AYM Kararları

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti: Vekalet ücretine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin dava açmayı imkansız hale getirmedikçe ya da aşın derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkım ölçüsüz sınırladığı söylenemez. Bu bağlamda kural kapsamında TBB tarafından yayımlanan Tarifeye göre vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için maktu olarak belirlenen maktu vekalet ücretinin miktar itibarıyla ülke şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, dolayısıyla kuraldaki kamu yararının gerekleri ile kişilerin haklan arasındaki dengenin bozulmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kişilerin mahkemeye erişimlerini imkansız hale getirmediği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre, Vergi Mahkemesinin anılan değerlendirmesinde de hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu durumda, Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir. (2709 s. K. m. 2, 13, 35, 36) (2577 s. K. m. 20/A, 20/B, 51) (1136 s. K. m. 164, 168, 188) (6100 s. K. m. 323, 326, 330) (ANY. MAH. 03.06.2025 T. 2024/192 E. 2025/126 K.) (ANY. MAH. 04.05.2017 T. 2015/41 E. 2017/98 K.) (ANY. MAH. 10.11.2022 T. 2016/14586 E.) (ANY. MAH. 23.01.2024 T. 2021/58 E. 2024/14 K.) Danıştay 9. Daire – Kanun Yararına Bozma Kararı Esas No: 2025/5438 Karar No: 2026/315 Karar Tarihi: 29.01.2026 İstemin Özeti Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K;2024/180 sayılı kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir. Yargılama Süreci Dava Konusu İstem Davacı adına tahakkuk ettirilen 174,00 TL değerli kağıt bedelinin kaldırılması ve tahsil edilen tutarın iadesine karar verilmesi istemine ilişkindir. Kanun Yararına Temyiz Edilen Kararın Özeti Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarih ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararıyla; davacıdan fazladan tahsil edilen değerli kağıt bedeli bulunmadığı ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği; karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 2. fıkrasında, konusu para ile değerlendirilebilen davalarda hükmedilen vekalet ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinin belirtildiği, davanın değerinin 174,00 TL olduğu, bu değeri aşarak davacı aleyhine maktu (10.500,00 TL) vekalet ücretine hükmedilmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulacağı, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmayacağı, davacıya şahsi olarak aşırı külfet yükleneceği, ayrıca davacının hak arama hürriyeti ile mahkemeye erişim hakkının da ihlal edileceği anlaşıldığından, davacı aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinin davanın değerini aşamayacağı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine, 174,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine kesin olarak karar verilmiştir. Danıştay Başsavcılığı tarafından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesi hükmü uyarınca, Vergi Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının kanun yararına bozulması istenilmektedir. Danıştay Başsavcısının Düşüncesi Trabzon 3. Noterliğinin 17/01/2024 tarihli ve 1140 yevmiye numaralı işlemi ile düzenlenen vekaletnamenin noterlikte saklanan örneği için tahakkuk ettirilerek tahsil edilen değerli kağıt bedelinin iptali ve iadesi istemiyle açılan davanın reddine dair Trabzon Vergi Mahkemesinin 26/06/2024 tarihli ve E:2024/35, K:2024/180 sayılı kararının vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrası yönünden kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını bilgilendiren dilekçeniz üzerine konu incelendi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik “Kanun Yararına Temyiz” başlıklı 51. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “1. idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir. 2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz. 3. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.” Kanuni süre geçtikten sonra kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine süre aşımı yönünden başvurunun reddedilmesi veya herhangi bir usuli sebeple kanun yolu incelemesine tabi tutulmadan kararın kesinleşmesi hallerinde kanun yolu incelemesi yapılmış olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz edilebilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 20/A ve 20/B maddeleri uyarınca ivedi yargılama usulü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna başvurmadan temyiz edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşenlerin kanun yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt bulunmamaktadır. Bu itibarla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesine göre kanun yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları kapalı olduğu için kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yollan açık olduğu halde taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür. “Kanun yararına bozma üzerine, kararı veren mahkemece davaya yeniden bakılmaz, Mahkemenin bozmaya uygun yeni bir karar vermesi gerekmez. Çünkü kanun yararına bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan hükmün hukuki sonuçlarını ve dolayısıyla tarafların hukuki durumunu etkileyen bir sonucu yoktur. Bozmanın amacı, benzeri davalarda mahkemelerin aynı hukuki yanlışlığı yapmalarını önlemek ve usul ve esasa ilişkin hukuk kurallarının belli bir doğrultuda uygulanmasını sağlamaktan ibarettir. Bu nedenle, kanun yararına bozulmuş da olsa, kesinleşmiş karar hükmünü yürütecektir. Kanun yararına bozma kararının Resmi Gazetede yayımlanması ile, uygulanan hukuk kuralının Ülkenin her yanında aynı şekilde anlaşılmasını sağlama amacı güdülmüştür.” (YENİCE Kazım, ESİN Yüksel, Açıklamalı İçtihattı Notlu İdari Yargılama Usulü, 1983, s. 735, 736) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu‘nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz Önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı

Vergi Mahkemesinde Vekalet Ücreti Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma

İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Meslekten veya Kamu Görevinden Çıkarılma Nedeniyle Yapılan Bireysel Başvurulara ilişkin AYM Kararları İltisak ve irtibat gerekçesiyle meslekten veya kamu görevinden çıkarılma nedeniyle yapılan bireysel başvurulara ilişkin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu; – 20/11/2025 tarihinde B.K. (B. No: 2023/38927) başvurusunda Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine, – 25/9/2025 tarihinde Sinan Ulu (B. No: 2023/57158) ve 20/11/2025 tarihinde Sümeyra Bakla (B. No: 2023/46215)  başvurularında Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine; – Başvuruların masumiyet karinesine yönelik kısımlarının ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İddialar Başvurucular; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatları oldukları gerekçesiyle meslekten veya kamu görevinden çıkarılmaları nedeniyle özel hayata saygı haklarının, idari yargı mercilerince ceza mahkemesi kararına dayanılarak davanın reddine karar verilmesi/kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile iltisakları yahut irtibatları olduklarından bahisle meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına karar verilen başvurucuların, bu kararların kaldırılmasına yönelik talepleri reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, söz konusu işlemlerin iptali talebiyle idari yargıda dava açmıştır. İdari yargı mercileri, işlemlerin iptali talebiyle açılan davaların reddine karar vermiş, bu kararlara ilişkin temyiz başvurularının reddedilmesi üzerine kararlar kesinleşmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddiaların İncelenmesi 1. B.K. Başvurusu Yönünden Anayasa Mahkemesi B.K. Kararı (Başvuru No: 2023/38927, Karar Tarihi: 20/11/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. Kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat bağlamında bir sonuca varılırken şüphesiz ilgililer hakkındaki beyanlardan ya da tanık ifadelerinden yola çıkılabilir. FETÖ/PDY’nin yapısal olarak çok sayıda kişiyi sistemine dâhil ettiği ve FETÖ/PDY ile iltisaklı kişilerin küçük gruplar hâlinde de olsa etkileşim hâlinde oldukları, ayrıca zaman zaman eylemleri ve tutumlarıyla FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları konusunda dış dünyada görünür olabildikleri, bu durumun ilgililerin yakın ve sosyal çevresi tarafından gözlemlenebilir hâle gelebildiği dikkate alındığında tanık ifadelerinin önemi daha da artmaktadır. Diğer yandan FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıyla ilgili olarak duyulan şüphenin ilgili kişiden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olduğunun söylenebilmesi için anılan beyanlara dair bir nitelik incelemesi yapılması gerekmektedir. Öyle ki bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin hakkında beyanda bulundukları kişilere yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, varsa diğer delillerle karşılaştırıldığında çelişki içermemelidir. Nitekim tesadüfi sayılabilecek ya da iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek niteliği haiz olmayan bir olayın ya da vakıanın, ilgili kişinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir. Bununla birlikte özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın 15. maddesi bağlamında durumun gerektirdiği ölçüde olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir, somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Nitekim Danıştayın konu ile ilgili olarak verdiği bazı kararlarda kişilerin FETÖ/PDY ile bağlantı hususunda somut verilere dayanmayan, yalnızca kişisel kanaat ve tahmine dayalı tanık beyanlarını FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Bahse konu tedbirlerin Anayasa’nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle incelenmiştir. Bu bağlamda somut başvuruda; davanın reddine gerekçe olarak alınan ifadelerden biri başvurucunun savcıların abisi olarak bahsedilen Y.B.nin evine sıklıkla gelip gittiğine, diğeri ise açığa alınan üç kişi ile samimiyetinin bulunduğuna yöneliktir. Öncelikle ifade sahibinin bahse konu samimiyetin örgütsel bir bağdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmediğini dile getirdiğini belirtmek gerekir. Bunun yanında Y.B.nin savcıların abisi ya da FETÖ/PDY yapısı içinde savcılardan sorumlu kişi olduğuna ilişkin bir belirleme söz konusu olmadığı gibi Y.B.nin evinde örneğin sohbet adı altında iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek nitelikteki toplantıların yapıldığına yönelik de beyanın bulunmadığı görülmektedir. Bu bağlamda yukarıda aktarılan ilkelerden hareketle söz konusu beyanların içeriği gözönüne alındığında beyanlarda yer alan olay, olgu ve bilgilerin iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek ve tesadüfi olma ihtimalini bertaraf edecek niteliği haiz olduğu söylenemez. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl (OHAL) koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi, açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi B.K. Kararı (Başvuru No: 2023/38927, Karar Tarihi: 20/11/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. 2. Sümeyra Bakla ve Sinan Ulu Başvuruları Yönünden Anayasa Mahkemesi Sinan Ulu Kararı (Başvuru Numarası: 2023/57158, Karar Tarihi: 25/9/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. Anayasa Mahkemesi Sümeyra Bakla Kararı (Başvuru Numarası: 2023/46215, Karar Tarihi: 20/11/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. Danıştay ve Yargıtay kararlarında da ortaya konulduğu üzere FETÖ/PDY yapılanmasında sohbet olarak tanımlanan toplantılarda örgüt lideri Fetullah Gülen’in kitaplarını okuma, sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme, yine örgüte ait yayın ve yayımlardaki yazıları okuma ve videoları izleme, ayrıca örgüt içi talimat ve telkinlerin iletilmesi şeklinde birtakım faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Bu konuda beyanlarda bulunanların ifadelerine ve bu doğrultuda yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlere göre FETÖ/PDY tarafından organize edilen sohbet adı altındaki bu toplantıların örgüt liderine ilişkin olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması,

İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Şirket Ortaklığından Çıkarılma

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Şirket Ortaklığından Çıkarılma Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen itiraz konusu kurallarda, iki ortaklı limited şirketlerde, bir ortağın şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi talebiyle dava açılabilmesinin yeterli çoğunluğun sağlandığı bir genel kurul kararının varlığıyla mümkün olması öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallar nedeniyle iki ortaklı limited şirketler yönünden bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasının imkânsız hâle geldiği, kollektif şirketler yönünden tek bir ortağa tanınan çıkarma davası açma hakkının iki ortaklı limited şirket ortaklarına tanınmamasının eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’ya aykırı oldukları ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğü devlete, teşebbüslerin ortakların fiillerine karşı korunmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü yüklemekle birlikte bu yükümlülük, şirket ortaklarına şirketin hukuki varlığını sona erdirmeden diğer bir ortağı ortaklıktan çıkarabilme imkânının sağlanmasını güvence altına almamaktadır. Şirketlerde ortaklık ilişkisinin ne şekilde sonlandırılacağının tespitinde, kanun koyucunun belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte ortakların birbirlerinin fiillerine karşı korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında getirilen mekanizmalar da Anayasa’nın 48. maddesi kapsamında kalmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 640. maddesinin (3) numaralı fıkrasında limited şirket ortaklarına haklı sebeplerle -şirketin hukuki varlığı sona ermeden- diğer bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini mahkemeden isteme hakkının tanındığı görülmektedir. Bu hükümle limited şirketin ve ortakların şirket bünyesindeki faaliyetlerinin devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır. Bir şirket ortağının haklı sebeple şirketten çıkarılması mekanizmasının şirketin hem hukuki varlığının sona ermesini önleyen hem de ticari alandaki faaliyetlerine daha etkin ve verimli bir şekilde devam etmesini sağlayan bir çare olduğu açıktır. Zira şirket çatısı altında belli hedeflerin yerine getirilebilmesi uyumlu bir iş birliğini gerektirmekte, çıkarma kurumu da bir yandan iş birliğini bozan durumu ortadan kaldırmakta diğer yandan da şirketin hukuki varlığını sürdürmesini sağlamaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlama amacı doğrultusunda oluşturduğu çıkarma mekanizması çerçevesinde talepte bulunulabilmesi teşebbüs özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. İtiraz konusu kurallarda şirketin mahkemeden bu yönde talepte bulunabilmesinde temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun sağlandığı bir genel kurul kararının olması şartı aranmıştır. Kurallarda öngörülen şartlar dikkate alındığında eşit pay sahibi iki ortağın olduğu limited şirketlerde haklı sebeplerin varlığı hâlinde bir ortağın diğer ortağın şirketten çıkarılması için talepte bulunmasının, bu konuda genel kurulun karar almasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca ortaklardan birinin esas sermayenin salt çoğunluğunu elinde bulundurmaması durumunda haklı nedenle bir ortağın şirketten çıkarılması da mümkün değildir. Öte yandan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 636. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirket ortağının mahkemeden şirketin feshini talep etmesi durumunda mahkemenin istem yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla limited şirkette bir ortağın şirketten çıkarılması ancak şirketin feshinin talep edilmesiyle mümkün olacaktır. Ancak bu durumda ortağın şirketten çıkarılması ya da başka bir çözüm yoluna başvurulması doğrudan mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Ayrıca bu kapsamda ortağa tanınan şirketin feshini talep etme hakkı doğrudan şirketin faaliyetlerinin devam etmesini engelleyen diğer ortağın şirketten çıkarılması sonucunu doğurmamakta, bilakis fesih talebi haklı nedene dayanan davacı ortağın şirketten çıkarılmasına neden olabilmektedir. Bu itibarla itiraz konusu kurallarla, iki ortaklı limited şirketlerde şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyen ortağın şirketten çıkarılması için diğer ortağa doğrudan ya da genel kurul vasıtasıyla talepte bulunma imkânının tanınmaması suretiyle iki ortaklı limited şirketlerin devletin, teşebbüs özgürlüğünün korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında getirilen bir imkân olduğu anlaşılan çıkarma mekanizmasının kapsamı dışında tutulması, pozitif yükümlülükler kapsamında sağlanan hakların ihlal edildiği iddialarına karşı etkili başvuru mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralların “iki ortaklı limited şirketler yönünden” Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar vermiştir. İki Ortaklı Limited Şirketlerde Bir Ortağın Şirket Ortaklığından Çıkarılması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas: 2025/128 Karar: 2025/273 Karar Tarihi: 25/12/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 17/3/2026-33199 İtiraz Yoluna Başvuran: Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi İtirazın Konusu: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun A. 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin, B. 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 10., 35., 36. ve 74. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. Olay: Limited şirket ortağının şirketten çıkarılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “(1) Genel kurulun devredilemez yetkileri şunlardır: … h) Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması.” 2. 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “(1) Aşağıdaki genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir: … h) Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması…” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Sınırlama Sorunu 3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunmasının yanı sıra iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Şirket Ortaklığından Çıkarılma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu

Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz konusu kuralda, motorlu bisikletlerin karıştığı trafik kazaları nedeniyle motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğunun genel hükümlere tabi olduğu öngörülmüştür. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla motorlu bisikletlerin karıştığı trafik kazaları nedeniyle yalnızca sürücülerinin sorumlulukları yoluna gidilebileceğinin öngörüldüğü, bu tür araçları işletenlerin ticari faaliyet yürüttüğü ve ticari kazanç elde ettiği, buna rağmen meydana gelen zararlardan sorumlu tutulmadıkları, bu araçlarla ilgili olarak zorunlu mali sorumluluk sigortası hükümlerinin de uygulanmadığı, dolayısıyla bu zararlar nedeniyle sigortacıya başvurulamadığı, söz konusu araçlar yönünden sorumluluk itibarıyla getirilen bu farklı düzenlemenin nedeninin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun metninden ve gerekçesinden de anlaşılamadığı, ayrıca diğer motorlu araçların verdiği bedensel zararların Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılandığı ancak motorlu bisiklet kazaları sonucu yaralananların sağlık giderlerinin karşılanmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında tehlikeli faaliyet olarak nitelendirilen motorlu taşıtın işletilmesi, bir taraftan işletene menfaat sağlamakta diğer taraftan üçüncü kişileri, bu taşıtın işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz bırakmaktadır. Kanun koyucu tehlike sorumluluğunu motorlu taşıtların işletilmesi bakımından işleten yönünden öngörmüş ve anılan Kanun’da motorlu araçların işletilmesi nedeniyle doğabilecek tehlikelere karşı bu araçlara zorunlu mali sorumluluk sigortası yapılması yükümlülüğü getirmiştir. Kanun kapsamına alınmayı gerektirecek ölçüde bir tehlike meydana getirmediği değerlendirilen motorsuz araçlar ve motorlu bisikletler bakımından böyle bir yükümlülük öngörülmemiştir. Motorlu bisikletlerin karıştığı kazalar da kişinin maddi ve manevi varlığı ile mal varlığı üzerinde sonuçlar doğurabilecektir. Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 103. maddesiyle yapılan atıf gereğince motorlu bisikletin karıştığı kazada sürücünün kusurunun bulunması hâlinde meydana gelen zararların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49., 53., 54. ve 56. maddeleri kapsamında talep edilebileceği açıktır. Bu itibarla kanun koyucunun motorlu bisiklet sürücüsünün neden olduğu zararların giderilmesini sağlayacak nitelikte düzenlemeler öngördüğü anlaşılmaktadır. Belli bir motor büyüklüğü ve hıza ulaşmayan araçların meydana getireceği tehlikeyle ilgili olarak sorumluluk ve buna yönelik zorunlu nitelikte mali sorumluluk sigortasının kanunda özel olarak öngörülüp öngörülmemesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Kanun koyucu, bu tür araçların işletilmesi nedeniyle doğabilecek tehlike ve zararlarla ilgili sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında düzenlememekle birlikte işletenlerin genel hükümler kapsamında sorumluluklarının bulunmadığı söylenemez. Zira 6098 sayılı Kanun’un 71. maddesi kapsamında önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işletenin müteselsilen sorumluluğu yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla motorsuz bir aracın işletilmesi nedeniyle meydana gelen zararlar bakımından anılan hüküm çerçevesinde ilgililerin sorumlu tutulmalarına engel bir durum bulunmamaktadır. Ayrıca anılan Kanun’un 65. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararlara ilişkin hakkaniyet sorumluluğu, 66. maddesinde adam çalıştıranın sorumluluğu, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde ev başkanının sorumluluğu düzenlenmiş olup söz konusu düzenlemelerin motorlu bisikletlerin karıştığı kazalar bakımından da uygulanabileceği açıktır. Sonuç olarak motorlu bisikletlerin karıştığı kazalar nedeniyle meydana gelen zararların giderilmesine ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun dışında farklı kanunlarda çeşitli sorumluluk hükümlerinin düzenlendiği görülmüştür. Bu itibarla kural kapsamında motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğunun anılan Kanun kapsamı dışında tutularak genel hükümlere tabi tutulmasının kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Motorlu Bisikletlerin Karıştığı Trafik Kazalarında Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu, Genel Hükümlere Tabidir Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı:2025/155 Karar Sayısı:2025/256 Karar Tarihi:11/12/2025 R.G. Tarih – Sayısı:17/2/2026-33171 İtiraz Yoluna Başvuran: İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi İtirazın Konusu: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan “…motorlu bisiklet…” ibaresinin Anayasa’nın 10., 17., 36., 56. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Haksız eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 103. maddesi şöyledir: “Motorsuz taşıtlar ve motorlu bisiklet – Madde 103 Motorsuz taşıtlar ile motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğu genel hükümlere tabidir.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 1. maddesine göre anılan Kanun’un amacı, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir. 4. Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında araç, kara yolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adı olarak tanımlanmış; taşıtın ise kara yolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu belirtilmiştir. Söz konusu tanımda araçlardan makine gücü ile yürütülenler motorlu taşıt, insan ve hayvan gücü ile yürütülenler de motorsuz taşıt olarak tarif edilmiştir. 5. Anılan fıkrada bisiklet, üzerinde bulunan insanın adale gücü ile pedal veya el ile tekerleği döndürülmek suretiyle hareket eden motorsuz taşıtlar olarak ifade edilmiş; azami sürekli anma gücü 0,25 KW’yi geçmeyen, hızlandıkça gücü düşen ve hızı en fazla 25 km/saate ulaştıktan sonra veya pedal çevirmeye ara verildikten hemen sonra gücü tamamen kesilen elektrikli bisikletlerin de bu sınıfa girdiği belirtilmiştir. 6. Fıkrada azami hızı saatte 45 km’yi, içten yanmalı motorlu ise silindir hacmi 50 cm³’ü, elektrik motorlu ise azami sürekli nominal güç çıkışı 4 KW’yi geçmeyen iki veya üç tekerlekli taşıtlar ile aynı özelliklere sahip net ağırlığı 350 kg’ı aşmayan dört tekerlekli motorlu taşıtların motorlu bisiklet (moped) olduğu belirtilmiş; elektrikle çalışanların net ağırlıklarının hesaplanmasında batarya ağırlıklarının dikkate alınmayacağı düzenlenmiştir. 7. Elektrikli skuter (e-skuter) ise hızı en fazla 25 km/saate ulaşan, tekerlekli, ayak tahtası ve tutamağı olabilen, dikey bir direksiyon mekanizması içerebilen ve ayakta kullanılan taşıt olarak tanımlanmıştır. 8. Fıkrada sürücünün kara yolunda motorlu veya motorsuz bir aracı veya taşıtı sevk ve idare eden

Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşçilik Alacağına ilişkin Ek Dava Açılması

İşçilik Alacağına ilişkin Ek Dava: Açılan Ek Davanın Derdestlik Nedeniyle Reddedilmesi, Mahkemeye Erişim Hakkının İhlalidir. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Mustafa Yıldırım (Başvuru No: 2022/34110) Karar Tarihi: 14/10/2025 R.G. Tarih ve Sayı: 11/2/2026 – 33165 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, İrfan FİDAN, Yılmaz AKÇİL Raportör: Mutlu ALAF Başvurucu: Mustafa YILDIRIM I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, işçilik alacağına ilişkin açılan ek davanın derdestlik dava şartı dolayısıyla reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 22/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. III. Olay ve Olgular 4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir: 5. Başvurucu, fazla mesai ücreti alacağı için 100 TL’lik belirsiz alacak davası açmıştır. Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davada aldırılan 3/6/2020 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun 15.688,14 TL fazla mesai ücreti alacağı olduğu tespit edilmiştir. 6. 26/8/2020 tarihli duruşmada başvurucu vekili, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, dava dilekçesinde talep edilen 100 TL fazla çalışma ücreti alacağının kabulüne miktar itibarıyla kesin olmak üzere karar vermiştir. 7. Başvurucu 27/8/2020 tarihinde ıslah harcı yatırmadığı için 100 TL üzerinden karar verildiği, bilirkişi raporuna göre 15.688,14 TL alacağının olduğunun tespit edildiği, bu hususun mahkeme kararı ile kesinleştiği gerekçesiyle 15.000 TL tutarında ek dava açmıştır. 8. Kayseri 5. İş Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada Mahkeme 9/12/2020 tarihli kararı ile başvurucunun davasının derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine karar vermiştir. Mahkeme, gerekçesinde başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde fazla mesai alacağını belirsiz alacak davası olarak açtığı, tahkikat tamamlanıncaya kadar talebini artırmadığı, belirsiz alacak davası ile alacağın tamamını dava konusu yaptığı, bu nedenlerle başvurucunun ek dava açamayacağı değerlendirmesini yapmıştır. Bu hususta Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin de bir kararına atıf yapmıştır. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 9. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (Daire) 6/1/2022 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daire, gerekçesinde başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde fazla çalışma ücreti alacağına ilişkin açtığı davada ıslah harcı yatırmadığı için davanın 100 TL üzerinden karara bağlandığına işaret etmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruya konu dava ile Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davada alınan bilirkişi raporuyla belirlenen miktarlar üzerinden davanın kabulünü talep ettiği tespitini yapmıştır. Daire; başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davasında fazla mesai alacağını belirsiz alacak davası olarak talep ettiği, Mahkemece başvurucunun davasının derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddedilmesine dair hükmün yerinde olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. 10. Nihai kararı başvurucu 8/2/2022 tarihinde öğrenmiş, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. IV. İlgili Hukuk 11. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı 107. maddesinin ilk hâli şöyledir: “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.“ 12. 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 107. maddesinin başlığı “Belirsiz alacak davası” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca ikinci fıkrası değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 6100 sayılı Kanun’un 107. maddesinin 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik hâli şöyledir: “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” 13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Kısmi dava” başlıklı 109. maddesi şöyledir: “(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Dava şartları şunlardır: … ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması…” 15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Kesin hüküm” başlıklı 303. maddesi şöyledir: “(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir.” V. İnceleme ve Gerekçe 16. Anayasa Mahkemesinin 14/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü 17. Başvurucu; ilk açılan davanın ıslah etmeksizin kesinleştiğini, sehven ıslah yapmayı unuttuğunu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kapandıktan sonra 9. Hukuk Dairesinin görüş değiştirdiğini, bilirkişi raporundan sonra ıslahla artırım yapılabiliyorsa ek dava ile artırım yapılabileceğini, kanunda bu konuda açık hüküm olmadığını, bu yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca gerekçede emsal olarak gösterilen kararın

İşçilik Alacağına ilişkin Ek Dava Açılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralda, hırsızlık amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde bu suçun soruşturma ve kovuşturmasında şikâyet aranmayacağı öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; bina veya eklentilerine girilmeksizin bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, buna karşılık işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra itiraz konusu kuralla konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ayrıca ceza verilmesine imkân tanındığı, bina veya eklentilerinde muhafaza altına alınan eşyayı çalma amacıyla binaya girme eyleminin suçun nitelikli hâlinin unsuru olduğu, aynı eylem nedeniyle ikinci bir suçun oluşturulduğu, bina veya eklentileri içinde bulunan eşyanın çalınması amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde şikâyet şartının da aranmadığı gözetildiğinde bu suçtan dolayı resen soruşturma ve kovuşturma yapılabildiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi, özel hayatın gizliliği gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlar ile soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları birbirinden ayırabilir. Buna göre suçun temel şeklinden farklı olarak kastın hırsızlık suçunun işlenmesi amacına özgülendiği hâllerde konut dokunulmazlığının ihlali suçunun şikâyete bağlı olmaksızın soruşturulması ve kovuşturulmasına imkân tanınmasında hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hırsızlık suçunda korunmak istenen hukuki yarar zilyetliktir. Kanun koyucunun suçun niteliğini, işleniş şeklini, mağdurda oluşan zararı ve korunan hukuki menfaati gözeterek hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerin şikâyete tabi olmaksızın ayrıca cezalandırılması amacıyla kuralı ihdas ettiği anlaşılmıştır. Kuralın gerekçesinden de anlaşıldığı üzere hırsızlık yapmak amacıyla işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçuna şikâyet aranmaksızın ayrıca ceza verilmesi öngörülmüştür. Kurala konu eylemlerin yaptırıma bağlanmasının suç teşkil eden bu eylemlerin işlenmesi bakımından caydırıcı etki yaratacağı açıktır. Bu itibarla kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kuralla şikâyet aranmaksızın ayrıca soruşturma ve kovuşturma yapılacağı belirtilen eylemlerin ağırlığı ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği gözetildiğinde kuralla ulaşılmak istenen amaç ve araç arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir. Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabilecek eylemler ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği ve ağırlığının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır. Öte yandan başvuru kararında bina veya eklentilerine girilmeden bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, bu suretle işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra kuralla aynı eylem nedeniyle konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ikinci kez ceza verilmesine imkân tanındığı ileri sürülmüştür. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan ilkenin uygulanabilmesi için ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, ceza sürecinin kesin bir mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, yeniden ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin işletilmesi ve farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması gerekmektedir. Hırsızlık suçunun bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesi suç tipinde aranan fiil, bina veya eklenti içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın alınmasıdır. Bu nitelikli hâlin oluşması için bina veya eklentilerine girmek zorunlu bir unsur olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla hırsızlık suçunun işlenebilmesi için her durumda konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi zorunlu değildir. Bu itibarla bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkındaki hırsızlık suçu bileşik suçun bir örneğini oluşturmaz. Bu itibarla bina veya eklenti içinde muhafaza edilmiş eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerde bulunulması hâlinde iki suçtan ayrı ayrı ceza öngörülmesiyle aynı fiilden dolayı yeniden bir ceza yargılaması sürecinin işletilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla kuralın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2025/106 Karar Sayısı:2025/187 Karar Tarihi:10/9/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 14/1/2026 – 33137 İtiraz Yoluna Başvuran: Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi İtirazın Konusu: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen (4) numaralı fıkrada yer alan “…konut dokunulmazlığının ihlâli…” ve “…şikayet aranmaz.” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 12., 36., 38. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. Olay: Hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri A. İptali İstenen Kanun Hükümleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu kuralların da yer aldığı 142. maddesi şöyledir: “Nitelikli hırsızlık – Madde 142 (1) Hırsızlık suçunun; a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında, b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.) c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında, d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında, e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.) İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Suçun; a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak, b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle, c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak, d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle, e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle, f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak, g) (…) büyük veya küçük baş hayvan hakkında, h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır. (3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı: Değeri Belirli Bir Meblağı Geçmeyen Davalarda Temyiz Yoluna Başvurulması

Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı AYM Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralda, 2025 yılı itibarıyla miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkında bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri tarafından verilen kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla, taraflar arasında uyuşmazlığa konu olan mal varlığı değerinin esas alınması suretiyle temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlendiği ancak kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında uyuşmazlığın konusunun taşınmazın değerinin tespit edilmesi olduğu, dolayısıyla bu davalar bakımından temyiz kesinlik sınırında taşınmazla ilgili olarak hükmedilen kamulaştırma değerinin esas alınması hâlinde değere ilişkin farklı iddiaların taraflarca kanun yolu denetimine konu edilemeyeceği, bu durumun hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa Mahkemesi kararlarında, mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkının hak arama özgürlüğü kapsamında güvenceye kavuşturulduğu kabul edilmiştir. İtiraz konusu kuralda 2025 yılı itibarıyla miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkında istinaf aşamasında verilen kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı öngörülmektedir. Kural, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararlarını hukuka uygun bulduğu ve istinaf istemini esastan reddettiği veya bu kararlarla ilgili hukuka aykırılık tespit ederek uyuşmazlığın esası hakkında yeni bir karar verdiği kararlarını da kapsamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bölge idare mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olduğunu düzenleyen hükümleri incelediği kararlarında, istinaf mercilerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırmak suretiyle ilk defa farklı yönde verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulmasına imkân tanınmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirdiğini belirtmiştir. Bu kapsamda kural, “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını geçmeyen davalar bakımından ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp işin esası hakkında ilk defa farklı yönde karar vermesi hâlinde bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını öngörmek suretiyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesinde, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin temyiz edilebilecek nitelikteki kararları düzenlenmiş, 362. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrasında temyiz edilemeyecek kararlar sayma yoluyla belirtilmiştir. İtiraz konusu kural ise miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını düzenlemektedir. Kuralda belirtilen parasal sınırın güncellenmesi ile temyiz hakkının belirlenmesinde hangi tarihteki parasal sınırın esas alınacağı anılan Kanun’un ek 1. maddesinde öngörülmüştür. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında parasal sınırın uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında mal varlığının değerinin belirlenmesinin uyuşmazlığın esasını oluşturduğu, başka bir ifadeyle bu davalarda kişilerin talebinin ya da uyuşmazlığın konusunun belli bir miktar veya değer içeren taleplerden oluşmadığı açıktır. Bu itibarla kural kapsamında, kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalarda parasal sınırın belirlenmesi bakımından dava tarihi itibarıyla belirli bir meblağdan bahsedilemeyecek ve yargı mercilerince, hükmün verildiği tarih veya kamulaştırılan taşınmazın dava tarihindeki değeri veya başka bir ölçüt esas alınmak suretiyle parasal sınırların uygulanması söz konusu olabilecektir. Öte yandan kesinlik sınırının belirlenmesinde, Kanun’un 362. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen, davada ileri sürülen istemin kabul edilmeyen bölümü gibi bir ölçütün esas alınmasının da mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla yapılabileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla söz konusu madde hükmü uyarınca taşınmazın, gerçek değeri üzerinden kamulaştırılması Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının da bir gereğidir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin tespiti davalarına ilişkin olarak parasal sınırın belirlenmesinde davanın açıldığı tarihte belirli bir meblağdan bahsedilemeyeceğinden bu husus, uygulamada yorum ve değerlendirme farklılıklarına dayalı olarak bireyin taşınmazının gerçek değerinden yoksun kalmasına yol açabilecektir. Bu itibarla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmaması nedeniyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı: Değeri Belirli Bir Meblağı Geçmeyen Davalarda Temyiz Yoluna Başvurulması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı:2025/124 Karar Sayısı:2025/203 Karar Tarihi:8/10/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 20/1/2026-33143 İtiraz Yoluna Başvuran: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu İtirazın Konusu: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin istinaf mahkemesi kararının bozulması üzerine verilen direnme kararına karşı yapılan temyiz incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri A. İptali İstenen Kanun Hükmü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 362. maddesi şöyledir: “Temyiz edilemeyen kararlar – Madde 362 (1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar. b) Kira ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davaları ile kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olanlar hariç olmak üzere 4 üncü maddede gösterilen davalar ile (23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup taşınmazın aynına ilişkin olan davalar hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar. c) (Değişik:22/7/2020-7251/39 md.) Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar. ç) Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar. d) Soybağına ilişkin sonuçlar doğuran davalar hariç olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarla ilgili kararlar. e) Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemeleri hâkimlerinin davayı görmeye hukuki veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde, davanın o yargı çevresi içindeki başka bir mahkemeye nakline ilişkin kararlar. f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar. g) (Ek:22/7/2020-7251/39 md.) 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar. (2) Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ek 1. maddesi şöyledir: “Parasal

Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı: Değeri Belirli Bir Meblağı Geçmeyen Davalarda Temyiz Yoluna Başvurulması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İddialar Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar Başvurucu; Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.nin hissedarıdır. Aynı zamanda Tarkim Uçak Bakım Onarım ve Havacılık Ltd. Şti.nin (TARKİM) ortağıdır. TARKİM 7/1/2014 tarihinde anonim şirkete dönüşmüştür. TARKİM’in kurucuları başvurucu ve başvurucunun eşi İ.F.B.dir. Bu tarihte 99 pay başvurucunun eşi olan İ.F.B.ye, 1 pay ise başvurucuya aittir. Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) darbe girişiminden kısa bir süre önce (27/6/2016 tarihinde) başvurucunun eşi şirketteki tüm paylarını başvurucuya devretmiştir. Bu tarihte TARKİM tek ortaklı bir anonim şirkete dönüşmüş ve yönetim kurulu başkanı da başvurucu olmuştur. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY’ye üye olma suçu nedeniyle başlatılan soruşturma devam ederken nöbetçi sulh ceza hâkimliğinden başvurucunun ortağı ve yetkilisi olduğu TARKİM’e kayyım atanması talebinde bulunulmuştur. Başsavcılığın talep yazısında ilgili şirketin FETÖ/PDY ile irtibatı ve örgüte finansal desteği olduğuna, ayrıca teftiş kurulu raporunda ve Emniyet Arama Tutanağı’nda belirtildiği üzere Atatürk Havalimanı’nda bulunan hangar ve yönetim ofislerinin havalimanı mevzuatına aykırı olarak denetimden uzak, insan ve eşya naklini mümkün kılacak şekilde olduğuna ilişkin tespitler nedeniyle kayyım atanmasının zaruri görüldüğü belirtilmiştir. Söz konusu talep üzerine, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (674 sayılı KHK) 19. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Aynı soruşturma kapsamında 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.ye TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin kayyım atama kararının gerekçesinde şüphelilerin mal varlığında meydana gelen artışın suçtan kaynaklandığı ve örgüt üyesi olmalarının verdiği avantajla elde ettikleri mal varlığını terör örgütünün hizmetine sundukları yönünde yeterli ve kuvvetli şüphe bulunduğu açıklanmıştır. Başvurucunun TMSF’nin kayyım olarak atanmasına ilişkin kararlara karşı yaptığı itiraz, 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun bu ret kararına karşı yaptığı itiraz ise 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele, demokratik toplum düzeninin korunması bakımından son derece hassas ve zorluk arz eden bir alandır. Bu çerçevede hangi tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu hususu, öncelikli olarak kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan ilgili kamu makamlarının takdirindedir. Zira terörizmin ve organize suç yapılarının dinamik doğası, alınacak önlemlerin de olayın kendine özgü koşullarına göre belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle kamu makamlarına suçla mücadelede etkili, zamanında ve amaca uygun tedbirler geliştirme noktasında belirli bir takdir yetkisi tanınması kaçınılmazdır. Bununla birlikte hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu makamlarının sahip olduğu bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Alınan tedbirin ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olması, temel hak ve özgürlükler üzerindeki sınırlamanın ölçülü kalması gerekmektedir. Somut olayda başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketler ile bu şirketlerin eski ortağı olan eşi hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının içeriği, başvuruya konu şirketlerin faaliyet alanı ve mali yapısı ile ilgili olarak düzenlenen raporlar ve yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde; şirketlerin mal varlığının terör örgütlerinin finansmanında kullanılmasının önlenmesi ve ileride verilmesi muhtemel bir müsadere kararının etkisiz hâle gelmemesi bakımından söz konusu şirketlere yönetim kayyımı atanmasının kamu yararını ve meşru amaçları gerçekleştirmek açısından gerekli bir müdahale olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu tedbir genel ve soyut bir şüpheye değil, darbe girişiminden hemen önce gerçekleştirilen ortaklık payı devri gibi somut olaylara ve soruşturmanın dinamik ilerleyişine dayanmaktadır. Başvurucunun eşinin yurt dışında bulunması, TARKİM’in yönettiği hangarlarda apron ve kontrollü bölge arasında denetimsiz geçişe imkân veren güzergâhların hangi amaçlarla kullanıldığının hâlâ netleştirilememesi ve bu konudaki araştırmaların devam ediyor olması soruşturmanın hem kapsamını genişletmiş hem de süresini uzatmıştır. Uluslararası para transferleri, yabancı bağlantılar ve örgütsel ilişkilerin çözülmesine yönelik kapsamlı incelemeler ile şirketlerin karmaşık finansal yapısı birlikte değerlendirildiğinde, kayyım tedbirinin uzun sürmesinin keyfî olmadığı; aksine soruşturmanın niteliği ve ortaya çıkarılması gereken ilişkilerin çok boyutlu yapısından kaynaklandığı görülmektedir. Başvurucunun şirketlerine yönelik kayyım atanması genel bir şüpheye değil, somut olgulara ve çok aktörlü, uluslararası boyut içeren ceza soruşturmasının karmaşıklığına dayandığından, tedbirin süresinin uzunluğu tek başına ölçüsüz kabul edilemez. Ayrıca tedbirin soruşturmanın gerektirdiği zorunlu bir müdahale olduğu, keyfî biçimde uzatılmadığı ve sürekli yargısal denetime açık bulunduğu anlaşılmaktadır. Kayyım tedbirinin süresine ilişkin yeniden başvuru yapılabilmesi ve kayyımın işlem ve eylemleri nedeniyle devlete karşı dava açılabilmesine imkân tanıyan güvenceler de başvurucunun süreç boyunca etkili yargısal koruma mekanizmalarından yararlanma imkânının devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenlerle somut olayda suçtan elde edilen gelirlerin tespiti ve örgütsel ilişkilerin ortaya konulması gibi çok boyutlu unsurlar dikkate alındığında kayyım atama tedbirinin süresinde açık bir orantısızlık veya keyfîlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma İddiasıyla Başlatılan Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Betül Özbey Bayındır (Başvuru No: 2019/42188) Karar Tarihi: 31/7/2025 – Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 30/12/2025 – 33123 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Mehmet ALTUNDİŞ Başvurucu: Betül ÖZBEY BAYINDIR I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında kişinin ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 17/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. 4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir: A. FETÖ/PDY Yapılanmasına ve Darbe Girişimine İlişkin Genel Bilgiler 6. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) ve

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sürücü ile Birlikte Çakarlı Araç Sahibine de İdari Para Cezası Verilmesi

Sürücü ile Birlikte Çakarlı Araç Sahibine de İdari Para Cezası Verilmesi Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2025/122 Karar Sayısı: 2025/185 Karar Tarihi: 10/9/2025 R.G. Tarih-Sayısı: 23/12/2025-33116 İtiraz Yoluna Başvuran: Tokat 2. Sulh Ceza Hâkimliği İtirazın Konusu: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 26. maddesinin 21/11/2024 tarihli ve 7533 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen beşinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü İtiraz konusu kuralın da yer aldığı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 26. maddesi şöyledir: “Araçlara ait trafik ayırım işaretleri ve diğer işaretler – Madde 26 Belirli araçlarda, çalışma yerini ve şeklini, kapasite ve diğer niteliklerini belirleyen plaka, ışık, renk, şekil, sembol ve yazı gibi ayırım işaretleri bulundurulması zorunludur. (Ek:18/10/2018-7148/16 md.) Mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılması ve kullanılması yasaktır. (Değişik: 17/10/1996-4199/11 md.) Araçların dışında bulundurulması zorunlu işaretlerden başka, araçlara; reklam, yazı, işaret, resim, şekil, sembol, ilan, flama, bayrak ve benzerlerinin takılması, yazılması, sesli ve ışıklı donanımların bulundurulması ve izin verilmesine dair esas ve usuller ile diğer hususlar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. (Mülga: 21/2/2001 – 4629/6 md.) (Değişik fıkra:21/11/2024-7533/25 md.) Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne uymayan sürücüler ile üçüncü fıkrasına göre çıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı davranan sürücülere 690 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanır. İkinci fıkra hükümlerine uymayan sürücülere ise 96.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. İkinci fıkra hükümlerinin son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla kez ihlal edilmesi halinde sürücülere her seferinde 192.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir. (Ek fıkra:21/11/2024-7533/25 md.) Bu maddenin ikinci fıkrasına göre çıkarılan yönetmelikte belirtilen araçlarda; ışıklı ve sesli uyarı işaretlerinin takılacağı yerlerin dışında bulundurulması ve kullanılması durumunda sürücülere 96.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanır. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla kez ihlal edilmesi halinde sürücülere her seferinde 192.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Ayırım işaretleri bulunmayan araçlar trafik zabıtasınca trafikten men edilir. Yönetmelikte belirtilen şartlara aykırı olarak bulundurulanlarla, araçlara izin alınmadan yazılan yazılar sildirilir veya takılan donanımlar bütün giderler ve sorumluluk işletene ait olmak üzere söktürülür. (Ek cümle:21/11/2024-7533/25 md.) Ayrıca ikinci fıkra kapsamındaki cihazlara mülki amir tarafından el konulur ve mülki amir tarafından mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (Ek fıkra:21/11/2024-7533/25 md.) Sürücü belgesi geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır. Altmış gün süre ile sürücü belgesi geri alınanların sürücü belgeleri psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığının anlaşılması halinde iade edilir. Bu madde kapsamında geri alınan sürücü belgeleri bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması şartıyla iade edilir.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 7/5/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 1. maddesinde anılan Kanun’un amacı, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanması ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemlerin belirlenmesi olarak ifade edilmiştir. 4. Bu bağlamda can ve mal güvenliği ile trafik düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacıyla Kanun’un 26. maddesinde araçlara ait trafik ayırım işaretleri ve diğer işaretler düzenlenmiş, söz konusu trafik ayrım işaretleri ile diğer işaretlerden bulundurulması zorunlu olanların eksikliği ile mevzuata aykırı olarak bulundurulması, takılması ve kullanılması hâllerinde idari yaptırım uygulanması öngörülmüştür. 5. Anılan maddenin birinci fıkrasında belirli araçlarda, çalışma yerini ve şeklini, kapasite ve diğer niteliklerini belirleyen plaka, ışık, renk, şekil, sembol ve yazı gibi ayırım işaretleri bulundurulmasının zorunlu olduğu belirtilmiş; ikinci fıkrasında mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılmasının ve kullanılmasının yasak olduğu hüküm altına alınmıştır. Üçüncü fıkrada ise araçların dışında bulundurulması zorunlu işaretlerden başka, araçlara; reklam, yazı, işaret, resim, şekil, sembol, ilan, flama, bayrak ve benzerlerinin takılması, yazılması, sesli ve ışıklı donanımların bulundurulması ve izin verilmesine dair esas ve usuller ile diğer hususların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte gösterileceği düzenlenmiştir. 6. Maddenin beşinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinde birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan hükümlere uymayan sürücüler hakkında kabahatin türüne göre çeşitli miktarlarda idari para cezası ile belirli sürelerle sürücü belgesinin geri alınması ve aracın trafikten men edilmesi şeklinde idari yaptırımların uygulanması öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın itiraz konusu dördüncü cümlesinde ise sürücünün aynı zamanda araç sahibi olmaması durumunda ayrıca tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenleneceği belirtilmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazları mevzuatta izin verilmeyen araçlara takan ve/veya kullanan sürücünün, aynı zamanda araç sahibi olmaması durumunda kabahate konu fiille ilgili olarak araç sahibinin kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın tescil plakasına da aynı miktarda ceza tutanağı düzenlenmesinin öngörüldüğü, bu durumun işlemediği bir fiilden dolayı araç sahibine yaptırım uygulanmasına neden olacağı, bu yönüyle kuralın cezaların şahsiliği ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 8. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup

Sürücü ile Birlikte Çakarlı Araç Sahibine de İdari Para Cezası Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Haksız Yakalama, Gözaltı ve Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Talebi

Haksız Yakalama, Gözaltı ve Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Talebi Anayasa Mahkemesi Kararı Oğuz Bülent Erol ve Diğerleri – Başvuru No: 2022/35870 Karar Tarihi: 31/7/2025 – Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 23/12/2025 – 33116 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Aydın DEMİREL Başvurucular: Oğuz Bülent EROL ve diğerleri I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru; haksız yakalama ve gözaltına alma işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tazminat miktarı belirlenirken ifade özgürlüğüne ve toplantı hakkına müdahale edildiğinin dikkate alınmaması nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. 2. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresi içinde muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. 3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. II. Değerlendirme 4. Adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen başvurucuların ve 2022/82678 numaralı dosyanın başvurucusunun başvuru giderlerini karşılayabilecek ölçüde mal varlığının bulunmadığı ve taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı anlaşılmış olup adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir. 5. Dosyaların konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2022/35870 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmesi gerekir. A. 2022/82678 Numaralı Başvuru Yönünden 6. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesi Mehmet Özcan ([1. B.], B. No: 2019/6266, 15/1/2020, § 27) kararında tebligatın elektronik tebliğ yöntemi ile yapıldığı hâllerde elektronik tebligatın açıldığı tarihte başvurucunun bireysel başvuruya ilişkin gerekçeli nihai karardan haberdar olduğunu kabul etmiş ve bireysel başvuru süresinin bu tarihten başlayacağını belirtmiştir. Birleşen 2022/82678 sayılı başvuruda başvuru formunda nihai kararın öğrenilme tarihi 20/7/2022 olarak bildirilmesine rağmen nihai kararı içeren elektronik tebligatın 7/7/2022 tarihinde başvurucu vekili tarafından açıldığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak 2022/82678 sayılı bireysel başvuru konusu yargılama sürecine ilişkin nihai karardan ilk olarak 7/7/2022 tarihinde haberdar olduğu anlaşılan başvurucunun otuz günlük bireysel başvuru süresinden sonra 15/8/2022 tarihinde gerçekleştirdiği bireysel başvurusunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. B. Diğer Başvurular Yönünden 1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia 7. Başvurucular haklarındaki ceza muhakemesi sürecinde uygulanan gözaltı ve/veya tutuklama şeklindeki haksız koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünü bildirmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuş; başvuru formundaki iddiaları tekrarlamıştır. 8. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. 9. Anayasa Mahkemesi Gülseren Çıtak ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme, tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (Gülseren Çıtak, §§ 36-38). 10. Somut başvurularda da mahkemeler tarafından ihlal tespiti yapılmış ve bir miktar manevi tazminata hükmedilmiş olmakla birlikte başvuruda yapılacak inceleme hükmedilen tazminat miktarlarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (M.E. [2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 47). 11. Ağır ceza mahkemelerinin tazminat için somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından düşük olması tek başına Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerekir (M.E., § 48). 12. Bunun yanında manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır (Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35). 13. Maddi zarar, zarara uğrayanın mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiilî azalma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir. Öte yandan ihlal ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması, illiyet bağının belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata hükmedilmeyecektir. Hükmedilecek tazminat miktarının her zaman maddi zarara eşit olması gerekmez. Başvurucu, lehine uygun bir tazminata hükmedilebilmesi de yeterli olabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (O.O. ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/64808, 23/10/2024, § 11). 14.

Haksız Yakalama, Gözaltı ve Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Talebi Read More »