İş Hukuku

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Gelir Vergisi Kesintisinin İadesi

Gelir Vergisi Kesintisinin İadesi: Emekliliğe Ayrılma Sebebiyle Yapılan Ek Ödeme Üzerinden Gelir Vergisi Kesintisi Yapılması Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı İlhan Boyacıoğlu Başvurusu Başvuru Numarası: 2022/56189 Karar Tarihi: 13/1/2026 İkinci Bölüm – Karar Başkan: Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Kenan YAŞAR, Ömer ÇINAR Raportör: Mehmet Yavuz YAŞAR Başvurucu: İlhan BOYACIOĞLU I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru, iş akdinin emekliliğe ayrılma sebebiyle sonlandırılması üzerine işveren tarafından ödenen ek ödeme üzerinden yapılan gelir vergisi kesintisinin iadesi istemiyle açılan davanın aynı iddialarla açılan davalarda verilen kararların aksi sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2. Başvurucu, özel bir firmada çalışmaktayken emeklilik sebebiyle iş akdi karşılıklı olarak 10/1/2017 tarihinde sonlandırılmıştır. Başvurucuya iş akdinin feshi nedeniyle iyi niyet tazminatı olarak belirtilen 144.985 TL ek ödeme yapılmış, işveren muhtasar beyanname yönünden bağlı bulunduğu vergi dairesi müdürlüğüne söz konusu tutara isabet eden gelir vergisini ödemiştir. 3. Başvurucu 4/2/2019 tarihli dilekçeyle 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun 122. maddesi uyarınca Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Müdürlüğüne vergi hatası düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu; iş akdinin feshi nedeniyle tarafına yapılan ödemenin 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu‘nun 25. maddesi gereğince işsizlik tazminatı niteliği taşıdığını, ücret vasfında olmadığını, gelir vergisinden müstesna bulunduğunu ve bu nedenle ödenen verginin iadesinin gerektiğini belirtmiştir. Düzeltme talebine herhangi bir cevap verilmemesi üzerine başvurucu 213 sayılı Kanun’un 124. maddesi uyarınca Gelir İdaresi Başkanlığına 20/8/2020 tarihinde şikâyet yoluyla müracaat etmiştir. Şikâyet müracaatına karşı da herhangi bir cevap verilmemiştir. 4. Başvurucu, Gelir İdaresi Başkanlığının sessiz kalmasını zımni ret işlemi olarak yorumlamak suretiyle 22/10/2020 tarihinde İstanbul 14. Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde; işsizlik sebebiyle ve yardım amaçlı olarak yapılan ödemenin ücret niteliği taşımadığını, ücret vasfında olmayan ve işe son verilme nedeniyle yapılan ödemenin gelir vergisine tabi olmadığını belirtmiş; hatalı olarak yapılan gelir vergisi tarhiyatına karşı şikâyet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptalini ve yapılan kesintinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesini talep etmiştir. 5. Davalı idare tarafından Mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde, başvurucunun 10/1/2017 tarihi itibarıyla istifa ederek kendi iradesiyle işten ayrıldığı, işinden ikale yani bozma sözleşmesi kapsamında ayrılmadığı, iş akdi sonlandırılırken ikale sözleşmesi düzenlenmediği, bu nedenle başvurucuya ödenen tutarın işsizlik tazminatı kapsamında olup olmadığının anlaşılamadığı ileri sürülmüştür. 6. Mahkeme 20/5/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “Olayda; davacının emekliliğine ilişkin talep dilekçesinin iş yerine ibrazıyla birlikte, çalıştığı işyerinden yaş veya hizmet yılı gibi sebeplerle kendi isteğiyle ayrıldığı, emeklilik işlemleri üzerine kendisine her ne kadar iyi niyet tazminatı adı altında bir ödeme yapılmışsa da anılan bu ödemenin gerçek mahiyetinin emeklilik ikramiyesi olduğu, tazmin amacı taşımadığı gibi işsizlik sebebiyle yapılan bir ödeme de olmadığı, işverene bağlı ve hizmet karşılığı olarak yapılan bu ödemenin yukarıda açıklanan mevzuat hükümlerine göre ücret sayılan ödemelerin ortak özelliğini taşıdığı, böylece ücret olarak vergilendirilmesi gerektiği anlaşılmakla bu durumda, yasal olarak vergiden istisna edilmemiş olan ve davacıya, işveren bünyesindeki çalışması karşılığında bir çeşit emekli ikramiyesi olarak ödenen brüt 144.985,00-TL üzerinden gelir vergisi kesilmesi gerektiğinden, söz konusu ek ödeme üzerinden yapılan gelir vergisi kesintisinin iadesi talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.” 7. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde; iş akdinin emeklilik nedeniyle sona ermesi neticesinde işveren tarafından yapılan söz konusu ödemenin ücret ve ücret sayılan ödemelerden olmadığını, iş akdinin sonlanması nedeniyle ödenen iş güvencesi/iyi niyet tazminatı niteliği taşıdığını ve gelir vergisine tabi bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; istinaf dilekçesinde, benzer uyuşmazlıklarda çok sayıda lehe bölge idare mahkemesi ve Danıştay kararları olduğunu mahkeme esas numaralarını vererek belirtmiştir. Başvurucu, son olarak Danıştay Dördüncü Dairesinin 7/10/2020 tarihinde vermiş olduğu E.2020/1614, K.2020/3526 sayılı emsal nitelikteki kararı istinaf dilekçesi ekine eklemiştir. 8. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 28/2/2022 tarihinde istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “Dosyadaki belgelerin incelenmesinden; istinafa konu kararda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. ve 49. maddelerinde sayılan kararın kaldırılmasını gerektiren nedenlerin bulunmadığı ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların da kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.” 9. Başvurucu, nihai kararı 8/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 27/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 10. Komisyon mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 11. Başvurucunun istinaf dilekçesi ekinde sunduğu Danıştay Dördüncü Dairesinin 7/10/2020 tarihli ve E.2020/1614, K.2020/3526 sayılı emsal nitelikteki kararı üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi 26/3/2021 tarihinde ilk kararında ısrar ederek davanın reddine hükmetmiştir. Israr kararı üzerine yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 7/12/2022 tarihli kararıyla ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararı üzerine uyuşmazlığı yeniden ele alan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi 13/4/2023 tarihinde bozma kararına uyarak davanın kabulüne hükmetmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine bu kez dosya temyiz başvurusunun görüşülüp karara bağlanması için Danıştay Üçüncü Dairesinin 10/3/2025 tarihli kararı ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Kuruluna gönderilmiştir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 9/7/2025 tarihli ve E.2025/205, K.2025/540 sayılı kararıyla İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi kararına yönelik temyiz isteminin bozma kararına uygunluk yönünden reddine, kararın bozma kararı kapsamı dışında kalan diğer hüküm fıkralarına yönelik temyiz incelemesi sonuçlandırılmak üzere dosyanın Danıştay Üçüncü Dairesine gönderilmesine karar vermiştir. II. Değerlendirme 12. Başvurucu; tarafına ek ödeme adı altında yapılan ödemenin iş sözleşmesinin devamı sürecinde emeği karşılığında yapılan bir ödeme olmadığını, söz konusu ödemenin iş sözleşmesinin sona erdirilmesi nedeniyle mahrum kalınan haklarının tazminine yönelik ve yasal zorunluluk olmaksızın yapılan bir ödeme olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca bu ödemenin ücret niteliğinde olmaması nedeniyle gelir vergisinden müstesna tutulması gerektiğini, ek ödemeden gelir vergisi tevkifatı yapılmasının açık bir vergilendirme hatası olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu son olarak benzer uyuşmazlıklarda lehe olan çok sayıda bölge idare mahkemesi ve Danıştay kararları olduğunu numaralarını vererek belirtmiş ve Danıştay Dördüncü Dairesinin 7/10/2020 tarihinde vermiş olduğu E.2020/1614, K.2020/3526 sayılı emsal nitelikteki kararı başvuru formu ekine eklemiştir. 13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; bölge idare mahkemeleri arasında içtihat aykırılığının giderilmesi talebi üzerine Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 24/11/2021 tarihli ve E.2021/6, K.2021/8 sayılı kararıyla aykırılığın 27/3/2018 tarihinden önce işten ayrılanlara tazminat olarak yapılan ilave ödemelerin,

Gelir Vergisi Kesintisinin İadesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşçilik Alacağı Davası Devam Ederken İşverenin İflas Etmesi

İşçilik Alacağı Davası Devam Ederken İşverenin İflas Etmesi İşverenin İflas Etmesi: İş mahkemesinde görülmekte olan, işçi alacaklarına yönelik dava sırasında, işverenin iflası halinde dahi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 194. maddesi uyarınca, davaya iş mahkemesinde devam edileceği, işverenin işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce iflası halinde ise yukarıda belirtilen şekilde hareket ile alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde, asliye ticaret mahkemesinde kayıt kabul davası olarak açılması gerekir. Davalı … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. hakkında eldeki dosyanın yargılaması devam ederken iflas kararı verildiği anlaşılmış olup her ne kadar dosya kapsamında basit usulde tasfiyesine karar verildiği anlaşılan davalı yerine yargılamaya iflas müdürlüğü dahil edilerek devam edilmesi yerinde ise de iflas dairesi tarafından kabul edilmeyen alacaklar bakımından davaya müflis davalı … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. bakımından kayıt kabul davası olarak devam edilmemesi de hatalı olup bir diğer bozma sebebidir. (1475 s. K. m. 14) (2004 s. K. m. 166, 194, 219, 223, 232, 235) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/4718 Karar No: 2021/8899 Karar Tarihi: 29.04.2021 Dava Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı … Tekstil Makine San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Karar Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06.07.2007 tarihinde davalılardan … Giyim Şirketine ait işyerinde makine ustası olarak işe başladığını, 2013 yılında işyerinin diğer davalı … Tekstil Şirketine devredildiğini, 03.05.2013 tarihine kadar çalıştığını ancak sigorta çıkışının 01.04.2013 tarihinde yapıldığını, aylık ücretinin net 1.400,00 TL olduğunu, iş akdinin haksız yere feshedildiğini beyanla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabının Özeti Davalı … Tekstil Şirketi vekili, davanın reddini savunmuş, diğer davalının yargılama devam ederken iflas ettiği anlaşıldığından tebligat ilgili iflas müdürlüğüne yapılarak yargılamaya devam olunmuş ancak süresi içerisinde herhangi bir cevap dilekçesi sunulmamıştır. Mahkeme Kararının Özeti Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz Karar, süresi içinde davalı … Tekstil Makine San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe 1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2. İhbar önelleri ve ihbar tazminatı yönlerinden taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Buna göre, öncelikle iş sözleşmesinin Kanunun 24 ve 25. madde de yazılı olan nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve Kanunun 17. maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak ihbar öneli tanınmamış olması halinde ihbar tazminatı ödenmelidir. Yine haklı fesih nedenine rağmen işçi ya da işverenin 26. maddede öngörülen hak düşürücü süre içinde fesih yoluna gitmemeleri halinde sonraki fesihlerde karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğar. İhbar tazminatı iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olduğu için, iş sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. Yine, işçinin 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Anılan fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez. Somut olayda; davacı tanıklarından … mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde davacının tazminat ve diğer alacaklarının ödenmemesi ve sigorta bildirimlerinin yapılmaması nedeni ile kendisinin ayrıldığını belirttiği anlaşılmış olup dosya kapsamından davacının ödemeyen alacak kalemlerinin olduğu tespit edildiğinden iş sözleşmesini feshinin haklı sebebe dayandığının kabulü yerinde olacaksa da yukarıda açıklanan ilkede de açıklandığı üzere fesih haklı sebebe dayansa da iş sözleşmesini kendisi fesheden taraf ihbar tazminatı talep edemeyeceğinden ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma sebebidir. 3. İflasın açılması, maddi hukuka ilişkin ilişkileri ve hükümleri cebri şekilde etkilediği gibi medeni usul ve icra hukuku kuralları üzerinde de etki meydana getirir. İflasın açılması ile müflisin taraf olduğu hukuk davalarının ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonrasına kadar duracağı genel kural ise de, yine bu hükmün müstacel haller, tazminatsız ceza davaları, şeref ve haysiyete tecavüzden ve cismani zararlardan doğan tazminat davaları ile evlenme, ahvali şahsiye veya nafaka davalarının uygulanamayacağı kabul edilmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 194. maddesinde ayrık tutulan “Müstacel haller” den maksat, acele görülmesi gereken ve durduğu takdirde verilecek hükmün faydasız kalacağı gerçeğidir. Bu davalarda hakim takdir hakkını kullanarak müstaceliyet kararı vermek suretiyle yargılamaya devam eder. İşçinin alacaklı olduğu iş hukukuna ilişkin bir dava, işçinin sosyal durumu itibariyle 2004 sayılı Kanun’un 194. maddenin gayesine uygun görülerek acele işlerden sayılmalı ve ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeksizin yargılamaya devam edilmelidir. Bunun yanında kanunun lafzına göre davacıların müflise karşı davaya devam edeceği izlenimi hasıl olmakta ise de masaya dahil mal ve haklar bakımından müflisin yetkisiz kalması keyfiyeti, kendisinin, müstacel de olsa bu davalara taraf olmaya devam etmesine manidir. Bu durum karşısında birinci alacaklılar toplantısı yapılmış ve iflas idaresi teşekkül etmişse, müstacel davalar ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeden iflas idaresine karşı; birinci alacaklılar toplantısı henüz yapılmamış ve işin müstaceliyeti icabı iflas idaresinin seçimini dahi beklemeye durum müsait değilse, bu takdirde iflas idaresi müflisin yerini alarak davaya iflasın açılmasından önce davanın görüldüğü iş mahkemesinde devam olunur. Böylece işçinin alacağının tahsili amacıyla iş mahkemesinde açılan davadan sonra işverenin iflasına karar verilmesi mahkemenin görevini etkilemez ise de, işveren müflisin yerine geçecek olanı etkiler. İflas kararı verildikten sonra işçi işçilik haklarından doğan alacağının dayanağını ve miktarını iflas idaresine bildirir. Alacaklıların alacaklarını kaydettirmeleri için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 219/2. maddesinde öngörülen bir aylık sürenin bitiminden sonra, iflas idaresi alacakların doğru olup olmadığını incelemeye başlar. Maddi yönden inceleme sonucu kabul edilen her alacak tespit edilen sıraya göre sıra cetveline kaydedilir. Kabul edilmeyen alacaklar da ret sebepleri ile birlikte sıra cetvelinde gösterilir. İflas idaresi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 232. maddesinde öngörülen sürede düzenlediği sıra cetvelini iflas idaresine verir ve alacaklıları aynı Kanun’un 166/2. maddesindeki usule göre ilan yoluyla haberdar eder. Ayrıca iflas masasına müracaat sırasında tebligatı gösterir adres ve tebligat masrafları için avans yatıranlara sıra cetveli tebliğ edilir. Sıra cetveline itiraz davalarında dava açma süresi, görev ve yetki 2004 sayılı Kanun’un

İşçilik Alacağı Davası Devam Ederken İşverenin İflas Etmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşçilik Alacağına ilişkin Ek Dava Açılması

İşçilik Alacağına ilişkin Ek Dava: Açılan Ek Davanın Derdestlik Nedeniyle Reddedilmesi, Mahkemeye Erişim Hakkının İhlalidir. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Mustafa Yıldırım (Başvuru No: 2022/34110) Karar Tarihi: 14/10/2025 R.G. Tarih ve Sayı: 11/2/2026 – 33165 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, İrfan FİDAN, Yılmaz AKÇİL Raportör: Mutlu ALAF Başvurucu: Mustafa YILDIRIM I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, işçilik alacağına ilişkin açılan ek davanın derdestlik dava şartı dolayısıyla reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 22/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. III. Olay ve Olgular 4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir: 5. Başvurucu, fazla mesai ücreti alacağı için 100 TL’lik belirsiz alacak davası açmıştır. Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davada aldırılan 3/6/2020 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun 15.688,14 TL fazla mesai ücreti alacağı olduğu tespit edilmiştir. 6. 26/8/2020 tarihli duruşmada başvurucu vekili, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, dava dilekçesinde talep edilen 100 TL fazla çalışma ücreti alacağının kabulüne miktar itibarıyla kesin olmak üzere karar vermiştir. 7. Başvurucu 27/8/2020 tarihinde ıslah harcı yatırmadığı için 100 TL üzerinden karar verildiği, bilirkişi raporuna göre 15.688,14 TL alacağının olduğunun tespit edildiği, bu hususun mahkeme kararı ile kesinleştiği gerekçesiyle 15.000 TL tutarında ek dava açmıştır. 8. Kayseri 5. İş Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada Mahkeme 9/12/2020 tarihli kararı ile başvurucunun davasının derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine karar vermiştir. Mahkeme, gerekçesinde başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde fazla mesai alacağını belirsiz alacak davası olarak açtığı, tahkikat tamamlanıncaya kadar talebini artırmadığı, belirsiz alacak davası ile alacağın tamamını dava konusu yaptığı, bu nedenlerle başvurucunun ek dava açamayacağı değerlendirmesini yapmıştır. Bu hususta Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin de bir kararına atıf yapmıştır. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 9. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (Daire) 6/1/2022 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daire, gerekçesinde başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde fazla çalışma ücreti alacağına ilişkin açtığı davada ıslah harcı yatırmadığı için davanın 100 TL üzerinden karara bağlandığına işaret etmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruya konu dava ile Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davada alınan bilirkişi raporuyla belirlenen miktarlar üzerinden davanın kabulünü talep ettiği tespitini yapmıştır. Daire; başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davasında fazla mesai alacağını belirsiz alacak davası olarak talep ettiği, Mahkemece başvurucunun davasının derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddedilmesine dair hükmün yerinde olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. 10. Nihai kararı başvurucu 8/2/2022 tarihinde öğrenmiş, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. IV. İlgili Hukuk 11. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı 107. maddesinin ilk hâli şöyledir: “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.“ 12. 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 107. maddesinin başlığı “Belirsiz alacak davası” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca ikinci fıkrası değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 6100 sayılı Kanun’un 107. maddesinin 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik hâli şöyledir: “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” 13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Kısmi dava” başlıklı 109. maddesi şöyledir: “(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Dava şartları şunlardır: … ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması…” 15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Kesin hüküm” başlıklı 303. maddesi şöyledir: “(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir.” V. İnceleme ve Gerekçe 16. Anayasa Mahkemesinin 14/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü 17. Başvurucu; ilk açılan davanın ıslah etmeksizin kesinleştiğini, sehven ıslah yapmayı unuttuğunu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kapandıktan sonra 9. Hukuk Dairesinin görüş değiştirdiğini, bilirkişi raporundan sonra ıslahla artırım yapılabiliyorsa ek dava ile artırım yapılabileceğini, kanunda bu konuda açık hüküm olmadığını, bu yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca gerekçede emsal olarak gösterilen kararın

İşçilik Alacağına ilişkin Ek Dava Açılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir

Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir Rekabet Yasağından Doğan Davalar: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun ticaret hayatını düzenleyen özel bir kanun olduğu açıktır. Keza 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu da özel bir kanundur. Bununla birlikte 7036 sayılı Kanun, Türk Ticaret Kanunu’ndan sonra 2017 yılında yürürlüğe girmiş olmakla TTK karşısında sonraki kanun niteliğindedir. Bu aşamada 7036 sayılı Kanun’un iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 5. maddesinin, yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden sonraki dönemde rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkların görüleceği mahkeme konusunda değişiklik yaratıp yaratmadığı, başka bir deyişle TTK’nın 5. maddesinde yer alan “aksine hüküm…” niteliğinde olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu‘nun 5/1. maddesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar yönünden de iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş ise de Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-c maddesindeki hükmün aksini öngören bir düzenleme yapılmamış, genel olarak hizmet sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklardan bahsedilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un gerekçesinde de bu konuda bir açıklık bulunmamakta olup kanun koyucunun irade ve niyetinin TBK’nın 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkların iş mahkemesinin görev alanına dahil edilmesi yönünde olduğuna ilişkin çıkarım yapılamamaktadır. Kaldı ki, TBK’nın İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde genel hizmet sözleşmelerini düzenleyen 55 madde bulunduğu halde TTK’nın 4/1-c maddesinde adeta nokta atışı ile sadece 444-447. maddeler arasındaki hükümlere yer verilmiş olup bu hüküm halen yürürlüktedir. Bu nedenle 7036 sayılı Kanun’un 5/1. maddesindeki düzenlemenin TTK’nın 5/1 anlamında “aksine hüküm” olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Hal böyle olunca yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle Türk Borçlar Kanunu’nun 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağından doğan davaların ticaret mahkemelerinde görülmesi gerekir. (2709 s. K. m. 37, 48, 142) (6098 s. K. m. 27, 112, 393, 396, 444, 445, 446, 447) (6100 s. K. m. 1, 2, 4, 20, 114, 115, 353, 371, 382, 383, 389, 390) (6102 s. K. m. 4, 5, 19) (2797 s. K. m. 16, 45) (7036 s. K. m. 2, 3, 5, 10) (5521 s. K. m. 1) (5953 s. K. m. 13, Ek m. 4) (854 s. K. m. 2, 46) (4857 s. K. m. 2, 8, 24, 25, 120, Geç. m. 1) (1475 s. K. m. 14) (5510 s. K. Geç. m. 4) (818 s. K. m. 313, 348, 352) (6356 s. K. m. 79) (6762 s. K. m. 4, 26) (5235 s. K. m. 5) (1163 s. K. m. 99) (2004 s. K. m. 154) (4721 s. K. m. 2) (5846 s. K. m. 76) (YİBK 05.12.1977 T. 1977/4 E. 1977/4 K.) (YİBK 29.06.1960 T. 1960/13 E. 1960/15 K.) (YHGK 19.09.2007 T. 2007/11-602 E. 2007/591 K.) (YHGK 22.09.2008 T. 2008/9-517 E. 2008/566 K.) (YHGK 21.09.2011 T. 2011/9-508 E. 2011/545 K.) (YHGK 29.02.2012 T. 2011/11-781 E. 2012/109 K.) (YHGK 27.02.2013 T. 2012/9-854 E. 2013/292 K.) (YHGK 25.12.2013 T. 2013/13-412 E. 2013/1708 K.) (9. HD 23.05.2006 T. 2006/6891 E. 2006/15193 K.) (9. HD 24.12.2009 T. 2009/26954 E. 2009/36971 K.) (22. HD 16.01.2014 T. 2013/1856 E. 2014/215 K.) (22. HD 20.01.2020 T. 2016/27017 E. 2020/665 K.) (9. HD 26.01.2021 T. 2019/3155 E. 2021/2225 K.) (9. HD 28.01.2021 T. 2019/4878 E. 2021/2668 K.) (9. HD 01.06.2021 T. 2021/3076 E. 2021/9789 K.) (11. HD 22.10.2020 T. 2020/298 E. 2020/4375 K.) Yargıtay Büyük Genel Kurul (İçtihadı Birleştirme Kararı) Esas No: 2023/1 Karar No: 2025/3 Karar Tarihi: 13.06.2025 I. Giriş A. İçtihatları Birleştirme Başvurusu 06.09.2021 ve 14.10.2021 havale tarihli aynı içerikli dilekçeler ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 444-447. maddeleri uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri mi yoksa iş mahkemeleri mi olduğu konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları ile Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ve Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi kararları arasında ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kendi kararları arasında içtihat aykırılığı bulunduğu belirtilerek bu konuda içtihadı birleştirme yoluna gidilmesi talep edilmiştir. Yine; 04.01.2023 tarihli dilekçe ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 444-447 maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali halinde bundan kaynaklanan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararları ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararları ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun başvurusu üzerine verdiği karar arasındaki görüş ayrılığının içtihadı birleştirme kararı ile giderilmesi talep edilmiştir. B. İçtihatları Birleştirmenin Konusu Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 30.05.2023 tarihli ve 159 sayılı kararı ile; konu ile ilgili olarak görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından aykırılığın İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine ve raportör üye görevlendirilmesine karar verilmiştir. İçtihadı Birleştirme konusu ise Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 30.05.2023 tarihli ve 159 sayılı kararı ile “Türk Borçlar Kanunu’nun 444-447. maddeleri uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri mi iş mahkemeleri mi olması gerektiği” olarak belirlenmiştir. C. Görüş Aykırılığının Giderilmesi İstemine Konu Kararlar 1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları – 19.09.2007 tarihli ve 2007/11-602 Esas, 2007/591 Karar – 22.09.2008 tarihli ve 2008/9-517 Esas, 2008/566 Karar – 21.09.2011 tarihli ve 2011/9-508 Esas, 2011/545 Karar – 29.02.2012 tarihli ve 2011/11-781 Esas, 2012/109 Karar – 27.02.2013 tarihli ve 2012/9-854 Esas, 2013/292 Karar – 25.12.2013 tarihli ve 2013/13-412 Esas, 2013/1708 Karar 2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararları – 23.05,2006 tarihli ve 2006/6891 Esas, 2006/15193 Karar – 24.12.2009 tarihli ve 2009/26954 Esas, 2009/36971 Karar – 25.01.2010 tarihli ve 2008/14902 Esas, 2010/1271 Karar – 08.03.2013 tarihli ve 2012/16795 Esas, 2013/4894 Karar – 26.03.2013 tarihli ve 2012/18453 Esas, 2013/6480 Karar – 16.01.2014 tarihli ve 2013/1856 Esas, 2014/215 Karar – 20.01.2020 tarihli ve 2016/27017 Esas, 2020/665 Karar – 23.09.2020 tarihli ve 2020/1856 Esas, 2020/8912 Karar – 26.01.2021 tarihli ve 2019/3155 Esas, 2021/2225 Karar – 28.01.2021 tarihli ve 2019/4878 Esas, 2021/2668 Karar – 01.06.2021 tarihli ve 2021/3076 Esas, 2021/9789 Karar – 30.11.2021 tarihli ve 2021/10133 Esas, 2021/15959 Karar – 21.12.2021 tarihli ve 2021/11745 Esas, 2021/16748 Karar – 27.09.2022 tarihli ve 2022/7578 Esas, 2022/10519 Karar 3. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararları – 25.01.2011 tarihli ve 2009/12088 Esas, 2011/718 Karar – 06.02.2015 tarihli ve 2014/19137 Esas, 2015/1397 Karar – 27.04.2015 tarihli ve 2015/4187 Esas, 2015/5893 Karar – 22.10.2020 tarihli ve 2020/298 Esas, 2020/4375 Karar – 31.05.2021 tarihli ve 2020/2113 Esas, 2021/4613 Karar – 09.06.2021 tarihli ve 2020/790 Esas, 2021/4939 Karar – 03.12.2021 tarihli ve 2021/1534 Esas, 2021/6811 Karar (Uyuşmazlığın

Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması

İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda düzenlenen itiraz konusu kuralda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulması halinde anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmalarının ve iradelerinin birbirine uygun olmasının gerektiği öngörülmüştür. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde arabuluculuk başvurusunun her ikisine birden yapılması şartı getirilmesinin işçiye asıl işvereni araştırma külfeti yüklediği, söz konusu ilişkinin tespitinin bazı durumlarda mümkün olmayabileceği, bu ilişkinin yargılama safhasında tespit edilmesi durumunda ise arabulucuya başvuru şartı gerçekleşmediği için davanın usulden reddedileceği, bu durumun adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Kural, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin var olması durumunda asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte arabulucuya başvurulmasını zorunlu kılmakta, bu itibarla işçiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi ile asıl işveren ve alt işvereni araştırma yükümlülüğü getirmektedir. İşçinin asıl işveren ve alt işveren ilişkisinden haberdar olması mümkün olduğu gibi -asıl işveren ve alt işverenin aralarındaki hukuki ilişkiyi alenileştirmesinin zorunlu olmadığı dikkate alındığında- haberdar olmaması da ihtimal dâhilindedir. Kuralda asıl işveren-alt işveren ilişkisinden habersiz olan ve bu nedenle gerçek işveren olarak tespit ettiği kişiye karşı arabulucuya başvuran ve sonrasında işe iade davası açan işçiye asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunması durumunda davayı devam ettirme imkânı tanınmamıştır. Bu itibarla işçinin tarafı olmadığı asıl işveren ve alt işveren arasındaki hukuki ilişkiyi tespit ederek arabuluculuk sürecini asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte yürütmesini zorunlu kılan kural işe iade talebinde bulunan işçiye katlanamayacağı bir külfet yüklemektedir. Sonuç olarak kuralın orantılılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Halinde Anlaşma için Arabuluculuk Görüşmelerine Asıl İşveren ile Alt İşverenin Birlikte Katılması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2024/157 Karar Sayısı: 2025/121 Karar Tarihi: 3/6/2025 R.G. Tarih-Sayısı: 17/10/2025-33050 İtiraz Yoluna Başvuran: Adana 6. İş Mahkemesi İtirazın Konusu: 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Alt işveren aleyhine açılan işe iade davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin itiraz konusu (15) numaralı fıkrası şöyledir: “(15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 5/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportörler Hülya ÇOŞTAN ÇETİN ve Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasında işçi, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi; işveren, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluş; iş ilişkisi ise işçi ile işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanmıştır. 4. Anılan maddenin altıncı fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin, bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiyi ifade ettiği belirtilmiştir. Bu ilişkide asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak anılan Kanun’dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. 5. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında 2. maddenin altıncı fıkrasında iş alan alt işverenin kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte bölge müdürlüğüne bildirim yapmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 6. Aynı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasında iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorunda olduğu ve arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın üçüncü ve dördüncü cümlesinde arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararının taraflara resen tebliğ edileceği ve kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabileceği belirtilmiştir. 7. Yargıtay kararlarında işe iade talebiyle açılan davalarda asıl işveren ile alt işveren arasında şeklî anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu bu nedenle işe iade davasında husumetin hem asıl işverene hem alt işverene yöneltilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2022/13008, K.2022/11572, 20/10/2022; E.2022/5490, K.2022/6534, 25/5/2022; E.2021/9540, K.2021/14240, 13/10/2021). 8. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları dâhil olmak üzere işçi veya işveren alacağı, tazminatı ve işe iade talebiyle açılan ilgili davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 9. Dava şartı olarak düzenlenen arabuluculuk kurumu, uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak kullanılan iki sistemden biri olan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak hukuk sistemimize 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile girmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesinde bu kurum; sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır. 10. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde davacı tarafın arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son

İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Beyaz Yakalı Çalışanların Kapsam Dışı Personel Kabul Edilerek Toplu İş Sözleşmesinden Yararlandırılmaması

Beyaz Yakalı Çalışanların Kapsam Dışı Personel Kabul Edilerek Toplu İş Sözleşmesinden Yararlandırılmaması AYM Kararı – Değerlendirme Olaylar Madencilik ile taş ocakları iş kolunda faaliyet gösteren sendikanın mensubu olan başvurucu 8/2/2000 ile 22/10/2014 tarihleri arasında davalı işyerinde muhasebe şefi olarak çalışmıştır. Bu dönemde işyerinde yetkili sendika konumunda olan sendika ile işveren arasında iki üç yıllık periyotlarla toplu iş sözleşmesi (TİS) imzalanmıştır. Başvurucu, işyerinde kendisinin de dâhil olduğu geniş bir kesimin beyaz yakalı çalışan olarak kapsam dışı personel kabul edildiğini ve bu nedenle toplu iş sözleşmeleri hükümlerinden yararlandırılmadığını ileri sürmüş; toplu iş sözleşmesi (TİS)’nden kaynaklanan alacakları ve diğer işçilik haklarını talep ederek dava açmıştır. Yargılamayı yürüten asliye hukuk mahkemesi (iş mahkemesi sıfatıyla) davanın reddine hükmetmiştir. Bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını kaldırmıştır. Kararın kaldırılmasıyla yeniden yapılan yargılamada, asliye hukuk mahkemesi davayı reddetmiştir. Söz konusu ret kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine bölge adliye mahkemesince kesin olarak karar verilmiştir. İddialar Başvurucu, toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmaması nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa’nın 53. maddesi uyarınca ekonomik ve sosyal durum ile çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla işçiler ve işverenler toplu iş sözleşmesi (TİS) yapma hakkına sahiptir. Anılan hak, doğası gereği toplu olarak kullanabilecek olması nedeniyle işçiler tarafından sendikalar vasıtasıyla kullanılabilir. Dolayısıyla anılan maddenin birinci fıkrasına göre bütün işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkı bulunmaktadır. Toplu iş sözleşmesi yapma hakkı sadece şeklî anlamda bir sözleşme yapma hakkını değil şüphesiz bu sözleşmeden yararlanma hakkını da kapsar. Buna göre işçilerin kısmen veya tamamen toplu iş sözleşmesi (TİS) yapamamasına yol açan uygulama veya yorumlar Anayasa’nın anılan hükmüne aykırılık teşkil edecektir. Nitekim kanun koyucu da 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu‘nda işveren vekilleri ile toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerine işvereni temsilen katılanlar hariç tüm işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakkı olduğu açıkça düzenlemiştir. Somut olayda başvurucunun beyaz yakalı çalışan olarak toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamı dışında tutulduğu anlaşılmıştır. Ancak anayasal bir hak olan toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakkından başvurucunun mahrum bırakılmasının anılan Anayasa ve kanun hükümleri karşısında ne şekilde hukuka uygun olduğu mahkemelerce izah edilememiştir. Dolayısıyla anayasal bir hak olan toplu iş sözleşmesi (TİS)’nden yararlanamama gibi ciddi bir sonuç doğuran hukuki yorumun somut olayın koşulları dikkate alınarak başvurucu çalışanın işveren vekili olarak görev yaptığı ya da işveren adına toplu iş sözleşmesi görüşmelerine katıldığı şeklinde yapılacak tespitlere dayanması gerektiği açıktır. İstinaf mahkemesinin de yönlendirmesiyle ilk derece mahkemesi davalı işyerinde kapsam dışı personel arasında bir eşitsizlik yaratılmadığını ve hiçbirinin toplu iş sözleşmesi (TİS)’nden yararlandırılmadığını belirtmekle yetinmiş ve daha ileri bir değerlendirmede bulunmamıştır. Anılan karar istinaf merciince de uygun bulunarak kesinleşmiştir. Dosyada başvurucunun muhasebe şefi olarak çalıştığı bilgisi yer almakta olup yaptığı iş, görev ve sorumlulukları, aldığı ücret, işyeri organizasyonu içinde işveren adına hareket ettiği hususlarına yer verilmemiştir. O hâlde mahkemelerin bu hususlara dair bir değerlendirme yapmaksızın başvurucunun salt beyaz yakalı olması ve diğer beyaz yakalılar gibi kapsam dışı tutulduğunun anlaşılması nedeniyle toplu iş sözleşmesine bağlı alacaklara hak kazanamadığı şeklindeki değerlendirmesi somut olgulara uygun düşmeyen bir gerekçe olmuştur. Neticede başvurucu, kapsam dışı personel olarak nitelendirilerek toplu iş sözleşmesi (TİS)’nden yararlandırılmamıştır. Buna karşın mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmaması sendika hakkının gerektirdiği etkili yargısal inceleme bağlamında devletin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle sendika hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Beyaz Yakalı Çalışanların Kapsam Dışı Personel Kabul Edilerek Toplu İş Sözleşmesinden Yararlandırılmaması Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Hülya Şimşek – Başvuru No: 2022/18821 Karar Tarihi: 20/3/2025 R.G. Tarih ve Sayı: 22/9/2025 – 33025 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Gülsüm Gizem GÜRSOY Başvurucu: Hülya ŞİMŞEK I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmama nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 23/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. 4. İkinci Bölüm tarafından başvurunun Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 6. Başvurucunun mensubu olduğu, 1958 yılında kurulan Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Türkiye MADEN-İŞ/Sendika) madencilik ve taş ocakları iş kolunda kamu sektörü ve özel sektör olmak üzere birçok işyerinde örgütlüdür. Sendika, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonuna bağlıdır. 7. Başvurucu 8/2/2000-22/10/2014 tarihleri arasında davalı işyerinde muhasebe şefi olarak çalışmıştır. Türkiye Maden-İş, davalı işyerinde yetkili sendikadır ve başvurucunun çalıştığı dönemlerde iki üç yıllık periyotlarla işyeri ile Sendika arasında toplu iş sözleşmesi (TİS) imzalanmıştır. 8. Başvurucu; işyerinde aralarında kendisinin de olduğu geniş bir kesimin beyaz yakalı çalışan olması nedeniyle kapsam dışı kabul edilerek toplu iş sözleşmesi (TİS) dışında bırakıldığını, başlangıçta sendikalı işçilere verilen zammın aynen kapsam dışı kalanlara da uyguladığını, bu uygulamanın uzun zaman devam ettiğini ancak zaman geçtikçe şirketin H. Grup diye bir gruptan rapor alarak bu uygulamayı terk ettiğini ve 2007 yılından itibaren enflasyon artışı verilmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu, toplu iş sözleşmesi (TİS)’nden kaynaklı alacaklar ve diğer işçilik alacaklarının tahsili talebiyle dava açmıştır. 9. Yargılamayı yapan Çayeli Asliye Hukuk Mahkemesi (iş mahkemesi sıfatıyla) 29/3/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “…dosya kapsamı incelendiğinde davacının 1/6/2006 tarihinden itibaren Toplu İş Sözleşmelerinin dışında kalan kapsam dışı personel olduğu açıktır. Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca; toplu iş sözleşmesi üyesi işçilere zam yapılması, kapsam dışı kalan personellere zam yapılmaması işverenin eşit işlem borcuna aykırılık teşkil etmemektedir.” 10. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 11/12/2018 tarihinde kararın kaldırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “…davacı, Toplu İş Sözleşmesi kapsamında olan bir işçi olmadığından, eşit işlem borcu gereği Toplu İş Sözleşmesi kapsamında olmadığı halde kök ücret uygulamasından yararlandırılan işçi bulunup bulunmadığı belirlenerek bu şekilde bir işçi olmadığının tespiti halinde kök ücret alacağı ve ücrete bağlı fark alacak taleplerinin reddine karar verilmesi, şayet objektif neden bulunmadığı halde kapsam dışı olup da artıştan faydalanan işçi bulunduğunun tespiti halinde davacının

Beyaz Yakalı Çalışanların Kapsam Dışı Personel Kabul Edilerek Toplu İş Sözleşmesinden Yararlandırılmaması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Belediyede Çalıştırılan Taşeron İşçilerin İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle İşten Çıkarılması

Belediyede Çalıştırılan Taşeron İşçilerin Olağanüstü Hal Kapsamında İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle İşten Çıkarılması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Onat ve Diğerleri / Türkiye Davası İkinci Bölüm – Karar İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Taşeron İşçilerin İşten Çıkarılması: Madde 6 § 1 (medeni hukuk yönünden) • Adil yargılanma • Olağanüstü hal ilan edildikten sonra, çeşitli belediye yetkilileri tarafından taşeron olarak çalıştırılan özel şirketler tarafından istihdam edilen işçilerin, yasadışı yapılarla bağlantılı oldukları gerekçesiyle işten çıkarılmalarına ilişkin yargısal denetimin yetersiz olması • İlgili kanun hükmünde kararname, bireylerin işten çıkarılmalarını takiben yerel mahkemeler tarafından yürütülen yargısal denetime herhangi bir kısıtlama getirmemiştir • Yerel mahkemelerin, işten çıkarılmaları bağlamında başvuranlar aleyhinde devam eden veya tamamlanmış ceza yargılamalarının içeriğini ve ilgisini değerlendirmemesi Madde 6 § 2 • İş mahkemelerinin, başvuranlar aleyhinde devam eden veya tamamlanmış ceza yargılamalarının varlığının, söz konusu varsayılan bağlantılara dayanarak iş sözleşmelerinin feshedilmesi için geçerli gerekçeler oluşturabileceği yönündeki kararıyla masumiyet karinesi ihlal edilmemiştir Onat ve Diğerleri / Türkiye davasında, Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yedi Türk vatandaşı (başvuranlar) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca, tabloda yer verilen çeşitli tarihlerde yapmış olduğu başvuruları (61590/19; 23504/20; 23505/20; 23786/20; 25016/20; 26550/20 ve 29728/20); Tüm başvurular açısından Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2 maddesine ve 26650/20 no.lu başvurudaki başvuran dışındaki tüm başvuranlar açısından Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (Hükümet) bildirilmesi ve başvuruların geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını; ve tarafların beyanlarını dikkate alarak; 4 Mart 2025 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda, Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir: Giriş Dava, olağanüstü hal ilanının ardından başvuranların, Türkiye’nin güney doğusundaki çeşitli belediye yetkililerinin taşeronluğunu yaptığı farklı özel şirketler tarafından işçi olarak istihdam edilmelerine son verilmesi ve ardından iş mahkemeleri tarafından işten çıkarılmalarının yargısal denetime tabi tutulmasına ilişkindir. Başvuranların tümü, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2. maddelerinin – ve altıncı başvuran hariç olmak üzere – 8. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Olaylar Hükümet kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir. Dava konusu olaylar; taraflarca belirtildiği üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir. Arka Plan Bilgileri Türkiye’nin Güney Doğusunda 2015 Yılında Gerçekleşen Olaylar Hükümet, 2015 yazından itibaren Türk güvenlik güçleri ile silahlı terör grupları arasında yaşanan ve “hendek olayları” olarak bilinen çatışmaların tırmanışa geçmesinin somut davanın genel bağlamıyla ilgili olduğu kanaatindedir. “Kürt sorununa” kalıcı ve barışçıl bir çözüm bulmak amacıyla 2012 yılının sonlarında başlatılan barış süreci sayesinde nispeten sakin geçen bir dönemin ardından, 2015 yazında PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ile bağlantılı yasadışı silahlı grupların çatışmaları yoğunlaştırması nedeniyle Türkiye’nin güney doğusundaki güvenlik durumu kötüleşmiştir. Bu silahlı gruplar, silahlı saldırılar gerçekleştirmenin yanı sıra, bölgede sosyal hayatı ve kamu düzenini bozmak için, bazıları patlayıcı yerleştirilmiş hendekler kazmak ve bazı mahallelerde barikatlarla yolları kapatmak gibi başka yollara da başvurmuşlardır (bk. Elçi / Türkiye (k.k.), no. 63129/15, § 4, 29 Ocak 2015 ve Selahattin Demirtaş / Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, §§ 28-41, 22 Aralık 2020). Hükümete göre, PKK belediyelere sızmış ve seçilmiş belediye başkanları aracılığıyla bu belediyelerin lojistik ve mali kaynaklarını yasadışı faaliyetleri için kullanmıştır. Örnek olarak Hükümet, ölen PKK üyelerinin yakınlarının bu belediyelerde istihdam edildiğini; belediyelerin gençlik ve kadın merkezlerinin örgüte eleman bulmak için kullanıldığını; belediye fonlarının PKK’yı finanse etmek için kullanıldığını ve belediye hizmet araçlarının bombalı saldırılarda ve yasadışı örgütün diğer lojistik ihtiyaçları için kullanıldığını kaydetmiştir. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve olağanüstü hal ilanı Yüksel Yalçınkaya / Türkiye ([BD], no. 15669/20, §§ 10-17, 26 Eylül 2023) kararında özetlenmiştir. Olağanüstü hal 21 Temmuz 2016’dan 18 Temmuz 2018 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır. Olağanüstü hal süresince Bakanlar Kurulu çeşitli kanun hükmünde kararnameler çıkarmıştır. Bu kararnamelerden biri olan ve 23 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (bk. Pişkin / Türkiye, no. 33399/18, § 33, 15 Aralık 2020), bir bakanlığa bağlı tüm kurumlarda terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara, üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen her türlü personelin kamu görevinden çıkarılması şart koşulmuştur. Başvuranların İşten Çıkarılması ve Yerel Mahkemelerdeki İşe İade Davaları 23 Temmuz 2016 tarihli 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girmesinin ardından, kamu kurumları güvenlik değerlendirmeleri yaparak özel taşeron şirketlerden terör örgütüne üye, mensubiyeti, iltisaklı ya da irtibatlı olduğunu düşündükleri çalışanların işten çıkarılmasını talep etmiştir. Sonuç olarak, çeşitli tarihlerde, başvuranları istihdam eden özel taşeron şirketler, başvuranlara tebligatta bulunarak ivedilikle geçerli olmak üzere işlerine son vermişlerdir. Başvuranlar, işlerine iade edilmeleri talebiyle iş mahkemelerince dava açmışlardır. Başvuranlar, işten çıkarılmalarının 4857 sayılı İş Kanunu anlamında geçerli gerekçelere dayanmadığını ve Kanun’da belirtilen usul hükümlerine uyulmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar bu nedenle, işlerine iadelerini ve dört aylık maaşlarına eşdeğer bir tazminat talep etmişlerdir. Başvuranlar işverenlerinin kendilerini işlerine iade edilmemelerine karar vermesi halinde, kendilerine sekiz aylık maaşlarına eşdeğer bir tazminat ödenmesi gerektiğini de eklemişlerdir. Yargılamalar sırasında iş mahkemeleri taşeron temin eden özel sektör kuruluşlarından ve belediye işverenlerinden başvuranların sözleşmelerinin feshine ilişkin belgeleri talep etmiş ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla ilgili kamu kurumlarından başvuranların işten çıkarılmasını haklı kılabilecek bir ceza soruşturması ve kovuşturması olup olmadığına ilişkin bilgi talep ederek re’sen bir soruşturma yürütmüştür. İş mahkemeleri, toplanan bilgilere dayanarak Ek II’de belirtilen tarihlerde davaların reddine karar vermiştir. İş mahkemesi sadece başvuran Doham Onat’ın (başvuru no. 61590/19) davasında başvuranı herhangi bir terör propagandası yaparken görmediklerini ifade eden tanıkları dinlemiş, ancak söz konusu iş mahkemesi tarafından bu tanıkların ifadelerine ilişkin ayrı bir değerlendirme yapılmamıştır. İş mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan ortak unsurlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir. Öncelikle, iş mahkemeleri uyuşmazlığın konusunun 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olduğunu, ancak 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yasadışı yapılara mensup veya iltisaklı olduğu düşünülen çalışanların derhal işten çıkarılmasını öngören hükümlerinin, özellikle “şüphenin varlığı” temelinde, iş ilişkisinin sona erdirilmesi için geçerli gerekçeler oluşturduğuna karar vermiştir. Bu bağlamda yerel mahkemeler, söz konusu Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tedbirlerin olağanüstü halin bir gereği olduğunu ve başta FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) olmak üzere PKK, DAEŞ, DHKP/C (Halkın Devrimci Kurtuluş Partisi/Cephesi) ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturan diğer örgütler gibi

Belediyede Çalıştırılan Taşeron İşçilerin İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle İşten Çıkarılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kamu Görevinden Çıkarıldıktan Sonra Hizmet Birleştirmesi Yaparak Emekliye Ayrılanlara Emekli İkramiyesi Ödenmemesi

Kamu Görevinden Çıkarıldıktan Sonra Hizmet Birleştirmesi Yaparak Emekliye Ayrılanlara Emekli İkramiyesi Ödenmemesi Kamu Görevinden Çıkarıldıktan Sonra Hizmet Birleştirmesi Yaparak Emekliye Ayrılanlara Hiç Emekli İkramiyesi Ödenmemesi: Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun geçici 4. maddesi kapsamında geçirenler, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında emeklilik ikramiyesi ödenmesinde bir fark öngörme bakımından kanun koyucu takdir yetkisine sahip ise de karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkacak farklılığın orantılı olması gerekir. Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenlere kamu görevinden çıkarıldığında emeklilik ikramiyesi tam olarak ödendiği halde 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılanlara hiç emekli ikramiyesi ödenmemektedir. Burada 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçirilen sürenin çok uzun olması, 25 yılı tamamlamak için bu kanun hükmü dışındaki mevzuata göre çalışılan ve birleştirilen sürenin 1 ay bile olması durumu değiştirmemektedir. Nitekim somut olaydaki gibi 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında 23 yıllık hizmeti bulunan, sadece başka mevzuat kapsamındaki iki yıllık çalışma süresini birleştiren başvurucuya -bu mevzuata göre çalıştığı süre ile orantılı olarak da olsa- emeklilik ikramiyesi ödenmemişken aynı nedenlerle kamu görevine son verilen, 25 yıllık süresini anılan mevzuat kapsamında geçirenlere emeklilik ikramiyesi tam ödenmiştir. Bu durumda karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkan farklılığın açıkça orantısız olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Fikret Aslan – Başvuru No: 2019/41241 Karar Tarihi: 25/2/2025 R.G. Tarih ve Sayı: 7/8/2025 – 32979 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekili: Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu: Fikret ASLAN I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için kamudaki görevin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona erme koşulu aranması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 13/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. 4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 6. Başvurucu 1963 doğumlu olup 1/7/1985 tarihinde 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı (mülga) Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında Sosyal Sigortalar Kurumuna (SSK) tabi olarak çalışmaya başlamıştır. Başvurucu 1/9/1992 tarihinde sözleşmeli memur, 14/12/1993 tarihinde ise kadrolu memur olarak atanmıştır. Başvurucu son olarak bir kamu kurumunda veri hazırlama kontrolü işletmeni olarak görev yapmakta iken 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında kamu görevinden çıkarılmıştır. 7. Başvurucu, kamu görevinden çıkarıldıktan sonra 13/1/2017 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurarak emekli aylığı bağlanması talebinde bulunmuş; başvurusu kabul edilmiştir. SGK 17/5/2017 tarihli yazıyla 25 yıl 4 ay 25 gün hizmetine karşılık birleştirilmiş hizmet süresi üzerinden başvurucuya 1/2/2017 tarihinden itibaren emeklilik aylığı bağlandığını belirtmiştir. 8. Başvurucu 22/5/2017 tarihinde SGK’ya başvurarak kendisine emekli aylığı bağlandığını ancak emekli ikramiyesi ödenmediğini belirtmiş ve ikramiye ödenmesini talep etmiştir. SGK bilatarih ve 63.525.339 sayılı yazıyla talebi reddetmiştir. SGK, birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik aylığı bağlananlara kamu görevinin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermesi şartıyla ikramiye ödeneceğini ve devlet memurluğundan çıkarma cezası alanlara devlet memurluğunda geçen süreleri için emekli ikramiyesi ödenmeyeceğini açıklamıştır. SGK, kamu görevinden çıkarılan başvurucuya emekli ikramiyesi ödenmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. 9. Başvurucu 17/7/2017 tarihinde SGK işleminin iptali istemiyle dava açmıştır. Ankara 7. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 28/2/2018 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda öncelikle ilgili yasal mevzuatın gelişimine yer vermiştir. Söz konusu mevzuata göre hizmetlerinin tamamı 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun geçici 4. maddesi kapsamında geçenlere, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın kamudaki görevinden emekliye ayrılanlara 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, herhangi bir şart aranmaksızın emekli ikramiyesi ödendiği fakat hizmet birleştirmesi yapmak suretiyle emekli olanlara ise 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan şartlar dâhilinde emekli ikramiyesi ödenebileceğini belirtmiştir. Anılan 89. maddenin ikinci fıkrasında ise 5434 sayılı Kanun’a tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmaların 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı (mülga) İş Kanunu’nun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermesi kaydıyla emekli ikramiyesi ödeneceğinin kurala bağlandığını, başvurucunun ise görevine KHK ile son verildiğinden kıdem tazminatına hak kazanmadığını, böylece emekli ikramiyesi ödenmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığını ifade etmiştir. 10. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun geçici 4. maddesi kapsamında yaklaşık 23 yıl fiilî hizmeti olduğunu, 506 sayılı Kanun’a tabi olarak geçen 2 yıl 4 ay 25 gün sigortalı hizmet süresi de dâhil edilince toplamda 25 yıl 4 ay 25 gün hizmeti karşılığı emekli aylığı bağlandığını belirterek Emekli Sandığına tabi hizmetinin karşılığı olarak emekli ikramiyesi ödenmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca hizmetlerinin tamamı 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçenlere, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekli aylığı bağlananlara herhangi bir şart aranmaksızın emekli ikramiyesi ödenmekte iken hizmet birleştirmesi yapmak suretiyle emekli olabileceklere aynı hakkın tanınmamasının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir. 11. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle 13/11/2019 tarihinde istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir. Nihai karar 25/11/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 13/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. IV. İlgili Hukuk A. Ulusal Hukuk 1. İlgili Mevzuat 12. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu‘nun 89. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “Hizmet sürelerinin tamamı bu

Kamu Görevinden Çıkarıldıktan Sonra Hizmet Birleştirmesi Yaparak Emekliye Ayrılanlara Emekli İkramiyesi Ödenmemesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ölüm Aylığının Kesilmesi: Kadının Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığının SGK Tarafından Tespit Edilmesi

Ölüm Aylığının Kesilmesi: Kadının Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığının SGK Tarafından Tespit Edilmesi Ölüm Aylığının Kesilmesi: Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığına ilişkin tespit içeren Sosyal Güvenlik Kurumu denetmen raporunun aksinin toplanan delillerle ispatlanıp ispatlanmadığı; buradan varılacak sonuca göre davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/(21)10-145 Karar No: 2022/30 Karar Tarihi: 20/01/2022 İncelenen Kararın Mahkemesi: Ankara 33. İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 33. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:      I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile eşi İ.. Dinç’in Tokat Aile Mahkemesinin 22.11.2007 tarihli kararı ile boşandığını, müvekkilinin kızı Ceyda ile birlikte Tokat ilinde yaşamaya devam ettiğini, Ceyda için takdir edilen 100TL iştirak nafakası ve ev temizliğine giderek kazandığı gelirin yeterli olmaması üzerine talebine istinaden babasından ölüm aylığı bağlandığını, daha sonra geçim sıkıntısı nedeniyle kızı ile birlikte Ankara’ya yerleştiklerini ve ev temizliği işlerine devam ettiğini, müvekkilinin boşandığı eşinin Tokat’ta yaşamakta iken 2012 yılında Ankara’ya gelerek ısrarlı bir şekilde evlenmek için teklifte bulunarak aracılar göndermesi, büyükşehirde yaşam şartlarının zor olması ve çocuğunun eğitimi için 27.09.2012 tarihinde eski eşi ile yeniden evlenmek zorunda kaldığını, Kurum tarafından boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesi ile yersiz ödeme borcu çıkarıldığını, davacı ile eşinin boşandıkları süreçte bir araya gelmediklerini, Kuruma yapılan itirazın reddedildiğini ileri sürerek davacıya gönderilen borç bildirim belgesinin iptalini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) vekili cevap dilekçesinde; Kurum işleminin yasal düzenlemelere uygun olduğunu, davanın hukukî dayanaktan yoksun ve haksız olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. Ankara 33. İş Mahkemesinin 19.04.2016 tarihli ve 2016/495 E., 2016/188 K. sayılı kararı ile; adres araştırmaları, tanık anlatımları, oy kullandıkları sandıkların 2007-2012 yılları arasında davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığını kanıtlar nitelikte olmadığı aksine ayrı yaşama olgusunu desteklediği ancak davacının evlendikten sonra 17.10.2012 tarihinde bir defa ölüm aylığı aldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne; davacının 27.09.2012 tarihine kadar yapılan ödemelerden dolayı borçlu olmadığının tespitine, 17.10.2012 tarihinde yapılan 743,60TL’lik ölüm aylığı ödemesinin yersiz olduğuna karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Ankara 33. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 12.10.2017 tarihli ve 2016/12957 E., 2017/7710 K. sayılı kararı ile; “..Dava; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56/2.fıkrası uyarınca davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeni ile ölüm aylığının kesilmesine ilişkin davalı Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı Kurum vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; Mahkemece “…davacının 27/09/2012 tarihine kadar yapılan ödemelerden dolayı borçlu olmadığının tespitine, yeniden evlenme tarihinden sonra 17/10/2012 tarihinde 743,60 TL lik ölüm aylığı ödemesinin yersiz olduğu anlaşıldığından 29.724,52 TL ve işlemiş faizi yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine” karar verildiği, davacı E.. Dinç’in eşi İ.. Dinç’ten 02/01/2008 tarihinde boşandığı, 27/09/2012 tarihinde eski eşiyle tekrar evlendiği, 1973 yılında vefat eden babasından dolayı yetim aylığı aldığı, Sosyal Güvenlik Denetmeni tarafından tanzim edilen 11/08/2014 tarih ve 120 sayılı rapora göre davacı ve boşandığı eşinin boşandıkları dönemde birlikte yaşadıklarının tespit edildiği, bu rapora dayanılarak davacının aylığının kesildiği, Kurumca 17/10/2008-16/112012 tarihleri arasında ödenen 30.468,12 TL aylık tutarı ve işlemiş faizinin borç çıkarıldığı , anlaşılmıştır. Davanın, yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada: “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir.Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenleme ile ölen sigortalının kız çocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılan eşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda, ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmiş aylıkların geri alınması öngörülmektedir. Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu, gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere, düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama; hakkın kötüye kullanılması durumunda haksahipliğinin ortadan kalkması ve dolayısıyla gelir veya aylıktan yararlandırılmama yöntemi benimsenmiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinde oldukça yalın olarak; “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, ” hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede, boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurum’ca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken, eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin/samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma/irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin/aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Somut olayda; 11/08/2014 tarih ve 120 sayılı denetmen raporunda; davacının Mernis adresi olan “Kamil Ocak Mah. Yücel Sok. … Keçiören/ANK.” adresine gidildiği, eşi İ.. Dinç’in adreste alınan beyanında; 2007/2008 gibi eşinden boşandığını, boşanmadan önce Tokat’ta yaşadıklarını, boşandıktan sonra eşi ve kızının Tokat’ta kaldığını, kendisinin Ankara’ya taşındığını, Duman Sok No:24/4 Keçiören’de ikamet ettiğini, 2012 yılında tekrar evlendikleni, bu adresi satın

Ölüm Aylığının Kesilmesi: Kadının Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığının SGK Tarafından Tespit Edilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşe İade İstemiyle Açılan Davanın Reddi Sonrasında Yargılamanın İadesi ve Tavzih Suretiyle Hükmün Değiştirilmesi Talep Edilebilir mi

İşe İade İstemiyle Açılan Davanın Reddi Sonrasında Yargılamanın İadesi ve Tavzih Suretiyle Hükmün Değiştirilmesi Talep Edilebilir mi Yargılamanın İadesi ve Tavzih: Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işe iade istemiyle açılan davada, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine kesin olmak üzere karar verilmesinden sonra davacı vekilinin yargılamanın iadesini talep ettiği dikkate alındığında; yargılamanın iadesi isteminin ilk derece mahkemesince mi yoksa Bölge Adliye Mahkemesince mi değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; yargılamanın iadesi isteminin işe iade talebiyle açılan dava sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kesin olarak verilen karara yönelik olduğu dikkate alındığında hükmün tavzihi suretiyle değiştirilip değiştirilemeyeceği ve usulüne uygun olarak verilmiş bir direnme kararı bulunup bulunmadığı hususları ön sorun olarak tartışılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2021/9-738 Karar No: 2022/37 Karar Tarihi: 20.01.2022 İncelenen Kararın Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Dava: Yargılamanın İadesi (İşe İade) 1. Taraflar arasındaki yargılamanın iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi tarafından verilen yargılamanın iadesi talebinin dava şartları yokluğundan reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili yargılamanın iadesi talepli dilekçesinde; müvekkilinin 13.06.2016-22.12.2017 tarihleri arasında davalı Havelsan Hava Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. nezdinde Teknokent ODTÜ Ankara adresinde bulunan işyerinde yazılım mühendisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin “adına kişi güvenlik belgesi tesis edilememesi” sebebiyle geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın feshedilmesi üzerine Ankara 23. İş Mahkemesinde iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmesi istemiyle dava açtığını, ilk derece mahkemesince 28.11.2018 tarihli ve 2018/48 E., 2018/727 K. sayılı karar ile davanın kabulü ile işverence yapılan feshin geçersiz olduğunun tespitine, davacının davalı işyerindeki işe iadesine karar verildiğini, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince 05.11.2019 tarihli ve 2019/999 E., 2019/2557 K. sayılı karar ile kişi güvenlik belgesi tesis edilememesi sebebiyle yapılan feshin geçerli nedene dayandığı belirtilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olmak üzere karar verildiğini, ancak Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin aksine müvekkili hakkında kişi güvenlik belgesi düzenlendiğini, bunun yeni delil mahiyetinde olduğunu ileri sürerek Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 05.11.2019 tarihli ve 2019/999 E., 2019/2557 K. sayılı kararının kaldırılmasına, yeni delil elde edilmiş olması sebebiyle yargılamanın iadesine ve Ankara 23. İş Mahkemesinin 28.11.2018 tarihli ve 2018/48 E., 2018/727 K. sayılı kararına yönelik davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı Havelsan Hava Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının Siber Güvenlik ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcılığına bağlı olarak müvekkili şirkette yazılım mühendisi unvanıyla çalıştığını, müvekkili şirketin tesis güvenlik belgesi ile kişi güvenlik belgesi olmadan savunma sanayi alanında faaliyet gösteremeyeceğini, davacı hakkında kişi güvenlik belgesi tesis edilememesi sebebiyle iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini, davacının iş sözleşmesinin feshedildiği ve işe iade davasının devam ettiği dönemde hakkında kişi güvenlik belgesi düzenlenemediğini, fesih tarihinden 3 yıl sonra alınan kişi güvenlik belgesinin yargılama açısından delil olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından yargılamanın iadesi talep edilemeyeceğini, fesih tarihi itibariyle davacının güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması ve hakkında kişi güvenlik belgesi tesis edilememesi karşısında müvekkili şirketin iş sözleşmesini sürdürmesi beklenemeyeceğinden davacının iş sözleşmesinin ilgili mevzuat kapsamında ve hukuka uygun olarak feshedildiğini belirterek yargılamanın iadesi talebinin reddi gerektiğini savunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı 6. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 24.06.2020 tarihli ve 2020/1337 E., 2020/1400 K. sayılı kararı ile; işe iade davasının reddine dair kararın kesinleşmesinden sonra alınan ELD Bilişim ve Ticaret A.Ş. için hazırlanan 09.01.2020 tarihli kişi güvenlik belgesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesinde sayılan belgelerden olmadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi talebinin esasa girmeden dava şartları yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15.10.2020 tarihli ve 2020/6561 E., 2020/12072 K. sayılı kararı ile; “…1- Öncelikle; 25.10.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/1-a maddesi gereğince 4857 sayılı Kanunun 20. maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesinin 4. fıkrasında da ilk derece mahkemeleri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararların karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tabi olduğu hususu düzenlenmiştir. Belirtilen düzenlemeler uyarınca İlk Derece Mahkemelerinden 25.10.2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında Bölge Adliye Mahkemesi kararları kesindir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Dosya içeriğine göre, yargılamanın yenilenmesi ile işe iade talepli somut dava, ilk davadan bağımsız olup, Bölge Adliye Mahkemesince kanun yolu denetimine tabi olmaksızın karar verilmiştir. Başka bir deyişle, yargılamanın yenilenmesi ile işe iade talepli somut davada İlk Derece Mahkemesince 25.10.2017 tarihinden sonra verilen bir karar olmadığından kararın temyiz incelemesinin yapılması gerekmiştir. 2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yargılanmanın yenilenmesi şartlarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 378. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; (1) Yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçe, kararı veren mahkemece incelenir. (2) Mahkeme, dayanılan sebebin niteliğine göre yargılamanın iadesi talebinde bulunandan karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılayacak uygun bir miktar teminat göstermesini isteyebilir.” Somut olayda, davacı yargılamanın yenilenmesini Bölge Adliye Mahkemesinden talep etmiş, Bölge Adliye Mahkemesince talep değerlendirilerek karar verilmiştir. Yukarıda değinilen kanun hükmü ışığında yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçenin, kararı veren ilk derece mahkemesince incelenip karar bağlanması gerekmekte olup bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi hatalıdır.” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Direnme Kararı 9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 24.03.2021 tarihli ve 2021/581 E., 2021/783 K. sayılı kararı ile; sadece maddî anlamda kesin hükümlere karşı yargılamanın iadesi yoluna gidilebileceği, istinaf yolunda ilk derece mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmiş ise maddî anlamda kesinleşmeye elverişli olan kararın bölge adliye mahkemesinin kararı olduğu, böyle bir durumda, istinaf üzerine verilen karara karşı da aynen ilk derece mahkemesi kararlarına karşı olduğu gibi şartların

İşe İade İstemiyle Açılan Davanın Reddi Sonrasında Yargılamanın İadesi ve Tavzih Suretiyle Hükmün Değiştirilmesi Talep Edilebilir mi Read More »