Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hata ve Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Açılmasında Hak Düşürücü Süre

Hata ve Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Hata ve Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası: Tapu iptal ve tescil davası; kanuna aykırı, usulsüz veya yolsuz düzenlendiği iddia edilen tapu kaydının hukuka uygun hale getirilmesi için açılır. Tapu iptali davası, taşınmazın aynına, yani mülkiyet hakkına ilişkin bir dava olduğundan, mahkeme hükmü kesinleşmeden icra edilemez. Bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuçlar doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. İradesi sakatlanan tarafın sözleşmeyi iptal hakkını kullanması, diğer bir anlatımla sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 39. maddesinde (818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 31. maddesinde) belli bir süreye bağlanmıştır. Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Tapu iptali ve tescil davası, ayni hakkı ihlal edilen kişinin mülkiyet hakkını temin eden en önemli dava türüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 nolu Ek Protokol, tüm sözleşmeci devletlere mülkiyet hakkı ihlal edildiğinde bireye etkin koruma mekanizmaları sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, mülkiyet hakkı ihlalleri iç hukuk yolları ile giderilmediği takdirde AİHM’e bireysel başvuru yapılması mümkündür. Alanında uzman Kayseri gayrimenkul avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz tapu iptal ve tescil davalarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir. Tapu iptal ve tescil davası ile ilgili emsal Yargıtay kararlarına sitemizden ulaşabilir; dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda  15 yılı aşkın deneyime sahip avukat kadromuzdan ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Hata ve Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davasında Hak Düşürücü Süre Hata ve Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası: Somut olayda da yanılma (hata) ve aldatma (hile) hukuksal nedenlerine dayalı olarak … tarihinde bağış suretiyle yapılan temlikin iptali istenilmiş olup, eldeki dava … tarihinde açılmış ve dayanılan irade bozukluğu hâllerinin … tarihinde öğrenildiği ileri sürülmüştür. Mahkemece davacının bu iddiası ile dayandığı delillerin açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü sürenin sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren başlayacağı ve resmî senedin aksinin de yine aynı derecede bir belge ile kanıtlanması gerektiği yönündeki gerekçeyle karar verilmiş olması isabetli değildir. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (6098 s. K. m. 1, 24, 25, 26, 28, 31, 30, 39) (4721 s. K. m. 2, 7) (1086 s. K. m. 429, 440) (YHGK. 01.06.2011 T. 2011/14-281 E. 2011/373 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2018/1-889 Karar No: 2018/1939 Karar tarihi: 13.12.2018 Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.04.2010 tarihli ve … sayılı kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.10.2010 tarihli ve 2010/7711 E., 2010/12574 K. sayılı kararı ile: “… Dava, hata ve hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının çekişme konusu 84 parsel sayılı taşınmazı 27.04.2006 tarihli akitle bağış suretiyle davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davacı, davalı …’nun bakıcı olarak yanında bulunduğunu, maliki olduğu 1160 ada 74 parsel sayılı taşınmazın tasarrufu bakımından kira sözleşmesi yapılacakken hata ve hileye düşürülmek suretiyle, tapuya götürüldüğünü ve dava konusu 1160 ada 84 parselin bağış suretiyle temlikinin sağlandığını ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanunu’nda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (Subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi Borçlar Kanunu’nun 25. ve Medeni Kanun’un 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir. Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille isbat edilebilir. Diğer taraftan; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. Borçlar Kanunu’nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Somut olaya gelince; mahkemece, Borçlar Yasasının 31. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü sürenin her iki hukuksal sebep bakımından da akdin yapılış tarihinden itibaren başladığı, dava tarihine göre hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, öte yandan, taşınmazın temlikine esas alınan akdin resmi belge olduğu

Hata ve Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Açılmasında Hak Düşürücü Süre Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sigara Kaçakçılığı ve Cezası

Sigara Kaçakçılığının Cezası Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında sigara kaçakçılığı yapan sanık hakkında hükmolunacak ceza belirlenirken suçun işleniş şekli, suça konu sigara miktarı ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı dikkate alınır. Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir.  Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Sigara Kaçakçılığında Verilecek Cezada Ele Geçirilen Sigara Miktarı Dikkate Alınır KOM Şube Müdürlüğü görevlilerince oluşturulan uygulama noktasında, 04.02.2012 tarihinde saat 21.40 sıralarında durdurulan 65 … plaka sayılı yolcu otobüsünde, Sulh Ceza Mahkemesinin 01.02.2012 tarihli önleme araması kararına istinaden yapılan aramada, sanığa ait valizlerin ve çuvalın içerisinde 1.500 paket kaçak sigaranın ele geçirildiği anlaşılan olayda; kaçak sigaranın miktarı dikkate alındığında, Yerel Mahkemenin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesi uyarınca temel cezayı 2 yıl 6 ay hapis ve 360 gün adli para cezası olarak belirlemesinin dosya kapsamına uygun olduğu ve TCK’nın 3. maddesinde düzenlenen “orantılılık” ilkesine de aykırılık oluşturmadığı kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/370 Karar No: 2019/475 K. Tarihi: 18.06.2019 \”İçtihat Metni\” Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 7. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Sanık …\’in 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun\’un 8/4; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 62, 52/2-4, 53/1 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis ve 6.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.10.2012 tarihli ve 150-703 sayılı hükmün, sanık … ve şikâyetçi Gümrük ve Ticaret Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 18.11.2014 tarih ve 22614-19267 sayı ile; \”I- Katılan … İdaresinin temyizine göre yapılan incelemede; Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen gümrük idaresinin davaya katılmasına karar verilmesi hukuken geçersiz olup, hükmü temyiz hakkı vermeyeceğinden, vaki temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı (mülga) CMUK\’nun 317. maddesi gereğince, reddine, II- Sanığın temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanıkta 150 karton bandrolsüz ve kaçak sigara ele geçirildiği olayda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 61. maddesi uyarınca alt ve üst sınırlar arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ve failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı unsurları dikkate alınması gerekmekte olup, dosya kapsamına göre sanığın benzer olaylarla karşılaştırıldığında vehamet arz etmeyen fiilinin, eylem ile ceza arasındaki dengeyi bozacak şekilde teşdidi gerektirmediği halde, hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayacak biçimde hapis ve adli para cezasının alt sınırından uzaklaşılarak sanık hakkında fazla ceza tayini\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 26.02.2015 tarih ve 918-154 sayı ile; \”Bozma ilamından sonra dosya içerisine alınarak konulan benzer şekilde başka bir sanık hakkında Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 175 paket kaçak sigara ile yakalanan sanık hakkında 15/03/2013 tarih, 2012/2030 Esas ve 2013/340 Karar sayılı ilamı ile sonuç olarak 2 yıl 1 ay hapis ve 2.000 TL adli para cezası verilmesine ilişkin kararın temyizi üzerine aynı daire olan Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 25/12/2014 tarih, 2014/7595 Esas ve 2014/22100 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verildiği, mahkememize ait dava dosyasında suça konu sigara miktarı 1.500 paket olduğu halde düzeltilerek onanmasına karar verilen Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesine ait 2012/2030 Esas ve 2013/340 Karar sayılı dava dosyasında suça konu sigara miktarının 175 paket olduğu, her iki ilamdaki heyetin aynı olduğu, bu nedenle sigara miktarı yönünden mahkememizce temel cezanın belirlenmesinde teşdiden cezanın verilmesinde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı\” şeklindeki gerekçe ile direnerek, sanığın ilk hükümde olduğu gibi mâhkumiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.07.2015 tarihli ve 217636 sayılı \”bozma\” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 662-543 sayı ile; 6763 sayılı Kanun\’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 06.03.2017 tarih ve 6-1587 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun\’un 8/4. maddesi gereğince iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası gerektiren suçta, temel cezanın iki yıl altı ay hapis ve üç yüz altmış gün adli para cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Olay tutanağına göre; KOM Şube Müdürlüğü görevlilerince gümrük kaçakçılığıyla mücadele kapsamında … Kavşağında oluşturulan uygulama noktasında, 04.02.2012 tarihinde saat 21.40 sıralarında durdurulan 65 .. … plaka sayılı yolcu otobüsünde, … Sulh Ceza Mahkemesinin 01.02.2012 tarihli ve 105 sayılı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada, aracın bagajında, sanığa ait iki valiz ve bir çuval içerisinde aynı markaya ait toplam 1.500 paket kaçak sigaranın ele geçirildiği, Cumhuriyet savcısından alınan talimatla el konulan sigaraların ve yakalanan sanığın KOM Şube Müdürlüğüne götürüldüğü, … Sulh Ceza Mahkemesinin 05.02.2012 tarihli ve 140 sayılı kararı ile el koyma işleminin onandığı, Keşifte dinlenen bilirkişi beyanına göre; sigaraların üzerlerinde TAPDK bondrolünün bulunmadığı, yabancı menşeili ve gümrük kaçağı oldukları, Kaçak eşyaya mahsus tespit varakasında, sigaraların CİF kıymetinin 1.500 TL, gümrük vergilerinin 6.422,52 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 7.922,52 TL olduğunun belirtildiği, Yerel

Sigara Kaçakçılığı ve Cezası Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Hangi Mahkemede Açılır

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası: Tapu iptal ve tescil davası; kanuna aykırı, usulsüz veya yolsuz düzenlendiği iddia edilen tapu kaydının hukuka uygun hale getirilmesi için açılır. Tapu iptali davası, taşınmazın aynına, yani mülkiyet hakkına ilişkin bir dava olduğundan, mahkeme hükmü kesinleşmeden icra edilemez. Muris muvazaası, diğer deyişle mirastan mal kaçırma; mirasçılarının sahip olduğu miras hakkını ortadan kaldırmak üzere miras bırakan tarafından yapılan hileli işlemlerdir. Muris muvazaası en çok miras bırakanın tapuda kendi adına kayıtlı taşınmazları üçüncü kişilere devretmesi yoluyla meydana gelmektedir. Miras bırakanın hileli gayrimenkul devirleri tapu iptal ve tescil davasına konu olmaktadır. Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında çözülmesi gereken hukuki sorun miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma iradesiyle hareket edip etmediğinin tespitidir. Miras bırakan mirasını paylaştırırken hoşgörü ile karşılanabilecek makul oranlarda farklılıklar yaratarak paylaşım yapabilir. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında; miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı ve mal paylaşımının hakkaniyete uygun bir paylaşım olup olmadığı Yargıtay içtihatlarında belirtilen ölçütler kullanılarak tespit edilir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi-Karar: 2016/5445) Tapu iptal ve tescil davası, ayni hakkı ihlal edilen kişinin mülkiyet hakkını temin eden en önemli dava türüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 nolu Ek Protokol, tüm sözleşmeci devletlere mülkiyet hakkı ihlal edildiğinde bireye etkin koruma mekanizmaları sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, mülkiyet hakkı ihlalleri iç hukuk yolları ile giderilmediği takdirde AİHM’e bireysel başvuru yapılması mümkündür. Alanında uzman Kayseri gayrimenkul avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz tapu iptal ve tescil davalarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir. Tapu iptal ve tescil davası ile ilgili emsal Yargıtay kararlarına sitemizden ulaşabilir; dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda  15 yılı aşkın deneyime sahip avukat kadromuzdan ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Hangi Mahkemede Açılır? Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Asıl dava 06.09.2007, birleşen dava 09.10.2009 tarihlerinde açılmış olup, davacılar dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 13. maddesinin 3. fıkrası gereğince taşınmazların birinin bulunduğu yerde dava açma hakkına sahiptirler. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece HUMK’nın 13. maddesinin 3. fıkrasının tanıdığı yetkiye dayanarak S… ilçesi sınırları içerisinde yer alan taşınmazlar bakımından yetkisizlik kararı verilmesine gerek olmadığına ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir. (2709 s. K. m. 141, 142) (1086 s. K. m. 13, 24, 43, 45, 77) (6100 s. K. m. 5, 12, 30, 57, 166) (4721 s. K. m. 683, 706, 713, 1025) (818 s. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (5235 S. K. m. 7) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1-2616 Karar No: 2019/1330 Karar Tarihi: 10.12.2019 Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 11.10.2012 tarihli ve 2007/242 E., 2012/474 K. sayılı kararın davalı … vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.06.2013 tarihli ve 2013/6509 E., 2013/9094 K. sayılı kararı ile: “…Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı murisi …’nın Hatay İli Samandağ İlçesinde bulunan 21, 27, 28, 18, 4695, 4697 ve 4698 parsel sayılı taşınmazları davalı …’ya; Hatay İli, Antakya İlçesinde bulunan 12393, 173, 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672, 10672 ve 530 parsel sayılı taşınmazları da diğer davalılara temlik ettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğu, mahkemenin davanın kabulüne karar verdiği, dava konusu taşınmazların farklı ilçelerin idari sınırları içerisinde yer aldığı, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı da bulunmadığı anlaşılmaktadır. 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 13/1. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 12/1.) maddesi gereğince taşınmazın aynı ile ilgili davaların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır. Taşınmazın bulunduğu yerden maksat ise tapuda kayıtlı olduğu yer değil, fiilen içinde bulunduğu mülki sınırdır. Anılan yetki kuralı kesin ve kamu düzeniyle ilgili olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen (kendiliğinden) gözetilmesi gerekir. Hemen belirtilmelidir ki, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin dava da taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 13/1 (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 12/1.) maddesinde öngörülen mahkemede açılmalıdır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda mahkemece öncelikle yetki bakımından bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri; müvekkillerinin babası olan muris …’nın 06.09.2006 tarihinde vefat ettiğini, murisin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla Hatay ili Samandağ ilçesi Zeytunlu mahallesinde kain 21, 27, 28, 18, 29 (ifraz ile 4688-4700) parsellerdeki payını davalı …’ya, Hatay ili Antakya ilçesi Çekmece köyünde kain 530 ve 12393 parsellerdeki payını davalı …’na, 173 parseldeki payını davalı …’a, 1057 parseldeki (imar ile 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672) payını da davalı …’ya devrettiğini, satış işleminin tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığı gibi satış bedellerinin de düşük gösterildiğini, satış işlemlerinden sonra da malların ölene kadar murisin zilyetliğinde bulunduğunu, görünüşteki satış işleminin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığını, gizlenen bağış sözleşmesinin de şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu ileri sürerek davalılar adlarına olan tapu kayıtlarının müvekkillerinin miras payı oranında iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar …, …, … ve … vekilleri ile …, …, …; yapılan satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar, davalı … vekili öncelikle müvekkili adına kayıtlı taşınmazların Samandağ’da olması nedeniyle mahkemenin yetkisiz olduğunu, esasa ilişkin olarak da satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece; yapılan yargılamaya, toplanan delillere, açıklanan maddi ve hukuki olgulara, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunan bilirkişi raporuna, itibar olunan davacı tanık anlatımlarına ve tüm dosya kapsamına göre; murisin dava konusu taşınmazlardaki

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Hangi Mahkemede Açılır Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ortak Alanın Haksız Kullanımından Doğan Zarara ilişkin Ecrimisil Davasında Görevli Mahkeme

Ecrimisil Davasında Görevli Mahkeme Ecrimisil Davasında Görevli Mahkeme: Ortak alanın haksız kullanımından doğan zarar ve haksız işgal tazminatı istemine ilişkin ecrimisil davası ile ilgili süreçlerde herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir gayrimenkul avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Haksız işgal tazminatı istemine ilişkin ecrimisil davası, Türk Medeni Kanunu genel hükümleri uyarınca genel mahkemelerde görülmesi gereken bir dava türüdür. Kat Mülkiyeti Kanununda haksız işgal tazminatına yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığından uyuşmazlığa Kat Mülkiyeti Kanunu gereğince sulh hukuk mahkemelerince bakılacağından söz etmek mümkün değildir. Görevli Mahkeme Ecrimisil davalarında görevli mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 2. maddesinde yer alan açık düzenlemeye göre asliye hukuk mahkemesidir. HMK 2. Madde: “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.” Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan dolayı mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekecektir. Yetkili mahkeme Ecrimisil davalarında yetki mahkeme, sıkça hataya düşüldüğü üzere sanıldığı gibi taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi değildir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/7717 E., 2021/77 K. sayılı kararında: “Ecrimisil 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İBK’da haksız eylem olarak nitelendirilmiş bulunduğundan HMK’nın 16 maddesi uyarınca; haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Ayrıca ecrimisil davası taşınmazın aynı ile ilgili dava olmadığı için HMK’nin 12. maddesi uygulanmaz. Kesin yetki kuralı olmadığı için de HMK’deki genel yetki kuralı uygulama alanı bulur ve bu bağlamda, genel yetkili mahkeme olan davalının ikametgahı mahkemesi de yetkilidir.” Bu kapsamda ecrimisil davasında yetkili mahkemeler: – Haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi, – Zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer mahkemesi, – Zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi, – Genel yetki kuralı olan davalının ikametgah adresi mahkemesidir. Ortak Alanın Haksız Kullanımından Doğan Zarara İlişkin Ecrimisil Davasında Görevli Mahkeme Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1275 Karar No: 2019/752 Karar Tarihi: 20.06.2019 Mahkemesi: Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.09.2013 tarih ve 2013/175 E., 2013/1069 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.10.2014 tarih ve 2014/11640 E., 2014/15641 K. sayılı ilamı ile: “…Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen göz önünde tutulması gereken bir usül kuralıdır. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2/1. maddesi “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.” düzenlemesini içermektedir. Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davacı yöneticinin kat maliki olmayan davalı şirkete, apartman ortak alanına el atması nedeniyle haksız kullanım tazminatı istediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu‘na göre değil genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği dolayısıyla davanın HMK’nın 2. maddesi kapsamında kaldığı, görevli mahkemenin ise asliye hukuk mahkemesi olduğu tartışmasızdır. Hal böyle olunca, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esası yönünden karar verilmiş olması doğru değildir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, ecrimisil istemlerine ilişkindir. Davacı vekili, davalı şirketin apartman zemin katındaki 11 ve 12 numaralı bağımsız bölümlerde kiracı olduğunu, davalıya apartman ortak yeri olan ön bahçenin birinci kat çıkıntısını aşmamak ve aylık 200,00TL bedel ödemek koşuluyla ürün teşhirinde kullanması için kat malikleri kurulunca izin verildiğini, ancak bir süre sonra ödeme yapmayan şirket hakkında icra takibi başlatılıp, itirazın iptali davası açıldığını, 2008 yılı genel kurul toplantısında da kira ödemek suretiyle dahi davalının apartman girişini kullanmasına son verilmesi ve bahçenin eski hâline getirilmesi için karar alındığını, davalının bu karara uymadığı gibi apartman ortak yeri olan bahçenin tümünü işgal ettiğini, bunun üzerine Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını ve davalının müdahalesinin men’ine karar verdiğini, kararın üç kez icraya konulmasına karşın davalının işgalini ısrarla sürdürdüğünü belirterek, şimdilik 10.000,00TL ecrimisilin kademeli faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, iddianın gerçeği yansıtmadığını, kiracı olan müvekkilinin kiralanan alanın dışına çıkmadığını, kat malikine teban ortak alandan yararlanan davalının ortak alanı kullandığı için bir bedel ödemek zorunda olmadığı gibi apartman ortak yeri kiraya verilemeyeceğinden ecrimisil de istenemeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, el atmanın önlenmesi istemiyle Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda 16.12.2010 tarih ve 2008/2418 E., 2010/2690 K. sayılı karar ile kat maliki hakkındaki davanın reddine, kat malikinin kiracısı olan davalı şirket hakkında ise binanın ilk kat çıkıntısını geçer şekilde ortak yer olan bahçeyi kullanımının önlenmesine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, ancak mahallinde yapılan keşifte davalının ortak yer olan bahçede kullanımına izin verilen yer dışındaki alana müdahale ederek kullanıldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile bozulmuştur. Mahkemece, davalının kat maliki olmasa da aynı binada kiracı olduğu, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu‘nun kat maliki dışında kullanıcı ve kiracıları da kapsadığı, kiracı konumundaki davalının kiralanan alan dışındaki ortak alana haksız el atmasının 634 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık mahkemenin görevine ilişkin olup; apartman yönetimi tarafından kat malikinin kiracısı olan davalı şirket aleyhine ortak alanı (apartman bahçesini) işgal ettiği iddiası ile açılan ecrimisil istemine konu davanın, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine mi, yoksa genel hükümlere mi tabi olduğu, varılacak sonuca göre sulh hukuk mahkemesi mi yoksa asliye hukuk mahkemesi mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle haksız işgal tazminatı (ecrimisil) kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. Hemen belirtmek gerekir ki, zilyetliğinin haksız olduğunu bilen veya duruma göre bilmesi gereken kimse kötü niyetlidir. Bu tanıma göre bir eşyayı çalan hırsız kötü niyetli zilyet olduğu gibi, onu

Ortak Alanın Haksız Kullanımından Doğan Zarara ilişkin Ecrimisil Davasında Görevli Mahkeme Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İş Kazasında İşverenin Kusuru ve Sorumluluğu

İş Kazasında İşverenin Kusuru ve Ceza Sorumluluğu İş Kazasında İşverenin Kusuru ve Sorumluluğu: İş bulduğu zamanlarda işverenlerin yanında yevmiye ile veya götürü ücret karşılığında çalışan ölenin sanıkla 1.000 TL ücret karşılığı yaptığı anlaşmanın götürü bir iş (hizmet) sözleşmesi, ölen ile sanık arasındaki ilişkinin bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere işçi işveren ilişkisi, sanığa ait depoda çalışıldığı sırada meydana gelen ve ölümle neticelenen olayın ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun 13. maddesi kapsamında bir iş kazası olduğu; işveren sıfatı bulunan sanığın, çatı kaplaması üzerine çatı merdiveni veya kalas uzatılıp yürüme yollarının yapılmasını ve çatının tepe kısmına çelik halat gerilerek ölenin bu halata bağlanacak bir emniyet kemeri ile çalışmasını sağlamadığı, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik mevzuatta öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmemek suretiyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörülebilecek neticeyi öngörmediği ve söz konusu olayın meydana geldiği, bu nedenle sanığın meydana gelen ölüm olayında kusurunun bulunduğu kabul edilmelidir. İş kazası ile ilgili dava ve uyuşmazlıklarda taleplerin etkili bir biçimde ileri sürülmesi ve hak kaybına uğramamak için iş hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyet yaşamamak için gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve güncel mevzuat ile Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Alanında yetkin avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; iş kazasında işverenin sorumluluğuna ilişkin yargılamalarda savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Kayseri iş hukuku avukatı kadromuz, iş hukuku alanında 15 yılı aşan deneyimi ile güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde; ihbar tazminatı davası, kıdem tazminatı davası, işe iade davası, fazla mesai alacağı ve benzer davaların açılması ve takibi, mobbing ve kötü niyet tazminatlarına ilişkin davaların açılması ve takibi, fazla mesai ücretleri ve yıllık ücretli izinlerin kullandırılması, hesaplanması ve tahsili davaları açılması ve takibi konuları başta olmak üzere -bunlarla sınırlı olmamak üzere- iş hukuku ile ilgili her türlü konuda müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. İş Kazasında İşverenin Kusuru: Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Aykırı Davranan İşverenin Kusuru ve Ceza Sorumluluğu Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2017/451 Karar No: 2019/211 Karar Tarihi: 14.03.2019 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …’ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 85/1, 50/1-a ve 52/4. maddeleri uyarınca 15.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.03.2011 tarihli ve 179-80 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.01.2014 tarih ve 6994-1434 sayı ile; “Sanığın, kendisine ait tek katlı iş yerinin çatısının akmasından dolayı, çatının akan kısımlarının tamirini yaptırmak üzere, emekli olup çatı tamir işleri yapan ölen ile 1.000 TL karşılığı anlaştığı, olay günü ölenin iş yerinin çatısında çalıştığı sırada atermit kaplı olan çatının üzerinde herhangi bir güvenlik önlemi almadan yürümekte iken, üzerine bastığı atermitin kırılması sonucu yaklaşık 6 metre yükseklikten zemine düşmesi şeklinde olayın meydana geldiği, dosya içeriğine göre ölenin çatı tamiri işleri konusunda bilgi sahibi ve ehil bir kişi olduğu, sanığın, kendisine ait iş yerinin çatı kaplama işini, daha önce de benzer tadilat işleri icra eden ve bu konuda ehil kabul edilebilecek nitelikte olan ölene vermesi sebebiyle, sanığa kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı ve kusuru bulunmayan sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesi ise 09.07.2014 tarih ve 195-504 sayı ile; “…Sanığın çatı onarımını bu konuda uzman sertifikası bulunan bir şirket veya kuruluşa ya da belge sahibi bir ustaya yaptırması gerektiği hâlde daha ucuza mal olacağını düşünerek hiçbir güvenlik önlemi almayan bir kişiye teslim etmiş olması, güvenlik tedbiri alınıp alınmadığı konusunda denetim yapmaması ve bilirkişi raporunda açıklanan nedenlerle olayda asli kusurlu olduğu,” gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.09.2015 tarihli ve 359655 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 751-850 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 15.03.2017 tarih ve 58-2017 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümüyle neticelenen olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 23.11.2009 tarihli olay yeri inceleme, görgü ve tespit tutanağına göre; olayın meydana geldiği tek katlı, depo olarak kullanılan sanığa ait iş yerinde deponun zemini ile çatısı arasındaki mesafenin yaklaşık 6 metre olduğu, çatının atermitten yapıldığı, şikâyetçinin (daha sonra vefat etti) düştüğü yerin genişliğinin 60×60 cm ebadında olduğu, yerde kırık atermit parçalarının bulunduğu, 26.11.2009 tarihli mezar açma tutanağında; 21.11.2009 tarihinde eski bir deponun çatısından düşerek yaralanan ve hastaneye tedavi için getirilen …’ün hastanede tedavi görmekte iken 23.11.2009 tarihinde vefat ettiğinin ve görevli doktorlar tarafından olayın adli olay olduğu düşünülmeden defin ruhsatı verildiğinin ve defnedildiğinin öğrenilmesi üzerine cesedin otopsi yapılmak üzere gömülü bulunduğu mezardan çıkartıldığı ve kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için sistematik otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderilmesine karar verildiği yönünde açıklamaların yer aldığı, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 18.12.2009 tarihli raporuna göre; 56 yaşında olduğu bildirilen ölenin 189 cm boyunda, iri ve şişman bir yapıda olduğu, cesette çürüme nedeniyle travmatik bir cilt lezyonunun ayırt edilemediği, sol 2-3-4-5-6-7-8. kaburgalarda kırıklar bulunduğu, otopsi sırasında alınan kanında çürüme nedeniyle meydana gelmesi mümkün 0,83 promil etil alkol saptandığı, kendisinde daha önceden kalp-damar hastalığı bulunan kişinin genel beden travmasına bağlı retroperitoneal hematom sonucu öldüğü, İş güvenliği uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 22.03.2010 tarihli raporda; …’ün düşerek yaşamını yitirdiği yerin sanığa ait olduğu, ölenin olay sırasında bina çatısının akan yerlerinin tamirini yapmak üzere çatı üzerinde bulunduğu, çatı kaplaması üzerine, çatı merdiveni veya kalas uzatılmak suretiyle güvenli yürüme yollarının yapılmadığı, olay sırasında ölenin emniyet kemeri kullanmadığı, kazanın meydana geldiği çatının kaplamasının atermitten yapıldığı, atermitin çatı kaplamak için kullanılan

İş Kazasında İşverenin Kusuru ve Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hukuka Uygunluk Nedeni: Kanun Emrinin Yerine Getirilmesi

Hukuka Uygunluk Nedeni: Kanun Emrinin Yerine Getirilmesi Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eden eylem ve fiilde bulunan hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran, fiili, meşru bir zemine çeken nedenlere “hukuka uygunluk nedeni” denilmektedir. Hukuka uygunluk nedenleri, eylemin hukuka uygun olarak kabul edilmesini sağlar. Bu bağlamda, kanun emrinin yerine getirilmesi, bir hukuka uygunluk nedenidir. Kanun emrini yerine getiren kimseye ceza verilmez (TCK m.24/1). Kanundan kaynaklanan bir hak ve yetkiyi kullanan kişiye bu eylemi nedeniyle ceza verilemez. Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir.  Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Kanun Emrinin Yerine Getirilmesi Sonrasında İşlenen Diğer Suçlar, Hukuka Uygunluk Nedenini Ortadan Kaldırır mı? Köy muhtarı olan sanık K.’nin, 442 sayılı Köy Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca köy içerisinde dirlik ve düzeni korumak, köye gelip gidenlerin ne için gelip gittiklerini anlayarak şüpheli gördüğü şahısları karakola bildirmek şeklinde görevlerinin bulunması, mağdurların gece geç saatlerde şüpheli bir şekilde köy içinde gezerken görülüp sanık A.’ya ait kahvehaneye götürülmelerinin ardından kahvehaneye gelen sanık K.’nin derhal jandarmaya haber vermesi ve sanık K.’nin sayıca fazla olan mağdurların jandarma gelene kadar kahvehanede bekletilebilmesi için diğer sanıkların yardımına ihtiyaç duyması karşısında; sanıkların tipe uygun hareketlerinin TCK’nın 24. maddesi uyarınca kanun emrinin yerine getirilmesi kapsamında kalıp hukuka uygun olduğu ve kanuna uygun şekilde yapılan gözaltı işleminin ardından yapılan işkencenin gözaltı işlemini kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna dönüştürmeyeceği örneğinde olduğu gibi mağdurların hukuka uygun şekilde bekletilmesi sırasında sanıklar tarafından işlenen diğer suçların, hukuka uygunluk nedenini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu     Esas No: 2014/637 Karar No: 2017/329 K. Tarihi: 13.06.2017 \”İçtihat Metni\” Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 14. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Sanıklar … ve …\’un mağdurlar …. ve …\’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK\’nun 109/1, 109/2, 109/3-a-b, 62 ve 53/1. maddeleri gereğince iki kez 3 yıl 7 ay 10 gün hapis, mağdur …\’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK\’nun 109/1, 109/2, 109/3-a-b-f, 62 ve 53/1. maddeleri gereğince 3 yıl 7 ay 10 gün hapis, sanık …\’nun mağdurlar …. ve …\’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK\’nun 109/1, 109/2, 109/3-a-b, 62 ve 53/1. maddeleri gereğince iki kez 5 yıl hapis, mağdur …\’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK\’nun 109/1, 109/2, 109/3-a-b-f, 62 ve 53/1. maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.10.2010 gün ve … sayılı hükümlerin, sanıklar ve sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 13.05.2014 gün ve 9301-6586 sayı ile; \”…Mağdurların aşamalardaki anlatımları, sanık savunmaları ve tüm dosya içeriğine göre, köy muhtarı olan sanık … ile diğer sanık …\’nin suç tarihinde gece vakti köy içerisinde şüpheli bir motosiklet görmeleri üzerine, bu motosikletin kime ait olduğunu anlamak amacıyla üzerindeki eşyaları alıp, sanık …\’ye ait kahvehaneye götürmelerinden sonra sanık …\’in evine gittiği, daha sonra sanıklar ….ve ….\’ın köy içerisinde karşılaştıkları mağdurları kahvehaneye getirerek sanık …\’e haber verdikleri, sanık …\’in kahvehaneye geldiğinde mağdurların kimliklerini kontrol ettikten sonra jandarmaya durumu haber verdiği, bu şekilde jandarmaların gelmesini bekledikleri sırada mağdur ….\’un uzaktan akrabaları olan bir bayanla ilişkisi olduğunu düşünen ve bunu itiraf etmesini isteyen sanık …\’nin elindeki tabancayı doğrultarak mağdur ….\’a tehdit içerikli sözler söylediği, yaşanan tartışma sırasında sanıklar ….ve ….\’ın ….\’a yumruk ve tekme ile vurarak onu yaraladıklarının anlaşılması karşısında, köy yerinde hâkim olan düşünce yapısı, halkın inanç ve geleneklerine göre, yabancı şahısların gece vakti köyde serbestçe dolaşmalarının hoş görülemeyeceği, sanık …\’in köy muhtarı olup, 442 sayılı Köy Kanunu’nun 36. maddesi hükümlerine göre köy içerisinde dirlik ve düzeni korumak, köye gelip gidenlerin ne için gelip gittiklerini anlayarak, şüphelileri karakola bildirmek ve benzeri yetki ve görevlerinin bulunduğu ve sanıkların mağdurları yakalayınca derhal jandarmaya haber verdikleri anlaşıldığından, sanıkların mağdurları hürriyetlerinden yoksun kılma kastıyla hareket ettiklerinden bahsedilemeyeceği için atılı suçlardan beraatlerine karar verilmesi gerektiği halde, dosya içeriğine uygun olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyetlerine hükmolunması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.07.2014 gün ve 89164 sayı ile; \”İtirazlarımız sanıklara isnat edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu sübut bulduğundan mahkûmiyet hükümlerinin onanması gerektiğine yöneliktir. Yasal mevzuatımız incelendiğinde; Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 109. maddesinde düzenlenmiştir. (1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Anayasa\’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında: \’herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir\’ denilmektedir. Aynı maddenin kinci fıkrasında ise hürriyetin ne şekilde kısıtlanabileceğini açıklamaktadır. Bu fıkraya göre şekil ve şartları kanunda gösterilen mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin gerine getirilmesi halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu düzenlenirken \’bir kimseyi

Hukuka Uygunluk Nedeni: Kanun Emrinin Yerine Getirilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Aynı Neviden Fikri İçtima: Aynı Suçun Birden Fazla Kişiye Karşı Tek Bir Fiille İşlenmesi

Aynı Neviden Fikri İçtima: Aynı Suçun Birden Fazla Kişiye Karşı Tek Bir Fiille İşlenmesi Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır\’ şeklinde ifade edilmektedir. Bu bağlamda işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Bu kuralın istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalara, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun \”suçların içtimaı\” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Zincirleme suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 43. maddesinin ilk fıkrasında; \”Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır\” biçiminde düzenlenmiş, maddenin ikinci fıkrasında; \”Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır\” denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 2. fıkrasında zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı neviden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir.  Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Aynı Neviden Fikri İçtima – Emsal Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı Sanığın katılanlara yönelik cinsel taciz ve hakaret suçunu oluşturan sözlerini hukuksal anlamda tek bir fiil oluşturacak şekilde söylediği, cinsel taciz ve hakaret suçunu oluşturan diğer sözlerin ise, içeriklerine ve ifade biçimlerine göre ayrı ayrı söylenmediği anlaşıldığından, her iki suç yönünden sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümleri uyarınca uygulama yapılması gerektiği kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2017/1076 Karar No: 2018/492 \”İçtihat Metni\” Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 14. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Sanık …\’in cinsel taciz suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 105/1. maddesi uyarınca iki kez 2 yıl hapis; hakaret suçundan ise TCK\’nın 125/1. maddesi uyarınca iki kez 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden aynı Kanun\’un 53. maddesi gereğince hak yoksunluğuna ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2009 tarihli ve 484-584 sayılı hükümlerin sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 24.09.2013 tarih ve 17312-9562 sayı ile; \”Sanığın olay günü kaldırımda giden katılanlar …. ve ….\’e yönelik olarak tek eylemle cinsel taciz içerikli sözler söyledikten sonra yolda ilerlemekte olan mağdurelere yine tek eylemle cinsel taciz ve hakaret suçlarını işlemesinin TCK’nın 125/1,43/2-1,105/1,43/2-1 maddelerinin uygulanmasını gerektirdiği, cinsel tacize ilişkin eylemlerde, birden fazla mağdureye yönelik tek eylemle birden fazla kez işleme söz konusu olduğundan TCK’nın 43/2-1. maddesi uyarınca 1. fıkra gereği yapılacak artırım oranının alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle olması gerektiği de düşünülerek ceza tayini yerine her mağdur için ayrı ayrı olmak üzere hakaret ve cinsel taciz suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulması\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel asliye ceza mahkemesi ise 11.03.2014 tarih ve 671-121 sayı ile; \”…Eski kararda da belirtildiği üzere sanığın her iki katılanı hedef alarak ve yüzlerine karşı hakaret edici ifadeleri kullandığı, sanık ile gitmeyi kabul etmeyen katılanlara dönerek \’orospular, her ikinizi de sinkaf edeyim\’ şeklinde hakaret içeren sözler sarf ettiği gibi her ikisine ayrı ayrı dokunarak cinsel tacizde bulunduğu açıktır. Dolayısı ile sanığın her iki hareketinin de katılanlara bizzat yönelik olup sadece her iki katılanın birlikte oldukları gerekçesi ile her iki suçunda tek suç olarak kabul edilmesi ceza adaletine ve hakkaniyete uygun düşmez. Uygulamada genellikle sanığın kullandığı genel ifadeler ile suçun işlenmesi halinde TCY\’nin 43. maddesinin teselsül hükümlerinin uygulandığı bilinmektedir. Bu konuda örnek verecek olursak görevli birden fazla polisi kast ederek polislerin anasını avradını sinkaf edeyim gibi hallerde teselsül hükümleri uygula gelmektedir. Ancak olayımızın özeliği ve oluş şekli ve her iki katılanın bizzat hedef alınarak suçların işlenmesi her katılana karşı gerçekleşen eylemin müstakil ayrı bir suç olarak kabul edilmesi gerekir\” düşüncesiyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkumiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.05.2016 tarihli ve 154597 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarihli ve 878-1724 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun\’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 09.10.2017 tarih ve 380-4587 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel asliye ceza mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanığa atılı cinsel taciz ve hakaret suçlarının zincirleme şekilde mi yoksa katılan sayısınca mı oluştuğunun belirlenmesine ilişkin olup cadde üzerinde işlenen hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihi itibarıyla katılanlardan … (Çakır)\’ın 25, Müşerref-Nilay Yongacı\’nın ise 23 yaş içerisinde oldukları, 35 yaşındaki sanık …\’in ise evli ve sabıkasız olup geçimini matbaacılık yaparak sağladığı, Katılanların 04.12.2006 tarihinde saat 13.30\’da polis merkezine müracaat ederek 03.12.2006 tarihinde saat 02.00 sıralarında evlerine gittikleri sırada Bahçelievler UEFA Kupası Mevkii olarak bilinen yere geldiklerinde, 24 AD … plakalı otomobilin yanlarında durduğunu ve araç içinde bulunan sanığın kendilerine \’\’Buyrun kızlar, sizleri istediğiniz

Aynı Neviden Fikri İçtima: Aynı Suçun Birden Fazla Kişiye Karşı Tek Bir Fiille İşlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kararları Temyiz Edilebilir mi?

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kararları Temyiz Edilebilir mi? 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi ile kurulan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin itiraz üzerine verilen kararları temyiz kanun yoluna tabidir. (AİHS m. 6) (2709 s. K. m. 9, 36, 37, 142) (5684 s. K. m. 3, 30) (6100 s. K. m. 341, 362, 407, 412, 413, 415, 416, 422, 423, 424, 427, 435, 439, 447, Geç. m. 3) (1086 s. K. m. 533) (2918 s. K. m. 97) (4721 s. K. m. 1) (Sigortacılıkta Tahkime ilişkin Yönetmelik m. 4, 6, 16, 16/A) (17. HD. 09.02.2017 T. 2014/14577 E. 2017/1239 K.) (17. HD. 24.04.2017 T. 2017/2057 E. 2017/4459 K.) (YİBK 13.04.2018 T. 2016/2 E. 2018/4 K.) Yargıtay Büyük Genel Kurulu İçtihadı Birleştirme Kararı Esas No: 2019/4 Karar No: 2020/1 Karar Tarihi: 19.06.2020 I-Giriş A- İçtihatları Birleştirme Konusundaki Başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi Başkanı Süleyman Murat Kaya ve 9. Hukuk Dairesi Başkanı Nuray Oğuzer 22.01.2019 tarihli dilekçeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/12. maddesi ile Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen kırk bin Türk Lirası üzerindeki kararlar için başvurulacak olan kanun yolunun istinaf kanun yolu mu yoksa temyiz kanun yolu mu olduğu konusunda Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ile 11. Hukuk Dairesi arasında görüş aykırılığı ortaya çıktığını ileri sürerek, bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesini talep etmiştir. B- İçtihatları Birleştirmenin Konusu Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 09.12.2019 tarihli ve 386 sayılı kararı ile “5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi ile kurulan Sigorta Tahkim Komisyonunca 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların temyiz kanun yoluna mı yoksa istinaf kanun yoluna mı tabi olduğu” hususunda görüş aykırılıklarının ve farklı uygulamaların olduğu belirtilerek içtihatların birleştirilmesi talebi nedeniyle raportör üye olarak Yargıtay Yirmi Üçüncü Hukuk Dairesi Mehmet Özdemir görevlendirilmiştir. C- Görüş Aykırılığı İçeren Kararlar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; – 09.01.2018 tarihli ve 2017/4999 Esas, 2018/98 Karar, – 13.07.2018 tarihli ve 2018/2629 Esas, 2018/5066 Karar, – 18.09.2018 tarihli ve 2018/2613 Esas, 2018/5417 Karar, – 24.10.2018 tarihli ve 2018/3710 Esas, 2018/6637 Karar Yargıtay 17. Hukuk Dairesi; 09.02.2017 tarihli ve 2014/14577 Esas, 2017/1239 Karar, 24.04.2017 tarihli ve 2017/2057 Esas, 2017/4459 Karar D- İçtihadı Birleştirme Konusuna ilişkin Özel Daireler ile Hukuk Genel Kurulu Görüşlerinin Özetleri Yargıtay 11. Hukuk Dairesi görüş yazısında özetle; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 03.06.2007 tarihinde kabul edilerek 14.06.2007 tarihinde yürürlüğe girdiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 13.06.2012 tarihinde Sigortacılık Kanunu’nun 30/12. maddesinde 6327 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte İtiraz Hakem Heyeti kararlarına karşı temyiz yoluna gidilebileceğinin yer alması ve HMK’nın 439. maddesinde de hakem kararlarının iptali davasında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceğinin düzenlenmesi ve HMK’nın 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilecek kararlar arasında hakem kararı veya itiraz hakem heyeti kararlarına yer verilmemesi nedeniyle itiraz hakem heyeti kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulacağının kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi görüş yazısında özetle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341/5. maddesinde diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtay’a başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görevine giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlara karşı bölge adliye mahkemelerine başvurulabileceği kuralına yer verildiği, bölge adliye mahkemelerinin kurulması ile birlikte ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf, bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği, bölge adliye mahkemelerinin kuruluş amacının iki dereceli yargılamayı getirdiği, istinaf aşamasında maddi-hukuki denetim yapılacağı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olan ve mahkemeye erişim hakkını düzenleyen 6. maddesi uyarınca birtakım eksikliklerin istinaf yargılamasında tamamlanabildiği, sigorta hakem heyeti kararının temyiz edilmesi ile Yargıtay’da bu incelemenin yapılması hâlinde 20.07.2016’dan itibaren yeni bir sistemin dışında yine maddi-hukuki denetim yapmak suretiyle bölge adliye mahkemelerinin görevinin Yargıtay’a yaptırılmış olacağı, Sigorta Tahkim Komisyonuna ilişkin kurumsal yapının üç ana unsurdan oluştuğu, yapı içerisindeki düzenlemelere göre bu faaliyetin kendi içerisinde iki dereceli olduğunun ve bölge adliye mahkemesi ile getirilen iki dereceli yargılamanın gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği, tüm bu maddi ve hukuksal olgular karşısında bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra itiraz hakem heyeti kararına karşı kanun yoluna başvurulduğunda iki dereceli yargılama sistemi içerisinde bölge adliye mahkemeleri tarafından ikinci derece olarak yargılama yapılması ve ancak bu karara karşı başvurulması hâlinde temyiz incelemesi yapılması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu görüş yazısında özetle; Hukuk Genel Kurulunda içtihatlara birleştirilmesi talep edilen konuyla ilgili olarak verilmiş emsal bir karar bulunmadığım, Özel Daire Başkanlıklarınca gönderilen görüş yazıları ile gündeme ekli emsal karar içeriklerine göre her iki Özel Dairenin “Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin Bölge Adliye Mahkemesinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu” konusuna ilişkin olarak istikrar kazanmış farklı uygulamalarının mevcut olduğunu, Özel Daireler arasındaki içtihat aykırılığının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi gerektiğinin düşünüldüğünü bildirmiştir. II- İçtihadı Birleştirme ile ilgili Kavram, Kurum ve Yasal Düzenlemeler A. Genel olarak Tahkimin Tanımı ve Çeşitleri Devlet kendisine ait olan yargı yetkisini Türk Milleti Adına bağımsız ve tarafsız mahkemeler aracılığıyla kullanır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile hak arama özgürlüğü güvence altına alınmış; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu ve hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı düzenlenmiştir. Yine kanuni hâkim güvencesi getirilerek hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı ve bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamayacağı belirtilmiştir (Anayasa md. 9, 36, 37, 142). Sözleşmeler hukuku çerçevesinde özel hukuka ait anlaşmazlıkların süratle çözümlenebilmesi, mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla bazı hâllerde hakemlere izin verilerek, taraflara aralarındaki uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözebilme imkânı tanınmıştır. Bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşen iki tarafın, anlaşarak, bu uyuşmazlığın çözümünü özel kişilere bırakmalarına ve uyuşmazlığın bu özel kişiler tarafından incelenip karara bağlanmasına tahkim; uyuşmazlığın çözümü kendilerine bırakılan bu özel kişilere ise hakem denir. Hakemler, bağımsız, tarafsız gerçek kişilerdir, kural olarak uyuşmazlığın tarafı olan kişilerce seçilirler, uyuşmazlığı yargılama yoluyla çözerler. Tahkim yolu, tarafların doğmuş ya da doğabilecek bir uyuşmazlığı aralarındaki anlaşmaya göre hakem veya hakem kuruluna götürdükleri, özel bir yargılama faaliyetidir (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara 2001, C.VI, s. 5875; Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.1I, s.1857). Tahkim özel bir yargılama usulü olduğundan bu

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kararları Temyiz Edilebilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Cezası Ertelenen Sanık Hakkında Denetim Süresinin Belirlenmesi

Cezanın Ertelenmesi ve Denetim Süresinin Belirlenmesi Ceza hukukunda ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, yaptırımlar (ceza ve güvenlik tedbirleri) düzenlenmiştir. Ceza hukuku bakımından bir suçun oluşabilmesi, kanuni unsurlarının varlığına bağlıdır. Suçun işlenmesinden cezanın infaz edilmesine kadar geçen süreç, hassas bir süreçtir. Suç isnadı altında olan kişiler veya kendisine karşı bir suç işlendiğini, mağdur edildiğini düşünen kişiler ceza avukatı arayışına girmektedir. Etkili ve güçlü bir temsil açısından hakların ileri sürülmesinde, zamanın gözetilmesinde, isnatların gösterilmesinde, fiilin niteliğinin ortaya koyulmasında ceza hukuku alanında yetkin ve deneyimli bir avukattan hukuki yardım alınması hayati öneme sahiptir. Türk Ceza Kanunu kapsamında cezanın belirlenmesi süreci şu şekilde işlemektedir; Hakim, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. Ceza hukuku bakımından doğrudan kast ile işlenen suçun yaptırımı olası kasta göre; bilinçli taksirle işlenen suçun yaptırımı ise basit taksire göre daha ağırdır. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek ceza yargılaması sürecine katılan taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız etkin bir temsil için alanında yetkin, deneyimli ve güncel mevzuat ile içtihatlara hakim bir ceza avukatından hukuki destek almanız büyük önem arz etmektedir. Ceza davalarında suçun unsur ve şartlarının, suçu oluşturan maddi ve manevi hususların, eylemler ile amacın/kastın etkin bir biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Böylelikle ceza tehdidi altında olan kişi hak etmediği hukuki yaptırımlardan kurtulabilecek veya mağdur ve müşteki, mağduriyetine sebep olan kişi veya kişilere yaptırım uygulanmasını sağlayabilecektir. Cezası Ertelenen Sanık Hakkında Bir Denetim Süresi Belirlenmesi Gerekir mi? 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51/3. maddesi uyarınca cezası ertelenen sanık hakkında 1 ila 3 yıl arasında bir denetim süresi belirlenmesi zorunludur. Ertelenen cezanın adli para cezası olması, aleyhe değiştirmeme yasağı nedeniyle bir denetim süresine tabi tutulmaması sonucunu doğurmaz. Zira TCK’nın 51/8. maddesi uyarınca ancak denetim süresinin iyi hâlli geçirilmesi durumunda ceza infaz edilmiş sayılacağından, denetim süresi tayin edilmediği takdirde infazda ciddi sorunlar ortaya çıkacak, cezanın ne zaman ve ne şekilde infaz edileceği belirsiz hâle gelecektir. Bu durumda belirlenecek denetim süresinin aleyhe değiştirmeme yasağına konu olmaması nedeniyle en az 1 yıl olması gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2014/388 Karar No: 2015/403 \”İçtihat Metni\” Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık …’nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 179/3, 50/3, 52/2 ve 51. maddeleri uyarınca 600 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının ertelenmesine, 1 ay denetim süresi belirlenmesine, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlenmeden veya uzman kişi görevlendirilmeden geçirilmesine, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirileceğinin ihtarına ilişkin, … Sulh Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile; “Mahalli Cumhuriyet savcısının temyizinin sanık lehine olduğu anlaşılmakla, adli para cezasına hükmedilen sanık hakkındaki cezanın ertelenmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. …sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Adli para cezasına hükmedilip, bu cezası ertelenen sanık hakkında TCK\’nın 51. maddesi uyarınca bir ay denetim süresine hükmolunması, kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı (mülga) CMUK\’nın 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden hükmün denetim süresi belirlenmesi ile ilgili 4. bendinin hükümden tümüyle çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına” karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve … sayı ile; “…TCK\’nın 51/a ve b maddelerinde yazılı koşulların bulunması halinde 18 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük sanıklar hakkındaki istisna dışında 2 yıl veya az süreli hapis cezalarının erteleme hükümlerine konu olabileceği, ancak adli para cezaları ile hapis cezasına seçenek diğer yaptırımların ertelemenin konusu olmayacağı anlaşılmaktadır. 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan CMUK\’nın 326/son maddesindeki düzenlemeye göre ise bir hükmün sanık veya sanık lehine Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi halinde bozma üzerine verilen hükmün evvelki hükümle verilen cezadan daha ağır olmayacağı hüküm altına alınmış olmakla usuli kazanılmış hakkın sınırının önceki ceza olarak belirlenmiştir. Önceki ceza dışında hükümde yer alan başka bir unsurun kazanılmış hakkın konusu olamayacağı, esasen kanun koyucu tarafından sanığa bahşedilen bir husus olarak usuli kazanılmış hakkın sınırlarının genişletilemeyeceği de kabul edilmelidir. Bu açıklamalara göre somut olayda sanığın hapis cezası adli para cezasına çevrilmiş olmakla ertelenemez nitelik kazandığı halde mahkemesince yasaya aykırı bir şekilde ertelenmesine karar verilmiş, yine TCK\’nın 51/3. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak 1 ay denetim süresi tayin edilmiştir. Ertelenemez olduğu halde yasaya aykırı bir şekilde cezanın adli para cezası olmasının sanığın bir denetim süresine tabi tutulmamasını gerektirmediği, zira TCK\’nın 51/8. maddesi uyarınca denetim süresinin iyi halli geçirilmesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılması gerekeceği, bir denetim süresi tayin edilmezse infaza ilişkin düzenlemenin muallakta kalacağı ve bu denetim süresinin de CMUK\’nın 326/son maddesi kapsamı dışında kalması nedeniyle en az 1 yıl olması gerektiği, keza ertelenen ceza adli para cezası olmakla denetim süresi içinde suç işlenmemesi halinde TCK\’nın 51/7 maddesi uyarınca ancak adli para cezasının infazı kararı verilebileceği, ayrıca ceza infaz kurumunda çektirilmesine hükmedilmesine olanak bulunmadığı, çünkü cezanın 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesi tarafından gerekirse hapse çevirme işlemi de bizzat kendisi tarafından yapılmak suretiyle Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacağından, Yüksek Dairenin düzelterek onama kararının kaldırılarak sanık hakkında denetim süresinin eksik tayini ve adli para cezası hakkında TCK\’nın 51/7. maddesi gereğince doğrudan ceza infaz kurumunda infazına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden hükmün bozulması, ancak anılan hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasındaki denetim süresine dair \’bir ay\’ ibaresinin \’bir yıl\’ olarak değiştirilmesi, TCK\’nın 51/7. maddesinin uygulanmasına yönelik \’kısmen ya da tamamen ceza infaz kurumunda\’ ibarelerinin hükümden çıkarılmak suretiyle hükmün onanması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay … Dairesince … gün ve … sayı ile;

Cezası Ertelenen Sanık Hakkında Denetim Süresinin Belirlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Türk Ceza Kanunu 53. Maddesine ilişkin Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı (Karar: 2015/85)

Türk Ceza Kanunu 53. Maddesine ilişkin Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı (Karar:2015/85) Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Kararı Esas No: 2014/140 Karar No: 2015/85 Karar Tarihi: 08.10.2015 Anayasa Mahkemesinin E: 2014/140 (5237 Sayılı Kanun ile İlgili), K: 2015/85 sayılı Kararı (2709 S. K. m. 2, 10, 11, 12, 13, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 76, 101) (5237 S. K. m. 49, 51, 53) (6216 S. K. m. 43) RGT: 24.11.2015 RG NO: 29542 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Çankırı 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/140, E.2014/141) İTİRAZLARIN KONUSU: 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin; 1- (1) numaralı fıkrasında yer alan “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak;… bölümünün, fıkranın (b) bendinde yer alan …seçilme ehliyetinden… ibaresi yönünden, 2- (1) numaralı fıkrasında yer alan …hapis cezasına… ibaresinin, fıkranın (b) bendi yönünden, 3- (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “Seçme ve…\” ve \”…ve diğer siyasi hakları kullanmaktan\” ibarelerinin, 4- (2) numaralı fıkrasının, aynı maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi yönünden, 5- (4) numaralı fıkrasında yer alan \”Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya…\” ibaresinin, aynı maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi yönünden, Anayasa\’nın 2., 10., 11., 12., 13., 66., 67., 68., 69., 70., 71., 72., 73., 74., 76. ve 101. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Sanıklar hakkında hırsızlık ve yaralama suçlarından dolayı açılan kamu davalarında, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptalleri için başvurmuştur. I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu kuralları da içeren 53. maddesi şöyledir: Madde 53– (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi haklan kullanmaktan, c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, Yoksun bırakılır. (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz. (3) Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir. (4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkumiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkumiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar. (6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar. II- İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Haşan Tahsin GÖKCAN’ın katılımlarıyla 11.9.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III- BİRLEŞTİRME KARARI 2. 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak” bölümünün ve (2) numaralı fıkrasının, (1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2014/140 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2014/141 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2014/140 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV- ESASIN İNCELENMESİ 3. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Hakan ATASOY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A- Kanun’un 53. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak” Bölümünün, Fıkranın (b) Bendinde Yer Alan “…seçilme ehliyetinden…” İbaresi Yönünden İncelenmesi 1- İtirazın Gerekçesi 4. Başvuru kararında özetle, Anayasa’nın 76. maddesinin (2) numaralı fıkrasında taksirli suçlar hariç olmak üzere, bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hükmedilenlerin affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemeyeceğinin ifade edildiği, itiraz konusu kuralın seçilme ehliyeti yönünden Anayasa’daki düzenlemeye uygun olmadığı, Kanun’un 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre hapis cezasının asgari haddinin Kanun’da aksi belirtilmeyen hallerde bir ay olduğu, bu düzenleme karşısında kişilerin bir yıldan az hapis cezasına mahkumiyetleri halinde dahi seçilme ehliyetinden yoksun bırakılabilecekleri belirtilerek kuralın, Kanun’un 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 11., 12., 13., 67., 76. ve 101. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2- Anayasaya Aykırılık Sorunu 5. İtiraz konusu kural ile kişilerin kasten işlemiş oldukları suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak seçilme ehliyetinden yoksun bırakılmaları öngörülmüştür. 6. Anayasa’nın, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını düzenleyen 67. maddesinin birinci fıkrasında, Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir. milletvekili seçilme yeterliğini düzenleyen 76. maddesinin ikinci fıkrasında da En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu

Türk Ceza Kanunu 53. Maddesine ilişkin Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı (Karar: 2015/85) Read More »