Ceza Hukuku

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Yanılgılı Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2025/3-158 Karar No: 2025/374 Karar Tarihi: 01.10.2025 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 3. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi I. Hukukî Süreç Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2021 tarihli ve 8-280 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 25.10.2021 tarih ve 2485-1369 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.05.2022 tarih ve 5180-2898 sayı ile; “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak 19.10.2022 tarih ve 236-257 sayı ile sanığın bu kez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314/2. maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1. maddesi ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.09.2023 tarih ve 6977-5329 sayı ile; “1. Sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle ve bozma kararını işlevsiz hale getirecek şekilde fazla ceza tayin edilmesi, 2. Geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken; dosya içeriği ile uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılması suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkeme ise 26.12.2023 tarih ve 360-379 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.03.2024 tarihli ve 19090 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16.09.2024 tarih ve 5372-9811 sayı ile; hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerektiği ve bozma sonrasında başkaca faaliyeti de gerekçe gösterilmediği halde alt sınırdan bozmadan önceki cezadan daha fazla ayrılmak suretiyle teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken dosya içeriğiyle uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılarak fazla ceza tayin edilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.11.2024 tarih ve 19090 sayı ile; ”5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307/4. maddesindeki düzenleme karşısında, Yüksek Dairenin direnme kararını yerinde görmediği takdirde dosyayı bir karar verilmek üzere Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermesi gerekirken, işin esasına girerek bozma kararı vermesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.02.2025 tarih ve 21810-2581 sayı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile dosyanın incelenmek üzere Ceza Genel Kuruluna tevdiine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. Uyuşmazlık Konusu Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta, mahkûmiyet hükmü kurulurken temel cezanın 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının, 2. Takdiri indirime ilişkin TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim oranının yerinde olup olmadığının, belirlenmesine ilişkindir. III. Olay ve Olgular İncelenen dosya kapsamından; Sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mensupları arasında iletişimi sağlamak amacıyla gizli haberleşmede kullanılan Bylock programını kullandığı ve aynı örgüte üye olma suçundan hakkında soruşturma bulunan firari şüpheli … kod isimli …’dan ele geçen dijital materyallerde sanığa ait birtakım bilgilerin bulunduğunun tespiti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada kendisine ulaşılamaması nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, iddianame düzenlenip dava açıldıktan sonra 02.02.2021 tarihinde yakalandığı, 13.06.2017 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı içeriğine göre; 05xx xxx 41 numaralı GSM hattı ile Bylock programını kullandığının, ID numarasının …, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…” olduğunun tespit edildiği, anlaşılmaktadır. Tanık …, 2016 yılına kadar Bursa’da cemaat denilen yapı içinde üniversite öğrencilerinden sorumlu olarak görev yaptığını, 2016 yılında örgütün sözde … eyaleti bölge üniversite mesullüğünü yürütmeye başladığını, kendisine bağlı toplamda beş büyük bölge üniversite mesulü olduğunu, bunlardan birisinin de Siteler bölgesinde görev yapan sanık olduğunu, üniversite öğrencileriyle ilgilenenlere üniversiteci denildiğini, sanığın da kendisi gibi üniversiteci olup cemaatin evlerinde kalan öğrencilerle ilgilendiğini ve bölge üniversite mesulü olduğunu, Tanık …, … olarak tanıdığı sanığın bir kod ismi kullandığını ancak bunun ne olduğunu hatırlamadığını, 20 09… yıllarında sanığın da kendisi gibi cemaat evlerinde kaldığını, sanıkla öğrenci bakması nedeniyle irtibatlı olduklarını, sanığın ilkokul ya da lise grubundan ilgilendiği öğrenciler olduğunu, … kod isimli ilköğretim mesulü tarafından ilköğretim öğrencilerine ders anlatmaları için sanıkla beraber görevlendirildiklerini, bu öğrencilerin takiplerini gerçekleştirip onlara sohbet verdiklerini ve kendilerinden sorumlu olan … kod adlı kişiye bu hususta bilgileri ilettiklerini, Tanık …, lise öğrencisi olduğu dönemde arkadaşları … ve …’la beraber gittikleri cemaat evinde … olarak bildikleri sanığın kendileriyle ilgilendiğini, ders anlattığını, … kitaplarını okuyup sohbetler yaptığını, bahse konu eve gidip gelmeye devam ederken sanığın kendilerine hangi mesleği seçmeyi düşündüklerini sorduğunu, kendisinin asker olacağını söylediğini, sanığın motive edici konuşmalarıyla …’nın da asker olmaya yöneldiğini, …’in kendilerine ders anlattığını, askeri okul sınavlarına hazırladığını, bir süre sonra eve gelen … isimli bir şahısla …’in kendilerini tanıştırdığını, …’in de ara sıra gelerek çalışmaya ve askerliğe motive edici konuşmalar yaptığını, bu sırada … ve …’i …’in spor sınavları için ayrıca çalıştırdığını, o dönemde … ve …’a kod ismi verildiğini fark ettiğini, puanı jandarma okuluna yetmediği için onu biraz

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralda, hırsızlık amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde bu suçun soruşturma ve kovuşturmasında şikâyet aranmayacağı öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; bina veya eklentilerine girilmeksizin bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, buna karşılık işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra itiraz konusu kuralla konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ayrıca ceza verilmesine imkân tanındığı, bina veya eklentilerinde muhafaza altına alınan eşyayı çalma amacıyla binaya girme eyleminin suçun nitelikli hâlinin unsuru olduğu, aynı eylem nedeniyle ikinci bir suçun oluşturulduğu, bina veya eklentileri içinde bulunan eşyanın çalınması amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde şikâyet şartının da aranmadığı gözetildiğinde bu suçtan dolayı resen soruşturma ve kovuşturma yapılabildiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi, özel hayatın gizliliği gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlar ile soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları birbirinden ayırabilir. Buna göre suçun temel şeklinden farklı olarak kastın hırsızlık suçunun işlenmesi amacına özgülendiği hâllerde konut dokunulmazlığının ihlali suçunun şikâyete bağlı olmaksızın soruşturulması ve kovuşturulmasına imkân tanınmasında hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hırsızlık suçunda korunmak istenen hukuki yarar zilyetliktir. Kanun koyucunun suçun niteliğini, işleniş şeklini, mağdurda oluşan zararı ve korunan hukuki menfaati gözeterek hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerin şikâyete tabi olmaksızın ayrıca cezalandırılması amacıyla kuralı ihdas ettiği anlaşılmıştır. Kuralın gerekçesinden de anlaşıldığı üzere hırsızlık yapmak amacıyla işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçuna şikâyet aranmaksızın ayrıca ceza verilmesi öngörülmüştür. Kurala konu eylemlerin yaptırıma bağlanmasının suç teşkil eden bu eylemlerin işlenmesi bakımından caydırıcı etki yaratacağı açıktır. Bu itibarla kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kuralla şikâyet aranmaksızın ayrıca soruşturma ve kovuşturma yapılacağı belirtilen eylemlerin ağırlığı ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği gözetildiğinde kuralla ulaşılmak istenen amaç ve araç arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir. Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabilecek eylemler ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği ve ağırlığının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır. Öte yandan başvuru kararında bina veya eklentilerine girilmeden bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, bu suretle işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra kuralla aynı eylem nedeniyle konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ikinci kez ceza verilmesine imkân tanındığı ileri sürülmüştür. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan ilkenin uygulanabilmesi için ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, ceza sürecinin kesin bir mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, yeniden ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin işletilmesi ve farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması gerekmektedir. Hırsızlık suçunun bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesi suç tipinde aranan fiil, bina veya eklenti içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın alınmasıdır. Bu nitelikli hâlin oluşması için bina veya eklentilerine girmek zorunlu bir unsur olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla hırsızlık suçunun işlenebilmesi için her durumda konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi zorunlu değildir. Bu itibarla bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkındaki hırsızlık suçu bileşik suçun bir örneğini oluşturmaz. Bu itibarla bina veya eklenti içinde muhafaza edilmiş eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerde bulunulması hâlinde iki suçtan ayrı ayrı ceza öngörülmesiyle aynı fiilden dolayı yeniden bir ceza yargılaması sürecinin işletilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla kuralın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2025/106 Karar Sayısı:2025/187 Karar Tarihi:10/9/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 14/1/2026 – 33137 İtiraz Yoluna Başvuran: Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi İtirazın Konusu: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen (4) numaralı fıkrada yer alan “…konut dokunulmazlığının ihlâli…” ve “…şikayet aranmaz.” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 12., 36., 38. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. Olay: Hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri A. İptali İstenen Kanun Hükümleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu kuralların da yer aldığı 142. maddesi şöyledir: “Nitelikli hırsızlık – Madde 142 (1) Hırsızlık suçunun; a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında, b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.) c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında, d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında, e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.) İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Suçun; a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak, b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle, c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak, d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle, e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle, f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak, g) (…) büyük veya küçük baş hayvan hakkında, h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır. (3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İddialar Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar Başvurucu; Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.nin hissedarıdır. Aynı zamanda Tarkim Uçak Bakım Onarım ve Havacılık Ltd. Şti.nin (TARKİM) ortağıdır. TARKİM 7/1/2014 tarihinde anonim şirkete dönüşmüştür. TARKİM’in kurucuları başvurucu ve başvurucunun eşi İ.F.B.dir. Bu tarihte 99 pay başvurucunun eşi olan İ.F.B.ye, 1 pay ise başvurucuya aittir. Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) darbe girişiminden kısa bir süre önce (27/6/2016 tarihinde) başvurucunun eşi şirketteki tüm paylarını başvurucuya devretmiştir. Bu tarihte TARKİM tek ortaklı bir anonim şirkete dönüşmüş ve yönetim kurulu başkanı da başvurucu olmuştur. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY’ye üye olma suçu nedeniyle başlatılan soruşturma devam ederken nöbetçi sulh ceza hâkimliğinden başvurucunun ortağı ve yetkilisi olduğu TARKİM’e kayyım atanması talebinde bulunulmuştur. Başsavcılığın talep yazısında ilgili şirketin FETÖ/PDY ile irtibatı ve örgüte finansal desteği olduğuna, ayrıca teftiş kurulu raporunda ve Emniyet Arama Tutanağı’nda belirtildiği üzere Atatürk Havalimanı’nda bulunan hangar ve yönetim ofislerinin havalimanı mevzuatına aykırı olarak denetimden uzak, insan ve eşya naklini mümkün kılacak şekilde olduğuna ilişkin tespitler nedeniyle kayyım atanmasının zaruri görüldüğü belirtilmiştir. Söz konusu talep üzerine, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (674 sayılı KHK) 19. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Aynı soruşturma kapsamında 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.ye TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin kayyım atama kararının gerekçesinde şüphelilerin mal varlığında meydana gelen artışın suçtan kaynaklandığı ve örgüt üyesi olmalarının verdiği avantajla elde ettikleri mal varlığını terör örgütünün hizmetine sundukları yönünde yeterli ve kuvvetli şüphe bulunduğu açıklanmıştır. Başvurucunun TMSF’nin kayyım olarak atanmasına ilişkin kararlara karşı yaptığı itiraz, 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun bu ret kararına karşı yaptığı itiraz ise 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele, demokratik toplum düzeninin korunması bakımından son derece hassas ve zorluk arz eden bir alandır. Bu çerçevede hangi tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu hususu, öncelikli olarak kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan ilgili kamu makamlarının takdirindedir. Zira terörizmin ve organize suç yapılarının dinamik doğası, alınacak önlemlerin de olayın kendine özgü koşullarına göre belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle kamu makamlarına suçla mücadelede etkili, zamanında ve amaca uygun tedbirler geliştirme noktasında belirli bir takdir yetkisi tanınması kaçınılmazdır. Bununla birlikte hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu makamlarının sahip olduğu bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Alınan tedbirin ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olması, temel hak ve özgürlükler üzerindeki sınırlamanın ölçülü kalması gerekmektedir. Somut olayda başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketler ile bu şirketlerin eski ortağı olan eşi hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının içeriği, başvuruya konu şirketlerin faaliyet alanı ve mali yapısı ile ilgili olarak düzenlenen raporlar ve yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde; şirketlerin mal varlığının terör örgütlerinin finansmanında kullanılmasının önlenmesi ve ileride verilmesi muhtemel bir müsadere kararının etkisiz hâle gelmemesi bakımından söz konusu şirketlere yönetim kayyımı atanmasının kamu yararını ve meşru amaçları gerçekleştirmek açısından gerekli bir müdahale olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu tedbir genel ve soyut bir şüpheye değil, darbe girişiminden hemen önce gerçekleştirilen ortaklık payı devri gibi somut olaylara ve soruşturmanın dinamik ilerleyişine dayanmaktadır. Başvurucunun eşinin yurt dışında bulunması, TARKİM’in yönettiği hangarlarda apron ve kontrollü bölge arasında denetimsiz geçişe imkân veren güzergâhların hangi amaçlarla kullanıldığının hâlâ netleştirilememesi ve bu konudaki araştırmaların devam ediyor olması soruşturmanın hem kapsamını genişletmiş hem de süresini uzatmıştır. Uluslararası para transferleri, yabancı bağlantılar ve örgütsel ilişkilerin çözülmesine yönelik kapsamlı incelemeler ile şirketlerin karmaşık finansal yapısı birlikte değerlendirildiğinde, kayyım tedbirinin uzun sürmesinin keyfî olmadığı; aksine soruşturmanın niteliği ve ortaya çıkarılması gereken ilişkilerin çok boyutlu yapısından kaynaklandığı görülmektedir. Başvurucunun şirketlerine yönelik kayyım atanması genel bir şüpheye değil, somut olgulara ve çok aktörlü, uluslararası boyut içeren ceza soruşturmasının karmaşıklığına dayandığından, tedbirin süresinin uzunluğu tek başına ölçüsüz kabul edilemez. Ayrıca tedbirin soruşturmanın gerektirdiği zorunlu bir müdahale olduğu, keyfî biçimde uzatılmadığı ve sürekli yargısal denetime açık bulunduğu anlaşılmaktadır. Kayyım tedbirinin süresine ilişkin yeniden başvuru yapılabilmesi ve kayyımın işlem ve eylemleri nedeniyle devlete karşı dava açılabilmesine imkân tanıyan güvenceler de başvurucunun süreç boyunca etkili yargısal koruma mekanizmalarından yararlanma imkânının devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenlerle somut olayda suçtan elde edilen gelirlerin tespiti ve örgütsel ilişkilerin ortaya konulması gibi çok boyutlu unsurlar dikkate alındığında kayyım atama tedbirinin süresinde açık bir orantısızlık veya keyfîlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma İddiasıyla Başlatılan Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Betül Özbey Bayındır (Başvuru No: 2019/42188) Karar Tarihi: 31/7/2025 – Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 30/12/2025 – 33123 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Mehmet ALTUNDİŞ Başvurucu: Betül ÖZBEY BAYINDIR I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında kişinin ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 17/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. 4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir: A. FETÖ/PDY Yapılanmasına ve Darbe Girişimine İlişkin Genel Bilgiler 6. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) ve

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

11. Yargı Paketi: Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması

11. Yargı Paketi: Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Kanun No: 7571 Kabul Tarihi: 24/12/2025 Resmi Gazete Tarih – Sayısı: 25.12.2025 – 33118 Madde 1 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.” “Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.” Madde 2 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 278 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Madde 278 Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.” Madde 3 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” Madde 4 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bu durum ve yargılama aşamalarında verilen nihai kararlar avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir.” Madde 5 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezalarının uygulanacağı haller – Madde 134 Avukatlara; avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine, ihlalin niteliğine ve eylemin ağırlık derecesine göre bu Kanunda yazılı disiplin cezalarından biri verilir.” Madde 6 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 135 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezaları – Madde 135 Avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarmadır. 1. Uyarma; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında daha dikkatli davranması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde uyarma cezası verilir: a) Mesleki çalışmalarında hukukla ve kanunlarla ilgisiz açıklamalarda bulunmak. b) Bürosunu mesleğin bağımsızlığına ve görevin vakarına uygun biçimde bulundurmamak. c) Yargı görevini yapanlar ile ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. d) Adliye yazı işleri müdürlükleri ile icra dairelerinde veya diğer mercilerdeki görevlilerle olan ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. e) Meslektaşlarıyla ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlarda bulunmak. f) Meslektaşlarının mesleki tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmak veya herhangi bir meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikte ifadelerde bulunmak. g) İddia ve savunmanın hukuki çerçevesinin dışına çıkarak, anlaşmazlığın tarafı olduğu intibaını uyandıracak şekilde davranmak. h) Bulunduğu başkaca mevki ve imkânlarla mesleki çalışmalarında avantaj sağlamaya çalışmak veya mesleki çalışması dışında kişisel anlaşmazlıklarda avukatlık sıfatının getirdiği imkânlardan yararlanmaya çalışmak. ı) Stajyerin çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına uygun şekilde belirlememek, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat, özen ve ilgiyi göstermemek. j) Avukatlık bürosunda ücret karşılığı çalışan avukatlara karşı eşitlik ilkesine veya avukatlık mesleğinin gerektirdiği saygı ve güvene aykırı davranmak ya da avukatın bağımsızlığını gözetmemek yahut avukatın iş tanımını ve ücretini mesleğin itibarına ve işin niteliğine göre belirlememek. k)   İşin kabul edilmesinden önce, aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermemek. l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek. m) Ücretsiz iş alınması hâlinde bu durumu baro yönetim kuruluna bildirmemek. n) Haklı sebep olmaksızın meslek kuruluşu tarafından verilen görevleri kabul etmemek. o) Mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamak. p) Avukatla temsil edilen karşı taraf ile avukatı bulunmaksızın görüşmek veya avukatla temsil edilmeyen karşı tarafla görüşmesi halinde müvekkilini bilgilendirmemek. r) Yapılan tahsilatı makul süre içinde icra dosyasına bildirmemek. s) Gerekmediği halde ilama bağlı alacağı birden çok kaleme ayırarak icra takibinde bulunmak. t) Büro ve konut adresini veya adres değişikliklerini barosuna bildirmemek. u) Meslektaşının dilekçesini rızası dışında aynen kopyalamak suretiyle kullanmak. v) Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş cübbeyle çıkmamak veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla uzaktan yapılan duruşmalara yargılamanın saygınlığına ve mesleğin onuruna uygun olmayan ortamda katılmak. y) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 2. Kınama; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığının yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde kınama cezası verilir: a) Reklam yasağını ihlal etmek. b) Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak. c) Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak. d) Bürosunu avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan iş ve amaçlara tahsis etmek. e) Avukatlıkla birleşmeyen veya mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan işlerle uğraşmak. f)   İşin reddi zorunluluğunu veya işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü ihlal etmek. g) Zorunlu müdafilik veya adli yardım kapsamındaki görevlerini yerine getirmemek ya da gereken dikkat ve özeni göstermemek. h) Görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmak. ı) Kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları kurum ve kuruluş aleyhine dava almak veya takipte bulunmak. j) Çekişmeli hakları edinme yasağına aykırı davranmak. k) Baro levhasına yazılı olduğu yer dışında sürekli olarak avukatlık yapmak. l) Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanımını bertaraf edecek şekilde davanın veya işin safhaları hakkında müvekkiline bilgi vermemek. m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek. n) Kanunla belirlenen azami ücretin üzerinde veya avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret belirlemek veya tahsil etmek ya

11. Yargı Paketi: Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sürücü ile Birlikte Çakarlı Araç Sahibine de İdari Para Cezası Verilmesi

Sürücü ile Birlikte Çakarlı Araç Sahibine de İdari Para Cezası Verilmesi Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2025/122 Karar Sayısı: 2025/185 Karar Tarihi: 10/9/2025 R.G. Tarih-Sayısı: 23/12/2025-33116 İtiraz Yoluna Başvuran: Tokat 2. Sulh Ceza Hâkimliği İtirazın Konusu: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 26. maddesinin 21/11/2024 tarihli ve 7533 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen beşinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü İtiraz konusu kuralın da yer aldığı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 26. maddesi şöyledir: “Araçlara ait trafik ayırım işaretleri ve diğer işaretler – Madde 26 Belirli araçlarda, çalışma yerini ve şeklini, kapasite ve diğer niteliklerini belirleyen plaka, ışık, renk, şekil, sembol ve yazı gibi ayırım işaretleri bulundurulması zorunludur. (Ek:18/10/2018-7148/16 md.) Mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılması ve kullanılması yasaktır. (Değişik: 17/10/1996-4199/11 md.) Araçların dışında bulundurulması zorunlu işaretlerden başka, araçlara; reklam, yazı, işaret, resim, şekil, sembol, ilan, flama, bayrak ve benzerlerinin takılması, yazılması, sesli ve ışıklı donanımların bulundurulması ve izin verilmesine dair esas ve usuller ile diğer hususlar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. (Mülga: 21/2/2001 – 4629/6 md.) (Değişik fıkra:21/11/2024-7533/25 md.) Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne uymayan sürücüler ile üçüncü fıkrasına göre çıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı davranan sürücülere 690 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanır. İkinci fıkra hükümlerine uymayan sürücülere ise 96.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. İkinci fıkra hükümlerinin son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla kez ihlal edilmesi halinde sürücülere her seferinde 192.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir. (Ek fıkra:21/11/2024-7533/25 md.) Bu maddenin ikinci fıkrasına göre çıkarılan yönetmelikte belirtilen araçlarda; ışıklı ve sesli uyarı işaretlerinin takılacağı yerlerin dışında bulundurulması ve kullanılması durumunda sürücülere 96.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanır. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla kez ihlal edilmesi halinde sürücülere her seferinde 192.000 Türk lirası trafik idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Ayırım işaretleri bulunmayan araçlar trafik zabıtasınca trafikten men edilir. Yönetmelikte belirtilen şartlara aykırı olarak bulundurulanlarla, araçlara izin alınmadan yazılan yazılar sildirilir veya takılan donanımlar bütün giderler ve sorumluluk işletene ait olmak üzere söktürülür. (Ek cümle:21/11/2024-7533/25 md.) Ayrıca ikinci fıkra kapsamındaki cihazlara mülki amir tarafından el konulur ve mülki amir tarafından mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (Ek fıkra:21/11/2024-7533/25 md.) Sürücü belgesi geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır. Altmış gün süre ile sürücü belgesi geri alınanların sürücü belgeleri psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığının anlaşılması halinde iade edilir. Bu madde kapsamında geri alınan sürücü belgeleri bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması şartıyla iade edilir.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 7/5/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 1. maddesinde anılan Kanun’un amacı, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanması ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemlerin belirlenmesi olarak ifade edilmiştir. 4. Bu bağlamda can ve mal güvenliği ile trafik düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacıyla Kanun’un 26. maddesinde araçlara ait trafik ayırım işaretleri ve diğer işaretler düzenlenmiş, söz konusu trafik ayrım işaretleri ile diğer işaretlerden bulundurulması zorunlu olanların eksikliği ile mevzuata aykırı olarak bulundurulması, takılması ve kullanılması hâllerinde idari yaptırım uygulanması öngörülmüştür. 5. Anılan maddenin birinci fıkrasında belirli araçlarda, çalışma yerini ve şeklini, kapasite ve diğer niteliklerini belirleyen plaka, ışık, renk, şekil, sembol ve yazı gibi ayırım işaretleri bulundurulmasının zorunlu olduğu belirtilmiş; ikinci fıkrasında mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılmasının ve kullanılmasının yasak olduğu hüküm altına alınmıştır. Üçüncü fıkrada ise araçların dışında bulundurulması zorunlu işaretlerden başka, araçlara; reklam, yazı, işaret, resim, şekil, sembol, ilan, flama, bayrak ve benzerlerinin takılması, yazılması, sesli ve ışıklı donanımların bulundurulması ve izin verilmesine dair esas ve usuller ile diğer hususların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte gösterileceği düzenlenmiştir. 6. Maddenin beşinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinde birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan hükümlere uymayan sürücüler hakkında kabahatin türüne göre çeşitli miktarlarda idari para cezası ile belirli sürelerle sürücü belgesinin geri alınması ve aracın trafikten men edilmesi şeklinde idari yaptırımların uygulanması öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın itiraz konusu dördüncü cümlesinde ise sürücünün aynı zamanda araç sahibi olmaması durumunda ayrıca tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenleneceği belirtilmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazları mevzuatta izin verilmeyen araçlara takan ve/veya kullanan sürücünün, aynı zamanda araç sahibi olmaması durumunda kabahate konu fiille ilgili olarak araç sahibinin kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın tescil plakasına da aynı miktarda ceza tutanağı düzenlenmesinin öngörüldüğü, bu durumun işlemediği bir fiilden dolayı araç sahibine yaptırım uygulanmasına neden olacağı, bu yönüyle kuralın cezaların şahsiliği ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 8. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup

Sürücü ile Birlikte Çakarlı Araç Sahibine de İdari Para Cezası Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Haksız Yakalama, Gözaltı ve Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Talebi

Haksız Yakalama, Gözaltı ve Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Talebi Anayasa Mahkemesi Kararı Oğuz Bülent Erol ve Diğerleri – Başvuru No: 2022/35870 Karar Tarihi: 31/7/2025 – Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 23/12/2025 – 33116 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Aydın DEMİREL Başvurucular: Oğuz Bülent EROL ve diğerleri I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru; haksız yakalama ve gözaltına alma işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tazminat miktarı belirlenirken ifade özgürlüğüne ve toplantı hakkına müdahale edildiğinin dikkate alınmaması nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. 2. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresi içinde muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. 3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. II. Değerlendirme 4. Adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen başvurucuların ve 2022/82678 numaralı dosyanın başvurucusunun başvuru giderlerini karşılayabilecek ölçüde mal varlığının bulunmadığı ve taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı anlaşılmış olup adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir. 5. Dosyaların konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2022/35870 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmesi gerekir. A. 2022/82678 Numaralı Başvuru Yönünden 6. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesi Mehmet Özcan ([1. B.], B. No: 2019/6266, 15/1/2020, § 27) kararında tebligatın elektronik tebliğ yöntemi ile yapıldığı hâllerde elektronik tebligatın açıldığı tarihte başvurucunun bireysel başvuruya ilişkin gerekçeli nihai karardan haberdar olduğunu kabul etmiş ve bireysel başvuru süresinin bu tarihten başlayacağını belirtmiştir. Birleşen 2022/82678 sayılı başvuruda başvuru formunda nihai kararın öğrenilme tarihi 20/7/2022 olarak bildirilmesine rağmen nihai kararı içeren elektronik tebligatın 7/7/2022 tarihinde başvurucu vekili tarafından açıldığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak 2022/82678 sayılı bireysel başvuru konusu yargılama sürecine ilişkin nihai karardan ilk olarak 7/7/2022 tarihinde haberdar olduğu anlaşılan başvurucunun otuz günlük bireysel başvuru süresinden sonra 15/8/2022 tarihinde gerçekleştirdiği bireysel başvurusunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. B. Diğer Başvurular Yönünden 1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia 7. Başvurucular haklarındaki ceza muhakemesi sürecinde uygulanan gözaltı ve/veya tutuklama şeklindeki haksız koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünü bildirmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuş; başvuru formundaki iddiaları tekrarlamıştır. 8. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. 9. Anayasa Mahkemesi Gülseren Çıtak ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme, tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (Gülseren Çıtak, §§ 36-38). 10. Somut başvurularda da mahkemeler tarafından ihlal tespiti yapılmış ve bir miktar manevi tazminata hükmedilmiş olmakla birlikte başvuruda yapılacak inceleme hükmedilen tazminat miktarlarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (M.E. [2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 47). 11. Ağır ceza mahkemelerinin tazminat için somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından düşük olması tek başına Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerekir (M.E., § 48). 12. Bunun yanında manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır (Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35). 13. Maddi zarar, zarara uğrayanın mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiilî azalma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir. Öte yandan ihlal ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması, illiyet bağının belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata hükmedilmeyecektir. Hükmedilecek tazminat miktarının her zaman maddi zarara eşit olması gerekmez. Başvurucu, lehine uygun bir tazminata hükmedilebilmesi de yeterli olabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (O.O. ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/64808, 23/10/2024, § 11). 14.

Haksız Yakalama, Gözaltı ve Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Talebi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları AİHM Bozyokuş ve Diğerleri Kararı (Başvuru No: 39586/20 ve diğer 131 Başvuru) © Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesinin ihlaline ilişkin AİHM Bozyokuş ve Diğerleri Kararı kesindir ancak redaksiyonel / editöryal revizyona tabi olabilir. Kararın gayriresmi çeririsi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2025. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), Bozyokuş ve Diğerleri – Türkiye davasında şu hususları dikkate alarak: Başvuru sahipleri (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (“Sözleşme”) Madde 34 uyarınca, belirtilen çeşitli tarihlerde Mahkemeye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurular; Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) uyarınca şikayetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Abdullah Aydın aracılığıyla temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararı; Tarafların gözlemleri; Hükümetin başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesi kararı; 25 Kasım 2025 tarihinde gizli bir şekilde istişarede bulunduktan sonra, O tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı sunar: Davanın Konusu 1. Dava, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısı” (bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminin arkasında olduğu düşünülen silahlı terör örgütüne üyelik suçundan başvuranların mahkumiyetleriyle ilgilidir. Mevcut başvuruların daha geniş iç hukuk arka planı ve bağlamı, Mahkeme tarafından Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye davasında ([BD], Başvuru No: 15669/20, §§ 10-22 ve 108-40, 26 Eylül 2023) ortaya konmuştur. (Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) 2. Başvuranların mahkumiyetleri, esasen “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmalarına dayanmaktadır. Yerel makamlar ve mahkemeler, ByLock uygulamasının yalnızca FETÖ/PDY üyelerinin kullanımına yönelik olarak tasarlandığını ve bu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğunu değerlendirmiştir (aynı yer, §§ 155-65 ve 257). 3. Başvuranlar aleyhindeki diğer deliller, varsa, esas olarak ByLock kullanımının itirafı, bu uygulamanın kullanımını doğrulayan şifresi çözülmüş mesaj içeriği veya bu kullanıma tanıklık eden şahit ifadeleri; FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen bir sendika, dernek ve/veya vakfa üyelik; yetkililer tarafından FETÖ/PDY’nin finansal yapısının bir parçası olarak kabul edilen Bank Asya’daki hesap işlemleri; FETÖ/PDY yanlısı yayınlar veya diğer görsel-işitsel materyallere sahip olma; FETÖ/PDY tarafından organize edildiği düşünülen gezilere katılım ve Türkiye’ye giriş ve çıkış kayıtları; FETÖ/PDY ile bağlantılı vakıflara bağışlar; FETÖ/PDY’yi desteklemek amacıyla yapıldığı düşünülen çeşitli gösterilere veya diğer örgütsel faaliyetlere katılım; örgüt lehine sosyal medya paylaşımları; FETÖ/PDY öğrenci yurtlarında veya konutlarında ikamet; örgütün diğer üyeleriyle iletişim kurmak için Kakao Talk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı; HTS (Tarihsel Trafik Arama) kayıtları, aynı suçtan yargılanan diğer kişilerle yapılan iletişimleri veya örgüt üyeliğini düşündüren diğer dijital kanıtları; FETÖ/PDY’ye bağlı kurum, kuruluş veya şirketlerde çalışma ve/veya üyelik; bu tür çalışma ve/veya üyelikle ilgili veya FETÖ/PDY ile diğer bağlantılarla ilgili tanık ifadelerini içermektedir. Başvuranların bazılarında, ByLock uygulamasının kullanımının tespit edilmesinin, iletişimlerin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak mahkûmiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock bulgularının ve değerlendirme raporlarının (potansiyel olarak ByLock üzerinden yapılan iletişimlerin şifresi çözülmüş içeriğini de içeren) ayrıntılı olarak dosyaya sunulması beklenmeden mahkûmiyet kararı verilmiştir. 4. Başvuranların mahkumiyetlerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurular, Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararlarını onaylayan içtihatlarına dayanarak, mahkeme tarafından kabul edilemez oldukları gerekçesiyle özetle reddedilmiştir (yukarıda belirtilen Yüksel Yalçınkaya, §§ 169-88’e bakınız). (Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) Mahkemenin Değerlendirmesi I. Başvuruların Birleştirilmesi 5. Başvuruların benzer konularını dikkate alan Mahkeme, bu başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun bulmuştur. II. Sözleşmenin 7. ve 6. Maddelerinin 1. Fıkrasının İhlali İddiası A. Sözleşmenin 7. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası 6. Başvuranlar, FETÖ/PDY üyeliğinden dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca verilen mahkumiyet kararlarının, başta Demirhan ve diğerleri – Türkiye davasında (Başvuru No: 1595/20 ve diğer 238 başvuru, 29. madde, 22 Temmuz 2025) belirtilen nedenlerle, Sözleşme’nin 7. maddesinde yer alan kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır. (Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.) 7. Hükümet, Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (aynı yer, §§ 31-34) özetlenen gözlemlerini yineledi. Mevcut başvuruların, Mahkemenin Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen) ele aldığı konulara benzer konuları gündeme getirdiği konusunda kendilerine bildirimde bulunulduğunu, ancak Mahkemenin o karardaki değerlendirmelerinin o davanın özel koşullarıyla ilgili olduğunu ileri sürdüler. Bu nedenle Mahkemenin, o kararda yapılan tespitleri mevcut başvurulara genellemekten kaçınması gerektiğini savundular ve her bir başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasını kendi özel koşullarına göre değerlendirmeye davet ettiler. Özellikle, mevcut başvurulardaki mahkumiyetlerin yalnızca başvurucuların ByLock uygulamasını kullanmalarına dayanmadığını, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen; yukarıdaki 3. paragrafta listelenen delillere bakınız) değerlendirilmeyen çok çeşitli başka delilleri de içerdiğini iddia ettiler. Söz konusu delillerle doğrudan temas halinde olan yerel mahkemeler, her bir başvuranın silahlı terör örgütüne üyeliğini, dosyalarındaki tüm unsurları dikkatlice değerlendirdikten sonra bireysel olarak tespit etmiştir. (Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) 8. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamındaki şikayetinin, Sözleşmenin 35. Maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça temelsiz olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit eder. Bu nedenle, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir. 9. Esaslara gelince, Mahkeme, başvuranlardan bazılarının delillerinin, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) tartışma konusu olmayan materyaller içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, kendisine sunulan tüm materyalleri ve argümanları inceledikten sonra, Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasında (yukarıda belirtilen, §§ 35-47) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, bu davada Yüksel Yalçınkaya davasındaki (yukarıda belirtilen, §§ 237-72) bulgularından sapmak için hiçbir neden bulmamaktadır. (Anılan AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.) 10. Bu bağlamda, Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda belirtilen) Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkralarının ihlal edildiğine dair bulguların, özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmesinden kaynaklandığı, buna göre ByLock kullanımının tespit edilen herkesin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelikten yalnızca bu gerekçeyle mahkûm edilebileceği belirtilmektedir (aynı yer, §§ 364, 413 ve 414). Bu nedenle, Yüksel Yalçınkaya Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 414) da altı çizildiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri Kararı’nda (yukarıda belirtilen, § 38) tekrarlandığı üzere, o davada Sözleşmenin 7. ve 6. maddelerinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönündeki bulguya yol açan durumun, münferit bir olaydan kaynaklanmadığı veya o davanın özel koşullarına özgü bir

Kanunsuz Ceza Olmaz İlkesinin İhlali Nedeniyle 2420 Kişi Hakkında Verilen AİHM Kararları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İdam Cezasının Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasına Dönüştürülmesi ve Koşullu Salıverilme Süresinin Belirlenmesi

İdam Cezasının Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasına Dönüştürülmesi ve Koşullu Salıverilme Süresinin Belirlenmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ahmet Oflaz ve Diğerleri Başvurusu Başvuru Numarası: 2023/51685 Karar Tarihi: 16/9/2025 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE Raportör: Yusuf Enes KAYA Başvurucular: Ahmet OFLAZ, Erol SARIKAYA, Faruk SARIKAYA, Yunis KARATAŞ, Zafer YELOK, Harun GÜLBAŞ I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçen sürenin 30 yıl yerine 36 yıl olarak belirlenmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvurular 19/6/2023, 17/7/2023, 25/7/2023 tarihlerinde yapılmıştır. 3. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2023/68992, 2023/69032, 2023/69052, 2023/69862, 2023/80899 bireysel başvuru numaralı dosyaların 2023/51685 sayılı dosyada birleştirilmesine karar verilmiştir. 4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: A. Olayın Arka Planı 6. Kamuoyunda Madımak olayları olarak bilinen ve 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin olarak başvurucuların anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etme suçundan (1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi) idam cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 4/5/2001 tarihinde bu kararı onamış ve mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir. 7. Başvurucular hakkında verilen idam cezaları 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik kapsamında, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2002 tarihli kararıyla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür. 8. Müebbet ağır hapis cezasından hüküm giymiş olan başvurucuların bu cezası 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un geçici 11. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına (Yunis Karataş hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2005 tarihli kararıyla, diğer başvurucular yönünden ise belirlenemeyen bir tarihte) dönüştürülmüştür. 9. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince yapılan uyarlama sonrasında başvurucuların cezaları Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23/6/2005 ve 8/12/2005 (başvurucu Harun Gülbaş yönünden) tarihlerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştür. 10. Başvurucuların cezasının koşullu salıverilme imkânı olmadan infaz edilmesine karar verilmiştir. 11. Başvurucu Yunis Karataş 22/6/2021 tarihinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmadan cezasının infaz edilmesinden dolayı suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 12. Anayasa Mahkemesi, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi açısından önemli olan terör suçlusu tabirinin öngörülemez bir şekilde yorumlanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Yunis Karataş [GK], B. No: 2021/34231, 26/1/2023, §§ 42-60). B. Bireysel Başvuru Süreçleri 1. Başvurucu Yunis Karataş Yönünden 13. Başvurucu Yunis Karataş 17/4/2023 ve 18/4/2023 tarihli dilekçeleriyle Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı doğrultusunda müddetnamenin düzeltilmesini Sivas İnfaz Hâkimliğinden talep etmiştir. 14. Sivas İnfaz Hâkimliği 19/4/2023 tarihinde yasal olarak terör suçlusu sayılmayan başvurucunun koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanması gerektiğini, koşullu salıverilme hükümleri açısından lehine olan kuralın uygulanması prensibi gereği de cezasının 36 yılını iyi hâlli olarak çekmesi durumunda bu müesseseden faydalanma imkânı bulunduğunu belirterek müddetnameye yönelik itirazın kabulüne karar vermiştir. 15. Başvurucu 25/4/2023 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 17. maddesinin ilk hâlindeki “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler” ibaresinin özel bir prosedüre ilişkin olduğunu, hakkında verilen idam cezasının bu prosedür çerçevesinde değil 4771 sayılı Kanun ile kaldırıldığını, bu nedenle koşullu salıverilme süresinin 36 yıl olarak belirlenemeyeceğini, 4771 sayılı Kanun uyarınca cezası müebbet ağır hapse dönüştüğünden bu ceza için 3713 sayılı Kanun’da öngörülen 30 yıllık sürenin geçerli olduğunu, 3713 sayılı Kanun’da yapılan sonraki değişiklikler aleyhine olduğu için bunların uygulanamayacağını belirtmiştir. 16. Sivas İnfaz Hâkimliği 26/4/2023 tarihinde başvurucunun itirazını yerinde görmemiş, itirazı incelemeye yetkili olan merciye göndermiştir. 17. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi 5/6/2023 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. 18. Başvurucu 19/6/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 2. Başvurucu Harun Gülbaş Yönünden 19. Başvurucu Harun Gülbaş 18/4/2023 tarihinde Anayasa Mahkemesinin Yunis Karataş kararındaki gerekçeler doğrultusunda müddetnamenin düzeltilmesi talebiyle Sivas İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur. 20. Sivas İnfaz Hâkimliği 22/5/2023 tarihinde başvurucunun koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanması gerektiğini, cezasının 36 yılını iyi hâlli olarak çekmesi durumunda bu müesseseden faydalanma imkânı bulunduğunu belirterek müddetnameye yönelik itirazın kabulüne karar vermiştir. 21. Başvurucu, koşullu salıverilmeden yararlanması için ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 36 yıl değil 30 yıl olması gerektiği gerekçesiyle 29/5/2023 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. 22. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi 9/6/2023 tarihinde yukarıda belirtilen gerekçeyle itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Bu karar 16/6/2023 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. 23. Başvurucu 14/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 3. Diğer Başvurucular Yönünden 24. Başvurucular Faruk Sarıkaya, Erol Sarıkaya, Zafer Yelok, Ahmet Oflaz da Anayasa Mahkemesinin Yunis Karataş kararından sonra müddetnamenin düzeltilmesi talebiyle Tokat İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur. 25. İnfaz Hâkimliği 14/6/2023 ve 15/6/2023 tarihli kararlarıyla başvurucuların koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanması gerektiğini, cezalarının 36 yılını iyi hâlli olarak çekmeleri durumunda bu müesseseden faydalanma imkânlarının bulunduğunu belirterek müddetnameye yönelik itirazın kabulüne karar vermiştir. 26. Başvurucular bu karara koşullu salıverilmeden yararlanmaları için ceza infaz kurumunda geçirmeleri gereken sürenin 36 yıl değil 30 yıl olması gerektiği gerekçesiyle itiraz etmiştir. 27. Tokat 1. Ağır Ceza Mahkemesi sırasıyla 7/7/2023, 10/7/2023, 11/7/2023 tarihlerinde itirazların reddine kesin olarak karar vermiştir. 28. Başvurucular 25/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4. Bireysel Başvurudan Sonraki Gelişmeler 29. Bireysel başvurudan sonra Tokat ve Sivas İnfaz Hâkimliklerince başvurucu Ahmet Oflaz’ın 24/2/2025 tarihinden sonra geçerli olmak üzere; Erol Sarıkaya, Faruk Sarıkaya, Harun Gülbaş, Yunis Karataş, Zafer Yelok’un ise 25/2/2025 tarihinde geçerli olmak üzere koşullu salıverilmelerine karar verilmiştir. 30. Başvurucular hakkında düzenlenen müddetnamelerde Ahmet Oflaz’ın koşullu salıverilme tarihi 24/2/2025 (başka 2 yıl 6 ay hapis cezası nedeniyle), Erol Sarıkaya’nın 6/8/2024 (başka 1 yıl 8 ay hapis cezası nedeniyle), Faruk Sarıkaya’nın 23/8/2023, Harun Gülbaş’ın 19/1/2024, Yunis Karataş’ın 10/8/2024, Zafer Yelok’un 14/1/2024 (başka 10 ay hapis cezası nedeniyle) olarak belirlenmiştir. Müddetnamelerde ve koşullu salıverilme kararlarında koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin 30 yıl olduğu belirtilmiştir. IV. İnceleme ve Gerekçe 31. Anayasa Mahkemesinin 16/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucuların

İdam Cezasının Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasına Dönüştürülmesi ve Koşullu Salıverilme Süresinin Belirlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi

Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi: Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır Anayasa Mahkemesi, bir kimsenin terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi için “Kişinin örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, örgütün bir parçası olmayı istemesi ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağlaması gerekir.” şeklinde, eldeki başvurunun çözümlenmesinde de anahtar olan bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Söz konusu karar ve onu takip eden kararlarda örgüte üye olmanın “fiilî bir katılma olduğu ve dolayısıyla üyeliğin suç olarak kabul edilmesinin ve cezalandırılmasının altında yatan sebebin, terör örgütü üyesi olan kişinin aslında bu şekilde terör örgütünün toplum için arz ettiği tehlikeye bilerek ve isteyerek katkı sağlaması olduğu, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun yeterli bir gerekçe ile ispat edilmesi gerektiğini” ifade etmektedir. Yargıtay da FETÖ/PDY’nin oldukça uzun süredir mahkemelerce ve devlet kurumlarınca terör örgütü olarak kabul edilen, toplum tarafından da öyle bilinen bir örgüt olmadığını göz önünde bulundurmuştur. Yargıtay, birçok kararında “FETÖ/PDY’nin başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıktığı, sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen gösterdiği” ve toplumun her katmanının büyük bir kesimi tarafından da böyle algılandığı tespitini yapmıştır. Gerçekten de toplumda önemli bir kesim, bu yapılanmanın illegal yönünü bilmeden sosyal ve ekonomik alanda gelişerek kurumsallaşmasına ve faaliyetlerine destek olmuştur. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında; bir kimsenin FETÖ/PDY’ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay, terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY’nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiği, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasının şart olduğunu belirtmiştir. Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ayten Karadağ Başvurusu Başvuru Numarası: 2021/57189 Karar Tarihi: 16/7/2025 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL Raportör: Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ Başvurucu: Ayten KARADAĞ I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında suç oluşturmayan bazı eylemlere dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir. 2. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında 17/25 Aralık süreci sonrasında terör örgütü ile ilişki ve irtibat hâlinde olmasından dolayı gözaltına alınan ve kayyum atanan Zaman Gazetesi yazarlarına sahip çıkılması amacıyla Çanakkale’de basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirildiği, terör örgütünün talimatları ile hareket eden sivil toplum örgütü üyelerinin bu eylemlerde ön saflarda yer aldıkları, Zaman Gazetesine ve yakalanan örgüt mensuplarına sahip çıkmaları ve Mercek kod adlı gizli tanığın FETÖ/PDY’nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında verdiği beyanları doğrultusunda aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır. 3. Başvurucu; kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; K.T. isimli işyerinde eşi ile birlikte çalışmakta olduğunu, 2011 yılında eşi ve oğlu ile birlikte umreye gittiğini, bunun dışında yurt dışına çıkmadığını, herhangi bir kod isim kullanmadığını ifade etmiştir. Sevgi Kadınlar Kültür ve İletişim Derneği’nin (SEVGİDER) üye ve başkan yardımcısı olduğunu, 2015 yılında da bu Dernekten kaydını sildirdiğini, herhangi bir yere bağışta bulunmadığını, bir dönem Zaman Gazetesine işyerinden dolayı abone olduklarını, uzun yıllar önce kendisi ve çocukları adına faizsiz kurum olması nedeniyle Asya Katılım Bankası A.Ş.de (Bank Asya) hesap açtıklarını, maaşının da Bank Asyadaki hesabına yattığını belirtmiştir. Ayrıca üç çocuğunun da G.K.ya gittiğini, devam eden süreçte de bu okula kayyum atandığı için devlet kontrolünde olmasından dolayı okuldan almaya ihtiyaç duymadığını ve iki çocuğunun bu okula devam ettiğini ifade etmiştir. Zaman Gazetesi için yapılan protesto eylemine iki gün katıldığını, bu eyleme katılım için kimseden talimat almadığını, herhangi bir slogan atmadığını sadece merakından dolayı içlerinde bulunduğunu, bilerek herhangi bir terör örgütünün faaliyetlerine katılmadığını savunmuştur. Başvurucu, Çanakkale 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunda da kollukta alınan ifadesini tekrar etmiştir. 4. Mercek kod adlı gizli tanık, FETÖ/PDY’nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Gizli tanık Mercek’in anlatımları şöyledir: “…Ev Anneleri ise kendilerine bağlanan 3 veya 5 evin ihtiyaçları[nın] karşılanmasında birinci derecede sorumludurlar, ayrıca çevrelerinde bulunan şahıslardan bu evler için para toplayarak İl Sorumlusu [G.B.nin] yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Çanakkale İlinde ev anneleri [Ş.İ.ye] karşı sorumluydular, [Ş.İ.nin] Ankara iline gitmesi sonucunda onun yerine gelen [H.K.Y.ye] karşı sorumlu faaliyet göstermektedirler… Öğrenciler arasında düzenlenen maklube, çiğ köfte partileri, sinema izletimleri ve kermeslerden taraftar kazanılmaktadır. Kermeslerin düzenlenmesi ve hayata geçirilmesi ev anneleri tarafından yapılmaktadır… Ev anneleri ablalardan bağımsız örgüt elemanları olarak il sorumlu yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Bunlar öğrencileri cemaate kazandırmak için kermes, himmet ve benzeri faaliyetleri tertip ederek hayata geçirmektedirler.“ 5. Gizli tanık Mercek’in 14/12/2016 tarihli fotoğraf teşhis işlemindeki başvurucuyla ilgili beyanları şöyledir: “…ev annesini Ayten KARADAĞ [başvurucu] ismi ile tanırım, … Kendilerine ait olan […] [K.U.] isimli iş yerlerinden örgüt evlerinin ve örgüt yurtlarının ihtiyaçları[nı] karşılardı. Kendisi örgütsel toplantılara katılmaktadır. Himmet adı altında toplanan paralardan bilgisi vardır. Hatırladığım kadarıyla

Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilir mi

Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilmesi Yargıtay 3. Ceza Dairesi Esas No: 2022/19039 Karar No: 2025/21179 Karar Tarihi: 09.09.2025 Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi: Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesi Suç: Silahlı terör örgütüne üye olma Hüküm: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314/2. maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi, TCK’nın 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddi Tebliğname Görüşü: Onama Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 299/1. maddesi gereğince REDDİNE, Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere; Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, S. 383 vd.). Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır (Toroslu Özel Kısım S. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt S.28, Özgenç Genel Hükümler S. 280). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, Örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği yönünde hakkında yeterli delil bulunmayan sanığın eylem ve bağlantısının, örgütle organik bir bağ kurup hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmamış olması nedeniyle örgüt üyeliği suçunu oluşturmayacağı gözetilerek, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırı bulunmakla, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, CMK’nın 304. maddesi uyarınca Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilmesi Hukuka Aykırıdır Örgütün Nihai Amacını Bilmeme ve Meşruiyet Vitrini ile İrtibatlı Olma: Örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği yönünde hakkında yeterli delil bulunmayan, örgütün gizli haberleşme programlarını kullanmayan, kod adı bulunmayan sanığın; silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’nin kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel herhangi bir faaliyetinin tespit edilememesi ve operasyonel eylemlerden önceki döneme ilişkin belirtilen eylem ve bağlantısının ise sanığın örgütün nihai amacını bildiği, bu amacı bilerek örgütle organik bir bağ kurup hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmamış olması nedeniyle örgüt üyeliği suçunu oluşturmayacağı gözetilerek, atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu mahkumiyet hükmü kurulması isabetsizdir. (2709 s. K. m. 138) (5237 s. K. m. 3, 61, 220, 282, 314) (5549 s. K. m. 15) (5271 s. K. m. 232, 299, 302) (16. CD. 24.04.2017 T. 2015/3 E. 2017/3 K.) (16. CD. 26.10.2017 T. 2017/1809 E. 2017/5155 K.) Yargıtay 3. Ceza Dairesi Esas No: 2023/6231 Karar No: 2025/17340 Karar Tarihi: 17.06.2025 Bölge adliye mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Sanıklar …, … ve … müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 299/1 inci maddesi gereğince REDDİNE, Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Sanık … müdafiinin vekalet ücretine hasren yapmış olduğu temyiz başvurusunun incelenmesinde; Temyiz incelemesine konu dava dosyasında sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede, sanık … yönünden hem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282/1-4 fıkraları uyarınca hem de 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun‘un 15. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçe kısmında 5549 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiğine dair gerekçe oluşturulduğu

Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilir mi Read More »