Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış sonucunda yapılan eylemin sonucunun öngörülemeyerek suçun kanuni tanımında belirtilen neticenin gerçekleşmesi halidir. Taksirle yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bir suçtur. Taksirle yaralama; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket eden failin öngörülebilir bir neticeyi “öngöremeyerek” yaralama fiili işlemesidir. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu olarak, taksirle yaralama suçuna ilişkin gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikâyet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. “Taksirle Yaralama Suçu ile ilgili Örnek Yargıtay Kararları”na sitemizden ulaşabilirsiniz. Failin, yaralama eylemini doğrudan kastla bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi halinde kasten yaralama suçundan, dikkatsiz ve özensiz davranışı ile neticeyi öngöremeden yaralamayı gerçekleştirmesi halinde ise taksirle yaralama suçundan bahsedilecektir. Bununla birlikte taksirli yaralama suçunda, fail fiilinin sonucunu öngörememekle birlikte hareketi kendi iradesiyle yapmış olmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda taksirle adam yaralayan kimse için hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Taksirle yaralama suçu, Kanun’da “taksirle bir başkasının vücuduna acı vermek, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına sebep olmak” şeklinde tanımlamıştır. Kanun\’da ayrıca taksirle yaralama suçu kapsamında cezanın artırılacağı nitelikli haller de düzenlenmiştir. Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, alanında uzman Kayseri ceza avukatı kadrosu ve ceza davalarında 15 yılı aşkın deneyimi ile güncel mevzuat ve içtihatlar çerçevesinde, müvekkillerimize en etkili sonucu sağlamak için hukuki destek vermektedir. Taksirle Yaralama Suçunun Cezası 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen taksirle adam suçu, şikayete tabi suçlar arasında olup şikayet süresi, suçun işlenmesinden ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Taksirle yaralama suçunda dava zamanaşımı süresi ise 8 yıldır.  Bununla birlikte zamanaşımı süresinin 12 yıla kadar çıkabildiği belirli süreçler de bulunmaktadır. Bu bağlamda gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Bununla birlikte yaralama suçunun bilinçli taksirle işlenmesi halinde, suçun basit hali şikayete tabi ise de; Kanun’da düzenlenen nitelikli hallerin bilinçli taksirle işlenmesi şikayete bağlı değildir, savcılık tarafından resen soruşturulacaktır. Taksirle yaralama suçu ve cezasının düzenlendiği Türk Ceza Kanunu’na göre taksirle bir başkasının bedenine acı verme, sağlığının algılama kabiliyetinin bozulmasına sebebiyet verme durumunda fail üç aydan bir yıla kadar hapis ya da adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Taksirle yaralama suçunun cezası hapis veya adli para cezası olarak düzenlenmekle birlikte Kanun’da cezayı artırıcı sebepler de öngörülmüştür. Neticesi bakımından ağırlaşmış hallerde taksirle yaralama cezası artırılmıştır. Mağdurun duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması, vücudundaki en az bir kemiğin kırılması, konuşmasında sürekli zorluk ya da yüzünde sabit bir iz oluşması, yaşamını tehlikeye sokan bir durum veya gebe kadının vaktinden önce doğurması durumunda verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Mağdurun iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa yakalanması veya bitkisel hayata girmesi halinde, duyuları ya da organlarından birinin işlevini tamamen yitirmesi halinde, konuşma veya çocuk yapma yeteneğini kaybetmesi halinde, yüzünün sürekli olarak değişmesi ya da gebe kadının çocuğunu kaybetmesi veya düşürmesi halinde ise verilecek ceza 1 katı oranında artırılacaktır. Bununla birlikte fiil birden fazla kimsenin yaralanmasına neden olursa taksirle yaralama suçunun cezası altı aydan 3 yıla kadar hapis olacaktır. Taksirle yaralama suçu, uzlaştırma uygulanmasını gerektiren suçlardandır. Bu bağlamda soruşturma veya kovuşturma aşamasında öncelikle uzlaştırma prosedürünün uygulanması, uzlaşmanın sağlanamaması halinde soruşturma veya yargılamaya devam edilmesi gerekmektedir. Taksirle yaralama suçu şikâyete tabi olduğu gibi mağdur veya müştekinin şikâyetten vazgeçmesi halinde ceza davası düşer. Ancak, bilinçli taksirle adam yaralama suçunun basit şekli şikâyete tabi olmakla birlikte suçun nitelikli hallerinin bilinçli taksirle işlenmesi halinde, soruşturma şikâyete tabi değildir. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taksirle yaralama suçuna ilişkin dava sürecine katılan taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Taksirle Yaralama Suçunda Cezanın Ertelenmesi veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Taksirle yaralama suçu nedeniyle seçimlik ceza olarak adli para cezasına hükmedilebilir. Cezanın hapis cezası olarak tayin edilmesi durumunda ise, artık bu ceza adli para cezasına çevrilemeyecektir. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen şartların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kararı verilmesi mümkündür. Ancak Kanunda bir düzenleme bulunmadığı için taksirle yaralama suçu ile ilgili etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacaktır. Taksirle Yaralama Suçunun Unsurları Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Suçun maddi konusu insandır. Taksirle yaralama suçunun oluşması için ancak bir insan bedeni üzerinde acı verme ya da sağlığını bozma şeklinde gerçekleşmesi gerekir. Taksirle yaralama suçu, bir başkasının sağlığını bozma, algılama yeteneğini bozma ya da vücuduna acı verme neticesinde oluşur. Taksirle yaralama suçunun oluşmasında failin hareketi ile gerçekleşen sonuç arasında bir nedensellik bağının bulunması zorunlu olmakla birlikte suç ancak bir insan hareketi ile gerçekleşebilir. Aksi takdirde, netice faile yüklenemez. Taksir, bu suçun manevi unsurunu oluşturur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarında da belirtildiği üzere taksirli yaralama suçunun unsurları şu şekilde sıralanabilir: Fiilin taksirle işlenebilen bir fiil olması, Hareketin iradi olması, Sonucun iradi olmaması, istenmemesi, Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen fail tarafından öngörülmemiş olması,  Fiil ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması, Fiilin Taksirle İşlenebilen Bir Fiil Olması: Bir fiilin taksirli suç olarak nitelendirilebilmesi için o fiilin kanunda taksirli suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir. Bu bağlamda, taksirli suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda açık ve net olarak belirtilmiştir. Sadece kasten işlenebilen fiiller ve Kanun’da açıkça fiilin taksirli halinin cezalandırılmadığı suçlar, taksirli suç olarak değerlendirilemez. Bu bakımdan, yaralama suçu, taksirle işlenebilen bir suçtur. Hareketin İradi Olması: Kasten işlenen suçlarda olduğu gibi taksirli yaralama suçunda da failin hareketi kendi özgür iradesiyle yapması gerekir. Bununla birlikte failin irade özgürlüğünü kaybetmesi kendi kusuruyla gerçekleşmişse, fail bu durumda taksirli suçtan sorumlu olacaktır. Sonucun İstenmemesi: Fail, yaralama suçuna sebep olan fiili kendi özgür iradesiyle işlemiş olsa da, taksirli yaralama suçundan bahsedebilmek için failin oluşan sonucun meydana gelmesini istememesi gerekir. Sonucun istenmemesi, taksirli suçlar ile kasıtlı suçları birbirinden ayıran en önemli özelliktir. Failin neticeyi istemesi halinde; taksirli suçtan değil, kasten işlenen bir suçtan bahsedilecektir. Sonucun Öngörülebilir Olması: Taksirli

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Boşanma Sonrası Ortak Malların Paylaşımı

Boşanma Sonrası Ortak Malların Paylaşımı Boşanma Sonrası Ortak Malların Paylaşımı: 15 yılı aşkın deneyimi ve boşanma avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, mal rejiminin tasfiyesi davalarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Mal rejimi, Aile Mahkemesi tarafından boşanma kararı verilmesi durumunda dava tarihinden itibaren sona ermiş sayılmaktadır. Bu bağlamda, evlilik birliği içerisinde edinilmiş mallar, boşanma davası açıldığı tarihteki durumuna göre aktif ve pasifi ile birlikte değerlendirilerek tasfiye edilecektir. Fakat boşanma davası açılması, mal rejiminin tasfiyesi için yeterli değildir. Boşanma davası ile birlikte açılan mal rejiminin tasfiyesi davasında, boşanma davasının sonucunun beklenmesi gerekmektedir. Evlilik birliğinin devamı durumunda mal rejiminin tasfiyesinin yasal şartı oluşmayacağı için boşanma davasının reddedilmesi halinde mal rejiminin tasfiyesi davası da reddedilecektir. Bu nedenle boşanma davası sonuçlanmadan mal rejimi davasının bir karara bağlanması mümkün değildir. Boşanma davasının kabulü ile evliliğin sona ermesi durumunda ise; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu gereğince mal rejiminin sona erme tarihi, boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak değil, davanın açıldığı tarih olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, mal rejiminin tasfiyesi dava tarihindeki edinilmiş malların durumuna göre yapılacaktır. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Bununla birlikte, kişisel malların iadesi için evliliğin sona ermesi gerekli değildir. Eşler kişisel mallarının iadesine yönelik olarak birbirlerine karşı her aşamada dava açabilirler. Evlilik Sözleşmesi ve Mal Rejimi Sözleşmesi Hazırlanması Boşanma, evliliğin yasal olarak sona ermesi demektir. Bu bağlamda boşanma davası açmadan önce hak ve taleplerin etkili bir biçimde ileri sürülmesi ve dava süreci ve sonrasında herhangi bir hak kaybına uğramamak için aile hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır. 15 yılı aşkın deneyimi ve boşanma avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, evlilik öncesinde veya evlilik devam ederken evlilik sözleşmesi ve mal ayrılığı sözleşmesi hazırlanmasında ve özellikle eşlerin sözleşmeler hakkında bilgilendirilmesi konusunda müvekkillerine hukuki destek sağlamaktadır. Evlilik Sözleşmesi ile Mal Ayrılığı Sözleşmesi / Mal Rejimi Sözleşmesi birbirinden farklı sözleşmelerdir. Mal Ayrılığı Sözleşmesi için hâkim onayı gerekli değil iken başka bir ifadeyle sözleşme her halde geçerli iken; Evlilik Sözleşmesi aile hâkiminin onayına tabidir. Bu bağlamda Hâkim, kadın veya çocuğun aleyhine olan Evlilik Sözleşmesi hükümlerini kabul etmeyebilir. Ayrıca noterler de boşanmayı kolaylaştırıcı evlilik sözleşmeleri yapmamaktadır. Mal Rejimi Sözleşmesi, taraflara ait malların evlilik sürecinde nasıl yönetileceği ile birlikte boşanma halinde malların nasıl tasfiye edileceğini düzenleyen sözleşmelerdir. Mal rejimi tasfiye edilirken eşlerin birbirlerinden ne tür talepleri olacağı, taraflarca seçilen mal rejimine göre belirlenecektir. Mal Rejimi Sözleşmesi, evlilikten önce veya sonra noterde yapılabileceği gibi nikâh töreni sırasında evlendirme memuruna yapılacak bir beyanla da yapılabilmektedir. Uygulamada mal rejimi sözleşmesi, eşlerden birinin evlenme gerçekleştikten sonra sözleşmesi yapmaya yanaşmaması ihtimaline karşı genellikle nikâhtan önce yapılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu mal rejimleri konusunda genel hükümleri düzenlemekle birlikte taraflara birtakım konular ve mallar üzerinde özel düzenleme yapma hakkı da tanımıştır. Bu bağlamda mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme şeklinde yapılabilmekle birlikte aile hukuku alanında deneyimli bir avukat tarafından tarafların özellikleri ve talepleri çerçevesinde kişiye özel olarak hazırlanıp notere onaylatılabilir. Türk Medeni Kanunu, mal rejimi sözleşmesi hazırlanırken tarafların özel düzenlemeler yapmalarına imkân verdiği için tarafların talepleri çerçevesinde mal rejimi sözleşmesinin kişiye özgü yapılması ve aile hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması daha sağlıklı olacaktır. 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, evlilik sözleşmesi ve mal ayrılığı sözleşmesi hazırlanmasında ve özellikle eşlerin sözleşmeler hakkında bilgilendirilmesi konusunda müvekkillerine hukuki destek sağlamaktadır. Boşanma Sonrası Ortak Malların Paylaşımı / Mal Rejiminin Tasfiyesi Boşanma davası sürecinde çocukların velayeti, tazminat ve nafaka gibi hususlarla birlikte mal rejimi ve sonuçları da gündeme gelmektedir. Boşanma sonrası süreçte mal rejimleri önem taşımaktadır. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi ile uygulamada sıkça tercih edilen mal ayrılığı rejiminin taraflarca açık, net ve doğru bir şekilde öğrenilmesinde yarar vardır. Edinilmiş mallara katılma rejimi yasal rejim olduğu için bir sözleşme ile ayrıca kararlaştırılmasına gerek yoktur. Bununla birlikte uygulamada sıkça rastlanılan mal ayrılığı rejiminin seçilmesi ve kararlaştırılan hususların Mal Ayrılığı Rejimi Sözleşmesi’nde açık, net ve geçerli bir şekilde belirtilmesi önemli taşımaktadır. Evlilik öncesi veya evlilik sırasında düzenlenebilen mal rejimi sözleşmesinin evlilik sırasında değiştirilebilmesi de mümkündür. Mal rejiminin değiştirilmesi eşlerin ortak kararıyla noterde gerçekleştirilebilmekle birlikte bazı özel durumlarda mal rejiminin değiştirilmesi davası ile mümkün olabilmektedir. Bu kapsamda aile hukuku alanında deneyimli bir avukattan bilgi ve hukuki destek alınması faydalı olacaktır. Kayseri boşanma avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz, mal rejiminin tasfiyesi konuları dâhil olmak üzere boşanma ile ilgili her türlü konuda, avukatlık ve arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Yasal Mal Rejimi Mal paylaşımı davası olarak da bilinen mal rejiminin tasfiyesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu bağlamda eşlerin başka bir mal rejimi düzenlememesi halinde; eşler yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaklardır. Başka bir ifadeyle eşler arasında geçerli olacak mal rejiminin seçimine ilişkin bir evlilik sözleşmesi mevcut değilse, Kanun gereğince edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olacaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yer alan düzenlemeye göre; evlenmeden önce veya evlilik sırasında yapılabileceği belirtilen mal rejimi sözleşmesinin geçerli olabilmesi için noterde düzenlenmesi veya düzenlenen sözleşmenin noterce onaylanması gerekmektedir. Şekil şartına uyulmaması durumunda taraflar arasında yapılan yazılı sözleşme geçerli olması ve hüküm ifade etmesi mümkün değildir. Ayrıca Kanunda tarafların evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilecekleri de belirtilmiştir. Bu durumda bir sözleşme düzenlenmesi veya noter onayı aranmayacak ise de eşler bu durumda sadece mal rejimi seçimi yapabilecek, mal rejimine ilişkin özel ve ayrıntı hükümleri düzenleyemeyeceklerdir. İlgili Mevzuat için Tıklayınız 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Eşler Arasındaki Mal Rejimi Birinci Ayırım – Genel Hükümler Yasal mal rejimi – Madde 202 Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.   Mal rejimi sözleşmesi Sözleşmenin içeriği – Madde 203 Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.   Sözleşme ehliyeti – Madde 204 Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir. Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.   Sözleşmenin şekli – Madde 205 Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya

Boşanma Sonrası Ortak Malların Paylaşımı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Mirasın Reddi Mümkün mü?

Mirasın Reddi Davası Nasıl Açılır? Miras hukuku; gerçek bir kişinin ölümü veya gaipliğine karar verilmesi durumunda, ölenin mirasının kimlere, ne oranda ve nasıl intikal edeceğini düzenleyen hukuk kurallarından meydana gelen özel hukuk dalıdır. Miras hukukunda; ölümü sonrasında kendisinin hukuki ilişkilerinin, menkul ve gayrimenkul tüm mallarının akıbetini düzenleyen kişiye muris, miras bırakan denmektedir. Mirasın intikali ile terekeye sahip olan kimselerin, bu intikal sonucunda iktisap ettikleri haklara miras hakkı; miras bırakanın ölümü veya gaipliğine karar verilmesi üzerine terekede hak sahibi olan kişiye de “mirasçı” denilmektedir. Mirasın paylaştırılması, miras bırakanın hayatta iken vasiyetname veya miras sözleşmesi düzenleyip düzenlememesine göre değişmektedir. Bu kapsamda miras bırakanın miras sözleşmesi veya vasiyetname düzenlemiş olması halinde paylaşım; yasal mirasçılarının saklı payları kalmak kaydıyla vasiyetname veya miras sözleşmesinde yazıldığı şekle göre yapılacaktır. Miras bırakanın herhangi bir ölüme bağlı tasarruf yapmamış olması halinde ise, yasal mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen şekilde tereke üzerinde hak sahibi olacaktır. Miras bırakanın vefatının ardından miras, kendiliğinden mirasçılara geçer. Ancak terekenin borcunun fazlalığı gibi nedenlerden dolayı mirasçılar miras bırakanın mirasını reddetme hakkına sahiptir. Mirasın reddi; miras bırakanın vefatını sonrasında mirasçıların kendi istekleri ile miras hakkından vazgeçmesi anlamına gelmektedir. Mirasın reddi ile birlikte mirasçılar miras bırakanın borçlarından kurtulacak, ancak alacaklarından da mahrum kalacaktır. 15 yılı aşkın deneyimi ile Kayseri miras avukatı kadromuz mirasın reddedilmesi davalarında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Mirasın reddi hakkı, külli halefiyet ilkesinin bir gereğidir. Başka bir ifadeyle mirasın istenmesi, işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekli değildir. Yasal süre içinde reddedilmemesi halinde miras, kayıtsız ve şartsız olarak mirasçılara geçer. Ancak mirasın reddi isteminin geçerli şekilde ve yasal süresi içerisinde yapılması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu gereğince miras, üç ay içinde ret olunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendiklerini ispat edememeleri halinde miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten itibaren; vasiyetname ile atanmış mirasçılar içinse miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Mirasın reddi, kayıtsız ve şartsız bir şekilde yapılmalıdır. Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde açılacak bir dava ile miras reddedilebilir. Bir mirasçının mirası reddetmesi halinde; miras sadece reddedene geçmez, diğer mirasçılar bu reddetmeden etkilenmeyecektir. Mirası reddeden mirasçının payı ise, sanki mirasın açıldığında hayatta değilmiş gibi altsoylarına geçer. Kanun\’a göre yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedilen miras, Mahkemece iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değer olması durumunda, hak sahiplerine mirası reddetmemişler gibi dağıtılır. Miras Reddinin İptali Miras bırakanın hayatta iken üstlendiği borçlar, bazı durumlarda mirasçıların mağduriyetine neden olabilmektedir. Mirasçılar bu durumlarda alacaklılarından mal kaçırmak için mirası reddetmekte, ancak gerçekte kayıt dışı olarak mirastan yararlanmaya devam edebilmektedirler. Mal varlığı borcuna yetmeyen mirasçının alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddetmesi halinde; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği gerekçesiyle ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali için dava açabilir. Mahkemece reddin iptaline karar verilmesi durumunda, miras resmen tasfiye edilmektedir. Tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçıya düşen paydan öncelikle itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir. Arta kalan değer olması halinde ise, geçerli olsa idi retten yararlanacak mirasçılara verilir. Miras bırakanın borçlarından sorumlu olmak istemeyen mirasçıların, miras hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek almasında fayda vardır. Miras hukukunun çok detaylı ve geniş bir hukuk dalı olması sebebiyle miras hukuku alanında deneyimli bir avukattan profesyonel bir yardım alınması önem arz etmektedir. 15 yılı aşkın deneyimi ile Kayseri miras avukatı kadromuz miras hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Kayseri Miras Avukatı Zülküf Arslan Hukuk Büromuz bünyesinde avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti  veren avukat kadromuz, -bunlarla sınırlı olmamak üzere- müvekkillerimize şu hizmetleri sunmaktadır: Veraset ilamı alınması Vasiyetname düzenlenmesi Vasiyetname iptali davası Tenkis davası açılması Mirastan feragat sözleşmesi hazırlanması Mirasçılık belgesinin iptali davası Mirasın reddi davası açılması Muris muvazaası davası açılması Ölünceye kadar bakma sözleşmesi  15 yılı aşkın deneyimi ile uzman avukat kadromuzdan mirasın reddi veya miras hukukuna ilişkin diğer uyuşmazlıklarda dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Google Facebook Twitter Instagram

Mirasın Reddi Mümkün mü? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Muris Muvazaası ve Tenkis Davası Nasıl Açılır?

Muris Muvazaası Davası Kayseri miras avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz, muris muvazaası davalarında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Muris muvazaası, muris yani miras bırakan tarafından gerçekleştirilen tasarrufun, 3. kişilere ve özellikle diğer mirasçılara karşı farklı gösterilmesidir. En sık karşılaşılan örnek, miras bırakanın diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla aslında bedelsiz olarak devrettiği taşınmazı satış yapılmış gibi göstermesidir. Muris muvazaası davası hakkında Yargıtay’ın örnek kararı şu şekildedir: Özellikle küçük kırsal bölgelerde kız çocuklarını mirastan mahrum etmek amacıyla muris erkek çocuğu ile anlaşarak gerçekte bağışlamak istediği malvarlığını, kötü niyetle satış göstermek suretiyle devir işlemi gerçekleştirmektedir. Bunun yanında eşin ölümü veya boşanma sebebiyle yeniden evlenen erkek, önceki eşinden olma çocuklarını sonraki eşin etkisiyle mirastan mahrum etmek amacıyla sonraki çocuklara gerçekte bağışlamak istediği malvarlığını satış göstermek suretiyle onlara intikal ettirmektedir.Bu türlü muvazaalı tasarruflar karşısında gerek kız çocuklarını erkek çocuklarla eşit miras hakkına kavuşturmak ve gerekse murisin çocukları arasında eşitliği sağlamak amacıyla muvazaa hukuksal nedenine dayanarak dava açabilme hakkına sahiptirler. Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal edilmekte, hukuka uygun olarak tescil sağlanmaktadır. Mirasçılar, dava yoluyla resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Dava açan mirasçıların saklı paylı olmaları gerekli değildir. Muris muvazaası davasını mirasçı sıfatını taşıyan yasal veya atanmış mirasçılar ile evlatlıklar açabilmektedir. Davalılar ise muvazaa konusu işlem ile pay edinen kişilerdir.  Muris muvazaası davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise tapu iptal ve tescil davalarının gereği olarak taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Muris muvazaası davasında herhangi bir zamanaşımı söz konusu olmadığı için dava her zaman açılabilir. Muvazaa iddiası, her türlü delille ispatlanabilir. Özellikle satın almış gibi gösterilen mirasçının alım gücü, miras bırakanın satma niyetinin olup olmadığı, işlemden sonra taşınmazın kullanmaya devam edilip edilmediği, bedeller arasındaki yakınlık, yöresel uygulamalar, aile içindeki ilişkiler, muvazaanın varlığı veya yokluğu konusunda dikkate alınacaktır. Tenkis Davası Vasiyetnamenin iptalinin sağlanamaması halinde saklı payı ihlal edilen mirasçılar ya da dava açma hakkına sahip diğer ilgililer, saklı payların ihlal edilmesini gerekçe göstererek saklı paylarını korumak isteyebilirler. Miras bırakanın tasarruf yetkisini aşarak saklı paylı mirasçılarının kanuni haklarına zarar vermesi durumunda saklı paylı mirasçılar tenkis davası açabilmektedir. Bu kapsamda öncelikle saklı pay kavramının anlaşılması gerekmektedir. Saklı paylı mirasçı, miras bırakan hangi tasarrufu yaparsa yapsın miras payı yasal olarak belirli oranda korunan mirasçı anlamına gelmektedir. Miras bırakan, bu paya belirli istisnalar dışında dokunamaz, dokunması halinde miras bırakanın tasarrufu iptal edilir. Kanun\’da sınırlı olarak sayılan saklı paylı mirasçılar; Miras bırakanın altsoyu (çocuk, torun, evlatlık gibi), miras bırakanın eşi, miras bırakanın anne ve babası saklı paylı mirasçılardır. Daha önce saklı paylı mirasçılardan sayılan kardeşler, Kanun’da yapılan değişiklik ile artık saklı paylı mirasçı statüsünde değildir. Saklı Payların Oranları Altsoylar bakımından saklı pay, yasal miras payı oranının yarısı kadardır. Anne ve baba bakımından saklı pay, yasal miras payının dörtte biri kadardır. Eş için saklı pay oranı ise değişme göstermektedir. Eşin birinci ve ikinci zümreden mirasçılar ile birlikte mirasçı olması durumunda saklı payı, yasal miras payının tamamıdır. Üçüncü zümre ile birlikte mirasçı olması durumunda ise eşin saklı payı, yasal miras payının dörtte üçü kadardır. 15 yılı aşkın deneyimi ve Kayseri miras avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, tenkis davası sürecinde müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Tenkis davası da vasiyetnamenin iptali davasında olduğu gibi ancak miras bırakanın ölümünden sonra açılabilir. Miras bırakan henüz vefat etmeden bu davalar açılamaz. Tenkis davası, saklı paylı mirasçılardan herhangi biri tarafından veya saklı paylı mirasçıların alacaklıları ile iflas masası tarafından açılabilir. Davalılar ise, saklı paylar ihlal edilerek kazandırmada bulunulan kişilerdir. Kanun gereğince tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı pay haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Tenkiste sıra; saklı pay tamamlanıncaya kadar öncelikle ölüme bağlı tasarruflardan, yetmemesi halinde en yeni tarihliden daha eski tarihliye doğru gitmek şartıyla sağlar arası kazandırmalardan yapılması şeklindedir. Türk Medeni Kanunu’nda yer alan düzenlemelere göre; birtakım karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabidir: Miras bırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlar arası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi, Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar, Miras bırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar, Miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.   Kayseri Miras Avukatı Zülküf Arslan Hukuk Büromuz bünyesinde avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti  veren avukat kadromuz, -bunlarla sınırlı olmamak üzere- müvekkillerimize şu hizmetleri sunmaktadır: Veraset ilamı alınması Vasiyetname düzenlenmesi Vasiyetname iptali davası Tenkis davası açılması Mirastan feragat sözleşmesi hazırlanması Mirasçılık belgesinin iptali davası Mirasın reddi davası açılması Muris muvazaası davası açılması Ölünceye kadar bakma sözleşmesi   15 yılı aşkın deneyimi ile uzman avukat kadromuzdan muris muvazaası, tenkis davası veya miras hukukuna ilişkin diğer uyuşmazlıklarda dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Google Facebook Twitter Instagram

Muris Muvazaası ve Tenkis Davası Nasıl Açılır? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Nafaka Davası ile Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Nafaka Davası ile Maddi ve Manevi Tazminat Davası Açılması Nafaka Davasında Avukatın Önemi Kayseri boşanma avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz, anlaşmalı boşanma veya çekişmeli boşanma davalarında boşanma avukatı ve arabulucusu olarak tazminat davası, nafaka davası ve nafakanın artırılması davası, velayet, mal rejiminin tasfiyesi konuları dâhil olmak üzere boşanma ile ilgili her türlü konuda, avukatlık ve arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Nafaka, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olup eşin boşanma sonrasında nafakaya hak kazanabilmesi için kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Maddi Tazminat ve Yoksulluk Nafakası Boşanma sonrasında Mahkemece maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya somut olayın nitelik ve gerekleri dikkate alınarak irat olarak ödenmesine karar verilebilir. İrat şeklinde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü durumunda kendiliğinden kalkar. Ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda  düzenlendiği üzere boşanma kararının kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmesi halinde de nafaka davası zaman aşımına uğramaktadır. Bununla birlikte Türk Medeni Kanunu uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde irat şeklinde ödenen tazminat veya nafakanın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Ayrıca alacaklı tarafın evli olmayıp evli gibi hayat sürdürmesi, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde, irat şeklinde ödenmesine karar verilen tazminat veya nafaka mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Nafakanın Artırılması Davası Nafaka miktarının yeniden belirlenebilmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda  düzenlenmiştir: Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.” Yargıtay içtihatlarında da nafakanın yeniden belirlenebilmesi hususunda hakkaniyet ve güven ilkelerine vurgu yapılmaktadır. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile şartları oluştuğu takdirde artırılabilir veya azaltılabilir. Aksi düşünce “güven” ilkesine aykırı düşer. Zira davacının sözleşme (protokol) ile elde ettiği statüye beslediği güven, dayalı borçlunun sosyal ve ekonomik durumunun bu özel statüyü koruyacak seviyeden daha aşağı düşmediği (kötüleşmediği) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamaz. Kanuni düzenlemeler ile Yargıtay içtihatları dikkate alındığında; şartların değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın dava yolu ile arttırılması, azaltılması ya da kaldırılması mümkündür. Ancak bu bağlamda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, değişen şartların nafakaya esas teşkil eden durumla ilişkili olması gerekliliğidir. Nafakanın Uyarlanması Davasında nafaka ödeyen veya alan eşin maddi durumunun değişmesi veya hakkaniyetin, nafaka uyarlama talebini haklı göstermesi gerekmektedir. Nafakanın uyarlanması talebine ilişkin açılacak dava için herhangi bir süre olmamakla birlikte taraflar şartların değişmesi üzerine dava açabilir. Ancak bu kapsamda iştirak nafakasında çocuğun ergin olması tarihine dikkat edilmesi gerekmektedir çünkü bu tarihten sonra uyarlama talebinde bulunulması mümkün değildir. Tazminat Davasında Avukatın Önemi Kayseri boşanma avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz; tazminat davası, nafaka davası ile nafakanın artırılması davası, mal rejiminin tasfiyesi gibi konular başta olmak üzere boşanma ile ilgili her türlü konuda, avukatlık ve arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda menfaatleri zedelenen veya kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşin, kusurlu olan diğer taraftan maddi ve manevî tazminat isteyebileceği düzenlenmiştir. Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Kişilik hakları saldırıya uğrayan davacının, kusurlu olan davalıdan maddi ve manevi tazminat isteme hakkına ilişkin kanuni düzenleme çerçevesinde örnek olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi “Zina kişilik haklarına tecavüz oluşturduğundan, kusursuz eş lehine boşanma ile birlikte manevi tazminata da hükmedilmesi gerekir.” şeklinde karar vermiştir. Bununla birlikte Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; mahkemeye başvurarak kocasının eve dönmesi için ihtar isteğinde bulunan kadının, bu talebini ihtar tarihinden önceki olayları affetmesi veya hoşgörü ile karşılaması olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda kocanın artık kusurlu sayılmayacağına ve maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğine karar vermiştir. Tazminat talebinde bulunan eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması; bir zararın varlığının bulunması ve hukuka aykırılık bulunması gerekmektedir. Kocanın eşine hakaret etmesi, boşanmaya sebep teşkil etmekte ve davalı kocanın kusurlu sayılması durumunda maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verilebilmektedir. Bununla birlikte eşin kendisine yönelik hakaretlerine sebebiyet veren diğer eşin tazminat hakkına ilişkin Yargıtay, tazminata hak kazanabilmesi için eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerektiğine karar vermiştir. Toplanan delillerden; davalı kadının kocasına onur kırıcı kelimeler söylediği; davacının da davalıyı dövdüğü ve defol git dediği anlaşılmaktadır. … Boşanmaya sebep olan söz konusu olayda, tazminat isteyen kadın kusursuz ya da az kusurlu olmayıp eşit kusurludur. Bu durumda kadın yararına manevi tazminata hükmolunamaz. Kusursuz ya da daha az kusurlu olan eş, boşanma neticesinde zedelenen kişilik hakları ve bozulan manevi dengesinin yeniden kurulabilmesi için karşı taraftan manevi tazminat talep edebilir. Ancak tazminata hak kazanılabilmesi için karşı tarafın daha ağır kusurlu olması gerekmektedir. Bununla birlikte manevi haklarının ihlal edildiğini ileri süren eş, bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Davacı eş kişilik haklarına saldırı niteliğindeki somut olayın varlığını kanıtlayamaması halinde, manevi tazminata hak kazanmaz. Bu bağlamda talep ve delillerin etkili bir biçimde ileri sürülmesi ve hak kaybına uğramamak için aile hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır.  Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, 15 yılı aşkın deneyimi ve boşanma avukatı kadrosu ile müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. İlgili Mevzuat için Tıklayınız 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Boşanmada tazminat ve nafaka Maddî ve manevî tazminat – Madde 174 Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Mail-bulk Google-plus-g Whatsapp Facebook-f X-twitter Instagram Linkedin Balance-scale Yıllık Tecrübe 0 + Mutlu Müvekkil 0 + Dava Takibi 0 + Başarı Oranı % 0 + Nafaka Davası ile Tazminat Davası Açılması – Kayseri Boşanma Avukatı Alanında yetkin Kayseri boşanma avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu, anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma davalarında Kayseri boşanma avukatı ve arabulucu olarak tazminat davası, nafaka davası, velayet davası, mal rejiminin tasfiyesi gibi aile hukuku ile ilgili her türlü konuda avukatlık, arabuluculuk

Nafaka Davası ile Tazminat Davası Nasıl Açılır? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Vasiyetnamenin İptali Davası Nasıl Açılır?

Vasiyetname Hazırlama ve Vasiyetnamenin İptali Kayseri miras avukatı kadromuz, vasiyetname hazırlanması ve sonrasında çıkabilecek vasiyetnamenin iptali davalarında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ölen bir kişiye ait menkul ve gayrimenkul tüm malları, kişi hayatta iken başka bir şekilde tasarrufta bulunmazsa, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen oranlara göre mirasçılara intikal edecektir. Ancak kişi, ölümü sonrasında kendisine ait menkul, gayrimenkul mal veya hak ve alacaklarının bu oranlara göre değil de kendi arzu ettiği şekilde mirasçılara veya başka kişilere geçmesine karar verme hakkına sahiptir. Bu durumda kişi, vasiyetname veya miras sözleşmesi düzenleyebilir. Vasiyetname; miras bırakanın ölümünden sonra hüküm doğurmak üzere tek taraflı irade beyanı ile hazırladığı ve menkul ve gayrimenkul mallarının hangi oranda kime verileceğini içeren metindir. Vasiyetnamenin içeriğinin değerlendirilebilmesi ve geçerli olabilmesi için öncelikle şekil şartlarına azami derecede dikkat edilmesi gerekmektedir. Kanunen çok sıkı şekil şartlarına bağlı olan vasiyetnamedeki herhangi bir şekli eksiklik, vasiyetnameyi geçersiz kılabilir.  Bu nedenle vasiyetname hazırlanmasında, miras hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır. Türk Medeni Kanunu, vasiyet düzenleyebilmek için on beş yaşını doldurmuş olma ve ayırt etme gücüne sahip olma şartını aramaktadır. Bununla birlikte Kanun gereğince vasiyetname, “resmî şekilde veya miras bırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak” yapılabilir. Resmi Vasiyetname: Noter, Sulh Hâkimi ya da yetkili memur önünde yapılan vasiyetname türüdür. Vasiyetnamenin bu şekilde yapılabilmesi için miras bırakanın yanında ayrıca iki tanığın bulunması gerekmektedir. Resmi vasiyetnamede tanıkların, vasiyetname ile miras bırakandan herhangi bir kazanımda bulunmamaları gerekir. El Yazısı ile Vasiyetname: Kişinin kendi el yazısı ile hazırlamış olduğu vasiyetname türüdür. Bu vasiyetnamenin baştan sona bizzat düzenleyen tarafından el yazısı ile yazılması, yazıldığı tarihin açıkça belirtilmesi ya da belirlenebilir bir tarihin atılması ve metnin ıslak imza ile imzalanması şarttır. Zorunlu olmamakla birlikte el yazılı vasiyetname saklanması için notere ya da sulh hukuk hâkimine bırakılabilir. Sözlü Vasiyetname: Ancak olağanüstü hallerde (savaş, yakın ölüm tehlikesi, şiddetli hastalık gibi…) ve diğer iki vasiyetname türünün yapılmasına imkân olmayan hallerde 2 tanıkla yapılabilen vasiyetname türüdür. Resmi vasiyetnamede yer alabilecek tanıklara ilişkin yasaklar, okuryazar olma dışında sözlü vasiyetnamedeki tanıklara da uygulanır. Kişinin farklı türde bir vasiyetname yapabilecek durumda olması halinde sözlü vasiyetname geçerli olmayacaktır. Miras bırakanın diğer yollarla vasiyetname düzenleyebilecek bir duruma gelmesi halinde, bu tarihten itibaren 1 ay sonra sözlü vasiyetnamesi kendiliğinden geçersiz hale gelir.   Vasiyetnameden Dönme Vasiyetnameler, miras bırakanın tek taraflı iradesine bağlı olarak yapılan hukuki işlemlerdir. Dolayısıyla miras bırakan düzenlediği vasiyetnameden her zaman dönme hakkına sahiptir ve bu dönme için başka bir kimsenin ya da lehine tasarrufta bulunduğu kişinin onayına gerek yoktur. Vasiyetnameden dönme, 3 şekilde gerçekleştirilebilir: Yeni Vasiyetname Oluşturma ile: Miras bırakan kanundaki şartlara uygun olarak düzenleyeceği yeni vasiyetname ile eski vasiyetnamesinden tamamen veya kısmen geri dönebilir. Yok Etme ile: Miras bırakan vasiyetnameyi herhangi bir şekilde yok ederek mevcut vasiyetnameyi ortadan kaldırabilir. Sonraki Tasarruf ile: Düzenlediği vasiyetnamede belirli malını belirli bir kişiye bırakan kişi, daha sonra bu mal üzerinde vasiyetnamesi ile bağdaşmayacak şekilde bir tasarrufta bulunması (örneğin üçüncü bir kişiye satması) halinde vasiyetinden dönmüş sayılacaktır. Vasiyetnamenin İptali Davası Düzenlenmiş vasiyetnamenin iptalinin istenebilme sebepleri, Türk Medeni Kanunu’nda ehliyetsizlik (yaş küçüklüğü, akıl zayıflığı, sarhoşluk vb.), irade sakatlığı (yanılma, aldatma, korku, zorlama vb.), hukuka ve ahlaka aykırılık (vasiyetnamenin içeriğinin hukuka ve ahlaka aykırı olması durumu) ile şekle aykırılık şeklinde sayılmıştır. Vasiyetnamenin iptali, ancak miras bırakanın vefatından sonra açılacak vasiyetnamenin iptali davası yoluyla istenebilir. Vasiyetnamenin Kanunda belirtilen nitelikler ile oluşturulmaması durumunda, vasiyetnamenin ya da bir bölümünün geçersizliğini ileri süren taraf, vasiyetnamenin iptali davası açabilmektedir. Vasiyetnamenin iptali davasında görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise ölenin son yerleşim yeri mahkemesidir. Ölenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. Mahkemece vasiyetnamenin iptaline ilişkin verilen karar, geçmişe etkili bozucu yenilik doğuran karar niteliğindedir. 15 yılı aşkın deneyimi ile Kayseri miras avukatı kadromuz, vasiyetname iptali davalarında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Vasiyetnamenin tamamı ya da bir bölümünün iptali istemiyle açılacak vasiyetnamenin iptali davasında tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı davacı olabilir.  Türk Medeni Kanunu’na göre vasiyetnamenin iptali için şu hallerden en az birinin bulunması gerekmektedir; Vasiyetnameye konu tasarruf ehliyetsiz bir kişi tarafından yapılmış olmalı, Tasarruf yapan kişi, yanılma, aldatma, korkutma ya da zorlamaya maruz kalmış olmalı, Tasarrufun içeriğinde, bağlandığı koşullarda ya da yüklemelerde hukuka ya da ahlaka aykırılıklar söz konusu olmalı, Tasarruf için kanunda öngörülen sıkı şekil şartlarına aykırılıklar olmalıdır. Kanunda belirtilen bu durumlardan her biri tek başına vasiyetnamenin iptal edilmesi için yeterlidir. Vasiyetnamenin iptali davası açısından hak düşürücü süreler söz konusudur. Kanuna göre iptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve herhâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer. Miras hukukunun çok detaylı ve geniş bir hukuk dalı olması sebebiyle miras hukuku alanında deneyimli bir avukattan profesyonel bir yardım alınması önem arz etmektedir. 15 yılı aşkın deneyimi ile Kayseri miras avukatı kadromuz miras hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.   Kayseri Miras Avukatı Zülküf Arslan Hukuk Büromuz bünyesinde avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti  veren avukat kadromuz, -bunlarla sınırlı olmamak üzere- müvekkillerimize şu hizmetleri sunmaktadır: Veraset ilamı alınması Vasiyetname düzenlenmesi Vasiyetnamenin iptali davası Tenkis davası açılması Mirastan feragat sözleşmesi hazırlanması Mirasçılık belgesinin iptali davası Mirasın reddi davası açılması Muris muvazaası davaları açılması Ölünceye kadar bakma sözleşmesi  15 yılı aşkın deneyimi ile uzman avukat kadromuzdan veraset ilamı ve miras hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Google Facebook Twitter Instagram

Vasiyetnamenin İptali Davası Nasıl Açılır? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Veraset İlamı Nasıl Alınır, İptal Edilebilir mi?

Veraset İlamı – Miras Hukuku Kayseri miras avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu, vasiyet ve miras sözleşmelerinin düzenlenmesi, veraset ve intikal işlemlerinin yürütülmesi, mirasın reddi, tasarrufun iptali, tereke tespiti, izale-i şüyuu, ecri misil, vakıf kurulması ve benzer diğer miras uyuşmazlık ve davalarına ilişkin müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Kayseri miras avukatı kadromuz 15 yılı aşkın deneyimi ile güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde; miras hukuku ile ilgili davalarda, veraset ilamı alınması, vasiyetname düzenlenmesi, vasiyetnamenin iptali, tenkis davası açılması, mirastan feragat sözleşmesi hazırlanması gibi hususlarda hukuki destek hizmetleri vermektedir. Kayseri miras avukatı kadromuz ayrıca mirasçılık belgesinin iptali davası, mirasın reddi davası açılması, muris muvazaası davası açılması, ölünceye kadar bakma sözleşmesi, veraset ve intikal işlemleri, veraset vergisi, izaleyi suyu davası, ortaklığın giderilmesi davalarında müvekkillerine en etkili sonucu sağlamak için hukuki destek vermektedir. Miras hukuku; ölen veya gaipliğine karar verilen gerçek bir kişinin mirasının kimlere, hangi oranda ve nasıl intikal edeceğini düzenleyen hukuk kurallarından meydana gelen özel hukuk dalıdır. Miras hukukunda; ölümü sonrasında kendisinin hukuki ilişkilerinin, menkul ve gayrimenkul tüm mallarının akıbetini düzenleyen kişiye muris, miras bırakan denmektedir. Mirasın intikali ile terekeye sahip olan kimselerin, bu intikal sonucunda iktisap ettikleri haklara miras hakkı; miras bırakanın ölümü veya gaipliğine karar verilmesi üzerine terekede hak sahibi olan kişiye de “mirasçı” denilmektedir. Veraset İlamı – Mirasçılık Belgesi 15 yılı aşkın deneyimi ile Kayseri miras hukuku avukatı kadromuz veraset ilamı alınması ve sonrasında intikal işlemlerinin yapılmasında müvekkillerimize hukuki destek vermektedir. Veraset ilamı, miras bırakanın ölümünden sonra mirasçılar tarafından edinilen, mirasçıları ve miras paylarını gösteren evraktır. Veraset ilamı ya da mirasçılık belgesi, noterden ya da Sulh Hukuk Mahkemesinden edinilebilir. Ancak yabancılık unsuru olan aile bağları söz konusu olduğunda, veraset ilamı yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesinden alınabilir. Miras bırakanın terekesinin paylaşımında mirasçılar ve mirasçıların miras paylarını gösteren veraset ilamı gereklidir. Bir anlaşmazlık ya da uyuşmazlık yoksa intikaller de veraset ilamında gösterilen miras payları üzerinden yapılacaktır. Veraset ilamı, aksi sabit olana kadar geçerlidir ve her zaman alınabilir. Miras bırakanın ölümünden sonra alınan veraset ilamı, daha sonra mirasçılardan birinin mirası reddetmesi üzerine yenilenebilir. Veraset ilamının çıkarılmasının ardından mirasçıların terekede bulunan taşınmazları intikal ettirebilmeleri için öncelikle miras bırakan ile taşınmazın ilişiğinin kesilmesi gerekmektedir. Vergi dairesinde veraset ve intikal vergisinin ödenmesi ile birlikte, tapu işlemleri gerçekleştirilebilir. Mirasçılar, taşınmazı el birliği mülkiyeti veya paylı olarak edinebilirler. El birliği ile mülkiyette mirasçılar, taşınmazın tamamı üzerinde herhangi bir oran olmaksızın hep birlikte sahiptirler. Bu durumda taşınmaz üzerindeki tasarruf için mirasçıların tamamının rızası şarttır. Mirasçıların belli bir payı olmadığından, çok küçük bir kısımda dahi işlem yapamazlar.  Paylı mülkiyette ise mirasçıların payları bellidir. Mirasçının kendi payı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma hakkı olmakla birlikte Kanun diğer paydaşlara ön alım hakkı tanımaktadır. Bu bağlamda payını satmak isteyen mirasçı, öncelikle diğer mirasçılara durumu bildirmeli ve onlara teklif etmelidir. Aksi takdirde açılacak dava ile işlem iptal edilebilecektir. Edinmeler öncesinde rayiç değerler alınmalı, emlak ve sair vergiler ödenmeli, tapuda gerekli işlemler yapılmalıdır. Söz konusu intikal işlemleri, taraflarca bizzat yapılabileceği gibi yasal temsilci veya avukat aracılığıyla da yapılabilir. Veraset İlamının Doğruluğu Bir Karinedir Veraset ilamı, mirasçılık belgesinin doğru olduğu hususu bir karinedir. Başka bir ifadeyle aksi ispat edilene kadar belgede yer alan kişilerin mirasçı olduğu kabul edilmektedir. Ancak mirasçıların ve/veya miras paylarının mirasçılık belgesinde tam ve doğru olarak yer almadığı düşünülüyorsa, dava yoluyla belgenin iptalinin istenmesi gerekmektedir. Mirasçılık belgesinin iptali davası, mirasçılardan biri tarafından veya iptali istenen mirasçılık belgesinde mirasçı olmayan ancak mirasçı olması gerektiğini düşünen kişi de tarafından da açılabilir. Hasımlı dava (karşı tarafı olan dava) türlerinden olan mirasçılık belgesinin iptali davasının diğer tüm mirasçılara karşı açılması gerekmektedir. Dava dilekçesinin talep kısmında sadece mirasçılık belgesinin iptali istenebileceği gibi, mirasçılık belgesinin iptaline ek olarak yeniden mirasçılık belgesinin düzenlenmesi de istenebilmektedir.  Aksi ispat edilinceye kadar mirasçılık belgesinin doğru olduğu kabul edildiği için, bu belgenin geçersizliği her zaman ileri sürülebilmektedir. Yani bu dava herhangi bir süreye tabi olmadan her zaman açılabilmektedir. Ayrıca bu dava her türlü delille ispat edilebilmektedir. Ancak bu davada görevli mahkeme zannedilenin aksine Sulh Hukuk Mahkemeleri değil, Asliye Hukuk Mahkemeleri’dir. Yetkili mahkeme ise vefat eden kişinin en son yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Miras hukukunun çok detaylı ve geniş bir hukuk dalı olması sebebiyle miras hukuku alanında deneyimli bir avukattan profesyonel bir yardım alınması önem arz etmektedir. 15 yılı aşkın deneyimi ile Kayseri miras avukatı kadromuz miras hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Miras Avukatı Kadromuzun Hizmetleri Zülküf Arslan Hukuk Büromuz bünyesinde avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti  veren avukat kadromuz, -bunlarla sınırlı olmamak üzere- müvekkillerimize şu hizmetleri sunmaktadır: Veraset ilamı alınması Vasiyetname düzenlenmesi Vasiyetname iptali davası Tenkis davası açılması Mirastan feragat sözleşmesi hazırlanması Mirasçılık belgesinin iptali davası Mirasın reddi davası açılması Muris muvazaası davaları açılması Ölünceye kadar bakma sözleşmesi  15 yılı aşkın deneyimi ile uzman avukat kadromuzdan veraset ilamı ve miras hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Google Facebook Twitter Instagram

Veraset İlamı Nasıl Alınır, İptal Edilebilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İş Kazası Davası ile Mobbing Davası Nasıl Açılır?

İş Kazası veya Mobbing Nedeniyle Dava Açılması İş Kazası ve Mobbing: 15 yılı aşkın deneyimi ve Kayseri iş hukuku avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz, iş kazası davalarında gerek işveren vekili ve gerekse haklarını alamamış işçi vekili olarak müvekkillerimizin haklarını savunmakta ve onlara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Meydana gelen bir olayın İş Hukuku ve SGK mevzuatı bakımından iş kazası sayılması ve bu kapsamda kurum tarafından gerekli yardımların yapılması için aranan şartlar 5510 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. İş Kazasının Varlığı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda belirtilen olaylardan birinin gerçekleşmesi durumunda iş kazasından bahsedilecektir; – Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen her türlü kaza iş kazası sayılmaktadır. Bu kapsamda kazanın iş yerinde gerçekleşmesi yeterli olup, sigortalının fiilen çalışıp çalışmaması önem arz etmemektedir. – İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalının kendi adına ve hesabına bağımsız çalıştığı durumlarda, sigortalının yürütmekte olduğu iş nedeniyle kazaya uğraması da iş kazası sayılmaktadır. Burada önemli olan kazanın iş yapılırken gerçekleşmesidir. Kazanın nasıl gerçekleştiğinin önemi yoktur. – Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda uğranılan kaza da iş kazası sayılır. Önemli olan işverence görevlendirilmedir. Yer bakımından bir kısıtlama söz konusu değildir. Farklı bir ülkede gerçekleşmesi halinde bile iş kazası kapsamda değerlendirilir. – Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda uğradığı kaza da iş kazası sayılmaktadır. Önemli olan kazanın işveren tarafından verilen emzirme süresinde gerçekleşmesi olup, kazanın işyerinde gerçekleşmesi şart değildir. – Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işyerine geliş gidişi esnasında uğradığı kazalar da iş kazası kapsamındadır. İş Kazası Sonucu Zarar Görme İşçinin iş kazasına bağlı haklardan yararlanabilmesi için kaza anında veya sonradan bedenen ya da ruhen bir zarara uğraması ve zarar ile olay arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Bir illiyet bağından söz edilebilmesi için kaza ile meydana gelen zarar arasında neden sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Bir iş sözleşmesi gereği işveren tarafından çalıştırılanlar kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Bu kapsamda işverence bildirilmemelerinin önemi yoktur. Gerekli bildirimin yapılmamış olması, işveren açısından sorumluluk doğuran bir husustur. İşçinin niteliğine göre kolluk kuvvetlerine derhal ve kuruma en geç üç işgünü içinde, işçinin bizzat bildirim yapacağı nitelikteki işçilerde ise bir ayı geçmemek üzere üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile Kuruma bildirilmesi zorunludur. Mobbing Davası 15 yılı aşkın deneyimi ve alanında uzman iş hukuku avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz, mobbing davalarında gerek işveren vekili ve gerekse mobbinge maruz kalmış işçi vekili olarak müvekkillerimizin haklarını savunmaktadır ve müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Psikolojik şiddet, baskı, yıldırma veya sıkıntı verme anlamlarına gelen mobbing, Türk Dil Kurumu’nca “İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme” olarak tanımlanmıştır. Mobbing astlara ve çalışanlara karşı yapılabileceği gibi üstlere veya eşit seviyedekilere karşı da yapılabilir. İşçiye karşı sergilenen davranışların mobbing olarak değerlendirilebilmesi için için bu tutum ve davranışların sistematik olması, aralarında bağlantı bulunması, kişinin psikolojisine karşı bir tür savaş niteliğinde olması ve yıldırma amacı taşıması gerekir. Kişilere yönelik onur kırıcı, dışlayıcı, uzaklaştırıcı davranışlar mobbinge örnektir.  Hangi Durumlar Mobbing Sayılır? İşveren işçiyi gözetmek, onun kişiliğini korumak ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir çalışma ortamı sağlamakla yükümlüdür. Bu bakımdan mobbing, işverenin işçiyi gözetme borcuna aykırılık teşkil etmektedir. Bu kapsamda mobbinge uğrayan işçi, sözleşmeye aykırılığa dayanarak haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebilir, kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte, şartları oluşmuşsa manevi tazminata da hak kazanabilir. Ancak mobbinge dayalı uyuşmazlıklarda tazminat hakkı olmakla birlikte mobbing ispatı çok zor olan bir durumdur. Yargıtay kararları da mobbingin varlığına dair kuvvetli olguların bulunması halinde, tazminat hakkının doğacağı yönündedir. Mobbingin işveren tarafından yapılmaması, işverenin sorumluluğunu ortadan kalkmaz. Zira işverenin bu husustaki ihmali de sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Bununla birlikte mobbing, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu içerisinde doğrudan yer almasa da unsurları göz önünde bulundurulunca hakaret, huzur ve sükunu bozma, tehdit, cinsel taciz, ayrımcılık, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali gibi suçların da kapsamına girebilir. Bu bağlamda tazminat talebinin yanı sıra cezai olarak da şikâyette bulunulabilir. Mail-bulk Google-plus-g Whatsapp Facebook-f X-twitter Instagram Linkedin Balance-scale Yıllık Tecrübe 0 + Mutlu Müvekkil 0 + Dava Takibi 0 + Başarı Oranı % 0 + İş Kazası ve Mobbing – Kayseri İş Hukuku Avukatı İş ve sosyal güvenlik hukuku ile ilgili süreçlerde herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir iş hukuku avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. Alanında uzman Kayseri İş Hukuku Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; iş ve sosyal güvenlik hukuku ile ilgili her türlü dava sürecinde müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. İşe iade, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, ilave tediye alacağı ve benzer davaların açılması ve takibi, takibi başta olmak üzere -bunlarla sınırlı olmamak üzere- iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku ile ilgili her türlü konuda Kayseri İş Hukuku Avukatı kadromuz ile iletişime geçebilirsiniz. Kayseri İş Hukuku Avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz. Kasım 21, 2025 Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir Ekim 19, 2025 İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Hizmetlerimiz Mevzuat ve Kararlar Online Randevu Online Ödeme

İş Kazası Davası ile Mobbing Davası Nasıl Açılır? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Hazırlanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi: Ekonomimizin en önemli sektörlerinden biri olan inşaat sektörü, nüfus artışına bağlı olarak hızlı bir şekilde gelişmiş ve büyümüştür. İnşaat sektöründeki gelişime paralel olarak taraflar arasındaki işlemlerden doğan uyuşmazlıklar da günden güne artış gösterdi. 15 yılı aşkın deneyim ve Kayseri gayrimenkul avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, inşaat hukuku davalarında müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve danışmanlık hizmetleri vermektedirler. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi başta olmak üzere inşaat sektörüne ilişkin temel hukuki kuralların önemli bölümü “Eser Sözleşmesi” ve “Satış Sözleşmesi” başlıkları altında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda da inşaatın yapılacağı arsanın hak sahipleri ile yapıyı sahiplenen taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözümüne ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 15 yılı aşkın deneyimi ve alanında uzman avukat kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Büromuz, gayrimenkul işlemlerinin her türlü aşamasında müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Kayseri gayrimenkul avukatı kadromuzun inşaat hukuku alanında verdiği hizmetler -bunlarla sınırlı olmamak üzere- – İntifa hakkı, geçit hakkı, ayni haklara ilişkin ihtilafların çözümlenmesi, – Kentsel dönüşüm hukuku, – Ruhsatlandırma ve imar durumu belirlenmesi hizmetleri, – Müteahhitlik, tedarik, taşeronluk ve benzeri inşaat hizmetlerine ilişkin sözleşmeler, – Kat mülkiyeti ve irtifakı kurulumu, – Ön satış ve kiralama sözleşmeleri, – Yönetim planı uygulamaları ve tapuya şerhlerinin yapılması, – İmar mevzuatına uyum, gerekli izin ve ruhsatların alınması, – Yönetim planlarının geliştirilmesi, – Kira sözleşmesinin hazırlanması, dâhil gayrimenkul hukuku ile ilgili tüm hizmetleri kapsamaktadır. Gayrimenkul hukuku veya başka bir ifadeyle taşınmaz hukuku alanında uzman avukat kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu; kat karşılığı inşaat sözleşmeleri hazırlanması, tapu iptal ve tescil davaları açılması ve takibi, ipotek tesisi, ipoteğin paraya çevrilmesi konularının takibi, intifa hakkı, geçit hakkı, ayni haklara ilişkin ihtilafların çözümlenmesi, kentsel dönüşüm sözleşmelerinin hazırlanması ve süreç takibi, ruhsatlandırma ve imar durumu belirlenmesi hizmetleri, müteahhitlik, tedarik, taşeronluk ve benzeri inşaat hizmetlerine ilişkin sözleşmeler, kat mülkiyeti ve irtifakı kurulumu, ön satış ve kiralama sözleşmeleri, yönetim planı uygulamaları ve tapuya şerhlerinin yapılması işlemlerinin her türlü aşamasında müvekkillerine her türlü konuda hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Arsa Payı Karşılığı / Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Yüklenici, müteahhit veya inşaat firmasının bina ya da yapıyı inşa etmeyi, bir eser meydana getirmeyi üstlenmesi karşılığında arsa sahibinin de belirli bir bedel ödemeyi üstlendiği, dolayısıyla her iki tarafa da borç yükleyen sözleşmelere Eser Sözleşmesi denilmektedir. Eser sözleşmelerinde hem arsa sahibinin, hem de müteahhittin yerine getirmekle yükümlü olduğu edimler vardır. Bu kapsamda yüklenicinin (müteahhit veya inşaat firmasının) asıl yükümlülüğü; inşaatı sözleşmeye uygun (ayıpsız ve eksiksiz) olarak tamamlayarak zamanında iş sahibine teslim etmesidir. İş sahibinin asli yükümlülüğü ise, yüklenicinin edim yükümlülüğünün karşılığı olan bedeli ödeme borcudur. İnşaat sözleşmeleri genel olarak Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri, Hâsılat Paylaşımı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri, Bedel (Ücret) Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri ve Kamu İhalesi İnşaat Sözleşmeleri olmak üzere 4 çeşittir. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri: Arsa sahibinin, arsasına ait belirli bir payı yükleniciye devretme, yüklenicinin de bu pay karşılığında arsa üzerinde bağımsız bölümler yapma ve bu bölümlerden arsa sahibinin payına ait olan kısmı ona devretme yükümlülüğü altına girdiği sözleşmelere arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri denilmektedir. Hâsılat Paylaşımı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri: İnşa edilen yapı üzerindeki bağımsız bölümlerin satışından elde edilen gelirden sözleşmede belirlenen oranda arsa sahibine ödenmesine dayalı sistemdir. Burada amaç yapının inşası değil, inşa edilen bağımsız bölümlerin satılarak gelirin paylaşılmasıdır. Bedel Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri: İnşa edilen yapının arsa sahibine teslim edilmek üzere, yüklenici tarafından m2 birim fiyat üzerinden veya sözleşme yapılırken belirlenen götürü bedelle yapıldığı sözleşmelerdir. Arsa Payı Karşılığı / Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi (APKİS) Arsa sahibi ile yüklenici (müteahhit, inşaat şirketleri) arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri; gayrimenkul hukukunun önemli bir alanını teşkil etmektedir. Kayseri gayrimenkul avukatı kadromuz, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde müvekkillerimize avukatlık, arabuluculuk ve danışmanlık hizmetleri vermektedir. Yüklenici firmanın kendisine devredilecek bir kısım arsa payı karşılığında, arsa üzerinde bina yapım işini üstlendiği kat karşılığı inşaat sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olan özel sözleşme türlerinden biri değildir. Bu nedenle bu sözleşme; eser sözleşmeleri ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerine benzeyen kendine has özellikleri de olan karma bir sözleşme türü olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ile ilgili olarak bir uyuşmazlığın ortaya çıkması durumunda, bu uyuşmazlığa uygulanacak hükümler; uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanunu’ndaki eser sözleşmelerine ilişkin hükümler ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerine ilişkin hükümlerdir. Bu nedenle herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Karmaşıklığı sebebiyle bu tür uyuşmazlıklarda hak kaybına uğramamak için alanında yetkin bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Alanında yetkin Kayseri gayrimenkul avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, arsa payı inşaat yapım sözleşmeleri uyuşmazlıklarında taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme olduğu için tarafların birbirlerine karşı çeşitli yükümlülükleri, sorumlulukları vardır. Arsa sahibi, yüklenici müteahhide sözleşmeye konu arsayı; bina yapımına müsait bir şekilde, kararlaştırılan zamanda teslim etmek zorundadır. Aynı şekilde yüklenici müteahhit de sözleşmede ve sözleşme eki teknik şartnamede belirtilen binayı tam ve eksiksiz, kusursuz, ayıpsız olarak süresi içerisinde yapıp teslim etmek zorundadır. Kanun koyucu, doğmuş veya doğabilecek zararları önlemek için koruyucu hükümler getirmiştir. Örnek olarak, yüklenici müteahhidin gayrimenkulü geç teslim etmesi durumunda arsa maliki müteahhitten kira tazminatı isteyebilecek veya binanın eksik bir şekilde teslim edilmesi durumunda da eksik teslim tazminatı talep edebilecektir. Ayrıca binanın ayıplı şekilde teslim edilmesi durumunda arsa maliki, tazminat davası açma imkân ve hakkına da sahip olacaktır. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Yüklenicinin Temerrüdü Temerrüt, hukuki olarak borcun borçlu tarafından gereken zamanda yerine getirilmemesi anlamına gelmektedir. İnşaat sözleşmesinde yüklenicinin asli edim yükümlülüğü, inşaatın sözleşmeye uygun (ayıpsız ve eksiksiz) olarak ve zamanında tamamlanarak iş sahibine teslim edilmesidir. Eğer inşaatın zamanında tamamlanmaması ve teslim edilmemesi halinde, yüklenicinin temerrüdü söz konusu olacaktır. Yüklenici temerrüdü durumunda, arsa sahibi öncelikle inşaatın tamamlanarak teslimini ve gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca ek süre vermek şartıyla, inşaatın tamamlanmasından vazgeçerek, yüklenicinin borcunu ifa etmemesi nedeniyle uğradığı zararların tazminini veya sözleşmeden dönerek olumsuz zararının tazminini talep edebilir. Yüklenici temerrüdü durumunda, arsa sahibinin sözleşmeden dönme imkânı da bulunmaktadır. Bu durumda tarafların aldıklarını iade etme borcu doğacaktır. iş sahibi, açacağı tapu sicilinin düzeltilmesi

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kiracının Tahliyesi için Avukat Yardımı

Kiracının Tahliyesi Sürecinde Avukatın Önemi Kiracının Tahliyesi Süreci: Kiracının tahliyesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri gereği belirli şartların varlığına tabi tutulmuştur. Dava açma süreleri gibi usule ilişkin hususların çokluğu nedeniyle kira sözleşmelerine ilişkin uyuşmazlıklarda deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu, 15 yılı aşkın deneyimi ile güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde, kira ile ilgili uyuşmazlık ve davalarda müvekkillerine en etkili sonucu sağlamak için avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Gayrimenkul hukuku alanında uzman avukat kadromuz, müvekkillerimize kira tespit davası, kiranın ödenmemesi nedeniyle tahliye davası, ihtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi, kira sözleşmesi hazırlanması, tahliye taahhüdü hazırlanması, konutun veya iş yerinin yeniden inşası nedeniyle tahliyesi gibi konularda hukuki destek vermektedir. Kiracının Tahliyesi Davası Açılmasında Süre Kiracının tahliyesine ilişkin dava açma süreleri dava türlerine göre değişmektedir. Belirtilen dava açma süresinden önce veya sonra dava açılması durumunda; dava esas incelemesine geçmeden usulden reddedilecektir. Bu nedenle kiracı tahliyesi konusunda uzman bir avukat veya hukuk bürosundan hukuki destek almakta yarar vardır. Kira Sözleşmesinin Sona Ermesi Konut ve işyeri kira sözleşmeleri belirli veya belirsiz bir süre için yapılabilir. Kanuna göre kira sözleşmesinin belirli süreli olması durumunda, kiracı tarafından 15 gün önceden bildirim yapılmadıkça kira sözleşmesi aynı şartlar dâhilinde bir yıllığına uzatılmış kabul edilir. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak kira sözleşmesini sona erdiremez. Kiracının Tahliyesinin Sebepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri genel olarak kiracıyı korumaya yöneliktir. Bu nedenle kiracıyı ev veya işyerinden çıkarmak için tahliye sebeplerinden biri doğmadıkça; kiracı 15 gün önceden tahliye edeceğini bildirmediği sürece kiracıyı evden veya iş yerinden çıkarmak mümkün değildir. Kiracının tahliye edilebilmesi için aşağıdaki sebeplerden biri olmalıdır; – Ödenmeyen Kira Bedeli – Yazılı Tahliye Taahhüdü Alınması – Kiralayanın Konut ve İşyeri İhtiyacı – Taşınmazın Yeniden İnşası – Kira Akdinin 10 Seneyi Doldurması – Haklı Sebeple 2 İhtar Yapılması Kirayı Süresinde Ödemeyen Kiracının Tahliyesi Kirayı ödememek, tahliye gerekçelerinin başında gelmektedir. Bir tek kiranın gecikmesi veya ödenmemesi bile tahliye nedenidir ve kiracının ödeme emrine rağmen kirayı ödememeye devam etmesi durumunda kiracı ev veya işyerinden çıkarılabilir. Kiranın ödenmemesi durumunda en hızlı tahliye yolu; kiralanan taşınmazın ilamsız icra yolu ile tahliyesidir. Bu yol ile iki ayrı işlem yapmaya gerek kalmamadan borcun tahsili ve kiracının tahliyesi aynı anda sağlanabilmektedir. Usul olarak, ödenmeyen kira bedelleri için icra vasıtası ile ödeme emri gönderilir. 7 gün içerisinde borca itiraz etmeyen kiracı, 30 gün içerisinde kira borcunu ödemek zorundadır. Kiranın bu süre içerisinde ödememesi durumunda hâkim tahliyeye karar verecektir. Yazılı Tahliye Taahhüdü Nedeniyle Kiracının Tahliyesi Kiracı kira sözleşmesi ile birlikte yazılı bir tahliye taahhütnamesi de imzalamışsa, bu tahliye taahhüdüne dayanarak kiracıyı ev veya işyerinden çıkarmak mümkündür. Ancak kiracıdan alınan tahliye taahhüdünün geçerli olması için yazılı olması gerekir, aksi halde taahhüt geçersiz sayılacak ve dava reddedilecektir. Kiracı tarafından bizzat veya temsilcisi tarafından imzalanmış olması gereken yazılı tahliye taahhüdünde belirli bir tarihin belirtilmesi de gerekmektedir. Tahliye taahhüdünün imza tarihinin kira sözleşmesinin imza tarihinden belirli bir süre sonra olması da gerekmektedir. Burada amaç, kiracının taahhüdü baskı altında imzalamasının önlenmesidir. Bu şartların varlığı halinde, dava açma veya icraya başvurma süresi dolmadan işleme başlanması gerekmektedir. Haklı Sebepten İki Tane İhtara Dayalı Kiracı Tahliyesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda belirtilen süre zarfında kira bedelini ödemeyen kiracıya yapılan iki tane haklı ihtar sonucu kiralayanın kira sözleşmesini sona erdirme hakkı doğacaktır. İhtar noter aracılığıyla, mektupla veya telgrafla yapılabileceği gibi ödeme emriyle de yapılabilir. İhtarlar bir kira yılı içerisinde farklı aylara ait kira ödememelerine ilişkin olmalıdır. Kiracıya kiranın ödenmediği veya geciktirildiği farklı aylar için iki kez haklı nedenle ihtar gönderen kiralayan, dava açarak kiracıyı tahliye hakkına sahip olmaktadır. Kira ödememe veya geciktirmelerinin arka arkaya olması gerekli değildir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu gereğince tahliye davası 1 ay içinde açılmalıdır. Bu durumda kiralayan kira süresinin bitiminden veya bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarın gönderildiği kira yılının bitiminden itibaren 1 ay içerisinde dava açmalıdır. TBK m.352/III Hükmü Sebebiyle Kiracı Tahliyesi Kiracının veya beraber yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde sınırları içinde oturulabilecek konutu varsa ve kiraya veren kira sözleşmesi imzalanırken bunu bilmiyorsa; bu duruma dayanarak tahliye talep edebilir. Kiralayan bu durumu bilmediğini her türlü delille ispat edilebilmektedir, yazılı delil şartı yoktur. Dava açma süresi, kira sözleşmesinin bitiminden itibaren 1 aydır. Kiracının Ölümü ile Sözleşmenin Sona Ermesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu gereğince kiracının ölmesi halinde ölenle birlikte aynı konutta oturanlar, kira sözleşmesine uydukları müddetçe sözleşmeye taraf olabilirler. Ancak bu kişilerin kiracının ödemediği borçlardan dolayı sorumlu olmadıklarına ilişkin beyanları sözleşmeye aykırılık oluşturur ve bu durumda kira sözleşmesi sonlanır. Kiralayanın Konut veya İşyeri İhtiyacı Nedeni ile Kiracı Tahliyesi Kiraya verenin kendisinin, eşinin, altsoyunun, üstsoyunun veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin konut ihtiyacı olması durumunda, belirli süreli sözleşmelerde kira sözleşmesinin sonundan itibaren, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kanundaki fesih sürelerine uyarak belirlenen tarihten itibaren 1 ay içinde tahliye davası açılabilir. İşyeri ihtiyacı ise aynı kişiler açısından icra edilecek bir meslek veya sanata yönelik olmalıdır. Ancak Yargıtay kararlarına göre ihtiyaç, sürekli ve zorunlu olmalıdır. Örnek olarak evlenen çocuğun bu evde oturacak olması bir ihtiyaç olarak değerlendirilebilir. Ancak kiralayanın başka bir yerde boş evi varsa bu durum ihtiyacın zorunlu olmadığı olarak değerlendirilir veya kısa süreli bir ihtiyaç için de aynı durum söz konusudur. İhtiyaç nedeni ile kiracının tahliyesi ilişkin dava açılabilmesi için gereken süreler Kanunda belirtilmiştir. Ayrıca kiraya veren bu davadan sonra haklı bir sebep olmadıkça 3 yıl içerisinde evi bir başkasına kiraya veremeyecektir. Kiraya vermesi halinde kiracı dava ederse, kiralayan kiracının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Taşınmazın Yeniden İnşası Amacı ile Kiracının Tahliyesi Kanuna göre kiralananın “esaslı şekilde” tamiri, inşası veya yıkımı gerekiyorsa Kanunda sayılan zaman şartına uyularak tahliye davası açılabilir. Basit tamir ve değişiklikler için bu davanın açılması mümkün değildir. Yeni Malikin İhtiyacı ile Kiracının Tahliyesi Ev veya işyerinin satılması, kirayı çıkarmak için geçerli bir sebep değildir. Evi satacak olan kişi içinde kiracı ile satmak durumundadır. Ancak belirtmek gerekir ki kiracı, evi satın almak isteyenlere evi göstermek zorundadır. Bunu yapmaması durumunda ev sahibi mahkemeye başvurarak evin belirli gün ve saatlerde gösterilmesini mahkeme kararı ile sağlayabilir. Evi yeni alan malikin belirli hakları söz konusudur. Kira konusu yeri sonradan edinen yeni malikin o yere kendisinin, eşinin, altsoyunun, üstsoyunun veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ihtiyacı olması sonucu iktisaptan itibaren bir ay içinde kiracıya yazılı bildirim yapması gerekmektedir. Bildirimin tebliğ

Kiracının Tahliyesi için Avukat Yardımı Read More »