Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçuna Azmettirme ve Suçun İşlenmesine Yardım

Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçuna Azmettirme ve Yardım 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Görevi yaptırmamak için direnme – Madde 265 (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. (4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Azmettirme – Madde 38 (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. (2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz. (3) Azmettirenin belli olmaması halinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hallerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir. Yardım etme – Madde 39 (1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2014/727 Karar No: 2018/99 Karar Tarihi: 13.03.2018 Kararı veren Yargıtay Dairesi: 15. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Özet: Hakkında işlem yapmak isteyen görevlilerin elinden tek başına kaçamayacağını düşünen sanığın, yardım istediği ana kadar etrafta bulunan şahısların polis memurlarına yönelik suç işleme konusunda bir fikirlerinin bulunduğuna ilişkin dosyaya yansıyan bir delilin olmaması ve olayın gerçekleştiği yerin sıkça suç işlenen bir mahalle olarak bilinmesi hususları dikkate alındığında; sanığın bu aşamada söylediği “Beni kurtarın!” şeklindeki sözlerin suç işleme konusunda karar uyandırıcı nitelik ve ağırlıkta olduğu, sanığın bu söz ile polis memurlarının görevini yapmasını engelleme ve polis araçlarına zarar verme hususunda henüz bir fikri olmayan inceleme dışı sanıkları harekete geçirip, onlarda ve olaya katılan diğer kişilerde polis memuru olan şikâyetçilere yönelik görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarını işleme kararının oluşmasını sağladığı anlaşıldığından, sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 38. maddesi uyarınca azmettiren sıfatıyla cezai sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmelidir. İçtihat Metni Sanık …\’nın görevi yaptırmamak için direnme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 265/1-3. maddesi uyarınca 1 yıl 4 ay hapis cezası; kamu malına zarar verme suçundan TCK\’nın 152/1-a maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden aynı Kanunun 51. maddesi uyarınca ertelemeye ilişkin Bursa 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.11.2011 tarihli ve 861-546 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 15.09.2014 tarih ve 24366-14602 sayı ile; \”…Yaralama suçundan aranan sanığı yakalamak için görevli polis memurlarının iki ekip hâlinde sanığın ikâmet ettiği mahalleye gittikleri, kahvehane önünde sanığı görmeleriyle birlikte sanığın kaçmaya başladığı ve yapılan uzun takip sonucu bir evin odunluğunda yakalanıp kelepçelenerek ekip otosuna doğru getirilirken sanığın, kelepçeden kurtulup çevrede bulunanlardan \’beni kurtarın\’ diye yardım istemesi üzerine çevrede bulunanların, polis memurlarının kendilerini tanıtmalarına ve sanığı yaralama suçundan yakaladıklarını bildirmelerine rağmen içinde temyiz dışı sanık … ve temyiz dışı suça sürüklenen çocuk …’in de bulunduğu 50-60 kişilik grubun polise ve ekip araçlarına taş atmak suretiyle sanık …\’i polisinden elinden kurtarmaya çalıştıkları, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 38. maddesine göre azmettiren kişinin cezalandırılması için, belli bir suçu işleme hususunda henüz fikri olmayan bir kişiye, bu suçu işlemeye karar verdirilmesinin gerektiği, somut olayda, sanık …\’in polisler tarafından yakalandığında mahalle sakinlerine hitaben yalnızca \’beni kurtarın\’ şeklinde bağırdığı, dolayısıyla temyiz dışı sanıkları ve mahalleliyi suç işlemeye teşvik ettiği anlaşılmakla, sanık hakkında TCK\’nın 39/2. maddesi uyarınca, polisin elinde bulunan sanığın polisten alınmasına yönelik suç işlemeye teşviğin oluştuğu gözetilerek, buna göre uygulama yapılması gerekirken, şartları bulunmayan azmettirmenin kabulü ile sanık hakkında fazla ceza tayini\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.10.2014 tarih ve 67882 sayı ile; \”…Sanık …\’nın olay öncesinde bir yaralama olayına karıştığı ve güvenlik güçleri tarafından arandığı, olay günü sanığın Bursa ili Hacivat Mahallesinde olduğu duyumunu alan güvenlik güçlerinin iki ekip hâlinde mahalleye geldikleri, 240 ile 354. numaralı sokakların kesiştiği kahvehane önünde sanığı gördükleri, sanığın kaçmaya başladığı ve yapılan takip neticesinde yakalanıp kelepçelenerek ekip otosuna getirildiği esnada, kelepçelerden kurtulan sanığın \’Beni kurtarın\’ diyerek yardım istemesi üzerine 50-60 kişilik bir grubun toplanarak taş atması neticesinde polis araçlarının zarar gördüğü ve görevli memurlara direnildiği olayda, sanığın \’beni kurtarın\’ şeklindeki beyanının azmettirme niteliğinde olduğu, zira kalabalığın önceden suç işleme konusunda bir kararının bulunmadığı, sanığın azmettirmesi neticesinde harekete geçtikleri, bu nedenle yerel mahkeme uygulamasının doğru olduğu ve hükmün onanması gerektiği\” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 04.11.2014 tarih ve 19047-17984 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz edilmeksizin, diğer sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel

Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçuna Azmettirme ve Suçun İşlenmesine Yardım Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Birden Fazla Kişiye Karşı Zincirleme Tehdit Suçunda Uzlaştırma Hükümleri Uygulanır mı

Birden Fazla Kişiye Karşı Zincirleme Tehdit Suçunda Uzlaştırma 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Zincirleme suç – Madde 43 (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz. Tehdit – Madde 106 (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Uzlaştırma – Madde 253 (1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88), 2. Taksirle yaralama (madde 89), 3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra), 4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116), 5. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi), 6. Hırsızlık (madde 141), 7. Güveni kötüye kullanma (madde 155), 8. Dolandırıcılık (madde 157), 9. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165), 10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234), 11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239), suçları. c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar. (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A), uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2019/306 Karar No: 2019/519 Karar Tarihi: 02.07.2019 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 4. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Özet: Olayın başlangıcı ve gelişimi gözetildiğinde, sanığın, mağdur H.’ye yönelik eylemi ile mağdurlar Z. ve R.’ye yönelik eylemleri arasında tek bir iradi karardan bahsetmenin mümkün olmadığı, aksine farklı nedenlere dayanan suç işleme kararının söz konusu olduğu, zira sanığın aldığı suç işleme kararının icrası kapsamında mağdur H.’ye karşı tehdit eylemini gerçekleştirmesinin ardından, ilk başta iş yerinde bulunmayıp sonradan gelen ve kendisini uyaran mağdurlar Z. ve R.’ye karşı, mağdur H.’ye yönelik aldığı suç işleme kararından bağımsız olarak yeni bir suç işleme kararının icrası kapsamında tek bir fiil ile tehdit eylemini gerçekleştirdiği anlaşıldığından, değişik mağdurlara karşı farklı zamanlarda ve değişik saiklerle gerçekleştirilen eylemleri nedeniyle sanığın, mağdur H.’ye yönelik ayrı bir tehdit suçundan, mağdurlar Z. ve R.’ye yönelik olarak ise zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle ayrı bir tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir. İçtihat Metni Sanık …’in mağdur …’a yönelik tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1.cümlesi, 31/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.000 TL, mağdurlar … ve …’e yönelik tehdit suçundan aynı Kanun’un 106/1-1.cümlesi, 43/2-1, 31/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Fatsa (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.12.2012 tarihli ve 828-652 sayılı hükümlerin sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 27.01.2015 tarih ve 21589-2281 sayı ile; \”Suça sürüklenen çocuğun tanık … ve mağdur …\’ın oturduğu sırada yanlarına giderek mağdur …\’a hitaben \’Buraya gel lan\’ dediği, mağdur …\’ın gelmemesi üzerine bu kez de \’Senin küçüklüğünü biliyorum, çok artisleşmişsin, seni dövücem\’ dediği, mağdur … ile sanığın kavga ettikleri sırada mağdur …\’in üst katta oturan anne ve babası olan mağdurlar … ve …\’den yardım istediği, mağdurlar … ve …\’in olay yerine gelmeleri üzerine suça sürüklenen çocuğun bu kez de mağdurlar … ve …\’i tehdit ettiği, aynı olay bütünlüğü içinde tehdit etmekten ibaret eylemleri nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1. cümle ve 43/2 maddelerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden iki kez uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini,\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı Fatsa 2. Asliye Ceza Mahkemesi ise 06.05.2015 tarih ve 263-493 sayı ile; \”5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinde zincirleme suç hükümlerinin düzenlendiği, TCK\’nın 43/1 maddesinde \’Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi\’ durumunun, TCK\’nın 43/2 maddesinde ise \’Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi\’ durumunun düzenlendiği, somut olayda TCK\’nın 43/2 maddesinin tartışılması gerektiği, TCK\’nın 43/2 maddesinin söz konusu olabilmesi için, failin eyleminin birden fazla kimseye yönelmesi, failin de bu durumu bilmesi gerektiği, örneğin failin birden çok polise \’Şerefsiz, köpekler\’ diye bağırması durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı, birden fazla kimseye karşı işlenen suçlarda zincirleme suçun söz konusu olabilmesi için eylemin tek bir fiille ve aynı zamanda gerçekleştirilmesi gerektiği, birden çok mağdura karşı farklı zamanlarda suç işlenmiş ise, artık suç çokluğundan söz edileceği, zincirleme suçun söz konusu olabilmesi için ise tüm mağdurlara karşı aynı anda işlenmesi gerektiği, örneğin bir kimse, iki kardeş olan mağdurlardan birine sövüp olay yerinden ayrıldıktan sonra, diğer kardeşle karşılaşsa ve ona da

Birden Fazla Kişiye Karşı Zincirleme Tehdit Suçunda Uzlaştırma Hükümleri Uygulanır mı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Denetim Süresi İçinde Suç İşlenmesi Halinde Hapis Cezasının Ertelenmesine Karar Verilebilir mi

HAGB Kararı Sonrasında Denetim Süresi İçinde Suç İşlenmesi Halinde Hapis Cezasının Ertelenmesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Hapis cezasının ertelenmesi – Madde 51 (1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir. (2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir. (3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz. (4) Denetim süresi içinde; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine, mahkemece karar verilebilir. (5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek infaz hâkimine verir. (6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir. (7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir. (8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır. Madde Gerekçesi Madde metninde ertelemenin hukukî niteliği ve uygulama koşullarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemede, erteleme, bir koşullu af olmaktan çıkarılıp, ceza infaz kurumu hâline getirilmiş ve erteleme sadece hapis cezası bakımından öngörülmüştür. Ertelemede denetim süresi içerisinde hükümlü bakımından söz konusu olabilecek yükümlülükler açısından da bazı yenilikler getirilmiştir. Örneğin erteleme sadece mağdurun değil, kamunun uğradığı zararın da tamamen tazmini koşuluna bağlanabilir hâle getirilmiştir. Ayrıca, cezanın ertelenmesi hâlinde denetimli serbesti tedbirinin daha etkin bir şekilde uygulanabilmesini sağlamak için Tasarıdaki madde metninde bazı değişiklikler yapılmıştır. Örneğin denetimli serbesti süresi içinde bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine; bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına; ya da, onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, özellikle bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine karar verilebilir. Getirilen diğer bir yenilik de, denetim süresi içinde hükümlüyle ilgili olarak uzman bir kişinin görevlendirilmesidir. Hükümlüye rehberlik edecek bu uzman kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2018/245 Karar No: 2018/402 Karar Tarihi: 04.10.2018 Özet: Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine ilişkin ilk hükmün sanık ve sanık lehine olarak Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilip Özel Dairece bozulmasından sonra, 1 ay 16 gün hapis cezası olarak açıklanması geri bırakılan ikinci hükmün, sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanması sırasında “cezayı aleyhe değiştirme” yasağı uyarınca hapis cezasının ilk hükümdeki gibi ertelenmesi gerekmektedir. İçtihat Metni Kasten yaralama suçundan sanık …\’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-a, 29/1, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca 3 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin Manavgat (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 14.09.2007 tarih ve 351-461 sayılı hükmün, sanık ve sanık lehine olacak şekilde Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.04.2010 tarih ve 52487-13430 sayı ile; hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun\’un 562. maddesiyle değişik CMK\’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 22.07.2010 tarih ve 625-867 sayı ile; sanığın TCK’nın 86/2, 86/3-a-e, 29, 62 ve 54/1. maddeleri uyarınca 1 ay 16 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye CMK\’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verilmiştir. Sanığın denetim süresi içinde, 04.11.2015 tarihinde hakaret suçunu işlediği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda kesin nitelikte 1.740 TL adli para cezası ile cezalandırılması üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 05.01.2017 tarih ve 794-13 sayı ile; CMK’nın 231/11. maddesi gereğince açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak sanığın TCK’nın 86/2, 86/3-a-e, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 ay 16 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.02.2018 tarih ve 13128-2104 sayı ile; \”Sanık hakkında, 14.09.2007 tarih ve 351-461 sayılı karar ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-a, 29 ve 62. maddeleri gereğince verilen 3 ay 7 gün hapis cezasının TCK\’nın 51. maddesi gereğince ertelendiği, hükmün sanık ve Cumhuriyet savcısının (lehe) temyizi üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21.04.2010 tarih ve 52487-13430 sayılı ilamı ile 5271 sayılı CMK\’nın 231. maddesi yönünden değerlendirilmesi gerekçesi ile bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verildiği, sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle mahkemece açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verilmiş ise de; Ceza Genel Kurulunun 09.02.2016 tarih, 71-42 sayılı kararı gereğince sanığın 1412

Denetim Süresi İçinde Suç İşlenmesi Halinde Hapis Cezasının Ertelenmesine Karar Verilebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Taşınmaza Konulan İhtiyati Haczin Uzun Süre Devam Etmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

Taşınmazın Tapu Kaydına Konulan İhtiyati Haczin Uzun Süre Devam Etmesi Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme Olaylar Alacaklı tarafından borçlular aleyhine icra takibi başlatılmıştır. Alacaklı, borçlunun keşide ettiği senet borcunu ödemediği gerekçesiyle davalılar ile başvurucular aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde tasarrufun iptali davası açmıştır. Söz konusu dava, bir meskenin satışına ilişkindir. Davacı, borçlunun keşide tarihinden sonra değerinin çok altında bir fiyatla meskeni başvurucu Hesna Funda Baltalı\’nın eşine sattığını, onun da meskeni Hesna Funda Baltalı\’ya hibe ettiğini, bu kişinin de taşınmazı eşiyle birlikte ortağı olduğu başvurucu Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.\’ye sattığını ileri sürmüştür. Davacı, bu hibe ve satış işlemlerinin alacağına kavuşmasını engellemek amacıyla kötü niyetle yapıldığını belirterek tasarrufun iptali ile taşınmazın icra yoluyla satışını talep etmiştir. Mahkeme, uyuşmazlığa konu taşınmaza yönelik tasarrufların iptaline ve davacıya söz konusu taşınmaz üzerinde cebri icra yetkisi tanınmasına karar vermiştir. Davacı ayrıca taşınmazın tapu kaydına ihtiyati haciz konulmasını talep etmiş, mahkeme, taşınmaza ihtiyati haciz konulmasına hükmetmiştir. Başvurucular ihtiyati hacze itiraz etmiş, ihtiyati haczin teminat karşılığında kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkeme bu talebi reddetmiştir. Başvurucular ihtiyati haczin uzun süredir devam etmesi nedeniyle mağdur olduklarını belirterek yeniden ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme, yargılamanın uzadığını kabul etmiş ancak bu durumun ihtiyati haczin kaldırılmasını gerektirmediğine karar vermiştir. İddialar Başvurucular, ihtiyati haciz kararının uzun süreden beri devam etmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi İhtiyati haciz kararının uzun süredir devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiaları başvurucu Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden incelenmiştir. Mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirlerin söz konusu olduğu durumlarda tedbiri uygulayan kamu makamlarının ivedi olarak ve özenli bir biçimde davranma yükümlülükleri bulunmaktadır. Somut olayda taşınmazın tapu kaydına mahkeme tarafından ihtiyati haciz şerhi konulmasıyla başvurucu mülkünden yoksun bırakılmamıştır. Ancak bu tedbir şerhi nedeniyle başvurucunun taşınmazı ile ilgili ekonomik ve hukuki tasarruflarda bulunması önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın taşınmazın değeri üzerinde olumsuz bir etkisinin bulunduğu da açıktır. Başvuruya konu davada, yalnızca dava konusu taşınmaz ile sınırlı olarak ve alacağın güvence altına alınmasını sağlamak amacıyla taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlayacak şekilde ihtiyati haciz şerhi konulmasının kamu makamlarının takdir yetkisi kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Ancak taşınmazın tapu kaydına konulan ihtiyati haciz şerhinin on yılı aşkın süredir devam ettiği görülmekte olup süreç bir bütün olarak dikkate alındığında bu sürenin makul olmadığı kuşkusuzdur. Devletin, pozitif yükümlülükleri çerçevesinde taşınmaz üzerinde belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulmasının sınırlandırılması bakımından geniş bir takdir yetkisi mevcut ise de bu tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de yüklememesi ve ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerekmektedir. Taşınmazı ile ilgili olarak uygulanan ihtiyati haczin on yılı aşkın bir süredir devam etmesinin mülkiyet hakkı sınırlandırılan başvurucuyu makul olandan daha fazla bir zarara uğrattığı anlaşılmıştır. Buna karşın başvurucunun kamu makamlarının kusuruna dayalı olarak tedbirin uzun sürmesi nedeniyle uğradığı zararın giderimine ilişkin herhangi bir hukuk yolu mevcut değildir. Dolayısıyla uygulanan tedbirin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin olarak somut olay bağlamında devletin pozitif yükümlülüklerinin tam ve etkin bir biçimde yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa\’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. Ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu Başvuru Numarası: 2014/17196 Karar Tarihi: 25/10/2018 R.G. Tarih ve Sayı: 18/12/2018-30629 GENEL KURUL  – KARAR Başkan: Zühtü ARSLAN Başkanvekilleri: Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM Üyeler: Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN,  Celal Mümtaz AKINCI,  Muammer TOPAL,  M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör: Özgür DUMAN Başvurucular: Hesna Funda BALTALI, Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru; ihtiyati haciz kararı verilmesi ve bu ihtiyati haczin uzun süredir devam etmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 27/10/2014 tarihinde yapılmıştır. 3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. 7. Birinci Bölüm tarafından 20/9/2017 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü\’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: A. İcra Takibi ve Menfi Tespit Davası Süreci 9. Alacaklı hamil G.B.tarafından borçlular lehdar K.E. ve keşideci C.A. aleyhine 500.000 TL bedelli bonoya dayalı olarak İzmir 17. İcra Müdürlüğünün 2007/306 Esas sayılı dosyasında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Bononun keşide tarihi 12/5/2006, ödeme tarihi ise 5/3/2007 olarak düzenlenmiştir. 10. Ödeme emri borçluya 8/3/2007 tarihinde tebliğ edildikten sonra icra takibinin kesinleşmesi üzerine borçlu C.A., alacaklı ile lehdar aleyhine 6/4/2007 tarihinde İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde menfi tespit davası açmıştır. Borçlu, dava dilekçesinde bu senetten dolayı lehdara bir borcunun bulunmadığını ve yapılan ciroların usulsüz olduğunu iddia etmiştir. Borçlu ayrıca, senet arkasına yazılan \”…teminat senedidir, kullanılamaz veya hatır senedidir kullanılamaz…\” şeklindeki ibarelerin tahrif edildiğini ileri sürmüştür. 11. Yapılan yargılama neticesinde 21/11/2013 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda, bonoya \”Emre yazılı değildir\” veya bu anlama gelen \”Ciro edilemez\” gibi ibarelerin yazılmasının bononun kambiyo senedi niteliğini değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Mahkeme, senedin keşideci ve lehdar arasındaki karşılıklı edimlerin teminatı olarak verildiği iddiasının hamile karşı ispat edilemediği takdirde hamil aleyhine ileri sürülemeyeceğini kabul etmiştir. Mahkemeye göre bononun ön yüzünde ve sadece \”teminat\” ibaresinin bulunması onun kambiyo senedi vasfını ve bu senetlere mahsus özel yol ile takibe dayanak yapılmasını engellemez. Kararda, takip dayanağı bononun hangi ilişkinin teminatı olduğunun anılan ibarede açıklanmış olmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme ayrıca, alınan imza karşılaştırmasına ilişkin bilirkişi raporlarına göre senetteki imzaların borçlu ve lehdara ait olduğunu belirtmiştir. Kararda, bilirkişi raporuna göre senedin arka yüzünde tahrifat yapıldığı kabul edilmekle birlikte bu hususun sonuca etkili görülmediği ifade edilmiştir. Mahkeme, bononun teminat maksadıyla verildiği iddiasının yazılı delil ile ispat edilemediği, ayrıca ciro zincirinde kopukluk bulunmadığı ve hamilin senedi kötü niyetle devraldığının kanıtlanamadığı kanaatiyle

Taşınmaza Konulan İhtiyati Haczin Uzun Süre Devam Etmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hırsızlık Suçunda Değer Azlığı Nedeniyle Cezada İndirim Yapılması veya Ceza Verilmemesi

Hırsızlık Suçunda Değer Azlığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Hırsızlık – Madde 141 (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Madde Gerekçesi Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmıştır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gereken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır. Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir. Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır. Malın değerinin az olması – Madde 145 (1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Madde Gerekçesi Madde metninde, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması veya ceza vermekten sarfınazar edilmesi konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2022/2-588 Karar No: 2023/201 Karar Tarihi: 05.04.2023 Özet: Sanığın gece vakti iş yerine girerek masa üzerinde bulunan sadaka kutusu ile çekmecedeki madenî ve kağıt paraların toplamı olan 70 TL\’yi çaldığı anlaşılan olayda; suçun işleniş şekli ve özellikleri göz önünde bulundurularak değere dayalı ihlalin ceza verilmemesini nesafeten haklı saydıracak alt düzeyde bulunmaması nedeniyle ceza vermekten vazgeçilemeyecek ise de, suç tarihinde paranın satın alma gücü ve ekonomik şartlar gözetildiğinde, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan 70 TL\’nin değer bakımından az olması ile hak ve nesafet kuralları dikkate alındığında, sanığın cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesi uyarınca belirlenecek oranda indirim yapılması gerektiği kabul edilmelidir. (5237 s. K. m. 3, 53, 58, 63, 142, 145, 147) (5271 s. K. m. 307) (765 s. K. m. 522) (YCGK 16.09.2014 T. 2014/13-73 E. 2014/384 K.) İçtihat Metni Nitelikli hırsızlık suçundan sanık …\’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 143, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin … 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.10.2020 tarihli ve 450-318 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 03.11.2020 tarih ve 1605-1363 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.  Bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 27.01.2021 tarih ve 32470-1141 sayı ile; \”Şikâyetçiye ait iş yerinden toplamda 70 TL çalınması şeklinde gerçekleşen somut olayda, çalınan paranın değeri nazara alınarak sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı Yerel Mahkeme ise 03.03.2021 tarih ve 160-246 sayı ile; \”Suç nedeniyle meydana gelen toplam zararın 70 TL olması nedeniyle her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinde belirtilen malın değerinin azlığı nedeniyle sanığa verilen cezadan indirim yapılabileceği düşünülebilir ise de, şikâyetçinin mahkememizde dinlenmesinde, iş yerinde bulunan televizyon ve yiyecek-içeceklerin çalınmadığını beyan etmesi, sanığın suç tarihinde şikâyetçinin iş yeri haricinde başka yerlere de girerek hırsızlık yapması ve yaklaşık 6 dakika boyunca şikâyetçinin iş yerinde kalması da göz önünde bulundurularak suçun işleniş şekli ve özellikleri dikkate alınıp sanığın yanına alabileceği tüm nakit parayı aldığı, taşımakta sıkıntı yaşayacağı televizyonu ve maddi değeri bulunmayan yiyecek-içecekleri almadığı, ayrıca suça konu 70 TL\’nin Yargıtay uygulamasında az olarak kabul edilmediği,\” şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2022 tarihli ve 72867 sayılı Bozma istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun\’un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye tevdi edilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 08.11.2022 tarih ve 8602-18352 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Uyuşmazlık Konusu Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. Olay ve Olgular İncelenen dosya kapsamından; Sanık …\’ın 06.09.2020 tarihinde gece saat 02.00 sıralarında şikâyetçi …\’e ait isimli iş yerine hırsızlık amacıyla gittiği, iş yerinin … bölmesini ittirmek suretiyle içeriye girip masa üzerinde bulunan sadaka kutusu ile çekmecedeki madenî ve kâğıt paraların toplamı olan 70 TL\’yi alarak olay yerinden ayrıldığı, 11.09.2020 tarihli rapora göre iş yerinin … kapısı üzerinden elde edilen bulgulardan kendisine ulaşılarak yakalanan sanığın atılı suçlamayı kabul etmediği anlaşılmaktadır. Gerekçe A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinde; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmü yer almakta iken anılan hüküm, 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun\’un 16. maddesi ile; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Madde ile hırsızlık suçlarında, suça konu değerin azlığı nedeniyle hâkime, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, değer azlığı ile ilgili olan ve bu konudaki içtihada daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma şeklinde yansıtılan görüşünün, TCK\’nın 145. maddesi uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün görülmemekte ve maddenin uygulanabileceği hâllerden biri olarak kabul edilmekte ise de maddenin sadece bu tanımlamayla sınırlandırılması mümkün değildir. TCK\’nın 145. maddesinin gerek ilk şekli gerekse değiştirilmiş biçimi ortak biçimde, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş fakat hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ne var ki, kanun koyucu, hâkimin takdirini, soyut ve farklı bir disiplinle sınırlandırmıştır. O da; az

Hırsızlık Suçunda Değer Azlığı Nedeniyle Cezada İndirim Yapılması veya Ceza Verilmemesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Trafik Kazası Sonucu Akrabaların Ölümüne Neden Olma Halinde Şahsi Cezasızlık Hükmü Uygulanır mı

Trafik Kazası Sonucu Taksirle Akrabaların Ölümüne Neden Olma 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Taksir – Madde 22 (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. (5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. (6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Taksirle öldürme – Madde 85 (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2015/239 Karar No: 2018/321 Karar Tarihi: 03.07.2018 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Sebebiyet verdiği kaza nedeniyle annesi, kızı, iki kardeşi, yeğeni, halası ve kardeşinin eşinin öldüğü olayda, sanığın ölenler ile yakınlığı, ekonomik durumu ve ailevi yükümlülükleri gözetildiğinde, annesi, kızı ve kardeşlerinin ölümü nedeniyle münhasıran kişisel ve ailevi bakımdan ceza verilmesini gerektirmeyecek derecede mağdur olduğunda tereddüt bulunmasa da, üçüncü derece kan hısımları olan ve aynı evde ikamet etmeyen, bakım ve gözetim sorumluluğu altında bulunmayan halası ve yeğeni ile ikinci derecede sıhri hısmı olan ve kardeşi ile yaptığı evlilikten önce kendisini tanıdığına dair dosyaya yansıyan bir delil bulunmayıp aynı ailenin üyesi de sayılmayan yengesinin ölümleri nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6. maddesi kapsamında bir mağduriyetten söz edilemeyeceği, bu ölümlerin, sırf ölümün gerçekleşmesi nedeniyle duyulacak doğal üzüntünün çok üstünde önemli derecede bir üzüntüye ve buna bağlı olarak ayrı bir mağduriyete yol açmayacağı, bu kapsamda sanığın, halası, yeğeni ve kardeşinin eşinin ölümünden dolayı bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede zarar görmediği anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nın 22/6. maddesinin uygulanma imkânı bulunmadığı kabul edilmelidir. İçtihat Metni Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …\’nun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 85/2, 22/3, 22/6, 62 ve 53/6. maddeleri gereğince 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 3 ay süre ile sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.05.2012 gün ve 65-192 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.10.2014 gün ve 25796-20753 sayı ile; \”…Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- Sanığın idaresindeki minibüs ile gece vakti, aydınlatması bulunmayan meskun mahal dışındaki, düz ve eğimsiz tek yönlü yolda seyri sırasında direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı yön şeridine girip aracı soldan yol dışına çıkarıp yol dışındaki elektrik direğine çarpıp aracın yanmasıyla 7 kişinin ölümü ile neticelenen olayda, sanığın aşamalardaki ifadelerinde uykusuz olmadığını, 17.09.2010 tarihinde öğleden sonra Samsun\’un Terme ilçesinden Şanlıurfa iline gitmek üzere yola çıktıklarını, Adıyaman iline kadar aracı kullandığını, Adıyaman’dan Şanlıurfa iline kadar ölen abisi …\’in kullandığını, 18.09.2010 günü sabah 06:00 sıralarında Şanlıurfa’ya vardıklarını, gün içinde 2-3 saat uyuyarak dinlendiğini, akşam saat 22:30 sıralarında yola çıktıklarını ve saat 02:00 sıralarında mola verdiklerini, yola çıktıktan 5 dakika sonra gümleme sesi duyduğunu ve direksiyon hakimiyetini kaybettiğini, lastiğin patladığını beyan ettiği, mola verilen benzinlikte çalışan tanık Kaffar Işık\’ın da, sanık ve yanındakilerin 15 dakika kadar benzinlikte mola verdiklerini beyan ettiği dosya kapsamı itibariyle de savunma ve bu beyanın aksine kanıt bulunmadığı nazara alınmadan, hatalı değerlendirme ile sanığın iki gün sürekli araç kullandığından bahisle yorgun, dalgın ve uykusuz olduğu gerekçesi ile bilinçli taksirin oluştuğunun kabulü ile TCK\’nın 22/3. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini, 2- TCK\’nın 22/6-1. cümlesinin uygulanabilmesi için, taksirle hareket sonucu neden olunan neticenin, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerektiği, sanığın, kızı, annesi, iki kardeşi, yeğeni, kardeşinin eşi ve halasının öldüğü olayda, sanığın kızı, annesi ve iki kardeşi dışındaki ölenlerin, yeğeni, kardeşinin eşi ve halası olması nedeniyle tek başına anılan hükmün uygulanmasını gerektirmeyeceği gözetilmeden, sanık hakkında TCK\’nın 22/6 maddesinin uygulanması\” isabetsizliklerinden ceza süresi itibarıyla CMUK\’un 326. maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkı ve müteakip uygulamalar nazara alınarak TCK’nın 50. maddesinin değerlendirilebileceği kaydıyla bozulmasına karar verilmiş, Karşıoy Gerekçesi Daire Üyeleri İ. Ergün ve A. Yağcı; \”Sanık ifadelerinde uykusuz olmadığını beyan etmişse de, yine sanığın beyanından, 17.09.2010 tarihinde öğleden sonra yola çıktıkları, Terme\’den Adıyaman\’a kadar aracı sanığın kullandığı, 18.09.2010 tarihinde sabah 06:00\’da Ş.Urfa\’ya geldikleri, 3 saat kadar uyuduktan sonra Siverek\’e gidip geldiği, çarşıda alışveriş yaptıkları, akşam düğün töreninden sonra saat 10:30\’da yola çıktıkları, aracı sanığın kullandığı, 02:00 sıralarında mola verdikleri, moladan kısa süre sonra direksiyon hakimiyetini kaybeden sanığın kullandığı minibüsün karşı yöne geçerek, karşı tarafta yolun kenarında bulunan beton direğe çarparak, beton elektrik direğini yıktığı, direğin yıkılmasıyla yere düşen yüksek gerilim hattı tellerinin, çarpılan ve takla atan minibüse teması sonucu aracın yandığı, araçta bulunan 7 kişinin öldüğü, dosya kapsamından sanığın dinlenmeden uzun süre araç kullandığı ve lastik patlamasına ilişkin bir iz olmadığı anlaşıldığından, mahkemenin bilinçli taksir kabulünün doğru olduğunu düşündüğümüzden, bilinçli taksirin oluşmadığına ilişkin (1) numaralı çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.01.2015 gün ve 288080 sayı ile; \”Sanığın 17.09.2010 tarihinde öğleden sonra yola çıkarak kazanın olduğu 19.09.2010 tarihinde saat 02.30\’a kadar 3 saat kadar uyuduğu olayda 15.03.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre asli kusurlu olduğu, yolda lastik patlamasına ve kazaya ilişkin herhangi bir iz de tespit edilemediği, sanığın bu kadar yorgun ve uykusuz bir şekilde araç kullanmaması gerektiğini bildiği halde kendine güvenerek kullanmaya devam ettiği olayda bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerektiği, yine yukarda açıklandığı üzere kazada ölenlerin sanığın kızı, annesi, iki kardeşi, yeğeni, kardeşinin eşi ve halası olduğu, ölenlerin tamamının sanığın aile bireylerinden oluştuğu, fail ile mağdur arasındaki yakınlığın hangi düzeyde olması ve olay nedeniyle failin hangi ölçüde zarar görmesi gerektiği hususları doktrinde ve

Trafik Kazası Sonucu Akrabaların Ölümüne Neden Olma Halinde Şahsi Cezasızlık Hükmü Uygulanır mı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Taksirle Ölüme ve Yaralanmaya Neden Olma Suçunda Şahsi Cezasızlık Sebeplerinin Uygulanma Şartları

Taksirle Birden Fazla Kişinin Ölümüne ve Yaralanmasına Neden Olma Suçunda Şahsi Cezasızlık Sebepleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Taksir – Madde 22 (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. (5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. (6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Taksirle öldürme – Madde 85 (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/636 Karar No: 2018/431 Karar Tarihi: 16.10.2018 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Asli kusurlu olarak anne ve babasının ölümü ile ikisi şikâyetçi olmak üzere altı kişinin yaralanmasına sebebiyet veren sanığın, anne ve babasının ölümü nedeniyle kişisel ve ailevi durumu bakımından ağır düzeyde etkilenip zarar gördüğünde ve mağdur olduğunda bir tereddüt bulunmamakta ise de sanığın taksirli hareketi sonucu münhasıran kendisinin kişisel ve ailevi durumu etkilenmiş olmayıp sanık ile ailevi ilişkisi bulunmayan katılanların da yaralanarak olaydan bizzat zarar görmeleri ve sanıktan şikâyetçi olmaları karşısında; eylemin sonuçlarının taksirle öldürme ve şikâyetin varlığına bağlı olarak taksirle yaralama şeklinde bölünemeyeceği de gözetildiğinde, sanığın kişisel ve ailevi bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olduğundan söz edilemeyeceğinden hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22. maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenmiş olan şahsi cezasızlık sebebinin uygulanmasına imkân bulunmamaktadır. İçtihat Metni Sanık … hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 15.05.2012 tarih ve 290-168 sayı ile, eylemin neticelerine göre bölünerek annesi … ve babası …\’in ölümlerinin, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açtığı gerekçesiyle anne ve babasının ölümlerine neden olmasından dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6. maddesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 223/4-b maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, katılanlar … ve …\’nun yaralanmalarına neden olmasından dolayı ise TCK\’nın 89/1, 62/1 ve 53/6. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 3 ay süre ile geri alınmasına, CMK\’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Kararların katılan … vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 06.05.2014 tarih ve 19316-10945 sayı ile; Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın itiraza tabi olduğu ve katılan … vekili ile Cumhuriyet savcısının itirazlarının, itiraz mercisi tarafından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş, Ceza verilmesine yer olmadığına dair hükmün ise; \”5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6-1. cümlesinin uygulanabilmesi için taksirle hareket sonucu neden olunan neticenin, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerektiği, böyle bir netice ile birlikte başka bir neticenin de meydana gelmiş olması hâlinde anılan fıkra ile uygulama yapılamayacağı, ayrıca taksirli eylemden doğan neticelerin bölünerek bir kısmı bakımından ceza verilmesine yer olmadığına, bir kısmı bakımından ise mahkûmiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği dikkate alınmadan, asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza sonucu aracında yolcu olarak bulunan anne ve babasının ölümüne, diğer araçta sürücü ve yolcu olarak bulunan … ve …\’nun da yaralanmasına sebebiyet veren sanık hakkında, anne ve babasının ölümünden dolayı TCK\’nın 22/6. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 25.09.2014 tarih ve 255-293 sayı ile; \”…Katılan sanık …\’in taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği ve kararın itiraz edilmeden 12.06.2012 tarihinde kesinleştiği, bu suçla ilgili karar kesinleştikten sonra dosya temyiz üzerine Yargıtay 12 Ceza Dairesine gönderilmiş ve Yargıtay 12 Ceza Dairesinin 2013/19316 Esas, 2014/10945 Karar sayılı kararı ile; sanık … hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 231/12. madde ve fıkrası uyarınca itiraza tabi olup, aynı Kanun\’un 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda mercide yanılma başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağından katılan vekilinin ve mahalli Cumhuriyet savcısının itirazlarının itiraz merciince değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği, bu hâliyle bu suçla ilgili olarak dosyada kesinleşmiş karar bulunduğu, Yargıtay 12 Ceza Dairesinin 2013/19316 Esas, 2014/10945 Karar sayılı kararı ile sanık … hakkında taksirle öldürme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde …; TCK\’nın 22/6-1. cümlesinin uygulanabilmesi için taksirle hareket sonucu neden olunan neticenin, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesi gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerektiği, böyle bir netice ile birlikte başka bir neticenin de meydana gelmiş olması hâlinde anılan fıkra ile uygulama yapılamayacağı, ayrıca taksirli eylemden doğan neticelerin bölünerek bir kısmı bakımından ceza verilmesine yer olmadığına, bir kısmı bakımından ise mahkûmiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği dikkate alınmadan, asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza sonucu aracında yolcu olarak bulunan anne ve babasının ölümüne, diğer araçta sürücü ve yolcu olarak bulunan … ve …\’nun da yaralanmasına sebebiyet veren sanık hakkında, anne ve babasının ölümünden dolayı TCK\’nın 22/6. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin, Kanun\’a aykırı olup kararın bu yönden bozulmasına karar verilmiş ise de; Sanık …\’in taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak suçundan cezalandırılmasının talep edildiği, kazada sanığın annesi ve babası vefat etmiş, eşi ile çocuklarının yaralanmış olması ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6. maddesi gereğince “taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede

Taksirle Ölüme ve Yaralanmaya Neden Olma Suçunda Şahsi Cezasızlık Sebeplerinin Uygulanma Şartları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Taksirli Suçlarda Şahsi Cezasızlık, Birden Fazla Kişinin Ölümüne Neden Olma Halinde Uygulanır mı

Birden Fazla Kişinin Ölümüne Neden Olma Halinde Taksirli Suçlarda Şahsi Cezasızlık Hükümleri Uygulanır mı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Taksir – Madde 22 (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. (5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. (6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Taksirle öldürme – Madde 85 (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/436 Karar No: 2018/527 Karar Tarihi: 13.11.2018 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Özet: Asli kusurlu olarak oğlu N. ile birlikte ailevi yakınlığı bulunmayan İ.A.’nın ölümlerine, şikâyetçi olmayan İ.’nin de yaralanmasına sebebiyet veren sanığın, oğlunun ölümü nedeniyle kişisel ve ailevi durumu bakımından ağır düzeyde etkilenip zarar gördüğünde ve mağdur olduğunda bir tereddüt bulunmamakta ise de aralarında ailevi bağ bulunmayan İ.A.’nın ölümünde de taksire dayalı kusurunun bulunması karşısında; eylemin neticelerinin faille ailevi yakınlığı olan ve olmayan kişilerin ölümlerine göre iki ayrı taksirle ölüme neden olma şeklinde bölünemeyeceği gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6. maddesinde düzenlenmiş olan şahsi cezasızlık sebebinin uygulanmasına yasal imkân bulunmadığı kabul edilmelidir. İçtihat Metni Sanık … hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesince, 16.02.2011 tarih ve 319-65 sayı ile, ölüm neticeleri ayrı ayrı değerlendirilmek suretiyle, oğlu olan …\’ın ölümünün münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açtığı gerekçesiyle oğlunun ölümüne neden olmasından dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, ailevi yakınlığının olmadığı …\’nun ölümünden dolayı ise taksire dayalı kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiştir. Hükümlerin Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 10.06.2013 tarih ve 27674-15625 sayı ile; \”Sanığın demir doğrama ustası olduğu, … isimli komşusu ile …\’in evinin çatısına demir sundurma döşeme konusunda anlaştıkları, olay günü sanığın oğlu … ve sanığın işçisi …\’ın çatıda çalışmaya başladıkları, iş sahibinin ve sanığın komşusu olan …\’nun yardım etmek amacı ile işe katıldığı, hep beraber demir doğramaları çatıya çektikleri sırada demirin elektrik tellerine temas etmesi sonucu her üç şahsın elektrik akımına kapıldıkları, sanığın oğlu … ve yardıma gelen …\’nun öldükleri, …\’ın yaralandığı ve şikâyetçi olmadığı olayda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 22/6-1. cümlesinin uygulanabilmesi için taksirle hareket sonucu neden olunan neticenin, münhasıran sanığın kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerektiği, böyle bir netice ile birlikte başka bir neticenin de meydana gelmiş olması hâlinde anılan fıkra ile uygulama yapılamayacağı, ayrıca taksirli eylemden doğan neticelerin bölünerek bir kısmı bakımından ceza verilmesine yer olmadığına, bir kısmı bakımından ise beraatine karar verilemeyeceği dikkate alınmadan, sanığın taksirli eylemi nedeniyle meydana gelen olay sonucu oğlunun ve kendilerine yardım eden diğer bir şahsın ölümüne sebebiyet veren sanık hakkında TCK\’nın 85/2. maddesi gereğince mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin; eylemin bölünerek sanık hakkında oğlunun ölümü bakımından ceza verilmesine yer olmadığına, …\’nun ölümü bakımından sanığın taksirinin bulunmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde beraatine karar verilmesi\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise 18.02.2014 tarih ve 413-86 sayı ile; \”Sanık …\’ın evinin altında doğrama atölyesinde demir doğrama işi yaptığı, ölen oğlu …\’ın da, yanında çalıştığı, ona yardım ettiği, olay günü sanık …\’ın saat 17.00 sularında yan komşusu …\’ün ikametinin çatı katına sundurma işi yaptırmak için komşusu …\’ün aldığı 3 tane profil demiri kaynatmasını kendisinden istediği, kendisinin de bunu kabul ettiği ve yanında çalışan 16 yaşındaki oğlu … ile birlikte bu işi yapmak için komşusu …\’ün evine gittiği, ancak kendisinin ikindi namazı için namaz kılmaya gittiği sırada, yanında çalışmayan ve kendisi ile hiç ilgisi olmayan komşularının oğlu ölen …\’nun annesinin de yönlendirmesi ile aşağıda bulunan demir profilleri …\’ın evin çatısına çıkaracağı sırada …\’nun da yardım için…\’in yanına geldiği ve birlikte demir profilleri evin çatısına çıkarırlarken, yakından geçen elektrik kablolarına demir profillerin temas etmesi sonucu sanığın oğlu … ile …\’nun elektriğe kapılarak öldükleri anlaşılmış olup; Somut olayda sanık …\’ın, komşusu …\’ün çatısına demir profillerin çıkartılması ve kaynak yapılması konusunda gerekli önlemleri almadığı ve bu konuda daha tecrübesiz olan genç yaştaki oğlu …\’ın elektrik kablolarına demir profillerin teması ile ölümüne neden olmasında kusurlu olduğu; ancak TCK\’nın 22/son maddesi gereğince mahkememizce bu eylem nedeni ile sanığa ceza verilmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği ve daha fazla mağduriyetine ve acı çekmesine neden olacağından ceza verilmeye gerek görülmemiştir. Diğer müteveffa …\’nun, sanık …\’ın işçisi olmadığı, kendisine ya da oğluna yardım etmesi konusunda herhangi bir yönlendirmesi ve telkini olmadığı, …\’ın, demir profilleri çatıya çıkarması sırasında bunu gören komşularının …\’e yardım etmesini istemeleri ve …\’nın annesinin de bu yöndeki isteği üzerine sanık …\’ın o anda namaz kılıyor olması ve onun bilgisi dışında …\’a yardım etmeye çalışırken … ile birlikte elektriğe kapılıp öldükleri olayda, sanık …\’ın taksirinin bulunamayacağı, zira yukarıda belirtildiği gibi bu yönde bir yönlendirme olmaması ve sanığın isteği ve bilgisi dışında gelip yardım ederken ölmesinde arada illiyet bağı kurmak mümkün değildir. Kaldı ki, olayın geçtiği yer sanığın iş yeri değildir. Sanık …, müteveffa …\’nun işvereni de değildir. Olayın geçtiği yerin sanığın iş yeri olmaması, sanığın geçici olarak komşusunun evine demir profili kaynağı yapmak için gelmiş olması, demir profillerin dama çıkartılması sırasında olayın meydana gelmesi ve bundan sanığın haberdar olmaması karşısında sanığa kusur izafe etmek kanaatimizce mümkün görülmemiştir. Her

Taksirli Suçlarda Şahsi Cezasızlık, Birden Fazla Kişinin Ölümüne Neden Olma Halinde Uygulanır mı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bilgisayara Lisanssız Yazılım Yüklenmesi Nedeniyle Bilgisayara El Koyma ve Müsadere Kararı Verilebilir mi

Bilgisayara Lisanssız Yazılım Yüklenmesi Nedeniyle Bilgisayara El Koyma ve Müsadere Kararı Verilmesi Bilgisayara Lisanssız Yazılım Yüklenmesi Nedeniyle El Koyma ve Müsadere: Suça konu lisanssız yazılımların yüklü olduğu bilgisayar kasalarının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 54/1. maddesi anlamında kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanıldığına dair herhangi bir tespitin bulunmaması ve bilgisayar kasalarının donanım olarak suçtan meydana gelen veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşya olmadıkları gibi TCK’nın 54/4. maddesi kapsamında üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya niteliğinde de olmaması nedeniyle, Yerel Mahkemenin bilgisayar kasalarının sanığa iadesine ilişkin hükmü isabetli ise de bilgisayar kasalarında bulunan programların lisanssız ve yasal olmayan yollardan çoğaltılan kopya eser niteliğinde bulunmaları karşısında, yüklü bulunan suça konu bu programların silinmesinin ardından bilgisayar kasalarının sanığa iadesine karar verilmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/368 Karar No: 2018/202 Karar Tarihi: 08.05.2018 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 7. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na muhalefet suçundan sanık …’ın beraatine ve suça konu eşyaların iadesine ilişkin Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.03.2008 tarihli ve 433-177 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 17.06.2013 tarih ve 20432-13428 sayı ile; “Sanığın, … Bigisayar isimli işyerinde şikayetçi şirkete ait bilgisayar yazılım programlarını lisanssız olarak ticari amaçla bilgisayarlara yüklemek suretiyle 5846 sayılı Kanun’a muhalefet suçunu işlediği iddiası ile açılan davanın yargılaması sonucunda beraatine karar verilmiş ise de, Tanık …’in aşamalardaki anlatımları, tanık …’ın soruşturma ifadesi, dava konusu bilgisayar programlarının lisanssız olduğu yönünde görüş içeren bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamından, sanığın ‘manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz’ suçunu işlediği sabit olmakla, Suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan yasa hükümleri birlikte ele alınıp, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 7/2. maddesi uyarınca önceki ve sonraki yasaların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle denetime olanak sağlayacak biçimde lehe olan hüküm belirlenerek sanığın cezalandırılması yerine, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı Yerel mahkeme ise 10.12.2013 tarih ve 539-804 sayı ile; “…Bilgisayar isimli iş yerini çalıştıran sanığın iş yerinde ele geçen emanette kayıtlı iki adet bilgisayarda müşteki firma tarafından çıkartılan Windows XP, Ofis XP programlarının yüklü olup, bilgisayarlar üzerinde bu programlara ait lisans numarasının bulunmadığı, bu nedenle bu programların lisansız yükleme yapıldığının iddia edildiği, ancak söz konusu programların alınan bilirkişi raporuna göre lisanslı olarak alınan bir CD den birden fazla bilgisayara yükleme yapılmasının imkan dahilinde olup, bu şekilde bir adet lisanslı programın bu bilgisayarlara da yükleme yapılmış olabileceği, aksi ispatlanamayan savunmaya göre kendisine tamir için getirildiğinin beyan edilmiş olması nedeniyle bu programların tamir için geldiğinde de yüklü bir şekilde bulunma imkanı olduğu, sanığın bilgisayarlara bu programlara lisanssız olarak yüklediğine dair iddiadan başka bir delil bulunmadığı, soyut iddia dışında sanığın üzerine atılı suçu işlediğini gösteren, bu suçtan cezalandırılmasını gerektiren, şüphe halini aşarak tam bir vicdani kanaat edinilmesini sağlayacak boyuta ulaşan yeterlilikte delilin bulunmadığı, oluşan bu şüphe halinin sanığın lehine değerlendirilmesinin gerektiği yönünde hukuki ve vicdani kanaate ulaşıldığından beraatine karar vermek gerekmiştir.” gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.06.2015 tarihli ve 66908 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 594-532 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 06.03.2017 tarih ve 10-1592 sayı ile direnme hükmünün yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Türk Milleti Adına Ceza Genel Kurulu Kararı Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, zamanaşımının gerçekleştiğinin kabulü halinde, suç unsuru materyaller barındırdığı tespit edilen bilgisayar kasalarının iadesine ilişkin kararın isabetli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun 67. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kesen bir nedenin varlığı halinde zamanaşımı süresi, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır. Ceza Genel Kurulunun süreklilik arzeden birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hallerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi halinde mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığa yüklenen, “bandrol alınması gereken eseri bandrol almaksızın çoğaltma ve yayma” suçunun yaptırımı, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 5101 sayılı Kanun ile değişik 81. maddesinin 9. fıkrasının 1-b bendi uyarınca iki yıldan dört yıla kadar hapis ve/veya adli para cezası olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesinin 1. fıkrasının e bendi uyarınca suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 22.03.2007 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, zamanaşımını kesen en son işlem 19.06.2007 tarihli sorgu olup anılan tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran hiçbir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının e bendindeki sekiz yıllık zamanaşımı süresinin dosya Ceza Genel Kuruluna intikal etmeden dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesinin 1. fıkrasının e bendi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca düşmesine karar verilmelidir. 2- Kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi nedeniyle, suç unsuru materyaller barındırdığı tespit edilen bilgisayar kasalarının iadesine ilişkin kararın isabetli olup olmadığının değerlendirilmesine gelince;

Bilgisayara Lisanssız Yazılım Yüklenmesi Nedeniyle Bilgisayara El Koyma ve Müsadere Kararı Verilebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hükümlü veya Tutuklunun Avukat ile Görüşmesine İzin Verilmemesi, Haberleşme Hakkının İhlalidir

Hükümlü veya Tutuklunun Avukat ile Görüşmesine İzin Verilmemesi 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı – Madde 66 (1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. (2) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde hükümlüler, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabilirler. (3) Açık ve kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık, salgın hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılırlar. Görüşmeler, tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır. (4) Hükümlüler açık ve kapalı ceza infaz kurumlarında, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarını bulunduramaz ve kullanamazlar. Tutukluların hakları – Madde 114 (1) Tutuklulardan çalışmaları istenebilir; ancak, buna mecbur tutulamazlar. Tutuklular istediklerinde idare, barındırıldıkları odalarda çalışmalarına izin verebilir. Odada çalışma imkânı yoksa, tutukluların iş yerlerinde çalışmalarına da izin verilebilir. Bu takdirde kendileri hakkında çalışmakta olan hükümlülere ait rejim uygulanır. (2) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde tutuklular, kurumun bu husustaki genel düzenine uymak suretiyle ziyaretçi kabul edebilirler. Ancak soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkeme, soruşturmanın veya davanın selameti bakımından tutuklunun ziyaretçi kabulünü yasaklayabilir veya bu hususta kısıtlamalar koyabilir. (3) Tutukluların yazılı haberleşmeleri ile telefonla görüşmeleri, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemesince kısıtlanabilir. (4) Tutuklu, savunması için istediği müdafii seçmek ve görevlendirmek hakkına sahiptir. Her dereceden kurum görevlileri bu hususta tutukluya tavsiyelerde bulunamaz. (5) Tutuklunun müdafii ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz. (6) Özel kanunda yer alan hükümler saklıdır. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ahmet Nail Şen Başvurusu Başvuru Numarası: 2019/11652 Karar Tarihi: 20/7/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 16/11/2023-32371 BİRİNCİ BÖLÜM – KARAR Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE Raportör: Muzaffer KORKMAZ Başvurucu: Ahmet Nail ŞEN I. BAŞVURUNUN ÖZETİ 1. Başvuru, ceza infaz kurumunda avukat ile telefonla görüşmeye izin verilmemesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2. Başvurucu, iddia olunan müdahalenin gerçekleştiği tarih itibarıyla Bartın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) kasten yaralama suçundan hükmen tutuklu olarak bulunmaktadır. 3. Başvurucu, avukatının yetki belgesiyle yetkilendirdiği bir başka avukatla telefonla görüşme talebinde bulunmuştur. Başvurucu; dilekçesine, asıl avukatı adına düzenlenmiş vekâletname ile görüşmek istediği avukat adına tanzim edilmiş yetki belgesini ve bu avukatın kullandığı mobil telefon hattına ait faturayı eklemiştir. Başvurucunun talebi, ilgili mevzuat gereği telefonla görüşme yapılabilecek kişiler arasında tutuklu/hükümlülerin avukatlarının olmadığı gerekçesiyle Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının (İdare ve Gözlem Kurulu) 20/2/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun bu karara itirazı Bartın İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) tarafından kabul edilmiş, İdare ve Gözlem Kurulu kararı iptal edilmiştir. İnfaz Hâkimliği kararında haberleşme hürriyeti kapsamında başvurucunun avukatıyla telefon görüşmesi yapma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. 4. Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Bartın Ağır Ceza Mahkemesi, dosyada başka bir avukat adına düzenlenmiş vekâletname olduğu ve başvurucunun görüşmek istediği avukat adına tanzim edilmiş bir vekâletname sunmadığı gerekçesiyle itirazın kabulüne karar vermiştir. Nihai karar 13/3/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılması gerektiğine karar verilmiştir. II. DEĞERLENDİRME 6. Başvurucu; ilgili belgeleri sunmasına rağmen avukatıyla telefonla görüştürülmediğini, bu nedenle adil yargılanma hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 7. Adalet Bakanlığı görüşünde mevzuat hükümlerine yer verilerek değerlendirmede bu hususların dikkate alınabileceği belirtilmiştir. 8. Başvuru, haberleşme hürriyeti kapsamında incelenmiştir. 9. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. 10. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır. Anayasa\’nın koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği ve biçimi ne olursa olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49). 11. Somut olayda başvurucunun telefonla görüşme talebinin reddedilmesinin haberleşme hürriyetine müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. A.İ., B. No: 2017/16005, 11/12/2019, §§ 40-44; Kadir Kırmacı, B. No: 2017/25975, 18/6/2020, §§ 37-41). 12. Hükümlü ve tutukluların haberleşme hürriyeti ve aile hayatına saygı hakkının sınırlanması, Anayasa\’nın 19. maddesi gereğince hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (Mehmet Zahit Şahin, B. No: 2013/4708, 20/4/2016, § 36). Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçlarının gözetilmesi gerekmektedir. Kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile haberleşme hürriyeti arasında adil bir denge sağlanmalıdır. Ancak ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal sonucu olarak idarenin müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir (Mehmet Koray Eryaşa, § 89). Bu bağlamda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 22. maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. 13. Başvurucunun telefonla haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun\’un 66. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete\’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük\’ün 88. maddesine istinaden gerçekleştirildiği, bu düzenlemelerin kanunla sınırlama şartını karşıladığı sonucuna varılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Sinan Gül, B. No: 2016/7628, 27/2/2020, §§ 40-42; Cengiz Eker, B. No: 2017/26841, 2/6/2020, §§ 41-43). 14. Diğer yandan başvuru konusu olayda haberleşme hürriyetine müdahalenin kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi kapsamında telefonla görüşme hakkının sınırlandırılması şeklinde uygulandığı ve meşru amaç taşıma şartını karşıladığı değerlendirilmiştir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Sinan Gül, §§ 43, 44; Cengiz

Hükümlü veya Tutuklunun Avukat ile Görüşmesine İzin Verilmemesi, Haberleşme Hakkının İhlalidir Read More »