Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Unutulma Hakkı: Kişisel Veri ve Bilgilere Erişimin Engellenmesinin Talep Edilmesi

Unutulma Hakkı Kapsamında Geçmişte Yayınlanan Kişisel Verilere Erişimin Engellenmesi Unutulma Hakkı: Gelişen teknoloji, kişisel verilerin kolayca kaydedilebilmesine ve uzun yıllar boyunca saklanabilmesine ve erişilebilmesine imkan sağlamaktadır. Bu kapsamda, kayıt altına alınan kişisel verilerin hızlı ve geniş paylaşım nedeniyle ortadan kaldırılmasının oldukça güç olduğu günümüz teknolojisinde, ilgili kişisel verilere üçüncü kişiler tarafından erişilememesi özel hayata saygı ilkesi kapsamında önem arz etmektedir. Bu anlamda kişisel verilere üçüncü kişiler tarafından erişimin (kısmen) kısıtlanması sağlanarak; özel hayatın gizliliğinin güvence altına alınması, toplumdan dışlanmasının engellenmesi ve geçmişinden bağımsız bir şekilde yeni bir başlangıç yapabilmesi adına kişisel verilerin korunması hakkının bir görünümü olarak “Unutulma Hakkı” gündeme gelmektedir. Yargı kararları, öğreti ve uluslararası kurumların görüşleri doğrultusunda literatürde, unutulma hakkı “bireyin geçmişte hukuka uygun olarak yayılmış ve doğru nitelikteki bilgilerinin zamanın geçmesine bağlı olarak erişimden kaldırılmasını ya da gündeme getirilmemesini talep edebilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, unutulma hakkı, genel olarak bireylerin kişisel verilerine erişimin engellenmesini talep edebilmesi hakkını ifade etmektedir. Dolayısıyla bireylerin itibarlarını kötü etkileyecek haber, yorum ve içeriklere erişimi azaltma taleplerini yerine getirmek adına unutulma hakkı uygun bir araç sağlamaktadır. Ülkemizde “Unutulma Hakkı” başlığı altında, kavramsal olarak bu hakka yer verilen hukuki bir düzenleme bulunmamakla birlikte hukukumuzda bu hakkı gerçekleştirmeye yönelik araçların bulunduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle, Anayasa’nın 20. maddesinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmenin yanı sıra bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme hakkını da kapsadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede Anayasa, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun unutulma hakkının tesisine yönelik çeşitli araçlar barındırmaktadır. Anayasa Mahkemesi Kararı Değerlendirmesi Olaylar Başvurucu, hakkında ulusal bir gazetenin internet arşivinde, uyuşturucu kullandığı için adli para cezasına hükmedildiğine ilişkin 1998 ve 1999 yıllarına ait yayımlanan toplam üç haberin internet yayınının kaldırılması amacıyla ilgili basın kuruluşuna 2/4/2013 tarihinde ihtarname göndermiştir. Anılan haber içeriklerinin iki gün içinde kaldırılmaması üzerine başvurucu, içeriklerin yayından kaldırılması talebiyle ilgili basın kuruluşu aleyhine 18/4/2013 tarihinde (kapatılan) İstanbul 36. Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuş, Mahkeme 22/4/2013 tarihinde “talebe konu yazının güncelliğini yitirdiği, haber değerinin bulunmadığı, gündemde kalmasında kamu yararı bulunmadığı ve bu haliyle muhatabının özel hayatına ilişkin incitici ve örseleyici bir bilgi niteliğinde olduğu” gerekçesiyle talebin kabulüne karar vermiştir. İtiraz üzerine, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/5/2013 tarihli kararıyla Mahkemenin anılan kararının kaldırılmasına hükmedilmiş ve bu karar 21/6/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucunun İddiaları Başvurucu, adli para cezası ödemeye mahkûm edildiği olay ile ilgili olarak internet sitelerinde yer almaya devam eden haber içeriğinin yayından kaldırılması yönündeki taleplerinin yargısal makamlar tarafından reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 12., 17., 20., 25., 26., 27. ve 32. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır: Mevcut olayda başvurucunun, haberlerin hâlen internette yer alması nedeniyle müdahale edilen şeref ve itibar hakkı ile içeriğin yayından çıkarılması hâlinde müdahale edilecek olan ifade ve basın özgürlükleri arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir. Bu dengenin değerlendirilmesinde somut olay açısından gözönünde bulundurulması gereken önemli bir husus şeref ve itibarın korunması hakkı ve unutulma hakkı karşısında sadece ifade ve basın özgürlüklerinin değil ayrıca kişilerin haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünün de olduğudur. Anayasa Mahkemesi anılan hak ve özgürlükler arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı hususundaki değerlendirmesini temel olarak yetkili yargı mercilerinin ortaya koyduğu gerekçe üzerinden yapmaktadır. Unutulma hakkı, internet ortamında bir haberin uzun süredir kolayca ulaşılabilir olması nedeniyle kişinin şeref ve itibarının zedelenmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bu hakkın amacı, internetin yaygınlaşması ve sağladığı imkânlar nedeniyle ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin manevi varlığının geliştirilmesi hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamaktır. O hâlde bu yol, internet ortamında haber arşivini koruma altına alan basın özgürlüğünün ve halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünün özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır. Somut olayda, başvurucunun şikâyetine konu olan haberler 1998 ve 1999 yıllarında yayımlanmıştır ve arşiv niteliğindedir. Gazete arşivi niteliğinde olan haberler açısından arşivin sadece dijital alanda tutulmadığı ve içerik sağlayıcı tarafından saklanabileceği açıktır. Özellikle ölçülülük ilkesi temelinde yapılacak bir değerlendirme ile internet ortamında haberi ulaşılabilir kılan kişisel verilerin silinerek erişimin engellenmesi gibi yöntemler gözetildiğinde internet ortamındaki arşiv niteliğindeki haberin tamamen silinmeden sonuca ulaşılabilmesi mümkündür. Bu bağlamda bilimsel araştırmalar açısından dijital haber arşivinin tamamen silinerek geçmişteki olayların yeniden yazılması sonucunu doğuracak nitelikte basın özgürlüğüne yönelik ciddi müdahalelerin ortaya çıkması önlenebilir. Başvurucu hakkında internet ortamındaki arşivde muhafaza edilen ve kolaylıkla ulaşılabilir kılınan haberler, 1998 ve 1999 yılındaki ceza yargılamasına ilişkindir. Bu haberlerin gerçeğe aykırı olduğu ileri sürülmemiştir. Haberler başvurucunun uyuşturucu kullanırken yakalanması ve daha sonrasında yargılanması hakkındadır. Bu bağlamda haber konusunun, haberin arşivde kolaylıkla ulaşılabilir kılınması için gerekli bulunan toplumsal açıdan haber değerinin devam etmesi veya haberin geleceğe ışık tutacak niteliğe sahip olması özelliklerini taşıdığı söylenemez. Başvuru tarihi itibarıyla söz konusu haberin yaklaşık on dört yıl önceki bir olaya ilişkin olduğu ve böylelikle güncelliğini yitirdiği açıktır. İstatistiki ve bilimsel amaçlar yönünden de yukarıda ifade edilen gerekçelerle bu bilgilere internet ortamında kolaylıkla ulaşılmayı gerekli kılan bir neden bulunmamaktadır. Bu bağlamda kamu yararı bakımından siyasi veya medyatik bir kişiliğe sahip olmayan başvurucu hakkında internet ortamında yayınlanan haberlerin kolaylıkla ulaşılabilirliğinin başvurucunun itibarını zedelediği açıktır. Sonuç olarak başvurucu hakkında yapılan haberler unutulma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken haberlerdir. İnternet ortamının sağladığı kolaylıklar gözetildiğinde başvurucunun şeref ve itibarının korunması için anılan habere erişimin engellenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda erişiminin engellenmesine yönelik talebin reddedilmesiyle ifade ve basın özgürlükleri ile kişinin manevi bütünlüğünün korunması hakkı arasında adil bir dengenin kurulduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Unutulma Hakkı: Geçmişte Yayınlanan Kişisel Verilere Erişimin Engellenmesinin Talep Edilmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru N.B.B. Başvuru No: 2013/5653 Karar Tarihi: 3/3/2016 R.G. Tarih ve Sayı: 24/8/2016-29811 Genel Kurul – Kararı Başkan: Zühtü ARSLAN Başkanvekilleri: Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM Üyeler: Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ Raportör: Murat ŞEN Başvurucu: N.B.B (Gizlilik Talebi Kabul) I. Başvurunun Konusu

Unutulma Hakkı: Kişisel Veri ve Bilgilere Erişimin Engellenmesinin Talep Edilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

OHAL KHK’sı Uyarınca Cezaevinde Avukatla Görüşmelerin İzlenmesi ve Kaydedilmesi

OHAL KHK’sı Uyarınca Cezaevinde Avukatla Görüşmelerin Kaydedilmesi AİHM Canavcı ve Diğerleri Kararı Başvuru No. 24074/19 ve diğerleri © Çeviren, Stichting Justice Square, @JJusticesquare, Kasım 2023. Çeviri, daha önce Vakfın internet sitesi’nde yayımlanmış ve yayımlama izni, AİHM’in veri tabanı HUDOC’a konulması için verilmiştir. İKİNCİ BÖLÜM – KARAR Madde 8 • Özel hayat • Madde 15 • Olağanüstü hallerde askıya alma • Başvurucuların cezaevindeyken avukatlarıyla yaptıkları görüşmelerin, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün sonrasında kabul edilen bir kanun hükmünde kararname uyarınca izlenmesi ve kaydedilmesi • Birinci başvurucuya uygulanan şikâyet konusu tedbirlerin, kararnamenin gerektirdiği şekilde bir savcılık kararına dayanmaması • Diğer başvuruculara uygulanan tedbir kararlarında bireyselleştirilmiş gerekçelerin bulunmaması • Tedbirlerin açık uçlu olarak uygulanmasının hukuki belirliliği zedelemesi • Kötüye kullanıma ve keyfiliğe karşı yeterli yasal güvencelerin bulunmamasının, davalı devletin askıya alması tarafından haklı kılınmaması • Yargısal denetimin yeterli veya etkili olmaması • Müdahalenin \”yasayla öngörülmemesi\” GİRİŞ 1. Mevcut dava, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan bir kanun hükmünde kararname uyarınca, başvurucuların cezaevinde bulundukları sırada avukatlarıyla yaptıkları görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesiyle ilgilidir. Başvurucular, Sözleşme’nin 8. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. OLAYLAR 2. Başvurucuların bilgileri ve temsilcilerinin isimleri ekte listelenmiştir. 3. Hükûmet, kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanı Sayın Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir. I. Davanın Arka Planı 4. 15-16 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir grup kişi, demokratik yollarla seçilmiş Parlamentoyu, Hükûmeti ve Cumhurbaşkanını devirmeyi amaçlayan bir darbe başlatmıştır. Şiddet olaylarının yaşandığı o gece boyunca 250’den fazla kişi öldürülmüş ve 2,500’den fazla kişi de yaralanmıştır. 5. Türk Hükûmeti, 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren üç aylık bir süre için olağanüstü hâl ilan etmiştir. Olağanüstü hâl daha sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından her üç ayda bir uzatılmıştır. 6. Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine 15. madde itibarıyla Sözleşme’yi askıya aldıklarını bildirmiştir. 7. Askeri darbe girişiminin ardından, Türkiye genelindeki savcılıklar, darbe girişimine doğrudan karışmış olanlar ve doğrudan karışmamış olmakla birlikte, ulusal makamlar tarafından darbe girişimini azmettirdiği düşünülen \”Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması\”nın (bundan böyle \”FETÖ/PDY\” olarak anılacaktır) örgütsel yapısının bir parçası olduğundan şüphelenilenler hakkında ceza kovuşturmaları başlatmıştır. 8. Olağanüstü hâl süresince, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca otuz yedi adet olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi (667-703 sayılı) çıkarmıştır. Hükûmet, 23 Temmuz 2016 tarihinde yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin, belirli suçlara ilişkin soruşturmalar ve cezai kovuşturmalarla ilgili 6. madde kapsamındaki tedbirleri de içeren terörle mücadele ve darbe girişimine ilişkin olarak olağanüstü hâl süresince alınacak tedbirleri düzenlediğini açıklamıştır. 9. 18 Temmuz 2018 tarihinde, olağanüstü hâl kaldırılmıştır. II. Başvuru No. 24074/19 A. Birinci başvurucunun tutukluluğu ve avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesine ilişkin karar 10. Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi, 21 Temmuz 2016 tarihinde birinci başvurucunun FETÖ/PDY’ye üye olma ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu, aynı gün Silivri Cezaevine konulmuştur. 11. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 25 Temmuz 2016 tarihinde Silivri Cezaevi idaresine gönderdiği bir yazıda, FETÖ/PDY’nin yapısı, haberleşme yöntemleri ve bazı örgüt mensuplarının halen yakalanamamış olması dikkate alındığında, avukatlarla yapılan görüşmelerin, örgüt mensupları arasında gizli, açık veya şifreli mesajların ve örgütten tutuklu bulunan mensuplarına talimatların iletilmesi amacıyla kullanılma ihtimali bulunduğundan, ülke ve ceza infaz kurumlarının güvenliğini tehlikeye düşürebileceğini belirtmiştir. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bu nedenle 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6/1 (d) maddesi uyarınca bazı tedbirlerin alınmasının gerekli olduğunu değerlendirmiştir. 12. Bu bağlamda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Silivri Cezaevi idaresine, olağanüstü hâl süresince FETÖ/PDY üyeliğinden tutuklu bulunanlar ile avukatları arasındaki görüşmelerin bir görevli tarafından izlenmesi talimatını vermiştir. Aynı gerekçeyle, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bu tür görüşmelerin teknik cihazlarla sesli veya görüntülü olarak kaydedilmesi talimatını da vermiştir. 13. Birinci başvurucu, 1 Şubat 2017 tarihinde Silivri İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuş ve avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesine ilişkin kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 14. Silivri İnfaz Hâkimi, 21 Mart 2017 tarihinde şikâyet konusunun Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının kararı olduğunu kaydetmiştir. Hâkim, yargısal kararlara ilişkin şikâyetlerle ilgilenme yetkisinin bulunmadığını gerekçe göstererek, ilk başvurucunun şikâyetini esastan incelemeden reddetmiştir. Daha sonrasında Silivri Ağır Ceza Mahkemesi, birinci başvurucu tarafından infaz hâkiminin kararına karşı yapılan itirazı, kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. B. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru 15. 18 Mayıs 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan birinci başvurucu, cezaevinde avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesinden şikâyetçi olmuştur. Başvuru formunda, diğer hususların yanı sıra Sözleşme’nin 8. maddesine atıfta bulunarak, özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir. Bu noktada, konuyla ilgili bir savcılık kararının yokluğunda, cezaevinde avukatıyla yaptığı görüşmelerin sesli ve görüntülü olarak kaydedilmesinin ve bir memur tarafından izlenmesinin yanı sıra savunmasıyla ilgili belgelere el konulmasının, özel hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geldiğini ileri sürmüştür. 16. Anayasa Mahkemesi, 1 Şubat 2019 tarihli kararında (No. 2017/26587), birinci başvurucunun bireysel başvurusunu adil yargılanma hakkı ışığında incelemiş ve iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddetmiştir. C. İlk başvurucunun avukatıyla yaptığı görüşmeler 17. Birinci başvurucu, 9 Ağustos 2016 ilâ 3 Temmuz 2017 tarihleri arasında avukatıyla dokuz görüşme yapmış ve bu görüşmelerin tamamı teknik cihazlarla sesli ve görüntülü kayıt altına alınmıştır. Ayrıca bu görüşmeler, görüşme odasında bulunan bir memur nezaretinde gerçekleşmiştir. 18. 18 Temmuz 2017 tarihinde, birinci başvurucu aleyhindeki ceza davasının ilk duruşması İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştür. Bu duruşma sırasında başvurucu, mahkemeden avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi uygulamasına son verilmesini talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi bu talebi kabul etmiş ve kararına ilişkin herhangi bir gerekçe göstermeksizin söz konusu tedbirin kaldırılmasına hükmetmiştir. 19. Başvurucu, avukatıyla yirmi dokuz görüşme daha yapmıştır. Bu görüşmeler ne kaydedilmiş ne de bir görevli tarafından izlenmiştir. III. Başvuru No. 44839/19 A. İkinci başvurucunun tutukluluğu ve avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi kararı 20. 21 Temmuz 2016 tarihinde Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliği, ikinci başvurucunun FETÖ/PDY’ye üye olmak ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu, aynı gün Zonguldak Cezaevine konulmuştur. 31 Temmuz 2016 tarihinde Kocaeli Cezaevine nakledilmiştir. 21. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Ağustos 2016 tarihinde Kocaeli Cezaevi idaresine, terör örgütü üyeliği de dahil olmak üzere belirli suçlardan tutuklu bulunan kişiler ile avukatları arasındaki görüşmelerin olağanüstü hâl süresince bir görevli

OHAL KHK’sı Uyarınca Cezaevinde Avukatla Görüşmelerin İzlenmesi ve Kaydedilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sosyal Medya Paylaşımı Nedeniyle Tazminata Hükmedilmesi, İfade Özgürlüğünün İhlalidir

Sosyal Medya Paylaşımı Nedeniyle Tazminata Hükmedilmesi Anayasa Mahkemesi Kararı Değerlendirmesi İddialar Başvurucu, bir şirket hakkında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle tazminat ödemesine karar verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar 2016 yılında ulusal bir gazetede bir vakıf ve bir dernekle bağlantılı olduğu söylenen yurtlarda kalan en az on öğrencinin yurt sorumlusu bir öğretmen tarafından tacize uğradığına ilişkin bir haber yayımlanmıştır. Bu haberlerin ardından telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren, haberleşme ve iletişim sektöründe ticari faaliyetleriyle kamu tarafından tanınan bir şirket olan davacı T. ile vakıf arasında mali destek ilişkisi bulunduğu iddiaları kamunun gündemine gelmiş ve haberlere konu edilmiştir. Bu haberlerin ardından başvurucu, başka bir GSM operatörüne geçiş yaptığına dair ekran görüntüsü ile birlikte “Pedofili destekçisi ve sansürcü @… ile olan 16 yıllık sözleşmemi iptal ettirdim.#… @…Boykot” şeklinde bir iletiyi sosyal medya hesabından paylaşmıştır. Davacı Şirket, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla asliye hukuk mahkemesinde başvurucu aleyhine manevi tazminat davası açmış; asliye hukuk mahkemesi paylaşımda kullandığı “pedofili destekçisi” ibaresi nedeniyle başvurucunun 500 TL manevi tazminat ödemesine karar vermiştir. Başvurucunun istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince reddedilmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Somut olayda başvuru konusu paylaşım, mali destek tartışmalarının güncelliğini koruduğu ve kamusal ilginin yüksek olduğu bir dönemde yapılmıştır. Bu itibarla kullanılan ifadelerin olgusal temeli olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte davacının tüzel kişiliğe sahip özel bir şirket olması nedeniyle somut olaya konu “pedofili” yakıştırması ancak gerçek bir kişiye yöneltildiği zaman haksız olgu isnadı teşkil edecektir ve kullanılan ifadeler bir değer yargısından ibarettir. Başvurucu, kamuya hitaben davacı Şirket ile kurulacak ticari ilişkinin davacı Şirketin ilgili vakfın kampanyasına destek vermesi sebebi ile çocuk istismarcılarını desteklemek anlamına geleceğini sert ve kışkırtıcı bir dille ifade etmiştir. Daha önce birçok kararda vurgulandığı üzere ifade özgürlüğü sadece kabul gören, zararsız ya da kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bu anlamda paylaşıma konu ifadeler her ne kadar rahatsız edici nitelikte olsa da ifadelerin davacının ticari itibarından ziyade temelde vakıf ve davacı arasındaki mali destek ilişkisini hedef alarak davacı üzerinde bir baskı oluşturmayı amaçladığı açıktır. Dolayısıyla başvurucunun tek amacının hakaret yoluyla saldırgan bir söylemde bulunmak olduğunun kabulüyle paylaşımın ifade özgürlüğü korumasının dışında kaldığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Öte yandan davacı Şirket, bahse konu haber ve iddialara cevaben kamuya açıklamada bulunmuş; söz konusu mali desteklerin eğitim bursu niteliğinde olduğunu ve herhangi bir vakfı, derneği veya sivil toplum kuruluşunu desteklemekten ziyade öğrencilerin eğitimi için verildiğini belirtmiş, bunun dışında ilgili haberlerin tekzibi niteliğinde herhangi bir ifadeye yer vermemiştir. Bu yönüyle davacının hakkındaki iddialara nasıl cevap verileceğini bildiği ve telekomünikasyon alanında faaliyet göstermesi nedeniyle de konu ticari itibarın korunması olduğunda daha avantajlı bir konuma sahip olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla davacının kendisine yöneltilen bu nitelikteki eleştirilere herhangi bir kimseye göre katlanma yükümlülüğü daha fazladır. Sonuç olarak mahkemeler başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunu ikna edici bir şekilde, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyamamıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Sosyal Medya Paylaşımı Nedeniyle Tazminata Hükmedilmesi, İfade Özgürlüğünün İhlalidir Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ozan Güven – Başvuru No: 2021/8967 Karar Tarihi: 27/9/2023 Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 30/11/2023-32385 Genel Kurul – Karar Başkan: Zühtü ARSLAN Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA Üyeler: Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE Raportör: Tahir Hami TOPAÇ Başvurucu: Ozan GÜVEN I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, bir şirket hakkında yaptığı sosyal medya paylaşımı sebebi ile tazminat ödemesine karar verilen başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 12/2/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. 4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurula sevkine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 6. Başvurucu 1984 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. 7. Davacı T., telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren, haberleşme ve iletişim sektöründe ticari faaliyetleriyle kamu tarafından tanınan bir şirkettir. Davacı; ticari faaliyetlerinin yanı sıra kültür, sanat, spor ve eğitim alanlarında yürütülen birçok toplumsal sorumluluk proje ve kampanyalarına da destek sağladığını belirtmektedir. 8. 2016 yılının Mart ayı başlarında ulusal bir gazetede bir vakıf ve bir dernekle bağlantılı olduğu söylenen yurtlarda kalan en az on öğrencinin yurt sorumlusu bir öğretmen tarafından tacize uğradığına ilişkin bir haber yayımlanmıştır. Haberde, çocuklardan birinin yaşadıklarını bir psikoloğa anlatması ve psikoloğun da konuyu yetkililere bildirmesiyle olayın ortaya çıktığı, Karaman’da Cumhuriyet savcısının konuyla ilgili soruşturma başlattığı yer almıştır. Daha sonraki haberlere göre sanık kısa sürede tutuklanmış ve yine mart ayı içinde iddianame tamamlanarak yargı süreci başlamıştır. Kamuda büyük infial uyandıran olay çok sayıda sivil toplum kuruluşunca takip edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmiş, ulusal ve uluslararası yayın organlarında sayısız habere konu olmuştur (Hayriye Özde Çelikbilek, B. No: 2016/13543, 24/10/2019, § 10; Kemal Kılıçdaroğlu (6), B. No: 2017/27971, 18/5/2021, § 9; Ceyhun Tunç, B. No: 2017/20822, 14/9/2021, § 10). 9. Bahse konu haberlerin ardından davacı Şirket ile söz konusu vakıf arasında mali destek ilişkisi bulunduğu iddiaları kamunun gündemine gelmiş ve haberlere konu edilmiştir (benzer nitelikteki haber için bkz. Ceyhun Tunç, § 11). Nitekim davacı Şirket, iddialara ilişkin olarak 24/3/2016 tarihinde kamuoyu açıklaması yapmıştır. İlgili açıklama şöyledir: “Türkiye’nin T.’si olarak,…, onbinlerce gencimize umut ışığı olan, geleceğe daha güvenle yürümelerini sağlayan Kardelenler, Van İçin Türkiye Kumbarası, Engelsiz Eğitim, Gönül Köprüsü gibi projeler, milyonlarca insanımızın da takdirini ve gönlünü kazanmıştır. Tüm bu projelerle 16 yıl boyunca kesintisiz olarak 100 binin üzerinde eğitim bursu sağladık. Saygıdeğer kamuoyumuzun bilmesini isteriz ki, doğrudan öğrencilerimize giden burslarla, biz herhangi bir vakfı, derneği veya sivil toplum kuruluşunu değil, öğrencilerimizin eğitimini destekliyoruz,…, ülkemizin geleceğinin garantisi olan gençlerimizi desteklemeye devam edeceğiz.” 10. Başvurucu, anılan haberin ardından 17/5/2016 tarihinde bir sosyal medya platformundaki hesabında “Pedofili destekçisi ve sansürcü @… ile olan 16 yıllık sözleşmemi iptal ettirdim. #sansür… @…Boykot” şeklinde bir gönderi paylaşmıştır. 11. Davacı, söz konusu paylaşım nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 24/10/2016 tarihinde İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucu aleyhine

Sosyal Medya Paylaşımı Nedeniyle Tazminata Hükmedilmesi, İfade Özgürlüğünün İhlalidir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hükmün Sanığa Tebliğ Edilmemesi Halinde Öğrenme Üzerine Temyiz Dilekçesi Verilebilir mi

Usulüne Uygun Şekilde Hükmün Sanığa Tebliğ Edilmemesi Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2023/6-100 Karar No: 2023/339 Karar tarihi: 07-06-2023 Özet: D… 7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu ilk hükmü, sanık …’ya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemiş olup sanığın 25.03.2009 tarihinde verdiği temyiz dilekçesinin, öğrenme üzerine verilmiş temyiz dilekçesi olarak süresinde kabul edilmekle, sanığın temyiz isteminin süresinden sonra gerçekleştiği gerekçesiyle verilen ret kararı ve bu karar sonrasında verilip de hukuki değerden yoksun olan D…7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında sirayet nedeniyle yeniden kurulan mahkûmiyet hükmü ile onama ilamının kaldırılmasına karar verilmiştir. (2709 s. K. m. 36, 40) (5237 s. K. m. 51, 53, 58, 62, 142, 143, 168) (1412 s. K. m. 325, 326) (5271 s. K. m. 34, 40, 308) (7201 s. K. m. 10, 19, 21, 32) (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 53) I. HUKUKİ SÜREÇ Hırsızlık suçundan sanık …\’nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 142/1-a-e, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluğuna; inceleme dışı sanık …\’nın ise aynı Kanun\’un 142/1-a, 62, 51/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesince kurulan 25.11.2008 tarihli ve 197-606 sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 28.05.2013 tarih ve 3406-15921 sayı ile; \” A- Sanık … hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinde; 25.11.2008 tarihinde yokluğunda açıklanan hükmün 17.03.2009 tarihinde tebliği üzerine, 5320 sayılı Yasa\’nın 8/1 maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 25.03.2009 tarihinde temyiz isteminde bulunan sanığın temyiz talebinin, 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak reddine, B- Sanık …hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, polis tarafından başka bir iş makinesinden mazot çalarken yakalanan sanık …’nın, olay yerinde bulunan otomobilin bagajında ele geçirilen 100 litre mazotu katılan Belediyenin iş makinesinden diğer sanıklar … ve … Karaçoban ile birlikte çaldıklarını söyleyip yerini göstermek suretiyle, henüz başvurusu bulunmayan katılan Belediyeye çalınan 150 litre mazotun büyük bir kısmının iadesini sağladığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 168/4. maddesi uyarınca katılandan kısmi geri vermeye rızası bulunup bulunmadığı sorularak sonucuna göre sanıklar hakkında aynı Yasa\’nın 168/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, 2- Sanığın eylemi saat 23.00 ile 02.00 arasında gece sayılan zaman dilimi içerisinde işlediği hâlde 5237 sayılı TCK\’nın 143. maddesi ile cezadan artırım yapılmaması, 3- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK\’nın 53. maddesi ile uygulama yapılmaması, Bozmayı gerektirmiş, sanık …’nın temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak bozulmasına, 5320 sayılı Yasa\’nın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK’nın 325 ve 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın korunmasına ve bozmanın sanık …’ya da teşmiline,\” karar verilmiştir. Bu karar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 03.03.2022 tarih ve 354-131 sayı ile sanığın, TCK’nın 142/1-a, 143, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu\’nun 325 ve 326/son maddeleri gereğince cezasının 2 yıl hapis cezası olarak infazına karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.09.2022 tarih ve 6852-12112 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.10.2022 tarih ve 77602 sayı ile; “…Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2008 gün ve 2008/197 Esas, 2008/606 Karar sayılı ilamı ile sanıkların mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün sanıklardan … ve …tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 28.05.2013 gün ve 2012/3406 Esas, 2013/15291 Karar sayılı ilamı ile sanık …\’nun temyiz isteminin süre yönünden reddine, sanık …hakkındaki hükmün bozulmasına ve bu bozmanın sanık …\’ya sirayet ettirilmesinin ardından, Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2022 gün ve 2013/354 Esas, 2022/131 Karar sayılı ilamı ile sanık …\’nun mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün sanık … tarafından temyiz ettiği anlaşılmakla; sirayet kurumunun, koşulları oluştuğu takdirde, hükmü temyiz edenler lehine oluşacak durumdan, temyiz yoluna başvurmayan, süresinden sonra başvuran veya temyize başvurmakla beraber başvurusu kabul edilmeyen sanıkların da yararlanmalarının sağlanması suretiyle, bu kişilerin temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları adaletsizliğini giderme amacını taşıması ve bozmanın sirayetinde, yerel mahkeme hükmünün sanık yönünden bozulmayıp sanığın sadece bozma kararının sonucundan yararlandırılması karşısında; ilk hükümdeki temyiz istemi reddedilen sanık …\’nun, yalnızca inceleme dışı sanık …hakkındaki lehe bozmanın sonucundan yararlanması nedeniyle, yerel mahkemece kurulan ikinci hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığının kabulü gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.12.2022 tarih ve 11682-17897 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk hükmü temyizen incelenmeyen sanık …’nun, inceleme dışı diğer sanık …’nın temyizi üzerine hükmün lehe bozulmasının ardından, sirayet nedeniyle hakkında kurulan ikinci hükmü temyiz etmesinin olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Yerel Mahkemenin sanık hakkında kurduğu 25.11.2008 tarihli 197-606 sayılı ilk hükmünün, sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediğinin, bu bağlamda anılan hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. ÖN SORUNA İLİŞKİN OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık …\’nun, 12.02.2008 tarihinde işlediği iddia olunan hırsızlık suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece 25.11.2008 tarih ve 197-606 sayı ile TCK’nın 142/1-a-e, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluğuna karar verildiği, Kararın son kısmında, \”Dair katılan vekili ve sanık …\’ın yüzüne karşı diğer sanıkların yokluğunda talebe uygun tefhim ve tebliğ tarihinden 7 gün içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçeyle veya zabıt katibine yapılacak beyanla Yargıtay tarafından incelenmek üzere temyiz edilebileceğine…\” ifadelerine yer

Hükmün Sanığa Tebliğ Edilmemesi Halinde Öğrenme Üzerine Temyiz Dilekçesi Verilebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yasadışı Bahis Oynatma Suçunda İşyeri Sahibi ve İşletmecinin Cezai Sorumluluğu

Yasadışı Bahis Oynatma Suçunda İşyeri Sahibi ve İşletmecinin Cezai Sorumluluğu 7258 sayılı Kanun Madde 5 Kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın; a) Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını oynatanlar ya da oynanmasına yer veya imkân sağlayanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. b) Yurt dışında oynatılan spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarının internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlayan kişiler, dört yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. c) Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarıyla bağlantılı olarak para nakline aracılık eden kişiler, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. ç) Kişileri reklam vermek ve sair surette spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarını oynamaya teşvik edenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. d) Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynayanlar mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından beş bin liradan yirmi bin liraya kadar idari para cezası ile cezalandırılır. Bu madde kapsamına giren suçlarla bağlantılı olarak, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarının oynanmasına tahsis edilen veya oynanmasında kullanılan ya da suçun konusunu oluşturan eşya ile bu oyunların oynanması için ortaya konulan veya oynanması suretiyle elde edilen her türlü mal varlığı değeri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümlerine göre müsadere edilir. Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun erişimin engellenmesine ilişkin hükümleri uygulanır. Bu madde kapsamına giren suçların işlendiği işyerleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından ihtarda bulunmaksızın üç ay süreyle mühürlenerek kapatılır. İş yeri açma ve çalışma ruhsatına sahip işyerlerinin ruhsatları mahallin en büyük mülki idare amirinin bildirimi üzerine ruhsat vermeye yetkili idare tarafından beş iş günü içinde iptal edilir. Birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde düzenlenen suçlar ile 5237 sayılı Kanunun 228 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında düzenlenen suç bakımından 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun; a) 128 inci maddesinde yer alan taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma, b) 135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması, c) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın 139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, ç) 140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. Bu Kanunda tanımlanan suçlara ilişkin delil veya emarelerin tespiti hâlinde Spor Toto Teşkilat Başkanlığı, doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına başvuruda bulunabilir. Soruşturma sonunda verilecek kovuşturmaya yer olmadığı kararları Spor Toto Teşkilat Başkanlığına tebliğ edilir ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığı bu kararlara itiraz edebilir. Bu Kanunda tanımlanan suçlar dolayısıyla açılan davalarda mahkeme, iddianamenin bir örneğini Spor Toto Teşkilat Başkanlığına tebliğ eder. Başvuru yapılması hâlinde Spor Toto Teşkilat Başkanlığı açılan davaya katılan olarak kabul edilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2021/235 Karar No: 2022/110 Karar Tarihi: 22-02-2022 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: (Kapatılan) 19. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İçtihat Metni 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun\’a muhalefet suçundan sanık …’ın aynı Kanun’un 5/b ve TCK’nın 62, 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Bitlis 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.12.2014 tarihli ve 844-628 sayılı hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 21.05.2018 tarih ve 5021-5993 sayı ile; “Sanıkların eylemleri arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunmamasına karşın, sanıklar hakkında aynı iddianame ile dava açılıp kovuşturmanın birlikte yürütülmesi sureti ile savunma hakkının kısıtlanması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 27.03.2019 tarih ve 427-183 sayı ile; sanık …’ın 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun\’a muhalefet suçundan aynı Kanun’un 5583 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişik 5/2 ve TCK’nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 09.06.2020 tarih ve 663-6001 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.09.2020 tarih ve 61425 sayı ile; “Hükümlü müdafisinin 23.06.2020 tarihli dilekçesi üzerine yapılan incelemede; olay günü … Kıraathanesi isimli iş yerinde yasal olmayan yollarla bahis oynatılması ile ilgili olarak yapılan aramada, iş yerini dosyanın diğer sanığı …\’in çalıştırdığının tutanak altına alındığı, ruhsat sahibi …\’in anılan kıraathaneyi diğer sanık …\’in babası olan …\’e bir yıl önce kiraya verdiğini beyan ettiği, sanık …\’in bahis oynatma işini kıraathaneyi çalıştıran hükümlü …\’ın yaptığını, kendisinin çay ocağına baktığını savunduğu, …\’in de olaydan önce kıraathaneyi hükümlüye devrettiğini, oğlu …\’in burada garsonluk yaptığını beyan ettiği, hükümlünün üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği anlaşılmakla, dosya kapsamında hükümlünün yüklenen suçu işlediğine ilişkin diğer sanık … ve babası …\’in atfı cürüm niteliğindeki anlatımları dışında, mahkûmiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı hukuka uygun kanıtlar bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 15.02.2021 tarih, 4296-1549 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanık … hakkında 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun\’a muhalefet suçundan verilen beraat hükmü, Özel Dairece şikâyetçi vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında 7258 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan verilen mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı 7258 sayılı Kanun\’a muhalefet suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 08.12.2012 tarihli ihbar tutanağına göre;

Yasadışı Bahis Oynatma Suçunda İşyeri Sahibi ve İşletmecinin Cezai Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kardeşler Arasında Taşınmaz Devrinde Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması

Kardeşler Arasında Taşınmaz Devrinde Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2023/1-249 Karar No: 2023/747 Karar Tarihi: 12-07-2023 Kardeşler Arasında Taşınmaz Devrinde Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması: Vekâletnamelerin farklı amaç ve söylemlerle alınarak kötüye kullanıldığının davacılar tarafından ispat edilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamındaki deliller bu açıdan değerlendirildiğinde, vekâlet veren … ile …’in paylarının toplam 51.500,00 TL bedelle devredildiği, mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda devir tarihi itibariyle her bir payın değeri 28.600,00 TL olmak üzere toplam 57.200,00 TL olarak belirlendiği, devrin kardeşler arasında yapıldığı gözetildiğinde arada vekâlet görevini kullanıldığını gösterecek bir farkın bulunmadığı gibi davacı tanık beyanları da vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı olgusunun kabulü için yeterli değildir. Aksine dosya kapsamında dinlenen davacı …’in oğlu …’in tanık olarak verdiği beyanında dayısı … ile annesi …’in taşınmazdaki hisselerini rıza ile verdiklerini ve bedelinin de ödendiğini hatta alınan para ile …’in eşi olan yengesinin Umreye gittiğini ve dişlerini yaptırdığını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenler karşısında vekâletnamelerin hile ile alındığı ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığının davacı tarafça ispat edilemediği görülmektedir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğu sonucuna varılmıştır. (6098 S. K. m. 40, 48, 502, 504, 506) (4721 S. K. m. 2, 3, 6) (6100 S. K. m. 190) (818 S. K. m. 389, 390, 398) (YHGK. 07.12.2011 T. 2011/14-609 E. 2011/744 K.) Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinden davacı … ile diğer davacıların murisi …’in … ili, … ilçesi, … Mahallesinde kain 7 pafta 2165 parselde bulunan taşınmazda davalı … ile birlikte elbirliği mülkiyeti şeklinde ortak olduklarını, farklı bir taşınmazın devri için davacı … ile diğer davacıların miras bırakanı …’den vekâletname alındığını, bu vekâletnamede davalı …’in değil eşi …’nin vekil olduğunu ve vekilin taşınmazdaki miras paylarını eşi olan davalı …’e temlik ettiğini, devirle ilgili kendilerine bilgi verilmediği gibi satış bedelinin de ödenmediğini, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek 2165 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile yolsuz tescilin düzeltilmesini, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davacıların dava konusu taşınmazı miras yolu ile edindikleri bilgisini müvekkilinin verdiğini, müvekkilinin konuyla ilgili bu yerlerin miras kaldığını akrabasından öğrenmesinden sonra vefat eden … ve … ile bir görüşme gerçekleştirdiğini, bu görüşmede davacıların dava konusu taşınmazlardaki hisselerinin satılmasını beyan ettiklerini, müvekkilinin de maddi durumunun iyi olması sebebiyle dava konusu yerleri almaya karar verdiğini ve bu durumu davacılara ilettiğini, davacıların dava konusu taşınmazı müvekkiline satmayı kabul etmelerinden sonra vekâletnamelerin çıkarıldığını, davacıların vekâletnamelerde özel bir yetki vermediklerini, “İntikal ve satış yetkileri … ili, ilçeleri, mahalle ve köyleri hudutları dâhilinde bulunan bilumum taşınmaz” için verildiğini, müvekkilinin kötüniyetli ve hile ile hareket etme niyetinin olmadığını, davacıların taşınmazları satın alabilmesi için müvekkilinin vefat eden eşine vekâlet verdiklerini, müvekkilinin taşınmazları alabilmesi için ya davacılarının ya da vekillerinin tapu sicil müdürlüğüne gitmeleri gerektiğini, bir gerçek kişi aynı anda hem taşınmazı alıp hem satamayacağından vekâletin eşi … adına çıkarıldığını, vekâlet çıkartan kişilerin ortalama zekaya sahip insanlar olduğunu, fiili ehliyetlerini kaybetmiş durumda da olmadıklarını, davacıların satış işleminden haberdar olduklarını, taşınmaz bedelini davacılara elden ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Diğer davalılar; usulüne uygun olarak yapılan davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiş ve duruşmalara katılmamışlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 16.12.2019 tarihli ve 2018/138 Esas, 2019/679 Karar sayılı kararıyla; davacıların murisi … ile …’in …’e vermiş oldukları vekâletnameyle ilgili olarak iradelerinin fesada uğratıldığına yönelik herhangi bir şikâyet ve iddialarının bulunduğuna dair dosyada delil olmadığı, miras hisselerinin devrine karşılık bedellerinin ödendiğine dair tanık beyanlarının bulunduğu, taşınmaz satışına ilişkin vekâlet verenlerin paralarını alamaması hâlinde ve kandırılmaları durumunda bu hususu en azından yakın çevreleri ile dinlenen tanıklara sözlü olarak beyan etmeleri beklenirken böyle bir beyanda bulunmadıkları, davacıların vekâlet alınırken ve satışta hile olgusu iddialarını doğrular nitelikte dosyaya delil sunamadıkları ve iddialarını ispat edemedikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.02.2021 tarihli ve 2020/459 Esas, 2021/201 Karar sayılı kararıyla; dosya kapsamındaki deliller bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, davacı tarafın iddialarını kanıtlayamadığı, satışın iradi olduğu, bir kısım davacıların murisi …’in Kartal 3. Noterliğinde düzenlenen, 07.03.2008 tarihli ve 12334 yevmiye nolu vekâletname ile davacı …’in ise … 7. Noterliğinde düzenlediği 14.04.2009 tarihli ve 9002 yevmiye nolu vekâletname ile … ve … illerinde miras bırakandan intikal edecek bilimum taşınmazlardaki hak ve hisselerinin intikal ve satış işlemleri yapması için … kızı …’i vekil olarak tayin ettikleri, davaya konu edilen intikal ve satış işlemlerinin anılan vekâletnameler kullanılarak yapıldığı, vekâletnamelerin hile ile alındığı ya da kötüye kullanıldığının davacılar tarafından ispat edilemediği, zira davacı tarafça dayanılan tanık beyanlarının maddi delillerle desteklenmeyen soyut ifadeler içerdiği, buna karşılık davacılardan …’in oğlu olan ve davanın kabulünde menfaati bulunan (davacı …’in muhtemel mirasçısı olarak) … tanık olarak vermiş olduğu beyanında dayısı … ile annesi …’in iradi olarak taşınmazdaki hisselerini sattıklarını ve bedelinin de ödendiğini beyan ettiği, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir… Dosya içeriği ve toplanan delillerden, bir kısım davacının mirasbırakanı …’in Kartal 3. Noterliğinin 17.03.2008 tarih ve 12334 yevmiye nolu vekaletnamesi ve davacı …’in … 7. Noterliğinin

Kardeşler Arasında Taşınmaz Devrinde Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Seri Davalarda Vekalet Ücreti: Aynı Davalıya Karşı Açılan Davalarda Hukuki Sebebin Aynı Olması

Seri Davalarda Vekalet Ücreti: Aynı Davalıya Karşı Açılan Davalarda Hukuki Sebebin Aynı Olması Seri Davalarda Vekalet Ücreti: Somut olay incelendiğinde; dosya kapsamından davaya konu taşınmazın da aralarında bulunduğu yüzlerce taşınmazla ilgili olarak davalı … ve bölgedeki vatandaşlar arasında kamulaştırma/kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıklarının mevcut olduğu, bu süreçte taşınmazlar üzerine davalının talebi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 31/b maddesine dayanılarak şerh konulduğu, ilgili hak sahiplerinin vekilleri aracılığıyla ayrı ayrı davalar açtığı ve bu davaların tamamında hukuka aykırı olduğu iddiasıyla söz konusu işlemin iptalinin talep edildiği, yargılamalar ayrı yürütülmekte ise de avukatların çoğunlukla birden fazla dosyada vekillik üstlendiği ve yargılamaların aynı dilekçeler/beyanlar üzerinden yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Yüzlerce hak sahibi tarafından aynı davalıya açılan tüm bu davaların temelini oluşturan vakıa ve hukuki sebep birebir aynıdır. Bu durumda, açılan davalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57 nci maddesinin (c) bendi anlamında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu ve bu sebeple davaların seri dava niteliğinde olduğunun kabulü gerekeceğinden takip edilen seri işler yönünden vekâlet ücretinin tespitinde AAÜT’nin 22 nci maddesinin dikkate alınması gerektiği açıktır. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (2942 s. K. m. 31) (6100 s. K. m. 57, 58, 59, 166) (1086 s. K. m. 43) (DİBK 28.02.1975 T. 1971/13 E. 1975/8 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2023/5-25 Karar No: 2023/653 Karar tarihi: 21-06-2023 Taraflar arasındaki tapu kaydındaki şerhin terkini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine, kamu düzenine aykırı hüküm nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkiline ait taşınmaz üzerine davalının istemiyle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 31/b maddesi çerçevesinde satılamaz şerhi konulduğunu, bu işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek şerhin terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; taşınmaz üzerindeki şerhin kaldırıldığını, şerhin terkini için öncelikle müvekkiline başvuru yapılmadan dava yolunun tercih edildiği gözetildiğinde aleyhe vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini, aksi kabul edilecek olursa Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 22 nci maddesi çerçevesinde seri davalara ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli ve 2020/358 Esas, 2020/917 Karar sayılı birinci kararı ile; davalının talebi üzerine davacıya ait taşınmaz üzerine konulan şerhin hukuka aykırı olduğu, davaların Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 22 nci maddesi anlamında seri dava niteliği taşıdığı gerekçesiyle davanın kabulüne, şerhin terkinine, 1.360,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. 2. Karara karşı her iki taraf vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 01.06.2021 tarihli, 2021/10 Esas, 2021/1310 Karar sayılı birinci kararıyla; tapu kaydındaki şerhin terkin edilmesine ilişkin kararda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ancak Mahkemece AAÜT’nin 22 nci maddesi çerçevesinde vekâlet ücreti belirlenmiş olmakla birlikte dosya kapsamında seri davalara ilişkin bu hükmün işlerlik kazanması gerektiğini gösterir bir belirleme bulunmadığı, aynı taşınmazda hissedar olan diğer paydaşlar tarafından dava açılıp açılmadığı ve açılmışsa duruşmalarının yapıldığı tarihler itibariyle 22 nci maddedeki göreceli düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağının tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak dosyanın bu yönde değerlendirme yapılmak üzere Mahkemesine iadesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli, 2021/338 Esas, 2021/565 Karar sayılı ikinci kararıyla; aynı gün aynı taşınmazla ilgili diğer paydaşların açtığı bir dava bulunmadığından seri davalara ilişkin AAÜT’nin 22 nci maddesi düzenlemesinin somut olayda uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, şerhin terkinine, 4.080,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.12.2021 tarihli ve 2021/3021 Esas, 2021/3696 Karar sayılı kararı ile; terkine ilişkin verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığı, bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı ancak terkin kararının davacının taşınmazdaki hissesiyle sınırlı olarak verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, resen yapılan inceleme sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne, taşınmaz üzerindeki şerhin davacının hissesi bakımından terkinine, 4.080,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesinden verilen karara karşı, davalı idare vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi ile re’sen davacının payı yönünden terkin kararı verilmesi gerektiğinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; Dairemize aynı bölgeden intikal eden ve eldeki dava dosyası ile aynı nitelikte olduğu anlaşılan dosyalar birlikte gözetildiğinde karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 22. maddesi uyarınca uyuşmazlığın seri dava niteliğinde olduğu kabul edilerek davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti hakkında bu kapsamda değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ilk karar gerekçesinin yanında, seri davanın ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olduğu, somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57/1 inci maddesi anlamında ihtiyari dava arkadaşlığının varlığından bahsedilemeyeceği, zira dava konusu taşınmazlar ve maliklerinin her davada farklı olduğu, davaların yalnızca konu olarak benzerlik taşıdığı, benzer uyuşmazlıklarda seri dava bulunmadığı kabul edilerek verilen kararların Özel Dairece onandığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; somut olayda aynı iddiaya dayalı olarak açılan davalar yönünden ihtiyari dava

Seri Davalarda Vekalet Ücreti: Aynı Davalıya Karşı Açılan Davalarda Hukuki Sebebin Aynı Olması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kanun Yararına Bozma Kararına Karşı Yerel Mahkemece İlk Hükümde Direnilmesi Mümkün mü

Kanun Yararına Bozma Kararına Karşı Yerel Mahkemece İlk Hükümde Direnilmesi Mümkün Değildir 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Kanun yararına bozma – Madde 309 (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. (4) Bozma nedenleri: a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz. c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. (5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2021/4-20 Karar No: 2023/318 Karar Tarihi: 31-05-2023 Özet: Sanık … hakkında kesin nitelikte bulunan mahkûmiyet kararına karşı kanun yararına bozma başvurusu üzerine Özel Dairece verilen bozma kararından sonra, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda Özel Dairenin kanun yararına bozma kararına uyulmayarak önceki kararda direnildiği anlaşılmaktadır. Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 309. maddesinin 5. fıkrasında yer alan; \”Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.\” hükmünün açıklığı, gerekse 1412 sayılı (mülga) CMUK\’nın 343. maddesinin yürürlükte olduğu dönemde verilen Ceza Genel Kurulunun istikrar gösteren uygulaması karşısında, hükmün kanun yararına bozma yolu ile bozulmasından sonra yeniden yargılama yapılması ve kanun yararına bozulan hükme karşı ilk hükümde direnilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir. (5237 s. K. m. 43, 52, 62, 125) (6352 s. K. Geç. m. 1) (5320 s. K. Geç. m. 10) (5271 s. K. m. 223, 309, 310) I. HUKUKİ SÜREÇ Sanık …\’nin hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 125/1-2, 125/4, 43/1-2, 62/1, 52/4. maddeleri uyarınca iki defa olmak üzere doğrudan 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul (Kapatılan) 26. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2013 tarihli ve 297-952 sayılı karar temyiz edilmeksizin 01.10.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Kanun Yararına Bozma Talebi Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 01.01.2014 tarih ve 11125 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.01.2014 tarih ve 10957 sayı ile; \”1- İnternet servis sağlayıcısından gönderen bilgisayarın (I.P) numarası ve internet bağlantısı yapılan telefon numarasının sorulması, bu yolla bilgisayarın kime ait olduğunun saptanması gerekirken bu konuda tespit yapılmamasında, 2- İddianamede ve kararda suç tarihinin 2011 olduğunun belirtildiği, karar tarihinden önce ve kovuşturma evresinde, 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete\’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun\’un geçici 1-c maddesi ile 31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.\” düşüncesiyle hükümlerin kanun yararına bozulması istenmiştir. Bozma Kararı Dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 15.01.2015 tarih ve 4354-1206 sayı ile; \”…Sanık hakkında Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde oluşturulan ve genele açık olan bir hesap kullanılmak suretiyle hakaret suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinin kitle iletişim aracı olması, suça konu mesajların herkese açık oluşu ve suç tarihinin 31.12.2011 tarihinden önce olması gözetildiğinde, sanık hakkında 6352 sayılı Kanun\’un geçici 1. maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi gerekirken, kovuşturmaya devamla mahkûmiyet kararı verilmesi,\” isabetsizliğinden bozulmasına, bozma kararı doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. Direnme Kararı Yerel Mahkeme ise 20.10.2015 tarih ve 201-632 sayı ile; \”Bozma ilamında her ne kadar Twitter, kitle iletişim aracı olarak nitelendirilmiş ise de basın ve yayın aracı olmadığı sabit olmakla birlikte; sanığın mahkûmiyetine esas ve hakaret içeren mesajlarının da düşünce ve kanaat açıklamayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı; yasanın asıl çıkarılış amacının, genel olarak gazetecilik faaliyeti yürüten kişilere yönelik ve bu faaliyetleri sırasında ortaya koydukları düşünce ve kanaatlerine yönelik olduğu; sanığın, bu kapsama girecek herhangi bir sıfatının bulunmadığı, suç konusu mesajları da herhangi bir eleştiri kastı olmaksızın doğrudan hakaret kastıyla gönderdiği ve dolayısıyla yasal koruma altında bulunmadığı,\” gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükümlerin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2015 tarihli ve 396977 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun\’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun\’a eklenen geçici 10. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.11.2020 tarih ve 17-16353 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Özel Dairelerce 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 309. maddesi uyarınca verilen kanun yararına bozma kararlarına yerel mahkemelerce direnilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 22.02.2012 tarihli ve 14586-7821 sayılı iddianamesi ile; sanık …\’nin Twitter hesabından katılanlar … ve…a yönelik işlediği iddia edilen hakaret suçundan TCK\’nın 125/1, 43/1 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı, İstanbul (Kapatılan) 26. Sulh Ceza Mahkemesince 01.10.2013 tarih ve 297-952 sayı ile; sanığın TCK\’nın 125/1-2, 125/4, 43/1-2, 62/1, 52/4. maddeleri uyarınca iki defa olmak üzere doğrudan 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen kararın temyiz edilmeksizin 01.10.2013 tarihinde kesinleştiği, Adalet Bakanlığınca 01.01.2014 tarih ve 11125 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay

Kanun Yararına Bozma Kararına Karşı Yerel Mahkemece İlk Hükümde Direnilmesi Mümkün mü Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kamulaştırma Yapılmaksızın İdarenin Taşınmaza Fiili El Atması Nedeniyle Tazminat Talep Edilmesi

Kamulaştırma Yapılmaksızın İdarenin Taşınmaza Fiili El Atması İdarenin Taşınmaza Fiili El Atması: Somut olay değerlendirildiğinde; davacılar murisi tapu kayıt malikinin Tapu Müdürlüğünden tüm adresleri ile ana-baba adı ve doğum tarihleri tespit edildikten sonra bu bilgiler belirtilmek suretiyle adresinin tespiti ve ayrıca zabıta aracılığıyla adres araştırması yapılırken bu bilgilerin gösterilmesi gerekirken, muhtarlık, belediye ve jandarmaya müzekkere yazıldığı, ancak yazılan müzekkere ekinde liste olduğu belirtilmesine rağmen, ekli listenin dosya içinde olmadığı, ayrıca Tapu Müdürlüğünden yukarıda belirtilen bilgilerin alındığını gösterir bilgi ve belgenin de bulunmadığı, yine Vergi Dairesinden alınan cevabi listede yazılı adres yönünden bir araştırma yapılmadığı gibi, bu adrese de tebligat çıkmadığı, bu nedenle usulüne uygun adres araştırması yapılmadığı anlaşılmakla; mahkemece tamamlanmış bir kamulaştırma işlemi olmaksızın idarece taşınmaza fiilen el konulduğu, bu nedenle de davacıların tazminat talebinde bulunma haklarının olduğu nazara alınarak işin esasına girilip 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Ek 3 üncü maddesinin de değerlendirmesi suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. (2942 s. K. m. 25, Ek m. 3) (6830 s. K. m. 7, 13, 14) (YİBK 11.02.1959 T. 1958/17 E. 1959/15 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2023/5-297 Karar No: 2023/438 Karar tarihi: 10-05-2023 1. Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davasından dolayı, bozma kararı üzerine direnme yoluyla Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 17.01.2020 tarihli ve 2019/565 Esas 2020/43 Karar sayılı kararın, direnme uygun bulunarak davacılar vekilinin diğer temyiz itirazları ile ilgili değerlendirme yapılması için dosyanın Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2022 tarihli ve 2020/5-354 Esas, 2022/1736 Karar sayılı kararının, karar düzeltme yoluyla incelenmesi davacılar vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir. 2. Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği düşünüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 3. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin … ili … ilçesi … mevkiinde bulunan 48 parsel sayılı taşınmazda 870/22100 hisse ile mirasçı olduklarını, davalı idare tarafından usulüne uygun tebligat yapılmadan taşınmazın kamulaştırıldığını, müvekkillerine kamulaştırma bedelinin ödenmediğini, taşınmazın Arsa Ofisine devri için ferağ verilmediğini, değerinin yüksek olduğunu, bu sebeplerle fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla 8.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 27.01.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır. Davalı Cevabı 4. Davalı idare vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın kamulaştırıldığını, kamulaştırma bedelinin taşınmaz malikleri adına bloke edildiğini, taşınmaz maliklerinin adreslerinin araştırıldığını, yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilen adrese noter kanalı ile çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edildiğini, bunun üzerine 13.11.1982 ve 27.11.1982 tarihli … Gazetesi ile ilanen tebligat yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 5. Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.03.2016 tarihli ve 2015/233 Esas, 2016/102 Karar sayılı kararı ile; davaya konu olan taşınmazda kamulaştırma kararının 1979 yılında alındığı, vergi dairesi, tapu müdürlüğü, belediye başkanlığı, muhtarlıktan gerekli adres araştırmaları yapıldığı ancak ilgiliye ulaşılamaması nedeniyle ilanen tebliğ yoluna gidildiği, bedelin bloke edildiği, bu nedenle kamulaştırma işleminin kesinleştiği ve Kanunda öngörülen 30 günlük hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 7. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.11.2018 tarihli ve 2018/6394 Esas, 2018/21297 Karar sayılı kararı ile; “…2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 25. maddesi gereğince; hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi taşınmaz sahibi için usulüne uygun tebliği ile başlar. Davacılar murisine noter tebligatı tebliğ edilmemiştir. Kamulaştırma işleminin ilan yoluyla tebliğ edilebilmesi için de kamulaştırmanın yapıldığı tarihteki 6830 sayılı (mülga) İstimlak Kanunu’nun 7. maddesinde belirtilen tüm mercilerden adresin araştırması ve bu araştırma sonucunda adresinin tespit edilememiş olması gerekir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davacılar murisi tapu kayıt malikinin Tapu Müdürlüğünden tüm adresleri ile ana-baba adı ve doğum tarihleri tespit edildikten sonra bu bilgiler belirtilmek suretiyle adresinin tespiti ve ayrıca zabıta aracılığıyla adres araştırması yapılırken bu bilgilerin gösterilmesi gerekirken, muhtarlık, belediye ve jandarmaya yazılan müzekkerelere ekli liste dosya içinde olmadığı, Tapu Müdürlüğünden yukarıda belirtilen bilgilerin alındığını gösterir bilgi ve belge olmadığı, yine Vergi Dairesinden alınan cevabi listede yazılı adres yönünden bir araştırma yapılmadığı gibi bu adrese de tebligat çıkmadığı, kaldı ki dava konusu taşınmazın idarece dosya içine konan gazete ilanında yer almadığı sonuç olarak usul ve uygun adres araştırması yapılmadan ve ilanen tebligat hususu ispatlanmadan, ilanen tebligatın geçerli olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu itibarla kamulaştırma işleminin usulüne uygun tebliğ edilmediği ve tamamlanmış bir kamulaştırma işlemi olmaksızın idarece taşınmaza fiilen el konulduğu, bu nedenle de davacıların tazminat talebinde bulunma haklarının olduğu nazara alınarak işin esasına girilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 8. Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ve 2019/565 Esas, 2020/43 Karar sayılı kararı ile; “gazete ekindeki listede muris …’in isim ve soy isminin, baba isminin, hisse miktarının, parsel numarasının doğru olarak yazılı olduğu, böylece kamulaştırma işlemlerinin ilanen tebliğ edilmesine dair tebligatın geçerli olduğunun kabul edilmesi gerektiği, tebliğ işlemlerinin yapıldığı 1979 yılında teknolojik ve kanuni imkân ve durumlara uygun olarak araştırmaların yeterli şekilde yapıldığı, davacıların aradan yaklaşık 35 sene geçtikten sonra taşınmazın usulsüz olarak kamulaştırıldığı ve kendilerine para ödenmediği yönündeki iddialarının samimi ve inandırıcılıktan uzak olduğu, davalı idarenin o yıllarda yapılması gereken şekilde murisin adresini araştırdığı, tespit edilen adrese noter aracılığı ile gönderilen tebligatın bila tebliğ iade edildiği, murisin adresinin muhakkak tespit edilmesinin beklenemeyeceği, yapılan araştırmalara rağmen adresin tespit edilememesi hâllerinde ilanen tebligat yapılması gerektiği” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 9. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı 10. Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2022 tarihli ve 2020/5-354 Esas, 2022/1736 Karar sayılı kararı ile; “…12. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle kamulaştırmasız el atma kavramı ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 13. Kamulaştırmasız el atma müessesesi, kamulaştırma yetkisi bulunan bir idari makamın Anayasa’ya ve yasalara uygun işlemleri oluşturmaksızın bir kişinin malına kalıcı olarak el koyması ve onun üzerinde bir yapı ya da tesis yapması yahut o taşınmazı bir hizmete özgülemesi suretiyle mal sahibinin taşınmazı dilediği gibi kullanmasına engel olması hâlidir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 646). Kamulaştırmada, yöntem olarak Anayasa ve kanunlara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, kamulaştırmasız el atmada usulüne uygun

Kamulaştırma Yapılmaksızın İdarenin Taşınmaza Fiili El Atması Nedeniyle Tazminat Talep Edilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sosyal Medya Paylaşımları Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshedilmesi, İfade Özgürlüğünün İhlalidir

Sosyal Medya Paylaşımları Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshedilmesi Anayasa Mahkemesi Kararı  Değerlendirme Başvuru, sosyal medya paylaşımları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddiasına ilişkindir. Olaylar Olayların meydana geldiği tarihte bir şirkette çalışmakta olan başvurucular hakkında sosyal medya paylaşımlarına istinaden inceleme raporları hazırlanmıştır. Bu inceleme raporları sonrasında anılan şirketin Disiplin Kurulunun kararları uyarınca başvurucuların iş sözleşmeleri feshedilmiştir. Başvurucular bu kararlara karşı ayrı ayrı işe iade istemli tespit davaları açmış, iş mahkemesi davaların iş akitlerinin feshinin haklı olduğu gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Başvurucuların istinaf talebi üzerine bölge adliye mahkemesi yerel mahkemenin kararlarının -haklı fesih değil geçerli nedenlere dayalı fesih söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle- ortadan kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmasına karar vermiştir. Anılan kararların temyiz talebi de Yargıtay tarafından reddedilmiş ve hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Somut olayda başvurucular paylaşımlarında genel olarak siyasetçileri, hükûmeti, kamu gücünü kullanan idarecileri, onların siyasi ve idari davranışlarını hedef almıştır. Başvurucuların açıklamalarında dile getirdikleri düşünceler kişilerin hayatlarının diğer bireylere kapalı ve mahrem alanına ilişkin değildir. Sosyal medya paylaşımlarında ele alınan konular kamusal çıkarlarla ilgilidir ve toplumu yakından ilgilendiren konuşmaların çerçevesi önemli ölçüde politik alanda kalmıştır. Bu itibarla önemli kamusal tartışmaların yaşandığı süreçler birer seçmen ve vatandaş olarak başvurucuların da yakın denetimindedir ve başvurucular internet ortamında ifade özgürlüğünden yararlanmak için başvurulan yaygın ve popüler araçlardan biri hâline gelen sosyal medya platformlarından düşüncelerini açıklamıştır. Bu nedenle de bazı devlet yetkililerinin şöhret ve itibarına yönelik saldırıların şirketin haklarını haleldar etmesi ile başvurucuların temel hak ve özgürlüklerinin çatıştığı mevcut davada çıkarlar arasındaki dengelemenin yapılması sırasında mahkemeler bu dengeyi kurmakta başarısız olmuştur. Öte yandan söz konusu paylaşımların mesai saatleri içinde ya da iş araçlarıyla yahut işyerinde yapıldığı ve başvurucuların bu sebeplerle iş sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getiremediği ileri sürülmemiştir. Söz konusu paylaşımların başvurucuların işi, işyeri veya işvereni ile bir ilgisi olduğu da mahkemelerce kabul edilmiş değildir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların söz konusu eylemlerinin 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan işçinin davranışlarından kaynaklı geçerli sebepler kapsamında değerlendirilmesine yönelik olarak söz konusu mahkemelerin ihtilafa konu içeriklerin niteliklerini ve kullanıldıkları bağlamı, aynı zamanda söz konusu paylaşımların muhtemel etkilerini yeterli derecede ve detaylı bir şekilde incelemedikleri sonucuna varılmıştır. Güncel konularda ve sürmekte olan toplumsal tartışmaları ilgilendiren paylaşımların iş sözleşmesinin feshine gerekçe yapılması karşısında mahkemeler, başvurucular ile işveren arasındaki “güven ilişkisinin koptuğu” ve “paylaşımların iş yerinde olumsuzluğa yol açtığı” kabulüne dair ilgili ve yeterli gerekçeler sunamamıştır. Başvurucuların paylaşımlarının işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin kopmasına neden olduğu yönündeki kabulün işverenin tek taraflı beyanına dayandığı ancak paylaşımların sonuçları itibarıyla iş sözleşmesinin sürdürülmesinin işverenden beklenemeyeceği hususunun işveren ve mahkemeler tarafından ortaya konulamadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte uyuşmazlığı karara bağlayan derece mahkemelerince ifade özgürlüğüne ilişkin Anayasa’da belirtilen güvencelerin gözetildiği özenli bir yargılama yapılmadığı, anayasal güvencelerin korunması açısından devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşılmış; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinin aşırı bir yoruma tabi tutularak düşünce açıklamalarının ifade özgürlüğünün dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Sosyal Medya Paylaşımları Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshedilmesi Nedeniyle İfade Özgürlüklerinin İhlal Edilmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ayhan Deniz ve Diğerleri – Başvuru No: 2019/10975 Karar Tarihi: 14/6/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 22/11/2023-32377 Genel Kurul – Karar Başkan: Zühtü ARSLAN Başkanvekili: Kadir ÖZKAYA Üyeler: Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE Raportörler: Şeyda Nur ÜN, Yunus HEPER Başvurucular: Ayhan DENİZ, Tuncay ÇAKIR, Mehmet ÜZMEZ, Hikmet TETİK, Özden USTAOĞLU, Arif LEVENT I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru; bir kısım sosyal medya paylaşımı nedeniyle başvurucuların iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğünün, işe iade davalarının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvurular 4/4/2019 ve 5/4/2019 tarihlerinde yapılmıştır. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2019/11010, 2019/11030, 2019/11039, 2019/11040 ve 2019/11206 bireysel başvuru numaralı dosyaların 2019/10975 bireysel başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. 4. Birinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 6. Başvurucular bireysel başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte İzmit Atık ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme Anonim Şirketinde (İZAYDAŞ/Şirket) çalışmaktadır. 7. Başvurucular hakkında Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı (Teftiş Kurulu) tarafından bir inceleme raporu hazırlanmıştır. Başvurucular hakkındaki 10/1/2017 tarihli inceleme raporlarının içeriği şöyledir: A. Başvurucu Ayhan Deniz Hakkındaki İnceleme Raporu “…2- Ayhan Deniz’in Facebook sosyal medya hesabında; 2.1. 22 Nisan 2015 tarihinde, ‘Uğur Dündarı Seviyoruz ve Destekliyoruz’ isimli Facebook kullanıcısı tarafından paylaşılan, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da rol aldığı ‘Çanakkale Zaferi’nin 100. Yıl Zaferi’ konulu reklam filmi için; ‘Komedi dalında film önerisi. Oğlunu askere göndermeyen adamın Çanakkale temalı reklam filminde oynaması. İyi seyirler Türkiye’ paylaşımı yaptığı, 2.2. 8 Haziran 2016 tarihli paylaşımında, FETÖ ile ilişkisi sebebiyle gözaltına alınan ve 15 Temmuz darbe girişiminden 2 gün önce paylaştığı ‘gör bak neler olacak’ tweetiyle darbeyi ima eden M. Ü.’nün; ‘Halide Edip, Çakırcalı Efeye sordu: ahaliye neden çok zulmediyorsun? Cevap: ‘Tebayı yönetmek ya ilimle olur ya zulümle. Bende ilim yok’ tweetini paylaştığı, 2.3. 3 Haziran 2016 tarihinde; ‘Eğer ki o diploma olsaydı birileri profil resmi yapar arabalarının arka camlarına yapıştırır yalaka yavşak basın hergün baş sayfadan verir yayın yapardı, Hani nerde? Olsaydı keşke balkondan bile sallardık hey gidi heyyyyy ah o kağıt parçası nelere kadirdi oysaki bir anda herşeyi tersine çevirebilir ‘ paylaşımını yaptığı, 2.4. 24 Temmuz 2016 tarihinde; ‘Ortalık tozduman gündem poyraz hızında değişiyor. Bir sorum var. Diploma ne nerde hacı?’ paylaşımını yaptığı, 2.5. 16 Temmuz 2016 tarihinde; ‘Demokrasi bahanesiyle sokağa çıktılar’ RTE Haziran 2013…Demokrasi adına halkımızı sokaklara çağırıyorum’ RTE Temmuz 2016′ paylaşımını yaptığı, 2.6. 22 Temmuz 2016 tarihinde; ‘Tam vizesiz Avrupa’ya gidiyorduk ki, kimliksiz sokağa çıkamaz duruma geldik. Durmak yok yola devam Türkiye’m. İyi uykular’ paylaşımını yaptığı, 2.7. 24 Temmuz 2016 tarihinde; ’14 yıl önce hiç patlamıyorduk mesela,

Sosyal Medya Paylaşımları Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshedilmesi, İfade Özgürlüğünün İhlalidir Read More »