Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Erkeğin Eşine Şiddet Uygulaması Halinde Kadın Yararına Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesi

Erkeğin Eşine Şiddet Uygulaması Halinde Kadın Yararına Tazminata Hükmedilmesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2022/148 Karar No: 2023/353 Karar Tarihi: 26.04.2023 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvuruları kısmen kabul edilerek yeniden esas hakkında karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı vekili; tarafların 21.06.2004 tarihinde evlendiklerini, bu evliliklerinden ortak bir çocuklarının bulunduğunu, davalının müvekkilini sürekli aşağıladığını, tehdit ve darp ettiğini, evden kovduğunu, ailesiyle görüşmesini yasakladığını, eşine küfür ettiğini, tüm bu nedenlerle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın eş yararına 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir. II. Cevap Davalı vekili; tüm iddiaları inkârla, yerleşim yerinin Tekirdağ olduğunu, ayrıca tarafların son altı aydır Sincan ilçesinde oturduklarını, 17.10.2016 tarihinde davacının müvekkilinin annesine olan tepkisi sebebiyle salondaki fotoğrafların kaldırıldığını, davalının fotoğrafları yeniden yerine koymak istemesine kadın eşin büyük tepki gösterdiğini, davacının eşine zarar verdiğini, kadın eşin müvekkiline “Adam değilsin, erkek değilsin” şeklinde hakaret ettiğini, davacının ortak çocuk …’a şiddet uyguladığını belirterek öncelikle yetki itirazlarının kabulüne, davanın esası hakkında ise davanın reddine, velayetin müvekkiline tevdii ile tedbir ve iştirak nafakasına karar verilmesini istemiştir. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin 28.09.2017 tarihli ve 2016/1992 Esas, 2017/1405 Karar sayılı kararıyla; taraflara ait nüfus aile kayıt tablosu ve Mernis kayıtlarından davacının ve davalının yerleşim yerinin Sincan/Ankara olduğu, davacının kısa bir süre Ankara kadın konut evinde kaldığı, daha sonrasında Tekirdağ’da bulunan abisinin yanına gittiği, 16.11.2016 tarihli tedbir kararında da adres olarak Tekirdağ adresini beyan ettiği, davanın açılmasından sonra Ankara’yı terk edip ailesinin yanına gittiğinin anlaşıldığı, kısa bir süre kalınan yerin yerleşim yeri olarak kabul edilemeyeceğinden boşanma davasında yetkili mahkemenin Ankara Batı Aile Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin yetki itirazının kabulu ile dava dilekçesinin usulden reddine, mahkemenin yetkisizliğine, talep hâlinde yetkili ve görevli Ankara Batı Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 3. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.04.2018 tarihli ve 2018/720 Esas, 2018/567 Karar sayılı kararı ile; tarafların 21.06.2004 tarihinde evlendikleri, dava tarihinden önce eşlerin son altı aydır birlikte oturdukları yerin Ankara ili, Sincan ilçesi olduğu, davacı kadının 18.10.2016 ilâ 27.10.2016 tarihleri arasında Ankara ili, Yenimahalle ilçesi konuk evinde kaldığı, dava açılırken vermiş olduğu 19.10.2016 tarihli vekâletnamede adresinin “… Sincan/Ankara” olarak gösterildiği, 16.11.2016 tarihli koruma kararında adresinin Tekirdağ olarak belirtildiği, hâli hazırda Tekirdağ’da abisinin yanında ikamet ettiği, bu durumda Ankara Aile mahkemelerinin yetkili olmadığı, yetkisizlik kararının isabetli olduğu gerekçesiyle davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. 4. İlk Derece Mahkemesinin 12.09.2019 tarihli ve 2018/821 Esas, 2019/751 Karar sayılı kararı ile; davacıya fiziksel ve sözlü şiddet uygulayan erkek eşin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesine, çocuk ile anne arasında şahsi ilişki tesisine, çocuk yararına aylık 600,00 TL tedbir-iştirak nafakasına, kadının nafaka taleplerinin reddine, kadın yararına 14.000,00 TL maddi ve 12.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiştir. VI. İstinaf A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli 2020/509 Esas, 2020/1992 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin tam kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden ceza hâkiminin beraat kararının hukuk hâkimini bağlamayacağı nazara alındığında, özellikle Ankara Batı 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/898 Esas sayılı dosya içeriğinden davalı erkeğin son olarak 18.10.2016 tarihinde eşine fiziksel şiddet uyguladığı, eşine “kaltak” şeklinde hakaret ettiği, buna karşılık davacı kadının da eşine “adam değilsin, erkek değilsin” şeklinde sözler söylediği, bu durumda boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğu, bu olayların dışında kalan tanık anlatımlarının soyut izahlardan ibaret olduğu, tarafların ortak çocuğu 2005 doğumlu …’ın anlatımlarının ceza dosyasının kapsamı ile uyumlu olmadığı, cevap dilekçesinde bu anlatımlar yönünde vakıa bildirmeyen davalı erkeğin söz konusu ceza dosyası kapsamında da eşi hakkında kasten yaralama veya hakaret yönünden şikâyetinin bulunmadığı, erkek eş hakkında düzenlenen bir adli raporun da bulunmadığı, bu sebeple boşanmaya sebep olan kusurlu davranışlarının belirlenmesinde dikkate alınmadığı gerekçesiyle davalı erkeğin kusur belirlemesine ilişkin istinaf talebinin kabulü ile kusura ilişkinin gerekçenin düzeltilmesine, yine davalının kendisi yönünden tedbir nafakası verilmemesine ilişkin istinaf isteğinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının bu yönden kaldırılmasına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir nafakasına, buna karşılık kadın yararına mahkemece verilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının az olduğu, ortak çocuk yararına verilen tedbir-iştirak nafakalarının ise çok olduğu gerekçesiyle davacı kadının bu yönlere ilişkin istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının bu yönlerden kaldırılmasına ve kadın eş yararına 20.000,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminata, ortak çocuk yararına aylık 200,00 TL tedbir-iştirak nafakasına, tarafların diğer yönlere ilişkin istinaf isteklerinin ise esastan reddine karar verilmiştir. V. Bozma ve Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Davacı tarafından evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak boşanma davası ikame edilmiş; ilk derece mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek, kadının boşanma davasının kabulü ve ferilerine ilişkin hüküm kurulmuş, ilk derece mahkemesinin bu kararı; taraflarca istinaf edilmiştir. İstinaf istemi üzerine inceleme yapan bölge adliye mahkemesi; özellikle Ankara Batı 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/898 sayılı dosya içeriğinden davalı erkeğin son olarak 18.10.2016 tarihinde eşine fiziksel şiddet

Erkeğin Eşine Şiddet Uygulaması Halinde Kadın Yararına Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yalancı Demek Hakaret mi: Kamu Görevlisine Yalancı Denilmesi Halinde Hakaret Suçu Oluşur mu

Yalancı Demek Hakaret mi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Hakaret – Madde 125 (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Madde Gerekçesi Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Bu düzenlemede 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır. Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır. Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye \”serseri\”, \”alçak\”, \”hayvan\” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak \”hırsız\”, \”rüşvetçi\”, \”sahtekâr\”, \”fahişe\” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye \”kör\”, \”şaşı\”, \”topal\”, \”kambur\”, \”kel\” vs. demekle; kişiye \”psikopat\”, \”frengili\” veya \”aidsli\” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye \”faşist\”, \”komünist\” veya \”mürteci\” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir. Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur. Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir. Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Yalancı Demek Hakaret mi: Kamu Görevlisine Yalancı Denilmesi Halinde Hakaret Suçu Oluşur mu Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2015/90 Karar No: 2018/300 Karar Tarihi: 19.06.2018 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 4. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İçtihat Metni Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …\’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 125/1-3-a, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 6.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.05.2011 tarihli ve 541-354 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.04.2014 tarih ve 2054-12843 sayı ile; “…Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Sanığın savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, alacaklı vekili olan katılan avukata karşı söylediği kabul edilen \’sen ne biçim avukatsın, yalancısın\’ şeklindeki sözlerinin yapılan icra takibinin haksız olduğunu bildirmeye matuf olması karşısında, yasal olmayan gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi, 2- Kabule göre de, sanığın gözaltında geçirdiği sürenin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 63. maddesi uyarınca cezasından mahsubuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.06.2014 tarih ve 317397 sayı ile; “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun hakaret kenar başlıklı 125. maddesinin birinci fıkrasında \’Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.\’ hükmü yer almakta olup, bu madde kapsamında hakaret suçunun temel şekli birinci

Yalancı Demek Hakaret mi: Kamu Görevlisine Yalancı Denilmesi Halinde Hakaret Suçu Oluşur mu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Aynı Anda Birden Fazla Hakaret Halinde Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanır mı

Kamu Görevlisine Aynı Anda Birden Fazla Hakaret Suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Hakaret – Madde 125 (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Madde Gerekçesi Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Bu düzenlemede 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır. Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır. Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye \”serseri\”, \”alçak\”, \”hayvan\” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak \”hırsız\”, \”rüşvetçi\”, \”sahtekâr\”, \”fahişe\” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye \”kör\”, \”şaşı\”, \”topal\”, \”kambur\”, \”kel\” vs. demekle; kişiye \”psikopat\”, \”frengili\” veya \”aidsli\” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye \”faşist\”, \”komünist\” veya \”mürteci\” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir. Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur. Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir. Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Anda Birden Fazla Hakaret Halinde Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanır mı Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2015/389 Karar No: 2018/318 Karar tarihi: 26.06.2018 Kararı veren Yargıtay Dairesi: 15. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İçtihat Metni Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …\’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 125/3-a, 43/1-2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.10.2011 tarihli ve 32-154 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 10.02.2015 tarih ve 32409-11231 sayı ile \”…Sanığın şikayetçi polis memuruna aynı zamanda birden fazla kez hakaret etmesi eyleminde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 43. maddesindeki teselsül hükmünün, \’Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda…\’ şeklinde düzenlenmesi karşısında, sanığın eyleminin tek bir hakaret suçunu oluşturacağı ve teselsül hükümlerinin uygulama yeri bulunmadığı gözetilmeyerek yazılı şekilde fazla ceza tayini\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.02.2015 tarih ve 123307 sayı ile; \”…Sanıklar … ve …\’ın alkollü araç kullanmaktan yakalanarak Salih İşgören Polis Merkezi Amirliğine getirildikleri, görevli polis memuru olan müşteki …\’in sanık … hakkında alkollü araç kullanmaktan ve sanık … hakkında ise Kabahatler Kanunu’ndan işlem yapıldığı sırada, sanık … kendisinin Dokuz Eylül Hastanesinde çalıştığını söyleyerek \’inşallah hastaneye bir polis abi düşmez, ben yapacağımı bilirim\’ diye tehdit ettiği, sanık …\’ın ise elleri arkasında müştekinin yanına gelerek göğsü ile müştekiyi itekleyip masaya vurarak \’sen bu işlemi nasıl yapansın ben ajanıma ajan\’ dediği, bunun üzerine iki sanığın da dışarıya çıkarıldığı, daha sonra müşteki Kemal\’in

Aynı Anda Birden Fazla Hakaret Halinde Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanır mı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçu: Kaçak Akaryakıtın Satışı, Nakledilmesi veya Ticari Amaçla Satın Alınması

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçu 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Kaçakçılık suçları – Madde 3 (10) Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır, ancak bu fıkranın uygulanması suretiyle verilecek ceza üç yıldan az olamaz. (11) Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı; a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden, b) Satışa arz eden veya satan, c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur. Akaryakıt Kaçakçılığı Suçu: Kaçak Akaryakıtın Satışı, Nakledilmesi veya Ticari Amaçla Satın Alınması Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/512 Karar No: 2019/38 Karar tarihi: 22.01.2019 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 7. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İçtihat Metni Sanıklar … ve … hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda kurulan mahkûmiyet hükümlerinden, sanık …\’ın 5015 sayılı Kanun\’un Ek Madde 5/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1, 51, 52, 53 ve 54. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis, 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, hapis cezasının ertelenmesine ve müsadereye ilişkin Başkale (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.04.2011 tarihli ve 376-119 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 07.10.2013 tarih ve 27215-20525 sayı ile; “Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanığın tüm aşamalarda hakkında mahkumiyet kararı verilen diğer sanık …\’ın sevk ve iradesinde bulunan araçta yolcu olarak bulunduğunu ve aracın kasasında bulunan dava konusu mazotlardan haberi olmadığını belirtmesi, sanık …\’ın savunmasında ise bu hususu teyit edip mazotun kendisine ait olduğunu kabul etmesi karşısında, dosyada sanığın savunmasının aksini gösterir cezalandırılması için yeterli delil bulunmadığı gözetilmeyerek, sanık …\’ın beraati yerine yazılı gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi\” isabetsizliğinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Karşı Oy Gerekçesi Daire üyeleri T. Emiroğlu ve S. Tuncer; “Suç tarihinde suça konu kaçak akaryakıtın, sanık …\’ın beyanına göre dayısına ait olan kamyonette nakil yapıldığı, aynı araçta bulunan …\’ın dayısı olan diğer sanık …\’ın bu nakilden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, nakil esnasında her iki sanığın birlikte olup bu işi birlikte yaptıklarının anlaşılması karşısında, sanık … hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği\” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Direnme Kararı Yerel Mahkeme ise 29.05.2014 tarih ve 220-254 sayı ile; \”Olay tarihinde güvenlik kuvvetlerince yapılan faaliyet sırasında sanıkların şoför ve yolcu olarak bulundukları 65 … plakalı sayılı araç içerisinde yaklaşık 2400 litre kaçak akaryakıt ele geçirildiğini, akaryakıtın kaçak olduğunun tespit edildiği, sanık …\’ın mahkeme huzurunda alınan savunmasında suça konu akaryakıtları kendi ihtiyacı için aldığını beyan ederek, diğer sanık …\’ın ise aracı suç tarihinden önce harici olarak…\’a sattığını beyan ederek suçlamayı kabul etmemiş iseler de sanıkların suça konu araçta birlikte yakalanması, ele geçirilen akaryakıt miktarı ve bölgede kaçakçılık olaylarının yoğun olması sebebiyle sanıkların savunmasına itibar edilmemiş ve olay yeri tespit tutanağı, marker test sonucu, ele geçirilen akaryakıt miktarı ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların ticari amaçla kaçak petrol taşıma eylemi sabit görüldüğünden sanığın suçu sabit görülmüştür. Sanık Aslan olay yerine minibüs ile gelip sonradan yeğeni sanığın kullandığı araca bindiğini beyan etmiş, Sanık … bunu teyit etmiş ise de olay yeri tutanağına göre araç köy yolundan anayola seyir halindedir ve henüz anayola çıkmadan yakalanmıştır, araca yakalanana kadar birisinin bindiği takipteki kolluk güçlerince görülmemiştir. O halde sanıklar akaryakıtı beraberce almış ve beraberce sevk etmiştir. Sanığın beyanına itibar edilse bile minibüsten köy yoluna girdikten sonra inmesi mantıklı değildir, anayolda inerek yeğenini bekleyebilirdi, kaldı ki yakın akrabalık ve beraber yakalanma olguları da mahkumiyete yeterli delildir, ilçemizde yaşanan ve her gün görülen bu gibi kaçakçılık olayları jelikan sayısı itibariyle iki kişiyi zorunlu kılmakta, ancak yakalanma halinde bari birimiz ceza alalım denilerek sanıklar bu şekilde savunma yapmaktadır.\” şeklindeki gerekçe ile direnerek, sanık …\’ın ilk hükümde olduğu gibi mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanıklar ve şikâyetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.09.2014 tarihli ve 299557 sayılı, sanık …\’ın temyiz istemi hakkında \”inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi\”, şikâyetçi vekilinin temyiz isteminin \”reddi\” ve sanık …\’ın temyizi yönünden ise \”onama\” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 550-494 sayı ile; 6763 sayılı Kanun\’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun\’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 05.04.2017 tarih ve 46-2611 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Gümrük İdaresinin direnme kararına konu hükmü temyiz ettiği, direnme kararına konu hükme yönelik temyiz talebinin yerinde olup olmadığını değerlendirme yetkisinin, direnme kararının Özel Dairece yerinde görülmeyip Ceza Genel Kuruluna gönderildiği de dikkate alındığında direnme kararını inceleyecek olan Ceza Genel Kuruluna ait olduğu, bu nedenle Özel Dairenin, Gümrük İdaresinin temyiz talebini reddine dair kararının hukuki değerden yoksun olduğu belirlenmiş olup Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Şikâyetçi Van Gümrük Müdürlüğü vekilinin, sanık … hakkındaki hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının, 2- Sanık …’a atılı 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’na muhalefet suçunun sabit olup olmadığının, 3- Sanık …’ın temyiz dilekçesi içeriğine göre incelemenin Özel Dairece mi yoksa Ceza Genel Kurulunca mı yapılması gerektiğinin, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Olay yeri tespit tutanağına göre; kolluk görevlilerince 07.09.2010 tarihinde, saat 18.00-20.00 saatleri arasında Ilıcak Köyü, …t Mezrası, Bavis Köprüsü mevkisinde icra edilen önleyici hizmet devriyesi sırasında, saat 18.30 sıralarında …t Mezrası istikametinden Van-Hakkari devlet karayolu istikametine doğru seyir hâlinde bulunan 65 .. … plaka sayılı beyaz renkli İsuzu marka kamyonetin, Bavis Köprüsüne 200 metre kala durup 5 dakika kadar bekledikten sonra yola devam etmesi üzerine şüphelenilerek köprü üzerinde durdurulduğu, yapılan kimlik kontrolünde aracı sevk ve idare eden şahsın sanık …, yanında bulunan şahsın ise sanık … olduğunun tespit edildiği, sanık …\’a araçta ne sevk ettiği

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçu: Kaçak Akaryakıtın Satışı, Nakledilmesi veya Ticari Amaçla Satın Alınması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Eski Hükümlünün Kamuda İstihdamında Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturması Yapılması

Eski Hükümlünün Kamuda İstihdamında Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturması Yapılması Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Eski Hükümlü veya Terörle Mücadelede Malul Sayılmayacak Şekilde Yaralananların İşçi Olarak Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik Tanımlar – Madde 4 (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; a)  Eski hükümlü: Affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, cinsel saldırı veya çocuğun cinsel istismarı suçlarından mahkûm olmamak şartıyla; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası alan ya da ceza süresine bakılmaksızın zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından hüküm giyenlerden cezasını tamamlayanlar, cezası ertelenenler, koşullu salıverilenler, denetimli serbestlikten yararlananlardan eski hükümlü belgesi ile durumlarını belgelendirenleri, … İfade eder. İşçi olarak alınacaklarda aranacak şartlar – Madde 5 (1) Kamu kurum ve kuruluşlarında işçi olarak istihdam edileceklerde; a) 2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye\’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla Türk vatandaşı olmak, b) 18 yaşını tamamlamış olmak, c) Kamu kurum ve kuruluşlarının özel kanunlarında yer alan özel şartları taşımak, ç) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde tanımlandığı şekilde eski hükümlü veya 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (ğ) bendinde tanımlandığı şekilde terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan olmak, d) Ortaöğretim ve üstü eğitim düzeyindeki işçi talepleri için KPSS sınavına girmiş olmak şartları aranır. Eski Hükümlünün Kamuda İstihdamında Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturmasının Olumsuz Sonuçlanması Danıştay 12. Daire Esas No: 2020/97 Karar No: 2021/6602 Karar Tarihi: 13.12.2021 Temyiz Eden (Davalı): … Büyükşehir Belediye Başkanlığı Karşı Taraf (Davacı): … İstemin Konusu: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin …. tarih ve E:…, K:.. sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ Dava konusu istem: … Büyükşehir Belediyesinde alt işveren firma işçisi olarak çalışmakta iken 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 24. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu\’nun 48. Maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (8) numaralı alt bendi uyarınca hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin … tarihli işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:.., K:… sayılı kararla; davacının eski hükümlü olduğu durumu idarenin bilgisinde (adli sicil kaydı) olmasına karşın, … Genel Müdürlüğü\’nün … tarih ve 7837 sayılı, Mahalli İdare Şirketlerinde Eski Hükümlü İşçi İstihdamına İlişkin Genelgesi ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Eski Hükümlü veya Terörle Mücadelede Malul Sayılmayacak Şekilde Yaralananların İşçi Olarak Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in geçici 1. maddesi hükümleri kapsamında, eski hükümlülerin istihdamlarına imkan tanındığı hususu gözetilmeden ve bu çerçevede, davacının sürekli işçi kadrosuna alınmasında (istihdamında) takdir hakkı kapsamında kamu yararı ve hizmetin gerekleri dikkate alınmak sureti ile herhangi bir değerlendirmede bulunulmaksızın, mahkumiyete ilişkin bilgi notundan hareketle, 657 sayılı Kanun\’un 48.maddesinin (A) bendinde aranan şartları taşımadığından bahisle istihdamına son verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı, diğer yandan, davalı idarece, davacının sürekli işçi kadrosuna atanma isteminin, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 24 üncü maddesi kapsamında aranan diğer tüm şartları da taşımak kaydıyla, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48.maddesinin (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen şart yönünden; takdir hakkı çerçevesinde, davacı hakkında hüküm verilmesine neden olan suçların niteliği ile ilgili kurumda yürüteceği kamu görevinin özelliği de dikkate alınmak ve kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden değerlendirilmek sureti ile yeniden olumlu veya olumsuz bir işlem tesis edileceği açık olduğu, öte yandan, davalı idarece, davacı hakkında, sürekli işçi kadrosuna atanma istemine ilişkin, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 24\’üncü maddesi kapsamında aranan diğer tüm şartlarıda taşımak kaydıyla, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48. maddesinin (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen şart yönünden; takdir hakkı çerçevesinde değerlendirilme yapılmak sureti ile tesis edilecek olumlu veya olumsuz bir işlem sonucuna göre davacının anılan kadroya atanıp atanmayacağı belli olacağından, bu aşamada, dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının tazmini istemi hakkında bir karar verilmesi olanağı bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ve tazminat istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu\’nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Temyiz Edenin İddiaları: Dava konusu işlemin Belediye tarafından tesis edilmediğinden hasım mevkiinden çıkarılması gerektiği, işlemin hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülmektedir. Karşı Tarafın Savunması: Savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hâkimi’nin Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE Maddi Olay: … Büyükşehir Belediyesinde alt işveren firma işçisi olarak çalışmakta iken 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 24. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu\’nun 48. Maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (8) numaralı alt bendi uyarınca hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin … tarihli işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İlgili Mevzuat: Anayasa\’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında; herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu\’nun 48. maddesinin (A) bendinin, 7070 sayılı Kanun ile eklenen (8) numaralı alt bendinde; güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel

Eski Hükümlünün Kamuda İstihdamında Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturması Yapılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme Halinde Örgüt Üyeliğinden Ceza Verilmesi

Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı : 2023/132 Karar Sayısı : 2023/183 Karar Tarihi : 26/10/2023 R.G.Tarih-Sayı : 8/12/2023-32393 İtiraz Yoluna Başvuranlar: 1. Patnos Ağır Ceza Mahkemesi (E.2023/132) 2. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi (E.2023/133) İtirazların Konusu: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 220. maddesi şöyledir: “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma – Madde 220 (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır. (4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. (5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. (6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır. (7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir. (8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” II. İLK İNCELEME A. 2023/132 E. Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu sorunu görüşülmüştür. 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan Kanun’un “Dosya üzerinden inceleme ve gerekçeyle bağlı olmama” başlıklı 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında “Başvuru, kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup da, bu madde veya hükümlerin iptali kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanamaması sonucunu doğuruyorsa, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla Mahkeme, uygulama kabiliyeti kalmayan kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir.” denilmektedir. 4. Söz konusu İçtüzük’ün 50. maddesinin (7) numaralı fıkrasında ise başvuruda Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen nedenlerle bir kuralın iptalinin istenmesi durumunda, o kurala yönelik esas incelemesi yapılmayacağı ifade edilmiştir. 5. Anılan hükümlere göre kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli hükümlerinin iptallerinin diğer hükümlerin veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğurması hâlinde bunların da iptaline karar verilebilmesi Anayasa Mahkemesinin münhasır yetkisi kapsamındadır. Bu itibarla iptal davalarında veya itiraz başvurularında bir kuralın iptalinin diğer kuralların uygulanma imkânına etkisi Anayasa Mahkemesince resen değerlendirilecek olup yalnızca bu gerekçeyle kuralların iptallerinin talep edilebilmesi mümkün değildir. 6. Başvuru kararında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin iptallerine yönelik talebinin yalnızca anılan fıkranın birinci cümlesinin iptal edilmesi hâlinde bu cümlelerin de uygulanma imkânlarının kalmayacak olmasına dayandırıldığı, kurallara ilişkin başka bir iptal gerekçesine yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan cümlelere ilişkin başvurunun yöntemine uygun olmaması nedeniyle esas incelemeye geçilmeksizin reddi gerekir. 7. Açıklanan nedenlerle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı fıkrasının; A. Birinci cümlesinin esasının incelenmesine, B. İkinci ve üçüncü cümlelerinin iptallerine yönelik başvurunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. 2023/133 E. Sayılı Başvuru Yönünden 8. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARI 9. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2023/133 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2023/132 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2023/132 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 13/9/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 10. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 11. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranların veya yönetenlerin, örgütün yapısının sahip bulunduğu üye sayısı ile araç gereçler bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesi uyarınca bir örgütten bahsedilebilmesi için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. 12. Bir

Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme Halinde Örgüt Üyeliğinden Ceza Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sanığın Talebi ve Haberi Dışında Atanan Zorunlu Müdafiye Yapılan Tebligat Geçerli Sayılır mı

Zorunlu Müdafiye Yapılan Tebligatın Geçerli Sayılıp Sayılmaması Müdafi ile temsil edilme hakkının bir gereği olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinde, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin kendisi bir müdafi seçebileceği gibi müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan eder ve kendisine bir müdafi atanmasını talep ederse mali imkânlardan yoksun olup olmadığına bakılmaksızın bu kişiye müdafi atanacağı kuralı kabul edilmiştir. Yine aynı maddeye göre sanığa isnat edilen suçun kanunda öngörülen cezasının alt sınırının beş yıldan çok olması ve kendisine bir müdafi seçmemiş olması hâlinde sanığın istemi aranmaksızın resen bir müdafi tayin edilmektedir. Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 151. maddesine göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapmak zorundadır. Diğer yandan yetkili adli makamlar, görevlendirilen müdafinin etkin bir hukuki yardımda bulunmadığını (görevini gerektiği gibi yerine getirmekten kaçındığını) tespit ettiklerinde -özen yükümlülükleri gereği- gerekli müdahalelerde bulunmalıdır. Yargıtay, sanığa zorunlu bir müdafi atandığından haberdar edilmiş olması şartıyla tayin edilmiş zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğin, aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi hukuki sonuçlarını doğurduğuna karar vermiştir. Yargıtaya göre sanığın zorunlu müdafi azletme ve değiştirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır ve kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar olan sanık buna ses çıkarmazsa zorunlu müdafinin yapmış olduğu ve kendisinin açıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak zorundadır. Sanığın kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmediği durumlarda ise zorunlu müdafiye yapılmış bulunan tefhim ve tebliğ kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz. Sanık Haberdar Edilmeden Atanan Zorunlu Müdafiye Yapılan Tebligat Geçerli Sayılır mı Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ali Adaçay Başvurusu Başvuru Numarası: 2014/13081 Karar Tarihi: 22/3/2018 İkinci Bölüm – Karar Başkan: Engin YILDIRIM Üyeler: Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, Recai AKYEL Raportör: Heysem KOCAÇİNAR Başvurucu: Ali ADAÇAY I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, zorunlu müdafi atandığının bildirilmemesi ve mahkûmiyet kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 12/8/2014 tarihinde yapılmıştır. 3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü sunmuştur. 7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. III. OLAY VE OLGULAR 8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 9. Ateşli silah yaralanması nedeniyle 30/3/2006 tarihinde hastaneye kaldırılan H.B. 31/3/2006 tarihinde vefat etmiş, 8/6/2006 tarihli otopsi raporundan H.B.’nin ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ harabiyetinden kaynaklanan iç kanama sonucu öldüğü saptanmıştır. 10. Kolluk tarafından düzenlenen 30/3/2006 tarihli olay yeri tespit tutanağında; uzun boylu, yapılı, esmer tenli, siyah takım elbiseli, 30-35 yaşlarında bir şahsın maktule üç el ateş ettikten sonra yaya olarak olay mahallinden ayrıldığı ve beyaz renkli bir kamyonete binerek uzaklaştığı belirtilmiştir. 11. Olay mahallinde yapılan araştırma ve incelemede üç adet MKE yapımı 9 mm çapında kovan ve iki adet mermi çekirdeği elde edilmiş ve yapılan laboratuvar incelemesi sonucunda elde edilen kovan ve mermi çekirdeklerinin atıldığı silahın 8/3/2006 tarihinde birkaç kişinin yaralanması ile sonuçlanan kavgada kullanılan silahla aynı olduğu tespit edilmiştir. 12. Kolluk tarafından 8/3/2006 tarihli olay esas alınarak yapılan araştırma sonucunda ölüm olayında kullanılan silahın en son T.M. adlı şahısta bulunduğu belirlenmiş, bu şahıs ile başvurucu ve başvurucunun kardeşi M.A. arasındaki ilişki nedeniyle başvurucu ve kardeşi M.A. şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dâhil edilmiştir. 13. Alanya Cumhuriyet Başsavcılığının 20/9/2006 tarihli iddianamesi ile özetle başvurucunun kardeşi M.A.’nın maktul H.B.ye olan borcundan kurtulmak amacıyla başvurucunun patronu olan T.M.’den yardım istediği, T.M.’nin bu iş için H.A.’yı görevlendirip olayda kullanılan silahı temin ettiği ve H.A.’nın aldığı talimat gereği H.B.’yi vurduktan sonra başvurucunun kullandığı kamyonete binerek olay mahallinden uzaklaştığı iddiasıyla başvurucu, başvurucunun kardeşi M.A, T.M. ve H.A.’nın kasten öldürme eyleminden cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır. 14. Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/1/2011 tarihli kararıyla başvurucunun kardeşi M.A.’nın telefon alışverişinden dolayı maktule 9.000 TL borçlu olduğu, maktulün borcun ödenmemesi nedeniyle icra takibi başlattığı, M.A.’nın borçtan kurtulmak için kardeşi olan başvurucu ile görüşüp birlikte başvurucunun patronu olan T.M.’den yardım istedikleri, T.M.’nin başvurucu ve kardeşi ile almış olduğu karar gereği tetikçi H.A. ile görüşüp suçta kullanılan silahı temin ettiği ve H.A.’nın da almış olduğu talimat uyarınca maktule ateş ettikten sonra başvurucunun kullanmakta olduğu kamyonete binerek olay mahallinden uzaklaştığı gerekçesiyle başvurucu ile birlikte M.A., T.M. ve H.A.’nın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. 15. Hüküm temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Ceza Dairesi (Daire) 7/5/2012 tarihli kararı ile başvurucu ve kardeşi M.A. arasındaki menfaat uyuşmazlığı nedeniyle ayrı müdafiler tarafından temsil edilmeleri gerekirken savunma zafiyeti oluşturacak şekilde aynı müdafi tarafından temsil edilmeleri nedeniyle diğer temyiz itirazlarını incelemeden hükmün bozulmasına karar vermiştir. 16. Bozma sonrasında ilk derece mahkemesince yargılamaya devam edilmiştir. Başvurucu müdafii Av. M.A.K. 18/7/2012 tarihli oturumda başvurucunun müdafiliğinden çekildiğini belirterek yeni müdafi atanmasını istemiş, mahkemece barodan başvurucuya müdafi atanması talebinde bulunulmuştur. 17. Yargılamanın 2/10/2012 tarihli oturumunda Av. M.C.’nin başvurucuya müdafi olarak atandığı bildirilmişse de M.C. mazereti nedeniyle oturumda hazır bulunmamıştır. Mahkemece, 9/10/2012 tarihli oturuma iştirak eden Av. M.C.’nin beyanları alındıktan sonra bozma ilamına uyma kararı verilmiş ve devamında savcılığın esas hakkındaki mütalaası alınmıştır. Başvurucu müdafii Av. M.C. mütalaayı kabul etmediğini belirtmiş, başvurucunun önceki savunmaları doğrultusunda beraatına karar verilmesini ve hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 18. Mahkemece zorunlu müdafinin esas hakkındaki mütalaaya ilişkin beyanlarının alınmasından sonra yargılamaya son verilmiş, hastane kayıtları, otopsi raporu, suçta kullanılan silah ile olay mahallinde elde edilen kovan ve mermi çekirdeklerine ilişkin laboratuvar raporu, sanık savunmaları, katılan beyanları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurularak olayın gerçekleşmesine ilişkin önceki karardaki oluş aynen tekrarlanarak başvurucu ile birlikte M.A. ve T.M.’nin azmettiren ve diğer sanık H.A.’nın doğrudan fail olarak kasten adam öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. 19. Hüküm, başvurucu dışındaki diğer sanık müdafileri tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi sonuç ceza itibarıyla hükmün resen temyiz incelemesine tabi olduğunu da belirterek yapmış olduğu duruşmalı temyiz incelemesi sonucunda, hükmün başvurucu ve H.A.’ya ilişkin kısmının onanmasına 14/4/2014 tarihinde karar vermiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi aynı kararda, sanık M.A. yönünden sanığın savunmasının aksini ispata yarar nitelikte delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmesi gerektiğine ve sanık

Sanığın Talebi ve Haberi Dışında Atanan Zorunlu Müdafiye Yapılan Tebligat Geçerli Sayılır mı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Beyanları Mahkumiyette Belirleyici Delil Olan Tanığın Duruşmada Sorgulanması Gerekir mi

Tanığın Duruşmada Sorgulanması Tanık, yargılamaya konu olay ile ilgili karar vermeye yetkili mahkemenin kullandığı müşahhas ispat vasıtalardandır. Tanık beyanı ise taraflardan olmayan ancak olayın tanığı olmuş bir kişinin söz konusu olay hakkında edindiği bilgileri sübut konusunda karar verecek olan mahkeme ya da bu mahkeme yerine duruşma yaparak tanık dinlemeye yetkili kılınmış bir mahkeme veya hâkim huzurunda tanıklık ederken yaptığı sözlü açıklamalardır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirli ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları adil yargılanma hakkı güvenceleriyle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Anayasa Mahkemesi tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu olumsuzluğun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda, hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanık beyanını destekleyen başka doğrulayıcı delillere dayanılması telafi edici güvencelerden biri olarak kabul edilebilir. Sorgulanmayan tanığın beyanının güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla savunma tarafına sağlanabilecek bir diğer telafi edici güvence, sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma ve delillerini sunma imkânının tanınmasıdır. Beyanları Mahkumiyette Belirleyici Delil Olan Tanığın Duruşmada Sorgulanması Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Uğur Özcan Başvurusu Başvuru Numarası: 2021/12137 Karar Tarihi: 26/7/2022 BİRİNCİ BÖLÜM – KARAR Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Muammer TOPAL, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, İrfan FİDAN Raportör: Habip OĞUZ Başvurucu: Uğur ÖZCAN I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın başvurucu (sanık) tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 9/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. III. OLAY VE OLGULAR 4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: 5. Başvurucu; Çorum Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 16/7/2016 tarihli kararıyla görevinden uzaklaştırılmış, daha sonra HSYK Genel Kurulunca meslekten çıkarılmıştır. 6. Başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma sonucunda Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 30/5/2017 tarihli iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. İddianamede -başlıca- başvurucu hakkında Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) yapılmış ihbar, şikâyet ve beyanların olduğu ve başvurucunun örgüt tarafından haberleşmede kullanılan ByLock isimli kriptolu mesajlaşma uygulamasını 21/9/2014 tarihinde kurduğu ve bu şekilde kullandığı iddialarına yer verilmiştir. 7. Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılamanın 25/8/2017 tarihli üçüncü celse tutanağına göre başvurucunun duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılımı sağlanmıştır. Bu celsede başvurucu, müdafi istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını belirterek savunmasını yapmış, kullandığı cep telefonuna ve telefon numarasına ilişkin de beyanlarda bulunmuştur. Aynı celsede tanıklar E.A., A.Ç., ve A.C.nin istinabe yoluyla alınan ifadelerinin ikmalen geldiği belirtilmiştir. Başvurucu, huzurda okunan bu beyanlardan aleyhine olan kısımları kabul etmediğini ifade etmiştir. Mahkemece duruşma 27/10/2017 tarihine ertelemiştir. 8. Bu arada Başsavcılık tarafından başvurucu hakkında aynı suçtan cezalandırılması talebiyle düzenlenen 21/7/2017 tarihli iddianamenin kabulü ile açılan kamu davası, görülmekte olan dava ile birleştirilmiştir. Anılan iddianamede BİMER\’e yapılan ihbar ve şikâyetten bahsedilmiştir. 9. Yargılamanın 27/10/2017 tarihli dördüncü celsesinde başvurucu duruşmaya SEGBİS yoluyla katılmış, müdafi istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını belirterek birleşen dosya yönünden de savunmasını yapmıştır. Duruşma tutanağında; i. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) yazılan müzekkereye cevap verildiği, başvurucunun kullanımında olan GSM hattına ilişkin 15/8/2014-15/7/2016 tarihleri arasındaki internet trafik bilgilerinin incelenerek gönderildiği, ii. Samsun Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğüne yazılan müzekkere üzerine başvurucunun ByLock içerikleri ile ilgili herhangi bir tespit yapılamadığının, başvurucunun ByLock abonelik kaydının mevcut olduğuna dair 16/10/2017 tarihli ByLock Tespit Tutanağı\’nın gönderildiği, iii. Başvurucunun ByLock haberleşme sistemini kullanarak gerçekleştirdiği irtibatların analiz raporlarının çıkartılarak ayrı ayrı gönderilmesi hususunda Samsun Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğüne yazılan müzekkere üzerine başvurucunun içeriklerinin mevcut olmadığından irtibat analizlerinin yapılamadığının bildirildiği, iv. Başvurucunun ByLock programı kullanılarak haberleşme, yazışma, mesajlaşma vb. yapılmış ise buna dair ayrıntılı sorgu tutanakları ile ByLock programının sunucuya bağlanma aralığı ve kullanım adedinin ayrı ayrı çıkartılarak Mahkemeye gönderilmesi hususunda Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan müzekkere üzerine ByLock içerikleri ile ilgili tüm evrakların Ankara KOM Daire Başkanlığı tarafından gönderilerek ilgili dosyalarına dağıtıldığının, yeni rapor, evrak vb. gelmesi hâlinde ilgili mahkemelere gönderileceğinin bildirildiği hususlarına yer verilmiştir. 10. Tanıklar M.F.D., B.A., B.E., O.K., Ö.F.Y. ve A.A.nın istinabe yoluyla alınan ifadelerinin ikmalen geldiği belirtilmiştir. Başvurucu, okunan beyanlardan aleyhine olanları kabul etmediğini ifade etmiştir. Başsavcılık da esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. 11. Yargılamanın 18/12/2017 tarihli son celsesinde başvurucu hakkında baro tarafından müdafi görevlendirilmiş, başvurucu ve müdafii esasa ilişkin savunmasını yapmıştır. Tanık T.D.nin istinabe yoluyla alınan ifadesinin dosyaya eklendiği belirtilmiş, diğer tanıklar R.B. ve H.Y.nin dinlenilmelerinden dosyaya bir yenilik katmayacağı gerekçesiyle vazgeçilmiştir. Anılan celsede Mahkeme başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir. 12. Gerekçeli karardan başvurucunun; i. GSM hattı ile ByLock sunucu IP\’lerine birçok kez bağlandığı, ii. Tanık ve etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların beyanlarına göre, 2014 yılında atandığı Çorum Adliyesindeki görevi sırasında anılan örgüte üye oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma icra edilip meslekten çıkarılmalarına karar verilen bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcısı ile birlikte hareket ettiği ve mezkur grup içinde yer aldığı, iii. 2014 HSYK seçimleri döneminde anılan terör örgütünün belirlediği ve bağımsız aday adı altında lanse edilen adaylar lehine seçim çalışmaları yürüttüğü ve sandık başında örgüt adına

Beyanları Mahkumiyette Belirleyici Delil Olan Tanığın Duruşmada Sorgulanması Gerekir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Beyanları Mahkumiyette Tek veya Belirleyici Delil Olan Gizli Tanığın Duruşmada Sorgulanamaması​

Beyanları Mahkumiyette Tek veya Belirleyici Delil Olan Gizli Tanığın Duruşmada Sorgulanamaması Anayasa Mahkemesine göre, Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi gereği sanığın, aleyhinde olan tanıkları aleni duruşmada çelişmeli bir biçimde sorgulama hakkı bulunmaktadır. Kovuşturma sırasında tanık delili de dâhil olmak üzere bütün kanıtların tartışılabilmesi için kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Ancak, bazı olaylarda tanığın kimliğinin sanıklar tarafından bilinmesi, tanık veya yakınları için tehlike doğurabilir; tanıklık yapacakların beyanlarından ötürü kendilerine zarar verilmesinden korkmaları için haklı sebepleri bulunabilir. Bu kişilerin yaşamları, özgürlük ve güvenlikleri gibi birçok menfaatleri tehlikeye girebilir. Bu bakımdan kamu görevini yerine getirerek verdiği bilgilerden dolayı tanığın, kendisinin veya tanıklığı nedeniyle yakınlarının ya da mallarının korunmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Örgütlü suçlarla mücadele için, ceza muhakemesinde tanığın kimliğinin gizli tutulması mümkündür. Ancak, mahkûmiyet kararı yalnızca kimliği açıklanmayan tanığın ifadesine dayandırılamayacağı gibi bu ifade mahkûmiyetin belirleyici delili konumuna da yükseltilemez. Gizli tanık beyanlarına ancak savunma için, tanığın ve ifadesinin inanılırlığını ve güvenilirliğini sorgulama fırsatını teminat altına alan telafi edici önlemlerin sağlanması, savunma hakkı kısıtlamalarının asgari düzeyde tutulmuş olması ve bu kısıtlamaların tanığın korunmasını sağlamak için gerekli olması koşullarında başvurulmalıdır. Diğer bir ifadeyle, sanığın çıkarlarının ona karşı ifade veren tanığın çıkarlarıyla dengelenmesi gerekir. Çünkü bu hallerde savunma, kimliği gizlenen kişinin, önyargılı, düşmanlıkla hareket eden veya güvenilmez biri olup olmadığını sınama veya söyleyeceklerinin inanırlığını sorgulama imkânından yoksun kalabilir. Bu durumda tanığın kimliğini gizlemek için makul gerekçelerin olup olmadığının ve gizli tanık ifadesinin, verilecek hükmün tek veya belirleyici temel dayanağı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca gizli tanığın ifadesine dayanması durumunda, yargılama detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır. Eğer sanık veya müdafii tarafından güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sorgulanmamış tanık delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya belirleyici delil ise ve savunma tarafına dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olabilecektir. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Candaş Bozkurt Başvurusu Başvuru Numarası: 2018/27301 Karar Tarihi: 30/3/2022 İKİNCİ BÖLÜM – KARAR Başkan: Kadir ÖZKAYA Üyeler: Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Basri BAĞCI, Kenan YAŞAR Raportör: Yüksel GÜNARSLAN Başvurucu: Candaş BOZKURT I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, anlatımları mahkûmiyete esas alınan gizli tanıkların duruşmada sorgulanamaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 31/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. III. OLAY VE OLGULAR 4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir: 5. Başvurucu, güvenlik güçleri ile PKK/KCK silahlı terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen kişiler arasında 5/10/2012 günü meydana gelen silahlı çatışma neticesinde 6/10/2012 tarihinde yaralı olarak ele geçirilerek gözaltına alınmıştır. 6. Güvenlik görevlileri tarafından çatışma sonrasında 6/10/2012 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı düzenlenmiştir. Anılan tutanakta özetle başvurucunun olay yerine 34 GG … plakalı araç ile geldikten sonra bir örgüt üyesi ile samimi şekilde kucaklaştığı, aracından çıkardığı silah ve çeşitli yaşam malzemelerini dört örgüt üyesine teslim ettiği, bu kişilerle birlikte yemek yedikten sonra terör örgütü mensuplarının giydiği kıyafetten giydiği, hücum yeleği ve silah kuşandığı, olay yerinde hayvan otlatan F.G. ve S.Ö.nün askerlerin geldiğini örgüt üyelerine bildirmeleri sonrası örgüt mensuplarınca bulundukları bölgeye yoğun şekilde ateş edildiği, bu ateşe karşılık verildiği, çatışmada başvurucunun da üzerinde örgüt mensuplarının giydiği kıyafet ve elinde Kalaşnikof marka tüfekle kaçmaya başladığı, havanın kararması nedeniyle yakalanamayan başvurucunun ertesi gün askerlerin yanına \”Ben yaralıyım.\” diye bağırarak geldiği belirtilmiştir. Aynı tarihli Muhafaza Altına Alma Tutanağı\’nda ise başvurucunun üzerinden bir adet erzak listesi ile 500 avroluk bir adet banknot ele geçirildiği tespitine yer verilmiştir. 7. Jandarma görevlileri H.T. ve A.T.nin 6/10/2012 tarihinde düzenlediği tutanakta başvurucunun gözaltındayken tedavi gördüğü Elazığ Askerî Hastanesinde kendilerine beyanda bulunduğunu ve bu beyanların tutanağa bağlandığını belirtmiştir. Anılan tutanağın ilgili kısmı şöyledir: \”.. bu olayda kullanılan arabanın anahtarının [M.M.D.] isimli şahıs tarafından Hozat ilçe merkezindeki Şarkgaz tüp bayisinde olduğunu, anahtarı tüpgaz bayisinden almasına müteakip Hozat-Yüceldi yolu üzerinde bulunan [M.M.D.ye] ait boş arı kovunlarının içerisinde 3-4 adet poşetin olduğunu, kovanların içerisindeki poşetleri alarak Çat deresine araba ile gitmesini, burada belli bir süre gezdikten sonra örgüt mensuplarının yanına geleceğini söylediğini. Kendisinin de arı kovanlarının yanına giderek boş arı kovanlarının içinde bulunan çeşitli ebattaki 3-4 adet poşeti alarak Çat deresi (büyük dere)\’ye gittiğini. Bir iki tur attıktan sonra ıslık sesi ile 3-4 BTÖ [Bölücü Terör Örgütü] mensubunun yanına geldiğini. Aldığı malzemeleri gelen örgüt mensuplarına teslim ettikten sonra odun kestiği için karşılığında ceza mahiyetinde malzeme listesi vererek bunu temin etmesini söylediklerini bu esnada çatışma çıktığını ve kendisinin olay yerinden kaçarak geceyi dağda geçirdikten sonra sabah arazide gördüğü askerlere listeyi teslim ettiğini sözlü beyanda bulunmuş…\” 8. Başvurucu 8/10/2012 tarihinde terör örgütüne yardım yataklık ve üye olma suçundan tutuklanması talebi ile Hozat Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir. Başvurucu sorgusunda A.D.ye ait otomobille olay yerine ceviz toplamak için gittiğini, geri döndüğü sırada terör örgütü mensuplarınca durdurulduğunu ve kendilerini ihbar etmemesi için alıkonulduğunu, bu sırada bir patlama sesi duyduğunu, bunun üzerine tepeye doğru kaçmaya çalıştığını, sonrasında gelen helikoptere el salladığını, örgüte malzeme temin etmediğini, Olay Yeri Tespit Tutanağı\’nda belirtilen hususları kabul etmediğini, üst aramasında çıkan listeden haberinin olmadığını, üzerinden çıktığı belirtilen 500 avronun kendisine ait olmadığını beyan ederek suçlamayı reddetmiştir. Sorgu sonucunda başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. 9. Olay yerinden temin edilen tüfek, fişek ve kovanlar üzerinde yapılan inceleme neticesinde Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 10/12/2012 tarihli uzmanlık raporunda, ele geçirilen boş kovanların dört farklı silahtan atıldığı tespitine yer verilmiştir. 10. Başvurucunun el ve yüz bölgesinden alınan svap örnekleri ile yaralı olarak yakalandığı sırada üzerinde bulunan tişört gerekli incelemeler için Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmiştir. Bu materyaller üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 18/12/2012 tarihli uzmanlık raporunda; başvurucunun yüz bölgesinden alınan svaplar üzerinde kurşun (Pb) elementi tespit edildiğinin, tespit edilen elementin ateşli silahtan kaynaklanan atış artıkları olabileceğinin, başvurucunun tişörtünün önünde ve delinme bölgesinin etrafında atış artıklarının tespit edildiği, delinme bölgesindeki atış artıklarının dağılımı ve yoğunluğu itibarıyla atışın yakın atış olduğunun değerlendirildiği ifadelerine yer verilmiştir. 11. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK 10. madde ile görevli) 6/4/2013 tarihli iddianamesi ile devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü

Beyanları Mahkumiyette Tek veya Belirleyici Delil Olan Gizli Tanığın Duruşmada Sorgulanamaması​ Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Evin Eklentisi Niteliğindeki Ahırdan Büyükbaş veya Küçükbaş Hayvan Çalma Suçu

Evin Eklentisi Niteliğindeki Ahırdan Büyükbaş veya Küçükbaş Hayvan Çalma Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2018/13-296 Karar No: 2019/269 Karar Tarihi: 02.04.2019 Özet: Hırsızlık yapılan yerin, katılanın ikamet ettiği ev ve evin eklentisi dışında kalan, sadece hayvanlara özgülenmiş barınak niteliğinde bir yer olmaması, etrafı duvar ile çevrili ve katılanın evi ile aynı bahçe içinde bulunan, evin kullanılmasını tamamlayan, buraya girilmesi hâlinde evde oturanların huzur ve güvenliklerinin bozulacağı yerlerden olması karşısında, sanığın, katılanın ikamet ettiği evin eklentisi niteliğindeki ahırdan bir adet küçükbaş hayvan çalması şeklindeki eyleminin suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 142/2-g maddesindeki suçu değil aynı Kanun\’un 142/1-b maddesinde yazılı suçu oluşturduğu kabul edilmelidir. Temel hak ve hürriyetlerden olan ücretsiz müdafi hakkına ilişkin yasal mevzuat ile AİHS\’nin farklı hükümler içermesi sebebiyle Anayasanın 90. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca somut olayda AİHS\’nin 6/3-c maddesi hükmünün uygulanması gerekmekte olup suç tarihi itibarıyla 18 yaşından küçük olan ve kendi beyanlarına göre sabit bir gelirleri bulunmayan sanıklar … ve …\’ın mali imkânlardan yoksun olması ve sanıklara 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 150. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca talepleri olmaksızın zorunlu olarak müdafi atanması karşısında, zorunlu müdafi ücretinin yargılama giderlerine dahil edilerek sanıklardan tahsiline karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla bu uyuşmazlık konusu bakımından da Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. İçtihat Metni (5237 s. K. m. 31, 58, 142, 143) Nitelikli hırsızlık suçundan sanıklar … ve …\’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 142/2-g, 143 ve 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezası; sanıklar … ve …\’in ise aynı Kanun\’un 142/2-g, 143, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.12.2008 tarihli ve 353-670 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 06.05.2013 tarih ve 814-13104 sayı ile; \”Sanıklar hakkında konut dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçlarından zamanaşımı süresi içinde işlem yapılması olanaklı görülmüştür. Tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık … hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 58. maddesinin uygulanmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Suç tarihinde sanıkların, katılana ait evin bitişiğinde ve aynı bahçe içindeki müştemilatında bulunan ahırın kapısını kırarak içeri girdikleri ve hayvanları çaldıklarının anlaşılması karşısında, eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 142/1-b maddesi yerine aynı Kanun\’un 142/2-g maddesi gereğince uygulama yapılması,\” isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Karşıoy Gerekçesi Daire Üyesi S. Sönmez; \”5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 142. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendine göre; hırsızlık suçunun barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyükbaş veya küçükbaş hayvan hakkında işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren özel ve nitelikli bir unsur olarak tanımlanmıştır. 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 491/5. bendi mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahut lüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan hayvanlar hakkında işlenen hırsızlık suçunu düzenlerken aynı Kanun\’un 492/9. bendi, konutun eklentisinden yapılan hayvan hırsızlığını düzenlemiş ve daha nitelikli hâl kabul etmiştir. Kanun koyucu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 142/2. fıkrasının (g) bendi ile böyle bir ayrıma gitmeden, tüm büyükbaş ve küçükbaş hayvan hırsızlıklarını tek bir bent içerisinde toplamıştır; gerek madde metni ve gerekse gerekçesinde konutun eklentisinden ya da bağımsız bir barınaktan hırsızlık gibi bir ayrıma da yer verilmemiştir. Dolayısıyla böyle bir ayrıma yorumla ulaşılmaktadır. Bu yeni düzenleme ile geçimini hayvancılıktan sağlayan köylü ve çiftçi vatandaşların hakkının korunması amaçlanmıştır. (Madde üzerinde 15.09.2004 tarihinde Genel Kuruldaki görüşme tutanakları) Yeni TCK\’da önceki tanımlarda yer verilen \’mandıra, ağıl ve konutun eklentisi\’ gibi kavramlardan vazgeçilmiş; uygulamada kolaylık sağlanması amacıyla bu üç yapıyı (bina) kapsayacak şekilde \’barınak\’ kavramına yer verilmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğü ve benzer sözlüklerde barınak; \’Barınılacak, sığınılacak, içinde yaşanacak yer\’ olarak tanımlanmıştır. Barınak, kimi zaman yaşanılacak büyük bir konut olabileceği gibi kimi zamanda sığınacak küçük bir kulübe de olabilir. Aynı şekilde hayvan barınağı da; etrafı basit bir tel örgü ile çevrili korunak olabileceği gibi konutun altındaki ya da eklentisindeki ahır veya etrafı çit ya da duvarla çevrili bir ağıl da pekâlâ olabilir. Dolayısıyla barınak kavramını sadece \’konutun eklentisi\’ anlayışı ile sınırlı tutmak ve bu şekilde dar yorumlamak maddenin düzenleniş amacına uygun düşmeyecektir. Somut olayda ya da benzer hırsızlıklarda tek bir fiille aynı maddenin birden fazla fıkra ve bendinin ihlâl edildiği anlaşılmaktadır. Bir fiille hem Türk Ceza Kanunu\’nun 142/1. maddesinin hem de 142/2. maddesinin ihlâl edildiğine ilişkin uygulamadan ayrı ayrı örnek verilecek olursa; Mağdurun evinin eklentisi niteliğinde olan bahçesinde sara nöbeti geçirmesi sırasında ya da bayılmış hâlde iken dışarıdan mağdurun bayıldığını gören sanığın bahçe kapısını kırıp bahçeye girerek mağdurun üzerinden ya da evinden eşya çalması eylemi, TCK’nın 142/2-a bendi kapsamında değerlendirilmekte; Hastanede muayene sırasını bekleyen mağdurun cebinden cüzdanının çekilmesi eyleminde TCK’nın 142/2-b bendi; Binada çıkan yangın sırasında bu korku ve kargaşadan yararlanan sanığın, mağdurun konutundan ya da eklentisinden eşya çalması eyleminde TCK’nın 142/2-c bendi; Bina içerisinde bulunan çelik kasadan anahtar uydurmak suretiyle para ya da ziynet eşyasının çalınması eyleminde TCK’nın 142/2-d bendi; Sanığın polis memuru olmamasına rağmen polis kıyafeti giymek suretiyle mağdurun evinde arama yapma bahanesiyle içeri girip malını çalması eyleminde TCK’nın 142/2-f bendi gereğince uygulama yapılmaktadır. Örnek uygulamalar çoğaltılabilir. Görülüyor ki, bu açıklamalara göre tek bir fiille bina ya da eklentisinden işlenen hırsızlık suçunun işleniş şekline göre TCK’nın 142/1-b maddesindeki suçun oluştuğu durumlarda ayrıca daha özel ve nitelikli hâl olan TCK’nın 142/2. maddesindeki diğer a, b, c, d, e ve f bentlerinde yer alan suçların da oluşması hâlinde daha ağır ceza gerektiren fıkra uyarınca hüküm kurulmakta; koşulları var ise ayrıca TCK’nın 116 ve 151. maddelerinde düzenlenen suçlardan da cezalandırılması cihetine gidilmekte iken aynı fıkranın \’g\’ bendi yerine 142/1-b maddesi gereğince uygulama yapılması diğer bentlerdeki uygulama çelişkisini ortaya koymaktadır. Özetle \’büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar hakkında hırsızlık\’ suçu olarak tanımlanan TCK’nın 142/2-g maddesine göre binanın eklentisi olarak kabul edilen ahırdan büyükbaş hayvan çalınması eyleminin yukarıda verilen örneklerdeki fiillerden suçun işleniş biçimi itibarıyla hiçbir farkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerden dolayı yerel mahkemenin uygulaması usul ve yasaya uygun

Evin Eklentisi Niteliğindeki Ahırdan Büyükbaş veya Küçükbaş Hayvan Çalma Suçu Read More »