise kusursuz olduğu, davacı kadın ev hanımı olup hiçbir gelirinin ve malvarlığının bulunmadığı, ceza evinde hükümlü veya tutuklu olmanın yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, davacı kadın yararına yoksulluk nafakası isteme koşullarının oluştuğu ve yoksulluk nafakasına davalının cezaevinden tahliye edileceği tarihten itibaren hükmedilmesinin de hakkaniyete uygun olacağı gerekçesinin yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. (4721 s. K. m. 166, 175, 178) (2004 s. K. m. 344) (YHGK 07.10.1998 T. 1998/2-656 E. 1998/688 K.) (YHGK 16.05.2007 T. 2007/2-275 E. 2007/275 K.) 1. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının görücü usulüyle tanıştıktan sonra 11.03.2013 tarihinde evlendiklerini, evliliklerinden bir müşterek çocuklarının olduğunu, davalı eşin on dört yaşında olan … ile birlikte … ilinin … ilçesine kaçtıklarını, davalı hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan dolayı … Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/2377 soruşturma sayılı dosyasıyla soruşturma başlatıldığını, davalının kaçtığı kişinin müvekkilinin amcasının kızı olduğunu, davalı ile evlenirken büyük mutluluk duyduğunu ve eşine çok değer verdiğini, ancak evliliklerinin üzerinden bir buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen böyle bir olayın meydana gelmesinden dolayı maddi ve manevi sıkıntılar yaşadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkil için aylık 500TL, müşterek çocuk için ise aylık 300TL olmak üzere toplam 800TL tedbir nafakasına, bu nafakaların boşandıktan sonra yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devamı ile 40.000TL maddi ve 40.000TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacının amcasının kızı olan … ile duygusal yakınlaşmasından dolayı sıkıntılı süreçler yaşadığını, eşi ile severek evlendiğini, hiçbir şekilde onu aldatmayı aklına getirmediğini, duygusal bir boşluk yaşadığı sırada kendisine mesaj atmak sureti ile ilgisini cezbeden … ile yakınlaştığını, bu hatasının sonucunda tutuklandığını ve yuvasının dağıldığını, … Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davanın sonucunun beklenmesini talep ettiklerini, müvekkilinden talep edilen tazminat tutarlarının yüksek olduğunu, müvekkilinin tutuklu olmasından dolayı nafaka taleplerini de karşılama gücünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) 12.01.2017 tarihli ve 2014/733 E., 2017/12 K. sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve davacı eş ile birlikte yaşamaktan kaçındığı için tam kusurlu olduğu gerekçesiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi gereği tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, ortak çocuk için 100TL tedbir-iştirak nafakası, davacı kadın yararına da 200TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 20.000TL maddi ve 20.000TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı 7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur. 8. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 21.06.2017 tarihli ve 2017/763 E., 2017/916 K. sayılı kararı ile; davalı kocanın cinsel istismar ve hürriyeti tahdit suçlarından dolayı mahkûmiyetine karar verildiği ve hükmen tutuklu olduğu, davacı kadının ev hanımı olup boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği, ancak davalı kocanın düzenli bir gelirinin ve malvarlığının bulunmadığı, tutukluluk veya hükümlülük hâlinin ne zaman sona ereceğinin bilinmediği, cezaevinde tutuklu veya hükümlü olmanın nafaka yükümlüğünü ortadan kaldırmayacağı, davalının cezaevinde bulunduğu sürede nafaka yükümlülüğü altına sokulmasının 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun  344. maddesi gereğince hapsen tazyik müeyyidesi ile karşı karşıya bırakacağı, yoksulluk nafakasına hükmedilmemesi hâlinde ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesi uyarınca yoksulluk nafakası talep etme hakkının zamanaşımına uğrayacağı, bu durumda davalının boşanma hükmünün kesinleşmesinden bir yıl bir gün sonra tahliye edilmiş olması hâlinde yoksulluk nafakası yükümlülüğünden kurtulacağı gerekçesiyle davalının nafakalara yönelik istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 4. ve 5. maddeleri kaldırılarak yerine ortak çocuk için 100TL iştirak, davacı kadın için 200TL yoksulluk nafakasının davalının cezaevinden tahliye tarihinden geçerli olmak üzere tahsiline karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı 9. Bölge adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.02.2019 tarihli ve 2017/6531 E., 2019/1501 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- İlk derece mahkemesince davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin kabulüne aylık 200.00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı erkeğin istinaf talebi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin 21/06/2017 tarihli, 2017/763 esas ve 2017/916 karar sayılı kararı ile davalı erkeğin yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf talebinin kabulü ile aylık 200.00 TL yoksulluk nafakasının davalı erkeğin cezaevinden tahliye tarihinden geçerli olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı erkeğin halen … Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/128 esas sayılı dosyası üzerinden mahkum olduğu 16 yıl 8 ay ve 2 yıl 6 ay hapis cezalarından dolayı ceza infaz kurumunda hüküm özlü olarak bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar erkeğin cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, yoksulluk nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez ise de dosya kapsamından yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında davalı erkeğin herhangi bir geliri ve malvarlığının olmadığı anlaşılmaktadır. Kendi yoksul olan kişi nafaka ile yükümlü tutulamaz. Bu durumda davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 11. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 19/09/2019 tarihli ve 2019/882 E., 2019/1492 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 12. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca yoksulluk nafakası koşullarının oluşup

Nafaka Borçlusunun Cezaevinde Olması Yoksulluk Nafakası Ödeme Yükümlülüğünü Ortadan Kaldırır mı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılığı Nedeniyle Kesin Hükümsüz Olması Halinde Kefilin Sorumluluğu

Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılığı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Kefalet Sözleşmesi: Tanımı – Madde 581 Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Koşulları: Asıl borç – Madde 582 Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir. Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle ilgili kanun hükümlerine göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır. Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez. Şekil – Madde 583 Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. Eşin rızası – Madde 584 Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz. Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılığı Nedeniyle Kesin Hükümsüz Olması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/19-457 Karar No: 2022/1431 Karar Tarihi: 02.11.2022 Özet: Kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü hâkimin re’sen göz önünde tutması gerekir (Tandoğan, s. 741). Alacaklı kesin hükümsüz bir kefalet sözleşmesine dayanarak kefilden ifa talebinde bulunamayacağı gibi, kefilin yapacağı ifanın hükümsüzlüğü düzeltici etkisi de olmaz. Alacaklı ifa talebini dava yolu ile ileri sürerse, hâkim kefil tarafından ileri sürülmese bile şekle aykırılığı görevi gereği göz önünde tutar. Hatta kefil, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılığına dayanmak istemediğini açıkça söylese ve savunmasını esas borcun geçerli olmadığı olgusu üzerine kursa bile, hâkim kefalet sözleşmesinin şekle aykırılığını yine de dikkate alabilecektir. Zira, kefalet sözleşmesi için Kanun’da öngörülen bu şekil kuralı, bir ispat şekli olmayıp, geçerlilik şekli niteliği taşımaktadır. Diğer taraftan; direnme kararında kefalet sözleşmesinin eşin yazılı rızası bulunmadan imzalandığı belirtilmiş ise de, davalı kefilin eşinin rızasının bulunduğu dosya içerisindeki (davalı kefilin eşinin imzasını taşıyan) “Eş Rıza Belgesi”nden anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu\’nun 584/1. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinde kefilin eşinin yazılı rızası bulunmakta ise de Bölge Adliye Mahkemesince kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğü re’sen göz önünde tutularak davanın reddi yönünde verilen direnme kararı bu bakımdan doğru bulunduğundan direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle onanması gerekmiştir. (6098 s. K. m. 12, 581, 583, 584, 585, 591, 596, 598, 603) (818 s. K. m. 483, 484, 486, 492, 497, 503) (YİBK 12.04.1944 T. 1943/14 E. 1944/13 K.) 1. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ereğli (Konya) 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurususun esastan kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın Ereğli Şubesi ile dava dışı Mustafa Çınar arasında kredi genel sözleşmesi imzalandığını, davalının söz konusu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması nedeniyle borcun tamamından asıl borçlu gibi sorumlu olduğunu, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine borçlu ile kefile Ankara 38. Noterliğinin 14.07.2014 tarihli ve 23979 yevmiye numaralı ihtarnamenin keşide edildiğini, ancak verilen süre içerisinde ihtarname gereğinin yerine getirilmediğini ve dava dışı borçlu ile davalı kefil hakkında Ereğli 2. İcra Müdürlüğünün 2014/3638 E. sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının borca, faize ve fer’îlerine ilişkin itirazları üzerine takibin durduğunu, eldeki davaya konu sözleşmede imzalar huzurda alındığından yapılan itirazın dayanaksız olduğunu ileri sürerek davalının icra takibine haksız itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine alacağın %40’ından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevabı: 5. Davalı cevap dilekçesinde; müvekkilinin müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı kredi sözleşmesinde kredi çekildiğinde belirli olan ilk limite kefil olduğunu, borçlunun sonradan kullandığı ve limit dışı olan kredilerden müvekkilinin bilgisi olmadığı gibi sorumlu da tutulamayacağını, mahkemeden kredi sözleşme belgeleri ve müvekkilinin sorumlu olduğu kredi limitinin tespitini istediklerini, müvekkili tarafından yapılan itirazının kısmî itiraz olduğunu, sadece imza attığı ilk kredi ve burada yazılı limit olduğunu, sorumlu olduğu limit miktarını sözleşmeye el yazısı ile yazmış olmasının muhtemel olduğunu, asıl borçlunun krediye ilişkin ödemelerinin de bu miktardan düşülmesi ve tüm kredi belgeleri ve sözleşmelerinin bilirkişi incelemesine yapılarak müvekkilinin gerçekte sorumlu olacağı borcun belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Ereğli (Konya) 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.12.2016 tarihli ve 2015/11 E., 2016/867 K. sayılı kararı ile; düzenlenen bilirkişi raporuna göre davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan takip borcunun 147.396,73TL olduğu, alacağın tasfiyesine kadar işleyecek temerrüt faizinden

Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılığı Nedeniyle Kesin Hükümsüz Olması Halinde Kefilin Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sebepsiz Zenginleşmede Denkleştirici Adalet İlkesi: Bedelin Dava Tarihindeki Karşılığının Tespiti

Sebepsiz Zenginleşmede Denkleştirici Adalet İlkesi: Bedelin Dava Tarihindeki Karşılığının Tespiti Sebepsiz Zenginleşmede Denkleştirici Adalet İlkesi: Davacı resmî şekli haiz olmamakla geçersiz satış sözleşmesine dayanarak sözleşmeye konu taşınmazın rayiç bedelini istemiştir. Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz olduğu üzere, bu hâlde taraflar ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde verdiklerini geri isteyebileceklerinden Mahkemece yapılması gereken iş, denkleştirici adalet ilkesi gereği sözleşmedeki satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı değeri bilirkişi marifetiyle hesaplamaktan ibaretken alınan ilk bilirkişi raporunda taşınmazın rayiç bedeli hesaplanmıştır. Hukuki nitelendirmeyi yapmak ve uygulanacak hukuk kurallarını belirlemekle görevli olan Mahkeme sonradan yanılgıyı fark etmiş ve tam da olması gerektiği gibi kendiliğinden yeni bir bilirkişi incelemesine başvurmuş, neticeten sözleşme bedelinin dava tarihindeki karşılığını hesap eden ikinci bilirkişi raporunu benimseyerek davayı kısmen kabul etmiştir. Böyle bir durumda hukuken hükme esas almaya elverişli olmayan ilk bilirkişi raporunun taraflarca itiraz edilmeyerek kesinleştiğinden bahisle taşınmazın rayicine hükmetme zorunluluğu doğurur şekilde davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan bahsedilemez. Hâl böyle olunca aynı gerekçeyle verilen direnme kararı yerindedir. Ne var ki, davacı vekilinin hükmolunan miktara ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. (4721 s. K. m. 706) (818 s. K. m. 213) (6098 s. K. m. 237) (2644 s. K. m. 26) (1512 s. K. m. 60, 89) (6100 s. K. m. 266, 281, 282) (6754 s. K. m. 3) (YHGK 18.02.2021 T. 2018/21-94 E. 2021/111 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2022/3-508 Karar No: 2023/226 Karar tarihi: 15.03.2023 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili; tarafların davalıya ait taşınmaz payının müvekkiline satışı konusunda 15.05.1991 tarihli harici sözleşmeyle anlaştıklarını, zilyetliğin teslim edilmesine rağmen devrin gerçekleştirilmediğini ileri sürerek taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile bu bedelin davalıdan tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, dava açılırken harca esas değer 8.000,00 TL olarak gösterilmiş, talep ıslah edilmemiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; iddianın zamanaşımına uğradığını, imar planının yarattığı sorun nedeniyle taşınmaz devrinin gerçekleşmediğini, şekle aykırı yapılmakla geçersiz olan bir sözleşmeye dayanılarak taşınmazın rayiç değerinin istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli, 2010/531 Esas, 2015/1863 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında yapılan geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanacak karşılığının iadesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2.973,49 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.01.2020 tarihli ve 2019/979 Esas, 2020/606 Karar sayılı kararı ile; “Dava, harici tapulu taşınmaz satımı nedeni ile ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. Davaya konu 15/05/1991 tarihli sözleşme; Türk Medeni Kanunu’nun 706. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 213. (Türk Borçlar Kanunu’nun 237.) maddesi, Tapu Kanunu’nun 26. maddesi ile Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89. maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kurulları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır. Somut olayda; dosya içeriğinde 27.06.2012 ve 02.11.2015 tarihli ehil bilirkişilerden denetimine elverişli olarak alınan 2 ayrı bilirkişi raporunun bulunduğu, 27.06.2012 tarihli raporda taşınmazın dava tarihi itibari ile rayiç bedelinin hesaplandığı ve taşınmazın değerinin 28.750TL olarak tespit edildiği, bu raporun taraf vekillerine usulüne uygun tebliğine rağmen taraflar ya da vekillerince itiraz edilmediği; 02.11.2015 tarihli ikinci raporda ise, yerleşik daire uygulamamız doğrultusunda denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplama yapıldığı ve davacı vekilince rapora itirazda bulunulduğu, ancak itirazlar değerlendirilmeden mahkemece bu rapor dikkate alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Hal böyle olmakla birlikte; 27.06.2012 tarihli rapora taraflarca itiraz edilmediği görülmüş ve itiraz edilmemesi neticesinde kesinleşmiştir. Bu sebeple, itiraz edilmeyen rapordaki hesaplanan alacak miktarı davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaktadır. Mahkemece, kesinleşmiş rapordaki miktar doğrultusunda dava değeri de dikkate alınarak talep aşımına sebebiyet vermeyecek şekilde hüküm kurulması gerekmekte iken, yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Mahkemenin 22.10.2020 tarihli ve 2020/162 Esas, 2020/192 Karar sayılı kararı ile; ilk karar gerekçesinin yanında, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurmayacağı, zira raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; geçersiz sözleşmeye dayalı olarak taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile davalıdan tahsili istenen davada, taşınmazın rayiciyle ilgili hesaplama içeren bilirkişi raporuna davalı tarafın itiraz etmemesi nedeniyle raporun kesinleştiğinden bahisle bu durumun davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu kabul edilerek sözleşme bedelinin denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde iadesi yerine taşınmazın rayicine hükmedilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 12. Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümü, “usuli kazanılmış hak” kavramının açıklanmasını gerekli kılmaktadır. 13. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. 14. Davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul

Sebepsiz Zenginleşmede Denkleştirici Adalet İlkesi: Bedelin Dava Tarihindeki Karşılığının Tespiti Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Mecburi Takip Arkadaşı Aleyhine İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip Başlatılabilir mi

İcra Takibinde Mecburi Takip Arkadaşı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu İcra emri – Madde 149 İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını istiyebileceği bildirilir. Ödeme emri – Madde 149/b 149 uncu maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memuru, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60 ıncı maddeye göre birer ödeme gönderir. 1. Ödeme müddeti otuz gündür. 2. Yedi gün içinde itiraz olunmaz ve 1 numaralı bendde yazılı müddet içinde borç ödenmezse alacaklının taşınmazın satışını istiyebileceği bildirilir. Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi kredileri ve gayri nakdi kredileri teminen alınan ipotekler – Madde 150/ı Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdî veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149 uncu madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki, krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle icra mahkemesine şikâyette bulunmak hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikâyeti reddedilir. İcra mahkemesi nde yapılan inceleme sırasında, borçlu, borcun sona erdiğine veya ertelendiğine ilişkin resmî veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunmadıkça takibin durdurulmasına karar verilemez. Hesap özetinin, tazmin talebinin veya ihtarın ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişiye tebliğ edilmesi veya tebliğ edilmiş sayılması Türk Medenî Kanununun 887 nci maddesinde öngörülen ödeme istemi yerine geçer. Mecburi Takip Arkadaşı Aleyhine İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip Başlatılabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2021/12-59 Karar No: 2023/233 Karar Tarihi: 22.03.2023 Özet: Takip konusu taşınmazdaki bağımsız bölüm … adına kayıtlı olup, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 149 uncu maddesi uyarınca mecburi takip arkadaşı olan … aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır. (6098 s. K. m. 586) (2004 s. K. m. 61, 68/A, 149, 149/B, 150/I) (4721 s. K. m. 881, 887) (7201 S. K. m. 21) Taraflar arasındaki şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin kabulüne karar verilmiştir. Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlular vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı borçlular vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Borçlular vekili; alacaklı tarafından müvekkilleri aleyhine … 10. İcra Müdürlüğünün 2015/4820 Esas sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilâmlı icra takibi başlatıldığını, ipotek borçlusu ve müteselsil kefil olan borçlu …’e hesap kat ihtarının tebliğ edilmediğini, tebligatın adres yetersizliği nedeniyle bila tebliğ iade edildiğini, alacaklı banka tarafından hesap kat ihtarnamesinin asıl borçlu ve müteselsil kefillere aynı tarihte tebliğe çıkarıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 586 ncı maddesi gereğince asıl borçluya yapılan ihtar sonuçsuz kalmadan müteselsil kefillere gönderilen hesap kat ihtarının hukuki geçerliliğinin bulunmadığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 61 inci maddesi uyarınca borçlulara icra emri ile birlikte takibe dayanak belgelerin tebliğ edilmediğini, ipotek tesis edilirken borçlu …’in eşi …’in rızasının alınmadığını, ayrıca kredi sözleşmesinde …’in rızası alınmış ise de kefalet sınırının gösterilmediğini, icra emrinin asıl borçlu … Süt ve Süt Ürünleri San. Tic. A.Ş.’ne usulüne uygun tebliğ edilmediğini ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı vekili; borçlu …’in alacaklı bankanın kredili müşterisi olan … Süt ve Süt Ürünleri San. Tic. A.Ş.\’nin müşterek ve müteselsil kefili olduğunu, diğer borçlu …’in ise … Süt ve Süt Ürünleri San. Tic. A.Ş.\’nin borçlarına teminat olarak verilen ipotekli taşınmaz maliki olup, aynı zamanda …\’in eşi olduğunu, asıl borçlu şirketin kredi ödemelerinde temerrüde düşmesi üzerine, Ereğli 1. Noterliğinin 06.10.2015 tarihli ve 7282 yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek borçlu şirket ile tüm müşterek ve müteselsil kefillere tebliğe çıkarıldığını ve kredilerin kat edildiğini, borçlular ödeme yapmadığından borçluların alacaklı bankaya kredi alacaklarına teminat olarak verdiği ipotekli taşınmazlar hakkında ipotekli takip başlattıklarını, borçlulara 21.10.2015 tarihinde icra emri tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir itirazda bulunulmadığını, takipten sonra asıl borçlu şirket ile müşterek ve müteselsil kefillerin de imzasıyla 08.01.2016 tarihinde yapılan borç tasfiye protokolünün 3.4. maddesinde \”… 10. İcra Müdürlüğü 2015/4820 esas sayılı dosyasıyla başlatılan takiplere hiçbir itirazları olmadığını” kabul ettiklerini, şikâyetin süreden reddi gerektiğini, hesap kat ihtarının asıl borçluya tebliğ edildiğini ve itiraz edilmediğini, kat ihtarının ayrıca müşterek ve müteselsil kefillere tebliğinin gerekmediğini, borçluların iddialarının yerinde olmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 26.06.2018 tarihli ve 2018/304 Esas, 2018/958 Karar sayılı kararı ile; Ereğli 1. Noterliğinin 06.10.2015 tarihli ve 7282 yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesinin müşterek müteselsil kefil ve ipotek veren …\’e, Beşiktaş 11. Noterliğinin 12.10.2015 tarihli ve 46518 yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesinin ise alacaklı banka lehine ipotekli bulunan … ili, … ilçesi, … Mah, 647 ada, 5 parselde kayıtlı bağımsız bölümleri devralan …\’e tebliğe çıkarıldığı, …\’e gönderilen hesap kat ihtarnamesinin tebliğ edilmemiş olduğu,

Mecburi Takip Arkadaşı Aleyhine İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip Başlatılabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Konkordatonun Tasdiki: İtiraz Sebeplerinin Tasdik Duruşmasından Önce Yazılı Olarak Bildirilmesi

Konkordatonun Tasdiki 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Konkordatonun mahkemede incelenmesi – Madde 304 Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlar. Mahkeme, komiseri dinledikten sonra kısa bir zamanda ve her hâlde kesin mühlet içinde kararını vermek zorundadır. Karar vermek için tayin olunan duruşma günü, 288 inci madde uyarınca ilân edilir. İtiraz edenlerin, itiraz sebeplerini duruşma gününden en az üç gün önce yazılı olarak bildirmek kaydıyla duruşmada hazır bulunabilecekleri de ilâna yazılır. Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz. Konkordatonun tasdiki şartları – Madde 305 302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır: a) Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme hâlinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflâs yoluyla tasfiye hâlinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması. b) Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder). c) Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması. d) 206 ncı maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır). e) Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması. Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir. Konkordatonun tasdiki kararı, kapsamı ve ilânı – Madde 306 Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir. Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Bu takdirde kayyım, borçlunun işletmesinin durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda iki ayda bir tasdik kararını veren mahkemeye rapor verir; alacaklılar bu raporu inceleyebilirler. Tasdik kararı mahkemece, 288 inci madde uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir. Konkordatonun Tasdiki: İtiraz Sebeplerinin Tasdik Duruşmasından Önce Yazılı Olarak Bildirilmesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2023/6-177 Karar No: 2023/250 Karar Tarihi: 22.03.2023 Özet: Dosya içerisinde yer alan belgelere göre 21.11.2020 tarihinde alacaklılar toplantısı yapıldığı, komiserler kurulunca düzenlenen hazirun listesine göre alacaklı … T.A.Ş. yetkilisinin alacaklılar toplantısına katılmadığı gibi iltihak süresi içerisinde konkordato projesine ilişkin oy kullanmadığı, alacaklı … T….nin, oy kullamayan diğer alacaklılar arasında red oyu kullanan alacaklı olarak değerlendirildiği, komiserler kurulu tarafından 04.12.2020 tarihinde nihai raporun sunulduğu, tasdik duruşmasının ise 11.01.2021 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda alacaklı … T.A.Ş. yetkilisi tarafından İİK’nın 304/1 inci maddesi uyarınca itiraz sebeplerinin tasdik duruşmasından en az üç gün önce ve yazılı olarak bildirilmediği anlaşılmaktadır. Buna göre İİK’nın 308/a maddesi uyarınca mahkemece verilen tasdik kararını istinaf hakkı bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesince alacaklı … T.A.Ş. vekilinin istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi yerindedir. (2004 s. K. m. 206, 285, 286, 288, 289, 293, 297, 299, 302, 304, 305, 305/B, 306, 308/A, 308/C, 308/Ç) Konkordato isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince talebin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın talep eden … İnş. Tur. Nak. Tic. San. Ltd. Şti. vekili ile alacaklı … T.A.Ş., … Bankası AŞ ve … AŞ vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince alacaklı … T.A.Ş. vekilinin istinaf dilekçesinin reddine, talep eden … İnş. Tur. Nak. Tic. San. Ltd. Şti. vekili ile alacaklı … Bankası AŞ ve … AŞ vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı … T.A.Ş. ile … Bankası AŞ vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı talep eden … İnş. Tur. Nak. Tic. San. Ltd. Şti. vekili ile alacaklı … T.A.Ş., ve … Bankası AŞ vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Konkordato talep edenler vekili dilekçesinde; müvekkili şirketlerin mal varlığının borçlarını karşılayabilecek durumda olduğunu ancak nakit ödeme güçlüğü içinde olduklarını, bu nedenle konkordato talebinde bulunmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato projesinin tasdikine karar verilmesini talep etmiştir. II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.01.2021 tarihli ve 2019/289 Esas, 2021/8 Karar sayılı kararı ile; 1. Talep eden … İnş. Tur. Nak. Tic. San. Ltd. Şti. yönünden, konkordato projesinin İcra ve İflas Kanunu’nun 302/3 üncü maddesinde öngörülen çoğunlukla kabul edilmediği ve tasdik şartının gerçekleşmediği, ayrıca konkordato komiserler kurulunun 11.01.2021 tarihli celsedeki, adı geçen şirketin devam eden inşaat işleri bakımından yaklaşık dokuz aydır herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, işlerin yürümediği, sorunun davacı ile üst yükleniciler arasında olduğu, ne zaman ve ne şekilde çözüleceğinin belli olmadığı, bu şekilde çalışma olmaması durumunda davacı şirketin borçlarını kaynakları ile orantılı olarak ödemesinin mümkün gözükmediği yönündeki beyanı dikkate alındığında, İİK’nın 305/b maddesindeki tasdik şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle konkordato tasdik talebinin reddine, 2. Talep eden … İnşaat Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden ise; alacaklılar toplantısında ve iltihak süresi içerisinde alacaklı sayısı ve alacak miktarına göre konkordato projesinin kabul edildiği, diğer tasdik şartlarının da gerçekleştiği gerekçesiyle talep eden şirketin konkordato projesinin tasdik talebinin kabulüne karar verilmiştir. III. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde talep eden … İnş. Tur. Nak. Tic. San. Ltd. Şti. vekili ile alacaklı … T.A.Ş., … Bankası AŞ ve … AŞ vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 30.06.2021 tarihli ve 2021/1035 Esas, 2021/1039 Karar sayılı kararı ile; 1. Alacaklı … T.A.Ş.’nin istinaf nedenleri yönünden, banka tarafından konkordato komiserliğine süresinde alacak bildirilmiş ve alacaklılar toplantısında ret oyu kullanılmış ise de, banka

Konkordatonun Tasdiki: İtiraz Sebeplerinin Tasdik Duruşmasından Önce Yazılı Olarak Bildirilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tezyidi Bedel Davası Açılması Halinde Kamulaştırmasız El Atma Davası Reddedilir mi

Tezyidi Bedel Davası Açıldıktan ve Mülkiyet Kesinleştikten Sonra Süresinde Yenileme Yapılmaması Tezyidi Bedel Davası: Somut olay değerlendirildiğinde, kıymet takdirinin yapılacağına ilişkin tebliğnamenin davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, kıymet takdir komisyonunca takdir edilen kamulaştırma bedellerinin davacı … adına bankaya bloke edildiği, dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak mülkiyet ihtilafının 1970-1975 ve 1980 yıllarında giderilerek davacının malik sıfatını kazandığı, ancak davacı tarafından mülkiyet ihtilafı sonuçlandıktan sonra tehirine karar verilen tezyidi bedel davalarının süresinde yenilenmediği anlaşılmakla, dava konusu taşınmazlar yönünden kamulaştırma işleminin kesinleştiği sonucuna varılmıştır. (2942 s. K. m. 14) (3402 s. K. m. 12) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2021/5-374 Karar No: 2023/286 Karar Tarihi: 29.03.2023 1. Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 18. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilin maliki olduğu … ili … ilçesi … Mahallesi 2986 parsel ile hissedarı olduğu 1276, 1277, 1305, 1336 ve 1337 parsel sayılı taşınmazların tamamının … Barajı Su Toplama Havzası içerisinde kaldığını, davalı idare tarafından kamulaştırma kararının alındığını ancak kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan taşınmazlara fiilen el atıldığını ve müvekkiline herhangi bir tebligat yapılmadığını ileri sürerek kamulaştırmasız el atma bedeli olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000,00 TL bedelin davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 15.02.2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini artırmıştır. Davalı Cevabı 5. Davalı idare vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların … Barajı rezervuar alanında kaldığını, kamulaştırma tarihi olan 1968 yılında dava konusu taşınmazların mülkiyetinin Maliye Hazinesi ve … arasında itirazlı olduğunu, taşınmazların kamulaştırıldığını, kıymet takdiri yapılacağı hususundaki tebligatın 02.05.1968 tarihinde taşınmaz malikine bizzat yapıldığını, kıymet takdir komisyonunca takdir edilen kamulaştırma bedellerinin … Bankası … Şubesine 25.10.1968 tarihinde … adına yatırıldığını, yine …’nun bizzat kendisine yasal noter tebligatının çekildiğini ve 11.06.1968 tarihli şerh alındığını, davacının … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde tezyid-i bedel davaları açtığını, dava konusu taşınmazlar için davacı tarafça daha önceden tezyid-i bedel davası açılması nedeniyle davacının yeniden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açamayacağını, bu davalar açılmamış olsaydı bile dava konusu taşınmazlar için gerekli noter tebligatlarının usulüne uygun olarak tebliğ edildiği için davanın yine hak düşürücü süre yönünden reddi gerekeceğini ve ayrıca dava konusu taşınmaz için talep edilen bedelin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. … 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.05.2016 tarihli ve 2013/129 Esas, 2016/136 Karar sayılı kararı ile; davaya konu 2986, 1276, 1277, 1336, 1337 parsellerin tamamının, 1305 parselin büyük bir kısmının gölet içerisinde, küçük bir kısmının ise maksimum su kotu içerisinde Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün sorumluluk alanında kaldığı, DSİ tarafından daha önceki yıllarda kamulaştırma çalışmalarının başlatıldığı, ancak tamamlanamadığı gerekçesiyle davanın ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile, 3.614.270,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava konusu taşınmazların ve davacı hisselerinin davacı adına olan kaydının iptali ile davalı DSİ Genel Müdürlüğü adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 09.05.2018 tarihli ve 2016/20098 Esas, 2018/8911 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Mahallinde yapılan keşif sonucu; … İlçesi, … Köyü 2986, 1305, 1337, 1336, 1276 ve 1277 parsel sayılı taşınmazların dava tarihindeki değerinin biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; Davacı tarafından davalı idareye karşı … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1968/462-456-466-465-459-426 Esas sayılı dosyaları ile dava konusu taşınmazların davacının payına düşen kısımlarına yapılan el koyma işlemi ile ilgili tezyidi bedel davası açıldığı, mülkiyeti ihtilaflı olduğundan maliki belli oluncaya kadar davaların tehirine karar verildiği, dosyamız davacısının 29.05.1975 tarihinde kesinleşen tapu iptal tescil davası ile malik sıfatını kazandığı ve tehirine karar verilen dosyanın işleme konulmadığı anlaşılmıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca tezyidi bedel davası açıldıktan ve mülkiyet kesinleştikten sonra süresinde yenileme yapılmadığından taşınmazlar yönünden kesinleşmiş bir kamulaştırma işlemi söz konusu olacağından kamulaştırmasız el atmadan bahsedilemez. Bu nedenle davalı idare tarafından daha önce kamulaştırılan ve kamulaştırma işlemi taraflarca kesinleşen taşınmaza ilişkin açılan kamulaştırmasız el atma davasının reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi, Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. … 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.03.2020 tarihli ve 2019/183 Esas, 2020/82 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; davacı tarafından davalı idareye karşı … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1968/462-456-466-465-459-426 Esas sayılı dosyaları ile dava konusu taşınmazlarda davacının payına düşen kısımlarına yapılan el atma işlemi ile ilgili tezyidi bedel davaları açıldığı, mülkiyeti ihtilaflı olduğundan maliki belli olana kadar davaların tehirine karar verildiği, 1336 parsel sayılı taşınmazın 3000/3100 hissesi, 1337 parsel sayılı taşınmazın 3676/3900 hissesi, 1276 parsel sayılı taşınmazın 3676/3900 hissesi, 1277 parsel sayılı taşınmazın 3000/3100 hissesinin … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971/725 Esas, 1974/433 Karar sayılı kararının 30.05.1975 tarihinde kesinleşmesinin ardından tapuda davacı adına tescilleri yapıldığı, diğer dava konusu parsellerden 1305 parselin 1970 yılında ve 2986 parsel ise 1980 yılında hükmen davacı adına tescil edildiği, tehirine karar verilen dosyaların işleme konulmadığı, dava konusu taşınmazların mülkiyet ihtilafı giderilerek taşınmazların 1970-1975-1980 yıllarında davacı adına tescil edildiği, davalı idare tarafından usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapıldığı iddiası sabit olsaydı, mülkiyet ihtilafına ilişkin devam eden davalara müdahale etmesi ve kendi adına tescilini sağlaması gerekirken bu işlemi yapmadığı, 3402 sayılı Kanun’un 12/3 üncü maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davalı DSİ Genel Müdürlüğü tarafından tescil davası açılmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin eldeki davada, dava konusu taşınmazlar yönünden kesinleşmiş bir kamulaştırma işleminin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 12. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle kamulaştırmasız el atma kavramının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 13. Kamulaştırmasız el atma müessesesi, kamulaştırma yetkisi bulunan bir idari makamın Anayasa’ya ve yasalara uygun

Tezyidi Bedel Davası Açılması Halinde Kamulaştırmasız El Atma Davası Reddedilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kart Şifresinin Ele Geçirilmesinde Kart Hamili ile Bankanın Kusur ve Sorumluluğu

ATM İçinde Sıkışan Kart Şifresinin Ele Geçirilmesinde Kart Hamilinin Kusuru ve Bankanın Sorumluluğu Kart Şifresinin Ele Geçirilmesinde Kart Hamilinin Kusuru ve Bankanın Sorumluluğu: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın müşterisi olduğunu, müvekkilinin para çekmek için banka kartını ATM cihazına yerleştirdiğini, ancak kartın ATM içine girdikten sonra ekran arızası kodu verdiğini, cihaz tarafından karta el konularak kartını iade alamadığını, müvekkilinin eşinin o sırada rahatsız olduğunu ve hastaneye yetiştirilmesi gerektiğinden kartın el konulmasıyla iptal işlemine ilişkin olarak davalıya herhangi bir bildirim yapılamadığını, iki gün sonra internet hesabına girdiğini ve …TL nakit çekim ile …TL harcama olmak üzere toplam …TL’nin hesabından iradesi dışında çekildiğini fark ettiğini, bunun üzerine davalı bankayla irtibata geçildiğini ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, ayrıca durumun davalı bankaya ihtarnameyle bildirildiğini, davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığından davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının haksız itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalının alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bir güven kurumu olması nedeniyle en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulan bankanın ATM cihazında yeterli önlemi almadığından kusurlu olduğu ve doğan zarardan sorumlu tutulması gerektiği düşünülse bile, somut olayda şifrenin üçüncü kişilerce ele geçirilmesinde davacı kart hamilinin ağır kusuru bulunduğundan, davalı banka bakımından doğan zarar ile kusur arasında nedensellik bağı kesilmiş olup davanın reddine karar verilmesi gerekir. (5464 s. K. m. 15, 16, 18, 20) (5411 s. K. m. 3, 6, 60, 63) (818 s. K. m. 43, 44, 98, 99, 100) (6098 s. K. m. 51, 52, 114, 115, 116) (6762 s. K. m. 20) (6102 s. K. m. 18) (YHGK 16.06.2020 T. 2017/19-3092 E. 2020/400 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/19-108 Karar No: 2022/1450 Karar Tarihi: 08.11.2022 1. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı banka vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın müşterisi olduğunu, müvekkilinin para çekmek için banka kartını ATM cihazına yerleştirdiğini, ancak kartın ATM içine girdikten sonra ekran arızası kodu verdiğini, cihaz tarafından karta el konularak kartını iade alamadığını, müvekkilinin eşinin o sırada rahatsız olduğunu ve hastaneye yetiştirilmesi gerektiğinden kartın el konulmasıyla iptal işlemine ilişkin olarak davalıya herhangi bir bildirim yapılamadığını, iki gün sonra internet hesabına girdiğini ve 10.500TL nakit çekim ile 8.660TL harcama olmak üzere toplam 19.160TL’nin hesabından iradesi dışında çekildiğini fark ettiğini, bunun üzerine davalı bankayla irtibata geçildiğini ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, ayrıca durumun davalı bankaya ihtarnameyle bildirildiğini, davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığından davalı aleyhine … İcra Müdürlüğünün 2012/3844 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalının alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; kartın ATM cihazında sıkıştığından bahisle kartını davacının iade alamadığı ifade edilse de şifrenin diğer şahısların eline geçmeden kartın kullanılmasının mümkün olmadığını, davacının 17.01.2012 tarihinde kartın kapatılması için başvurduğunu ve müvekkili banka tarafından kartın hemen kapatıldığını, hatanın davacıdan kaynaklandığını, kart ve şifrenin birlikte kullanılması nedeniyle nakit işlemlerdeki sorumluluğun davacı kart hamiline ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2015 tarihli ve 2014/816 E., 2015/340 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 75. maddesine göre davacının söz konusu durumu vakit geçirmeksizin bankaya bildirmekle yükümlü olduğu, bu madde ile 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 16. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, davacının vakit geçirmeksizin davalı bankayı durumdan haberdar etmemesinin ve ayrıca kart şifresini gereği gibi muhafaza etmemesinin davacı yönünden müterafik kusur teşkil edeceği, davalı bankanın ise ATM cihazında yeterli önlem ve tedbir alınmayarak banka kartının kötü niyetli kişilerin elde etmesine ve kullanmasına olanak vermesiyle davacı hesabından nakit para çekilmesi ve alışveriş yapılmasında kusurunun bulunduğu, ortaya çıkan zarardan sorumluluğunun doğacağı, olayın oluşumuna göre davacı ile davalı bankanın müterafik kusurlu görüldükleri, tarafların müterafik kusur oranları %50 kabul edilerek karar verilmesinin hakkaniyete uygun olacağı, bu nedenle davalı bankanın icra takibine yaptığı itirazın kısmen iptalinin gerektiği, alacak likit olmadığından, varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, … İcra Müdürlüğünün 2012/3844 E. sayılı takip dosyasında davalı borçlunun borca itirazının kısmen iptali ile takibin 9.580TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin alacak talebinin reddine, yasal şartlar oluşmadığından taraflar lehine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. … Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 13.04.2017 tarihli ve 2016/8169 E., 2017/3018 K. sayılı kararı ile; “…Dava, bankanın kusuru nedeniyle banka kartı harcamalarının davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ilişkindir. Somut olayda banka kartının ATM’ de sıkışması nedeniyle davacı kartın elinden iradesi dışında çıktığını, harcama yapıldığını belirterek zararının tazminini istemiştir. Ancak kartın elinden çıkmasından sonra hemen bankaya ihbarda bulunmamış, 3 gün sonra ihbarda bulunmuştur. Harcamada bu 3 günlük süre içerisinde yapılmıştır. Davacı tam kusurlu kabul edilerek bankaya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış,…” gerekçesiyle karar davalı banka yararına bozulmuştur. Direnme Kararı 9. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.09.2019 tarihli ve 2019/163 E., 2019/532 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, davacının ATM’de sıkışan kartını bulunduğu yerden çıkartıp ilgili bankaya teslim edecek olan ATM’nin sahibi olan Türkiye … Bankası çalışanları olduğu, davacının kartının ATM’de sıkışmasından üç gün sonra durumun davalı bankaya bildirmiş olmasının yapılan limit dışı harcamalarda davalı bankanın kart sahibine bilgi verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı ve bu durum da davalı bankanın meydana gelen zararda hukukî sorumluluğunun en az davacı kadar bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;

Kart Şifresinin Ele Geçirilmesinde Kart Hamili ile Bankanın Kusur ve Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yurt Dışındaki Çalışma ile Çakışması Halinde İsteğe Bağlı Sigortalılık Kurum Tarafından İptal Edilir mi

İsteğe Bağlı Sigortalılık Döneminin Yurt Dışındaki Çalışma ile Çakışması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2022/10-520 Karar No: 2022/1264 Karar Tarihi: 05.10.2022 Özet: İhtilaf konusu dönemde yurt dışında çalışması bulunan ve prim ödemesi de olmayan davacı yönünden 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre gerek zorunlu gerekse isteğe bağlı sigortalılık şartlarının oluşmadığı gözetilip kesinleşen mahkeme kararı ile belirlenen olgular da dikkate alındığında davanın reddi gerektiği yönündeki Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (1479 s. K. m. 24, 79) (5510 s. K. Geç. m. 7) (YHGK 02.04.2019 T. 2015/21-555 E. 2019/384 K.) (YHGK 13.10.2010 T. 2010/21-425 E. 2010/495 K.) Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 11.07.1969-20.09.1989 tarihleri arasında Hollanda’da işçi olarak çalıştığını, yurt dışında çalıştığı süreleri 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre borçlanma talebinde bulunmadığını, yurt dışı çalışmaları devam etmekte iken Türkiye’de vergi mükellefiyeti olması nedeniyle 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kurlu sayıldığını, 20.04.1982-31.12.1982 ve 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasındaki sigortalılığına ilişkin primlerin 02.03.1992-01.10.1992 tarihleri arasında kendisinden tahsil edildiğini, ancak davalı Kurumun 16 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra 03.09.2008 tarihinde 20.04.1982-31.12.1982 ve 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığını iptal ettiğini, Kurumun davacıda sigortalı olduğu inancı oluşturduktan ve tahsil ettiği primleri uzun süre kullandıktan sonra primlerini düzenli olarak ödeyen müvekkilinin sigortalılığını iptal etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek 20.04.1982- 31.12.1982 ve 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasındaki sigortalılık süresinin isteğe bağlı sigortalılık olarak geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: Ankara 12. İş Mahkemesinin 27.09.2013 tarihli ve 2012/82 E., 2013/788 K. sayılı kararı ile; davacıya 3064 gün Bağ-Kur hizmeti, 1453 gün sigortalı hizmetleri nedeniyle 01.12.1996 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, 11.07.1969-20.07.1989 tarihleri arasında Hollanda’da çalıştığının tespit edilmesi üzerine çakışan hizmetleri nedeniyle 3600 prim ödeme gün sayısı şartını yerine getirmediğinden bahisle aylığının iptal edildiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2005/5915 E. sayılı kararında da belirtildiği üzere davacının uyuşmazlık konusu dönemde 1479 sayılı Kanun’un 79. maddesi uyarınca isteğe bağlı sigortalı sayılması gerektiği, tahsil ettiği primleri uzun süre kullanan davalı Kurumun bu süreleri sigortalılıktan saymamasının yasa, içtihat ve iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve davacının 20.04.1982-31.12.1982 ve 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasında geçen ve 16 yıl primi ödenmiş bulunan Bağ-Kur sigortalılığının isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak geçerli olduğunun tespitine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: Ankara 12. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 07.11.2014 tarihli ve 2013/23842 E., 2015/23194 K. sayılı kararı ile; \”…20.12.1982-31.12.1982, 22.03.85-25.02.1992 tarihleri arasında zorunlu, 02.03.1992-22.01.1993 tarihleri arasında isteğe bağlı 1479 sayılı Kanun’a tabi sigortalılık süresi ile 1458 gün 506 sayılı Kanuna tabi sigortalılık süreleri gözetilerek 506 sayılı Kanuna göre 4517 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlanan davacının, 11.07.1969-20.09.1989 tarihleri arasında Hollanda’da olduğundan bahisle Kurumca 20.12.1982-31.12.1982, 22.03.85-20.09.1989 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Kanun’a tabi sigortalılığı iptal edilerek, bakiye prim gün sayısına göre tahsis şartları gerçekleşmediğinden başlangıçtan itibaren yaşlılık aylığı da iptal edilerek 01.12.1996-17.09.2008 arası ödenen aylıklar borç kaydedilmiştir. Davacının, Kurum işleminin iptali istemi ile Kayseri 1. İş Mahkemesinde açılan ve 2008/1288 E-2009/395 K sayılı dava dosyası üzerinden görülen dava ile Kurumun yersiz ödenen aylıkların tahsiline yönelik açtığı ve Kayseri 3. İş Mahkemesinin 2008/143 E- 2009/47 K sayılı dava dosyasında görülen davaların birleştirilmesi sonrası, davacının davasının reddine, Kurumun davasının kabulüne karar verildiği ve anılan kararın taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı iş bu dava ile 20.04.1982-31.12.1982, 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasındaki sürenin 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak geçerli olduğunun tespitini istemiştir. Yukarıda anılan ve kesinleşen kararlar ile ihtilaf konusu dönemde davacının 1479 sayılı Kanun’a tabi sigortalılık şartlarını taşımadığının tespit edildiği ve 01.12.1996-17.09.2008 tarihleri arasında ödenen yaşlılık aylıklarının yersiz olduğu belirlenerek davacıdan tahsiline karar verildiği anlaşılmakla, ihtilaf konusu dönemde yurtdışında çalışması bulunan, prim ödemesi de olmayan davacı yönünden 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre gerek zorunlu gerekse isteğe bağlı sigortalılık şartlarının bulunmadığı gözetilerek, kesinleşen mahkeme kararı ile belirlenen olgularda göz önüne alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…\” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: Ankara 12. İş Mahkemesinin 18.06.2015 tarihli ve 2015/319 E., 2015/714 K. sayılı kararı ile; davacının Hollanda’daki hizmetlerini borçlanmadığından Türkiye’de mevcut sigortalılık süresi içinde aynı döneme rastlayan mükerrer sigortalılık durumunun söz konusu olmadığı, bu nedenle Hollanda’da rant sigortasına tâbi olunan dönemde davalı Kurum tarafından zorunlu Bağ-Kur sigortalısı yapılan ve tahakkuk eden primleri gecikme zamları ile birlikte tahsil edilen 20.04.1982-31.12.1982 ve 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasındaki Bağ- Kur sigortalılığının isteğe bağlı sigortalılık olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. Direnme Kararını Temyiz: Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Kayseri 1. İş Mahkemesinde görülen davada verilen ve kesinleştiği belirtilen karar da dikkate alındığında Hollanda’daki çalışmaları ile çakıştığı için davalı Kurumca iptal edilen 20.04.1982-31.12.1982 ve 22.03.1985-20.09.1989 tarihleri arasındaki dönemde davacının 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre gerek zorunlu gerekse isteğe bağlı sigortalılık şartlarını taşıyıp taşımadığı; buradan varılacak sonuca göre bu sürelerin 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılık olarak kabulünün mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu\’nun geçici 7/1. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu\’nun 24. maddesinde sigortalı olmanın koşullarına yer verilmiştir. Bu hükmün ilk şeklinde Bağ-Kur sigortalılığı için esnaf sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı aranırken 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun\’un 24. maddesinin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulu kaldırılmış, sadece Kanun\’un

Yurt Dışındaki Çalışma ile Çakışması Halinde İsteğe Bağlı Sigortalılık Kurum Tarafından İptal Edilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

El Halıcılığı Dokuma İşlerinde Çalışanlar Uzun Vadeli Sigorta Kolları Hükümlerinden Yararlanabilir mi

El Halıcılığı Dokuma İşlerinde Çalışanların Hizmet Tespiti Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2021/10-458 Karar No: 2022/1187 Karar Tarihi: 29.09.2022 Özet: Somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; uyuşmazlık konusu 09.07.1987-30.06.1992 tarihleri arasındaki döneminde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun’un 3. maddesinin II numaralı fıkrasının (D) bendine göre el halıcılığı dokuma işlerinde çalışanların iş kazaları ile meslek hastalıkları, analık ve hastalık sigorta kollarına tabi olacağı, malûllük, yaşlılık, ölüm sigorta kollarının bunlar hakkında uygulanmayacağı gözetilerek davacının davalı işverene bağlı olarak yerine getirdiği faaliyetin “el halıcılığı dokuma işi” niteliğinde olup olmadığı araştırıldıktan sonra yapılan işin el halıcılığı kapsamında olduğunun anlaşılması hâlinde ilk derece mahkemesince hükmedildiği gibi davacının 01.04.1981-08.07.1987 tarihleri arasında davalı işyerinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalıştığının ve bu tarihler arasında eksik bildirilen 1555 gün hizmetinin olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine; aksi hâlde elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. (7201 s. K. m. 35) (506 s. K. m. 2, 3, 6, 79) (4958 s. K. m. 57) (5510 s. K. m. 3, 16) (2829 s. K. m. 3) (6100 s. K. m. 371, 373) Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kocaeli 1. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik davacı ve fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekillerinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi tarafından verilen fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne dair karar fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1979 yılından 30.06.1992 tarihine kadar kesintisiz çalıştığını, işe giriş bildirgesinin Kuruma 01.04.1981 tarihinde verildiğini ileri sürerek 01.04.1981-30.06.1992 tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz çalıştığının tespitini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı …. Halıcılık San. ve Tic. A.Ş.’ye 7201 sayılı Tebligat Kanunu\’nun 35. maddesine göre tebligat yapılmış olup davaya cevap verilmemiştir. Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; halı imalatı faaliyetinde bulunan davalı şirketin 01.03.1980-30.04.1994 tarihleri arasında Kanun kapsamında olduğunu, hizmet döküm cetveline göre davacının 1981/2 ilâ 16.04.1985 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, davanın kamu düzenini ilgilendiren nitelikte olduğunu, çalışma olgusunun re’sen araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Kocaeli 1. İş Mahkemesinin 09.05.2017 tarihli ve 2016/149 E., 2017/147 K. sayılı kararı ile; davacının işi öğrenip usta olduktan sonra davalı işveren tarafından bordroların Kuruma verilmeye başlanıldığı, üretime yönelik usta olarak kesintisiz haftanın altı günü çalıştığı anlaşıldığından 01.04.1981-08.07.1987 tarihleri arasında eksik bildirilen hizmetinin 1555 gün olduğu, 09.07.1987-30.06.1992 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından ise iddia ve tanık beyanlarına göre davacının davalı işyerinde el halıcılığı dokuma işi yaptığı, davacının davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak kesintisiz ayda 30 gün çalıştığı anlaşılmış ise de bu dönem bakımından Yargıtay 10. ve 21. Hukuk Daireleri arasında kısmen görüş farklılığı bulunmakla birlikte 506 sayılı Kanun\’un 3.maddesinin II numaralı fıkrasına 20.06.1987 tarihli ve 3395 sayılı Kanun\’un 1. maddesiyle eklenen (D) bendindeki hükmün istisna getirmeyen bağlayıcı ve yasaklayıcı nitelikte olması, bu bendi yürürlükten kaldıran 29.07.2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanun\’un 57. maddesinde ve 5510 sayılı Kanunda kanunların geriye yürüyeceğine ilişkin düzenleme bulunmaması karşısında yasal sorumluluğunu dönemindeki mevzuata göre yerine getiren davalı işverene yeni sorumluluklar yüklenemeyeceği gerekçesiyle davacının 01.04.1981-08.07.1987 tarihleri arasında davalı işyerinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalıştığının ve bu tarihler arasında eksik bildirilen 1555 gün olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: Kocaeli 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 21.02.2019 tarihli ve 2018/2060 E., 2019/375 K. sayılı kararı ile; davalı işyerinin 01.03.1980 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamına alındığı, 02.02.1965 doğumlu davacının davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine tabi olarak el halıcılığı dokuma işinde çalıştığı, davalı işveren tarafından işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği ve 1981 ilâ 1985 yılları arasında kısmi bildirimler yapıldığı, bordro tanıklarının davacının uyuşmazlık konusu dönemde davalı işyerinde hizmet akdi ile uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalıştığını beyan ettikleri, öte yandan bordro tanıklarından Mümine Yıldız ve Hanım Çakır’ın davalı işveren aleyhine açtıkları hizmet tespiti davalarında verilen kabul kararlarının Yargıtay tarafından onandığı, bu itibarla ilk derece mahkemesince verilen kısmen kabul kararının hatalı olduğu gerekçesiyle fer’î müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile davacının 01.04.1981-30.06.1992 tarihleri arasında davalı işyerinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalıştığının ve bu tarihler arasında eksik bildirilen hizmetinin 3347 gün olduğunun tespitine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 09.03.2020 tarihli ve 2019/3231 E., 2020/2100 K. sayılı kararı ile; “…Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 3. maddesinin II numaralı fıkrasına, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 1. maddesiyle eklenen (D) bendinde “El halıcılığı dokuma işlerinde çalışanlar hakkında yalnız iş kazaları ile meslek hastalıkları, analık ve hastalık sigorta kolları uygulanır. Ancak bunlar istekleri halinde malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kolları bakımından 85 inci madde hükmüne göre isteğe bağlı sigortalı olabilirler.” düzenlemesine yer verilmiş, sonrasında 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 57. maddesiyle söz konusu bent ilga edilmiş olup yürürlükten kaldırmaya yönelik yasama işleminin geriye yürütüleceğine ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, şu durumda 09.07.1987 — 05.08.2003 (dahil) dönemi bakımından bentte yazılı nitelikteki hizmetin 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince uzun vadeli sigorta kollarına tabi zorunlu sigortalılık olarak değerlendirilemeyeceği belirgindir. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde, uyuşmazlık konusu dönemde davacının, işverene bağlı olarak yerine getirdiği faaliyetin “el halıcılığı dokuma işi” niteliğinde olup olmadığı belirlendikten sonra, yapılan işin el halıcılığı kapsamında olduğunun anlaşılması halinde ilk derece mahkemesinin kabulünün isabetli olduğu belirgindir. Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan işin el halıcılığı dokuma kapsamında olup olmadığı belirlenerek sonuca göre az

El Halıcılığı Dokuma İşlerinde Çalışanlar Uzun Vadeli Sigorta Kolları Hükümlerinden Yararlanabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyetince Direnme Kararı Verilmesi Mümkün mü

Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince Direnme Kararı Verilmesi Mümkün mü Hakem Heyetince Direnme Kararı Verilmesi: Sigortacılıkta tahkim müessesesi hızlı ve adil çözüme ulaşmak hedeflenmiştir. Bu nedenle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-4. maddesi gereğince hakem kararlarına karşı karar düzeltme yoluna dahi başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Netice itibariyle Uyuşmazlık Hakem Heyetince direnme kararı verilmesi mümkün değildir. Bu nedenle direnme adı altındaki kararın usulden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (5684 s. K. m. 30) (2797 s. K. m. 15) (1086 s. K. m. 440) (Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik m. 16) (YİBK 23.10.1972 T. 1972/2 E. 1972/12 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2022/17-672 Karar No: 2022/1127 Karar Tarihi: 22.09.2022 1. Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen hakem kararının saklanmasına ilişkin karara konu olan itiraz hakem heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, itiraz hakem heyetince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda gereği görüşüldü: 4. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; Uyuşmazlık Hakem Heyetince direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. 5. Bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşen iki tarafın, anlaşarak, bu uyuşmazlığın çözümünü özel kişilere bırakmalarına ve uyuşmazlığın bu özel kişiler tarafından incelenip karara bağlanmasına tahkim; uyuşmazlığın çözümü kendilerine bırakılan bu özel kişilere ise hakem denir. Hakemler, bağımsız, tarafsız gerçek kişilerdir, kural olarak uyuşmazlığın tarafı olan kişilerce seçilirler, uyuşmazlığı yargılama yoluyla çözerler. Tahkim yolu, tarafların doğmuş ya da doğabilecek bir uyuşmazlığı aralarındaki anlaşmaya göre hakem veya hakem kuruluna götürdükleri, özel bir yargılama faaliyetidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara 2001, C. VI, s. 5875; Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.II, s. 1857). 6. Sigortacılıkta tahkim ise alternatif çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sistem ile Türkiye Sigorta Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği nezdinde kurulmuş olan Sigorta Tahkim Komisyonuna müracaat edilerek komisyon tarafından belirlenecek hakemler aracılığıyla sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında, sigorta sözleşmesinden veya güvence hesabından faydalanacak kişiler ile güvence hesabı arasında çıkan uyuşmazlıklar çözüme kavuşturulmaktadır. 7. Sigortacılıkta tahkim kavramı hukukumuza ilk defa 03.06.2007 tarihinde kabul edilerek 14.06.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu‘nun 30. maddesi ile girmiştir. Bu maddenin 12. bendi ve ilgili diğer maddelerinde 29.06.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6327 sayılı Kanun ve 18.04.2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6456 sayılı Kanun ile birtakım eklemeler ve değişiklikler yapılmıştır. Tahkim ile ilgili diğer düzenlemeler ise Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik ile yapılmıştır. 8. Sigorta tahkimi ile iç tahkim arasında terminolojik benzerlik dışında her iki alternatif uyuşmazlık çözüm yönteminin en temel nitelikleri olan tahkim anlaşmasının varlığı, tarafların rolü, sürecin işleyişi, hakemlerin seçimi, davanın açılması, yargılama usulü, kararların verilmesi, kararlara karşı kanun yolları ve kurumsal yapı yönünden çok temel konularda birbirinden farklılıklar bulunmaktadır. Her iki sistem arasındaki farklılık ve özellikler Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 19.06.2020 tarihli ve 2019/4 E., 2020/71 K. sayılı kararında ayrıntılı bir şeklide açıklanmıştır. 9. Sigorta tahkim sisteminin kendine özgü kalıcı ve kurumsal bir yapısı bulunmaktadır. Sigorta tahkimi, zorunlu sigortalar dışında, sigorta kuruluşlarının iradi katılımı esasına dayanmaktadır. Sigortalı/hak sahipleri ise hiçbir şekilde, sigorta şirketleri ile yaşadığı bir uyuşmazlığın çözümü için Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmak zorunda değildir. Eş söyleyişle Sigortacılık Kanununda yer alan tahkim, sisteme üye olan şirketler bakımından zorunluluk, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayanlar bakımından gönüllülük esasına dayanmaktadır (Karasu, Rauf: Yargıtay ve Sigorta Tahkimi İtiraz Hakem Heyeti Kararları Işığında Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, Ankara, 2016, s.136; Kabukçuoğlu Özer: Sigortacılık Kanunu Şerhi, İstanbul 2012, s. 29). 10. Bu sistem ile sigorta konusundaki uyuşmazlıkların uzman kişiler tarafından az maliyetle, hızlı ve adil şekilde çözüme kavuşturularak sigortacılık sektörüne olan güvenin artırılması amaçlanmış, bu kapsamda sistemin işleyişine özgü düzenlemeler getirilmiştir. Örneğin; Sigortacılık Kanununa göre hakem seçimi Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından yerine getirilir. Sigortacılık tahkiminde taraflar hakemleri serbestçe belirleyemezler. Sigorta tahkiminde görev yapacak hakemlerin Kanun’un 30/8 ve Tahkim Yönetmeliğinin 16. maddesindeki nitelikleri taşıması zorunlu tutulmuştur. Hakemler hayat ve hayat dışı sigorta gruplarından sadece birinde görev yapacak şekilde önceden hazırlanmış listelere göre belirlenir. Hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermek zorundadır. Ancak, bu süre tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle uzatılabilir. 11. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu‘nun 30/23. maddesi “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun hükümleri, sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanır.” hükmüne haizdir. Hakem heyetince Hukuk Muhakemesi Kanunu’nda mahkemeler için öngörülen direnme kurumunun kıyas yoluyla hakemler içinde geçerli olduğu ileri sürülmüştür. 12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre direnme yetkisi devlet (ilk derece) mahkemelerinin ve istinaf mahkemelerinin tekelindedir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15. maddesine göre; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermekle görevli kılınmıştır. 13. Hakemlerin direnmesini mümkün görmek, uyuşmazlığa düşen tarafların resmî yargıyı bırakarak, uyuşmazlığı bir an önce hallettirmek için anılan iradi alternatif yolunu seçmedeki amacına da aykırıdır (Özbay, İbrahim: Hakem Kararlarının Temyizi, Ankara 2004, s. 372 vd). Sigortacılık Kanunu’nun sigorta konusundaki uyuşmazlıkların uzman kişiler tarafından az maliyetle, hızlı ve adil şekilde çözüme kavuşturularak sigortacılık sektörüne olan güvenin artırılması yönünde güttüğü gayeye de uygun düşmemektedir. Zira bozma kararından sonra sistemlerine göre yeniden seçilen hakemler bozma kapsamıyla sınırlı olarak inceleme yapmaktadır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 23.10.1972 tarihli ve 1972/2 E., 1972/12 K. sayılı İBK kararı). 14. Daha açık bir ifadeyle sigortacılıkta tahkim müessesesi hızlı ve adil çözüme ulaşmak hedeflenmiştir. Bu nedenle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-4. maddesi gereğince hakem kararlarına karşı karar düzeltme yoluna dahi başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Netice itibariyle Uyuşmazlık Hakem Heyetince direnme kararı verilmesi mümkün değildir. 15. Bu nedenle direnme adı altındaki kararın usulden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Sonuç Açıklanan nedenlerle; Direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 22.09.2022 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyetince Direnme Kararı Verilmesi ve Hakem Kararına Karşı Karar Yoluna Başvurulması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2023/395 Karar No: 2023/478 Karar Tarihi: 17.05.2023 Mahkemesi: Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan

Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyetince Direnme Kararı Verilmesi Mümkün mü Read More »