Kişisel Verileri Yayma Suçu: Kişisel Bilgi ve Videoların Kişinin Rızası Dışında Paylaşılması - AYM Bireysel Başvuru Avukatı - Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Avukatı - Anayasa Mahkemesi Kararları - Kayseri Bilişim Avukatı - Kayseri Ceza Avukatı -Kayseri KVKK Danışmanlığı - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kişisel Verileri Yayma Suçu: Kişisel Bilgi ve Videoların Kişinin Rızası Dışında Paylaşılması

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2017/829 Karar No: 2017/363 Karar Tarihi: 04.07.2017

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

Verileri hukuka aykırı olarak yayma suçundan sanık …’nun beraatine ilişkin, Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.04.2011 gün ve 347-380 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 18.11.2013 gün ve 33362-25776 sayı ile;

”…Dosya kapsamına göre; katılanın, 12.04.2007 tarihinde, bilgisi ve rızası dışında, adına bir arkadaşlık sitesinde üyelik işlemleri yapılarak profil oluşturulan sitede, kişisel bilgilerine yer verilip, oluşturulan profile cep telefonu numarasının yazıldığı ve bu profil üzerinden tanımadığı kişilerin kendisini telefonundan arayarak arkadaşlık isteğinde bulundukları iddiasını içeren şikayet dilekçesi üzerine başlatılan adli soruşturma kapsamında, arkadaşlık sitesinin sahibi olan şirketten gelen yazı içeriğine göre, katılanın kişisel bilgilerinin yer aldığı profilin 12.04.2007 tarihinde oluşturulup siteye üye yapıldığı, bu işlemin ise ’88.226.178.19’ IP numaralı bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiğinin bildirildiği, konuyla ilgili olarak, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’den gelen yazıda ise, bildirilen IP numaralı bilgisayarın, sanığa ait ’0242 349…’ telefon numaralı ADSL hattı üzerinden internet erişiminin gerçekleştirildiğinin bildirildiği, yargılama aşamasında aldırılan bilirkişi raporunun da bu yönde olduğu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında önceye dayalı husumet de bulunduğu halde, delillerin takdirinde hataya düşülerek, sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi…”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı

Yerel mahkemece ise 06.03.2014 gün ve 681-101 sayı ile;

”Tüm dosya içeriği, bilirkişi raporu ve Yargıtay bozma ilamına karşı alınan beyanlar birlikte değerlendirildiğinde; katılan … Öztürk’e ait cep telefon numarasının ’…com’ isimli internet sitesinde ’canans’ rumuzlu bir kişiye aitmiş gibi yayınlandığı, bu işlemin sanık …’na ait 0242 349… numaralı ev telefonuna bağlı ADSL hattı ile 88.226.178.19 IP nolu bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiği, sanığın savunmasında bilgisayar kullanmayı bilmediğini ileri sürdüğü, tanık olarak beyanı alınan sanığın kızı …’nun da sanığın beyanını destekler mahiyette ifade verdiği, babasının aldığı bilgisayarı ağırlıklı olarak kendisinin kullandığını, diğer çocuklarının da kullandığını ifade ettiği, esasen tanık …’nun katılanın iddiasına göre katılanın eşi ile fiilen birlikte yaşayan kişi olduğu ve katılan ile husumetli olan kişinin, tanık … olduğu, katılan ile …’nun birçok davada karşı karşıya geldikleri, nitekim katılanın ifadesinden de anlaşılacağı üzere …’na attığı mesaj nedeniyle başka davada da karşı karşıya geldikleri, …’nun babası olan sanığa ait bilgisayarı ağırlıklı olarak kendisinin kullandığı ve babasının bilgisayar kullanmasını bilmediği yönündeki beyanı göz önüne alındığında, iddianamede zikredilen eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiği hususunda mahkememizde kuşku uyandığı, kuşkunun sanık lehine yorumlanması gerektiği kanısına varılarak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği…”

gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme hükmünün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.12.2014 gün ve 177027 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 842-804 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.05.2017 gün ve 63-4266 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Türk Milleti Adına

Ceza Genel Kurulu Kararı

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı verileri hukuka aykırı olarak yayma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın adına ve Antalya’da bulunan adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden 12.04.2007 tarihinde 88… IP numarası ile ”…com” isimli arkadaşlık sitesinde ”canans” rumuzu kullanılarak oluşturulan profilde, katılanın telefon numarası ile gezip eğlenmeyi seven erkeklerle tanışmak istediği bilgisine yer verildiği, siteye giren kişilerce katılanın telefonuna çeşitli mesajlar gönderildiği,

Yeni Medya Elektronik Yayıncılığın 23.07.2008 tarihli yazısına göre; katılan adına oluşturulan profile 88.226.178.19 nolu IP ile giriş yapıldığı,

Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin 05.11.2008 tarihli yazısına göre; 88.226.178.19 nolu IP’nin, sanığın adına ve Antalya’da bulunan ikamet adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden kullanıldığı,

Bilgisayar mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre; suça konu üyelik işleminin, sanığın ikamet ettiği adreste sanık adına kayıtlı ADSL hattını kullanan bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan … 13.04.2007 tarihinde Beykoz Cumhuriyet savcılığında; üzerine kayıtlı cep telefonu numarasının kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından ”…com” sitesine “canans” rumuzu ile aktarılmış olduğunu, siteden telefonunu bulan kişilerce rahatsız edildiğini, telefon numarasını siteye aktaran kişi ya da kişilerden şikâyetçi olduğunu,

Mahkemede; eşi Yaşar Nuri Öztürk’ün, tanık … ile 2006 yılından beri gayri resmi birliktelik yaşadığını, Şahane Sultan’ın babası olan sanık …’in Halkın Yükselişi Partisinde bir dönem MYK üyeliği yaptığını ve bu partiden Adana birinci sıra milletvekili adayı olduğunu, eşinin Şahane Sultan ile ilişkisini sürdürerek 2009 yılında da aleyhine boşanma davası açtığını,

Katılan vekili 30.05.2011 tarihli dilekçesinde; katılanın hiçbir şekilde sanığın evinde kalmadığını,

Tanık …; babası olan sanık …’nun bilgisayar kullanmayı bilmediğini, sanığın bilgisayarı çocuklarının kullanması için aldığını, ağırlıklı olarak da kendisinin kullandığını, bilgisayarı parti çalışmaları için gittiği yerlere de götürdüğünü, katılanın da parti genel başkanının hanımı olduğu için bu siyasi çalışmalara iştirak ettiğini, katılan ile aralarında çıkan siyasi gerginliğe katılanın eşi olan genel başkanın son verdiğini, parti çalışmalarının Antalya’da olduğu dönemlerde katılanın kendilerinde kaldığını, katılanın partinin internet ve tüm bilişim işlerinden sorumlu kurucu üyesi olması nedeni ile bilgisayar ortamında parti internet sitesine veri aktarıp aldığını, kendilerinde kaldığı günlerde bu bilgisayarı ve IP adreslerini kullanarak internete bağlandığını, modemin kablosuz ağ bağlantısı olması ve sonraki süreçte katılan ile aralarındaki gerginliğin devam etmesi de dikkate alındığında katılanın 500 metre gibi bir alandan ADSL hatlarına bağlanarak kendi IP adreslerini kullanıp kendi lehine delil yarattığını düşündüklerini, eğer bu işi kendisi veya babası yapmış olsa idi, evlerinden değil de internet cafeden yapacaklarını, katılanın komplo kurduğunu,

İfade etmişlerdir.

Sanık … kollukta; IP numarası tespit edilen diz üstü bilgisayarı 3-4 sene önce Halkın Yükselişi Partisi Başkanı Yaşar Nuri Öztürk’ün meclis danışmanı ve MYK üyesi olan kızı Şahane Sultan’a hediye ettiğini, kızının bu bilgisayarı çoğunlukla parti çalışmalarında kullandığını, kendisinin hiç kullanmadığını,

Mahkemede; katılan ile aralarında bir kısmı ceza bir kısmı da tazminat olmak üzere davalar olduğunu, bilgisayarı evdeki diğer bireylerin kullandığını, kendisinin ise kullanmayı bilmediğini, evindeki internet bağlantısının kablosuz olduğunu dolayısıyla evine 300 metre mesafede bulunan birinin bu hatta girerek kullanabileceğini, kocası ile evlerine gelen katılan tarafından dahi bu işin yapılmış olabileceğini,

14.02.2014 havale tarihli dilekçesinde; kızı Şahane ile Yaşar Nuri arasında ilişki olduğunu düşündüğü için katılanın kendisine iftira attığını,

Savunmuştur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun ”Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlıklı 136. maddesinin birinci fıkrası; “Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş, suç tarihinden sonra 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile suçun cezasının alt sınırı “iki yıla” çıkartılmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 136. maddesinde korunan hukuki değer genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer ”sır” olmayıp, verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır. (Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.579, 588-593)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 136. maddesindeki ”verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu, seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.

”Kişisel verileri bir başkasına verme” seçimlik hareketinde, maddede geçen ”başkası” gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde ”vermek”; ”üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek” şeklinde açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup, önemli olan husus verme eyleminin hukuka aykırı olmasıdır.

”Kişisel verileri yayma” seçimlik hareketi de çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir. İnternet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik posta ile ya da telefondan kısa mesajla göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak gibi… Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde ”yaymak”; ”birçok kimseye duyurmak, çevreye dağılmasına sebep olmak” olarak açıklanmıştır.

”Kişisel verilerin ele geçirilmesi” seçimlik hareketi ise; kişisel verilerin kayıtlı olduğu belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi vb. şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Ele geçirme fiili, başkasının hakimiyeti altında bulunan bir kişisel verinin, failin hakimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır.

Bu suçta herhangi bir neticenin gerçekleşmesi aranmadığından maddede sayılan seçimlik hareketlerin yapılmasıyla suç oluşacaktır. Bu açıdan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 136. maddesindeki ”verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” soyut tehlike suçudur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın adına ve Antalya’da bulunan adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden 12.04.2007 tarihinde ”88.226.178.19” IP numarası ile ”…com” isimli arkadaşlık sitesine ”canans” rumuzu kullanılarak oluşturulan profilde, katılanın rızası dışında telefon numarası ile gezip eğlenmeyi seven erkeklerle tanışmak istediği bilgisine yer verildiği, siteye giren kişilerce katılanın telefonuna çeşitli mesajlar gönderildiği olayda;

Katılanın, suçun Antalya ilinde işlenmesinden bir gün sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına bizzat şikâyette bulunarak sanığın kızı ile aralarında bulunan husumetten dolayı eylemi sanığın gerçekleştirdiğine dair beyanı; katılana ait telefon numarasının verildiği arkadaşlık sitesindeki üyelik işleminin, sanığın adına kayıtlı ADSL hattını kullanan bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiğine ilişkin bilirkişi raporu ile Yeni Medya Elektronik Yayıncılık ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi yazıları karşısında; sanığın, eylemin evlerine gelen katılan tarafından gerçekleştirildiği ve kendisine komplo kurulduğuna dair savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun kabulü ile itibar edilemeyeceği cihetle, üzerine atılı verileri hukuka aykırı yayma suçunu işlediği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç

Açıklanan nedenlerle;

1. Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2014 gün ve 681-101 sayılı direnme hükmünün, sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2. Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kişisel Verileri Yayma Suçu: Kişinin Rızası Dışında Videosunun Sosyal Medyada Paylaşılması

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

Murat Ayaşoğlu Başvurusu

Başvuru Numarası: 2023/71304 – Karar Tarihi: 1/10/2025

İkinci Bölüm – Karar

Başkan: Basri BAĞCI

Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI

Raportör: Tolga BAŞBOZKURT

Başvurucu: Murat AYAŞOĞLU

I. Başvurunun Özeti

1. Başvuru, sosyal medya üzerinden yapılan bir paylaşım nedeniyle hapis cezasına hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, gazeteci olup kendisine ait internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden yerel haberler paylaşmaktadır. Müşteki D.K. ise başvuruya konu olayların geçtiği tarihte Balıkesir Üniversitesi Rektörü’nün eşidir.

3. Müşteki vekilinin Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) 11/3/2022 tarihinde vermiş olduğu dilekçeyle başvurucunun sosyal medya hesapları üzerinden paylaşmış olduğu bir video ve bu videoya ilişkin yapmış olduğu açıklamalar nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuştur. Müşteki vekili dilekçesinde, özel bir işyerinde yapılan kutlamalara müştekinin de katıldığını, kutlamalar sırasında müştekinin bir grup kişiyle müzik eşliğinde dans ederken arkadaşı D.G. tarafından videosunun çekilerek sosyal medya hesabından paylaşıldığını ve başvurucunun da bu videoyu izinsiz şekilde alarak kendi sosyal medya hesabından paylaştığını belirtmiştir. Şikâyet dilekçesinde ayrıca başvurucunun yaptığı paylaşımda müştekiyi toplum nezdinde küçük düşürücü ifadelere yer verildiği de ileri sürülmüştür. Videoya ilişkin başvurucunun açıklamaları şu şekildedir:

“Sayın Rektörümüz [İ.K.]‘un Zevceleri [D.K.] Tarkan’ın Geççek Şarkısı İle Dans Ederken Görüntüleri. Milyonlarca Solcu Ve Reis Karşıtı Da Aynı Şarkı İle Dans Ediyor Sayın Bayan [K.]‘ Videoda Ortadaki Kızıl Saçlı Hanımefendi”

4. Soruşturma kapsamında başvurucunun kollukta ifadesine başvurulmuştur. Başvurucu ifadesinde, söz konusu videoyu kendi sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığını, bu videoyu işyeri sahibi D.G.nin sosyal medya hesabında gördüğünü ve herkes tarafından izleyebilecek bir şekilde paylaşılması nedeniyle videoyu oradan aldığını belirtmiştir. Başvurucu savunmasında ayrıca müştekinin dans ettiği şarkının siyasi bir anlamı bulunduğunu, bu nedenle müştekinin Balıkesir Üniversitesinin Rektörünün eşi olması nedeniyle haber değerinin bulunduğunu ve bu sebeple takipçileriyle paylaştığını, müştekiye yönelik hakaret içerikli herhangi bir ifade kullanmadığını belirtmiştir.

5. Başsavcılık, başvurucunun yaptığı paylaşımlar nedeniyle hakkında kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmek veya yaymak suçundan 18/3/2022 tarihinde iddianame tanzim etmiştir. İddianamede, müştekinin herhangi bir sosyal statüsü bulunmadığını, bu nedenle başvurucu tarafından izinsiz paylaşılan videonun haber değerinin olamayacağını, bu doğrultuda paylaşımın basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

6. İddianameyi kabul ederek kamu davasını görmeye başlayan Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin (Asliye Ceza Mahkemesi) 17/5/2022 tarihli ilk celsesinde başvurucu, savunmasını yapmıştır. Başvurucu; savunmasında kendisinin yerel düzeyde gazetecilik yaptığını, söz konusu videoyu kutlamanın yapıldığı işyerinin sahibi D.G.nin sosyal medya hesabında gördüğünü ve herkes tarafından izlenebilecek şekilde paylaşılan videoyu haber değeri olduğunu düşünerek paylaştığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca videonun arka planında çalan şarkının siyasetçiler tarafından da tartışıldığını, bu şarkı eşliğinde müştekinin diğer kadınlarla birlikte oynamasını bir gazeteci olarak ilginç bulduğunu ve okurlarıyla paylaşmak istediğini ifade etmiştir. Başvurucu son olarak, söz konusu videoyu kamuya açık şekilde paylaşanın D.G. olduğunu, bu nedenle D.G. hakkında da ceza davası yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir.

7. Aynı celsede müştekinin de ifadesine başvurulmuştur. Müşteki ifadesinde başvurucudan şikâyetçi olduğunu tekrarlamış ve videoyu paylaşan D.G.nin sosyal medya hesabından bir gün duracak şekilde paylaşım gerçekleştirdiğini, video içeriğinde kendisini etiketlemediğini, videonun başvurucuya başkaları tarafından iletildiğini, eşinin rektör olması nedeniyle ailesine zarar verebilmek adına bu şekilde bir paylaşım yapıldığını ileri sürmüştür. Duruşmada Cumhuriyet savcısının sorusu üzerine müşteki; videoyu paylaşan D.G.nin arkadaşı olduğunu, arkadaşının sosyal medya hesabından söz konusu videoyu herkesin görebileceği şekilde paylaştığını ancak kendisini etiketlemediğini belirtmiştir.

8. Celse sonunda Başsavcılık, esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştır. Başsavcılık mütalaasında D.G.nin sosyal medya hesabından söz konusu videoyu herkesin görebileceği şekilde paylaştığını, başvurucunun videoyu buradan edindiğini ve sosyal medya hesabında paylaştığını, bu doğrultuda başvurucunun eylemlerinin kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmek veya yaymak suçununu oluşturduğunu belirtmiştir.

9. Asliye Ceza Mahkemesi esas hakkındaki mütalaanın açıklanmasının ardından celseyi sonlandırmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi bir sonraki celse D.G.nin tanık olarak dinlenilmesine karar vermiştir.

10. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/6/2022 tarihli celsesinde D.G.nin tanık olarak beyanına başvurulmuştur. D.G. ifadesinde kendisine ait işyerinin birinci yılını kutlamak için yapılan etkinlikler sırasında kısa bir video çektiğini, sosyal medya hesabında bir gün kalacak şekilde ve kimseyi etiketlemeden paylaştığını belirtmiştir. D.G. sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımların sadece kendisini takip eden kişiler tarafından görülebildiğini, söz konusu olayda kendi rızası dışında videonun alınarak haberleştirildiğini beyan etmiştir. Ayrıca başvurucu ve müştekinin soruları üzerine D.G., başvurucunun kendisini takip edenler arasında yer almadığını ve videoda bulunan hiç kimseden sözlü veya yazılı bir izin almadığını da belirtmiştir.

11. Duruşma sonunda Başsavcılık 17/5/2022 tarihli mütalaasını değiştirmeyerek başvurucunun cezalandırılmasını talep etmiştir.

12. Yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesi, başvurucuyu kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmek veya yaymak suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi kararında şu hususları belirtmiştir:

“Sanığın suç tarihinde Balıkesir’de yerel gazetecilik yaptığı, katılanın da Balıkesir Üniversitesi Rektörünün eşi olduğu, katılanın arkadaşı olan tanığa özel iş yerinde yapılan kutlamaya katıldığı, kutlama etkinliği sırasında çekilen görüntülerin tanık tarafından kendisine ait Instagram isimli sosyal medya hesabında kısa süreliğine paylaşıldığı, sanığın da bu görüntüleri bir şekilde ele geçirdikten sonra katılanın da içerisinde bulunduğu video görselini ‘sayın rektörümüz [İ.K.]‘un zevceleri [D.K.] Tarkan’ın geççek şarkısı ile dans ederken görüntüleri. milyonlarca solcu ve reis karşıtı da aynı şarkı ile dans ediyor sayın bayan [K.] videoda ortadaki kızıl saçlı hanımefendi’ başlığıyla Facebook isimli sosyal medya platformunda kullandığı, ayrıca sanığın kendisine ait olan kendisinin kontrolündeki ‘Ateş’ isimli internet gazetesinde de herkese açık şekilde bu görüntü ve yorumları paylaştığı, sanık bu paylaşımları yaparken katılandan izin almadığının anlaşıldığı, katılanın Balıkesir il merkezinde bulunan devlete ait üniversitenin rektörünün eşi olması nedeniyle bulunduğu konum itibariyle Balıkesir dahilinde gerçekleştirdiği kamusal etkinliklerin toplum nazarında haber değerinin bulunduğu, lakin somut olayda katılanın bir arkadaşının iş yerinde yapılan özel kutlama sırasında şarkıya eşlik etmesi eyleminin toplum nazarında kamusal haber değerinin bulunmadığı, görüntüler tanık tarafından yayınlanırken katılanın ismi ve sıfatında bahsedilerek yayınlanmadığı, buna rağmen sanığın bu görüntülerin yer aldığı videonun altına yazdığı yorumla birlikte yayınlaması eyleminde sanığın yerine getirdiği meslek açısından kamunun haber alma hakkından ve basın özgürlüğünden bahsedilmesinin mümkün olmadığı, bilakis katılanın eşinin yerine getirdiği kamu görevinden dolayı katılanın kişilik haklarına saldırı yapıldığının anlaşıldığı, sanığın suçlamayla ilgili olarak yargılama sürecinde yaptığı savunmasında özetle, söz konusu paylaşımı sosyal medya aracılığı ile kendisinin yaptığını kabul ettiği ancak bunu basın özgürlüğü kapsamında katılanı mizahi olarak eleştiri hakkını kullandığını belirterek suçlamayı kabul etmemiş ise de, yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın savunmasında belirtildiği şekilde söz konusu paylaşımlarının mizahi eleştiri şeklinde haber değerinin bulunduğunun kabul edilmesinin objektif kriterlere göre mümkün olmadığı, dosyadaki tanık tarafından katılanın ismi ve sıfatı belirtilmeden yayınlanan özel bir kutlamaya ait kişisel veri niteliğindeki görüntülerin katılandan izin alınmaksızın bu şekilde herkesin görebileceği ortamda sunumunun yapılmasının kişisel bilgileri hukuka aykırı şekilde (rıza olmaksızın) elde edildikten sonra sosyal medyada yayınlaması nedeniyle sanığın üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmakla;”

13. Başvurucu, yargılama sırasında ileri sürdüğü benzer iddialarla birlikte D.G.nin herkese açık olan sosyal medya hesabının 6.000 kişi tarafından takip edildiğini, şayet videonun gizli kalması isteniyorsa bile videonun bu hesaptan en az takipçi sayısı kadar izlenebileceğini veya izlenmiş olabileceğini ayrıca başvurucunun kendi sosyal hesabından yaptığı paylaşımın D.G.nin paylaşımı kadar etkileşim almadığını ileri sürerek Asliye Ceza Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi 15/6/2023 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiş ve karar böylece kesinleşmiştir.

14. Başvurucu, nihai kararı 14/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 10/8/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. Değerlendirme

16. Başvurucu, sosyal medya üzerinden yapmış olduğu haber niteliğindeki paylaşım nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, müştekinin rektör eşi olması nedeniyle kamuoyuna mâl olmuş biri olduğunu, bu nedenle yapılan paylaşımın bir haber değerinin bulunduğunu iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca söz konusu videoyu herkese açık olan bir hesaptan aldığını, herhangi bir hak ihlaline mahal vermeyecek şekilde paylaştığını kaldı ki söz konusu videonun kendisi dışında birçok kişi tarafından da paylaşıldığını belirtmiştir. Başvurucu son olarak, yargı mercileri tarafından ileri sürmüş olduğu iddiaların gözardı edildiğini ve aynı suç bakımından farklı bir mahkeme tarafından beraat kararı verdiğini, bu nedenle yargı mercilerince içtihada aykırı şekilde kararlar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade ermiştir.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Anayasa Mahkemesinin somut olayla benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiş; başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

18. Başvuru, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Başvurucunun, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşım nedeniyle kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmek veya yaymak suçundan cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, … yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … demokratik toplum düzeninin … gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

21. İfade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin dayanağı olan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 136. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı değerlendirilmiş, müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır. Bu belirlemenin ardından müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ölçütü bakımından incelenecektir.

22. Anayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılayan orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72). Bunun için başvuruya benzer ihtilaflarda mahkemelerin taraflardan birinin ifade özgürlüğü ile diğerinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge sağlamaları hayati önemi haizdir (ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkının dengelenmesinde dikkate alınacak ölçütlere ilişkin daha detaylı açıklama için bkz. Bilal Uçar [1. B.], B. No: 2019/10122, 21/9/2022, § 14).

23. Anayasa Mahkemesi; somut olayın koşullarında başvurucunun müşteki hakkındaki paylaşımı sebebiyle mahkûmiyet kararı verilmesinin zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini, müdahalenin gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını, bunu haklı göstermek için ortaya konan gerekçenin Anayasa Mahkemesince ortaya konan ve yukarıda açıklanan kriterleri karşılayan, ilgili ve yeterli bir gerekçe olup olmadığını davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Sinan Baran [1. B.], B. No: 2015/11494, 11/6/2018, § 38; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120).

24. Somut olayda yerel düzeyde gazetecilik yapan başvurucu, özel bir işyerinin kutlamalarında müştekinin dans ederken çekilen videosunu açıklama ekleyerek (bkz. § 3) sosyal medya hesabından paylaşmıştır. Müşteki, kendi rızası olmadan paylaşılan video nedeniyle Başsavcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Yapılan yargılama sonucunda da başvurucunun kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmek veya yaymak suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

25. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade ve basın özgürlükleri ile şikâyetçinin şeref ve itibarı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını inceleyecektir. Somut başvuru açısından ele alınması gereken ilk husus paylaşımın kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkı sunup sunmadığının tespit edilmesidir. Başvurucuya göre; Balıkesir Üniversitesi Rektörü’nün eşi olan müştekinin özel bir işyerinin etkinliğine katılarak siyasi bir anlam taşıyan şarkı eşliğinde dans etmesi kamuoyu ilgisini çekebilecek bir haber niteliğine sahiptir. Nitekim başvurucunun bu iddialarını yargılama süreci içerisinde sık sık dile getirdiği de gözlemlenmiştir. Ancak başvuruya konu video incelendiğinde müştekinin arkadaşına ait işyerinin sıradan bir etkinliğine katıldığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, başvurucu resmî bir etkinliğe katılmadığı gibi ne rektör eşi sıfatıyla ne de kamusal bir görev nedeniyle bu etkinlikte yer almıştır. Dolayısıyla yargı mercilerinin kararlarında da işaret edildiği üzere müştekiye ait videonun haberleştirilmesinin kamusal tartışmalara nasıl bir katkı sağlayacağı anlaşılamamıştır. Başvurucunun paylaşımın haber değeri taşıdığına ilişkin açıklamaları ise oldukça dolaylı bir siyasi bağlantı iması içermekten öteye gidememiştir.

26. Bununla birlikte, somut olayda başvurucunun müştekinin kişisel veri niteliğindeki görüntülerini hukuka aykırı şekilde elde ettiği ve yaydığı gerekçesiyle 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ele alınması gereken ikinci husus, D.G.nin sosyal medya hesabı üzerinde paylaşmış olduğu videonun kamusal bir alanda çekilip çekilmediği, başka bir deyişle alenilik kazanıp kazanmadığına yönelik yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçenin ortaya konulup konulmadığı olacaktır. Bu kapsamda başvurucu, müştekinin görüntülerinin bulunduğu videoyu D.G.nin herkes tarafından görülebilecek şekilde paylaştığını yargısal safahat içerisinde dile getirmiştir. Hakeza, müşteki beyanında da Başsavcılık mütalaasında da benzer tespitlere yer vermiştir. Ancak D.G. söz konusu videoyu sadece kendisini takip edenler tarafından görülebilecek şekilde paylaştığını iddia etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkûmiyetinde önemli rol oynayan bu hususun yargı mercilerince yeterli araştırma yapılarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Ancak somut olayda yapılan yargılamada bu çelişkiyi giderebilmek adına yargı mercilerince herhangi bir araştırma yoluna gidilmediği ve bu hususa yönelik herhangi bir açıklamada bulunulmadığı görülmektedir. Bunlara ek olarak, başvurucu istinaf süreci içerisinde D.G.nin yaklaşık 6.000 takipçisi olduğunu, videonun sadece takipçileri tarafından izlenmesi durumunda bile gizli alanda kalmasının mümkün olmadığını ve başvurucunun paylaşımının D.G.nin paylaşımı kadar etkileşim almadığını ileri sürmüş, buna rağmen yargı mercileri başvurucunun mahkûmiyetini etkileyecek bu önemli iddiaları değerlendirmeden mahkûmiyet sonucuna ulaşmıştır. Bu itibarla, yargı mercilerince söz konusu videonun alenileştiğine yönelik ileri sürülen iddialar bakımından üzerilerine düşen araştırma yükümlülüğünü yerine getirdiği söylenemeyecektir.

27. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece yargı mercilerinin dava konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 47; Haci Boğatekin (2) [2. B.], B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § 49). Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında somut olaya bakıldığında, yargı mercilerince her ne kadar paylaşımın genel yarara hizmet etmediği konusunda yeterli gerekçe oluşturulmuş olsa da mahkûmiyete konu suçun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı konusunda önem arz eden ilk paylaşımın aleniliği konusundaki ihtilafı giderici bir açıklamada bulunmadıkları görülmüştür. Dolayısıyla ilgili ve yeterli gerekçe içermeyen yargı kararlarıyla başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşılamadığı sonucuna varılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

29. Başvurucu ayrıca yargılamaya ilişkin bazı usuli eksikler nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiası yönünden ulaşılan sonuç ve buna ilişkin aşağıda hükmedilen giderim türü gözetildiğinde başvurucunun bu iddialarının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. Giderim

30. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmekle birlikte herhangi bir maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmamıştır.

31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa’nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

32. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2022/354, K.2022/600) GÖNDERİLMESİNE,

E. 2.220,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 32.220,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
Özel hayatın gizliliğini ihlal - Madde 134

(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

 

(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

 

Madde Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasında, metninde özel hayatın gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece, gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır.

 

İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.

 

Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler, örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle elde edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, elde edilmiş olan bu ses veya görüntü kayıtlarının ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Bu ifşanın hukuka aykırı olması gerekir. Bu bakımdan özel hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada gösterilmesi ve dinlenmesi hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla yapılması, söz konusu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.

 

Kişisel verilerin kaydedilmesi - Madde 135

(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

 

(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.

 

Madde Gerekçesi

Çağımızda kişilerle ilgili kayıtların bilgisayar ortamlarına geçirilip muhafaza edilmesi uygulamasına bazı kurum ve kuruluşlar tarafından başvurulmaktadır; hastanelerde hastalara, sigorta şirketlerinde sigortalılara, bankaların ve kredili alış veriş yapılan mağazaların müşterilerine ilişkin kayıtlar, böylece tutulmaktadır. Bu bilgilerin amaçları dışında kullanılmasından veya herhangi bir şekilde üçüncü şahısların eline geçerek hukuka aykırı olarak yararlanılmasından dolayı hakkında bilgi toplanan kişiler büyük zararlara uğrayabilmektedirler. Bu bakımdan, kişilerle ilgili bilgilerin hukuka aykırı olarak kayda alınması suç olarak tanımlanmıştır.

 

Suçun konusu, kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir.

 

Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir. Bu bakımdan, söz konusu suç tanımı ile, Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Türkiye’nin de 28 Ocak 1981 tarihinde imzalamakla taraf olduğu ”Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme”nin ilgili hükümlerine geçerlilik tanınmıştır.

 

Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile, kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Belirli nitelikteki kişisel verilerin kayda alınması kanun hükmünün gereği olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli kamu kurumlarında verilen kamu hizmetinin gereği olarak kişilerle ilgili bazı bilgiler ilgili kanun hükümlerine istinaden kayda alınmaktadırlar. Bu durumlarda, söz konusu suç oluşmayacaktır.

 

Maddenin ikinci fıkrasında, kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine, ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kayda almak, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bunlardan kişilerin ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerin kayda alınmasına kanunlarda özellikle suçlulukla mücadele bağlamında, suç ve suçluların ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla belli ölçüde izin verilebilir. Bu durumlarda söz konusu suç oluşmayacaktır.

 

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme - Madde 136

(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

(2) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.

 

Madde Gerekçesi

Bu madde hükmü ile, hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

Yıllık Tecrübe
0 +
Mutlu Müvekkil
0 +
Dava Takibi
0 +
Başarı Oranı
% 0 +
Kişisel Verileri Yayma Suçu – Kayseri Bilişim Avukatı

Alanında yetkin Kayseri bilişim avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza ve bilişim hukuku yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Bilişim suçlarına ilişkin ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri bilişim avukatı ve ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Bilişim Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri Bilişim Avukatı ile bilişim suçlarına ilişkin soruşturma ve dava sürecini takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.