Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Resmi Şekilde Düzenlenmeyen Sözleşmede Cayma Parası ve Cezai Şarta İlişkin Hükümler Geçerli midir

Resmi Şekilde Düzenlenmeyen Sözleşmede Cayma Parası ve Cezai Şarta İlişkin Hükümler Geçerli midir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/551 Karar No: 2022/1147 Karar Tarihi: 22.09.2022 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasındaki taşınmaz satışına yönelik sözleşme uyarınca davalıya toplam 25.000TL ödeme yapıldığını, satışın gerçekleşmesi hâlinde ödenen cayma akçesinin satış bedelinden indirileceğinin, satıştan davalı satıcının vazgeçmesi hâlinde ise anılan bedelin iki katının davalı tarafından müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının satıştan vazgeçerek ödenen 25.000TL cayma akçesi için 10.08.2013 vade tarihli 20.000TL bedelli ve 28.08.2013 vade tarihli 5.000TL bedelli iki adet senedi müvekkiline verdiğini, bahse konu senetlerin tahsili amacıyla eldeki davadan ayrı icra takibi başlatıldığını, sözleşme ile kararlaştırılan cayma akçesinin iki katı olan 50.000TL bedelin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine ise haksız itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; davacı ile müvekkili arasında taşınmaz alım satımına ilişkin olarak “cayma akçesinin verilmesine dair akid” başlıklı sözleşmenin düzenlenmesiyle davacı tarafından 25.000TL kapora bedelinin müvekkiline ödendiğini, satışa diğer paydaşların razı olmaması üzerine taşınmazın üçüncü şahsa satıldığını, sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle takibe konu alacağın istenemeyeceğini, alınan kapora bedelinin senetle davacıya ödendiğini, hatta ödenen bonoların davacı tarafından yeniden takibe konulduğunu, davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 2013/385 E., 2015/365 K. sayılı kararı ile; bonoların dava konusu sözleşme nedeniyle verildiğine ilişkin herhangi bir yazılı delil bulunmadığı, sebepten mücerret olmaları nedeniyle ödeme yapıldığına dair iddialara itibar edilmediği, tarafların serbest iradeleri ile imzaladıkları sözleşme ile bağlı oldukları, sözleşme uyarınca davalıya ödenen kapora bedelinin iki katı olan 50.000TL tutarında cayma akçesinin davalının satıştan vazgeçmesi hâlinde davacıya ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve icra takibinin de cayma akçesinin tahsili amacıyla başlatıldığı, davacının 50.000TL alacaklı olduğu gerekçesiyle icra takibine itirazın iptaline, alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 01.07.2019 tarihli ve 2019/3015 E., 2019/6029 K. sayılı kararı ile ; “…Dava; harici taşınmaz satış sözleşmesi uyarınca kararlaştırılan cezai şart bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Kural olarak tapuya kayıtlı taşınmazların satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığı sürece geçersizdir. [4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 706. maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 237. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 213) maddesi, Tapu Kanunu’nun 26. maddesi ve Noterlik Kanunu’nun 60.maddesi] Geçersiz olduğu için de taraflarına hak ve borç doğurmaz. Ancak taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Zira; haklı bir sebep olmaksızın başkası zararına mal edinen kimse onu iade ile yükümlüdür. Cezai şartı düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179/1. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 158/1.) maddesinde ise; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.” hükmü yer almaktadır. Cezai şart; asıl borca ilişkin fer’i bir hak olup, geçersiz sözleşmelerde yer alan cezai şartlar da geçersizdir. Geçersiz sözleşmelere dayanarak taraflar birbirlerinden cezai şart isteyemezler. Somut olayda; taraflar arasında 14/09/2012 tarihli harici taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlendiği, sözleşme uyarınca kararlaştırılan 25.000,00 TL kapora bedelinin davacı alıcı tarafından davalı satıcıya ödendiği, davalının taşınmazın satışından vazgeçtiği , her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere, sözleşme uyarınca ödenen 25.000,00 TL kapora bedelinin davalı tarafından davacıya senetle iade edildiği anlaşılmış olup, bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme ile davalının satıştan vazgeçmesi halinde, almış olduğu kapora bedelinin iki katı cezai şart bedelini davacıya ödemeyi kabul ettiği; davacı alıcının da cezai şart bedelinin tahsili amacıyla eldeki davayı açtığı görülmüştür. Davaya konu taşınmaz satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde düzenlenmediği için geçersizdir. Geçersiz sözleşme ile kararlaştırılan cezai şarta ilişkin hükümler de aynı şekilde geçersizdir. Hal böyle olunca, mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, geçersiz sözleşme nedeniyle cezai şart talep edilemeyeceği dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.02.2020 tarihli ve 2020/30 E., 2020/37 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçelerinin yanında, davaya konu sözleşmenin haricî düzenlenen bir taşınmaz alım satım sözleşmesi olmadığı, karşılıklı edimler içeren bir ön sözleşme niteliği taşıdığı, sözleşmede düzenlenen hükmün de ceza koşulu (cezai şart) değil, bağlanma parası (pey akçesi) mahiyetinde olması nedeniyle sözleşmenin ve hükmün geçerli olduğu, aksinin düşünülmesinin edimini ifa etmeyen yönünden haksız zenginleşmeye sebebiyet vereceği, aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki iyi niyet kuralları ile de bağdaşmayacağı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu “cayma akçesinin verilmesine dair akit” başlıklı sözleşmede belirlenen cayma akçesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 177. maddesinde düzenlenen bağlanma parası mı yoksa aynı Kanun’un 179. maddesinde düzenlenen cezai şart mı olduğu, anılan sözleşme ile birlikte belirlenen cayma akçesine dair hükümlerin geçerli kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplamaktadır. III. Gerekçe 12. Uyuşmazlık konusu itibari ile öncelikle uygulanması gereken yasal düzenleme ve kavramların incelenmesinde fayda vardır. 13. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı birinci kısmının “Borç İlişkilerinde Özel Durumlar” başlıklı dördüncü bölümünün üçüncü ayrımında bağlanma parası, cayma parası ve ceza koşulu (TBK md. 177-182) bir arada düzenlenmiştir. Kanun koyucunun bu üç farklı kurumu aynı çatı altında düzenlemiş olmasının sebebi, aralarındaki benzerliklerdir. Bu üçü, aralarında birçok yönden benzerlikler bulunmasına rağmen, aslında nitelik olarak birbirinden farklı kavramlardır. Özellikle ceza koşulu diğer kurumlardan epey farklı özellikler taşımaktadır. 14. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 156. maddesinde, hem pey akçesi (bağlanma parası) hem de cayma parası düzenlenmiştir. Daha önce

Resmi Şekilde Düzenlenmeyen Sözleşmede Cayma Parası ve Cezai Şarta İlişkin Hükümler Geçerli midir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yüklenicinin İleriye Etkili Fesih Hakkını Kullanabilmesi için İnşaatın Seviyesi Ne Kadar Olmalıdır

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Yüklenicinin İleriye Etkili Fesih Hakkı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/866 Karar No: 2021/724 Karar Tarihi: 08.06.2021 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme ile onanmış, davalılar vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine onama kararı kaldırılarak karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 27.02.1992 tarihinde davalılar adına kayıtlı 26640 m² miktarındaki taşınmazda ikiz dubleks villalar yapmak üzere arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, müvekkillerinin sözleşme gereğince arsa sahiplerine verilmesi gereken 2409 parsel dışında tüm inşaatları yaparak teslim ettiklerini, teslimde davacılar arasında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle bir süre gecikme oldu ise de, davalıların bu gecikmenin karşılığını … Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları 1996/101 E. sayılı tazminat davası ile aldıklarını, yapılması gereken 20 adet villadan 18 tanesinin teslim edildiğini, bunun karşılığı olarak verilmesi gereken 4 adet arsa tapusu daha olduğunu ve bunların da devri gerektiğini, davalılara ihtarname gönderildiği hâlde davalıların 3 adet arsa vermekle yetindiklerini, sözleşmeye göre müvekkillerine teslim edilecek arsa miktarının %54.5, arsa sahiplerinde kalacak miktarın ise %45,5 olduğunu, müvekkillerinin 1,5 arsa daha hak ettiklerini, ancak davalılarca edimler yerine getirilmediğinden müvekkillerinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiklerini ileri sürerek 2407 parselin tamamının, 2406 parselin ise 1/2’sinin tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına 1/2 oranında tesciline, sözleşme haklı nedenle feshedildiğinden fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000TL müspet ve menfi zararın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin 10 yıllık zamanaşımı nedeniyle hukuki kıymetinin kalmadığını, davacıların sözleşme şartlarını yerine getirmediklerini, inşaatların bir kısmının sözleşmede belirtilen tarihte teslim edilmediğini, bir kısmının ise hâlen hiç yapılmadığını, inşaatların teslimi için kararlaştırılan tarihten yıllar sonra bir kısmının noksan ve ayıplı olarak teslim edilebildiğini, bu hususta … Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları 1996/101 E. sayılı tazminat davası neticesinde iddialarının doğruluğunun mahkeme kararı ile kesinleştiğini, 2409 parsel üzerinde inşaata hiç başlanmadığını, sözleşmenin bir bütün olduğunu, davacıların kendi aralarında meydana gelen ihtilaf nedeniyle taahhüt ettikleri inşaatları ya geç teslim ettiklerini ya da hiç teslim etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.01.2012 tarihli ve 2007/344 E., 2012/44 K. sayılı kararı ile; davalılara isabet eden villaların sözleşmede kararlaştırılan tarihten uzunca bir süre sonra teslim edilebildiği, davalıların kendilerine isabet eden villaların geç tamamlanmış olması ve villalarda eksik imalat yapılmış olması nedeniyle … Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava neticesinde 1996/101 E., 1999/144 K. sayılı ilamı ile, oluşan maddi tazminatın faizleri ile birlikte davacılardan tahsil edildiği, taraflar arasındaki sözleşmede ifrazdan sonra 2409 parsel içerisinde kalan evin davacılar tarafından yıkılacağı konusunda bir hüküm bulunmadığı, boş arsa olarak teslim edilmeyen bir yere bina yapılmasının beklenemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; davacıların arsa tapusu talep etmesinin hukuken yerinde olduğu, sözleşme hükümlerinin davacı tarafça … Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/101 E. 1999/144 K. sayılı ilamı ile yerine getirilmiş sayıldığı kanaatine varılarak, tapu kayıtlarına göre davacının aldığı toplam taşınmaz miktarının 6494 m² olduğu, 18 adet villa yapan davacıların alması gereken toplam arsa miktarının 7342,29 m² olduğu, bu durumda davacıların alması gereken 848,29 m² kadar taşınmaz daha bulunduğu, davacının talep ettiği 2407 ve 2406 parsellerin metrekareleri dikkate alındığında, davacıların 659 m² yüz ölçümüne sahip olan 2407 parselin tamamını, 2406 parselin ise 189/615 payını almaya hak kazandıkları gerekçesiyle dava konusu 2407 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapusunun iptali ile 1/2’şer pay ile davacılar adına tesciline; 2406 parselin ise tapusunun iptali ile davacıların bu parselde birlikte hak ettikleri kısmın 189/615 pay olduğu dikkate alınarak taşınmazın tamamı 1230 pay kabul edilip 427/1230’ar payın davalılar adına, 188/1230’ar payın ise davacılar adına tesciline, davacılar tarafından müspet ve menfi zarara ilişkin talepleri kanıtlanamadığından reddine karar verilmiştir. Özel Daire Onama Kararı 7. … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince 14.12.2012 tarihli ve 2012/3178 E., 2012/7405 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir…” gerekçesiyle onama kararı verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 9. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili karar düzeltme isteğinde bulunmuştur. 10. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince 23.10.2013 tarihli ve 2013/1957 E., 2013/6454 K. sayılı kararı ile; “…Davacılar vekili, müvekkilleri ile davalılar arasında imzalanan 27.02.1992 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince, davalı arsa maliklerine verilmesi gereken 2409 parsel üzerinde yapılacak olan iki villa haricindeki 18 villanın bitirilerek teslim edildiğini, teslimde gecikmeden kaynaklanan zararın arsa malikleri olan davalılar tarafından açılan tazminat davası ile karşılandığını, buna karşılık teslimi gereken bir kısım arsa tapusunun ihtara rağmen davalılarca devredilmemesi üzerine, müvekkillerinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiklerini ileri sürerek, davalılar adına kayıtlı … 2407 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 2406 parsel sayılı taşınmazın ise 1/2’sinin tapu kayıtlarının iptali ile ½ oranında müvekkilleri adına tesciline ve müvekkillerinin müspet ve menfi zararlarına karşılık 1.000,00 TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava konusu 2407 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapusunun iptali ile 1/2 şer pay ile davacılar adına tesciline, 2406 parselin ise tapusunun iptali ile davacıların bu parselde birlikte hak ettikleri toplam payın 189/615 olduğu dikkate alınarak taşınmazın tamamı 1230 pay kabul edilip 427/1230’ar payının davalılar adına, 188/1230’ar payının ise davacılar adına tesciline, müspet ve menfi zarara ilişkin taleplerin reddine dair verilen karar davalılar vekili tarafından temyiz istemi üzerine Dairemizin 14.12.2012 tarih ve 3178 E – 2012/7405 K sayılı ilamıyla onanmıştır. Bu kez, davalılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1- Taraflar arasında düzenlenen 27.02.1992 günlü arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince davacı yükleniciler yapmaları gereken 20 villadan 18 adedini inşa ederek teslim etmişler, iki villa ise henüz inşa edilmemiştir. Davacı yanca gönderilen 08.07.2002 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedildiği arsa sahiplerine bildirilmiş, arsa sahiplerince cevaben gönderilen 18.07.2002 günlü ihtarnamede ise, sözleşmenin

Yüklenicinin İleriye Etkili Fesih Hakkını Kullanabilmesi için İnşaatın Seviyesi Ne Kadar Olmalıdır Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ortaklığın Giderilmesi Davasında Bekletici Mesele Yapılabilir mi

Paydaşlıktan Çıkarma Davasının Ortaklığın Giderilmesi Davası için Bekletici Mesele Yapılması Ortaklığın Giderilmesi ve Paydaşlıktan Çıkarma Davası: Dava konusu taşınmazlar hakkında paydaşlıktan çıkarma davasının sonucunda pay ve paydaş durumu değişebileceğinden ortaklığın giderilmesi davasının sonucu da etkilenecektir. Bu nedenle, davalılar tarafından açılan paydaşlıktan çıkarma davasının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165/1. maddesi gereğince görülmekte olan ortaklığın giderilmesi davası için bekletici mesele yapılması gerekir. Her ne kadar mahkemece mevcut duruma göre tapu kaydı ile mimari projenin çeliştiği, taraflara süre verilmiş ise de, çelişkinin giderilemediği, tapu kaydına göre satışı istenen dükkanların değerlerinin tespitinin mümkün olmadığı, bu koşullarda ortaklığın giderilmesine karar verilemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dava konusu 4983 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın zemin katında tarafların paydaş olduğu 15 ve 17 numaralı dükkanlar ile dava dışı kişiler adına kayıtlı 14 ve 16 nolu dükkanlar olmak üzere toplam 4 dükkanın ayrı bağımsız bölüm olarak tescil edilmiş olduğu, dosya kapsamında 25.08.1967 onay tarihli mimarî proje bulunmakla birlikte yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda “mimari proje üzerinde 08.11.1968 tarihli tadilat”tan söz edildiği, bu hususun Çankaya Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünden sorulması üzerine 12.03.2013 havale tarihli cevabi yazısı ile “dava konusu binaya ait 25.08.1967 onay tarihli mimari projesine 16.09.1967 tarihli ve 614 sayı ile yapı izin belgesi, 11.11.1968 tarihli ve 68/46-827 sayılı yapı kullanma izin belgesi alındığı, herhangi bir tadilat/tashihat başvurusunun ve bağımsız bölüm listesinin bulunmadığı…” bildirilmesine rağmen bilirkişiler raporunda belirtilen “mimari projede üzerindeki 08.11.1968 tarihli tadilat” hususu üzerinde durularak bu konu açıklığa kavuşturulmadığı gibi, dava konusu taşınmazda 03.07.1970 tarihinde kat mülkiyeti tesis edildiği gözetilerek, kat mülkiyeti tesisine esas mimarî proje de getirtilerek incelenip değerlendirilmeksizin mimarî proje ile tapu kayıtlarının çelişkili olduğu sonucuna varılması da doğru görülmemiştir. (634 s. K. m. 12) (4721 s. K. m. 698, 699) (6100 s. K. m. 165) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/14-2791 Karar No: 2021/875 Karar Tarihi: 29.06.2021 1. Taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların 4983 ada 6 parsel sayılı kargir apartman vasfındaki taşınmazda dükkan niteliğindeki 15 ve 17 numaralı bağımsız bölümler ile depo niteliğindeki 18 numaralı bağımsız bölümde müşterek malik olduklarını ileri sürerek taşınmazdaki ortaklığın yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde mümkün ise aynen, mümkün olmadığı takdirde satış yoluyla giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; çekişmeli taşınmazlar tapu kayıtlarında 3 ayrı bağımsız bölüm olarak görünmekte iseler de, Belediye Fen İşleri ve Numarataj Müdürlüğü kayıtlarında ve belediyece verilen iskan ruhsatında 535 m2 yüzölçümünde tek dükkan olarak göründüğünü, fiziki yapı olarak da depolu tek dükkan olduğunu, müvekkilleri tarafından davacının hissesini satın alma teklifinde bulunulduğunu, taşınmazın satılmasını istemediklerini belirterek, davacı payına isabet eden bedelin mahkeme veznesine depo edilmesini müteakiben davacı adına olan hisselerin iptali ile müvekkilleri adına ½ şer oranda tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı 6. Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.06.2014 tarihli ve 2012/616 E., 2014/864 K. sayılı kararı ile; dava konusu binaya ait mimarî projenin 25.8.1967 tarihinde onaylandığı, mimarî proje üzerinde 8.11.1968 tarihinde tashihat yapılarak dükkanlar arasındaki duvarın kaldırılıp, depoya inen merdivenin düzeltilerek bağımsız bölümlerin birleştirilmek suretiyle tek bölüm hâlinde kullanıldığı ve yapılan değişikliklerin tapuya geçirilmediği, 1967 yılındaki onaylı mimarî projede ve yapı kullanım belgesinde binanın zemin katında iki dükkan bir banka olmasına rağmen tapu kayıtlarında 4 dükkan ile bodrumda eklentileri olan deponun bulunduğu, tapu kaydı ile mimarî projenin çeliştiği, çelişkinin giderilmesi için taraflara süre verilmiş ise de bunun sağlanamadığı, bilirkişilerce de bu koşullarda ortaklığın giderilmesinin istenemeyeceğinin bildirildiği, davacı tarafça 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu‘nun 12. maddesi uyarınca diğer kat maliklerinin onay vermiş sayılmasını istenmiş ise de bunun kat mülkiyetine geçişte değerlendirilebilecek bir durum olduğu ve kat mülkiyetine zaten geçilmiş olduğu, tadilat projesinin bütün kat maliklerince imzalanmasının gerektiği, mahkemenin malikin rızası yerine geçecek şekilde karar veremeyeceği, davalılar tarafından davacının payının iptali için dava açılmış ise de; kabulü hâlinde dahi davalılarca ortaklığın giderilmesi istenmediğinden Ankara 4. Asliye Hukuk mahkemesinde açılan davanın sonucunun beklenmesinde hukukî yararın olmadığı, mevcut duruma göre tapu kaydı ile mimarî proje arasındaki çelişki nedeniyle ortaklığın giderilmesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 14. Hukuk Dairesince 14.05.2015 tarihli ve 2014/12946 E., 2015/5513 K. sayılı kararı ile; “… Somut olayda, tapu kayıtlarında 4983 ada 15, 17 ve 18 numaralı bağımsız bölümler dükkan ve depo vasfı ile davacı ve davalılar adına paylı olarak tescillidir. Dosyaya sunulan 22.01.2013, 26.3.2013 ve 26.4.2014 tarihli bilirkişi raporlarında; mimari projede, bina girişinin sağ tarafında bir dükkan, sol tarafında iki dükkan olmak üzere zemin katta üç dükkan olarak gösterildiği, tapu kayıtlarında ise, zemin katta dört adet dükkan ile bodrum katta eklentileri olan depo için tapu verildiği, dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak mimari proje ile tapu kayıtları arasında çelişki bulunduğu, bildirilmiştir. Ancak ortaklığın giderilmesi davalarında esas olan tapu kaydı olup taşınmazların paylı mülkiyete konu olduğu ve bilirkişi raporları ile de aynen taksim edilmelerinin mümkün olmadığı sabit olmakla ortaklığın satış sureti ile giderilmesine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/1698 E., 2015/1973 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelere ek olarak; tapu kayıtları ile mimarî projenin birbirine uymadığı, tapuya göre satışı istenilen dükkanların bu koşullarda bağımsız bölüm olarak değerlerinin tespitinin mümkün olmadığı, bu durumda satış bedelleri belirlenemeyen taşınmazın satışına karar verilmesi hâlinde kararın infazının mümkün olmadığı, bu koşullarda satış kararı verilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar adına paylı mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı olan çekişme konusu 15, 17 ve 18 numaralı bağımsız bölümlere ilişkin mimarî proje ile tapu kayıtları arasında çelişki bulunması karşısında ortaklığın satış sureti

Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ortaklığın Giderilmesi Davasında Bekletici Mesele Yapılabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yargılamanın Yenilenmesi: Tapu Sicilindeki Bir Kaydın Elde Edilemediği İleri Sürülebilir mi

Tapu Sicilindeki Bir Kaydın Yargılama Sırasında Elde Edilemediği Gerekçesiyle Yargılamanın Yenilenmesi / Yargılamanın İadesi Talep Edilebilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/392 Karar No: 2022/1150 Karar Tarihi: 27.09.2022 Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki yargılamanın yenilenmesi isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Hukuk Mahkemesince verilen yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne ilişkin karar davacılar (karşı taraf) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı karşı davacılar (karşı taraf) vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Yargılamanın yenilenmesini isteyen davalı … vekili talep dilekçesinde; … ilçesi, … Mahallesi 139 ada 33 parsel sayılı taşınmazın hissedarları tarafından müvekkili idare aleyhine açılan davada … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/38 E. 2013/191 K. sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile krokide (A) harfiyle gösterilen kısmın yol olarak terkinine, (B) harfiyle gösterilen kısmın ise müvekkili idare adına tapuya tesciline karar verildiğini, kararın 30.06.2014 tarihinde derecattan geçerek kesinleştiğini, davacılar vekilince mahkeme kararının … İcra Müdürlüğünün 2014/19005 sayılı dosyası ile 737.200TL tutarındaki asıl alacak olan kamulaştırmasız el atma bedelinin tahsili için takibe konulduğunu, yargılama sırasında dava konusu taşınmazla ilgili olarak mahkemenin 20.09.2010 tarihli ve 2010/38 sayılı yazısı ile … Belediye Başkanlığından taşınmazın kamulaştırılıp kamulaştırılmadığının sorulduğunu, ancak gelen cevabi yazıda taşınmazla ilgili herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının bildirildiğini, kararın kesinleşmesinden sonra … Tapu Müdürlüğünün 24.11.2014 tarihli yazısı ile taşınmazın tapu kayıtları üzerinde bulunan kamulaştırma şerhi ile ilgili herhangi bir işlem dosyası olup olmadığının … Belediye Başkanlığından sorulduğunu, gelen cevabi yazıda taşınmazın daha önce … Belediye Başkanlığınca 13.11.1985 tarihli ve 2100 sayılı encümen kararı ile kamulaştırmaya tabi tutulduğu ve yapılan işlemlere müteakiben taşınmaz bedelinin T.C. … Bankası … Şubesine bloke edildiği, aynı şubenin 10.08.2010 tarihli ve 1847-845 sayılı yazısı ile de 139 ada 33 parsel malikine ödendiğinin bildirildiğini öğrendiklerini, böylelikle mahkeme kararının dayanağının ortadan kalktığını ve kararı tamamen değiştirecek nitelikte bir durumun ortaya çıktığını bildirerek … Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.06.2014 tarihinde kesinleşen 2010/38 E. 2013/191 K. sayılı dosyası yönünden yargılamanın yenilenmesi ile kararın tamamen kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davacılar (karşı taraf) vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerine ait olan … ilçesi … Mahallesi 139 ada 33 parsele ilişkin olarak büyükşehir belediyesi aleyhine kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat davası açtıklarını, yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilerek kararın derecattan da geçmek suretiyle kesinleştiğini, hüküm kesinleştikten sonra aynı taraflar arasında aynı konuda ve aynı sebebe dayanılarak yeni bir dava açılamayacağını, yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin kanunda tahdidi olarak sayıldığını, davalı idare vekilinin yargılamanın yenilenmesi talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesinde sayılan tahdidi sebeplerin hiçbirine girmediği gibi süresinde de olmadığını, yargılamanın iadesinin talep edilebilmesi için hükmün kesinleşmesinden sonra ele geçirilen ancak yargılama esnasında mevcut olan belgenin hükmü etkileyebilecek nitelikte olması gerektiğini, davalı tarafın yargılamada kendisine üstünlük sağlayacak belgeyi kusuru olmaksızın elde edememiş ve bu nedenle de mahkemeye sunamamış olması gerektiğini, oysa yargılama aşamasında yerel mahkeme tarafından hem … Belediyesine, hem de davalı … Belediyesine müzekkere yazılarak dava konusu taşınmazda kamulaştırma yapılıp yapılmadığının sorulduğunu ve dava konusu taşınmazın usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığının ispatlandığını, talebin üç aylık süre içinde yapılmadığını bildirerek yargılamanın yenilenmesi talebinin reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.12.2015 tarihli ve 2015/18 E.- 2015/545 K. sayılı kararı ile; her ne kadar hüküm kesinleşmiş ise de, infaz aşamasında davalı idarenin işlemler için yapmış olduğu başvuru esnasında … Belediye Başkanlığından temin edilen belgelere göre dava konusu olan taşınmazın muris … sağ iken kamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedelinin murise 04.06.1986 tarihinde ödendiği sabit olmakla, davacıların davasının yasal hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi isteminin kabulüne, mahkemenin kesinleşen 2010/38 E., 2013/191 K. sayılı 19.03.2013 tarihli hükmün iptaline, … ili … ilçesi 139 ada 33 parsele ilişkin açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, verilen hükmün iade yoluyla incelenmesi istenilen 19.03.2013 tarihli ve 2010/38 E., 2013/191 K. sayılı hükmün bütün nüshalarında gösterilmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar (karşı taraf) vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 25.04.2017 tarihli ve 2016/16301 E. 2017/11715 K. sayılı kararı ile; “…Talep, yargılamanın iadesi ve hükmün iptali istemine ilişkindir. Mahkemece talebin kabulü ile hükmün iptali ve davanın reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375 maddesinin (a) bendinde “Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması” yargılanmanın yenilenmesi sebebi olarak sayılmıştır. Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre, dava konusu taşınmazın 13/11/1985 tarih ve 2100 sayılı davalı … Belediye Başkanlığınca Kamulaştırmaya tabi tutulduğu taşınmazın bedelinin T.C. … Başkanı … Şubesine süresince bloke edildiği ve bedelin kısmen ödendiği, buna dair belgelerinin yeni ele geçirildiğinden bahisle davalı idarece yargılamanın yenilenmesi ve kararın kaldırılması istenmiş ise de; Kamulaştırmayı yapan idare davalı … Belediye Başkanlığı olup, kendinde olan belgeleri elde etmesinin elinde olmayan sebeplerle ele geçirilemeyen belge olarak kabulü mümkün olmadığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesinin (a) bendinde yazılı nedenlerle yargılamanın iadesi istenilemeyeceğinden talebin reddi yerine, yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.11.2018 tarihli ve 2018/409 E.- 2018/499 K. sayılı kararı ile önceki karardaki gerekçeye ek olarak; yargılama aşamasında … Belediye Başkanlığına kamulaştırma olup olmadığı, var ise belgelerin gönderilmesinin istenilmesine rağmen mahkemece yazılan yazıya kamulaştırma işleminin yapılmadığı yönünde cevap verildiği, davalı … ile dava dışı … Belediye Başkanlığının farklı tüzel kişilik oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacılar (karşı taraf) vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin eldeki davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendinde hüküm altına alınan yargılamanın yenilenmesi sebebinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 12. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce yargılamanın yenilenmesi kavramının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 13. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın yenilenmesi yoludur. 14. Yargılamanın yenilenmesi, bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini

Yargılamanın Yenilenmesi: Tapu Sicilindeki Bir Kaydın Elde Edilemediği İleri Sürülebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yolsuz Tescil Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası ile Birlikte El Atmanın Önlenmesi Davası Açılabilir mi

Yolsuz Tescil Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası ile Birlikte El Atmanın Önlenmesi Davası Açılabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/52 Karar No: 2022/1233 Karar Tarihi: 04.10.2022 Mahkemesi: … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil ile el atmanın önlenmesi, olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince davalılar vekilinin istinaf başvurusunun el atmanın önlenmesi bakımından kabulü ile davanın bu yönden reddine dair verilen karar, davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacılar İstemi 4. Davacılar vekili 29.08.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin …’ın yasal mirasçıları olduğunu, murisin davalılar ile samimi ilişki içinde yaşam sürdüğünü ve nüfus cüzdanının dâhi davalı … tarafından muhafaza edildiğini, inşaat yüklenicisi olan davalı … tarafından arsasına inşaat yapılarak kendisine daire verileceği söylenerek muristen inşaat yetkilerini içerir şekilde … Noterliğince düzenlenen 11.03.2013 tarih ve 03099 yevmiye numaralı vekâletnamenin alındığını, ancak vekâletnamenin alındığı gün ve sonrasında yapılmış bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinin bulunmadığını, davalı …’in almış olduğu vekâletnameyi hemen kullanarak 13.03.2013 tarihinde murise ait …ili, … ilçesi, 5291 ada 3 parsel sayılı taşınmazı eşi olan diğer davalıya danışıklı olarak 37.000TL bedelle devrettiğini, bu devir işleminden sonra murise herhangi bir bedel ödenmediğini, tek hekimden alınan rapor üzerine vekâletnamenin düzenlendiğini, vekâletnamenin verildiği tarihte murisin 92 yaşında olduğunu ve tasarruf ehliyetinin bulunmadığını, ayrıca oldukça önemli bir lokasyonda bulunan taşınmazın gerçek değerinin çok daha fazla olduğunu, davalının vekâlet görevini kötüye kullandığını, dolayısıyla yapılan devrin hukuken bir değer taşımadığını ileri sürerek, öncelikle tapu kaydının iptali ile miras payları oranında davacılar adına kayıt ve tesciline, taşınmaza vaki müdahalenin men’ine, mahkemece temliki işlemlerin sakat olmadığının kabulü hâlinde ise vekilin sorumluluğu nedeniyle davacıların fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 75.000TL taşınmaz bedelinin yasal faiziyle birlikte davalı …’ten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; satış işleminde hukuka aykırı hiçbir yön bulunmadığını, tapuda yapılan satış işleminin tarafların arzularına uygun olarak gerçekleştiğini ve tarafların işlem yapmaya ehil kişiler olduğunu, taşınmazda müvekkili …’in malik sıfatı ile yasal hakkı bulunduğundan müdahalenin men’ine karar verilemeyeceğini, eski tapu malikinin aklı başında sağlıklı bir kişi olduğunu, bu hususta işlem tarihlerinde alınmış doktor raporlarının mevcut olduğunu, diğer yandan muris …’ın hiç evlenmediğini ve davalı … ile çok yakın olduğunu, onun hayata dair tüm sosyal, beşeri ve hukukî işlerini yapan ve her şeyi ile ilgilenen vekili olduğunu, vekil ile muris arasında ebeveyn- çocuk ilişkisi bulunduğunu, ölümüne değin maddi ve manevi her türlü desteği sadece müvekkili …’ten gördüğünü, ömrünü dava konusu taşınmaz üzerindeki evinde tek başına geçirdiğini, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşadığını, davacıların ise sağlığında murise uzak kaldığını, her yönü ile kopuk bir şekilde farklı şehirlerde yaşadıklarını, vefatı üzerine defin ve cenaze giderlerini de müvekkilinin karşıladığını, davaya dayanak vekâletnamenin genel yetkiler içerdiğini, taşınmazın davacı tarafın iddia ettiği değerde olmadığını, şehir merkezinde bulunması dışında hiçbir üstün vasıf taşımadığını, davalı …’in taşınmaza inşaat yaptıracağını, devir nedeniyle davacıların bir zararının olması durumunda davalı …’in bunu karşılayacak maddi güce sahip olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.04.2017 tarihli ve 2013/335 E., 2017/126 K. sayılı kararı ile; muris tarafından davalı …’e geniş yetkiler içeren vekâletname verilmesi üzerine dava konusu taşınmazın vekil tarafından eşi olan diğer davalıya 37.000TL bedel karşılığında satış suretiyle devredildiği, Adli Tıp Kurumu … İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora göre vekâletnamenin düzenlendiği tarihte murisin hukukî işlem ehliyetine sahip olduğu, davalı tarafın taşınmazın bakım karşılığı devredildiğine ilişkin savunmasının bulunmadığı, taşınmazın kat karşılığı inşaat yapılması için devredildiğinin iddia edildiği ancak taşınmaz üzerinde keşif gününde herhangi bir inşaata rastlanmadığı, … Belediye Başkanlığından alınmış ruhsat veya onaylatılmış bir projenin bulunmadığı gibi yapılmış bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinin de bulunmadığı, taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli ile gerçek değeri arasında fahiş fark olduğu, kaldı ki devir karşılığında bir bedel de ödenmediği, vekil tarafından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, davalıların karı-koca olmaları nedeniyle el ve iş birliği içerisinde hareket ettikleri, davalı …’in vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını bilebilecek durumda olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile davacılar adına miras payları oranında tapuya kayıt ve tesciline, davacıların müdahalenin men’i talebinin de kabulü ile davalıların taşınmaza el atmalarının önlenmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı 7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur. 8. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 17.11.2017 tarihli ve 2017/1576 E., 2017/1656 K. sayılı kararı ile; murisin vekâletname verdiği tarihte fiil ehliyetine sahip olduğu, ilk derece mahkemesince dosyadaki tüm deliller değerlendirilmek suretiyle yapılan satış işleminin vekâlet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiği ve satın alan davalının vekilin eşi olması nedeniyle el ve iş birliği içinde hareket ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen kararın hukuka uygun olduğu, ancak; mülkiyet hakkının doğal sonucu olarak bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu, davalı …’in de dava açıldığında taşınmazın maliki olduğu, iptal kararı ve bu kararın kesinleşmesi ile mülkiyet hakkını kaybedeceği gözetilmeksizin müdahalenin önlenmesi talebinin kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve tapu iptal ve tescil talebinin kabulüne, el atmanın önlenmesi talebinin ise reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 9. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili ile davalılar vekili tarafından süresi içinde temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.03.2019 tarihli ve 2018/1597 E., 2019/1652 K. sayılı kararı ile; “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan …’nin adına taşınmaz alımı, taşınmazlarında inşat yapımı ve taşınmaz satışı yetkilerini de içerir şekilde davalı …’ı … Noterliğinin 11.03.2013 tarih ve … yevmiye sayılı vekaletnamesi ile vekil tayin ettiği, vekilin mirasbırakanın çekişme konusu 5291 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 2396/2400 payını diğer davalı …’e 13.03.2013 tarihinde satış suretiyle devrettiği, Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulunun 24.10.2016 tarihli raporunda murisin vekaletnamenin düzenlendiği ve satışın yapıldığı tarihlerde fiil ehliyetini haiz olduğunun belirtildiği, 1920 doğumlu mirasbırakanın 14.08.2013 tarihinde öldüğü ve

Yolsuz Tescil Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası ile Birlikte El Atmanın Önlenmesi Davası Açılabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yasal Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Muvazaa İddiasının İspatlanması

Yasal Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Muvazaa İddiası Her Türlü Delille İspatlanabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2020/271 Karar No: 2022/1341 Karar Tarihi: 19.10.2022 Mahkemesi: … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki yasal önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen davacı vekili ve davalı … vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu 1560 ada 1 parsel ve 1560 ada 2 parsel sayılı taşınmazlarda paydaş olduğunu, bir kısım paydaşın paylarını 11.03.2015 tarihinde …’ya devrettiğini, dava açmak için hazırlanırken …’nın satın aldığı payları 24.03.2015 tarihinde iki kat bedelle diğer davalı …’e devrettiğini, davalı …’nın her iki parseldeki payını diğer davalı …’e devrinin gerçek bir satış olmayıp, müvekkilinin önalım hakkını kullanmasını engellemeyi amaçlayan ve kötü niyetle yapılan muvazaalı bir işlem olduğunu ileri sürerek dava konusu iki parselde davalı … ile davalı … arasındaki 24.03.2015 tarihli satışların muvazaalı kabul edilerek önalım hakkının 06.05.2014 ile 11.03.2015 tarihli davalı … adına yapılan satış ve bedeller üzerinden kullandırılmasına karar verilerek, tapuların iptali ile müvekkili adına kayıt ve tesciline; işlemde muvazaa iddiası kabul edilmez ise bedelde muvazaa itirazlarının nazara alınarak inceleme sonucu belirlenecek gerçek bedel üzerinden önalım hakkının tanınmasına, bu payların tapuda müvekkili adına kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin diğer davalı …’nın yanında çalışmadığını, tapu kaydına güven ilkesi gereğince hareket ettiğini, taşınmazları alacak malî gücünün bulunduğunu, davacının müvekkilinin gayrimenkulleri aldığı tarihlerden çok önce zaten söz konusu durumdan haberdar olmasına rağmen şufa hakkını açıkça kullanmadığını, muvazaa iddiasını kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; emlakçı olan müvekkilinin aldığı gayrimenkulleri yakın tarihlerde ve hatta aynı gün dahi satabildiğini, davada taraf sıfatının bulunmadığını, satışta hayatın olağan akışına aykırı olarak algılanacak ve müvekkilinin kötü niyetli davrandığını iddia edebilecek bir husus bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 7. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.01.2017 tarihli ve 2015/257 E., 2017/7 K. sayılı kararı ile; karar tarihine en yakın tarih olan 07.03.2016 tarihi itibariyle 1560 ada 1 parseldeki davalı hissesinin değerinin 104.643,45TL, 1560 ada 2 parseldeki davalı hissesinin değerinin ise 188.426,21TL olduğu, önalım bedeli olarak bu bedellerin depo edilmesine karar verildiği, davacı tarafından bu bedellerin depo edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne … ili, … ilçesi, … mevkii, 1560 ada 1 parsel üzerindeki …’e ait 1/25 hissenin ve … ili, … ilçesi, … mevkii, 1560 ada 2 parsel üzerindeki …’e ait 309/2246 hissenin tapusunun iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı 8. Taraf vekilleri tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur. 9. … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 17.05.2017 tarihli ve 2017/561 E., 2017/506 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince resmî senette yazılı olan satış bedeli ile tapu harç ve giderlerini depo etmek üzere davacıya süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, (2) nolu parsel için akit bedelini dahi aşarak (1) nolu parsel içinse kanıtlanamayan muvazaa iddiası esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalı …’nın dava tarihi itibari ile tapu maliki olmadığından taraf sıfatının bulunmadığı, davalı …’in davacının satıştan bilgisi bulunduğuna ilişkin itirazlarının ise noter tebligatı yapılmadığı ve yasa hükmüne uygun bir bildirim bulunmadığından yerinde görülmediği, hükmedilen bedelde zarara uğratıldığı itirazının yerinde olduğu, muvazaa iddiası kanıtlanamadığından akit bedeli ve masraflarının depo edilen bedelden ödenmesi yolu ile davanın kabulünün gerektiği gerekçesiyle; davacı vekili ile davalı … vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına; davalı … yönünden davanın pasif husumet nedeni ile reddine, davalı … yönünden davanın kabulü ile davaya konu … ili, … ilçesi, … mevkii 1560 ada 1 ve 2 parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline, şufa bedeli olarak taşınmazların akit bedeli ve masraf tutarı olan 275.300TL’nin depo edilen bedelden karar kesinleştiğinde davalı …’e ödenmesine, kalan depo bedelinin davacıya iadesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 10. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 22.05.2018 tarihli ve 2017/4792 E., 2018/3985 K. sayılı kararı ile; “…Davanın açıldığı tarihte davalı … tapu maliki olmadığından hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi yerindedir. Ancak davacı, davalı … tarafından davalı …’a yapılan satışın muvazaalı olduğunu iddia ederek ilk satış bedeli üzerinden önalım hakkını kullanmak istemiştir. Dosyada toplanan deliller, davacı tanıklarının beyanlarından davalı …’un inşaat işçisi olduğu, emlakçı ve inşaat işleri ile uğraşan …’in yanında çalıştığı anlaşılmaktadır. Satış tarihlerinin yakınlığı, davalı …’un alım gücünün bulunmaması son satışın muvazaalı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle önalım hakkının …’e yapılan ilk satış bedelleri üzerinden tanınması gerekirken muvazaa olgusu ispatlanamadığından söz edilerek davanın son satış bedelleri üzerinden kabulü doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı 12. … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 21.11.2018 tarihli ve 2018/1642 E., 2018/1864 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda yapılan son satış işleminin muvazaalı olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre ön alım hakkının davalı …’ya yapılan ilk satış bedelleri üzerinden mi yoksa davalı … tarafından davalı …’e yapılan son satış bedelleri üzerinden mi tanınmasına karar verilmesinin gerektiği noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 16. Başkasına ait olup, üçüncü kişiye satılan şey üzerindeki mülkiyetin öncelikle devrini isteyebilme yetkisine sahip olan kişinin bu hakkına ön alım (şuf’a) hakkı denilmektedir. Kişinin bu hakkı kanundan ya da sözleşmeden kaynaklanabilir (Kılıç, Halil: Gayrimenkul Davaları, Ankara 2007, C. 4, s.3732). 17. Kanundan doğan ön

Yasal Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Muvazaa İddiasının İspatlanması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Aile Konutunun Satılmasında Diğer Eşin Açık Rızası Bulunmaması Halinde İptal Davası Açılabilir mi

Aile Konutunun Satılmasında Diğer Eşin Açık Rızası Bulunmaması Halinde İptal Davası Açılabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/765 Karar No: 2022/1369 Karar Tarihi: 25.10.2022 Mahkemesi: Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili ile davalılardan … ve … mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili 18.09.2012 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan …’nün evli olduklarını, eşlerin … ili, … ilçesi … Mahallesi, 417 ada, 7 parselde kayıtlı A Blok 1. Kat, 6 numaralı bağımsız bölümü aile konutu olarak kullandıklarını, davalının ekonomik durumu çok iyi iken işlerinin kötüye gitmeye başladığını, adına kayıtlı birçok taşınmazını satarak borçlarını ödemeye çalıştığını, ancak aile konutu olarak kullandıkları meskeni satacağını düşünemediğini, müvekkilinin rızası alınmaksızın 13.10.2011 tarihinde davalı … tarafından aile konutu olduğunu bilen diğer davalılar … ve …’e ½ hisseli şekilde evin devredildiğini, 15.10.2011 tarihinde de alıcılar ile kira kontratı yapıldığını, böylece evde oturmaya devam edildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın satış işleminin iptaline ve taşınmazın davalı … adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı 5. Davalılar … ile … mirasçıları vekili 01.03.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, açılan davanın kötü niyetli ve haksız olduğunu, davalı …’in davalı … ve diğer davalıların murisi …’e olan ticari borçlarına karşılık evi devrettiğini, buna ilişkin tarafların protokol ve ibraname düzenlediklerini, açılan icra takiplerinin takipsiz bırakıldığını, davalıya olan desteklerini sürdürmek amacıyla 15.10.2011 tarihli kira kontratını yaptıklarını, kira borcunun ödenmemesi nedeniyle … adına icra takibine geçtiklerini, müvekkillerinin devir tarihinde dava konusu taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bilmediklerini, zira tapuda böyle bir şerh bulunmadığını, davalı …’in … ve …’de de evleri olduğunu, tüm bunların yanında davacının eşinin borçları hakkında bilgi sahibi olduğunu, borçları karşılığında evin devrine açıkça rızasının bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 6. Diğer davalı … cevap dilekçesi sunmamıştır. Mahkeme Kararı 7. … Aile Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2014/233 E., 2015/562 K. sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamına göre davacının satıştan haberdar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili ile davalılardan … ile … mirasçıları vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.10.2017 tarihli ve 2016/11009 E. ve 2017/10821 K. sayılı kararı ile; “…Dava, aile konutundan kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının satıştan haberdar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194/1. maddesine göre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh “kurucu” değil “açıklayıcı” şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, “emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanununun 194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin “açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun başkası adına devir edilerek, tescil edilmesi gibi “tek başına” bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma “ancak diğer eşin açık rızası alınarak” yapılabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir. Somut olayda, davalı eş dava konusu aile konutu üzerinde diğer davalılar adına devir ederek tescil ettirmiş, bu işlem sırasında davacı eşin açık rızası alınmamıştır. Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2015 tarih ve 2013/2-2056 esas, 2015/1201 karar günlü kararında açıkça ifade edildiği ve Dairemizce de aynen benimsendiği üzere eşin açık rızası alınmadan yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır. Eş söyleyişle eşin “açık rızası alınmadan” yapılan işlemin “geçersiz olduğunu” kabul etmek zorunludur. Gerçekleşen bu durum karşısında yukarıda açıklanan yasal düzenleme ile ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 10. … Aile Mahkemesinin 14.05.2019 tarihli ve 2019/66 E., 2019/332 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; toplanan delillere, dinlenilen tanık beyanlarına göre davacının eşi …’in borçlarından haberdar olduğu, alacaklılarla eşi ile birlikte görüştüğü, hatta iki evden hangisinin verileceğini kararlaştırdıkları, toplantıda davacının bizzat hazır bulunduğu, hâl böyle olunca “satıştan haberi olmadığını iddia etmesinin” hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla somut olayda davacının rızasının var olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 11. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; aile konutu olarak kullanılan taşınmaz hakkında; davalı malik olan eş tarafından diğer davalılara yapılan devir işlemine, malik olmayan davacı eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 14. Bilindiği üzere

Aile Konutunun Satılmasında Diğer Eşin Açık Rızası Bulunmaması Halinde İptal Davası Açılabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tapu Sicilinin Hatalı Tutulmasından Kaynaklanan Zarar Nedeniyle Belirsiz Alacak Davası Açılabilir mi

Tapu Sicilinin Hatalı Tutulmasından Kaynaklanan Zarar Nedeniyle Belirsiz Alacak Davası Açılabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/652 Karar No: 2022/1486 Karar Tarihi: 10.11.2022 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili; müvekkilinin Samsun ili, Atakum ilçesi, Çakırlar Mahallesi 2541 ada 2 parselde kayıtlı taşınmazın maliki iken, taşınmazın orman olduğu gerekçesiyle Samsun Kadastro Mahkemesinin 24.06.2004 tarihli ve 2002/189 E. 2004/77 K. sayılı kararı ile 248,84 m2’lik kısmının davacı adına olan tapu kaydının iptaliyle orman olarak Hazine adına kayıt ve tesciline karar verildiğini, kararın 12.05.2005 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin mülkiyet hakkına zarar verildiğini, bu zararın karşılanmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000TL’nin mahkeme kararının kesinleştiği tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 21.12.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 19.003,08TL’ye yükseltmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; zamanaşımı def’înde ve husumet itirazında bulunarak idarenin işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu, zararın oluşmadığını, talep edilen miktarın yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, ıslah dilekçesine karşı cevabında ise ıslah edilen alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. Mahkeme Kararı 6. Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.03.2016 tarihli ve 2015/164 E., 2016/64 K. sayılı kararı ile; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. [818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 125.] maddesi uyarınca zamanaşımının kararın kesinleştiği tarihten itibaren on yıl olduğu, davalının kusursuz sorumlu olarak pasif husumete sahip olduğu, davacının zararının tazmininin esas olduğu, zararın kararın kesinleştiği tarihten itibaren oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne 19.003,18TL’nin tapu iptal kararının kesinleştiği 12.05.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 01.03.2018 tarihli ve 2016/5397 E., 2018/1621 K. sayılı kararı ile “…Dava, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi gereğince tazmini istemine ilişkindir. Dosyaya getirtilen tapu kayıtları ile belgelerin ve kesinleşmiş ilâm örneklerinin incelenmesinde; dava konusu 2541 ada 2 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması sonucu 1996 yılında 423,59 m2 olarak davacının da aralarında bulunduğu gerçek kişiler adına tescil edildiği, davacının taşınmazda 2291/2400 hissesi bulunmakta iken Orman Yönetimi tarafından 15/08/2002 tarihinde açılan dava sonucu Samsun Kadastro Mahkemesinin 2002/189-2004/77 E. K. sayılı kararı ile taşınmazın 248,84 m2’lik kısmının orman olması sebebiyle bu kısmın orman tahdidi içine alınarak Hazine adına tesciline karar verildiği ve kararın 12/05/2005 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Eldeki dava 17/04/2015 tarihinde açılmıştır. Tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararı 12/05/2005 tarihinde kesinleştiğine göre davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtilen 10 yıllık dava zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece taşınmazın arsa olarak değerlendirilip, emsal karşılaştırılması yapılarak tapu sahibinin oluşan gerçek zararının, mülkiyet hakkına müdahalenin gerçekleştiği ve zararın doğumuna yol açan kararın kesinleştiği 12/05/2005 tarihi esas alınarak tespiti doğru ise de, dava dilekçesinde davacı vekili tarafından “şimdilik” kaydıyla 1000.-TL değer gösterilerek kısmî dava açıldıktan sonra, 01/03/2016 tarihli harçlandırılmış ıslah dilekçesi ile dava değeri 19.003,18 TL olarak ıslah edilerek, alacağın saklı tutulan diğer bölümü asıl davaya dahil edildiğinden, tapu kaydının iptaline dair verilen hükmün kesinleştiği 12/05/2005 tarihi ile ıslah tarihi arasında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesinden kaynaklanan tazminat davaları için uygulanan 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş ve Hazine; ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı definde bulunmuş olduğundan, mahkemece, ilk dava değeri ile bağlı kalınarak karar verilmesi gerekirken, süresi geçtikten sonra yapılan ıslaha değer verilerek hüküm kurulmuş olması doğru değildir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2019 tarihli ve 2018/341 E., 2019/147 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; davanın dava dilekçesinde de belirtildiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açıldığı, davacının tapu kaydı iptal edilen taşınmazın gerçek değerini tespit etmesinin mümkün olmadığı, bunun ancak bilirkişi incelemesi ile tespit edilebileceği, belirsiz alacak davasında alacağın tamamı için dava açıldığı tarihte zamanaşımının kesildiği, nitekim bu hususun Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.10.2018 tarih ve 2016/22-1162 E. 2018/1397 K. sayılı kararında açıkça vurgulandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. Uyuşmazlık 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olarak nitelendirileceği, buradan varılacak sonuca göre davacı tarafından sunulan 21.12.2015 tarihli dilekçe ile artırılan talep sonucu bakımından davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def’îne bağlı olarak on yıllık zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır. III. Gerekçe 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 13. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinde (7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâlinde) yer alan düzenlemeye göre; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” Anılan hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir. 14. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. 15. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam

Tapu Sicilinin Hatalı Tutulmasından Kaynaklanan Zarar Nedeniyle Belirsiz Alacak Davası Açılabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Fazla Çalışmanın İspatında Delil Olarak Bordro ve Telefon GPRS Kayıtları ile Tanık Beyanları

Fazla Çalışmanın İspatı 4857 sayılı İş Kanunu Fazla çalışma ücreti – Madde 41 Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz. Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir. Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırkbeş saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir. Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir. İşçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında, çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır. 63 üncü maddenin son fıkrasında yazılı sağlık nedenlerine dayanan kısa veya sınırlı süreli işlerde ve 69 uncu maddede belirtilen gece çalışmasında fazla çalışma yapılamaz. Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir. Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz. Bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hâller dışında yer altında maden işlerinde çalışan işçilere fazla çalışma yaptırılamaz. Yer altında maden işlerinde çalışan işçilere, bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hâllerde haftalık otuz yedi buçuk saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzere arttırılması suretiyle ödenir. Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Zorunlu nedenlerle fazla çalışma – Madde 42 Gerek bir arıza sırasında, gerek bir arızanın mümkün görülmesi halinde yahut makineler veya araç ve gereç için hemen yapılması gerekli acele işlerde, yahut zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkmasında, işyerinin normal çalışmasını sağlayacak dereceyi aşmamak koşulu ile işçilerin hepsi veya bir kısmına fazla çalışma yaptırılabilir. Bu durumda fazla çalışma yapan işçilere uygun bir dinlenme süresi verilmesi zorunludur. Şu kadar ki, zorunlu sebeplerle yapılan fazla çalışmalar için 41 inci maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır. Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma – Madde 44 Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılır. Sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde söz konusu günlerde çalışılması için işçinin onayı gereklidir. Bu günlere ait ücretler 47 nci maddeye göre ödenir. Saklı haklar – Madde 45 Toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmelerine hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerde işçilere tanınan haklara, ücretli izinlere ve yüzde usulü ile çalışan işçilerin bu Kanunla tanınan haklarına aykırı hükümler konulamaz. Bu hususlarda işçilere daha elverişli hak ve menfaatler sağlayan kanun, toplu iş sözleşmesi, iş sözleşmesi veya gelenekten doğan kazanılmış haklar saklıdır. Hafta tatili ücreti – Madde 46 Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir. Şu kadar ki; a) Çalışmadığı halde kanunen çalışma süresinden sayılan zamanlar ile günlük ücret ödenen veya ödenmeyen kanundan veya sözleşmeden doğan tatil günleri, b) Ek 2 nci maddede sayılan izin süreleri, c) Bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporuyla verilen hastalık ve dinlenme izinleri, Çalışılmış günler gibi hesaba katılır. Zorlayıcı ve ekonomik bir sebep olmadan işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya birkaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde haftanın çalışılmayan günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılmış sayılır. Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir süre ile tatil edilmesini gerektiren zorlayıcı sebepler ortaya çıktığı zaman, 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebeplerden ötürü çalışılmayan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için de ödenir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde hafta tatili ücreti işverence işçiye ödenir. Genel tatil ücreti – Madde 47 Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde işçilerin ulusal bayram ve genel tatil ücretleri işverence işçiye ödenir. Fazla Çalışmanın İspatında Telefon GPRS Kayıtları ile Tanık Beyanları Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas No: 2017/797 Karar No: 2020/16600 Karar Tarihi: 24.11.2020 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davacının davalıya ait işyerinde … İli ve İlçelerinde ilaç ve tıbbi tanıtım mümessili olarak çalıştığını, hafta içi 07.30 da çalışmaya başlayıp akşam saat 22.00 ye kadar çalıştığını, cumartesi günleri de 08.00 den saat 14.00 e kadar çalıştığını, fazla çalışma ücretinin ödenmediğini ileri sürerek; alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili; davacının mesaisini kendisinin ayarladığını, prim alacağını daha fazla yükseltmek için kendi isteği ile fazla çalışmasının fazla mesai olarak kabul edilemeyeceğini, kendisine prim ödendiğini ve primlerin olası fazla mesai alacağından mahsubu gerektiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, fazla mesai ücreti alacağının reddine karar verilmiştir. Temyiz: Karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2- Taraflar arasında, davacı işçinin fazla mesai ücretine hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği

Fazla Çalışmanın İspatında Delil Olarak Bordro ve Telefon GPRS Kayıtları ile Tanık Beyanları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bylock Yazışma İçeriklerinin Örgütsel Nitelikte Olmamasına Rağmen Ceza Verilebilir mi

Terör Örgütü Üyeliği Suçunda Delil Olarak Bylock Yazışma İçerikleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Silâhlı örgüt – Madde 314 (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. Madde Gerekçesi Maddenin birinci fıkrasında, bu fıkra kapsamına giren suçları işlemek amacıyla silâhlı örgüt kurmak veya yönetmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. İkinci fıkrada ise, bu nitelikleri taşıyan örgüte üye olmak, ayrı bir suç olarak yaptırım altına alınmıştır. Maddede geçen temel kavram örgüttür. Dikkat edilmelidir ki, genel olarak suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgüte üye olmak, kanunda yaptırım altına alınmış olmasına rağmen; bu maddede, işlenmesi amaçlanan suçlar bakımından bir sınırlama getirilmiştir. Keza, her iki suç arasında örgütün niteliği bakımından da farklılık bulunmaktadır. Bu madde kapsamına giren örgütün silâhlı olması gerekmektedir. Başka bir deyişle, silâh, bu suçun bir unsurunu oluşturmaktadır. Ancak, örgütün bütün mensuplarının silâhlı olmaları zorunlu değildir; hedeflenen suçların işlenmesini sağlayabilecek derecede olmak üzere bazı üyelerin silâhlı olmaları, suçun oluşması için yeterlidir. Her hâlde silâh sayısının suçun oluşması bakımından yeterli olup olmadığının takdiri de hâkime aittir. Maddenin üçüncü fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından da aynen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu suça ilişkin diğer hususlar hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçuna ilişkin madde gerekçesi ile bu suçla bağlantılı etkin pişmanlık hükmünün gerekçesine bakılmalıdır.  3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Terör suçları – Madde 3 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır. Madde Gerekçesi Maddede belirtilen suçlar mutlaka terör suçu sayıldığından, bu suçları işleyen kişi veya kişiler, bir örgüte mensup olup olmadıklarına bakılmaksızın, terör suçlusu kabul edilecekler ve haklarında bu Kanun hükümleri uygulanacaktır. Cezaların artırılması – Madde 5 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz. Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz. Madde Gerekçesi Bu maddede, terör suçu faillerine verilecek cezalarda ne şekilde artırım yapılacağı belirtilmektedir. Terör örgütleri – Madde 7 Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır. Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır: a) (Mülga: 27/3/2015-6638/10 md.) b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2. Slogan atılması, 3. Ses cihazları ile yayın yapılması, 4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi. Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.  Bu suçu  işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz. İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur. Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına; a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu, b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu, c) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu, işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez. Madde Gerekçesi Maddede, bu Kanunun 3 ve 4 üncü maddesi ile Türk Ceza Kanununun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak üzere baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini benimseyerek Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini ve Devletin siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla örgüt kurma, bu şekilde kurulmuş örgütlerin faaliyetlerini düzenleme veya bu örgütleri yönetme ve bu örgütlerin propagandalarının yapılması ve her ne suretle olursa olsun yardım edilmesi fiilleri cezalandırılmaktadır. Maddede, yardımların belirtilen mahallerde yapılması ağırlatıcı sebep sayılmaktadır. Ayrıca dernek, vakıf, sendika ve benzeri kurumların teröre destek olduklarının tespiti halinde bu yerlerin faaliyetlerinin durdurulacağı, mahkemece kapatılacakları ve mal varlıklarının müsaderesine karar verileceği belirtilmektedir. Örgütle ilgili propagandanın Basın Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen mevkutelerle işlenmesi halinde verilecek ceza, maddenin son fıkrasında gösterilmektedir. Bylock Yazışma İçeriklerinin Örgütsel Nitelikte Olmamasına Rağmen Terör Örgütü Üyeliğinden Ceza Verilebilir mi Yargıtay 3. Ceza Dairesi Esas No: 2023/17048 Karar No: 2023/8966 Karar Tarihi: 21-11-2023 Mahkemesi: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Mahkeme Kararı: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3.

Bylock Yazışma İçeriklerinin Örgütsel Nitelikte Olmamasına Rağmen Ceza Verilebilir mi Read More »