Ruhsatsız Yapının Yapıldığı Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi? - 3194 sayılı İmar Kanunu - 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İmar Avukatı - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ruhsatsız Yapının Yapıldığı Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi?

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu: İmar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanuni düzenlemenin 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği ve sanığın eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik” ile “zaman bakımından uygulama” ile ilgili 2 ve 7. maddeleri göz önünde bulundurulduğunda; gerçekleştirildiği tarihte sanığın eyleminin suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle derhâl beraat kararı verilmesi şartlarının oluştuğu, bu nedenle Kanun’un açık düzenlemesi ve istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulamalar uyarınca dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu        

Esas No: 2013/556 Karar No: 2015/424

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

İmar kirliliğine neden olma suçundan sanığın beraatına ilişkin, … Asliye Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise… gün ve … sayı ile;

“… Somut olayda “derhâl beraat kararı verilebilecek hâl” yoktur; çünkü suça ilişkin tarih, yapılan yargılama sonucunda, tanık ifadeleri ve keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile saptanabilmiştir. Sanık hakkında beraat kararı verilmiş olsa dahi, öncelikle zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği gözetilmelidir.” görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ve sanık hakkında açılan kamu davasının, zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi

isteminde bulunmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Daire tarafından 23.05.2013 gün ve 28207-15949 sayı ile, itirazın nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; somut olayda derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hâl bulunup bulunmadığı ile buna bağlı olarak derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir durumda zamanaşımının dolması nedeniyle düşme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın özel imar rejimine tâbi taşınmaz üzerine, izin almaksızın bina inşa ettiğinin 10.12.2004 tarihli yapı tatil zaptıyla tespit edilmesi üzerine hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan soruşturma başlatıldığı,

24.09.2010 günü hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan iddianame tanzim edildiği, söz konusu iddianamede suç tarihinin ruhsatsız yapının tespit edildiği tarih olan 10.12.2004 olarak gösterildiği,

02.12.2010 tarihinde yerel mahkemece inşaat ve harita kadastro mühendisi ile mimar bilirkişiler eşliğinde olay yerinde keşif yapılıp tanık dinlendiği, bilirkişiler tarafından davaya konu inşaatın imar kirliliğine neden olma suçu ile ilgili hükümlerin yürürlük tarihi olan 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olduğunun belirlendiği,

Sanık aşamalarda; suça konu yapının bulunduğu arazinin kendisine ait olduğunu, 1995 yılında başladığı inşaatı bir yıl sonra bitirdiğini ileri sürerek suçlamayı kabul etmediği,

Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesi, sanığın fiilinin işlendiği kabul edilen 2003 yılında suç olarak düzenlenerek müeyyideye bağlanmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından konuya ilişkin kanuni düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184. maddesinde; “Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü getirilmiştir.

Aynı Kanun’un “Yürürlük” başlıklı 344. maddesinde Kanun’un;

a) İmar kirliliğine neden olma başlıklı 184 üncü maddesinin yayımı tarihinde,

b) Çevrenin kasten kirletilmesi başlıklı 181 inci maddesinin birinci fıkrası ile çevrenin taksirle kirletilmesi başlıklı 182 nci maddesinin birinci fıkrasının yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra,

c) Diğer hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinde

Yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.”

Aynı Kanun’un “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/9. maddesinde, 1412 sayılı (mülga) CMUK’nun 253/6. maddesine benzer şekilde; “derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği” hüküm altına alınmış, anılan maddenin gerekçesinde de, “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilebileceği” belirtilmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-a maddesi uyarınca yüklenen fiilin kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması halinde beraat kararı verilmesi gerektiği, aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında ise derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilemeyeceği hüküm altına alınmış, maddenin gerekçesinde; “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.” denilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 gün ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da; zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç öncelikle beraat değil, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi, aksi hâlde yani derhâl beraat kararı gerektiren hâllerde zamanaşımından düşme kararı verilmemesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın üzerine atılı imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanuni düzenlemenin 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği, sanığın eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin ceza kanununda suç olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “suçta ve cezada kanunilik” ile “zaman bakımından uygulama”ya ilişkin iki ve yedinci maddeleri göz önüne alındığında sanığın eyleminin işlendiği tarihte suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle, derhâl beraat kararı verilmesi şartlarının oluştuğu, derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hâlde de, kanunun açık düzenlemesi ve istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulamalar dikkate alınarak dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, imar kirliliğine neden olma suçundan sanık hakkında, eylemin işlendiği tarihte suç olarak düzenlenmemesi nedeniyle beraatına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine karar verilmelidir.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu ile ilgili Mevzuat için Tıklayınız
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
İmar kirliliğine neden olma  - Madde 184

(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

 

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

 

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

 

(6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.

 

3194 sayılı İmar Kanunu
Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar - Madde 32

Bu Kanun hükümlerine göre; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine veya ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılarda projelerine ve ilgili mevzuatına aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. Yapının imar mevzuatına aykırı olduğuna dair bilgi, tapu kayıtlarının beyanlar hanesine kaydedilmek üzere ilgili idaresince tapu dairesine en geç yedi gün içinde yazılı olarak bildirilir. Aykırılığın giderildiğine dair ilgili idaresince tapu dairesine bildirim yapılmadan beyanlar hanesindeki kayıt kaldırılamaz.

 

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası muhtara bırakılır, bir nüshası da Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne gönderilir.

 

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

 

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

 

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir. Yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir ay içinde yapı sahibi tarafından yapının ruhsata uygun hale getirilmediğinin veya ruhsat alınmadığının ilgili idaresince tespit edilmesine rağmen iki ay içinde hakkında yıkım kararı alınmayan yapılar ile hakkında yıkım kararı alınmış olmasına rağmen altı ay içinde ilgili idaresince yıkılmayan yapılar, yıkım maliyetleri döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanmak üzere Bakanlıkça yıkılabilir veya yıktırılabilir. Yıkım maliyetleri %100 fazlası ile ilgili idaresinden tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilememesi halinde ilgili idarenin 5779 sayılı Kanun gereğince aktarılan paylarından kesilerek tahsil olunur. Tahsil olunan tutarlar, Bakanlığın döner sermaye işletmesi hesabına gelir olarak kaydedilir.

 

İdare tarafından ruhsata bağlanamayacağı veya aykırılıkların giderilemeyeceği tespit edilen yapıların ruhsatı üçüncü fıkrada düzenlenen bir aylık süre beklenmeden iptal edilir ve mevzuata aykırı imalatlar hakkında beşinci fıkra hükümleri uygulanır.

Yıllık Tecrübe
0 +
Mutlu Müvekkil
0 +
Dava Takibi
0 +
Başarı Oranı
% 0 +
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu – Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.