Kiraya Verenin Oğlu, Yakını vb. Üçüncü Kişiye Kiranın Ödenmesi Halinde Kiracı Borçtan Kurtulur mu - Kira Bedeli - İtirazın Kaldırılması - Kira Sözleşmesi - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kiraya Verenin Oğlu, Yakını vb. Üçüncü Kişiye Kiranın Ödenmesi Halinde Kiracı Borçtan Kurtulur mu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2013/2199 Karar No: 2015/1323 Karar Tarihi: 13-05-2015

Taraflar arasındaki itirazın kaldırılması ve tahliye davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aliağa 1. İcra Hukuk Mahkemesince itirazın kısmen kaldırılmasına, red ve kabul edilen miktarlar üzerinden icra tazminatına hükmedilmesine dair verilen 18.09.2012 gün ve 2012/73 E., 2012/104 K. sayılı kararın incelenmesi davacı alacaklı ve davalı borçlu vekillerince istenilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 31.01.2013 gün ve 2013/17722 E., 2013/1464 K. sayılı ilamı ile;

“…Dava, icra takibine yapılan itirazın kaldırılması ve tahliye talebine ilişkindir. Mahkemece, Dairemizin 28.5.2012 günlü bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda tahliye ve kefil konusunda daha önce verilen karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına; 1.164,57 TL kira alacağı üzerinden itirazın kaldırılmasına ,bu miktar üzerinden icra inkar tazminatının davacıya verilmesine ve reddedilen miktar üzerinden hesaplanan kötüniyet tazminatının da davalıya verilmesine karar verilmiş, karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, kararın dayandığı gerekçelere, bozma ilamı doğrultusunda karar verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Davalının yakınlarına ödeme yapıldığı belirtilmişse de, davacı tarafından kabul edilmeyen bu ödemelere itibar edilmemesi gerekirken, itibar edilerek karar verilmesi, ilk karar ile istem reddedilirken davalı lehine icra tazminatına karar verilmediği halde, davalı tarafından bu husus temyiz edilmediğinden davacı yönünden müktesep hak doğduğu gözetilmeden, davalının tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

Karar bu nedenlerle bozulmalıdır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili H.. U.. ile davalı M.. G.. arasında davaya konu taşınmaz için 01/01/2007 tarihinde imzalanan 2 yıl süreli kira akdine diğer davalı A.. G..’nün de kefil olduğunu, kiraların süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi üzerine müvekkili tarafından davalılar aleyhine kira alacaklarının tahsili ve tahliye istemiyle icra takibine girişildiğini ancak davalılar tarafından takibe itiraz edildiğini, temerrütün gerçekleştiğini ileri sürerek Aliağa İcra Müdürlüğü’nün 2010/5473 esas sayılı dosyası ile girişilen icra takibine yapılan itirazın kaldırılması ile taşınmazın tahliyesi ve davalılar aleyhine alacağın %40’ından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davacının 28/07/2008 tarihinde kiralanandaki payını Hasan Ulutürk’e devrettiğini, devir tarihinden sonraki kira alacaklarını talep edemeyeceği gibi tahliyesini de isteyemeyeceğini, kira ödemelerinin banka dekontları ve davacının imzası karşılığında ödenen belgelerle sabit olduğunu beyan ederek davanın usulden ve esastan reddine, davacı yanın %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini savunmuştur.

Yerel mahkemece; malik olmayan davacının taşınmazı kiraya vermesinde, kira bedellerinin ödenmemesi halinde itirazın kaldırılması ve tahliye davası açmasında yasal bir engel bulunmasa da mülkiyetin davacıya intikal etmesinden sonra üçüncü kişiye devredilmesi ile birlikte kiraların yeni malike ödenmesi gerektiği, bu halde davacının kiralayan sıfatının sona ereceği, artık sözleşmeye halef olan yeni malikin talepte bulunabileceği gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan davanın reddine, davalı taraf icra inkar tazminatında bulunmuş ise de dava esastan reddedilmediğinden davalı tarafın bu talebinin de reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; davacı H.. U..’ün murisinden intikal eden taşınmazdaki payını 28/07/2008 tarihinde devrettiğinin ve kefil A.. G..’nün kefaletinin müteselsil kefalet olmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin, tahliye isteğinin reddine ve kefil hakkındaki davanın reddine yönelik temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, davacı vekilinin alacağa ilişkin temyiz itirazlarına gelince; kiralayan H.. U..’ün, taşınmaz üzerindeki haklarını Hasan , Arap ve Hüseyin ’e devrettiği 28/07/2008 tarihine kadar olan kira alacaklarını talep edebileceği, mahkemece, davacının alacağa ilişkin talebinin esası incelenmeksizin itirazın kaldırılması isteminin tümden reddedilmesinin doğru görülmediğine işaretle kararın, tahliye isteminin reddine ve kefil hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddine ilişkin kısmının onanmasına, davalı kiracı hakkında itirazın kaldırılması isteminin reddine ilişkin bölümünün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece bozmaya uyularak verilen ikinci kararda, bilirkişi raporuna göre davacının yakınlarına yapılan ödemeler düşüldükten sonra 1.164,57 TL. kira alacağının bulunduğu, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiği, alacağın belirlenebilir ve likit olduğu anlaşıldığından, 1.164,57 TL.- nin % 40 ı oranında icra inkar tazminatının davalı Mustafa’ dan alınarak davacıya verilmesine, davacının ödemeleri düşmeden takibe geçtiği, bu durumun davacı tarafın kötü niyetli olduğunu gösterdiği gerekçesiyle reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 5.677,54 TL.-kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalı Mustafa’ ya verilmesine dair verilen karar davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz etmesi üzerine Özel Dairece, yukarıda metni aynen yazılı gerekçe ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanarak ve davacının oğluna ve gelinine yapılan ödemelerin davacı tarafından kendisine yapılmadığından geçersiz olduğunun bildirilmesinin açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiş; kararı davacı alacaklı vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kira bedellerinin kiralayanın yakınlarına (oğlu ve gelini) ödenmesi halinde bu ödemelerin geçerli sayılıp sayılamayacağı; ilk kararda davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilirken davalı lehine icra inkar tazminatına karar verilmemiş olup davalı tarafından bu hususun temyiz edilmemesi nedeniyle davacı yönünden müktesep hak oluşup oluşmadığı, varılacak sonuca göre itirazın kaldırılmasına ve davalı lehine icra tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, kira sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen rızai sözleşmelerden olup kişisel hak doğurur. Sözleşmeden doğan bu haklar sözleşmenin taraflarına aittir. Kural olarak, kiralayan olabilmek için kiralananın maliki olmak gerekmemektedir. Başka bir ifade ile kiralananın maliki olmayan kişiler de kiralayan sıfatı ile kira sözleşmesi düzenleyebilirler.

Öte yandan İcra ve İflas Kanunu’nun 68.maddesinde itirazın kesin olarak kaldırılması; 62. ve bu maddeye atıfla 63.maddelerinde ise itirazın süresi, şekli ve sebepleri düzenlenmiştir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İtirazın kesin olarak kaldırılması” başlıklı 4949 sayılı Kanun ile değişik 68. maddesinin ilk üç fıkrasında yer alan düzenlemeye göre;

“Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilâmsız takip yapılamaz.

Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibraz edemezse tetkik mercii itirazın kaldırılmasına karar verir.

İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur.”

Yine, aynı Kanunun “Kira akdi dışındaki itirazlar ve tahliye” başlıklı 269/c maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Borçlu akdi reddetmeyip kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemiyeceğini bildirerek itiraz etmiş veya takas istemişse, itiraz sebeplerini ve isteğini noterlikçe re’sen tanzim veya imzası tasdik edilmiş veya alacaklı tarafından ikrar olunmuş bir belge yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya vesika ile ispat etmeğe mecburdur.

Senet veya makbuzun alacaklı tarafından inkarı halinde 68 inci madde hükmü kıyasen uygulanır.

Merciin tahliyeye mütedair kararının infazı için kesinleşmesi beklenmez.Ancak tahliye için, kararın borçluya tefhimi veya tebliği tarihinden itibaren ongün geçmesi lazımdır. Borçlu tahliye kararı hakkında 36 ncı madde hükmünden faydalanabilir.”

Bu açık hükümler gözetilerek somut olay ele alındığında; taraflar arasında düzenlenen 01.01.2007 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı ve içeriği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dava konusu kiralanan 2399 parsel zemin kat 24 nolu bağımsız bölüm dükkan niteliğinde olup kiralananın 15/09/1989 tarihinde satış edinme sebebi ile Kahraman adına tapuda kayıtlı iken 18/07/2008 tarihinde intikal edinme sebebi ile H.. U.. ve Kahraman çocukları Arap, Handan, Hasan, Hüseyin adına paylı mülkiyet şeklinde tescil edildiği, daha sonra 28/07/2008 tarihinde satış edinme sebebi ile Hasan, Arap ve Hüseyin adlarına 1/3 er payla tescil edildiği, son olarak 28/01/2009 tarihinde Hasan adına satış ve birleştirme sebebi ile tescil edildiği anlaşılmıştır. Davacı alacaklı, kiralayan sıfatıyla taraf olduğu bu sözleşmeye dayanarak, davalı borçlu hakkında 02.12.2010 tarihinde başlattığı takip ile 01.01.2007 ila 01.11.2010 tarihleri arasındaki 30.044,01 TL kira bedelinin tahsilini istemiştir.

Davalı borçlu takibe itiraz dilekçesinde; kiralayan tarafından kiralananın üçüncü bir kişiye devredildiği belirtilerek satışa kadar olan kira alacaklarının kiralayana, devir tarihinden sonraki kira alacaklarının ise yeni malike ödendiğini belirtmiş, itiraz üzerine icra takibi durmuştur.

Davacı alacaklı, icra hukuk mahkemesinde açtığı görülmekte olan dava ile, davalının itirazının kaldırılmasını ve tahliyesini istemiştir. Bu durumda, takip hukuku açısından davalı borçlunun, borcunu ödediğini 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 269/c maddesinde sayılan belgelerden birisi ile kanıtlaması gerekir. Davalı kiracı, kiralayanın oğlunun ve gelininin banka hesaplarına ödeme yaptığına ilişkin banka dekontları ibraz etmiş ise de yapılan bu ödemelere kiralayanın muvafakat ettiğini kanıtlayamamıştır. Dolayısıyla davalı kiracı tarafından takibe konu kira bedellerinin kiralayana ödendiği İİK’nın 269/c maddesinde gösterilen delillerle ispat edilememiştir.

Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyelerce; davacı kiralayanın oğlu ve gelinine yapılan ödemelerin kira bedeline ilişkin olduğu, davacının bizzat kendisine yapılmadığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olacağı, bu nedenle itirazın kaldırılması yönünden de istemin reddine karar verilmesi gerektiği, bir kısım üyelerce de; mahkemece ilk kararda aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş olup davalının bu hükmü temyiz etmemesinin davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağından ikinci kararda, davalı lehine icra tazminatına hükmedilmesi gerektiği savunulmuş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

O halde, borçlu kiracı icra takibine konu kira parasını ödediğini 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 269/c maddesinde sayılan belgelerden birisiyle kanıtlayamadığına göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyularak karar verilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.05.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar veridi.

Kiraya Verenin Oğlu, Yakını vb. Üçüncü Kişiye Kiranın Ödenmesi Halinde Kiracı Borçtan Kurtulur mu - Kira Bedeli - İtirazın Kaldırılması - Kira Sözleşmesi - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

Esas No: 2017/1881 Karar No: 2017/4519 Karar Tarihi: 28-03-2017

Özet: Kira bedeli aksi kararlaştırılmadıkça kiraya verene ödenmesi gereken borçlardan olup üçüncü kişiye yapılan ödeme kiracıyı borcundan kurtarmaz. Bu nedenle davacı alacaklı tarafından kira ödemesi olarak kabul edilmeyen üçüncü şahıs adına yapılan ödemeler davalı kiracı şirketi borçtan kurtarmaz. Bu nedenle mahkemece bu husus dikkate alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacı tarafça kabul edilmeyen anılan ödemenin takip konusu kira alacağına ilişkin olduğu kabul edilerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının kısmen kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir.

(2004 s. K. m. 269/C)

Dava

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Karar

Davacı alacaklı, 10.02.2014 tarihli sözlü kira akdine dayanarak 03.06.2015 tarihinde haciz ve tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile aylık 541,00 TL’den 2014 yılı Şubat ayından, 2015 yılı Nisan ayına kadarki kira bedelleri karşılığı 8.115,00 TL kira alacağının işlemiş faiziyle tahsilini istemiş, ödeme emri davalı borçluya 16.06.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı borçlu 23.06.2015 tarihli itiraz dilekçesinde, herhangi bir borcu bulunmadığını bildirerek borcun tamamına, faize ve ferilerine itiraz etmiştir.

Davacı alacaklı İcra Mahkemesi’ne başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur.

Davalı borçlu, davacı ev sahibine iddia edildiği gibi kira borcu bulunmadığını, kira sözleşmesini 10.02.2014 tarihinde yaptıklarını ve bu tarihten başlamak üzere 2 yıllık kira borcunu ev sahibi olan …’ın annesi …’ın banka hesabına yatırdığını, zamanında kira borcunu ödediğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, üçüncü şahıs …l tarafından … adına 6.963,25 TL ödemede bulunulduğu, takibe konu edilen kira alacağına ilişkin olarak yapılan bu ödeme mahsup edildikten sonra davalı borçlunun davacı alacaklıya 1.151,75 TL asıl alacak ve 20,48 TL işlemiş faiz borcunun kaldığı, davalı borçlu tarafından geri kalan kira borcunun ödendiğine dair 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 269/c maddesindeki şartları taşıyan bir ödeme belgesi ibraz edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının 1.151,75 TL asıl alacak ile 20,48 TL işlemiş faiz alacağı olmak üzere toplam 1.171,67 TL alacağa yönelik yapmış olduğu itirazın kaldırılmasına ve kiralananın tahliyesine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması ve tahliye istemlerine ilişkindir.

Davalı kiracı yargılama aşamasında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihinden itibaren 2 yıllık kira bedelinin davacının annesi hesabına yatırıldığını, bu şekilde 2 yıllık kira borcunu ödediğini savunmuş ve ödeme dekontunu dosyaya sunmuştur. Buna göre; 10.02.2014 tarihinde …l tarafından davacının annesi … hesabına ” …’ın oğlu …’a ait 2 senelik konut kira bedeli” açıklaması ile 7.000,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kira bedeli aksi kararlaştırılmadıkça kiraya verene ödenmesi gereken borçlardan olup üçüncü kişiye yapılan ödeme kiracıyı borcundan kurtarmaz. Bu nedenle davacı alacaklı tarafından kira ödemesi olarak kabul edilmeyen üçüncü şahıs adına yapılan ödemeler davalı kiracı şirketi borçtan kurtarmaz.

Bu nedenle mahkemece bu husus dikkate alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacı tarafça kabul edilmeyen anılan ödemenin takip konusu kira alacağına ilişkin olduğu kabul edilerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının kısmen kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir.

Sonuç

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na 6217 sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İcra ve İflas Kanunu’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 28.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kiraya Verenin Oğlu, Yakını vb. Üçüncü Kişiye Kiranın Ödenmesi Halinde Kiracı Borçtan Kurtulur mu - Kira Bedeli - İtirazın Kaldırılması - Kira Sözleşmesi - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Esas No: 2019/513 Karar No: 2020/180 Karar Tarihi: 14-02-2020

Özet: Somut olayda, davacı ceza davasında, davalının talimatıyla, ilk yıl hariç kira paralarını oğluna verdiğini söylediğine göre sözleşmede yazsa bile davalının davacıdan kira bedeli almadığı sabittir. Yine davalı, davacıya kendi adına kira paralarını oğlunun almasını talimat vermediğini belirtmiş olup davacı da davalının böyle bir talimat verdiğini yazılı delillerle kanıtlayamadığına göre davacı kiraya verene ödemediği bir paranın sözleşmenin feshedildiğinden bahisle isteyemez. Öncelikle davacı kiralananı sözleşme süresince kullansa bile 3. bir şahsa yapılan ödeme kiracıyı kira borcundan kurtarmaz.

(6100 s. K. m. 188, 190) (1086 s. K. m. 236)

Alanya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/113 Esas- 2018/1480 Karar sayılı dosyası üzerinden yapılan istinaf başvurusu üzerine Dairemize gönderilen dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Dava

Davacı vekili dilekçesinde, davacının davalıya ait taşınmazı 15/07/2013 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile yıllık kira bedeli 17.000 TL’den 4 yıl için kiraladığını ve 4 yıllık kira bedeli 68,000 TL’yi davalı Yaşar Ö.’e ödediğini, davalı Yaşar Ö.’in kira sözleşmesinin bitimini beklemeden Haziran 2015 tarihinde taşınmaza fiilen el koymak sureti ile akdi fiilen feshetmesi üzerine müvekkilinin kalan 2 yıllık döneme isabet eden 34.000 TL’nin iadesini talep ettiğini, davalının ödemeye yanaşmaması üzerine 34,000 TL’nin iadesi için Alanya 3. İcra Müdürlüğü’nün 2015/9260 esas sayılı dosyasında takip başlattığını, davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek davalı borçlunun itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmesini, takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Savunma

Davalı vekili, davacı Bilal Ö.’in 2012 yılında kendisine gelerek sera kiralamak istediğini, kendisinin de kendi yerlerini ekebileceğini söylediğini, 18.000 m2 arazi içerisinde bulunan 6.000 m2 sera üzerinde her yıl boyunca tekrar görüşmek kaydıyla anlaştıklarını, davacı ile arasında herhangi bir para alışverişi olmadığını, takip konusu sözleşmeyi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan alınacak devlet desteği için sunulacağından dolayı imzaladığını para işini oğlu Mustafa Ö. ile davacının kendi arasında hallettiğini, kendisinin hiç bir zaman 68.000 TL para almadığını, davacının seraları kendisinin bıraktığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı  

Mahkemece yapılan yargılama sonunda tüm dosya kapsamına göre;

“Dava konusu 01.06.2015 tarihli kira sözleşmesi hususunda taraflar arasında bir çekişme bulunmadığı, zira 25.03.2016 tarihli duruşmada da davalı asilin sözleşme altındaki imzayı ikrar ettiği, anılan sözleşmede “dört yıllık kira bedeli 68.000,00 TL olup peşin olarak Yaşar Ö.’e elden ödenmiştir.” şeklinde hüküm olduğu, bu hükmü ihtiva eden kira sözleşmesinin davalı aleyhine senet niteliğinde olduğu ve davalı tarafından her ne kadar ödeme alınmadığı yönünde savunma olsa da davacının kira bedelini peşin olarak ödediğini ispatladığı, bu sebeple davalının kira bedelini peşin olarak almadığını senetle (kesin delillerle) ispatlamakla mükellef olduğu, davalının bu nitelikte bir delil sunmadığı, yine her ne kadar davalı tarafından Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan duruşmalarda davacının para vermediği yönünde ikrarı bulunduğu ileri sürülmüşse de Ağır Ceza Mahkemesi duruşmalarındaki beyanların incelenmesinde ikrar olarak nitelendirilemeyeceği, davalının kira sözleşmesinin devam ettiği süre boyunca kiralananı kiracının kullanımında bulundurma borcu altında olduğu, ancak mahkememizce dinlenen tanık beyanları da dikkate alındığında davalının kiralananı davacının kullanımında bulundurma borcunu ihlal ettiği, davacının kiralananı kira sözleşmesinin süresinin bitiminden geriye iki yıl kullanamadığı hususunun ispatlandığı, davacının bundan doğan zarardan sorumlu olacağı, davacı tarafından zarar olarak peşin ödenen kira bedellerinin ödenmesinin talep edildiği kanaatine varılmış, davanın kabulü ile davalı borçlunun Alanya 3.İcra Müdürlüğünün 2015/9260 esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın 34.000 TL  asıl alacak yönünden iptaline, takibin takip tarihi itibari ile bu miktar üzerinden devamına karar verilmiştir.

Her ne kadar davacı tarafından icra inkar tazminatı talep edilmişse de yukarıda belirtildiği gibi alacağın yargılamayı gerektirdiği, bu sebeple likit olmadığı kanaatine varılmış, şartların oluşmaması nedeniyle davacının, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesi talebinin reddine”

karar verilmiştir.

Deliller: Taraf beyanları, kira sözleşmesi, icra dosyası, ceza mahkemesi tutanakları.

İstinaf Sebepleri: Davalı vekili, davacının müvekkiline para ödemeden sözleşmeyi imzalattığını, davacının taşınmazı tahliye ettiğine dair yazılı belge olmadığını, davacının ağır ceza mahkemesindeki duruşmada davalıya para ödemediğini kendisinin söylediğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Delillerin Tartışılması ve Gerekçe

Dava, peşin ödenen kira bedelinin sözleşmenin feshi nedeniyle bakiye kalan kısım için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna getirilmiştir.

Davacı 15.07.2013 tarihli ve 4 yıl müddetli, kira sözleşmesinde 4 yıllık toplam 68.000 TL kira bedelinin peşin ödendiğinin yazılı olduğunu, davalının davacını 2. yılın sonunda zorla kiralanandan çıkarttığını belirterek, peşin ödenen kira bedelinden 34.000 TL si için takip yapmış, davalı sözleşmeye peşin ödemeye ilişkin kısımların sonradan yazıldığını, davacının oğlu Mustafa’ya kira ödemesi için talimat vermediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir (HMK md. 190). Senede karşı ispat kuralı gereği iddia ancak yazılı delil ile ispat edebilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa davanın, ikrar (HUMK md. 236 – HMK md. 188) yemin (HUMK md. 344 – HMK md. 227) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.

Öte yandan davalı, kira sözleşmesi konusunda C. Savcılığı’na şikayette bulunmuş, davacı hakkında dolandırıcılık suçundan dava açılmış, davacı ağır ceza mahkemesindeki savunmasında “Ben 2012 yılının Temmuz ayında 1 yıllığına amcam Yaşar’a ait 6 dönüm kapalı serayı, bir evi, iki ilaçlama makinesini ve bir sondajı 15. 000 TL ye kiraladım. Kira sonunda kirayı devam ettirmeye karar verdik. 2013 Temmuz civarı 4 yıllığına yeniden anlaştık. Ancak herhangi bir yazılı sözleşme yapmadık. Anlaşmamıza göre yıllık kira bedeli 17. 000 TL olacaktı ve ben her yıl bu parayı peşin olarak ödeyecektim. 2013 yılı Temmuz aynıda bir seferde 17. 000 TL yi bir yıllık kira bedeli olarak peşin olarak ödedim. Ancak daha sonra amcam olduğu ve paraya ihtiyacı olduğu için bana bundan sonraki kira bedellerini oğlu Mustafa Ö.’e vermemi söyledi ve ben de Mustafa Ö.’e geri kalan 3 yıllık kira bedeli kadar parayı yani yaklaşık 50. 000 TL’ yi ara ara çalıştığımız kooperatif hesabından ve elden ödedim. 2012 yılına ait kira bedelini yine çalıştığımız yani mal verdiğimiz Toslak Hacı K. ve Kalkınma Kooperatifi aracılığı ile Mustafa Ö.’e ödemiştim. Ben kiradan dolayı amcama hiç para vermedim. Amcamın bilgisi dahilinde parayı Mustafa Ö.’e verdim. Yine 2013 yılı kira bedeli kadar olan kısmını yine aynı kooperatif hesabımdan Mustafa Ö.’e ödedim. İki yıllık kira bedeli olan parayı ise nakit olarak Mustafa Ö.’e elden ödedim. Benim kooperatif hesabımdan Mustafa Ö.’in hesabına yatırıldığından kooperatif katibi Mustafa Uyar tanıktır. O dönem Mustafa Ö. de kooperatif başkanı idi. Benim elden ödediğim diğer kira paraları ile ilgili ise ödediğimi gören herhangi bir tanık yoktur. Ancak ben bu 4 yıllık kira ödemesinin tamamını 2014 yılı Mart ayına kadar bitirdim. Yani 4 yıllık ödemenin tamamını önceden peşin olarak yapmış oldum. 2014 yılı Mart ayı civarı idi. Amcam Yaşar Ö. ile yazılı kira sözleşmesi yaptık. Aynı binada ben 3. katta, amcam Yaşar 1. katta ikamet eder. O zaman yanına gittim. Evinde kimse yoktu. Yazılı kira sözleşmesini yaptık. Amcam imzaladı, Biz yazılı kira sözleşmesini yaparken ben ve amcam dışında kimse yoktu.”  demiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 188. (HUMK’nun 236.) maddesi gereğince; “Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettiği vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.” hükmüne göre ikrar, bir tarafın diğer tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğunu bildirmesidir.

Mahkemeye karşı yapılan mahkeme içi ikrar ile ceza davasındaki ikrar geçerli olup,  bağlayıcıdır. İkrar eden, kural olarak ikrardan dönemez, ikrarı ile bağlıdır. İkrar edilen hususlar çekişmeli olmaktan çıkar ve ikrarı yapan taraf aleyhine kesin teşkil eder.

Somut olayda, davacı ceza davasında, davalının talimatıyla, ilk yıl hariç kira paralarını oğluna verdiğini söylediğine göre sözleşmede yazsa bile davalının davacıdan kira bedeli almadığı sabittir. Yine davalı, davacıya kendi adına kira paralarını oğlunun almasını talimat vermediğini belirtmiş olup davacı da davalının böyle bir talimat verdiğini yazılı delillerle kanıtlayamadığına göre davacı kiraya verene ödemediği bir paranın sözleşmenin feshedildiğinden bahisle isteyemez. Öncelikle davacı kiralananı sözleşme süresince kullansa bile 3. bir şahsa yapılan ödeme kiracıyı kira borcundan kurtarmaz. Belirtilen nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. (Emsal: Yargıtay 3. Hukuk Daire’si Başkanlığı Esas no: 2015/13288, Karar no : 2016/7417)

Hüküm

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davalı vekilinin Alanya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/113 esas, 2018/1480 karar sayılı, 12.12.2018 tarihli kararının kaldırılmasına ilişkin yaptığı başvurunun kabulü ile kararın KALDIRILMASINA,

2- Buna göre;

a)- Davanın REDDİNE,

b)- Davalının icra inkar tazminatı talebinin davacının takipte kötüniyetli olduğuna dair delil bulunmadığından REDDİNE,

c)- Peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile artan harcın istek halinde mahkemesince davacıya iadesine,

d)- Davacının yaptığı masrafın kendi üzerinde bırakılmasına,

e)- Davalı yararına AAÜT gereği takdir edilen 4.080 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,

3- İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

4 – Peşin alınan istinaf harcının istek halinde mahkemesince davalıya iadesine,

5- Davalının yaptığı 39,00 TL masrafın davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine dair,

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/2 maddesi gereği duruşmasız ve miktar itibarıyla kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Yıllık Tecrübe
0 +
Mutlu Müvekkil
0 +
Dava Takibi
0 +
Başarı Oranı
% 0 +

Üçüncü Kişiye Kiranın Ödenmesi – Kayseri Kira Avukatı

Dava sürecinde etkin bir temsil için hukuk alanında deneyimli ve güncel mevzuat ile içtihatlara hakim  bir avukattan hukuki destek almanız büyük önem arz etmektedir. Gayrimenkul ve kira hukuku alanında yetkin avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu,  yerli ve yabancı kişi ve kurumlara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Zülküf Arslan Hukuk Bürosu, güvenilir, şeffaf ve profesyonel hizmet anlayışı ile hakkaniyet çizgisinden ayrılmadan faaliyetlerini sürdürmekte ve müvekkillerini mahkeme ve yasal merciler önünde başarı ile temsil etmektedir. Gayrimenkul ve kira hukuku uyuşmazlıklarında herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların ve itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. 

Kayseri Kira Avukatı arıyorsanız gayrimenkul ve kira hukuku alanında 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.