Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Mirasçıların Saklı Paylarını İhlal Eden Vasiyetnamenin İptali ve Tenkis Davası Açılması

Mirasçıların Saklı Paylarını İhlal Ettiği Gerekçesiyle Vasiyetnamenin İptali ve Tenkis Davası Açılması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1017 Karar No: 2018/1750 K. Tarihi: 20.11.2018 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 05.04.2013 tarihli ve … sayılı karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.03.2014 tarihli ve 2013/19634 E., 2014/4038 K. sayılı kararı ile, “…Davada, 23.10.2011 tarihinde vefat eden muris O. Ulusan’ın 05.07.2005 tarihinde Zonguldak 2. Noterliğinin 12561 sayılı düzenleme şeklindeki vasiyetnamesiyle diğer mirasçıların saklı paylarını aştığı ve vasiyetnamenin hukuka ve ahlaka aykırı koşullar içerdiğinden bahisle iptali istenilmiştir. Davalılar davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, ölüme bağlı tasarrufların iptal sebeplerinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 557. maddesinde düzenlendiği somut olayda iptal koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm, süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, davada saklı pay ihlaline yol açan vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi, talep edilmiştir. Mahkemece, vasiyetnamenin iptali talebinin reddine karar verilmiş, tenkis talebiyle ilgili hüküm kurulmamıştır. 1086 sayılı (mülga) HUMK’nun 388/son (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2) maddesinde; “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık ve şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” denilmektedir. O halde, davacının tenkis talebiyle ilgili hüküm kurulmamış olması usule aykırıdır…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava vasiyetnamenin saklı pay ihlâline yol açtığı gerekçesiyle iptali istemine ilişkindir. Davacılar vekili, müvekkillerinin miras bırakanı O. Ulusan’ın Zonguldak 2. Noterliğince düzenlenen 05.07.2005 gün ve 12561 yevmiye nolu vasiyetnamesiyle adına kayıtlı olan Terakki Mahallesinde kain 267 ada 58 parsel sayılı taşınmaz ve üzerinde bulunan üç katlı evin davalılar adına tescilini ve ayrıca tüm kira gelirlerinin davalılara ait olacağını vasiyet ettiğini, murisin bu vasiyetinin tasarruf nisabını aşması nedeniyle hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, anılan vasiyetnamenin iptali ile taşınmazın tüm mirasçılar adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili, vasiyetnamenin kişinin özgür beyanı doğrultusunda hazırlanan bir hukuki işlem olduğunu, müvekkillerin en ufak bir etkisinin bulunmadığını, vasiyetname düzenlenmeden önce fiil ehliyeti bulunduğuna dair miras bırakanın sağlık kurulu raporu aldığını, vasiyetname düzenlenmesine engel hâl görünmediği için noter tarafından vasiyetname düzenlendiğini ve yasanın öngördüğü şekil ve usul şartları taşıdığını, davanın süresinde açılmadığını, davacıların kötü niyetli olduklarını beyanla davanın reddini savunmuştur. Davalılar Eda Özbaba, … ve … davaya cevap vermemiştir. Yerel mahkemece dava konusu vasiyetnamenin yasal şekillere uygun olarak düzenlendiği, tasarrufun içeriği ile bağlandığı koşulların hukuka veya ahlâka aykırı olmadığı gibi yükleme de içermediği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 514’üncü maddesi uyarınca miras bırakanın mal varlığının tamamında veya bir kısmının vasiyetnameye konu edilebileceği, sadece saklı payın aşılmış olmasının vasiyetnamenin iptali nedeni olamayacağı, zira TMK’nın 560 ve devamı maddelerinde saklı payın aşılması hâlinde mirasçıların tenkis davası açarak kendilerine tanınan saklı payın korunmasını talep edebileceklerinin hükme bağlandığı; ölüme bağlı tasarrufların iptal sebepleri TMK’nın 557’nci maddesinde düzenlenmiş olup dava konusu vasiyetnamede bu iptal sebeplerinden hiçbirinin bulunmadığı, davacının tasarrufun yapıldığı sırada miras bırakanın fiil ehliyetine sahip olmadığına dair iddiasının bulunmadığı gibi davacı ve davalı tanıklarının da murisin ölmeden son bir yıl içinde akli dengesinin gelip gittiğine dair beyanda bulunmaları karşısında tasarrufun yapıldığı tarihte miras bırakanın tasarruf ehliyetinin var olduğunun kabul edilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26’ncı maddesi kapsamında mahkemelerin talep sonuçları ile bağlı olup ondan fazlasına karar veremeyecekleri; HMK’nın 119’uncu maddesine göre de davacının talep sonucunu, dayandığı hukuki sebepleri, iddiasının dayandığı tüm vakıalarının özetini dava dilekçesinde belirtmesi gerektiği, somut olayda davacının iddiasının açık ve net olduğu, dava dilekçesinde tenkisten bahsetmediği, talebinin tasarruf nisabının aşılması nedeniyle vasiyetnamenin iptali istemine ilişkin olup bu talebin tenkis istemi olarak değerlendirilemeyeceği, davacının temyiz dilekçesinde de tenkis istemini temyiz konusu etmediği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davacılar vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının vasiyetnamenin iptali istemi yanında tenkis isteminin de bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu noktada vasiyetnamenin iptali ve tenkis davaları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır. Vasiyet, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup, amacı bütün mamelekini veya muayyen bir malını gerçek veya tüzel bir şahsa mülkiyetinin devrinin yapılmasıdır. Vasiyetnamenin İptali ve Tenkis Davası  4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 557’nci maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar; 1. Ehliyetsizlik, 2. Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, 3. Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması, 4. Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 557’nci maddesinde sayılan sebeplerin bulunması hâlinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak ölüme bağlı tasarrufun iptali istenilemez ise de, koşullarının varlığı durumunda tenkis talebine konu edilebilir (TMK. m. 560-562). Tenkis, indirme, azaltma veya eksiltme anlamına gelmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 560’ıncı maddesi ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası, miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir davadır (Nar, A.: Türk Miras Hukukunda Tenkis, On İki Levha Yayınları, İstanbul 2016, s.14 vd.). Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, tenkis davasının konusu, miras bırakanın, saklı paylı mirasçı/mirasçılarının saklı payını ihlal eden ölüme bağlı ve sağlar arası tasarruflarıdır. Esasında kural olarak miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları tenkise tabidir. Zira kural olarak miras bırakan, sağlığında kendi mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma özgürlüğüne sahiptir. Her özgürlükte olduğu gibi, burada da miras bırakanın sınırsız bir özgürlüğü yoktur. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun 565’inci maddesinde dört bent hâlinde miras bırakanın tenkise tabi sağlar arası tasarrufları belirlenmiştir. Bir diğer anlatımla, miras bırakan sağlığında kendi mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ancak bu sağlar arası tasarruflar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 565’inci maddesi kapsamındaki tasarruflar kapsamında ise,

Mirasçıların Saklı Paylarını İhlal Eden Vasiyetnamenin İptali ve Tenkis Davası Açılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

6284 sayılı Kanun Kapsamına Giren Suçlarla İlgili Ceza Davalarında Aile Bakanlığı’nın Davaya Katılma Hakkı

6284 sayılı Kanun Kapsamına Giren Suçlarla ilgili Ceza Davalarında Aile Bakanlığı’nın Davaya Katılma Hakkı 6284 sayılı Kanun Kapsamına Giren Suçlar: 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘un ilgili maddesi uyarınca, 6284 sayılı Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak açılan ceza davalarında, kovuşturma evresinde mahkemesince; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davadan haberdar edilmesinin zorunlu olmadığına karar verilmiştir. (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi m. 1, 3, 5, 55) (2709 s. K. m. 10, 36, 40, 41) (6284 s. K. m. 2, 4, 5, 7, 9, 10, 14, 18, 20, 24, 46) (5271 s. K. m. 2, 35, 233, 234, 237, 238, 239, 260) (5607 S. K. m. 18) (5411 S. K. m. 162, 163) (3628 S. K. m. 18) (6362 S. K. m. 115) (6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği m. 9, 48) (14. CD. 05.03.2019 T. 2019/509 E. 2019/7852 K.) Yargıtay Büyük Genel Kurul Esas No: 2019/6 Karar No: 2019/7 K. Tarihi: 13.12.2019 I. Giriş A. İçtihatları Birleştirme Konusundaki Başvuru Yargıtay 14. Ceza Dairesi Üyesi E. Y. 04.04.2019 tarihli dilekçesiyle; Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından temyizen incelenen dosyalarda, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘un 20/2. maddesi uyarınca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılma hakkına sahip olduğunu, ancak mahkemece ilgili Bakanlığın davadan haberdar edilmesinde ve yokluklarında verilen kararın anılan Bakanlığa tebliğ edilmesinde zorunluluk bulunmadığı görüşünün benimsendiğini, buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.04.2018 tarihli ve 2016/14-1448 E.-2018/177 K. sayılı kararında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yokluğunda verilen kararların anılan Bakanlığa tebliğinin zorunlu olduğuna hükmedildiğini, bu nedenle Yargıtay 14. Ceza Dairesi ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu arasındaki içtihat aykırılığının giderilmesi için içtihatların birleştirilmesini istemiştir. B. İçtihadı Birleştirmenin Konusu Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 05.11.2019 tarihli ve 342 sayılı kararı ile, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili aynı Kanun’un 20/2. maddesi uyarınca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yargılamalardan haberdar edilmesinin zorunlu olup olmadığı konusunda Yargıtay 14. Ceza Dairesi ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü, bu aykırılığın İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca içtihatları birleştirme yoluyla giderilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Ancak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘un 20/2. maddesinde Bakanlığın gerekli görmesi halinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan ceza davalarının yanı sıra idari, hukuki her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabileceği düzenlenmiş olup içtihadı birleştirmeye konu uyuşmazlığın ise ceza davalarının kovuşturma aşamasına ilişkin olması nedeniyle içtihadı birleştirme konusunun “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 20/2. maddesi uyarınca, bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak açılan ceza davalarında, kovuşturma evresinde mahkemesince; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davadan haberdar edilmesinin zorunlu olup olmadığı” şeklinde belirlenmesine oybirliği ile karar verilmiştir. C. Görüş Aykırılığının Giderilmesi İstemine Konu Kararlar – Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 05.03.2019 tarihli ve 2019/509 E.-2019/7852 K.; – Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.04.2019 tarihli ve 2016/14-1448 E.-2018/177 K. sayılı kararları. D. Görüş Aykırılığının Giderilmesi İstemine Konu Kararlarda Belirtilen Görüşlerin Özetleri On Dördüncü Ceza Dairesi’nin Görüşü İçtihatların birleştirilmesi konusu kapsamında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘un 20/2. maddesi uyarınca, bu kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak açılan ceza davalarında, kovuşturma evresinde Mahkemesince; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın davadan haberdar edilmesinin zorunlu olmadığı görüşünde olan On Dördüncü Ceza Dairesi konuyla ilgili olarak Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirdikleri görüşlerinde özetle; cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarla ilgili yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 6284 sayılı Kanun’un 20/2. maddesi gereğince davaya katılması hususunda ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinde görülmekte olan davalara ilişkin mahkemelerce Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına resen bildirimde bulunulmaması gerektiği ancak Bakanlığın bir şekilde davadan haberdar olup katılma talebinde bulunarak hükmü temyiz etmesi halinde anılan maddeye istinaden kanun yolu incelemesinde katılmasına karar verildikten sonra temyiz incelenmesinin yapılarak davadan haberdar edilmemesi nedeniyle hükmün bozulmaması yönünde Dairece uygulama yapıldığı, bu kapsamda ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesince ihbarda bulunulmaksızın sonuçlandırılan yargılamalara ilişkin hükümlerin bozulması yoluna gidilmeksizin dosyanın esastan sonuçlandırıldığı, ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunca; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine önüne gelen bazı dosyalarda 6284 sayılı Kanun’un 20/2. maddesine istinaden soruşturma ve kovuşturma evrelerinde Bakanlığa ihbarda bulunulmasının zorunlu olduğu ve bu kapsamda mahkemelerde görülen davalarda ihbarda bulunulmadığı takdirde temyiz aşamasında incelemeyi yapacak Yargıtay Ceza Dairesince mahkemenin gerekçeli kararının Bakanlığa tebliği için dosyanın tevdi edilmesi gerektiği yönünde kararlar verildiği, bu kararların kabul görmesi halinde 6284 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 20.03.2012 tarihinden beri Dairece onanmak suretiyle kesinleşen ve diğer dairelerin görev alanına giren dosyalar da düşünüldüğünde önceden verilen birçok kararın hukuken kesinleşmemiş sayılması gerekeceğinden sonucu itibarıyla ağır neticeler doğacağı, Dairede ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında temyiz inceleme sırası bekleyen eski tarihli çok sayıda dosyanın bulunması ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda yapılan soruşturmada ilgili kolluk birimlerine Bakanlığa bilgi verme yükümlülüğü getirilmesi nedenleriyle ayrıca mahkemenin gerekçeli kararının tebliğ edilmesine gerek bulunmadığı, bu konuda Ceza Genel Kurulu ile Ceza Daireleri arasında içtihat farklılığı bulunduğu belirtilmiştir. Birinci Ceza Dairesi’nin Görüşü İçtihatların birleştirilmesi konusu kapsamında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘un 20/2. maddesi uyarınca, bu kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak açılan ceza davalarında, kovuşturma evresinde Mahkemesince; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın davadan haberdar edilmesinin zorunlu olduğu görüşünde olan Birinci Ceza Dairesi konuyla ilgili olarak Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirdikleri görüşlerinde özetle; 6284 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılma hakkının açıkça düzenlendiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 233. maddesinin birinci fıkrasında mağdur ve şikayetçinin, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme başkanı veya hakim tarafından usulüne uygun olarak çağrılıp dinlenmesi gerektiğinin hüküm altına alındığı, katılma hakkı olan gerçek veya tüzel kişinin şikayet hakkının da olduğu, diğer bir deyişle katılma hakkının şikayet hakkını da içerdiği hususunda hiçbir kuşkunun bulunmadığı, CMK’nın 234. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince mağdur ile şikayetçinin kovuşturma evresinde duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden örnek isteme, tanıkların davetini isteme, vekili bulunmaması halinde

6284 sayılı Kanun Kapsamına Giren Suçlarla İlgili Ceza Davalarında Aile Bakanlığı’nın Davaya Katılma Hakkı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hukuka Aykırı Olarak Bilişim Sistemine Girme ve Orada Kalma Suçu

Hukuka Aykırı Olarak Bilişim Sistemine Girme ve Orada Kalma Suçu Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2019/239 Karar No: 2021/325 Karar Tarihi: 01.07.2021 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 8. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme ve orada kalma suçundan sanık …’ın beraatine ilişkin … Sulh Ceza Mahkemesince verilen 13.03.2014 tarihli ve … sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.05.2016 tarih ve 11097-6554 sayı ile; “Katılanın yargılamanın aşamalarında, sanık tarafından mail şifresinin kırılıp değiştirmek sureti ile kullanılmaz hâle geldiğini belirtmesi karşısında; suça konu eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/2. maddesinde düzenlenen suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve tartışmasının 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı biçimde hüküm kurulmuş ise de; 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 84. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 6. madde ile Sulh Ceza Mahkemelerinin kaldırıldığı gözetilerek Asliye Ceza Mahkemesince değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. 6545 sayılı Kanun’un 84. maddesiyle 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca sulh ceza mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle bozmadan sonra yargılama yapan … Asliye Ceza Mahkemesince 24.04.2017 tarih ve … sayı ile sanığın beraatine karar verilmiş, bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 07.12.2017 tarih ve 21008-13932 sayı ile; “08.12.2010 tarihli Turkcell ve 01.06.2011 tarihli Telekom’un yazıları içeriğinden, 13.11.2009 tarihinde katılanın tarifesinde gerçekleştirilen online tarife değişikliğinin sanık adına kayıtlı IP adresi üzerinden gerçekleştirildiğinin anlaşılması karşısında sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244/2. madde ve fıkrası uyarınca mahkûmiyeti yerine yazılı gerekçe ile beraatine hükmedilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı … Asliye Ceza Mahkemesi ise 03.09.2018 tarih ve 8-616 sayı ile; “Tüm dosya kapsamına göre her ne kadar sanığın ortak oldukları dönemde katılanın MSN ve Turkcell şifrelerini öğrendiği, bu şifrelerle Turkcell firmasının internet sisteminden katılanın kullanımındaki 0532 … nolu hattın tarifesini değiştirdiği, MSN şifresi ile katılana ait …@…com e-posta hesabı üzerinden oturum açarak görüşmeler yaptığı ve bu suretle hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme ve orada kalma suçunu işlediği iddia olunmuş ise de; … vekili Av. …’ın 13.01.2014 tarihli yazısına göre …@…com e-posta hesabının şirket kayıtlarında yer almadığı, adreslerin 365 gün boyunca kullanılmayınca otomatik olarak ya da kullanıcı tarafından silinebileceğinin bildirildiği, Turkcell İletişim Hizmetlerinin 08.12.2010 tarihli yazısına göre 13.11.2009 tarihinde sanığın kullanımındaki IP adresi ile katılana ait telefon hattı için herhangi bir tarife işleminin yapılmadığının bildirildiği, aynı kurumun 02.12.2013 tarihli yazısına göre katılana ait 0532 … nolu hattın abone tarife değişiklik işlemlerinin 13.11.2009 ve 10.01.2011 tarihlerinde online işlem merkezi, 10.12.2009 tarihinde müşteri hizmetleri aracılığıyla yapıldığının, online işlem merkezi kanalı ile yapıldığı görülen işlemlere ilişkin IP bilgisine ulaşılamadığının bildirildiği, tüm bu delillere göre katılana ait telefon hattının tarife değişikliği işleminin sanık tarafından yapıldığının her türlü kuşkudan uzak ve kesin şekilde tespit edilemediği,” gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir. Direnme Kararının Temyizi Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.12.2018 tarihli ve 87657 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.04.2019 tarih ve 12217-5377 sayı ile; Yerel Mahkeme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Türk Milleti Adına Ceza Genel Kurulu Kararı Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı bilişim sistemindeki verileri değiştirme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanığa atılı bilişim sistemindeki verileri değiştirme ile hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme ve orada kalma suçlarının sübutları bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu üyelerince asıl ve ön soruna ilişkin uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesi ve ayrıca ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusunun da “Sanığın eyleminin hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme ve orada kalma suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediği” şeklinde belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda ele alınmıştır. İncelenen dosya kapsamından; Katılan … vekili Av. … tarafından ibraz edilen 10.06.2010 tarihli şikâyet dilekçesinde; katılana ait şahıs şirketi olan … Organizasyon ve Danışmanlık Şirketi adına kayıtlı 0532… numaralı telefon hattının bizzat katılan tarafından kullanıldığının, bu hattın faturasının abone olunan paket gereği ortalama 140-150 TL civarında gelmekte iken 2009 Aralık ve 2010 Ocak aylarından itibaren 850 TL civarında geldiğinin, bunun üzerine katılanın ilgili GSM operatörünü aradığında kendisine, internet üzerinden paket değişikliği yapılarak en pahalı konuşma paketinin seçildiğinin bildirildiğinin ayrıca katılanın gerek özel sohbetlerinde gerekse de … görüşmelerinde …@…com elektronik posta ve MSN adresini kullandığının, ancak son 2-3 haftalık dönemde arkadaşlarının kendisini uyarması üzerine bu adresin bir başkası tarafından da kullanıldığını öğrendiğinin, katılana ait elektronik posta adresinin şifresini deşifre eden failin katılanın arkadaşları ile MSN üzerinden sohbetler ettiğinin, bu sohbetler esnasında da katılanı aşağılayıcı ve küçük düşürücü sözler söylediğinin, bu sohbetlerden bir adedinin ilgili tarafından bilgisayarına kaydedilerek katılana ulaştırıldığının, tanık … ile yapılan bu sohbet içeriğinin delil olmak üzere ekte çıktısı alınmış hâlde sunulduğunun, ayrıca söz konusu kişinin katılanın …, … ve … isimli arkadaşları ile de aynı şekilde elektronik posta adresleri üzerinden sohbetler yaptığının, ancak anılan kişilerin bu sohbetleri kaydetmediklerinin, bu nedenlerle katılana ait özel bilgileri deşifre ederek hem katılanın maddi zarara uğramasına neden olan, hem de katılanı aşağılayan failin tespit edilerek hakkında dava açılmasının talep edildiğinin belirtildiği, bu dilekçenin ekinde ise tanık …’in …@hotmail.com adresini kullanan “Gulisa” kullanıcı adlı kişi ile MSN üzerinden 21.05.2010 tarihinde 18.09-18.16 saatleri arasında yaptığı görüşme içeriklerinin bulunduğu bilgisayar çıktılarının yer aldığı, Katılan vekilinin şikâyet dilekçesi üzerine dilekçede yer alan eylemleri gerçekleştiren kişi ya da kişilerin tespiti için … Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.06.2010 tarih ve 24038 sayı ile … İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, söz konusu müzekkereye cevap verilmemesi nedeniyle yazılan tekit yazısı

Hukuka Aykırı Olarak Bilişim Sistemine Girme ve Orada Kalma Suçu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Suçunda İştirak

Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Suçunda İştirak Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2016/1259 Karar No: 2020/405 K. Tarihi: 08.10.2020 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 15. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanıklar …, … ve …’ün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 37/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 158/1-f, 62, 52, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis ve 1.166.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.06.2013 tarihli ve sayılı hükümlerin sanıklar …, … ve … müdafileri ile sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 25.05.2016 tarih ve 7485-5342 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.06.2016 tarih ve 54122 sayı ile; “…Somut olayda bankanın yalnızca paranın çekilmesi işleminde ödeme aracı olarak kullanıldığı, daha doğrusu ödeme aracı olarak kullanıldığı için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 158/1-f maddesinde düzenlenen nitelikli hâlin oluşmadığı, TCK’nın 157/1. maddesinde hükme bağlanan basit dolandırıcılık suçunun oluştuğu, Kabule göre de; sanıkların eyleme katılma ağırlıkları aynı olmadığı hâlde tüm sanıklara aynı oranda ceza verilmesinin de adalete uygun olmadığı,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 22.09.2016 tarih ve 2833-7026 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Türk Milleti Adına Ceza Genel Kurulu Kararı Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanıkların eylemlerinin “bankanın araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık” suçunu mu yoksa “basit dolandırıcılık” suçunu mu oluşturacağının, 2- Eyleme katkıları dikkate alındığında sanıklar hakkında aynı miktarda ceza verilmesinin isabetli olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkin olup eylemlerin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığı hususunun da değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Z. Bankası A.Ş. tarafından düzenlenen “J…” seri numaralı hesap cüzdanına göre; hesap numarasının “5…”, hesap sahibinin “…”, hesap türünün “Vadesiz Hesap”, hesap açılış tarihinin “07.02.2012”, şubenin “13-Adana” olduğu ve açılış tarihinde söz konusu hesaba 20 TL yatırıldığı, Katılan şirketin 21.03.2012 tarihli cari hesap ekstresine göre; “… Mad. Paz. Ltd. Şti. …” hesabına 01.01.2012 tarihli ve “00000028” numaralı açılış fişi ile iki kalemde toplam 2.731,19 TL, aynı tarihli ve “00000039” numaralı açılış fişi ile ise 25 kalemde toplam 700.555,72 TL alacak kaydedildiği, 04.01.2012 tarihinde “000003” numaralı havale fişi ile 2.731,14 TL’nin, 08.02.2012 tarihinde ise “000056” numaralı havale fişi ile 700.555,72 TL’nin gönderildiği, Katılan şirketin genel müdürü ve muhasebe müdür yardımcısı tarafından imzalanan 08.02.2012 tarihli yazıya göre; Z. Bankası Bakanlıklar Şubesine hitaben katılan şirkete ait … numaralı vadesiz hesaptan ekli listede sıralanan firmaların banka hesaplarına karşılarında gösterilen miktarlarda havale işlemi yapılması talimatı verildiği, ekli listede “5…” müşteri numaralı sanık …’e 150.000 TL, 150.000 TL, 150.000 TL, 150.000 TL ve 100.555,72 TL olmak üzere toplam 700.555,72 TL’nin ödenmesi gerektiği, Z. Bankası Bakanlıklar Şubesinin 17.09.2012 tarihli ve 230 sayılı yazısı ekinde ibraz edilen 08.02.2012 tarihli ve sırasıyla F01914, F01916, F01918, F01919 ve F01921 numaralı 5 adet hesaptan hesaba havale dekontlarına göre; katılan şirketin Bakanlıklar/Ankara Şubesi nezdindeki hesabından sanık …’e ait Adana Şubesi nezdindeki hesaba sırasıyla 150.000 TL, 150.000 TL, 150.000 TL, 150.000 TL ve 100.555,72 TL havale edildiği, Z. Bankası A.Ş’ye ait 08.02.2012 tarihli “Başka Şubedeki Mevduat Hesabından Yapılacak Ödemeye Ait Onay Formu”na göre; onay alan şubenin Ümraniye, onay istenen miktarın 5.000 TL olduğu, “hesap müsait” şeklindeki açıklama ile Adana Şubesince onay verildiği, Z. Bankası A.Ş.’ye ait 09.02.2012 tarihli “Başka Şubedeki Mevduat Hesabından Yapılacak Ödemeye Ait Onay Formu”na göre; onay alan şubenin Ümraniye, onay istenen miktarın 695.000 TL olduğu, “ödeyebilirsiniz” şeklindeki açıklama ile Adana Şubesince onay verildiği, Z. Bankası Ümraniye Şubesine ait 09.02.2012 tarihli ve F01728 numaralı para çekme dekontuna göre; sanık …’e 694.500 TL ödeme yapıldığı, Anlaşılmaktadır. Katılan şirket genel müdürü, denetim müdürü ve muhasebe müdürü tarafından düzenlenip imzalanan 21.03.2012 tarihli tutanakta; katılan şirketin muhasebe kayıtlarının tutulduğu ve izlendiği “Logo Muhasebe” programındaki müşteriler hesabında (320 nolu hesap) yer alan cari hesaplar arasına daha önce kullanılarak kapatılmış “…” numaralı müşteri hesabına yeni bir isim açılarak sanık … adına fiktif bir alacak kaydedildiği, muhasebe bölümünde yer alan bir bilgisayardan “Logo Muhasebe” giriş şifresi kullanılarak bu kaydın yapıldığı, birden fazla yevmiye işlemi işlenip toplamda 700.555,79 TL tutarında fiktif bir alacak oluşturularak Şubat ayı ödeme listesinde yer almasının sağlandığı, Katılan şirketin Genel Müdürü … tarafından imzalanan 06.04.2012 tarihli bilgi notunda; 2011 yılı Aralık ayı sonunda muhasebe müdürü …’ün görevinden ayrıldığı, bunun üzerine muhasebe müdür yardımcısı tanık …’ın tedviren muhasebe müdürü olarak görevlendirildiği, yıl sonu kapanış ve açılış işlemleri, raporların hazırlanması, firmalarla sözleşmelerin düzenlenmesi gibi iş ve evrak akışının yoğun olduğu bir dönemde tanık …’in görev yaptığı, …’ün 31.12.2011 tarihine kadar tüm muhasebe işlemlerini yaptığı, belgeleri ve aylık faaliyet raporlarını hazırladığı, 01.02.2012 tarihinde de…’ın muhasebe müdürü olarak atandığı, 2012 yılı Şubat ayının iş ve işlemlerinin kontrolü sırasında 21.03.2012 tarihinde hesaplarda 700.555,72 TL eksik olduğunun muhasebe müdürü tarafından bildirilmesi üzerine araştırmaya başlanıldığı, 21.03.2012 tarihli sistem inceleme raporunda; “320.02.34.18.01” kodlu ve “… Mad. Paz. Ltd. Şti. …” unvanlı cari kayda ilişkin açılış fişlerinin incelendiği, “00000039” numaralı açılış fişi değişiklik kaydının 08.02.2012 tarihinde saat 17.18’de “…” kullanıcı adı ile yapıldığı, cari hesapta yanlış görünen açılış kaydı tutarlarına bağlı başka bir kaydın olmadığı, kullanıcı izleme raporuna göre sadece 08.02.2012 tarihinde “…” kullanıcı adı kullanılarak değiştirme işleminin yapıldığı, 26.03.2012 tarihli sistem inceleme ek-1 raporunda; kayıtların “00000039” numaralı açılış fişine sonradan manuel olarak bir defada eklendiği ve devir işlem tarihinin de bulunmadığı, söz konusu açılış fişinde “… Mad. Paz. Ltd. Şti. …” cari unvanına ait tutarların başka bir cari kayıt ile örtüşmediği ve alacak tutarlarının başka bir caride yer almadığı, kayıtların herhangi bir ilave uygulama kullanılmadan program içerisinden yapıldığı, ayrıntılı ödeme listesinin excele aktarılarak bankanın istediği formatta düzenlendiği, programın sistemde kayıtlı cari unvanları da aktarmasına rağmen bankaya gönderilen tabloya müdahale edilerek unvanın sadece “…” olarak değiştirildiği, “320.02.34.18.01” kodlu cari hesabın unvanı “… Mad. Paz. Ltd. Şti.” iken “… Mad. Paz. Ltd. Şti.

Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Suçunda İştirak Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Fikri İçtima: Tek Fiille Birden Fazla Farklı Suçun İşlenmesi Halinde Verilecek Ceza

Fikri İçtima: Tek Fiille Birden Fazla Farklı Suçun İşlenmesi Halinde Verilecek Ceza Özet: Yoğun yerleşimin bulunduğu mahalle arasında av tüfeği ile rastgele ateş eden sanığın, katılanın babası R.’nin etrafta çocukların bulunması nedeniyle ateş etmemesi gerektiği şeklindeki uyarısına karşın iki el daha havaya ateş ettikten sonra hedeflediği R. dışında, etrafta bulunan kişilerin de yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngörmesine rağmen, öngördüğü neticeyi göze alıp kabullenerek tüfekle ve tüfeğin etki alanı içerisinde olacak şekilde 4-5 metre mesafeden R.’yi öldürmek kastıyla bir el ateş etmesi sonrasında, sakınması nedeniyle isabet almaktan kurtulan R.’nin arkasında bulunan çocuk katılan P.’yi yaraladığı olayda; atış mesafesi ile kullanılan silahın niteliği göz önüne alındığında, sanığın, açılan ateş sonucu dağılacak saçma taneleri ile yaralanması hayat tecrübelerine göre mutlak olmayan, ancak beklenebilecek bir sonuç olan çocuk katılan P.’yi yaralamaktan ibaret eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Hem R.’yi hem de P.’yi öldürme kastıyla hareket ederek av tüfeği ile tek atış yapması durumunda, sanığın eylemi aynı neviden içtimanın düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1. maddesi kapsamında kalacak ve Aynı Kanun’un 43/3. maddesindeki istisna nedeniyle de sanığın hem R.’yi hem de P.’yi öldürmeye teşebbüs suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi gerekecekti. Ancak, yalnızca R.’yi öldürme kastıyla hareket ederek tek atış yaptığı av tüfeğinden çıkan saçma tanelerinin isabet etmesiyle yaralanan mağdur P.’ye yönelik eylemini olası kastla gerçekleştirdiği kabul edilen sanığın av tüfeği ile R.’yi öldürme amacıyla ona doğru bir kez ateş etme eyleminin hukuki anlamda tek fiil sayılması gerektiği ve bu suretle tek olan eylem sonunda hem R.’ye karşı kasten öldürme suçuna teşebbüsün, hem de katılan P.’ye yönelik olası kastla yaralama suçunun meydana geldiği sonucuna ulaşılmakla birlikte TCK’nın 43/3. maddesindeki hüküm gereğince zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima kurallarının kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından uygulanamayacak olması, sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağına ilişkin istisnaya farklı neviden fikri içtima hükmünün düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesinde yer verilmemiş olması, kıyas veya genişletici yorum yoluyla hakkında düzenleme olmayan ceza hukukuna ilişkin bir konuda kişi hak ve hürriyetlerinin aleyhine uygulama geliştirilemeyeceği yönündeki evrensel hukuk ilkeleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde, bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında TCK’nın 44. maddesinin uygulanması ve buna bağlı olarak meydana gelen suçlardan en ağırı olan inceleme dışı davanın katılanı R.’ye yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten ceza verilmesi ile yetinilmesi gerektiği hâlde bunun dışında ayrıca katılan P.’ye yönelik olası kastla yaralama suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması isabetli değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2018/310 Karar No: 2019/62 \”İçtihat Metni\” Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi  Olası kastla yaralama suçundan sanık …\’ın TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d-son, 21/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.03.2014 tarihli ve … sayılı hükmün, sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.06.2016 tarih ve 3875-2952 sayı ile; \”…Oluşa ve dosya içeriğine göre, mağdur …\’in evinin önünde başkalarıyla tartışan sanığa tepki gösterdiği, buna sinirlenen sanığın ise yakın mesafeden mağdur …\’e yönelik av tüfeğiyle bir el ateş ettiği,…..\’in kendisini yan tarafa atmak suretiyle isabet almadığı, ancak hemen arkasında bulunan mağdur …\’ın vücuduna, birçok saçma tanesinin isabet ettiği, mağdurun ince bağırsakta perforasyon oluşacak ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı olayda, A- Oluşa uygun kabule göre, sanığın atış öncesinde mağdur …\’ı görmesi, bu durumun mağdur …\’in de \’Burada aile var, çoluk çocuk var\’ beyanıyla da desteklenmesi karşısında, mağdurun isabet almasının mutlak ve kaçınılmaz olduğu, sanığın buna rağmen ateş ederek eylemin sonucunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği anlaşılmakla, doğrudan kasıtla kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, olası kastla kasten yaralama suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, B- Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK\’nın 53. maddesindeki iptal edilen bölümleri doğrultusunda sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, C- Kabule göre de; a- Sanık hakkında, mağdur …\’a karşı olası kastla yaralama suçundan 1-3 yıl aralığında hapis cezası öngören TCK’nın 86/1. maddesinin uygulanması sırasında, aynı Yasa\’nın 3 ve 61. maddesindeki ilkeler uyarınca sonuca etkili olacak şekilde makul bir temel ceza yerine, yazılı şekilde 1 yıl hapis cezası belirlenmesi suretiyle eksik ceza tayini, b- Sanık hakkında, TCK\’nın 86/1,3-e maddelerinin uygulanmasıyla belirlenen 1 yıl 6 ay hapis cezasının, önce aynı Yasa\’nın 87/1-d maddesi gereğince verilen ceza bir kat artırılarak 2 yıl 12 ay hapis ve sonrasında ise 87/1-son maddesi uygulanmak suretiyle sonuç cezanın belirlenmesi gerekirken, denetime olanak vermeyecek şekilde, 87/1-d maddesi ile artırım yapılmadan doğrudan TCK\’nın 87/1-son maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası verilmesi,\” nedenlerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan … Ağır Ceza Mahkemesince 17.02.2017 tarih ve … sayı ile; sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüsten TCK\’nın 82/1-e, 35/2, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.05.2017 tarih ve 1098-1962 sayı ile; \”…Oluşa ve dosya kapsamına göre, mağdur …’ın, babası olan mağdur …\’in evinin önünde, başkalarıyla tartışan sanığa tepki gösterdiği, buna sinirlenen sanığın ise yakın mesafeden mağdur …\’e yönelik av tüfeğiyle bir el ateş ettiği,…..\’in kendisini yan tarafa atmak suretiyle isabet almadığı, başlangıçta hedefte olmayan mağdurun…..\’in çekilmesi sonucu hedef hâline geldiği mağdurenin vücuduna birçok saçma tanesinin isabet ettiği, mağdurun ince bağırsakta perforasyon oluşacak ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı olayda, 1) Sanık …’in, Dairemizin 07.06.2016 tarihli ilamıyla kesinleşen mağdur …’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs eyleminde, mağdur …’in çekilmesi üzerine, hedefte olmayan mağdur …’ın hedef hâline gelip yaralanmasına neden olduğu, mağdur …’in \’Burada aile var, çoluk çocuk var\’ beyanı da dikkate alındığında, mağdur …’in atış yönünde bulunan kişilerin isabet alıp yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek atışlarına devam etmek suretiyle olası kastla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde doğrudan kastla kasten öldürme suçundan hüküm kurulması, 2) Sanık hakkında; aynı olayda mağdur …\’i öldürmeye teşebbüs etmekten kurulan ve Dairemizin 07.06.2016 ilamıyla onanan hükümde; \’Sanığın duruşmadaki hâl ve tavrından bahisle\’ TCK\’nın 62. maddesi uygulandığı hâlde, mağdur …’ı öldürmeye teşebbüs etmekten

Fikri İçtima: Tek Fiille Birden Fazla Farklı Suçun İşlenmesi Halinde Verilecek Ceza Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Suçtan Elde Ettiği Kazançla Geçimini Sağlayan ve Suçu Meslek Edinen Kişi

Suçtan Elde Ettiği Kazançla Geçimini Sağlayan ve Suçu Meslek Edinen Kişi Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2013/7-399 Karar No: 2014/58 K. Tarihi: 11.02.2014 Özet: Ç… ilçesinde iki farklı adreste kitapevi işletmeciliği yaparak geçimini sağlayan ve gelir elde edebileceği bir başka faaliyeti bulunmayan sanığın, 2009 ve 2010 yılları arasında dört farklı zamanda iş yerlerinde, evinde ve aracında yapılan aramalarda satışa hazır halde çok sayıda bandrolsüz ve sahte bandrollü kitap ile bandrolsüz kitaplara basılmak üzere üretilmiş sahte bandroller ele geçirildiği, yapılan her arama faaliyetinden sonra sanık hakkında adli soruşturma başlatılıp, Cumhuriyet savcısınca savunmasının alındığı, sanığın böylece eylemlerinin ceza soruşturmasına konu olduğunu ve hakkında devam eden soruşturmalar bulunduğunu öğrenmesine rağmen eylemlerini devam ettirmek suretiyle suçtan elde ettiği kazançla geçimini sağladığı ve bunu alışkanlık haline getirdiği anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece sanığın suçu meslek edinen kişi olarak kabulü ile hakkında, Özel Dairece de bu uygulamanın isabetli bulunarak yerel mahkeme hükmünün onanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. (5237 S. K. m. 6, 52, 58, 62) (5846 S. K. m. 81) (5271 S. K. m. 308) (5275 S. K. m. 108) (YCGK 09.12.2003 T. 2003/10-260 E. 2003/284 K.) (7. CD. 09.02.2012 T. 2011/9738 E. 2012/3210 K.) Dava: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na muhalefet suçundan sanık H. İ.\’in 21.09.2009 tarihli eylemleri tek suç kabul edilerek 5846 sayılı Kanunun 81/9, TCK\’nın 62 ve 52. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 15.000 Lira adli para cezası, 14.03.2010, 13.07.2010 ve 14.11.2010 tarihli eylemleri nedeniyle üç kez 5846 sayılı Kanunun 81/4, TCK\’nın 62 ve 52. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 3.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın suç işlemeyi meslek edindiği anlaşıldığından TCK\’nın 58/9. maddesi uyarınca sanığa verilen hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, cezalarının infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin, … Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesince verilen 27.06.2012 gün ve … sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 13.12.2012 gün ve 25108-32709 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Karar: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.03.2013 gün ve 240621 sayı ile; \”İtirazlarımız Yüksek Dairenin onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün suç işlemeyi meslek edindiği sabit olmayan sanık hakkında TCK\’nın 58/9. maddesi uygulanmaması gerektiği yönünden bozulması ve bu kısmın hükümden çıkartılarak düzeltilerek onanması istemine yöneliktir. 1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 58. maddesinin 9. fıkrası uyarınca, bazı özel hallerde bulunan faillerin, tekerrüre ilişkin genel şartlar aranmaksızın, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi esası kabul edilmiştir. Bu çerçevede tekerrürün genel şartları bulunmasa bile itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbesttik hükümleri uygulanacaktır. Nitekim madde gerekçesinde \’özel tehlike hali gösteren suçlular grubundan bir diğerini oluşturan suçu meslek edinen kişinin tanımının yapılması gerektiği görüşünden esinlenerek düzenlenmiştir. Buna göre, kısmen de olsa suçtan elde ettiği kazançla geçimini sağlamaya alışmış kişi, suçu meslek edinen kişidir. Başka bir deyişle suçu meslek edinen kişi, suçtan elde ettiği kazançla hayatını sürdürme alışkanlığını (mutaden) elde etmiş bir kimsedir. Başka kazanç kaynağı olsa da, ne olursa olsun her türlü suçu kazanç sağlamak için işleyen kişi suçu meslek edinen kimsedir\’ denilmektedir. 2- Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise meslek edinmek \’1) Bir işi meslek olarak yapacak bilgi ve beceriyi kazanmak; 2) Bir şeyi yapmayı alışkanlık hâline getirmek anlamlarına gelmektedir. 3- 5237 sayılı TCK\’nın 6 (i) maddesinde “suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi anlaşılmaktadır” denilmektedir. 4- Bir kimsenin kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlaması için hukuken var denilebilecek bir suçun varlığı ile mümkündür. Bir kimsenin hukuken suç işlediği ise ancak kesinleşmiş bir ve veya birden çok kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün bulunması ile anlaşılabilecektir. Aksinin kabulü, hakkında masum olması ve bu sebeple de beraat etmesi veya benzeri sebeplerle ceza almayacak kişiler hakkında da bu hükmün uygulanması sonucunu doğuracaktır ki bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Sanığın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na aykırılık fiilinden devam eden yargılamaları var ise de, henüz suç tarihinden önce kesinleşmiş eski mahkumiyet kaydı bulunmamaktadır. Bu halde sanığın kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağladığına ilişkin hukuken var olan bir veri bulunmamaktadır. Bu sebeplerle sanığın suç işlemeyi meslek haline getiren olarak kabul etmek mümkün görünmemektedir. Nitekim Yüksek Dairenizin 09.02.2012 gün ve 2011/9738 Esas, 2012/3210 Karar nolu kararı da bu yöndedir. Bu sebeplerle, Özel Dairenin onama kararı vermesi hatalı olmuştur\” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 25.03.2012 gün ve 3833-6934 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde sabıkası bulunmayan sanığın yerel mahkemece suçu meslek edinen kişi olarak kabulüyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58/9. maddesi uyarınca hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesinin isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın, Ç… ilçesi … ve … adreslerinde iki ayrı kitapevi işlettiği, emniyet görevlilerince yapılan aramalarda sanığın iş yerlerinde, evinde ve aracında pek çok sayıda sahte bandrollü veya bandrolsüz kitap ile bandrolsüz kitaplara basılmak üzere üretilmiş sahte bandrollerin ele geçirildiği, Bu kapsamda; 1- 21.09.2009 günü saat 14.00\’de sanığın … No.4/A adresindeki işyerinde yapılan aramada 3245 adet bandrolsüz kitabın ele geçirildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.08.2011 gün ve 438 sayılı iddianame ile sanık hakkında kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/331 esas sırasına kaydının yapıldığı, 2- 21.09.2009 günü saat 17.30\’da sanığın kullandığı 34 … plakalı araçta yapılan aramada 1060 adet bandrolsüz kitap ile VHP serisinden 1130 adet yapıştırılmamış sahte bandrol, ikamet ettiği evde yapılan aramada ise 354 adet bandrolsüz kitap ele geçirildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.09.2011 gün ve 447 sayılı iddianame ile sanık hakkında kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/341 esas sırasına kaydının yapıldığı, 3- 14.03.2010 tarihinde sanığın … No:79/B adresindeki işyerinde yapılan aramada bandrolleri şüpheli görülen 191 adet kitaba el konulduğu, bu kitaplardan 47 adedinin sahte bandrol yapıştırılmak suretiyle

Suçtan Elde Ettiği Kazançla Geçimini Sağlayan ve Suçu Meslek Edinen Kişi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kredi Kartı Sahteciliği: Sahte Banka veya Kredi Kartını Üretme, Satma ve Kullanma Suçu

Kredi Kartı Sahteciliği: Sahte Banka veya Kredi Kartını Üretme ve Kullanma Suçu Kredi Kartı Sahteciliği: Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, başkalarına ait kimlik bilgilerini kullanarak internetten yaptığı başvurular sonucunda sahte kredi kartları düzenlettiği ve bu sahte kartlardan üç adedini kredi kartı sözleşmeleri ile ekinde yer alan belgelerde sahtecilik yapmak suretiyle teslim alıp değişik zamanlarda kullandığı anlaşılan olayda; Sanığın kredi kartı sözleşmeleri ile ekinde yer alan belgelerde sahtecilik eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 207. maddesinde düzenlenen “Özel belgede sahtecilik” suçunu mu yoksa 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 37/2. maddesinde düzenlenen “Sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” suçunu mu oluşturduğunun, Sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207. maddesinde düzenlenen “Özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde özel belgede sahtecilik suçu ile aynı Kanun’un 204. maddesinde düzenlenen “Resmî belgede sahtecilik” suçunun TCK’nın 43/1. maddesi kapsamında “aynı suç” niteliğinde olup olmadığının; sanığın eyleminin 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 37/2. maddesinde düzenlenen “Sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde ise sahte oluşturulmasını sağladığı bahse konu kredi kartlarından bir kısmını teslim alan sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin olup sahte oluşturulmasını sağladığı kredi kartlarını ayrıca kullanarak kendisine yarar sağlayan sanık hakkında TCK’nın 245/2 ve 245/3. maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığı ve resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarının da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2016/182 Karar No: 2021/135 Karar Tarihi: 23.03.2021 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 11. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Sanık …’ın resmî belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 204/1, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası; özel belgede sahtecilik suçundan TCK’nın 207/1 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası; nitelikli dolandırıcılık suçundan ise TCK’nın 158/1-j-son, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 6.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, bütün suçlar bakımından TCK’nın 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.02.2009 tarihli ve … sayılı hükümlerin sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 24.12.2009 tarih ve 17965-16712 sayı ile; “Sanığın, sahte kimlik bilgileri ile internet yoluyla başvuruda bulunarak banka görevlilerince basımını sağladığı kredi kartlarını temin edip bu kartların kullanılması suretiyle kendisine haksız yarar sağlaması eylemlerinin sübutu hâlinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 245/2-3, 204/1, 207. maddelerine uygun suçları oluşturabileceği bu durumda delilleri takdir ve tartışmanın alt dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilip görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkın saklı tutulması suretiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.03.2010 tarihli ve … sayılı görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği … Asliye Ceza Mahkemesince 18.05.2011 tarih ve … sayı ile sanığın resmî belgede sahtecilik suçundan TCK’nın 204/1, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; özel belgede sahtecilik suçundan TCK’nın 207/1, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak kazanılmış hakkı gözetilerek neticeten 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; sahte kredi kartı üretmek suçundan TCK’nın 245/2, 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 100 TL adli para cezası, sahte oluşturulan kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan ise TCK’nın 245/3, 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ancak her iki suça ilişkin kazanılmış hakkı gözetilerek neticeten 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, bütün suçlar bakımından ise TCK’nın 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükümlerin de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 16.09.2015 tarih ve 11977-28672 sayı ile sahte oluşturulan kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan kurulan hükmün onanmasına diğer hükümlerin ise; “… II- Sanık hakkında sahtecilik suçları ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 245/2. maddesinden kurulan hükümlerin incelenmesinde; 1- Sanığın, önceki beş eylemde kullandığı sahte kimlik belgelerinin ele geçirilememesi nedeniyle aldatıcı niteliklerinin tespitinin mümkün olmaması sebebiyle unsurları oluşmadığı hâlde sanık hakkında zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulmak suretiyle fazla ceza tayini, 2- Sanığın kredi kartı başvurusu sırasında imzaladığı belgelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207. maddesi kapsamında olmayıp Banka ve Kredi Kartları Kanunu’nun 37/2. maddesine uygun olduğu, sözleşme sonrasında kredi kartının basılmış ve bir kısmının da sanığa teslim edilmiş olması sebebiyle eylemlerin bütün hâlinde TCK’nın 245/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden ayrıca özel belgede sahtecilik suçundan da hüküm kurulması” isabetsizliklerinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Yargıtay Ceza Dairesi Kararında Karşı Oy Gerekçesi Daire Başkan Vekili K. Taşdemir; “Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın kredi kartı başvurusunda kullandığı ve imzaladığı sahte belgenin, kredi kartının sahte olarak üretilmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 245/2. maddesine uyan suçu mu yoksa bu başvuruda bankaya sunulan ve imzalanan sahte belgeler nedeniyle eylemin TCK’nın 245/2, 43. maddelerine mümas suçu mu oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği gibi yasa koyucu geçmişte yaşanan tartışmalardan da yararlanarak 212. madde ile ilgili özel bir maddi içtima kuralı getirmiştir. Bu hüküm uyarınca sahte özel veya resmî belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması hâlinde hem sahtecilik ve hem de ilgili suç oluşacak ve fail iki suçtan dolayı da cezalandırılacaktır. Başka bir anlatımla, sahte belge başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında faile hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan ceza tayin edilecektir. Anılan madde sahte belgenin sahtecilik dışında başka bir suçtan kullanılması durumunu ifade etmekte olup, madde anlamından sahte belgenin başka bir sahtecilik eyleminde kullanılması durumunda diğer sahtecilik suçundan da ayrıca ceza verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmak olanaklı değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi lazımdır. Konunun çözümü için mağdur kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 05.06.2012, 15-491/219 sayılı kararında da açıklandığı üzere mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde ‘haksızlığa uğramış kişi’ olarak tanımlamaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı,

Kredi Kartı Sahteciliği: Sahte Banka veya Kredi Kartını Üretme, Satma ve Kullanma Suçu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İnternet Sitesi İş İlanı Aracılığıyla Dolandırıcılık ve Suçun Farklı Nitelikli Hallerinde Verilecek Ceza

İnternet Sitesi İş İlanı Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçunda Farklı Nitelikli Hallerin Birlikte Bulunması İnternet Sitesi İş İlanı Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçu: Sanığın hem bilişim sistemini araç olarak kullanmak hem de basın ve yayın aracının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle suçu işlediği anlaşıldığından, sanığın bu eylemi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde düzenlenen “bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” ve aynı fıkranın (g) bendinde düzenlenen “basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık” olmak üzere dolandırıcılık suçunun iki farklı nitelikli hâlinin oluşması durumda suçun daha ağır cezayı içeren nitelikli hâli olan “bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçundan hüküm kurulması gerektiği kabul edilmelidir. (5237 s. K. m. 52, 53, 62, 158) (5271 s. K. m. 308) Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2016/23-1033 Karar No: 2020/2 K. Tarihi: 14.01.2020 Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 158/1-g, 62, 52/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 1.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.09.2010 tarihli ve … sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 27.05.2015 tarih ve 420-1913 sayı ile; “…Sanığın ikrarı, şikâyetçi beyanları, PTT dekontu ile tüm dosya kapsamına göre sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 158/1-g maddesinde düzenlenen basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. … Ancak; … Kanun koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini hâlinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde tayin edilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı (mülga) CMUK’nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkralarından adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla ’60 gün’, ’50 gün’ ve ‘1.000 TL’ adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla ‘5 gün’, ‘4 gün’ ve ’80 TL’ adli para cezası ibarelerinin eklenmesi suretiyle,” düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.02.2016 tarih ve 385364 sayı ile; “…Dolandırıcılık suçunda unsur olan hilenin iş ilanında bulunmadığı, verilen ilanın sadece katılana ulaşmasına yardımcı olduğu, müracaattan sonra oluşan yanıltmanın söz konusu olduğu, ilanın içeriği itibarıyla, katılana yönelik hileli hareketlerin gerçekleştirilmesinde ve bu şekilde aldatılmasında bir kolaylık sağlamadığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 158/1-g maddesi kapsamında ‘bilişim sisteminin’ dolandırıcılık suçunun işlenmesinde rolünün bulunmadığı ve dolandırıcılık suçunun bu nitelikli hâlinin unsurlarının oluşmayacağı, eylemin aynı Kanun’un 157/1. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 30.03.2016 tarih ve 4576-3787 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın eyleminin basit dolandırıcılık suçunu mu yoksa nitelikli dolandırıcılık suçunu mu oluşturduğunun, 2- Eylemin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 253. maddesi uyarınca “uzlaştırma” kapsamında kalıp kalmadığının, belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09.04.2010 tarihli iddianame ile; sanık …’ün kendisine ait telefon hattı ve posta hesabı ile sahte isim kullanarak internet vasıtasıyla iş arayanlara yönelik ilan verdiği, kendisi ile irtibata geçen şikâyetçi …’i iş bulma vaadiyle kandırıp şikâyetçiden 500 TL aldığı ve bu şekilde dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açıldığı, “http://www…..com” internet sitesinde yer alan “Personel” başlıklı ve 21.01.2008 tarihli ilana göre; İzmir’de bulunan … isimli otelde dünya ve Türk mutfakları konusunda kendisini yetiştirmiş beş yıldızlı otel ve tatil köyü tecrübeli 12 ay çalışabilecek yurt içi ve yurt dışı destinasyonlarda ve müşterileri olan dünya otellerinde ve uluslararası cruise gemilerinde görev verilecek seyahat sorunu olmayan mutfak personeli alınacağı, CV’lerin ayrıntılı dosya hâlinde “…@…” adresine gönderilmesi gerektiği, “kitchen chef” isimli kullanıcının “ilker” isimli kullanıcıya gönderdiği iş başvurusu konulu ve 24.01.2008 tarihli mail içeriğinde; “Sizi ekibimizde görmek isteriz lütfen genel koordinatörümüz Ö. D. beyle gerekli işlemler için 05… nolu telden irtibata geçiniz, … D. TURİZM A.Ş.” yazılı olduğu, “Passific ocean” isimli kullanıcının “ilker” isimli kullanıcıya gönderdiği iş başvurusu konulu ve 25.01.2008 tarihli mail içeriğinde; “Şirketimize yaptığınız iş başvurusu insan kaynakları uzmanlarımızca değerlendirilmiş ve olumlu bulunmuştur, gerekli belgeler gemi katılımı ve ayrıntılı bilgi için Türkiye temsilcimiz Y. Ö. beyle 05…. Nolu telden irtibata geçiniz. P. cruıse” yazılı olduğu, 04.02.2008 tarihli PTT tahsilat belgesine göre; Antalya Çarşı Merkez Şubesinden 6… posta çeki hesabına 500 TL yatırıldığı, göndericinin şikâyetçi, alıcının ise sanık olduğu, 04.02.2008 tarihli PTT ödeme belgesine göre; Bursa Hürriyet Merkez Şubesinden 6… posta çeki hesabından sanığın 1.000 TL çektiği, ….. Kargo Servisi A.Ş’nin 04.02.2008 tarihli irsaliyeli faturasına göre; bir adet dosyanın kargo ile gönderildiği, göndericinin şikâyetçi, alıcının ise sanık olduğu, alıcının adresinin “… Merkez/Samsun” olarak gösterildiği, PTT Genel Müdürlüğünün 12.08.2008 tarihli ve 39934 sayılı yazısına göre; 6… numaralı posta çeki hesabının sanık adına kayıtlı olduğu, Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin 12.03.2009 tarihli yazısına göre; 0506 … .. .. numaralı telefon hattının sanık adına kayıtlı olduğu, Anlaşılmaktadır. Şikâyetçi …; internette iş ilanlarına bakarken … Turizm adlı şirketin mutfak personeli aradığını gördüğünü ve mail ile başvuru yaptığını, daha sonra kendisine gönderilen mailde başvurusunun kabul edildiğinin bildirilerek 0506 … .. .. numaralı telefondan …ile, bir gün sonra ise yine aynı telefon numarasından … ile irtibat kurmasının istenildiğini, kendisini …olarak tanıtan şahıs ile görüştüğünü, şahsın, “Gemi adamı cüzdanı olması gerekiyor, ya kendiniz çıkartın ya da dosyanızla birlikte para gönderin biz çıkartalım, üç beş güne hareket edecek bir gemimiz var, evraklarınız yetiştirelim” dediğini, ayrıca gemi adamı cüzdanı çıkarılması için Samsun limanında çalışan … isimli şahsın 6… nolu posta çeki hesabına 500 TL, verdiği adrese de nüfus cüzdan sureti, SSK çıktısı, diploma

İnternet Sitesi İş İlanı Aracılığıyla Dolandırıcılık ve Suçun Farklı Nitelikli Hallerinde Verilecek Ceza Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İnternet Sitesinde Yayınlanan Araç Satışı İlanı ile Kapora Dolandırıcılığı

Kapora Dolandırıcılığı: İnternet Sitesinde Araç Satışı İlanı Vermek Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2015/1100 Karar No: 2016/110 K. Tarihi: 08.03.2016 Yargıtay Dairesi: 23. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-f-son, 62, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 240 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2011 gün ve … sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 23. Ceza Dairesince 05.10.2015 gün ve 2927-4655 sayı ile; “Eskişehir ilinde oto alım satım işi yapan şikayetçi …’nın www……com isimli internet adresinde satılık ilanı verilen ….. marka aracı satın almak istediği ve ilanda ismi gözüken …. isimli şahıs zannıyla 05… nolu hattı aradığı, burada görüştüğü şahısla araç satışı konusunda anlaştıkları, bu şahsın belirttiği banka hesabına toplam 150 TL kapora yatırdığı, daha sonra aracı almak için Isparta’ya geldiğinde muhatap olduğu şahısla görüşemediği, yapılan araştırmada banka hesabının temyiz dışı sanık … isimli şahsa ait olduğu, bu şahsın banka kartını kullanması için diğer temyiz dışı sanık …’e verdiği, …’ün suça konu kartı kullanması için sanık …’a verdiğini beyan ettiği, bu şekilde sanık …’ın internette sahte ilan vererek şikayetçi N.’den 150 TL haksız menfaat edinmek suretiyle üzerine atılı suçu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda; sanık savunmaları, şikayetçi anlatımları, bankadan gelen yazı cevapları ve tüm dosya kapsamına göre sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-g maddesinde düzenlenen basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu olmasına rağmen, suçun niteliğinde yanılgıya düşülerek sanığa fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.10.2015 gün ve 385310 sayı ile; “…Sanığın bilişim sistemini araç olarak kullanmak suretiyle suçu işlediği anlaşılmakla, eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde düzenlenmiş olan nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu ve yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 23. Ceza Dairesince 02.11.2015 gün ve 19769-5869 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, inceleme sanık … hakkındaki mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Sanığın, …. ismiyle “www……com” adlı internet sitesinde 1997 model …. marka aracın satışı için ilan verdiği, Eskişehir ilinde yaşayan mağdurun internetteki satış ilanını görüp sanığı ilanda belirtilen telefon numarasından aradığı, sanıkla yaptıkları telefon görüşmeleri sonucu aracı 10.000 Lira bedelle satın alma konusunda anlaştıkları, sanığın, hakkında verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen diğer sanık …’ın banka hesap numarasını vererek bu hesaba kapora olarak 500 Lira yatırmasını istediği, mağdurun 12.05.2009 tarihinde belirtilen banka hesabına 150 Lira yatırdığı ve aracı satın almak için Isparta’ya giderek sanığı telefonla aradığı, sanığın önce geleceğini söyleyerek mağduru oyaladığı, daha sonra telefonunu kapattığı, sanığın mağdurun yatırdığı parayı 15.05.2009 tarihinde banka hesabından çektiği, ilanda belirtilen aracın … isimli şahsa ait olduğu, Sanık hakkında benzer eylemlerden dolayı bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan açılmış kamu davalarının bulunduğu, Mağdur …’nın; www……com isimli internet sitesinde …. ismiyle verilen araba satış ilanını gördüğünü, ilanda belirtilen telefon numarasını aradığını, karşı taraftaki şahısla 10.000 Lira bedelle aracın satımı konusunda anlaştıklarını, şahsın kapora istemesi üzerine belirttiği banka hesap numarasına 150 Lira yatırdığını, Isparta’ya aracı almak için gittiğinde telefonla aradığı şahsın önce “geliyorum” diyerek kendisini oyaladığını, daha sonra telefonunu kapatması nedeniyle şahsa ulaşamadığını ve dolandırıldığını anladığını söylediği, Satış ilanına konu aracın sahibi …; ilanda resmi bulunan aracın kendisine ait olduğunu ancak aracını satışa çıkarmadığını, ilandaki bilgilerin aksine aracında LPG, hava yastığı, klima ve alarm sisteminin mevcut olmadığını ve sanığı tanımadığını ifade ettiği, Hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen …’ın; mağdurun para yatırdığı banka hesabının kendisine ait olduğunu, arkadaşı …’ün kendisine para havale edileceğini söyleyerek bankamatik kartını kullanmak istemesi üzerine kartını iade etmesi şartıyla M..’e verdiğini, ancak daha sonra kartı getirmemesi üzerine iptal ettirdiğini belirttiği, Hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen …’ün; sanık …’nın kendisine 500 Lira borcu olduğunu, sanıktan bu parayı istediğini, sanığın bir yerden havale yapılacağını ancak bunun için bir banka hesap numarası ve bankamatik kartı gerektiğini söylediğini, kendisinin bankamatik kartı olmadığından arkadaşı …’ın kartını alarak sanığa verdiğini, ancak sanığın kartı geri getirmediğini, araba alım satım işinden haberinin olmadığını beyan ettiği, Sanık …’ın; suçlamayı kabul etmediğini, mağduru ve diğer sanıklar M. ile A.’yi tanımadığını savunduğu, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle “dolandırıcılık” suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiş, suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hallerine ise 158. maddede yer verilmiştir. Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarar olmalıdır. Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusuyla ilgili

İnternet Sitesinde Yayınlanan Araç Satışı İlanı ile Kapora Dolandırıcılığı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bilişim Sistemi Aracılığıyla Haksız Yarar Sağlama ve Nitelikli Hırsızlık Suçu

Bilişim Sistemi Aracılığıyla Haksız Yarar Sağlama ve Nitelikli Hırsızlık Suçu Bilişim Sistemi Aracılığıyla Haksız Yarar Sağlama: Sanık V.’ın; firari S. ile birlikte hareket ederek, daha önceden haksız bir şekilde ele geçirdikleri katılan firmanın internet bankacılık şifresini kullanmak suretiyle, katılanın Ş…bank Ankara K… Şubesindeki hesabından 10.750 YTL’yi Ş…bank İstanbul Z… Şubesinde sanık Volkan adına açtırdıkları hesaba havale edip, aynı gün banka şubesinden çekmek şeklinde gerçekleştirdiği eylemdeki kastı, katılan firmanın banka hesabında bulunan, taşınır nitelikteki parayı bilişim sistemini kullanmak suretiyle kendi banka hesaplarına geçirmeye, katılanın rızasına aykırı olarak malvarlığında azalmaya neden olmaya; başka bir anlatımla var olan veriyi başka bir yere göndermekten ziyade, bu verinin temsil ettiği parayı alarak mal edinmeye yöneliktir. Kaldı ki sanığın katılanın internet bankacılık hesabında bulunan parasına ulaşmak için bilişim sistemlerini araç olarak kullanmaktan başka alternatifi de yoktur. Dolayısıyla olayımızda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142/2-e maddesinde düzenlenmiş bulunan suçunun gerçekleştiği kabul edilmelidir. Şu halde, sanığın eyleminin Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-e maddesindeki nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi karşısında; 244. maddenin 4. fıkrası uyarınca uygulama yapma olanağı da bulunmamaktadır. Somut olayda, sanığın işlediği bilgileri otomatik işleme tabi tutulmuş bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlamak suçundan, 2 yıl hapis ve … TL adli para cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 1 yıl 8 ay hapis ve .. TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, adli para cezasının, .. TL ağır para cezası olarak saptanıp, müteakip indirimlerin bu miktar üzerinden yapılması suretiyle fazla para cezasına hükmedilmesi isabetsiz ise de hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmedir. (5237 s. K. m. 112, 113, 125, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 141, 142, 158, 213, 214, 214, 216, 217, 218, 226, 228, 243, 244, 245, 246) (765 s. K. m. 2, 59, 525/B) (5252 s. K. m. 4, 5, 9) (5651 s. K. m. 2) (5083 s. K. m. 2) (5320 s. K. m. 8) (1412 s. K. m. 322) (11. CD 22.01.2008 T. 2007/8423 E. 2008/117 K.) (6. CD 02.06.2008 T. 2008/555 E. 2008/12249 K.) Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2009/11-193 Karar No: 2009/268 K. Tarihi: 17.11.2009 Dava: Sanığın 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 525/b-2 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 407 YTL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, … Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 27.10.2005 gün ve … sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi’nce, 02.07.2009 gün ve 8060-8597 sayı ile; “… 2- Kabule göre; suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5252 sayılı Kanun hükümlerinin lehe olması nedeniyle 01.01.2005-31.05.2005 tarihleri arasında işlenen suçlar yönünden temel adli para cezasının 450.00 YTL olarak uygulanması gerektiği gözetilmemesi, 3- Hükümden önce yürürlüğe giren 5252 sayılı Kanun’un 5/1. maddesi gereğince dönüştürülmesi gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliklerinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Karşı Oy Gerekçesi Daire Üyeleri S. B. ve S. T.; “Bilişim suçları, öğretide ve uygulamada öncelikle; a) Doğrudan bilişim suçu (gerçek bilişim suçları) b) Dolayısıyla bilişim suçu (bilişim bağlantılı suçlar) biçiminde tasnife tabi tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda da bu sistem kabul edilmiştir. Şöyle ki: Bilişim sisteminden amaç, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işleme tabi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Bilişim alanı ise, bilgileri depo ettikten sonra bunları otomatik olarak işleme tabi tutan sistemlerden oluşan alanlardır. Türk Ceza Kanunu’nun 2. Kitap, 3. Kısım, 10. Bölümünde başlığında 243. maddede, 244. maddede 245. maddede düzenlenmiştir. Dolayısıyla bilişim suçları ise, klasik suçların bilişim sistemlerinden yararlanılarak işlenmesi olup, bu suçların nitelikli hali olarak o suçla ilgili bölümlerde yer almaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 112, 113, 125, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 142/2-e, 158/1-f, 213-218, 226, 228 vs maddelerinde yazılı suçların bilişim sistemleri kullanılarak işlenmesi mümkündür. Bu suçlardan davayı ilgilendiren ve sanığın eylemine uygun bulunan suç, TCK’nın 142/2-e maddesinde öngörülen suçu olup, bu suç üzerinde durulacaktır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 244. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında klasik mala zarar verme suçunun özel bir şekli düzenlenmiş, 3. fıkrada bu suçların nitelikli haline, 4. fıkrada ise haksız çıkar sağlanmasına yer verilmiştir. Bilişim sistemlerinin veya verilerin zarar görmesi halinde, kişinin malvarlığında bir azalma meydana geleceği gibi toplumun, bilişim sistemlerinin işleyişine olan güvenleri ve ekonomik düzenin sağlıklı işleyişi etkilendiği, bilişim sistemlerinin zarar görmeden işler durumda bulunmasında toplumsal yarar olduğu için yasanın kısmına alınmıştır. Maddede yazılı suçun oluşması için, bir bilişim sisteminin işleyişine yönelik engelleyici ve zarar verici fiiller bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla bilişim sistemine yapılan müdahalelerle sistemin; veri işleme fonksiyonunu yerine getirmesi engellenmeli, fonksiyonunu tamamen veya kısmen kaybetmeli veya verilere zarar verilmelidir. Maddenin 4. fıkrasında kabul edilen bilişim sistemi aracılığıyla haksız yarar sağlama suçu, bileşik suç olup, 1 ve 2. fıkrada yazılı suçların işlenerek bir çıkar sağlanması halinde gerçekleşecektir. Yani failin, bilişim sisteminin işleyişini engellemesi, bozması, verileri yok etmesi, değiştirmesi, bozması, erişilmez kılınması, sisteme veri yerleştirip veya mevcut verileri başka yere göndermesi sonucu kendisine ya da bir başkasına haksız çıkar sağlaması hallerinde bu suç oluşacaktır. Ayrıca maddede denilerek niteliğinde bir düzenleme yapılmıştır. Yani bilişim sistemleri aracılığıyla bir çıkar sağlandığında öncelikle bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık, bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, zimmet gibi asli (birinci derecede) olan önce uygulanması gereken bir başka suçun oluşup oluşmadığı tartışılmalı, eylem başka bir suçu oluşturmamışsa, o zaman TCK’nın 244/4. maddesi irdelenmelidir. Temyiz davasına konu olan olayda sanık, bilişim sistemine zarar verme veya verileri yok etme, bozma, erişilmez kılma amacıyla hareket etmemektedir. Hedefi bilişim sistemi olmayıp, amacı bilişim sistemini kullanarak şikayetçinin bankadaki parasını çalmak, ele geçirmektir. Tamamıyla malvarlığına yöneliktir. Bu amaçla yani şikayetçinin parasına ulaşmak için bankanın sistemine girmiş, banka sistemi ve verilere yönelik bir eylemde bulunmamış, hesaptaki parayı kendi hesabına havale etmiştir. Hırsızlık suçu bilişim sisteminden yararlanılarak işlenmiş olup, dolaylı bilişim suçu mevcuttur ve sanığın eylemi tali norm niteliğinde bulunan 244/4. maddesindeki suça uygun olmayıp, daha ağır cezayı gerektiren 142/2-e maddesindeki suça uygun bulunmaktadır. Yüksek Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nin görüşü de bu doğrultudadır. Öte yandan, eylemin 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu döneminde 525/b-2 maddesine uygun bulunması, yeni yasada bu suçun karşılığı olan 244/4. maddenin uygulanmasını gerektirmemektedir. Çünkü 765 sayılı (mülga) Kanun’da 525/b maddesi asli norm olarak düzenlenmiştir ve 765 sayılı (mülga) Kanun’da suçuna yer verilmemiştir. Hırsızlık bölümünde düzenleme bulunmadığı için 525/b maddesinin uygulanması zorunlu olup, yasaya uygundur. Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda

Bilişim Sistemi Aracılığıyla Haksız Yarar Sağlama ve Nitelikli Hırsızlık Suçu Read More »