Ceza Hukuku

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AYM Derya Baş Kararı

AİHM Yalçınkaya ve Yasak Kararları Sonrasında Verilen AYM Derya Baş Kararı AYM Derya Baş Kararı: Terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvuruda Anayasa Mahkemesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararında AİHM Yalçınkaya Kararı’na atıf yapılmasına rağmen, AİHM Büyük Daire tarafından verilen Yalçınkaya ve Yasak Kararları’nın gereği yerine getirilmemiştir. Oysa bilindiği üzere 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde münhasıran “şiddete” başvuran silahlı bir terör örgütüne üye olmak suç olarak düzenlenmektedir. Bu kapsamda yargılanan sanığın, örgütün hedefleri ve şiddet içeren yöntemleri hakkında bilgi sahibi olduğunun gösterilmesi, manevi unsurun tespiti için zorunlu bir ön koşuldur. Yargıtay’ın “doğrudan kast” yorumu çerçevesinde; kişinin “bilerek” ve “isteyerek” hareket ettiğinin, yani böyle bir örgütün parçası olmayı arzulayarak sürekli bir iştirak iradesi gösterdiğinin ispat edilmesi gerekir. Nitekim AİHM Büyük Daire’nin Yalçınkaya/Türkiye ve Yasak/Türkiye Kararlarında da vurgulandığı üzere; Sözleşme’nin 6. & 7. maddesi uyarınca mahkumiyet kararının meşru ve adil sayılabilmesi için, suçun fiil ve bilhassa kasıt unsurlarının her bir sanık özelinde, bireyselleştirilerek somut biçimde ispatlanması zorunludur. Mahkemelerin, Bylock kullanımı vb. belirli iddialardan hareketle otomatik suçluluk karinesine dayanması yasallık ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu kapsamda; başvurucu ve savunma tarafından ileri sürülen itirazların yargı makamları tarafından etkili biçimde tartışılmaması, isnat edilen fiillerin şiddet eylemleriyle bağlantısı ve suçun manevi unsurunun somut delillerle açıkça ortaya konulmaması, suçlamaya ilişin bireyselleştirme ve yeterli gerekçelendirme yapılmaması halinde suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekirdi. Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz. Anılan AİHM Yasak Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz. AYM Derya Baş Kararı Başvuru Numarası: 2023/25666 Karar Tarihi: 17/6/2026 Birinci Bölüm – Karar Başkan: İrfan FİDAN Üyeler: Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Yılmaz AKÇİL Raportör: Hüseyin Özgür SEVİMLİ Başvurucu: Derya BAŞ I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru; terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 7/4/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. III. Olay ve Olgular 4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 5. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında ByLock programını kullandıkları ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, muhakeme sürecinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve soruşturmaya Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından devam edilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir. Başvurucunun yakalanarak yapılan üst aramasında bir adet çift SIM kartlı cep telefonu ele geçirilmiş ve bu cihaz, üzerinde inceleme yapılmak üzere ilgili kolluk birimlerine teslim edilmiştir. Kolluk tarafından yapılan araştırmalarda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları üzerinden yapılan bağlantılar sonucunda oluşturulan 235553 user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) 21/10/2010 ila 5/2/2015 tarihleri arasında yedi ayrı hesap açtırıp bu hesaplardan üçünün aktif olduğuna ve 2013 yılının Aralık ayından sonraki tarihlerde hesaplarını aktif olarak kullandığına, örgüte ait yayın organlarının dijital platformlardan çıkarılması üzerine başvurucunun da Tivibu aboneliğini sonlandırdığına dair tespitlerde bulunulmuştur. 6. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde özetle ev hanımı olduğunu, ByLock programını kullanmadığını, Bank Asyaya bir kereye mahsus para yatırdığını, Tivibu aboneliğini kendisine bu platform tarafından eksik bilgilendirme yapıldığı için sonlandırdığını, liseden 2009 yılında mezun olduğunu, lisede okurken 2008 yılında örgüte müzahir dershaneye gittiğini, 2005 ila 2009 yılları arasında örgüte ait olduğunu duyduğu pansiyonda kaldığını ancak terör örgütüne dair etkinliklere katılmadığını ve anılan örgütle hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunmuştur. 7. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık, iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, platform üyeliğini sonlandırmasına, örgüte müzahir dershaneye gidip örgüte ait pansiyonda kalmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir. 8. Başvurucu hakkındaki yargılama Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 6/4/2017 tarihinde düzenlediği tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattına ait HTS kayıtlarının da Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir. 9. Başvurucu; yargılamanın 13/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek ve bu savunmalarından kısmen farklı olarak 2011 ila 2014 yılları arasında Akdeniz Üniversitesinde öğrenim gördüğünü, ByLock tespitine konu olan GSM hattını öğrenci olduğu dönemde almış olabileceğini, Bank Asyada yedi ayrı hesap açtırmadığını ve lise yıllarında örgüte müzahir K. Dershanesine gitmediğini, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir. 10. Celse arasında BTK, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan IP numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen 235553 user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 12/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir: i. “Kullanıcı Profil Bilgileri” başlıklı kısımda bu user-ID’ye bağlı oluşturulan kullanıcı adının “derya”, şifrenin “derya.2812”, mesajın “derya” ve son çevrim içi olduğu tarihin “14/2/2016″ olduğu, ii. 235553 user-ID numarasının başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanıldığı ve tespit edilebilen ilk log tarihinin 15/3/2015 olduğu, bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapıldığı ve e-posta alınıp gönderildiği, iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen veya bu user-ID numarasını kendi listesine ekleyen ve bazılarının gerçek kullanıcılarının tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcılarına yer verildiği, iv. 235553 user-ID numarasının, gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan “m” adlı bir gruba üye olduğunun, anılan gruba katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldıklarının tespit edildiği, v. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının “Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler” başlığı altında yer alan tablolarda, 235553 user-ID numarası ile gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka ByLock kullanıcıları arasında yapılan yazışmalara

AYM Derya Baş Kararı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Haksız Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat

Haksız Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat: Sosyal Medya Paylaşımının Tutuklamaya Konu Edilmesi Anayasa Mahkemesi Kazim Güleçyüz Kararı Başvuru Numarası: 2024/63578 Karar Tarihi: 6/5/2026 Birinci Bölüm – Karar Başkan: İrfan FİDAN Üyeler: Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Kenan YAŞAR, Ömer ÇINAR Raportör: Ömer Faruk NURSAÇAN Başvurucu: Kazim GÜLEÇYÜZ I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. 2. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan sıkıyönetim direktifi ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla Yurtta Sulh Konseyi teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisiyle yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının Yurtta Sulh Konseyi tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktif ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesi darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara gönderilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12, 13). 3. Türkiye’de Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan, 1960’lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelenen, “Cemaat“, “Gülen Cemaati“, “Fetullah Gülen Cemaati“, “Hizmet Hareketi“, “Gönüllüler Hareketi” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanma bulunmaktadır. Bu yapılanmanın örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde, yapılanma Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 22). Anılan yapılanma özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş, bunun yanı sıra başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunmuş, sivil alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenen, bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; Mustafa Baldır [2. B.], B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 75; Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 26). 4. Yeni Asya gazetesi genel yayın yönetmeni olan başvurucu, 21/10/2024 tarihinde FETÖ/PDY liderinin ölmesi üzerine “Kazım Güleçyüz/@gulecyuzk” ID:100063656794237 isimli/rumuzlu Facebook hesabından “Fethullah Gülen de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı da artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun” şeklinde paylaşımda bulunmuştur. 5. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 21/10/2024 tarihli kararıyla başvurucunun paylaşımına yönelik içeriğin çıkarılması/erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Söz konusu kararın onaylanması talebiyle Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün talebin onaylanmasına karar vermiştir. Başvurucu 22/10/2024 tarihinde söz konusu paylaşımı kaldırmıştır. 30/10/2024 tarihinde başvurucu vekili Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. 6/11/2024 tarihinde itirazı inceleyen Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği itirazın kesin olmak üzere reddine karar vermiştir. 8/11/2024 tarihinde başvurucu vekili kesin kararı e-tebligat olarak açıp okumuştur. 6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan soruşturma başlatmıştır. 22/10/2024 tarihinde Başsavcılık başvurucunun evinde arama yapılmasına izin veren kararı İstanbul Emniyet Müdürlüğüne göndererek söz konusu kararın yerine getirilmesini ve başvurucunun bir gün (24 saat) süreyle gözaltına alınmasını talep etmiştir. Aynı gün başvurucu yakalanarak gözaltına alınmıştır. 7. Başvurucu; vekilinin katılımı ile İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yaptığı savunmasında soruşturmaya konu paylaşımı kendisinin yaptığını, örgütün ihanet, ticaret ve ibadet olarak üçe ayrıldığını, başsağlığı dileğinin örgütün ibadet kısmına yönelik olduğunu, Fetullah Gülen için başsağlığı dilemediğini belirtmiştir. 23/10/2024 tarihinde Başsavcılık, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişileri tutuklanmaları istemiyle İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (Sulh Ceza Hâkimliği) sevk etmiştir. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda propaganda amacıyla paylaşımda bulunmadığını ifade etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı gün başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir: “…dosyada mevcut bilgi ve belgeler, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca tanzim edilen Araştırma Raporları, şüphelilerin savunmaları, Şüpheli Kazim GÜLEÇYÜZ’ün “Fethullah GÜLEN de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun.” şeklindeki,… paylaşımlar ve tüm dosya kapsamına göre şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğu, …, atılı suçun niteliği, terör örgütü lideri hakkında övücü nitelikteki paylaşımlara karşı toplumsal duyarlılığın yüksek oluşu ve atılı suç için terörle mücadele kanununda öngörülen ceza miktarı göz önünde bulundurulduğunda şüphelilerin kaçma ihtimali bulunduğundan tutuklama tedbirinin yerinde ve ölçülü olacağı, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı, şüpheliler yönünden herhangi bir tutuklama engeli bulunmadığı gözetilerek Şüpheliler Kazim GÜLEÇYÜZ ve [Ö.D.]’in 100 ve devamı maddeleri uyarınca AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA… [karar verildi.]” 8. Başvurucu vekilinin 24/10/2024 tarihli itirazı, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/10/2024 tarihli kararıyla reddedilmiştir. 9. Başvurucu, itirazın reddi kararını 8/11/2024 tarihinde öğrenmiş; 28/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 10. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 11. Bireysel başvuru sonrası düzenlenen 1/11/2024 tarihli iddianamede; başvurucunun sözde taziye adı altında paylaşım yaparak FETÖ/PDY’nin gerçekleştirmiş olduğu cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösterir nitelikte faaliyette bulunduğu belirtilmek suretiyle başvurucunun terör örgütü propagandası yapma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. 12. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19/12/2024 tarihli duruşmada başvurucu tahliye edilmiştir. 4/3/2025 tarihinde İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun FETÖ/PDY’nin propagandasını yapma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. 25/9/2025 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. Dosya bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz incelemesi aşamasındadır. 13. Öte yandan başvurucu 25/11/2024 tarihinde, paylaşımına erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 2024/64088 numaralı bu başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi

Haksız Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AYM Ramazan Çakır Kararı

AİHM Yalçınkaya Kararı Doğrultusunda Verilen AYM Ramazan Çakır Kararı Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ramazan Çakır (Başvuru No: 2019/6030) Karar Tarihi: 24/2/2026 R.G. Tarih ve Sayı: 19/6/2026- 33285 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Hüseyin Özgür SEVİMLİ Başvurucu: Ramazan ÇAKIR I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 18/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. 4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 6. Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında bireysel başvuru konusu olayların geçtiği tarihte lise öğretmeni olarak görev yapmakta olan başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında kolluk tarafından yapılan araştırmalar sonucunda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) hesabı bulunup bu Bankanın çeşitli şubelerinde bankacılık işlemleri gerçekleştirdiğine, anılan örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına (AKTİF EĞİTİM-SEN) üye ve sendikanın Ergani ilçe temsilcisi olduğuna dair tespitlerde bulunulmuştur. 7. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde AKTİF EĞİTİM-SEN’e memurların haklarını koruduğunu düşündüğü için herhangi bir yönlendirme olmadan üye olduğunu ancak bu Sendikanın hiçbir faaliyetine katılmadığını, Bank Asyayı faizsiz bankacılık nedeniyle tercih ettiğini, bu Bankadaki hesabını uzun süredir aktif olarak kullanmadığını, terör örgütüyle hiçbir bağlantısı olmadığını savunmuştur. 8. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Ergani Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği fezleke doğrultusunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık; iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, AKTİF EĞİTİM-SEN üyeliğine ve anılan örgütle irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten uzaklaştırılmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini ileri sürmüştür. 9. Başvurucu hakkındaki yargılama Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 17/3/2017 tarihinde düzenlediği Tensip Tutanağı’nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattının kullanıldığı mobil cihazlara ait IMEI bilgilerinin de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir. BTK’dan gönderilen cevap yazısında hattın takılı olduğu mobil cihazların IMEI numaraları Mahkemeye bildirilmiştir. 10. Başvurucu; yargılamanın 23/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek olarak AKTİF EĞİTİM-SEN’in Ergani temsilciliği görevini yürütmediğini, ByLock tespiti yapılan GSM hattını kendisinin kullandığını ancak ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir. 11. Celse arasında Mahkeme, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarının BTK’dan gönderilmesini kararlaştırmış; BTK anılan IP numaraları arasında yapılan bağlantılara dair CGNAT kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen 477264 user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 16/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir: i. “Kullanıcı Profil Bilgileri” başlıklı kısımda bu user-ID’ye bağlı oluşturulan kullanıcı adı “rmzn2143”, şifre “2340Er” ve son çevrim içi olduğu tarihi “19/2/2016″ dır. ii. 477264 user-ID numarası başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanılmıştır. Tespit edilebilen ilk log tarihi 9/12/2015′tir. Bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapılmış, e-posta alınıp gönderilmiştir. iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen ve gerçek kullanıcıların tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcıları bu user-ID numarasına “rmzn2143″ ve “erganili Ramazan” isimlerini vermiştir. Bu user-ID numarasının kendi roster kayıtlarına eklediği diğer user-ID numaralarının bazılarının da kullanıcıları tespit edilmiştir. Roster kayıtları içinde 352588 user-ID numarasını kullandığı belirlenen kişi G.Ç.dir. iv. 477264 user-ID numarasının gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan birden fazla gruba da üye olduğu, anılan gruplara katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir. v. 477264 user-ID numaralı kullanıcı ile gerçek kimlik bilgileri tespit edilen/edilemeyen diğer ByLock user-ID numaraları arasında gerçekleşen aramalara dair kayıtlarla bu user-ID numarası ile ByLock kullanıldığı sırada oluşan IP bağlantılarına (log kayıtları) dair tablolar vardır. 12. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü, anılan örgüte üye oldukları iddiasıyla haklarında ayrı soruşturma yürütülen F.D.nin 29/6/2017, H.Do.nun da 13/8/2017 tarihinde kollukta müdafilerinin de hazır bulunmasıyla ve şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerine dair tutanaklarla kendilerine gösterilen fotoğraflar üzerinden yaptırılan teşhis işlemine dair tutanakları başvurucuyla ilgisi bulunduğundan bahisle celse arasında Mahkemeye göndermiştir. İfade ve teşhis tutanaklarına göre; i. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan eden F.D. başvurucuyu örgüt içinde Ergani ilçe abisi olarak bildiğini, başvurucu hakkında başka bilgisi olmadığını beyan etmiştir. ii. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan eden H.Do. 97084 user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığını kabul etmiş; bu user-ID numarasına ait olup ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan veriler kendisine okunduğunda kendi kullandığı user-ID numarasının roster kayıtlarında yer alan 477264 user-ID numarasını başvurucunun kullandığını ve onun örgüt içinde“Ergani ilçe abisi” olduğunu söylemiştir. iii. F.D. ve H.Do. kendilerine gösterilen fotoğraflar arasından başvurucuyu teşhis etmiştir. 13. Celse arasında dosyaya sunulan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve CGNAT kayıtları ile F.D. ve H.Do.ya ait ifade tutanakları yargılamanın 25/10/2017 tarihli celsesinde başvurucuya okunmuştur. Başvurucu; ByLock programını kullanmadığına dair savunmasını tekrar ettikten sonra kendisiyle ilişkilendirilen 477264 user-ID numarasına dair roster kayıtlarında adı geçen G.Ç. ile kardeş olduklarını, bu kayıtlarda yer alan diğer kişilerin yanı sıra F.D. ile H.Do.yu tanımadığını, bu kişilerin suçlayıcı beyanlarını da kabul etmediğini belirtmiştir. 14. Yargılamanın 29/11/2017 tarihli son celsesinde başvurucu müdafii, H.Do.nun tanık olarak ifadesinin alınmasını talep etmiş; Mahkeme ise dosyanın geldiği aşama itibarıyla bu talebi reddetmiştir. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşmış; atılı suçtan başvurucu hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir: “DELİLLER: 1- İddia ve Sanığın Savunması:

AYM Ramazan Çakır Kararı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Soruşturmada Bilgisayara Elkoyma

Soruşturmada Bilgisayara Elkoyma, Bilgisayar Kütüklerinde Arama ve Kopyalama Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kurallar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinde yer alan itiraz konusu kurallarda; bilgisayara elkoyma, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama ve kopyalama işlemlerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde yapılan arama ve elkoyma işlemleri sonucunda elde edilen dijital verilerin hangi adli makam tarafından inceleneceğine dair bir düzenlemenin yer almadığı, el konulan veya arama sonucunda kopyası alınan dijital veri üzerinde değişiklik yapılmasını engelleyen, delil güvenliğini ve kişisel verilerin korunmasını sağlayan güvencelere de yer verilmediği, adli kopyası alınan dijital verinin saklanması ve imha edilmesi konusunda bir düzenleme olmadığı, arama ve elkoyma kararına karşı itiraz ve tazminat yolunun öngörülmemesinin temel hakların ölçüsüz şekilde sınırlanmasına neden olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi İtiraz konusu kurallar uyarınca şüphelinin aranan ve/veya el koyulan bilgisayarı ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde yer alan dijital bilgi ve materyallerin her türlü kişisel veriyi barındırması söz konusu olabilir. Bu husus gözönünde bulundurulduğunda kurallar; bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılabilmesine ve anılan eşyalara el konulabilmesine imkân tanımak suretiyle kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına sınırlama getirmektedir. Kurallar uyarınca söz konusu eşyalardaki kayıtların kopyalanarak çözümlenmesi ve metin hâline getirilmesinin suça konu olayı aydınlatacak olan delillerin sağlıklı bir şekilde elde edilmesine, soruşturmaların etkin ve verimli olarak yürütülmesine, suçla etkin bir şekilde mücadele edilmesine ve bu suretle Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır. Bu itibarla kuralların anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı ve demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğu görülmektedir. Klasik anlamdaki delillerden farklılık gösteren dijital materyallerin doğası gereği bu materyaller üzerinde delillerin araştırılması yöntemi farklılık gösterebilir. Özellikle bu materyallerde yer alan verilerin şifrelenmesi veya verilerin gizlenmesi durumunda materyallerin derhâl incelenerek verilere ulaşılması ve arama anında bu verilerin kopyalanarak ilgilisine teslim edilmesi mümkün olmayabilir. Dolayısıyla aramanın yapıldığı yerde verilerin gizlenmiş veya şifrelenmiş olması dijital delillerin olay yerinden sağlıklı bir şekilde elde edilmesini zorlaştırabilir. Bu durumda etkin soruşturma açısından verilerin daha uygun ortamlarda güvenli bir şekilde elde edilerek depolanması ihtiyacı, el koyma tedbirini gerektirebilir. Bu bağlamda kuralların söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kuralların kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi, şeffaflığın bir gereği olarak veri sahiplerine kişisel verilerine erişim imkânı tanınması, kişisel verilerin doğru ve güncel bir biçimde tutulması ve güvenliğinin sağlanması, veri sahibi hakkında ilke olarak otomatik sonuç çıkarılmaması, işlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması, hakkın sağladığı güvencelerin ihlali hâlinde yargı yoluna başvurma imkânının varlığı şeklindeki güvenceleri sağladığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kuralların orantılı olduğunun söylenebilmesi için kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanıp saklanmadığı hususu da değerlendirilmelidir. Bu bağlamda kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında yargı makamlarınca işlenmesi ve yargılamada delil olarak kullanılması hâlinde bu verilerin yargılama süresince saklanmasının adil yargılanma hakkı ile maddi gerçeğin ortaya konulması bakımından gerekli olduğu açıktır. Diğer yandan yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra bu verilerin delil niteliği gözetilerek veri sahibinin menfaatleri uyarınca veya infaz işlemlerine ilişkin olarak saklanması da gerekebilir. Nitekim yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına gidilen durumlarda da bu verilere delil olarak yeniden başvurma ihtiyacının doğması mümkündür. Bu ve benzeri gerekçelerle kişisel verilerin silinemediği durumlarda verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin hususlar (verilerin saklanması, arşive aktarılması, sınırlandırma amacı dışında kullanımının engellenmesi gibi) değerlendirilmelidir. Nitekim 27/4/2016 tarihli (AB) 2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin gerekçeler kısmının 26. paragrafında da kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması, bu verilerin delil amacıyla tutulması gerektiği hâllerde ise veri işlemenin sınırlandırılması ve sınırlanan verinin sadece silmeyi engelleyen amaçla işlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan Direktif’in 16. maddesinde kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesi ile işlenmesinin sınırlandırılması hakkına yer verilmiş; söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ise kişisel verilerin delil oluşturması amacıyla korunmuş olması, verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasını gerektiren hâllerden biri olarak sayılmıştır. İtiraz konusu kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra saklanmasına, silinmesine, buna ilişkin süre ve usule, silinmediği takdirde verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin gerekçe ve yönteme, ilgili kişinin bu verilerin silinmesine veya sınırlandırılmasına ilişkin olarak sahip olduğu haklara dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir. Benzer şekilde kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturmasında veya infaz işlemlerine yönelik olarak işlenmesi hâlinde gerek kişisel verilerin gerekse de bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak kanun düzeyinde başkaca bir düzenleme de öngörülmemiştir. Yine kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerin saklanması hâlinde bunun kapsam ve şartları ile yetkili merciyi belirlemeye yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu bağlamda kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerle ilgili olarak söz konusu güvencelerin oluşturulmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla kurallarla özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralların Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. İptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (25/2/2027 tarihinde) yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır. Bir Suç Dolayısıyla Yapılan Soruşturmada Bilgisayara Elkoyma, Bilgisayar Programları ve Kütüklerinde Arama ve Kopyalama Anayasa Mahkemesi Kararı Esas: 2023/128 Karar: 2026/36 Karar Tarihi : 12/2/2026 R.G. Tarih-Sayısı: 25.05.2026 – 33264 İtiraz Yoluna Başvuran: Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi İtirazın Konusu: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin Anayasa’nın 2. ve 20. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Sanık hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun itiraz konusu 134. maddesi şöyledir: “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma – Madde 134 (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir. (Ek üç cümle: 25/7/2018-7145/16 md.) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar

Soruşturmada Bilgisayara Elkoyma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AİHM Yasak Kararı: Suçun Manevi Unsuru ve Kanunsuz Ceza

AİHM Yasak Kararı: Suçun Manevi Unsurunun Oluşup Oluşmadığı Değerlendirilmeden Örgüt Üyeliği Suçlamasıyla Ceza Verilmesi © Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesinin ihlaline ilişkin AİHM Yasak Kararı kesindir ancak redaksiyonel / editöryal revizyona tabi olabilir. AİHM Yasak Kararı (Büyük Daire)’nın bu gayriresmi çevirisi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2026. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir. AİHM Yasak Kararı’nın tam metni için tıklayınız. AİHM Yasak Kararı (Başvuru No: 17389/20) Büyük Daire – Karar Dava, başvurucunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi ve ayrıca Çorum Cezaevi’nde cezasını çekmesi sırasında maruz kaldığı gözaltı koşullarıyla ilgilidir. Dava, Sözleşme’nin 7. ve 3. maddeleriyle ilgili sorunları gündeme getirmektedir. Dava, 2 Nisan 2020 tarihinde Türk vatandaşı Şaban Yasak (“başvurucu”) tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurudan (no. 17389/20) kaynaklanmaktadır. Başvuru, başlangıçta Mahkeme’nin İkinci Dairesi’ne tahsis edilmiştir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 52. maddesinin 1. fıkrası). 19 Şubat 2021 tarihinde Hükümete, Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri kapsamındaki başvurucunun şikayetleri tebliğ edilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmı (özellikle başvurucunun 6. madde kapsamındaki şikayeti), İçtüzüğün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez ilan edilmiştir. 27 Ağustos 2024 tarihli bir kararda, İkinci Bölüm Dairesi, Çorum Cezaevi’ndeki gözaltı koşullarına ilişkin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikayeti ve ayrıca 7. madde kapsamındaki şikayeti oybirliğiyle kabul edilebilir bulmuştur. 2. Daire, başvurunun geri kalan kısmını ise oybirliğiyle kabul edilemez bulmuştur. Ayrıca, daire, oybirliğiyle, Sözleşme’nin 3. veya 7. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmış, Yargıç Krenc’in mutabık görüşü karara eklenmiştir. 26 Kasım 2024 tarihinde başvurucu, Sözleşme’nin 43. maddesi uyarınca davanın Büyük Daire’ye sevk edilmesini talep etmiştir. 16 Aralık 2024 tarihinde Büyük Daire’nin bir heyeti bu talebi kabul etmiştir. Büyük Daire’nin üyeleri, Sözleşme’nin 26. maddesinin 4. ve 5. fıkraları ile Kural 24’ün hükümlerine göre belirlenmiştir. Başvurucu ve Hükümet, davanın esası hakkında ayrı ayrı ek yazılı görüşler sunmuştur (Kural 59 § 1). Ayrıca, Büyük Daire Başkanı tarafından yazılı usule müdahil olmaya davet edilen Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü Ben Saul’dan üçüncü taraf görüşleri alınmıştır (Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası ile İçtüzüğün 44. maddesinin 3. fıkrası ve 71. maddesinin 1. fıkrası). Büyük Daire Başkanı, Avrupa Ceza Avukatları Birliği ve İtalyan İnsan Hakları Federasyonu’na (FIDU) yazılı usulde müdahale izni vermiş olup, bu kuruluşlardan da yazılı görüşler alınmıştır (ibid.). 7 Mayıs 2025 tarihinde Strazburg’daki İnsan Hakları Binası’nda kamuya açık bir duruşma gerçekleştirilmiştir. Sözleşmenin 7. Maddesinin İhlali İddiası Başvuran, mahkum edildiği fiillerin, işlendiği iddia edilen tarihte yasal olduğunu ve yetkililerin bu fiiller için cezai sorumluluk yükleyerek ilgili hukuk kurallarını geniş bir şekilde yorumladıklarını ve böylece Sözleşme’nin 7. maddesinde yer alan “kanunsuz ceza olmaz” ilkesini keyfi bir şekilde göz ardı ettiklerini ileri sürmüştür. Söz konusu maddenin ilgili kısmı şu şekildedir: “1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez…” A. Daire Kararı Daire, oybirliğiyle, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Bu sonuca varırken, öncelikle mevcut davanın, mahkumiyetin esas olarak ByLock iletişim uygulamasının kullanımına dayandığı ve 314. Maddenin 2. fıkrası kapsamındaki suçun unsurlarının bireysel olarak ispatlanmadığı Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye ([GC], no. 15669/20, 26 Eylül 2023) davasında ele alınan durumdan farklı olduğunu vurguladı. Ancak Mahkeme, mevcut davada başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçundan suçlu bulunduğunu ve esasen 2011 ile 2014 yılları arasında işlenen fiiller nedeniyle ve çok çeşitli delillere dayanılarak yukarıda belirtilen hüküm uyarınca mahkum edildiğini belirtmiştir. Yasanın erişilebilirliği ile ilgili olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrasının, söz konusu dönemden çok önce, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlükte olduğunu belirtmiştir. (AİHM Yalçınkaya Kararı’nın Türkçe Çevirisine ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) Daire, başvuranın yetkililerin onu mahkum ederken Sözleşme’nin 7. maddesini iki açıdan ihlal ettiğini iddia ettiğini belirtmiştir: İlk olarak, FETÖ/PDY, başvuranın suçlandığı fiilleri işlediği iddia edilen tarihte “silahlı terör örgütü” olarak tanımlanmamıştır. İkinci olarak başvuran, yasal fiilleri ve ilgili kanunların geniş yorumlanmasının sonucu olarak mahkum edilmiştir. FETÖ/PDY’nin terör örgütü olarak tanımlanmasıyla ilgili olarak, Daire, başvurucunun, olayın gerçekleştiği tarihte FETÖ/PDY’nin terör örgütü olarak yasal olarak tanınmadığı gerekçesiyle 7. maddenin ihlal edildiğini iddia ettiğini belirtmiştir. Ancak Daire, Türk hukukuna göre, bir grubun henüz yasal olarak terör örgütü olarak sınıflandırılmamış olmasının, üyelerinin bilerek ve isteyerek hareket etmiş olmaları koşuluyla, önceki eylemleri için cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, Daire’ye göre asıl mesele, söz konusu dönemde FETÖ/PDY’nin resmi olarak terör örgütü olarak sınıflandırılıp sınıflandırılmadığı değil, iç hukuk ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. Fıkrası ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Yargıtay içtihadında tanımlanan suçun unsurları ışığında başvurucunun mahkumiyetinin öngörülebilir olup olmadığıydı. Başvuranın, yasal fiilleri nedeniyle ve ilgili kanunların geniş yorumlanması sonucu mahkum edildiği yönündeki iddiasına ilişkin olarak, Daire öncelikle ilgili hükümleri ve bunların yerel mahkemeler tarafından yapılan yorumlarını inceledi. Yüksel Yalçınkaya kararına atıfta bulunarak, suçun Türk hukukunda Sözleşme’nin 7. maddesindeki yasallık ilkesine uygun olarak tanımlandığını belirtmiştir. (AİHM Yalçınkaya Kararı’nın Türkçe Çevirisine ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) Suçun maddi ve kasıt unsurlarına ilişkin olarak, Daire, başvurucunun yasalara uyan bir tüzel kişilik kapsamında hareket etmediğini, ancak öğrencileri üye yapmak ve kamu kurumlarına sızmak amacıyla tasarlanmış faaliyetlere katıldığını ve yerel mahkemelerin, bu faaliyetlerin, üniversite giriş sınavlarında ve memuriyet seçmelerinde hile gibi yasadışı eylemlere de başvurmuş olan örgütün amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla gizlice yürütüldüğünü tespit ettiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, Dairenin görüşüne göre, suçun maddi unsuru, başvuranın kendisini örgütün emrine vermiş olması, örgütün hiyerarşik yapısına entegre olmuş olması ve örgütün adına gizli, yoğun ve sürekli faaliyetlerde bulunmuş olması gerçeğinde yatmaktadır. Kasıt unsuruna ilişkin olarak, Daire bu davayı, sadece ByLock’un kullanılmasıyla terör örgütü üyeliğinin kasıtlı olarak kabul edildiği Yüksel Yalçınkaya davasından ayırmıştır. Mevcut davada Daire, yerel mahkemelerin, başvuranın örgütün gizli yapısındaki aktif rolünü gösteren çok çeşitli delillere dayanarak suç kastını tespit ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, Daire, yerel mahkemelerin içtihadına atıfta bulunarak, sanığın FETÖ/PDY’nin gerçek niteliğinden habersiz olduğunu iddia etmesi durumunda, bu iddianın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 30. maddesi uyarınca, hata bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu değerlendirme, sanığın örgüt içindeki konumunu ve kendisine isnat edilen fiillerin niteliğini ele almalıdır. Daire, yerel mahkemelerin kasıt unsuruna ilişkin yorumunun öngörülebilir ve ceza hukuku

AİHM Yasak Kararı: Suçun Manevi Unsuru ve Kanunsuz Ceza Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Görevinden Dolayı Kamu Görevlisine Hakaret Suçu

Görevinden Dolayı Kamu Görevlisine Hakaret Suçu Anayasa Mahkemesi Kararı Görevinden Dolayı Kamu Görevlisine Hakaret Suçu: İtiraz konusu kurallarda; hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırının bir yıldan az olamayacağı, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenenler hariç olmak üzere hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasının mağdurun şikâyetine bağlı olduğu öngörülmüştür. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda öngörülen soruşturma usulü ve cezanın kişilerin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki doğurduğu ve kamunun vatandaşlar tarafından denetlenmesi imkânını ortadan kaldırdığı, kurallarla hakaret suçunda kamu görevlilerine diğer kişilere göre daha fazla koruma sağlanmasının ve söz konusu suçun şikâyet aranmaksızın soruşturulmasının hukuk devleti ve kanun önünde eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, anılan suç bakımından hapis cezası öngörülmesinin suç ve ceza arasında orantısızlığa neden olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi A. Görevinden Dolayı Kamu Görevlisine Hakaret Hâlinde Cezanın Alt Sınırının Bir Yıldan Az Olamayacağına ilişkin Düzenlemenin İncelenmesi İtiraz konusu kuralla kamu görevlisine karşı görevinden dolayı onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığına saldırılması fiilleri cezai yaptırıma bağlanmak suretiyle ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir. Kural kapsamında suçun yalnızca mağdurun sıfatına bağlı olmadığı, hakaret fiili ile kamu görevinin yerine getirilmesi arasında bir bağ bulunmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca suçun unsurları ile yaptırımın niteliği ve miktarının açık ve net şekilde düzenlendiği göz önünde bulundurulduğunda kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu değerlendirilmektedir. Kuralla kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret fiilinin cezai yaptırıma bağlanmasının kamu görevlilerinin şeref ve itibarının korunması ile kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi sağlanarak kamu düzeninin korunmasına katkı sunduğu açıktır. Bu kapsamda kuralın ifade özgürlüğü bakımından ulaşılmak istenen amaçla bağlantılı olduğu kabul edilmiştir. Kural kapsamında kişilerin kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu işledikleri takdirde cezanın alt sınırının bir yıldan az olamayacak şekilde hapis veya adli para cezası olarak belirlenmesi suretiyle ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamada daha hafif bir sınırlama aracının bulunup bulunmadığının gereklilik ilkesi yönünden değerlendirilmesi gerekir. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimleri dikkate alınarak kanun koyucunun oluşturacağı suç siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu, izlediği suç politikası gereği bazı fiilleri ceza hukuku alanından çıkarabileceği gibi korunan hukuki değerler ile bunun sonuçlarını esas alarak bazı suçlar için farklı yaptırımlar öngörebilir. Bu konudaki tercih ve takdirin yerindeliği anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır. Bu itibarla kuralda düzenlenen suçun ve yaptırımın kanun koyucunun suç ve suçlulukla mücadelede suç siyasetinin bir gereği olarak takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından gerekli olmadığı söylenemez. Orantılılık incelemesinde ise kuralda şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmelidir. Bu itibarla öncelikle mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlama yetkisinin, bunların Anayasa hükümleri ışığında yorumlanması yükümlülüğünü de beraberinde getirdiği gözetilmelidir. Bir mevzuat hükmünün birden farklı şekilde yorumlanmasının mümkün olduğu hâllerde Anayasa’ya aykırı olan yorumdan kaçınılması Anayasa’nın üstünlüğü ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla hâkimin bir hukuk kuralının anlam ve kapsamını tespit ederken Anayasa’yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmaması Anayasa’nın normlar hiyerarşisinin en üstünde yer almasını anlamsız hâle getirir. Bu bağlamda Anayasa, kâğıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sistemini yönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukuki bir belgedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda verdiği kararlarında itiraz konusu kuralda olduğu gibi çatışan haklar söz konusu olduğunda ne surette dengeleme yapılacağına dair genel ilkeleri ortaya koymuştur. Bu kapsamda kuralla ilgili yargılamalarda; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu, tanınmışlık düzeyi, ilgili kişinin önceki davranışları, katlanılması gereken ve kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığı, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı, kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı, müştekinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı, ifadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi, ifadelerin, kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığı gibi hususların değerlendirilmesi gerekmektedir. Öte yandan kuralın uygulanmasında ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasında dengeleme yapılmasını sağlayan çeşitli güvencelere yer verildiği de görülmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 127. maddesinde isnadın ispatı hâlinde cezasızlık öngörülmüş, 128. maddesinde yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan başvuru ve savunmalar kapsamında cezasızlık hâlleri düzenlenmiş, 129. maddesinde ise hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi durumunda cezada indirim veya cezasızlık imkânı tanınmıştır. Ayrıca kuralın da yer aldığı maddede basamaklı ve seçenekli ceza sisteminin benimsenmesi suretiyle cezanın faile göre bireyselleştirilebilmesine imkân sağlandığı, verilen hükümlerin istinaf ve temyiz denetimine açık olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde temel cezanın bir yıldan az olamayacağının öngörülmesinin suça konu fiil ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmadığı, kuralın amacına uygun ve orantılı bir şekilde uygulanmasını sağlayacak yasal güvencelere de yer verildiği gözetildiğinde kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamada elde edilmek istenen kamu yararı ile bireylerin hakları arasında olması gereken makul dengenin sağlandığı, dolayısıyla kuralın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. B. Kanun’un 131. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç;…” İbaresinin İncelenmesi Ceza davasının kamusallığı ilkesi gereği kural olarak adli makamların suç şüphesini öğrenmeleri ile birlikte kendiliğinden soruşturmaya başlamaları gerekir. Bununla birlikte kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlarla soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları birbirinden ayırabilir. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunda kamu görevlilerinin şeref ve itibarının yanı sıra kamu görevlileri eliyle yürütülen hizmetin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi sağlanarak kamu düzeninin korunması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda takibinde yalnızca mağdurun değil kamunun da hukuki menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda suçun şikâyet şartı aranmaksızın doğrudan soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmasının suç işlenmesinin önlenmesine ve kamu düzeninin sağlanmasına katkı sunduğu açıktır. Bu itibarla kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı işlenecek hakaret suçunda soruşturma ve kovuşturma usulüyle ilgili düzenleme yapan itiraz konusu kural, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Öte yandan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı

Görevinden Dolayı Kamu Görevlisine Hakaret Suçu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Yanılgılı Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2025/3-158 Karar No: 2025/374 Karar Tarihi: 01.10.2025 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 3. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi I. Hukukî Süreç Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2021 tarihli ve 8-280 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 25.10.2021 tarih ve 2485-1369 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.05.2022 tarih ve 5180-2898 sayı ile; “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak 19.10.2022 tarih ve 236-257 sayı ile sanığın bu kez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314/2. maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1. maddesi ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.09.2023 tarih ve 6977-5329 sayı ile; “1. Sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle ve bozma kararını işlevsiz hale getirecek şekilde fazla ceza tayin edilmesi, 2. Geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken; dosya içeriği ile uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılması suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkeme ise 26.12.2023 tarih ve 360-379 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.03.2024 tarihli ve 19090 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16.09.2024 tarih ve 5372-9811 sayı ile; hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerektiği ve bozma sonrasında başkaca faaliyeti de gerekçe gösterilmediği halde alt sınırdan bozmadan önceki cezadan daha fazla ayrılmak suretiyle teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken dosya içeriğiyle uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılarak fazla ceza tayin edilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.11.2024 tarih ve 19090 sayı ile; ”5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307/4. maddesindeki düzenleme karşısında, Yüksek Dairenin direnme kararını yerinde görmediği takdirde dosyayı bir karar verilmek üzere Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermesi gerekirken, işin esasına girerek bozma kararı vermesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.02.2025 tarih ve 21810-2581 sayı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile dosyanın incelenmek üzere Ceza Genel Kuruluna tevdiine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. Uyuşmazlık Konusu Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta, mahkûmiyet hükmü kurulurken temel cezanın 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının, 2. Takdiri indirime ilişkin TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim oranının yerinde olup olmadığının, belirlenmesine ilişkindir. III. Olay ve Olgular İncelenen dosya kapsamından; Sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mensupları arasında iletişimi sağlamak amacıyla gizli haberleşmede kullanılan Bylock programını kullandığı ve aynı örgüte üye olma suçundan hakkında soruşturma bulunan firari şüpheli … kod isimli …’dan ele geçen dijital materyallerde sanığa ait birtakım bilgilerin bulunduğunun tespiti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada kendisine ulaşılamaması nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, iddianame düzenlenip dava açıldıktan sonra 02.02.2021 tarihinde yakalandığı, 13.06.2017 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı içeriğine göre; 05xx xxx 41 numaralı GSM hattı ile Bylock programını kullandığının, ID numarasının …, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…” olduğunun tespit edildiği, anlaşılmaktadır. Tanık …, 2016 yılına kadar Bursa’da cemaat denilen yapı içinde üniversite öğrencilerinden sorumlu olarak görev yaptığını, 2016 yılında örgütün sözde … eyaleti bölge üniversite mesullüğünü yürütmeye başladığını, kendisine bağlı toplamda beş büyük bölge üniversite mesulü olduğunu, bunlardan birisinin de Siteler bölgesinde görev yapan sanık olduğunu, üniversite öğrencileriyle ilgilenenlere üniversiteci denildiğini, sanığın da kendisi gibi üniversiteci olup cemaatin evlerinde kalan öğrencilerle ilgilendiğini ve bölge üniversite mesulü olduğunu, Tanık …, … olarak tanıdığı sanığın bir kod ismi kullandığını ancak bunun ne olduğunu hatırlamadığını, 20 09… yıllarında sanığın da kendisi gibi cemaat evlerinde kaldığını, sanıkla öğrenci bakması nedeniyle irtibatlı olduklarını, sanığın ilkokul ya da lise grubundan ilgilendiği öğrenciler olduğunu, … kod isimli ilköğretim mesulü tarafından ilköğretim öğrencilerine ders anlatmaları için sanıkla beraber görevlendirildiklerini, bu öğrencilerin takiplerini gerçekleştirip onlara sohbet verdiklerini ve kendilerinden sorumlu olan … kod adlı kişiye bu hususta bilgileri ilettiklerini, Tanık …, lise öğrencisi olduğu dönemde arkadaşları … ve …’la beraber gittikleri cemaat evinde … olarak bildikleri sanığın kendileriyle ilgilendiğini, ders anlattığını, … kitaplarını okuyup sohbetler yaptığını, bahse konu eve gidip gelmeye devam ederken sanığın kendilerine hangi mesleği seçmeyi düşündüklerini sorduğunu, kendisinin asker olacağını söylediğini, sanığın motive edici konuşmalarıyla …’nın da asker olmaya yöneldiğini, …’in kendilerine ders anlattığını, askeri okul sınavlarına hazırladığını, bir süre sonra eve gelen … isimli bir şahısla …’in kendilerini tanıştırdığını, …’in de ara sıra gelerek çalışmaya ve askerliğe motive edici konuşmalar yaptığını, bu sırada … ve …’i …’in spor sınavları için ayrıca çalıştırdığını, o dönemde … ve …’a kod ismi verildiğini fark ettiğini, puanı jandarma okuluna yetmediği için onu biraz

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralda, hırsızlık amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde bu suçun soruşturma ve kovuşturmasında şikâyet aranmayacağı öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; bina veya eklentilerine girilmeksizin bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, buna karşılık işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra itiraz konusu kuralla konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ayrıca ceza verilmesine imkân tanındığı, bina veya eklentilerinde muhafaza altına alınan eşyayı çalma amacıyla binaya girme eyleminin suçun nitelikli hâlinin unsuru olduğu, aynı eylem nedeniyle ikinci bir suçun oluşturulduğu, bina veya eklentileri içinde bulunan eşyanın çalınması amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde şikâyet şartının da aranmadığı gözetildiğinde bu suçtan dolayı resen soruşturma ve kovuşturma yapılabildiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi, özel hayatın gizliliği gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlar ile soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları birbirinden ayırabilir. Buna göre suçun temel şeklinden farklı olarak kastın hırsızlık suçunun işlenmesi amacına özgülendiği hâllerde konut dokunulmazlığının ihlali suçunun şikâyete bağlı olmaksızın soruşturulması ve kovuşturulmasına imkân tanınmasında hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hırsızlık suçunda korunmak istenen hukuki yarar zilyetliktir. Kanun koyucunun suçun niteliğini, işleniş şeklini, mağdurda oluşan zararı ve korunan hukuki menfaati gözeterek hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerin şikâyete tabi olmaksızın ayrıca cezalandırılması amacıyla kuralı ihdas ettiği anlaşılmıştır. Kuralın gerekçesinden de anlaşıldığı üzere hırsızlık yapmak amacıyla işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçuna şikâyet aranmaksızın ayrıca ceza verilmesi öngörülmüştür. Kurala konu eylemlerin yaptırıma bağlanmasının suç teşkil eden bu eylemlerin işlenmesi bakımından caydırıcı etki yaratacağı açıktır. Bu itibarla kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kuralla şikâyet aranmaksızın ayrıca soruşturma ve kovuşturma yapılacağı belirtilen eylemlerin ağırlığı ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği gözetildiğinde kuralla ulaşılmak istenen amaç ve araç arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir. Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabilecek eylemler ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği ve ağırlığının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır. Öte yandan başvuru kararında bina veya eklentilerine girilmeden bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, bu suretle işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra kuralla aynı eylem nedeniyle konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ikinci kez ceza verilmesine imkân tanındığı ileri sürülmüştür. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan ilkenin uygulanabilmesi için ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, ceza sürecinin kesin bir mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, yeniden ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin işletilmesi ve farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması gerekmektedir. Hırsızlık suçunun bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesi suç tipinde aranan fiil, bina veya eklenti içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın alınmasıdır. Bu nitelikli hâlin oluşması için bina veya eklentilerine girmek zorunlu bir unsur olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla hırsızlık suçunun işlenebilmesi için her durumda konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi zorunlu değildir. Bu itibarla bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkındaki hırsızlık suçu bileşik suçun bir örneğini oluşturmaz. Bu itibarla bina veya eklenti içinde muhafaza edilmiş eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerde bulunulması hâlinde iki suçtan ayrı ayrı ceza öngörülmesiyle aynı fiilden dolayı yeniden bir ceza yargılaması sürecinin işletilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla kuralın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2025/106 Karar Sayısı:2025/187 Karar Tarihi:10/9/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 14/1/2026 – 33137 İtiraz Yoluna Başvuran: Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi İtirazın Konusu: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen (4) numaralı fıkrada yer alan “…konut dokunulmazlığının ihlâli…” ve “…şikayet aranmaz.” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 12., 36., 38. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. Olay: Hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri A. İptali İstenen Kanun Hükümleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu kuralların da yer aldığı 142. maddesi şöyledir: “Nitelikli hırsızlık – Madde 142 (1) Hırsızlık suçunun; a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında, b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.) c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında, d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında, e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.) İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Suçun; a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak, b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle, c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak, d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle, e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle, f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak, g) (…) büyük veya küçük baş hayvan hakkında, h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır. (3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde

Hırsızlık Amacıyla Konut Dokunulmazlığının İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturma Yapılması Şikâyete Tabi Değildir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İddialar Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar Başvurucu; Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.nin hissedarıdır. Aynı zamanda Tarkim Uçak Bakım Onarım ve Havacılık Ltd. Şti.nin (TARKİM) ortağıdır. TARKİM 7/1/2014 tarihinde anonim şirkete dönüşmüştür. TARKİM’in kurucuları başvurucu ve başvurucunun eşi İ.F.B.dir. Bu tarihte 99 pay başvurucunun eşi olan İ.F.B.ye, 1 pay ise başvurucuya aittir. Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) darbe girişiminden kısa bir süre önce (27/6/2016 tarihinde) başvurucunun eşi şirketteki tüm paylarını başvurucuya devretmiştir. Bu tarihte TARKİM tek ortaklı bir anonim şirkete dönüşmüş ve yönetim kurulu başkanı da başvurucu olmuştur. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY’ye üye olma suçu nedeniyle başlatılan soruşturma devam ederken nöbetçi sulh ceza hâkimliğinden başvurucunun ortağı ve yetkilisi olduğu TARKİM’e kayyım atanması talebinde bulunulmuştur. Başsavcılığın talep yazısında ilgili şirketin FETÖ/PDY ile irtibatı ve örgüte finansal desteği olduğuna, ayrıca teftiş kurulu raporunda ve Emniyet Arama Tutanağı’nda belirtildiği üzere Atatürk Havalimanı’nda bulunan hangar ve yönetim ofislerinin havalimanı mevzuatına aykırı olarak denetimden uzak, insan ve eşya naklini mümkün kılacak şekilde olduğuna ilişkin tespitler nedeniyle kayyım atanmasının zaruri görüldüğü belirtilmiştir. Söz konusu talep üzerine, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (674 sayılı KHK) 19. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Aynı soruşturma kapsamında 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.ye TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin kayyım atama kararının gerekçesinde şüphelilerin mal varlığında meydana gelen artışın suçtan kaynaklandığı ve örgüt üyesi olmalarının verdiği avantajla elde ettikleri mal varlığını terör örgütünün hizmetine sundukları yönünde yeterli ve kuvvetli şüphe bulunduğu açıklanmıştır. Başvurucunun TMSF’nin kayyım olarak atanmasına ilişkin kararlara karşı yaptığı itiraz, 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun bu ret kararına karşı yaptığı itiraz ise 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele, demokratik toplum düzeninin korunması bakımından son derece hassas ve zorluk arz eden bir alandır. Bu çerçevede hangi tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu hususu, öncelikli olarak kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan ilgili kamu makamlarının takdirindedir. Zira terörizmin ve organize suç yapılarının dinamik doğası, alınacak önlemlerin de olayın kendine özgü koşullarına göre belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle kamu makamlarına suçla mücadelede etkili, zamanında ve amaca uygun tedbirler geliştirme noktasında belirli bir takdir yetkisi tanınması kaçınılmazdır. Bununla birlikte hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu makamlarının sahip olduğu bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Alınan tedbirin ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olması, temel hak ve özgürlükler üzerindeki sınırlamanın ölçülü kalması gerekmektedir. Somut olayda başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketler ile bu şirketlerin eski ortağı olan eşi hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının içeriği, başvuruya konu şirketlerin faaliyet alanı ve mali yapısı ile ilgili olarak düzenlenen raporlar ve yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde; şirketlerin mal varlığının terör örgütlerinin finansmanında kullanılmasının önlenmesi ve ileride verilmesi muhtemel bir müsadere kararının etkisiz hâle gelmemesi bakımından söz konusu şirketlere yönetim kayyımı atanmasının kamu yararını ve meşru amaçları gerçekleştirmek açısından gerekli bir müdahale olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu tedbir genel ve soyut bir şüpheye değil, darbe girişiminden hemen önce gerçekleştirilen ortaklık payı devri gibi somut olaylara ve soruşturmanın dinamik ilerleyişine dayanmaktadır. Başvurucunun eşinin yurt dışında bulunması, TARKİM’in yönettiği hangarlarda apron ve kontrollü bölge arasında denetimsiz geçişe imkân veren güzergâhların hangi amaçlarla kullanıldığının hâlâ netleştirilememesi ve bu konudaki araştırmaların devam ediyor olması soruşturmanın hem kapsamını genişletmiş hem de süresini uzatmıştır. Uluslararası para transferleri, yabancı bağlantılar ve örgütsel ilişkilerin çözülmesine yönelik kapsamlı incelemeler ile şirketlerin karmaşık finansal yapısı birlikte değerlendirildiğinde, kayyım tedbirinin uzun sürmesinin keyfî olmadığı; aksine soruşturmanın niteliği ve ortaya çıkarılması gereken ilişkilerin çok boyutlu yapısından kaynaklandığı görülmektedir. Başvurucunun şirketlerine yönelik kayyım atanması genel bir şüpheye değil, somut olgulara ve çok aktörlü, uluslararası boyut içeren ceza soruşturmasının karmaşıklığına dayandığından, tedbirin süresinin uzunluğu tek başına ölçüsüz kabul edilemez. Ayrıca tedbirin soruşturmanın gerektirdiği zorunlu bir müdahale olduğu, keyfî biçimde uzatılmadığı ve sürekli yargısal denetime açık bulunduğu anlaşılmaktadır. Kayyım tedbirinin süresine ilişkin yeniden başvuru yapılabilmesi ve kayyımın işlem ve eylemleri nedeniyle devlete karşı dava açılabilmesine imkân tanıyan güvenceler de başvurucunun süreç boyunca etkili yargısal koruma mekanizmalarından yararlanma imkânının devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenlerle somut olayda suçtan elde edilen gelirlerin tespiti ve örgütsel ilişkilerin ortaya konulması gibi çok boyutlu unsurlar dikkate alındığında kayyım atama tedbirinin süresinde açık bir orantısızlık veya keyfîlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma İddiasıyla Başlatılan Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Betül Özbey Bayındır (Başvuru No: 2019/42188) Karar Tarihi: 31/7/2025 – Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 30/12/2025 – 33123 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Mehmet ALTUNDİŞ Başvurucu: Betül ÖZBEY BAYINDIR I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında kişinin ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 17/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. 4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir: A. FETÖ/PDY Yapılanmasına ve Darbe Girişimine İlişkin Genel Bilgiler 6. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) ve

Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

11. Yargı Paketi: Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması

11. Yargı Paketi: Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Kanun No: 7571 Kabul Tarihi: 24/12/2025 Resmi Gazete Tarih – Sayısı: 25.12.2025 – 33118 Madde 1 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.” “Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.” Madde 2 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 278 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Madde 278 Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.” Madde 3 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” Madde 4 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bu durum ve yargılama aşamalarında verilen nihai kararlar avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir.” Madde 5 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezalarının uygulanacağı haller – Madde 134 Avukatlara; avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine, ihlalin niteliğine ve eylemin ağırlık derecesine göre bu Kanunda yazılı disiplin cezalarından biri verilir.” Madde 6 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 135 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezaları – Madde 135 Avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarmadır. 1. Uyarma; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında daha dikkatli davranması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde uyarma cezası verilir: a) Mesleki çalışmalarında hukukla ve kanunlarla ilgisiz açıklamalarda bulunmak. b) Bürosunu mesleğin bağımsızlığına ve görevin vakarına uygun biçimde bulundurmamak. c) Yargı görevini yapanlar ile ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. d) Adliye yazı işleri müdürlükleri ile icra dairelerinde veya diğer mercilerdeki görevlilerle olan ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. e) Meslektaşlarıyla ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlarda bulunmak. f) Meslektaşlarının mesleki tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmak veya herhangi bir meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikte ifadelerde bulunmak. g) İddia ve savunmanın hukuki çerçevesinin dışına çıkarak, anlaşmazlığın tarafı olduğu intibaını uyandıracak şekilde davranmak. h) Bulunduğu başkaca mevki ve imkânlarla mesleki çalışmalarında avantaj sağlamaya çalışmak veya mesleki çalışması dışında kişisel anlaşmazlıklarda avukatlık sıfatının getirdiği imkânlardan yararlanmaya çalışmak. ı) Stajyerin çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına uygun şekilde belirlememek, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat, özen ve ilgiyi göstermemek. j) Avukatlık bürosunda ücret karşılığı çalışan avukatlara karşı eşitlik ilkesine veya avukatlık mesleğinin gerektirdiği saygı ve güvene aykırı davranmak ya da avukatın bağımsızlığını gözetmemek yahut avukatın iş tanımını ve ücretini mesleğin itibarına ve işin niteliğine göre belirlememek. k)   İşin kabul edilmesinden önce, aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermemek. l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek. m) Ücretsiz iş alınması hâlinde bu durumu baro yönetim kuruluna bildirmemek. n) Haklı sebep olmaksızın meslek kuruluşu tarafından verilen görevleri kabul etmemek. o) Mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamak. p) Avukatla temsil edilen karşı taraf ile avukatı bulunmaksızın görüşmek veya avukatla temsil edilmeyen karşı tarafla görüşmesi halinde müvekkilini bilgilendirmemek. r) Yapılan tahsilatı makul süre içinde icra dosyasına bildirmemek. s) Gerekmediği halde ilama bağlı alacağı birden çok kaleme ayırarak icra takibinde bulunmak. t) Büro ve konut adresini veya adres değişikliklerini barosuna bildirmemek. u) Meslektaşının dilekçesini rızası dışında aynen kopyalamak suretiyle kullanmak. v) Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş cübbeyle çıkmamak veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla uzaktan yapılan duruşmalara yargılamanın saygınlığına ve mesleğin onuruna uygun olmayan ortamda katılmak. y) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 2. Kınama; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığının yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde kınama cezası verilir: a) Reklam yasağını ihlal etmek. b) Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak. c) Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak. d) Bürosunu avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan iş ve amaçlara tahsis etmek. e) Avukatlıkla birleşmeyen veya mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan işlerle uğraşmak. f)   İşin reddi zorunluluğunu veya işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü ihlal etmek. g) Zorunlu müdafilik veya adli yardım kapsamındaki görevlerini yerine getirmemek ya da gereken dikkat ve özeni göstermemek. h) Görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmak. ı) Kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları kurum ve kuruluş aleyhine dava almak veya takipte bulunmak. j) Çekişmeli hakları edinme yasağına aykırı davranmak. k) Baro levhasına yazılı olduğu yer dışında sürekli olarak avukatlık yapmak. l) Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanımını bertaraf edecek şekilde davanın veya işin safhaları hakkında müvekkiline bilgi vermemek. m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek. n) Kanunla belirlenen azami ücretin üzerinde veya avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret belirlemek veya tahsil etmek ya

11. Yargı Paketi: Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Read More »