Gayrimenkul Hukuku

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tarımsal Arazilerin Satılması Halinde Önalım Hakkı

Tarımsal Arazilerin Satılması Halinde Sınırdaş Tarımsal Arazi Maliklerinin Önalım Hakkı 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8/İ maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Tarımsal arazilerin satılması halinde sınırdaş tarımsal arazi malikleri de önalım hakkına sahiptir. Tarımsal arazi, sınırdaş maliklerden birine satıldığı takdirde, diğer sınırdaş malikler önalım haklarını kullanamaz. Önalım hakkına sahip birden fazla sınırdaş tarımsal arazi malikinin bulunması halinde hakim, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikine önalıma konu tarımsal arazinin mülkiyetinin devrine karar verir.” düzenlemesi 28.10.2020 tarihli ve 7255 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Tarımsal Arazilerin Satılması Halinde Sınırdaş Tarımsal Arazi Maliklerinin Önalım Hakkı: Dava, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8/İ maddesinin 2. fıkrası kapsamında önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle dava konusu taşınmazın tarımsal amaçla kullanıldığı, satın alınan ve davaya konu taşınmazın büyüklüğünün 5403 sayılı Kanun’un 8. maddesinde belirtilen asgari tarımsal arazi büyüklük miktarı ile hedeflenen miktarın çok üzerinde olduğu hatta 5403 sayılı Kanun’un 8/A maddesinde belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün de üzerinde olduğu, bu taşınmaz hakkında önalım hakkının kullanılması için haklı bir sebep bulunmadığından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. (5403 s. K. m. 1, 3, 8/A, 8/İ) (4721 s. K. m. 2, 732) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2025/7-56 Karar No: 2026/8 Karar Tarihi: 21.01.2026 Taraflar arasındaki önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Edirne ili İpsala ilçesi Kapucu Mahallesi … parsel sayılı taşınmazın maliki ve tasarruf edeni olduğunu, davalı tarafından müvekkiline ait taşınmaz ile sınırdaş olan… parsel sayılı taşınmazın 31.12.2015 tarihli ve 6741 yevmiye numaralı satış işlemiyle satın alındığını belirterek, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8/İ maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen önalım hakkı nedeniyle … parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. Cevap Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmaza yönelik olarak eldeki davanın açılmasının 5403 sayılı Kanun’un amacına aykırı olduğunu, taşınmazın bulunduğu yerde yeterli gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün 50 dönüm, dava konusu taşınmazın ise 101.453,80 metrekare yüzölçümüne sahip olduğunu, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede müvekkiline ait pek çok tarım arazisinin mevcut olduğunu, ayrıca bu bölgede toplulaştırma işlemi yapıldığını ve dava konusu taşınmazın bu şekilde oluştuğunu belirtilerek davanın reddini savunmuştur. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı İpsala Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.03.2020 tarihli ve 2018/182 Esas, 2020/65 Karar sayılı kararı ile; bölge adliye mahkemesi kaldırma kararı gerekleri yerine getirerek, davacıya ait taşınmaz ile davaya konu taşınmazın ayrı ayrı tarımsal bütünlük arz ettikleri, davacının davaya konu taşınmaza yönelik önalım hakkını kullanmasında haklı bir sebebin bulunmadığı ve dürüstlük ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İstinaf A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 11.11.2021 tarihli ve 2020/935 Esas, 2021/2731 Karar sayılı kararı ile; Kanun’un aramadığı ve düzenlemediği koşullar gözetilerek, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri yorumlanmak suretiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne oy çokluğuyla karar verilmiştir. V. Bozma ve Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 06.06.2023 tarihli ve 2022/719 Esas, 2023/3125 Karar sayılı kararı ile; “…6537 sayılı Kanun ile getirilen kısıtlamalar, malike ait yetkilerden biri olan tasarruf yetkisine önemli kısıtlamalar getirmekte, bu kısıtlamalarla tarımsal alanların bölünmesinin önüne geçilmesi ve tarımsal verimin arttırılması amaçlanmaktadır. Kanun koyucu, belirlenen en küçük tarımsal parsel büyüklüğünün altındaki parsellerin satışa konu edilmeleri halinde, satın almada öncelik hakkını komşu parsel malikine tanımak suretiyle, belirlenen miktarın altındaki tarım arazilerinin komşu parsellerle birleştirilmesini ve asgari tarımsal arazi büyüklüğüne kavuşturulmasını hedeflemiştir. Taşınmaz mal üzerindeki mülkiyet hakkını kısıtlayan önalım hakkına ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda ve uygulamasında, mülkiyet hakkının özüne zarar verilmemesi gerekir. Bu yapılırken, ön alım hakkının kullanılmasıyla güdülen amacın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin araştırılması gerekir. Satışı yapılan her tarımsal arazi hakkında, büyüklüğü ne olursa olsun, komşu tarım arazisi malikinin ön alım hakkını kullanılabileceğini kabul etmek, asgari tarımsal arazi büyüklüğünü haiz bir tarım arazisinin maliki tarafından istenilen kişiye, gerçek değeri üzerinden devredilmesine engel olur. Böyle bir uygulama, mülkiyetin devri konusundaki kısıtlama hükmünün mülkiyet hakkının özüne aykırı olacak şekilde genişletilmesi anlamına gelir. Kanun bir bütün olarak nazara alındığında, kanun koyucunun tarım arazilerinin hadsiz ve hudutsuz bir şekilde büyütülmesini amaçlamadığı, belirlenen büyüklüğün altındaki tarım arazilerinin komşu tarım arazileriyle birleştirilmesini hedeflediği açıktır. Davalı tarafından satın alınan ve davaya konu taşınmazın büyüklüğünün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8 inci maddesinde belirtilen asgari tarımsal arazi büyüklük miktarı ile hedeflenen miktarın çok üzerinde olduğu hatta 5403 sayılı Kanun’un 8/A maddesinde belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün de üzerinde olduğu anlaşıldığından, bu taşınmaz hakkında önalım hakkının kullanılması için haklı bir sebep bulunmamaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 2 inci maddesinde belirtildiği gibi; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine yönelik kararı yerindedir. Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafın istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne ilişkin kararı doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı

Tarımsal Arazilerin Satılması Halinde Önalım Hakkı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Apart Tatil Ünitesinin Konut Olarak Kullanılması

Tapu Kaydında Apart Tatil Ünitesi Olarak Gösterilen Ancak Konut Olarak Kullanılan Taşınmazlarda KDV Oranı Tapu Kaydında Apart Tatil Ünitesi Olarak Gösterilen Taşınmazın Konut Olarak Kullanılması: Taşınmazlar tapuda apart tatil ünitesi olarak tescil edilmiş, yapı kullanma izin belgesinde ise “clup apart” olarak nitelendirilmiştir. Bu durumda, teslimi yapılan bağımsız bölümlerin konut olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp, yapılan teslimler %18 oranında katma değer vergisine tabidir. Taşınmazların fiili kullanımının konut olduğu ileri sürülmüş ise de teslim edilen taşınmazlara ait tapu senetlerinde ve yapı ruhsatında bağımsız bölümlerin niteliği apart tatil ünitesi olarak belirtildiğinden bu iddiaya itibar edilmemiştir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu Esas No: 2023/1150 Karar No: 2024/1012 Karar Tarihi: 13.11.2024 Temyiz Eden (Davacı): … Seyahat Mobilya Gıda Emlak Petrol Ürünleri Elektronik Sigortacılık İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Karşı Taraf (Davalı): … Defterdarlığı …  Vergi Dairesi Müdürlüğü) İstemin Konusu: … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Yargılama Süreci Dava Konusu İstem Davacı tarafından, tapu senedinde ana gayrimenkulün niteliği arsa, bağımsız bölümlerinin niteliği apart tatil ünitesi olan taşınmazın, kat irtifakı tesis edilmek ve konut olarak inşa edilmek suretiyle satılan ve fiilen konut olarak kullanılması nedeniyle teslimleri indirimli orana tabi olarak gerçekleştirilen bağımsız bölümleri apart tatil ünitesi niteliğinde olduğundan bu teslimlerin konut teslimi olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle 2015 ila 2017 yıllarından sonraki yıllara devreden katma değer vergisinin azaltılması, 2015 ila 2018 yıllarına ilişkin özel usulsüzlük cezaları kesilmesi, 2018 yılının muhtelif dönemlerinde vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri tarh edilmesi gerektiğine yönelik tespitleri içeren vergi inceleme raporlarının iptali ile önceki yıllardan devreden katma değer vergisinin azaltılmasına yönelik tespitler dikkate alınarak 2020 yılının Ağustos dönemine ilişkin katma değer vergisi beyannamesinde önceki dönemden devreden katma değer vergisinin 1.717.960,53 TL olarak dikkate alınması gerektiğini bildiren … tarih ve … sayılı işlemin iptaliyle istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin Kararı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu‘nun 28. maddesinin 6322 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen ve uyuşmazlığa konu dönemde yürürlükte bulunan hali şu şekildedir: “Katma değer vergisi oranı, vergiye tabi her bir işlem için % 10’dur. Bakanlar Kurulu bu oranı, dört katına kadar artırmaya, % 1’e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası ve inşaatın yapıldığı arsanın veya konutun vergi değeri ve bulunduğu yeri esas alarak konut teslimleri için farklı vergi oranları tespit etmeye yetkilidir.” 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu‘nun 28. maddesinde verilen yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 30/12/2007 tarih ve 26742 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 24/12/2007 tarih ve 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın eki Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararın 1. maddesinde, mal teslimleri ile hizmet ifalarına uygulanacak katma değer vergisi oranlarının a) ekli listelerde yer alanlar hariç olmak üzere, vergiye tabi işlemler için %18, b) ekli (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %1, c) ekli (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %8 olarak tespit edildiği belirtilmiştir. (I) sayılı listenin (11) numaralı bendinde, net alanı 150 metrekareye kadar konut teslimleri ile belediyeler, il özel idareleri, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve bunların % 51 veya daha fazla hissesine ya da yönetiminde oy hakkına sahip oldukları işletmeler tarafından konut yapılmak üzere projelendirilmiş arsaların (sosyal tesisler için ayrılan bölümler dahil) net alanı 150 metrekarenin altındaki konutlara isabet eden kısmının %1 olarak vergilendirileceği belirtilmiştir. Dosyada yer alan bilgi ve belgeler şu şekildedir: i. Davacı tarafından, … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … Ada … Parsel’de bulunan arsada net alanı 150 m² altında olan yapılar inşa edilmiştir. ii. Davacı adına düzenlenen vergi inceleme raporlarında, taşınmazın niteliği tapu kaydında apart tatil ünitesi olduğundan yapılan teslimlerin konut teslimi olarak kabul edilemeyeceği tespit edilmiş, bu teslimler nedeniyle %18 oranında katma değer vergisi hesaplanması gerektiği sonucuna ulaşılmış, 2015 ila 2019 yıllarından sonraki yıllara devreden katma değer vergisinin azaltılması suretiyle 2015 ila 2019 yıllarına ilişkin katma değer vergisi beyan tablosu yeniden düzenlenmiştir. iii. Davalı idarece, anılan vergi inceleme raporlarında önceki yıllardan devreden katma değer vergisinin azaltılmasına yönelik tespitler dikkate alınarak 2020 yılının Ağustos dönemine ilişkin katma değer vergisi beyannamesinde önceki dönemden devreden katma değer vergisinin 1.717.960,53 TL olarak dikkate alınması gerektiğini bildiren … tarih ve … sayılı işlem tesis edilmiştir. Davacı tarafından 6736 sayılı Kanun ve 7143 sayılı Kanun uyarınca matrah artırımında bulunulduğu dolayısıyla ilgili yıllara ilişkin vergi incelemesi yapılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 6736 sayılı Kanun ile 7143 sayılı Kanun’un 5. maddelerinin (3) numaralı fıkralarının (e) işaretli bentlerinde “Artırım talebinde bulunulan yılları izleyen dönemlerde yapılacak vergi incelemelerine ilişkin olarak artırım talebinde bulunulan dönemler için, sonraki dönemlere devreden katma değer vergisi yönünden ve artırım talebinde bulunulan dönemler için ihraç kaydıyla teslimlerden veya iade hakkı doğuran işlemlerden doğan terkin ve iade işlemleri ile ilgili inceleme ve tarhiyat hakkı saklıdır.” kurallarına yer verilmiştir. Davacı tarafından matrah artırımında bulunulması, anılan kurallar uyarınca indirimli orana tabi teslimleri nedeniyle iade işlemleri ve sonraki döneme devreden katma değer vergisi yönünden inceleme ve tarhiyat yapılmasına engel olmadığından, davacının ileri sürdüğü bu iddiaya itibar edilmemiştir. a) Davacı adına tesis edilen işlem yönünden yapılan inceleme Taşınmazlar tapuda apart tatil ünitesi olarak tescil edilmiş, yapı kullanma izin belgesinde ise “clup apart” olarak nitelendirilmiştir. Bu durumda, teslimi yapılan bağımsız bölümlerin konut olarak nitelendirilmesi mümkün bulunmadığından ve yapılan teslimler %18 oranında katma değer vergisine tabi olduğundan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacı tarafından taşınmazların fiili kullanımının konut olduğu ileri sürülmüş ise de teslim edilen taşınmazlara ait tapu senetlerinde ve yapı ruhsatında bağımsız bölümlerin niteliği apart tatil ünitesi olarak belirtildiğinden bu iddiaya itibar edilmemiştir. b) Vergi inceleme raporlarının iptali istemi yönünden yapılan inceleme Dava konusu edilen vergi inceleme raporları, vergi dairesi tarafından yapılacak tarhiyata ve diğer işlemlere dayanak bir ön işlem niteliğinde olduğundan ve vergi inceleme raporları uyarınca yapılacak cezalı tarhiyatın veya tesis edilen işlemlerin tebliği üzerine, bu işlemlere karşı açılacak davada hukuka aykırılık iddiaları ileri sürülebileceğinden, dava konusu edilen vergi inceleme raporlarının idari davaya konu edilebilecek kesin ve icrai nitelikte bir işlem olmadığı sonucuna varılmıştır. c) Karar Sonucu Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle … tarih ve … sayılı işlem yönünden davayı reddetmiş, vergi inceleme raporlarının iptali istemi yönünden davayı incelenmeksizin reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi Kararı Davacının istinaf istemini inceleyen … Bölge İdare Mahkemesi …

Apart Tatil Ünitesinin Konut Olarak Kullanılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kamulaştırmada Taşınmazın Kültürel Varlığı

Kamulaştırma Bedeli Belirlenirken Taşınmazın Kültürel Varlığına ilişkin Değerlerin Dikkate Alınması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme Başvurucular; taşınmazın kültürel varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar Vakıflar Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından, başvuruculara ait olan taşınmazların korunması gereken kültür varlığı olduğuna karar verilmesi sebebiyle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun 15. maddesi gereği kamulaştırılmasına karar verilmiştir. İdare, başvuruculara karşı asliye hukuk mahkemelerinde kamulaştırma bedeli ve tescil davaları açmıştır. Yargılamayı yürüten mahkemelerce keşif yapılmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Mahkemelerce hükme esas alınan bilirkişi raporlarında taşınmazların arsa vasfında olduğu belirlenmiş, kamulaştırma bedelleri emsal taşınmazla kıyaslanarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporlarında kamulaştırılan taşınmazların dükkân olarak kullanılması nedeniyle taşıdığı ticari vasıf sebebiyle %150 objektif değer artış oranının uygulanması gerektiği ifade edilmiş, bir taşınmaza ilişkin olarak hazırlanan ek bilirkişi raporunda ise belirtilen özelliklerin yanı sıra taşınmazın üzerindeki yapının sanat, eskilik ve enderlik değeri dikkate alındığında aynı oranda objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Asliye hukuk mahkemeleri, kararlarında kamulaştırma bedeli tespit edilirken objektif değer artışı uygulanmaması gerektiğine de yer vererek davaların kabulüne hükmetmiştir. Mahkemelerin kararlarına karşı başvurucular ve İdare, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurularını inceleyen bölge adliye mahkemesi, hükümde düzeltilen bazı hususlar hariç olmak üzere başvurucuların istinaf itirazlarının yerinde olmadığına kesin olarak karar vermiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Somut olayda başvurucular, öncelikle kamulaştırma bedellerinin emsal nitelikteki taşınmazlar için açılan bedel ve tescil davalarında tespit edilen kamulaştırma bedellerine göre daha düşük belirlendiğinden yakınmıştır. Başvurucuların diğer şikâyeti ise kamulaştırma bedeli tespit edilirken 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin gerçek değerin altında belirlendiğine ilişkindir. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmada gerçek karşılığın ödeneceği hükme bağlanarak kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda bedel üzerinde uzlaşmanın sağlanamaması üzerine açılan kamulaştırma bedeli ve tescil davasına ilişkin yargılama sürecinden beklenen, mahkemelerce gerçek bedele denk gelen kamulaştırma bedelinin tespit edilerek malike ödenmesinin sağlanmasıdır. Anayasa’nın 46. maddesi gereğince gerçek değere tekabül etmesi gereken kamulaştırma bedelinin taşınmazın değerini etkileyen tüm özellik ve niteliklerinin dikkate alınmasıyla belirlenmesi gerektiği açıktır. Aksi durumda malike gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak gerçek değeri karşılamayan bir kamulaştırma bedelinin ödenmesi ihtimali doğacaktır. Ancak 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme gereği, kamulaştırılan taşınmazın eskilik, enderlik ve sanat değerinin taşınmazın gerçek değerini etkilediği tespit edilse dahi kamulaştırma bedeline yansıtılması mümkün değildir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme taşınmazın değerine etki etmesi hâlinde kamulaştırma bedeli belirlenirken gözetilmesi gereken eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmasını Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak bütünüyle engellemektedir. Somut olaya konu kamulaştırma bedel ve tescil davalarında alınan bilirkişi raporunda taşınmazın ticari vasfıyla birlikte sanat değeri sebebiyle %150 oranında objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirlenmiş ancak belirtilen tespite ilişkin olarak Mahkemelerce bir değerlendirme yapılmadan kamulaştırma bedelleri objektif değer artışı uygulanmaksızın tespit edilmiştir. Öte yandan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme kamulaştırma bedeli belirlenirken taşınmazların açıklanan özelliklerinin dikkate alınmasını kesin olarak engellemektedir. Dolayısıyla 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan hüküm karşısında, dava konusu taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması mümkün değildir. Sonuç olarak taşınmazların değerine etki etse dahi eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması ihtimalini ortadan kaldıran düzenleme nedeniyle başvurucular, Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek bedel güvencesinden mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddeleri çerçevesinde Anayasa’nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Taşınmazın Kültürel Varlığına ilişkin Değerler Dikkate Alınmaksızın Kamulaştırma Bedelinin Düşük Belirlenmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı Hürmet Alpay ve Diğerleri – Başvuru No: 2020/27651 Karar Tarihi: 18/9/2025 R.G. Tarih ve Sayı: 16/4/2026 – 33226 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Özge ULUKAYA Başvurucular: Hürmet ALPAY, İlmiye BAŞYAZICIOĞLU, Mehmet Kamil KÖSEOĞLU, Mustafa ÖZLÜTÜRK, Mustafa Kemal ÖZLÜTÜRK, Osman KÖSEOĞLU I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvurular 22/7/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde yapılmıştır. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. 4. İkinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. 5. 2021/40698 ve 2021/50017 numaralı başvuruların eldeki başvuruyla birleştirilmesine karar verilmesi gerekir. III. Olay ve Olgular 6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 7. Vakıflar Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından, başvuruculara ait olan ve Kayseri’nin Melikgazi ilçesi Camikebir Mahallesi 375 ada 10 parsel sayılı 35,75 m², 11 parsel sayılı 51,50 m² ve 18 parsel sayılı 12 m² yüzölçümlü olan taşınmazların Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu (Koruma Kurulu) kararıyla korunması gereken kültür varlığı olduğuna karar verilmesi sebebiyle 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun 15. maddesi gereği kamulaştırılmasına karar verilmiştir. 8. İdare, başvuruculara karşı Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde (7. Asliye Hukuk Mahkemesi) 15/1/2015 tarihinde, Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde (5. Asliye Hukuk Mahkemesi) 4/5/2015 tarihinde kamulaştırma bedeli ve tescil davası açmıştır. .9. Mahkemelerce 22/5/2015 ve 9/6/2016 tarihlerinde keşif yapılmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Bilirkişi raporlarında belirtilen hususlar özetle şöyledir: i. Koruma Kurulu kararıyla dava konusu taşınmazların korunması gereken tarihî eser vasfında olduğu tespit edilmiştir. Pamukhan olarak bilinen eser içindeki taşınmazlar, dükkân ve depolama alanı olarak kullanılmaktadır. ii. İmar planına dâhil olduğu anlaşılan taşınmazların konumu, çevresindeki yapılaşmalar, belediye ve diğer kamu hizmetlerinden faydalanıyor olması nedeniyle arsa vasfında olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple taşınmazların kamulaştırma bedeli 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu‘nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında emsal taşınmazlarla mukayese edilerek belirlenmelidir. iii. Dava konusu taşınmazlarla

Kamulaştırmada Taşınmazın Kültürel Varlığı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı: Değeri Belirli Bir Meblağı Geçmeyen Davalarda Temyiz Yoluna Başvurulması

Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı AYM Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralda, 2025 yılı itibarıyla miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkında bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri tarafından verilen kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla, taraflar arasında uyuşmazlığa konu olan mal varlığı değerinin esas alınması suretiyle temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlendiği ancak kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında uyuşmazlığın konusunun taşınmazın değerinin tespit edilmesi olduğu, dolayısıyla bu davalar bakımından temyiz kesinlik sınırında taşınmazla ilgili olarak hükmedilen kamulaştırma değerinin esas alınması hâlinde değere ilişkin farklı iddiaların taraflarca kanun yolu denetimine konu edilemeyeceği, bu durumun hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa Mahkemesi kararlarında, mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkının hak arama özgürlüğü kapsamında güvenceye kavuşturulduğu kabul edilmiştir. İtiraz konusu kuralda 2025 yılı itibarıyla miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkında istinaf aşamasında verilen kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı öngörülmektedir. Kural, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararlarını hukuka uygun bulduğu ve istinaf istemini esastan reddettiği veya bu kararlarla ilgili hukuka aykırılık tespit ederek uyuşmazlığın esası hakkında yeni bir karar verdiği kararlarını da kapsamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bölge idare mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olduğunu düzenleyen hükümleri incelediği kararlarında, istinaf mercilerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırmak suretiyle ilk defa farklı yönde verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulmasına imkân tanınmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirdiğini belirtmiştir. Bu kapsamda kural, “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını geçmeyen davalar bakımından ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp işin esası hakkında ilk defa farklı yönde karar vermesi hâlinde bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını öngörmek suretiyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesinde, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin temyiz edilebilecek nitelikteki kararları düzenlenmiş, 362. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrasında temyiz edilemeyecek kararlar sayma yoluyla belirtilmiştir. İtiraz konusu kural ise miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını düzenlemektedir. Kuralda belirtilen parasal sınırın güncellenmesi ile temyiz hakkının belirlenmesinde hangi tarihteki parasal sınırın esas alınacağı anılan Kanun’un ek 1. maddesinde öngörülmüştür. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında parasal sınırın uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında mal varlığının değerinin belirlenmesinin uyuşmazlığın esasını oluşturduğu, başka bir ifadeyle bu davalarda kişilerin talebinin ya da uyuşmazlığın konusunun belli bir miktar veya değer içeren taleplerden oluşmadığı açıktır. Bu itibarla kural kapsamında, kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalarda parasal sınırın belirlenmesi bakımından dava tarihi itibarıyla belirli bir meblağdan bahsedilemeyecek ve yargı mercilerince, hükmün verildiği tarih veya kamulaştırılan taşınmazın dava tarihindeki değeri veya başka bir ölçüt esas alınmak suretiyle parasal sınırların uygulanması söz konusu olabilecektir. Öte yandan kesinlik sınırının belirlenmesinde, Kanun’un 362. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen, davada ileri sürülen istemin kabul edilmeyen bölümü gibi bir ölçütün esas alınmasının da mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla yapılabileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla söz konusu madde hükmü uyarınca taşınmazın, gerçek değeri üzerinden kamulaştırılması Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının da bir gereğidir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin tespiti davalarına ilişkin olarak parasal sınırın belirlenmesinde davanın açıldığı tarihte belirli bir meblağdan bahsedilemeyeceğinden bu husus, uygulamada yorum ve değerlendirme farklılıklarına dayalı olarak bireyin taşınmazının gerçek değerinden yoksun kalmasına yol açabilecektir. Bu itibarla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmaması nedeniyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı: Değeri Belirli Bir Meblağı Geçmeyen Davalarda Temyiz Yoluna Başvurulması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı:2025/124 Karar Sayısı:2025/203 Karar Tarihi:8/10/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 20/1/2026-33143 İtiraz Yoluna Başvuran: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu İtirazın Konusu: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin istinaf mahkemesi kararının bozulması üzerine verilen direnme kararına karşı yapılan temyiz incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri A. İptali İstenen Kanun Hükmü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 362. maddesi şöyledir: “Temyiz edilemeyen kararlar – Madde 362 (1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar. b) Kira ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davaları ile kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olanlar hariç olmak üzere 4 üncü maddede gösterilen davalar ile (23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup taşınmazın aynına ilişkin olan davalar hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar. c) (Değişik:22/7/2020-7251/39 md.) Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar. ç) Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar. d) Soybağına ilişkin sonuçlar doğuran davalar hariç olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarla ilgili kararlar. e) Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemeleri hâkimlerinin davayı görmeye hukuki veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde, davanın o yargı çevresi içindeki başka bir mahkemeye nakline ilişkin kararlar. f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar. g) (Ek:22/7/2020-7251/39 md.) 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar. (2) Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ek 1. maddesi şöyledir: “Parasal

Kamulaştırma Bedelinin Tespitinde Temyiz Sınırı: Değeri Belirli Bir Meblağı Geçmeyen Davalarda Temyiz Yoluna Başvurulması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tahliye Taahhüdü, Mahkeme Kararı ile Tahliye İlamına Bağlanmadan Kiraya Verene Sözleşmeyi Sona Erdirme Hakkı Verir mi?

Salt Tahliye Taahhüdü, Mahkeme Kararı ile Tahliye İlamına Bağlanmadığı Sürece Kendiliğinden Kiraya Verene Sözleşmeyi Sona Erdirme Hakkı Vermez Salt Tahliye Taahhüdünün Kendiliğinden Kira Sözleşmesini Sona Erdirme Hakkı Verip Vermeyeceği: Somut olay değerlendirildiğinde; davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan … tanzim tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamakta olup, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere kiralananın niteliği itibariyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümlerine tabii olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince; kira sözleşmesinde ” 10 yıllık süre dolduğu için …yılında ihaleye çıkılacağını kabul eder. Daha önce yüklenici ile yapılan sözleşmeler geçersizdir.” düzenlemesine yer verilmiş olmakla, tarafların serbest iradesiyle hüküm altına alınan ve açık tahliye taahhüdü içeren işbu hükmün geçerli olduğu, kiracının … tarihi itibariyle kiracılık ilişkisinin sona ereceğini ve kiralananı boşaltacağını ihtirazi kayıtsız kabul ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; sözleşmeye bağlılık (ahde vefa – pacta sund servanda) ve sözleşme serbestliği ilkesi gereği, kiracının ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nda sınırlı sayıda sayılan tahliye nedenleri ile tahliyesinin istenebileceği, buna göre salt tahliye taahhüdünün varlığının, mahkeme kararı ile tahliye ilamına bağlanmadığı sürece kendiliğinden kiraya verene akdi sona erdirme hakkı vermeyeceğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; tahliye olgusunun tahliye ilamına bağlanmadığı ve taraflar arasında imzalanan yazılı kira sözleşmesinin süre sonunda 6098 sayılı Kanun’un 347. maddesi uyarınca bir yıl süre ile yenilendiğinin kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. (6098 s. K. m. 347) (6100 s. K. m. 371, 373) Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/283 Karar No: 2025/3731 Karar tarihi: 01.07.2025 Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı vekili; müvekkilinin dava konusu kantini en son 18.09.2018 tarihinde imzaladığı kira sözleşmesi gereğince kiracı sıfatı ile kullanmakta iken, 02.07.2019 tarihinde dava konusu yer için davalı tarafça kantin ihalesi yapılacağını öğrendiğini, sözleşmenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olup yasal olarak 1 yıl daha uzamış sayılacağını, ihalenin iptali için talepte bulunmasına rağmen sonuç alınamadığını, taşınmazın diğer davalıya yeniden kiraya verildiğine müvekkilinin taşınmazdan zorla tahliye edildiği ileri sürerek; kiracılık sıfatının devam ettiğinin tespiti ile uğramış olduğu zararların tazmini için şimdilik 10.000,00 TL tazminatın davalı kiraya verenden tazminini ile taşınmaza yapılan haksız el atmanın önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. Cevap 1. Davalı Bakanlık vekili; davanın idari yargıda açılması gerektiğini, aynı konuda davacı tarafça açılan ve kesinleşen karar bulunduğundan kesin hüküm itirazları bulunduğunu, davacının 03.09.2007 tarihinden bu yana dava konusu kantini işletmekte olduğunu, sözleşmenin mevcut kişi veya kişilerle yenilenme zorunluluğu bulunmadığını, sözleşme hükmü gereği davacının yeniden ihale yapılacağı hususunu kabul ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2- Davalı …; davaya cevap vermemiştir. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ve davalı İdare arasında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış bir sözleşme ve ihale bulunmadığı, taraflar arasında en son 18.09.2018 tarihinde 1 yıllık kira sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 25. maddesinde; sözleşme hükümlerinin anlaşılarak imzalandığının 10 yıllık süreyi doldurduğu için 2019 yılı içinde ihaleye çıkılacağının ve kiracının bu durumu kabul ettiğinin açıkça düzenlendiği, sözleşmenin başlangıç tarihinin 18.09.2018 olduğu dikkate alındığında 2019 yılı içinde tahliyeyi açıkça kabul eden ve ihale yapılacağına ihtirazi kayıt koymayan kiracının, 18.09.2019 tarihi itibariyle kiracılık ilişkisinin sona ereceğini ve sözleşme konusu kantini boşaltacağını bilmediğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması ve dürüstlük ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu, davacı kiracının, sözleşmenin başında, dava konusu yapılan sözleşmenin son sözleşme olduğu ve 10 yılı aşkın süredir işletmeciliğini yaptığı kantinin, ihale suretiyle kiraya verileceğini açıkça kabul ettiği, davalı İdarenin bu taahhüde güvenerek ve sözleşme gereği olarak ihale tarihini 02.07.2019 tarihi olarak ilan etmesinin ve sözleşmenin bitiş tarihi olan 18.09.2019 tarihinden önce yeni kiracıyı tespit etmek istemesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu, mevcut kiracı / davacının yeni yapılacak olan ihaleye girme hakkının bulunduğu, dava konusu yerin yapılan ihaleyle yeni kiracıya kiralanmış olmasında bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle; davacının kiracılık sıfatının tespiti ve müdahalenin menni talebinin reddine, dava tarihi itibariyle kiracılık sıfatının bulunmadığının tespitine, kiracılık sıfatı bulunmayan davacının mahrum kalınan kâra ilişkin tazminat talebinin reddine, davalı … yönünden ise davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İstinaf Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. Temyiz A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davanın esasına dair araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verildiğini, istinaf başvurusunun dikkate alınmamış olmasının doğru olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, kiracılık sıfatının tespiti ile kiralananın kullanılamaması nedeniyle oluşan zararlarının tazmini istemlerine ilişkindir. Kira sözleşmesi her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden olup, kiracı, kira bedelini ödemekle, kiraya veren ise kiralananı kullanıma uygun bulundurmakla yükümlüdür. Kiralananın konut veya çatılı iş yeri olması durumunda, kira sözleşmesi; süre bitimi ile sona ermeyip, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 347. maddesine göre kiracı, kira süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, aynı şartlarla bir yıl yenilenir. Bu nedenle konut ve çatılı iş yeri kiralarında kira sözleşmesi; tarafların ortak iradeleri ile son bulmadığı takdirde, ancak Kanunda belirtilen nedenlere dayalı olarak açılacak tahliye davası sonucunda verilecek mahkeme kararı ile mümkün olacaktır. Konut ve çatılı işyeri kiralarına tabi taşınmazlarda tahliye davası açılabilecek haller, sınırlı sayıda olup, akdin feshi ve tahliye davası açma koşullarının bulunması durumunda bile mahkeme kararı ile tahliye ilamı alınmadığı sürece akdin sona erdiğinden söz edilemez ve kiraya veren tarafından tek taraflı olarak yapılan fesih hukuki sonuç doğurmaz. Kiracının bulunduğu yerden tahliyeye zorlanması hukuken mümkün değildir. Tahliye tarihine kadar kiracının kira bedelini ödeme yükümlülüğü, kiraya verenin ise kiralananı kullanıma elverişli bulundurma yükümlülüğü devam edecektir. Yukarıda yer verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan 18.09.2018 tanzim tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamakta olup, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere

Tahliye Taahhüdü, Mahkeme Kararı ile Tahliye İlamına Bağlanmadan Kiraya Verene Sözleşmeyi Sona Erdirme Hakkı Verir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Feshedilmesi Halinde Yükleniciden Taşınmaz Satın Alan İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Hukuki Durumu

APKİS (Kat Karşılığı / Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi)’nin Feshedilmesi Halinde Yükleniciden Taşınmaz Satın Alan İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Durumu Kat karşılığı / arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi (APKİS)’nin feshedilmesi halinde yükleniciden bağımsız bölüm satın alan iyiniyetli üçüncü kişilerin hukuki durumu: Yargıtay Dairesinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde (APKİS), arsa sahibinin sözleşme düzenlendikten sonra yükleniciye yaptığı taşınmaz devrinin avans niteliğinde olduğu ve sözleşmenin geriye etkili feshi halinde istenebileceği, yüklenicinin aldığı bu payları üçüncü kişilere devretmiş olması durumunda üçüncü kişilerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinden yararlanamayacakları ve iyiniyet savunmasında bulunamayacaklarına dair yerleşik içtihadından dönülmek suretiyle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine (APKİS) konu taşınmazın tapuda yükleniciye devredilmesinden sonra yüklenicinin arsa payı veya bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satması veya ipotek tesis etmesi üzerine, sözleşmenin geçersizliğinin tespiti veya geriye etkili olarak feshedilmesi halinde; üçüncü kişilerin tapuya güvenerek ve iyiniyetli olarak ayni hak edindikleri iddialarının dinlenmesi mümkün olup, yapılan delil değerlendirmesi sonucu üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunun ispatlanmamış olması halinde iyiniyetin varlığı kabul edilerek iktisap edilen mülkiyet veya ipotek hakkının korunması gerektiğine, ancak somut olaya göre üçüncü kişilerin iktisap anında iyiniyetli olmadıklarının anlaşılması halinde taşınmazların arsa sahibine dönebileceğine karar verilmiştir. (4721 s. K. m. 2, 3, 692, 705, 719, 787, 992, 1009, 1020, 1021, 1022, 1023, 1024, 1025) (6098 s. K. m. 97, 123, 124, 125, 237, 479) (2797 s. K. m. 15) (818 s. K. m. 106, 107, 108) (2644 s. K. m. 26) (1512 s. K. m. 60, 89) (YİBK 25.01.1984 T. 1983/3 E. 1984/1 K.) (YİBK 30.09.1988 T. 1987/2 E. 1988/2 K.) (YHGK 09.03 2016 T. 2014/15-605 E. 2016/293 K.) (YHGK 21.01.2020 T. 2018/23-240 E. 2020/43 K.) (15. HD. 24.06.1998 T. 1998/2147 E. 1998/2779 K.) (15. HD. 07.02.2002 T. 2002/191 E. 2002/560 K.) (15. HD. 15.09.2005 T. 2004/7533 E. 2005/4701 K.) (15. HD. 14.05.2012 T. 2011/6559 E. 2012/3377 K.) (15. HD. 21.06.2018 T. 2018/1025 E. 2018/2629 K.) (15. HD. 20.02.2019 T. 2018/5388 E. 2019/692 K.) (23. HD. 15.10.2014 T. 2014/6486 E. 2014/6291 K.) Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Esas No: 2024/1 Karar No: 2025/2 Karar Tarihi: 16.05.2025 Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 18.07.2025 I. Giriş A. İçtihatları Birleştirme Konusundaki Başvuru Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin (Özel Daire) 21.05.2024 tarihli ve 21317395-2024/384 sayılı yazısı ile; Dairenin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu (APKİS) arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, yüklenicinin süresinde edimini ifa etmemesi üzerine açılan sözleşmenin geçersizliğinin tespiti veya geriye etkili olarak feshi davalarında aynı zamanda üçüncü kişilere devredilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile arsa sahibi adına tescilinin de talep edildiği, Dairenin çok uzun zamandır uygulamasıyla yeknesaklık kazanmış ve kamuoyuna mal olmuş içtihadı ile, tarafların birbirlerine bu sözleşme gereğince yapmış oldukları devirlerin avans niteliğinde olduğu ve yüklenici ile üçüncü kişilere yapılan tapu devirlerinin sözleşmenin geriye etkili olarak, feshi halinde hukuki dayanağının ortadan kalkacağı, bu nedenle de yükleniciden taşınmaz devralan üçüncü kişilerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesine dayalı iyiniyet savunmalarının dinlenemeyeceğinin kabul edildiği, Sözleşmenin geriye etkili olarak feshi talebinin uygulamayla ortaya çıkmış bir ifade olup, aslında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenen sözleşmeden dönmenin söz konusu olduğu, TBK’nın 125. maddesi gereğince sözleşmeden dönülmesi halinde, tarafların bu amaçla birbirlerine verdiklerini iade etmeleri gerektiği, iadenin kapsamının ise tarafların bu sözleşme gereğince diğer taraftan aldıkları olup, iade edilemeyen bir şey varsa bunun bedelinin tazmini gerektiği, söz konusu uyuşmazlıkların da bu noktada ortaya çıktığı, sözleşme gereğince inşaat yapılacak taşınmazın yükleniciye devredilmesi ve onun da bu taşınmazı veya bu taşınmazdan hisseyi ya da bağımsız bölümü üçüncü kişiye devretmesi durumunda üçüncü kişinin iyiniyet iddiasının dinlenip dinlenemeyeceği, bunun sonucu olarak da üçüncü kişinin elinde bulunan taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek arsa sahibine dönüp dönmeyeceğinin uyuşmazlık konusu olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi gereğince, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanmamın korunacağı, tapu siciline güvenin doğal sonucu olarak da bir ayni hak satın alan kişinin iyiniyete dayalı olarak edindiği bu kazanımının korunması gerektiği, Türk Medeni Kanunu’nun 3. maddesi gereğince, kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olanın iyiniyetin varlığı olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin de iyiniyet iddiasında bulunamayacağı, iyiniyetin varlığının asıl olup bunun bulunmadığını iddia eden tarafın bu iddiasını ispat etmesi gerektiği, (APKİS) arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili olarak feshi talep edildiğinde de sözleşmeye konu taşınmazdan pay satın alan üçüncü kişilerin iyiniyetli olmadığım iddia eden arsa sahibinin bu iddiasını usulüne uygun delillerle ispatlaması gerektiği, Dairede yapılan görüşmeler neticesinde çoğunluk tarafından, (APKİS) arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti veya geriye etkili olarak feshi üzerine üçüncü kişilere devredilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile arsa sahibi adına tescilinin talep edilmesi halinde, üçüncü kişilerin iyiniyet savunmalarının dinlenebileceği ve ancak somut olaya göre iyiniyetli olmadıklarının arsa sahibince ispat edilmesi halinde taşınmazların arsa sahibine dönebileceği düşüncesi ile Dairenin yerleşik içtihadından dönülmesi gerektiğinin kabul edildiği, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince, Yargıtay Dairelerinden birisinin yerleşik içtihadından dönmek istemesi durumunda bu hususun içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlanmasının Hukuk Genel Kurulunun görevleri arasında sayıldığı belirtilerek içtihatların birleştirilmesi talebinde bulunulmuştur. B. İçtihadı Birleştirmenin Konusu Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 05.12.2024 tarihli ve 274 sayılı kararı ile İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu dosyasının konusu her ne kadar “(APKİS) Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, gerek sözleşmenin geriye etkili olarak feshi gerek bu sözleşmenin geçersiz olduğunun tespiti davalarında, sözleşmeye konu olup üçüncü kişilere devredilen taşınmazların da tapu kayıtlarının iptali ile arsa sahipleri adına tesciline karar verilmesi talep edilmektedir” olarak belirlenmiş olsa da, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 28.04.2025 tarihli ve 91 sayılı kararı ile konunun “(APKİS) Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu taşınmazın, tapuda yükleniciye devredilmesinden sonra, yüklenicinin arsa payı veya bağımsız bölümleri üçümü kişilere satması veya ipotek tesis etmesinden sonra, sözleşmenin geçersizliğinin tespiti veya geriye etkili olarak feshedilmesi halinde: üçüncü kişilerin tapuya güvenerek ve iyiniyetli olarak ayni hak edindikleri iddialarının dinlenip dinlenmeyeceği, dolayısıyla iktisap edilen mülkiyet veya ipotek hakkının korunup konulmayacağı” olarak değiştirilmesinin ihtiyacı daha iyi karşılayacağı hususu belirtilmiş olduğundan içtihadı birleştirme konusunun bu şekilde değiştirilmesine karar verilmiştir. C. İçtihadı Birleştirme Konusu Hakkında Hukuk Genel Kurulunun Görüş Özeti İçtihatların birleştirilmesi talebinin ön değerlendirmesi aşamasında Hukuk Genel Kurulunun görüşüne başvurulmuş; görüşüne başvurulan Hukuk Genel Kurulu Başkanlığının

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Feshedilmesi Halinde Yükleniciden Taşınmaz Satın Alan İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Hukuki Durumu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Su Baskını Sonucu Kiralanan Meskende Oluşan Hasar Nedeniyle Kiracının Sorumluluğu

Su Baskını Sonucu Kiralanan Mesken veya İş Yerinde Oluşan Hasar Nedeniyle Kiracının Sorumluluğu Hasar Nedeniyle Kiracının Sorumluluğu: Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, kiraya konu meskende ve alt kattaki iş yerinde su baskını sonucu oluşan hasardan davalı kiracının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2022/3-327 Karar No: 2022/1496 Karar Tarihi: 10.11.2022 İncelenen Kararın Mahkemesi: İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki alacak ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacılar İstemi 4. Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ile davalı arasında 01.06.2011 başlangıç tarihli kira sözleşmesi imzalandığını, murisin ölümü ile mirasçılardan Selim Özcan’ın taşınmazın yeni maliki olduğunu, davalının kiracı olduğu dönemde radyatördeki sızıntı nedeniyle kiraya konu meskenin suyla dolduğunu ve alt katın da zarar gördüğünü, tespit raporuna göre alt kattaki iş yerinde 2.500TL hasar oluştuğunu, müvekkillerinden Selim Özcan’ın hasarı 2.950TL bedel ile giderdiğini, yine kiralanan meskende de 2.250TL hasar tespit edildiğini, davalının Eylül ve Ekim aylarına ait kira borcunun bulunduğunu, müvekkili Selim Özcan tarafından kiracı adına aidat, elektrik ve jeotermal fatura ödemesi yapıldığını ileri sürerek toplam 6.612,16TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili, alınan tespit raporlarını kabul etmediklerini, davaya konu meskenin müvekkilinin İzmir’de öğrenim gören kızı için kiralandığını, müvekkili ve kızının yaz aylarında Tire ilçesinde ikamet ettiklerini, müvekkilinin su baskınından site görevlisinin telefonu ile 26.08.2014 tarihinde haberdar olduğunu ve hemen meskene intikal ettiğini, odalarda üç parmak yüksekliğinde su ile karşılaşıldığını, eskimiş radyatörün tam ortadan patladığının ve suyun buradan yayıldığının tespit edildiğini, hasarın oluşmasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, anahtar teslim alınmadığı için tevdii mahalli yoluna müracaat edilerek anahtarın 21.10.2014 günü kiraya verene teslim edildiğini, jeotermal vananın açık bırakılması ile zarar arasında bağlantı olmadığını, radyatör aşırı eskidiği için patladığını, oturamayacağı mesken için müvekkilinden kira istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2014/1171 E., 2015/783 K. sayılı kararı ile; davanın kısmen kabulü ile meydana gelen zararda davalı kiracının kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle tazminat talebinin reddine, ödenmeyen kira ve fatura bedellerine ilişkin alacak istemi yönünden 1.312TL’nin kabulüyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.02.2017 tarihli ve 2017/1419 E., 2017/1954 K. sayılı kararı ile; “…1- 5219 ve 5236 sayılı Kanunlar ile HUMK’nın 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2011 tarihinden itibaren 1.540 TL’ye çıkarılmıştır. Hüküm, karar tarihi itibariyle kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir. Açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin REDDİNE; Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde; 2-) Taraflar arasındaki 01.06.2011 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesin gereğince kiracı olan davalının oturduğu davaya konu kiralananda ve alt dairede 26.08.2014 tarihinde su basması ile zarar oluştuğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 316. [818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 256.] maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı tam bir özenle kullanmak ve aynı Kanun’un 334. (BK. 266.) maddesi gereğince sözleşme sonunda aldığı hali ile kiraya verene teslim etmekle yükümlüdür. Ancak kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla oluşan eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayıp münhasıran kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur. Mahkemece yargılama aşamasında yapılan keşif sonucu inşaat mühendisi, makine mühendisi ve hukukçu bilirkişi heyetinden alınan raporda kiralanan daire ve alt dairede toplam 2.680 TL hasar oluştuğu, su basmasından kaynaklı hasardan davacı kiraya verenin tesisatın eski bakımsız olması nedeniyle %30 oranında kusurlu olduğu, davalı kiracının uzun süre evden ayrıldığı halde gerekli önlemleri almayarak %70 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Mahkemece kiracının hasarı öngöremeyeceği, kiraya verenin tamamen kusurlu olduğundan bahisle hasar bedeli yönünden talebin reddine karar verilmiş ise de, bilirkişi heyeti tarafından belirlenen kusur oranları dikkate alınarak hasar bedeline hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hasara ilişkin talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 01.06.2017 tarihli ve 2017/533 E., 2017/619 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, radyatörün kullanma ömrünü tamamlayıp tamamlamadığını bilebilecek tek kişinin kiraya veren olduğu, kiracının ancak kiralananın kötü kullanılması hâlinde sorumlu olabileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, kiraya konu meskende ve alt kattaki iş yerinde su baskını sonucu oluşan hasardan davalı kiracının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 13. Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği, karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmedir (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C.1, s. 694). Sözleşmenin tarafları, kiraya verilen maldan bedel karşılığı yararlanan kiracı ile yararlanmaya razı olan kiraya verendir. 14. Kiraya verenin asli edim yükümü, kiralananı kira süresince kiracının kullanımına hazır bulundurması olup bu husus, somut olayda uygulanması gereken 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 249. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 301] maddesinde “Mucir, mecuru akitten maksut olan kullanmağa salih bir hâlde müstecire teslim etmek ve icar müddeti zarfında bu hâlde bulundurmak ile mükelleftir.” şeklinde düzenlenmiştir. Kiracının asli edim yükümü ise kira bedelinin ödenmesidir (TBK m. 313). 15. Kiracı bunun dışında kiralananı sözleşmeye uygun kullanma borcu altındadır. 16. Zira kiracı kiralananı kullanma hakkına sahip ise de bu hak mutlak ve sınırsız değildir (Yavuz, Nihat: Türk Kira Hukuku, Ankara 2003, s. 1124). Kiraya veren nasıl kiralananı sözleşme amacına uygun şekilde teslim etmek ve kira süresi içerisinde kullanıma, yararlanmaya elverişli olarak bulundurmak zorunda ise, kiracı da kiralananı özenle kullanmak ve olağan kullanmadan doğan yıpranmalar dışında kalan hâliyle geri vermek zorundadır. Eğer kiralanan olağan şekilde kullanılmamışsa kiracının iyi niyetle hareket etmediği ve kiralananı hoyratça

Su Baskını Sonucu Kiralanan Meskende Oluşan Hasar Nedeniyle Kiracının Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Dava Konusunun Devri Halinde Davacının Seçimlik Hakkı: Devreden veya Devralan Hakkında Yargılamaya Devam Edilmesi

Tapu İptali ve Tescil Davasında Dava Konusunun Devri Halinde Davacının Seçimlik Hakkı: Devreden veya Devralan Hakkında Yargılamaya Devam Edilmesi Dava Konusunun Devri: Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacının dava dışı S.. C.. Sayın’a borcu olan 95.000TL’yi davalının ödeyip ödemediği, bu hususun 01.08.2013 ve 02.11.2013 tarihli belge içeriklerinden anlaşılıp anlaşılmadığı, varılacak sonuca göre davacının kendi edimini yerine getirmeden tapu iptal ve tescil istemli dava açıp açamayacağı, açabileceğinin anlaşılması hâlinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 81.) maddesi uyarınca davalının alacağını mahkeme veznesine yatırması için davacıya gerekli sürenin tanınıp, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, dava açıldığı tarihte davalı M.. Yaşar adına kayıtlı olan dava konusu 103 ada 6 parsel sayılı taşınmazın yargılamanın devamı sırasında (08.09.2017 tarihinde) dava dışı C.. Kaya’ya satış yoluyla devredildiği anlaşıldığından, öncelikle eldeki davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125/1. maddesi uyarınca işlem yapılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/1-728 Karar No: 2022/193 Karar Tarihi: 22.2.2022 İncelenen Kararın Mahkemesi: Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Dava: Tapu İptali ve Tescil 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili 04.12.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ve dava dışı S.. C.. Sayın’ın aralarında yaptıkları anlaşma gereğince müvekkilinin Muğla ili Fethiye ilçesi Uzunyurt köyünde bulunan 103 ada 6 parsel sayılı taşınmazını 10.05.2013 tarihinde davalıya hiçbir bedel almadan teminat amacıyla satış göstererek devrettiğini, daha sonra taraflar arasındaki anlaşmanın bozulduğunu, bunun üzerine davalının imzaladığı 02.11.2013 tarihli inanç sözleşmesi ile dava konusu taşınmazı iade edeceğini beyan ve taahhüt ettiğini, ancak bugüne kadar devretmediğini, davalıya yapılan devrin muvazaa nedeniyle iptal edilmesi gerektiğini, davalı tarafın kötü niyetli olduğunu ve taşınmazı satmaya çalıştığını ileri sürerek, 103 ada 6 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı, dava dilekçesi kendisine usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen cevap dilekçesi sunmamış, ön inceleme duruşmasına katılmamış, 03.07.2014 tarihli ilk celsede; davacı ile aralarında el yazısı ile inanç sözleşmesi yaptıklarını beyan etmiş, yargılama aşamasında davalı vekili 13.05.2015 tarihli beyan dilekçesinde; dava konusu taşınmazın müvekkiline inanç sözleşmesi ile devredildiğini kabul ettiklerini, 02.11.2013 tarihli inanç sözleşmesi gereğince davacının dava dışı C.. Sayın’a olan 95.000TL’lik borcunu müvekkilinin ödediğini, bunun karşılığında dava konusu taşınmazı teminat amacıyla devraldığını, davacı tarafın 30.04.2014 tarihinde 95.000TL’yi müvekkiline ödemesi sonrasında taşınmazın iade edileceğinin kararlaştırıldığını, ancak anılan bedelin ödenmediğini, davacının öncelikle üzerine düşen edimi yerine getirmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2013/370 E., 2015/313 K. sayılı kararı ile; 02.11.2013 tarihli sözleşmenin inanç sözleşmesi olduğunun taraflarca kabul edildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ise sözleşmede belirtilen 95.000TL’nin ödenip ödenmediği noktasında toplandığı, davacı tarafın anılan bedelin üçüncü kişiye davalı tarafından ödenmediği iddiasının sözleşmeye bizzat taraf olması ve kendi muvazaasına dayanamayacağından dinlenmeyeceği, 95.000TL’nin üçüncü kişi C.. Sayın’a ödendiğinin sözleşmede yazılı olduğu, aksinin davacı tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. maddesi uyarınca kesin deliller ile ispat edilmesi gerektiği, bu nedenle tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, sözleşme gereğince tapunun tekrar devredilebilmesi için ön koşul olarak düzenlenen 95.000TL’nin davalıya iade edilmediği, kendi edimini yerine getirmeyen davacı tarafın tapu iptal ve tescil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 11.10.2018 tarihli ve 2015/17217 E., 2018/13390 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda, 02.11.2013 tarihli belgeye taraflarca itiraz edilmemiştir. Bu haliyle anılan belgenin 5.2.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında sözü edilen yazılı delil niteliğinde olduğu açıktır. Ne var ki, inanç sözleşmesi başlıklı belgede dava dışı S.. C.. Sayın’a 167.000,00 TL para ödendiği yazılı olup davacının da bu paranın 95.000,00 TL’sinden sorumlu olduğu belirtilmiş, davacı, davalı tarafından dava dışı S.. C.. Sayın’a bir ödeme yapılmadığını dolayısıyla kendisinin de bir borcu olmadığını beyan etmiştir. Hal böyle olunca, 01.08.2013 ve 02.11.2013 günlü sözleşmeler değerlendirilerek, öncelikle davacının davalıya 95.000,00 TL ödemesi gerekip gerekmediğinin açıklığa kavuşturulması, ödemesi gerekiyor ise miktar itibariyle tanıkla ispat sınırını aştığı dikkate alınarak bu paranın ödenip ödenmediğinin belirlenmesi, ödenmemiş ise saptanacak miktarın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 81.) maddesi hükmü de gözetilerek mahkeme veznesine depo ettirilmesi için önel verilmesi ve bu husus yerine getirildiğinde sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…’’ gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.03.2019 tarihli ve 2019/9 E., 2019/85 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacının dava dışı S.. C.. Sayın’a borcu olan 95.000TL’yi davalının ödeyip ödemediği, bu hususun 01.08.2013 ve 02.11.2013 tarihli belge içeriklerinden anlaşılıp anlaşılmadığı, varılacak sonuca göre davacının kendi edimini yerine getirmeden tapu iptal ve tescil istemli dava açıp açamayacağı, açabileceğinin anlaşılması hâlinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 81.) maddesi uyarınca davalının alacağını mahkeme veznesine yatırması için davacıya gerekli sürenin tanınıp, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. Ön Sorun 12. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, dava açıldığı tarihte davalı M.. Yaşar adına kayıtlı olan dava konusu 103 ada 6 parsel sayılı taşınmazın yargılamanın devamı sırasında (08.09.2017 tarihinde) dava dışı C.. Kaya’ya satış yoluyla devredildiği anlaşıldığından, öncelikle eldeki davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125/1. maddesi uyarınca işlem yapılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. IV. Gerekçe 13. Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu mal veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği,

Dava Konusunun Devri Halinde Davacının Seçimlik Hakkı: Devreden veya Devralan Hakkında Yargılamaya Devam Edilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Muvazaalı Temlik: Tapu İptali ve Tescil Davasında Mirasçıdan Mal Kaçırma ve Muvazaa İddiasının İspatlanması

Muvazaalı Temlik: Tapu İptali ve Tescil Davasında Mirasçıdan Mal Kaçırma ve Muris Muvazaası İddiasının İspatlanması Mirasçıdan Mal Kaçırma ve Muvazaalı Temlik: Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda dosya kapsamı ve taraflarca sunulan delillere göre, mirasbırakan İncife Ş.. tarafından dava dışı oğlu İbrahim’in eşi davalı Handan Ş..’e satış suretiyle yapılan dava konusu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun davacı tarafça, mirasbırakanın dava dışı oğlu İlyas’ın piyasaya olan borçlarını diğer oğlu İbrahim’in ödemesi karşılığında dava konusu bağımsız bölümü İbrahim’in eşi davalıya devrettiği ve mal kaçırma amacı bulunmadığı hususunun davalı tarafça, ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/1-726 Karar No: 2022/192 Karar Tarihi: 22.2.2022 İncelenen Kararın Mahkemesi: İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin mirasbırakanı İncife Ş..’in 05.06.2013 tarihinde öldüğünü, geriye müvekkilleri ile dava dışı kişilerin mirasçı olarak kaldığını, mirasbırakanın İzmir ili, Bornova ilçesi, Çamdibi köyü, 8971 parsel sayılı taşınmazda bulunan üç numaralı bağımsız bölümünü 23.01.1997 tarihinde davalı gelini Handan Ş..’e satış göstererek temlik ettiğini, müvekkillerinin bu durumu 2014 yılı Ocak ayında intikal işlemlerini yaptırmak istediklerinde öğrendiklerini, yapılan işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, mirasbırakanın ölümüne kadar çekişmeli bağımsız bölümü kullandığını, tapuda gösterilen satış bedelinin taşınmazın gerçek değerinden çok düşük olduğunu ileri sürerek, çekişmeli üç numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile miras payları oranında yasal mirasçılar adına tesciline, mümkün olmaması hâlinde tasarrufun saklı pay oranında iptal ve tesciline karar verilmesini talep etmiş, 29.05.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında; terekeye iade taleplerinin bulunmadığını, yasal mirasçılardan kastının müvekkilleri olduğunu, müvekkilleri adına miras payları oranında tescil istediğini beyan etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu apartmanın üç katlı bir aile apartmanı olduğunu, apartmanın birinci katında mirasbırakanın, ikinci katında ise mirasbırakanın kızı Saadet’in eşi ile birlikte oturduğunu, çekişmeli üçüncü katı da müvekkilinin kiraya vererek satın aldığı tarihten beri kullandığını, mirasbırakanın oğlu İlyas Ş..’in 1996-1997 yıllarında iflas ettiğini, o dönem hapis cezası alıp cezaevine girmesi gündeme geldiğinde borcu ödemek için mirasbırakan adına kayıtlı üç numaralı bağımsız bölümün satışa çıkarıldığını, aile apartmanı olması nedeniyle mirasbırakanın eşi Nurettin’in (baba) müvekkilin eşi İbrahim’den diğer oğlu İlyas’ın tüm borçlarını ödemesini ve karşılığında dava konusu daireyi almasını istediğini, İbrahim’in de kardeşi İlyas’ın piyasaya olan tüm borçlarını ödeyerek çekişmeli daireyi aldığını, mirasbırakanın ölümü ile geriye bir ve iki numaralı bağımsız bölümleri bıraktığını, muvazaa iddiasının doğru olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.12.2014 tarihli ve 2014/45 E., 2014/569 K. sayılı kararı ile; resmî senette gösterilen değer ile rayiç değer arasında mislini aşan fark olduğu, mirasbırakan İncife ve eşi Nurettin’in temlik tarihinde mal satmalarını gerektirecek ihtiyaçlarının bulunmadığının tanık beyanlarından anlaşıldığı, İlyas’ın borçlarının ödenmesi karşılığında temlik yapıldığı savunmasının ise davalı tanıklarının çelişkili beyanları nedeniyle kanıtlanamadığı, mirasbırakanın kızı tanık Saadet’in kardeşi İlyas’ın hangi sebeple borçlandığını bilmediği, tanık Bayram’ın beyanına göre mirasbırakanın oğlu İlyas’ın tefecilere olan borçları amacıyla dairesini satmak istemesi hâlinde bu durumu aynı apartmanda oturan kızı Saadet ile eşi Bayram’a anlatmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, tanık Nihat’ın beyanının görgüye değil duyuma dayalı olduğu, bu nedenle davalı savunmasının doğrulanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 11.01.2018 tarihli ve 2015/6415 E., 2018/134 K. sayılı kararı ile; “…Somut olaya gelince; davacı tanıklarının mirasbırakının mal satmaya ihtiyacının bulunmadığını, mirasbırakan, davalı ve davalının eşinin ekonomik durumunun iyi olduğunu, gelini olan davalıya taşınmaz satışından mirasbırakanın ölümü ile haberdar olduklarını, davalı tanıklarının ise; dava dışı mirasçı İlyas’ın tefeciye yüklü miktarda borcunun bulunduğunu ve borçlarını ödeyemeyince kaçtığını, mirasbırakanın İlyas’ın borçlarını ödemek için dava konusu taşınmazı satmaya karar verdiğini, dairenin bulunduğu 3 katlı apartmanda kendisi ve çocukları oturduğundan dairenin yabancı bir kişiye satılmasını önlemek amacıyla dava konusu taşınmazı İlyas’ın borçlarının ödenmesi karşılığında davalı Handan’a sattığını beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Belirlenen tüm bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; mirasbırakanın gelinine yapmış olduğu temlikteki gerçek iradesinin satış olduğu, bedeli karşılığında devredildiği, mirasçıdan mal kaçırma kastı taşımadığı sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.07.2018 tarihli ve 2018/237 E., 2018/293 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe yanında, tanıklar Hasan ve Ayşe’nin beyanlarında bahsettikleri hususları mirasbırakan ve eşinden öğrendikleri, bizzat tanık olmadıkları, cevap dilekçesinde İlyas’ın karşılıksız çek nedeniyle hapis cezası alma ihtimalinden bahsedilmiş ise de İlyas aleyhine açılmış herhangi bir ceza veya icra dava dosya numarası bildirilmediği, savunmanın somutlaştırılmadığı, satış bedelinin mirasbırakana ödendiğine dair bir belge de bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda dosya kapsamı ve taraflarca sunulan delillere göre, mirasbırakan İncife Ş.. tarafından dava dışı oğlu İbrahim’in eşi davalı Handan Ş..’e satış suretiyle yapılan dava konusu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun davacı tarafça, mirasbırakanın dava dışı oğlu İlyas’ın piyasaya olan borçlarını diğer oğlu İbrahim’in ödemesi karşılığında dava konusu bağımsız bölümü İbrahim’in eşi davalıya devrettiği ve mal kaçırma amacı bulunmadığı hususunun davalı tarafça, ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 13. Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; “Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem” şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 819). 15. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 19. (mülga

Muvazaalı Temlik: Tapu İptali ve Tescil Davasında Mirasçıdan Mal Kaçırma ve Muvazaa İddiasının İspatlanması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Davanın Feragat Nedeniyle Reddine Karar Verilmeden Önce Esaslı Hata Nedeniyle Davadan Feragatin İptali Talep Edilebilir mi

Feragat Nedeniyle Davanın Reddine Karar Verilmeden Önce Esaslı Hata Nedeniyle Davadan Feragatin İptali Talep Edilebilir mi Esaslı Hata Nedeniyle Davadan Feragatin İptali: Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı vekilinin 13.10.2014 tarihli feragat dilekçesini verdikten sonra, ertesi gün (14.10.2014 tarihinde) görülmekte olan davadan feragat edilmediğini, 2014/810 Esas sayılı davadan feragat edildiğini ileri sürerek dilekçeyi hata sonucunda verdiğini bildirdiği somut olayda, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmeden önce, davacı tarafça aynı dava içinde hata nedeniyle feragatin geçersiz olduğunun ileri sürülmesinin hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı, buradan varılacak sonuca göre bölge adliye mahkemesinin davanın feragat nedeniyle reddine ilişkin kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2021/(14)7-462 Karar No: 2023/247 Karar Tarihi: 22/03/2023 İncelenen Kararın Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Özel Daire Kararı: Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 24.10.2018 tarihli ve 2018/72 Esas, 2018/7085 Karar sayılı BOZMA kararı Dava: Tapu İptali ve Tescil Davası Taraflar arasındaki önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı vekili; Niğde ili, Merkez Şahinali Mahallesi, 641 ada, 114 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı olan 10 nolu bağımsız bölümde müvekkilinin hissedar olduğunu, diğer hissedarların taşınmazdaki hisselerini 7.760,00 TL bedelle üçüncü kişi davalıya 2014 yılı bahar aylarında sattığını ve müvekkilinin durumdan haberdar olur olmaz şuf’a hakkını kullanmak istediğini ileri sürerek, müvekkilinin satış bedelini ve tapudaki gideri yatırması koşuluyla davalının Niğde ili, Merkez Şahinali Mahallesi, 641 ada, 114 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 10 nolu bağımsız bölümünün tapu kaydındaki hissesinin iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. Cevap Davalı vekili; müvekkilinin Niğde ili, Merkez Şahinali Mahallesi, 641 ada, 114 parsel sayılı taşınmazda bulunan 10 nolu bağımsız bölümünün 1/8 payını 11.07.2013 tarihinde, 5/8 payını da 11.04.2014 tarihinde satın aldığını, davada üç aylık hak düşürücü sürenin bulunduğunu, müvekkilinin 11.07.2013 tarihinde M.. Ekin’in hissesini aldığını, daha sonra diğer hisseleri satın alıp iyiniyetli olarak mesken edindiği konutta masrafta bulunduğunu, 6.300,00 TL civarında masraf yaptığını, davacının iyiniyetli olmadığını, hisselerin satıldığını dava açıldığı tarihte değil daha önceki tarihlerde öğrendiğini, yapılan görüşmelerden haberdar olduğunu, davalının 11.07.2013 tarihinde M.. Ekin’e 8.750,00 TL diğer satın aldığı hisselere de 11.04.2014 tarihinde toplam 50.000,00 TL ödediğini, müvekkilinin M.. Arı ile de görüşerek hisselerin tamamını 95.000,00 TL karşılığında satın alabileceğini ya da hisselerinin tamamını davacıya 90.000,00 TL’ye satabileceğini teklif ettiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı İlk Derece Mahkemesinin 20.04.2017 tarihli ve 2014/809 Esas, 2017/104 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin mahkemeye ibraz ettiği 13.10.2014 havale tarihli dilekçesi ile davalı N.. Arı ile anlaştığından davadan feragat ettiğini bildirir dilekçe ibraz ettiği, daha sonra feragat dilekçesinin dosya numarası hatalı yazıldığından geçerli olmaması talebini içerir 14.10.2014 tarihli dilekçe ibraz ederek eldeki dava dosyasında feragatının bulunmadığını belirttiği, Niğde 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/810 Esas, 2014/584 Karar sayılı dava dosyasının incelenmesi sonucunda, davacının M.. Arı, davalının ise M.. Şenol olduğu, 14.10.2014 tarihinde davanın feragat nedeni ile reddine karar verildiği, hata, hile veya ikrah nedeniyle feragatın feshi (iptali) için dava açılabileceği gibi, bu hususun aynı davada da savunma yoluyla ileri sürebileceği, davacı vekilinin feragat talebini dosya numarasını yanlış yazdığından bahisle ertesi gün 14.10.2014 tarihli dilekçesi ile geri aldığı ve asıl feragat ettikleri dosya numarasının aynı mahkemenin 2014/810 Esas sayılı dosyası olarak belirtildiği mahkemenin 2014/810 Esas sayılı dosyanın incelenmesinde yine aynı taraflar arasında Niğde ili, İnli Kasabası 7301, 1788 ve 1918 parsel sayılı taşınmazlardaki yapılan satışlar nedeniyle önalım hakkının kullanılmasına ilişkin olduğu ve davacı vekilinin 14.10.2014 havale tarihli dilekçesi ile davadan feragat nedeniyle davanın reddine karar verildiği; mahkemesi, tarafları ve dosya numaraları ardışık olan iki dava dosyasında davacı vekilinin eldeki davada 13.10.2014 tarihinde feragat dilekçesi verdikten sonra 14.10.2014 tarihinde de aynı mahkemenin 2014/810 Esas sayılı dosyasına feragat dilekçesi verdiği anlaşılmakla feragat beyanının hata ile yapıldığı kanaatine varılarak yargılamaya devam edildiği, dava konusu Niğde ili, Merkez ilçesi, Şahinali Mahallesi, 641 ada, 114 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kayıtlı bulunan 3 nolu bağımsız bölümde davalının 3/4 oranında hissedar olduğu, hissesinin tamamını dava dışı diğer paylı maliklerden satış yoluyla edindiği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 732 nci maddesi gereğince paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde diğer paydaşların önalım hakkının bulunduğu, önalım hakkının alıcıya karşı açılacak davada kullanılacağı, önalım hakkı sahibinin satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini ödemek koşulu ile satılan payın kendi adına tescilini talep edebileceği, davacı tarafça önalım bedelinin mahkeme veznesine depo edildiği, davacının hukuken yasal önalım hakkının bulunduğu, davalı her ne kadar taşınmaz için daha yüksek fiyat ödediğini iddia etmekte ise de kendi muvazaasına dayanamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne; Niğde ili, Merkez ilçesi, Şahinali Mahallesi, 641 ada, 114 parselde kayıtlı bulunan 10 nolu bağımsız bölümde davalı M.. Şenol adına kayıtlı 3/4 oranındaki hissenin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı M.. Arı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. İstinaf A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli ve 2017/1212 Esas, 2017/1285 Karar sayılı kararı ile; somut olayda, davacı vekilinin 13.10.2014 tarihli dilekçesi ile açıkça dosya numarasını yazıp “davacı M.. Arı ve N.. Arı davalı ile anlaştığından davadan feragat ediyoruz.” şeklinde belirttikten sonra, 14.10.2014 havale tarihli dilekçesi ile, 2014/810 Esas sayılı dosyadan feragat ettiği, hataen 810 yerine 809 yazdıklarını belirterek bu dosyadan feragatlarının bulunmadığını belirttiği, feragatten dönmek mümkün olmadığı gibi, feragat dilekçesinin hataen verildiğinin de kanıtlanamadığı, davacı vekilinin 2014/810 Esas sayılı dosyaya feragat dilekçesi vermesinin eldeki dosyaya vermeyeceği anlamına gelmeyeceği, feragatın kesin hükmün sonuçlarını doğuracak olup, mahkemece feragat nedeni ile davanın

Davanın Feragat Nedeniyle Reddine Karar Verilmeden Önce Esaslı Hata Nedeniyle Davadan Feragatin İptali Talep Edilebilir mi Read More »