Kıyı Şeridinde Yer Alan Taşınmazın Kullanım Hakkına Kısıtlama
Kıyı Şeridinde Yer Alan Taşınmazın Kullanım, Yararlanma ve Tasarruf Hakkına Kısıtlama Getirilmesi Kıyı şeridinde yer alan taşınmazın kullanım, yararlanma ve tasarruf hakkına getirilen kısıtlamalardan kaynaklanan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı’nın gayriresmi çevirisi, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi – İkinci Bölüm Hastaoğlu Kararı (Başvuru No. 29061/21) Hastaoğlu/Türkiye davasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire halinde toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde yer alan, Türk vatandaşı olan Yurdagül Hastaoğlu’nun 27 Mayıs 2021 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetin Türk Hükümetine bildirilmesine ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna dair kararı, Hükümet görüşlerini dikkate alarak, 16 Eylül 2025 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir: Giriş 1. Başvuru, başvuranın mülkiyet hakkının sahip olduğu birkaç arazinin kıyı şeridi olarak sınıflandırılması nedeniyle kısıtlanmasına ve bu sınıflandırmadan kaynaklanan zararların tazmin edilememesine ilişkindir. Olay ve Olgular 2. Başvuran, 1941 doğumlu olup, Sakarya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Avukat B. Ataman Kuş tarafından temsil edilmiştir. 3. Hükümet, söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir. 4. Başvuran, 1967 yılında, Sakarya’da deniz kenarında bulunan bir parsel satın almıştır. Bu parsel, tapu kütüğünde “kumluk arazi” ibaresiyle başvuran adına kaydedilmiştir. 5. Başvuran, 1971 yılında, bu parsele bitişik konumda olan, her biri 300 m2 alana sahip iki parsel daha satın almıştır. Bu iki parselin tapu devri de tapu kütüğüne kaydedilmiştir. 6. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, 1981 yılında Sakarya ili bölgesinde kıyı şeridi belirleme çalışmaları yürütmüştür. Bu çalışma neticesinde başvuranın arazilerinin kıyı şeridi içerisinde bulunduğu tespit edilmiştir. 7. Başvuran, 30 Ocak 2003 tarihinde, söz konusu arazilere yazlık ev inşa etmek için yapılaşma izni talep etmiştir. 8. Kocaeli Belediyesi, 11 Mart 2003 tarihinde, söz konusu arazilerin kıyı şeridinde yer aldığı, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. ve 6. maddeleri uyarınca bu tür arazilerin “Devletin hüküm ve tasarrufu altında” olduğu ve yapılaşmaya elverişli olmadığı hakkında ilgiliyi bilgilendirmiştir. 9. Başvuran, 14 Ekim 2010 tarihinde, Sakarya Valiliğine bir yazı göndererek, idarenin kıyı şeridinde bulunan taşınmazların özel şahıslara ait tapularını iptal etmek ve bunları Hazine mülkiyetine kaydetmek için yasal işlem başlattığını açıklamıştır. Başvuran kendisinin de bu arazilerden bazılarının sahibi olduğunu ve Kanun nedeniyle artık bu taşınmazları kullanamaması sebebiyle tazminat istediğini belirtmiştir. 10. Defterdarlık, başvurana yanıt olarak gönderdiği yazıda, 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca, kıyı şeridinde bulunan taşınmazların “Devletin hüküm ve tasarrufu altında” olduğunu ve bunların ortak ve eşit bir şekilde kullanılması gerektiğini, bu tür taşınmazlara ilişkin özel tapuların iptal edilmesine ilişkin bir sorunun Anayasa Mahkemesine taşındığını (aşağıda 38-45. paragraflar); Milli Emlak Genel Müdürlüğünün, ilgili makamlara yeni iptal davaları açmamalarını ve Anayasa Mahkemesi önünde görülen davanın sonucunu beklemelerini talep ettiğini belirtmiştir. Defterdarlık, başvuranın tapu belgelerinin iptal edilmemiş olması sebebiyle, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının yayınlanması ve Genel Müdürlüğün bu bağlamda talimat vermesi öncesinde, başvuranın taşınmazlarıyla ilgili hiçbir işlem yapılamayacağını açıklamıştır. 11. Başvuran, 16 Şubat 2018 tarihinde yeniden öncekine benzer bir talep sunmuştur. İdare, 13 Nisan 2018 tarihinde, cevaben yazısında, kıyı şeridinde bulunan taşınmazların tapularının iptal edilmesine ve bu tapuların sahiplerine tazminat ödenmesine idareyi zorunlu kılan herhangi bir hüküm bulunmadığından, yasal veya idari bir düzenleme kabul edilene kadar herhangi bir yasal işlem başlatmayacağını belirtmiştir. 12. Başvuran, 24 Mayıs 2018 tarihinde yeniden yapılaşma izni talep etmiştir. Bu talep de, kıyı şeridinin yapılaşmaya uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. 13. Başvuran, 20 Haziran 2018 tarihinde, Defterdarlıktan, kıyı şeridinde bulunan taşınmazlarla ilgili kamulaştırma işlemi yapılmasını veya bu malların mülkiyeti karşılığında benzer değerde bir taşınmaz sunulmasını talep etmiştir. 14. Bu talebin reddedilmesinin ardından, başvuran Sakarya İdare Mahkemesi (“İdare Mahkemesi”) önünde dava başlatmıştır. Başvuran, özellikle taşınmazlarının ağır kısıtlamalara tabi tutulduğunu ve kamulaştırılma işlemi yapılmaksızın kamunun kullanımına açıldığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını ve mülkiyet hakkı konusunda belirsizlik içinde olduğunu, bu durumun Sözleşme’ye aykırı olduğunu düşündüğünü belirtmiştir. Başvuran bu bağlamda, Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararından bir paragrafa atıfta bulunmuştur (23 Eylül 1982, A Serisi No. 52). Başvuran, ilk talebini 50.000 TRY ile sınırlandırarak, geri kalan kısmı için haklarını saklı tuttuğunu bildirmiştir. 15. İdare Mahkemesi öncelikle, mülkiyet hakkının Anayasa ile korunduğunu, bu hakka müdahale edilebilmesi için, müdahalenin söz konusu Anayasa’da sayılan amaçlardan birine hizmet etmesi, kanunla öngörülmüş olması, mülkiyet hakkının özüne zarar vermemesi, Anayasa’nın lafzına ve ruhuna uygun olması, demokratik bir toplumda gerekli olması ve orantılılık ilkesine uygun olması şartlarının arandığını hatırlatmıştır. 16. İdare Mahkemesi ardından, Anayasa’da, kıyı şeridinin “Devletin hüküm ve tasarrufu altında” olduğunun ve kullanımının kamu yararına göre düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiğini tespit etmiş ve ayrıca 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nda kıyı şeridinin herkesin serbest ve eşit bir şekilde kullanımına açık olduğunun belirtildiğini eklemiştir. 17. İdare Mahkemesi, Yargıtay’ın, Hazinenin, kıyı şeridinde bulunan taşınmazların özel şahıslar tarafından sahip olunan tapularının iptal edilmesi için açtığı davaların, bu taşınmazların özel mülkiyet konusu olamayacağı gerekçesiyle kabul edilmesi gerektiğini; bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bu tür bir mülkiyetten yoksun bırakmanın, taşınmazın değerine makul ölçüde uygun bir meblağ ödenmesi karşılığında olmazsa, Sözleşme’nin gerekliliklerine uygun olamayacağını; Mahkemenin ihlal tespitinin, meşru bir amaç bulunmaması veya bu tür bir müdahalenin yasa dışı olmasına değil, tazminat ödenmemesi nedeniyle 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen adil dengenin bozulmasına dayandığını onayladığını ve Strazburg Mahkemesi içtihatları dikkate alındığında, Yargıtay’ın, benzer mülkiyet hakkı iptallerinden mağdur olan kişilerin tazminat taleplerini kabul ettiğini gözlemlemiştir. 18. İdare Mahkemesi diğer taraftan, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesinin iptal edilmesine ilişkin bir taleple ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 24 Eylül 2008 tarihli kararına (E.2008/26 K.2008/147) atıfta bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, atıfta bulunulan kararda, bu hükmün Anayasa’ya uygun olduğunu değerlendirmiş ve bazı iç hukuk kararlarından, söz konusu hüküm uyarınca mülkiyet hakları iptal edilen iyi niyetli kişilerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uygun olarak tazminat elde edebileceklerinin anlaşıldığını belirtmiştir (aşağıda 35-37. paragraflar). 19. İdare Mahkemesi, sırasıyla 18 Kasım 2009 (E.2009/4-383 K.2009/517) tarihli ve 16 Haziran 2010 (E.2010/4‑349 – K.2010/318) tarihli iki kararda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, bu tür tapu iptallerinden etkilenen kişilerin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi uyarınca hukuk ve ceza mahkemelerinde Hazine aleyhine dava açarak tazminat talep edebileceklerini onaylamıştır. 20. İdare Mahkemesine göre, bu unsurların tamamından, kıyı şeridinin Devlet’e ait olduğu ve hiçbir şekilde özel mülkiyet sayılamayacağı anlaşılmaktadır.
Kıyı Şeridinde Yer Alan Taşınmazın Kullanım Hakkına Kısıtlama Read More »

