Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Trafik Cezasına İtiraz ve Ödeme Emrinin İptali

Trafik Cezasına İtiraza ilişkin Dava Devam Ederken Düzenlenen Ödeme Emrinin İptali Trafik Cezasına İtiraz ve Ödeme Emrinin İptali: Davacının ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına yaptığı itiraza ilişkin dava devam ederken, söz konusu ödeme emrinin düzenlendiği, dolayısıyla dava konuşu ödeme emrinin düzenlendiği tarih İtibarıyla kesinleşmemiş idari yaptırımın tahsili amacıyla işlem tesis edildiği görülmektedir. Bu durumda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmekte iken davanın reddine yönelik İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. (2577 s. K. m. 20/A, 20/B, 51) (5326 s. K. m. 3, 17) (6183 s. K. m. 17, 27, 37, 55, 58) (5018 S. K. Ek 1, 2, 3 Sayılı Cetvel) (2918 s. K. m. 51) Trafik Cezasına İtiraz: Dava Devam Ederken ve İdari Para cezası Kesinleşmeden Düzenlenen Ödeme Emrinin İptali Danıştay 8. Daire Esas No: 2025/6734 Karar No: 2026/675 Karar Tarihi: 10.02.2026 İstemin Özeti: İzmir 2. İdare Mahkemesi’nin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının 2577 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulması istemidir. Danıştay Tetkik Hâkiminin Düşüncesi: İstemin kabulü gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Başsavcısının Düşüncesi: Davacı hakkındaki 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 51. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca verilen trafik idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen 21/01/2025 tarihli ve 2025012166S3F0000360 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın reddine İlişkin İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarihli ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının kanun yararına incelenerek bozulması istemiyle Başsavcılığımızı bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik “Kanun Yararına Temyiz” başlıklı 51. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “1. İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir. 2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz. 3. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.” Kanuni süre geçtikten sonra kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine süre aşımı yönünden başvurunun reddedilmesi veya herhangi bir usuli sebeple kanun yolu incelemesine tabi tutulmadan kararın kesinleşmesi hallerinde kanun yolu İncelemesi yapılmış olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz edilebilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 20/A ve 20/B maddeleri uyarınca ivedi yargılama usulü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna başvurmadan temyiz edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşenlerin kanun yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt bulunmamaktadır. Bu itibarla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 51. maddesine göre kanun yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları kapalı olduğu için kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yolları açık olduğu halde taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür. Kanun yararına bozma isteminin konusunu; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu‘nun 17. maddesi uyarınca genel bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülen idari para cezalarına itiraz edilmesi halinde, İtiraz üzerine verilecek mahkeme kararının kesinleştiği tarihten önce bu cezanın tahsili amacıyla ödeme, emri düzenlenip düzenlenemeyeceği; idari para cezasına itiraz edilmekle birlikte ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmış ise, sulh ceza mahkemesi kararıyla para cezasının kısmen kaldırılması halinde, iptal davasında ödeme emrinin tamamının mı yoksa kaldırılan kısmının mı iptaline karar verilmesi gerektiği oluşturmaktadır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun‘un 37. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Amme alacakları hususi kanunlarında belli edilen zamanlarda ödenir. Hususi kanunlarında ödeme zamanı tesbit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay İçinde ödenir. Bu ödeme müddetinin son günü amme alacağının vadesi günüdür. Amme borçlusu İsterse borcunu belli zamanlardan önce ödeyebilir.” Bu maddeye göre, takip işlemlerini yürüten davalı idarenin, Kanun’da belirtilen şekilde ödeme zamanının belirlenip belirlenmediği hususunu re’sen inceleyerek, ödeme zamanı belirlenmemiş alacaklar için bir aylık ödeme süresi tanıyarak vade tarihini belirlemesi, akabinde süresi içerisinde ödenmeyen alacaklar için ödeme emri düzenlemesi gerekmektedir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun‘un 55. maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebiiğ tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açabileceği kuralı yer almıştır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu‘nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, bu Kanun’un genel hükümlerinin, İdari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 17. maddesinin 3. fıkrasında, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen İdari para cezaları ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idari para cezalarının genel bütçeye gelir kaydedileceği; 4, fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdari para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderileceği; 27. maddesinin 1. fıkrasında, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde İdari yaptırım kararının kesinleşeceği kurallarına yer verilmiştir. Öte yandan; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp 12/05/2007 tarihli, 26520 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 442 sayılı Tahsilat Genel Tebliğinde; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri doğrultusunda, “İdari Para Cezalarının Kesinleşmesi” konusunda da açıklama yapılmış ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Kanun’a göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara İlişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesinin gerektiği, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması veya kanun yoluna başvurulması halinde yargılama aşamalarının son bulması neticesinde idari para cezalarının takip edilebilir aşamaya gelmesinin, idari para cezasının kesinleşmesi anlamına geleceği ifade edilmiştir. Söz konusu Tebliğde ayrıca, idari para cezasına yönelik 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri dışında

Trafik Cezasına İtiraz ve Ödeme Emrinin İptali Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AİHM Kavala Kararı (No. 2)

AİHM Kavala Kararı (No. 2) – Başvuru No: 2170/24 © Büyük Daire tarafından verilen AİHM Kavala Kararı (No. 2) kesindir ancak redaksiyonel / editöryal revizyona tabi olabilir. AİHM Kavala Kararı (No. 2)’nın bu gayriresmi çevirisi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2026. Tercümana ve web sitesine atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir. AİHM Kavala Kararı – Büyük Daire Madde 35 § 1 • İç hukuk yollarının tüketilmesi • Somut davanın kendine özgü koşullarında etkinliği ciddi biçimde zedelenmiş olan Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvurunun sonucunu Avrupa Mahkemesine başvurmadan önce beklemediği için başvurucuya kusur atfedilemeyeceği • Başvurucunun kesintisiz olarak sekiz buçuk yıl boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması • Mevcut tüm iç hukuk yollarının sonuç alınamadan, tutarlı, özenli ve tereddütsüz bir biçimde tüketilmesi • Avrupa Mahkemesinin bağlayıcı kararlarının (Kavala / Türkiye ve Kavala / Türkiye (ihlal prosedürü) [BD]) ısrarla icra edilmemesi ve ulusal beraat kararının fiili bir sonuç doğurmaması • Başvurucunun iki bireysel başvurusuna ilişkin Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamalarda açıkça aşırı gecikmeler yaşanması • Söz konusu başvuru yolunun, Anayasa Mahkemesinin usuli eylemsizliği sebebiyle makul bir süre içinde incelenme ihtimali sunmaması Madde 10 ve Madde 11 • İfade özgürlüğü • Barışçıl toplanma özgürlüğü • Gezi Parkı olayları sırasındaki şiddet eylemlerinin planlanması, koordine edilmesi veya yönlendirilmesindeki stratejik rolü gerekçesiyle, somut dahli incelenmeksizin başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması • Mahkûmiyetin doğrudan insan hakları savunuculuğu faaliyetiyle veya Gezi Parkı olaylarındaki katılımıyla bağlantılı fiillere dayandırılması • Sözleşme ile korunan hukuka uygun sivil toplum faaliyetlerinin, son derece ağır bir suçun maddi unsuru ile eşdeğer tutulması • Ağır Ceza Mahkemesinin Ceza Kanunu’nu yorumlayışının, başvurucunun doğrudan bir katılımı, azmettirmesi veya kolaylaştırması bulunmaksızın, üçüncü kişiler tarafından işlenen şiddet eylemlerinden dolayı cezai sorumluluğun dolaylı olarak başvurucuya yüklenmesine yol açması • Açıkça orantısız cezai külfet • Söz konusu yorumun 10. ve 11. maddelerde güvence altına alınan özgürlüklerin kullanımı üzerinde son derece ciddi bir caydırıcı etki yaratmasının muhtemel olması • İlgili ceza hukuku hükmünün kapsamının genişletilmesinin keyfi müdahalelere karşı zorunlu asgari korumayı sağlamamış olması ve “kanunla öngörülmüş” olmaması Madde 6 § 1 (ceza) • Başvurucu aleyhine yürütülen ceza yargılamasında, hem yargılamanın hakkaniyetini hem de mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini etkileyen ciddi eksiklikler bulunması • Suçun cebir ve şiddet kullanımını zorunlu kılmasına karşın, başvurucunun faaliyetleri ile söz konusu şiddet olayları arasındaki illiyet bağının incelenmemesi • Savunma tarafından dinlenilmesi talep edilen kilit tanıkların dinlenilmesinin, yeterli usuli dengeleyici güvenceler sağlanmaksızın veya istinaf ve Yargıtay tarafından etkili bir denetime tabi tutulmaksızın basmakalıp gerekçelerle reddedilmesi • Mahkûmiyetin, aksini ispat yükünü sanığa yükleyecek biçimde, büyük ölçüde bağlamsal ve yeterince bireyselleştirilmemiş çıkarımlara dayandırılması • Ulusal mahkemelerin başvurucu aleyhine ceza hukukunu keyfi ve öngörülemez biçimde yorumlayarak davanın açıkça mantıksız bir sonuca ulaşmasına yol açması • Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususunda meşru şüpheler uyandırmaya elverişli birbiriyle örtüşen unsurların bulunması • Dosyanın bir mahkemeden diğerine art arda devredilmesi • Unsurların, Türkiye’de yargı bağımsızlığını etkileyen yapısal eksikliklerin oluşturduğu daha geniş bağlam ışığında değerlendirilmesi gerekliliği • Başvurucunun adil yargılanma hakkının özünü temelden zedeleyen eksiklikler Madde 5 § 1 • Madde 5 § 1 (c) ve (a) • Başvurucunun bir bütün olarak değerlendirilen özgürlükten yoksun bırakılma sürecinin Madde 5 § 1 gereklilikleriyle bağdaşmaması • Makul şüphelere dayanmayan ve Sözleşme’de sayılan meşru amaçların hiçbirini gütmeyen keyfi tutukluluk • Yetkili makamların başvurucunun tutukluluğunun devamını sağlamak ve iç hukukun gereklerini dolanmak amacıyla alternatif gerekçeler arayarak kötü niyetle hareket etmesi • Başvurucunun mahkûmiyet sonrası tutukluluğunun, adil yargılanmanın temel güvenceleriyle bağdaşmayan bariz bir adalet inkârının yaşandığı yargılama sonucunda verilen cezanın infazına dayanması sebebiyle hukuka aykırı olması • Söz konusu özgürlükten yoksun bırakmanın Sözleşme kapsamında kabul edilebilir hiçbir yasal dayanağının bulunmaması Madde 18 (Madde 5 § 1, 6 § 1, 10 ve 11 ile bağlantılı olarak) • Sözleşme’de öngörülmeyen amaçlarla getirilen kısıtlamalar • Başvurucu hakkındaki ceza kovuşturmasının, tutukluluğunun devamının ve mahkûmiyetinin esasen gizli/art niyetli bir saikle, yani Gezi Parkı gösterilerindeki rolü ve bir insan hakları savunucusu olarak görüşlerini ifade etmesi sebebiyle kendisini cezalandırmak ve sesini kısmak amacıyla yürütülmesi Madde 3 (maddi yönden) • İnsanlık dışı veya aşağılayıcı ceza • Kişisel durumundaki değişiklikler veya tehlikelilik düzeyi dikkate alınarak tahliye ya da cezanın gözden geçirilmesi imkânı tanınmaksızın başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması • İndirilemez/tahliyesiz müebbet hapis cezasının verildiği andan itibaren Madde 3 ile bağdaşmazlık oluşturması Madde 46 • Kararın icrası • Bireysel tedbirler • Davalı Devletin başvurucunun mümkün olan en kısa sürede tahliyesini sağlamakla, Sözleşme hukuku açısından hükümsüz sayılan söz konusu mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldırmakla ve tespit edilen ihlallere karşı etkili bir giderim sağlamakla yükümlü olması Genel tedbirler • Davalı Devletin; insan hakları savunucuları, siyasi muhalifler ve gazeteciler hakkında kapsamı geniş yorumlanan veya yapay biçimde büyütülen suç isnatlarıyla kovuşturma açılması ve bu kişilerin hapsedilmesi şeklindeki sistematik sorunu çözmekle yükümlü olması • Davalı Devletin, yargının bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini zedeleyen yapısal eksiklikleri gidermekle yükümlü olması • Avrupa Mahkemesi kararlarının icrasına ilişkin ihlal prosedürlerine ulusal düzeyde öncelik tanınması zorunluluğu • Davalı Devletin, Vinter ve Diğerleri / Birleşik Krallık [BD] kararında belirlenen ilkelerle uyumlu bir prosedür getirerek, gerçek bir koşullu salıverilme perspektifi sunan bir mekanizmanın bulunmadığı indirilemez müebbet hapis cezalarının infazına dair sistemsel sorunu çözmekle yükümlü olması Strasbourg – 25 Ağustos 2026 Usul 1. Dava, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Sayın Mehmet Osman Kavala (“başvurucu”) tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 18 Ocak 2024 tarihinde Mahkemeye yapılan başvuruya (no. 2170/24) dayanmaktadır. 2. Başvurucu, Middlesex Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Profesörü Sayın Philip Leach ve Oxford Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Sayın Başak Çalı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı ve Hükümet Eş-Temsilcisi Sayın Abdullah Aydın tarafından temsil edilmiştir. 3. Başvuru, Mahkeme İçtüzüğü’nün 52 § 1 maddesi uyarınca Mahkemenin İkinci Bölümüne tahsis edilmiştir. 21 Mart 2024 tarihinde Bölüm Başkanı, İçtüzüğün 41. maddesini uygulamaya ve başvurucunun başvuruya öncelik tanınması talebini kabul etmeye karar vermiştir. Başvuru aynı tarihte Hükümete tebliğ edilmiştir. 4. 16 Aralık 2025 tarihinde İkinci Bölüm Dairesi, yargı yetkisini Büyük Daire lehine devretmeye karar vermiştir (Sözleşme’nin 30. maddesi ve İçtüzüğün 72. maddesi). 5. Büyük Dairenin bileşimi, Sözleşme’nin 26 §§ 4 ve 5 maddeleri ile İçtüzüğün 24. maddesi uyarınca belirlenmiştir. 6. Başvurucu ve Hükümet, davanın esasına ilişkin yazılı görüşlerini sunmuşlardır (İçtüzük

AİHM Kavala Kararı (No. 2) Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Arabuluculuğun Süresinde Yapılması

Arabuluculuğun Süresinde Yapılıp Yapılmadığının Belirlenmesi Arabuluculuğun Süresi: Dava açma hakkının doğmasından önce yapılan arabuluculuk başvurusunun dava açma süresi içinde sonuçlanması halinde zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2725 Karar No: 2026/3805 Karar Tarihi: 15.06.2026 I. Başvuru Avukat … 13.01.2026 tarihli başvurusunda; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 18. Hukuk Daireleri arasında, arabuluculuğun süresinde yapıldığının kabul edilebilmesi için başvuru tarihinin mi yoksa son tutanağın düzenlenme tarihinin mi esas alınması gerektiği hususunda uyuşmazlık bulunduğu belirtilerek, söz konusu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir. II. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu Kararı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 16.02.2026 tarihli ve 2026/1 E., 2026/1 K. sayılı kararıyla; “…İncelenen her iki dava dosyasında da davaların ihtiyaç nedeniyle tahliyeye ilişkin olduğu, … 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu‘na eklenen 18/B maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk kapsamına alınan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, arabuluculuk sürecinin hangi tarihte yürütülmesi gerektiği, henüz dava açma süresi gelmeden önce arabuluculuk süreci tamamlandığında, yapılmış bu arabuluculuğun zorunlu arabuluculuk dava şartını sağlayıp sağlamayacağı, daha öncesinde uyuşmazlık konusu olmuş, konu Başkanlar Kurulumuzun 24.02.2025 tarihinde, 2025/3 Esas sayısı ile ele alınmış ve bu konudaki uyuşmazlık Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/1495 Esas, 2025/3048 Karar sayılı kararı ile giderilmiştir. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin bu Yargıtay kararında; – Taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmadığı veya uyuşmazlık çıkarılamayacak olan bir dönemde sanki tarafların arasında uyuşmazlık varmış gibi dava şartı arabuluculuğa başvuru yapılarak anlaşmamaya ilişkin son tutanak düzenletilmesi bu arabuluculuk başvurusunu üçüncü kişiler nezdinde müracaat edilmesi gereken formalite niteliğinde olan bir davranış haline getirir. – Kiraya verenin kiracısından ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle kiralananı ne zaman tahliyesini isteyebileceği ilgili hükümde belirtildiği halde bu sürelere riayet edilmeksizin çok öncesinde sırf ileride kira süresinin bitiminden sonra kiracının kiralananı tahliye etmeme ihtimaline binaen, bu talebin kabul edilmeyeceği peşin fikriyle tahliye konusunda uyuşmazlık varmış gibi hareket edilip zamanından önce başlatılan zorunlu arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşmamaya ilişkin son tutanak ve anlaşmama belgesi ilgili kanun kapsamında olan geçerli bir dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlendiği kabul edilemez. – 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 350. maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemin eve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun da, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır. Açıklamalarına yer verildiği ve hüküm kısmında, “… ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun; tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra diğer bir anlatımla dava açma süresi içerisinde yapılması gerektiğine,” şeklinde belirtildiği, – Karar kapsamında zorunlu arabuluculuğa başvuru tarihinden bahsedilmiş ise de, başvurunun dava açma süresinden önce olduğu, ancak son tutanağın dava açma süresi içerisinde tutulduğu durumlarda zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine gelmiş sayılıp sayılmayacağı hususunun anılan Yargıtay uyuşmazlık giderme kararında ele alınmadığı görülmektedir. Bu kapsamda yapılan değerlendirmede; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca arabuluculuğa başvuru için öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun bir ön koşuludur. Yargıtay kararında da açıkça belirtildiği üzere taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmadığı veya uyuşmazlık çıkarılamayacak olan bir dönemde sanki tarafların arasında uyuşmazlık varmış gibi dava şartı arabuluculuğa başvuru yapılarak anlaşmamaya ilişkin son tutanak düzenletilmesi bu arabuluculuk başvurusunu üçüncü kişiler nezdinde müracaat edilmesi gereken formalite niteliğinde olan bir davranış haline getirir. Ancak, Başkanlar Kurulumuzun çoğunluğunca uyuşmazlığın bu doğrultuda giderilmesi gerektiği benimsenen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesinin 2025/2275 Esas, 2025/169 Karar sayılı kararına konu olan olayda zorunlu arabuluculuğa başvurulan 19.03.2025 tarihi, henüz ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabilmek için öngörülen 01.04.2025 – 30.04.2025 tarihleri arasında değil ise de, son tutanağın düzenlendiği 07.04.2025 tarihi tahliye davasının açılabileceği 01.04.2025 – 30.04.2025 tarihleri arasında olduğuna göre, son tutanağın düzenlendiği tarihte taraflar arasındaki uyuşmazlık gerçekleşmiştir. Bu durumda sırf başvuru tarihinde henüz uyuşmazlığın oluşmadığı kabul edilerek arabuluculuğun geçersiz sayılması, arabuluculuktan beklenen amacın dışında dava açmayı zorlaştıran ve pratik bir faydası bulunmayan bir yorum olacaktır. Nitekim, Yargıtay uygulamalarında arabuluculuğa başvuru tarihinde muaccel olmayan işçilik ücret alacaklarının, arabuluculuk son tutanağının tutulduğu tarihte muaccel hale gelmiş olması durumunda bu arabuluculuğun usulüne uygun kabul edildiği görülmektedir.” denilerek, uyuşmazlığın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun‘un 35. maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir. III. Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Konu Kararlar A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 08.10.2025 tarihli ve 2024/1883 E., 2025/2860 K. sayılı kararı Bursa 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.04.2024 tarihli ve 2024/1948 E., 2025/2860 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 01.10.2021 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile kiracı olduğunu, oğlunun konut ihtiyacı bulunduğunu ileri sürerek; ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince; ihtiyacın samimi olduğu gerekçesiyle, kiralananın tahliyesine karar verildiği, davalının istinaf yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “…Yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki kira akdinin 01.10.2021 başlangıç tarihli ve 12 ay süreli olduğu görülmektedir. Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının yeni dönem başlangıcı olan 01/10/2023 tarihinden itibaren bir ay içerisinde açılması gerekir. Ancak, üstte açıklandığı üzere kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu‘na 7445 sayılı Kanunla eklenen 18/B maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve arabuluculuğun dava şartı olduğu düzenlenmiştir O halde, arabuluculuğun dava şartı olduğu durumlarda dava şartının yerine geldiğinin kabulü için arabuluculuğa hangi tarihte başvurulması gerektiği değerlendirilmelidir. Şöyle ki; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 350. maddesi uyarınca ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda bir ay içinde açılması gerekir. Dava açma süresi kamu düzenindendir. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2015/8286 Esas, 2016/3259 Karar sayılı kararında bu husus “Davanın yıldan yıla uzayan kira sözleşmesinin süre sonu olan … tarihinden sonra dava açılması gerekirken süre sonu beklenmeden erken dava açılmıştır. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin olup, davalı tarafından ileri sürülmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır. Açılan davanın süresinden önce açılmış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece işin esasının incelenerek kiralananın tahliyesine karar verilmiş olması doğru değildir.” şeklinde açıklanmıştır. Öte yandan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu‘nun 18/A maddesi

Arabuluculuğun Süresinde Yapılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ceza Dosyası Kesinleşmeden Meslekten Çıkarma Cezası

Disiplin Soruşturmasına Konu Fiillere ilişkin Ceza Dosyası Kesinleşmeden Meslekten Çıkarma Cezası Verilebilir mi Danıştay 2. Daire Esas No: 2025/739 Karar No: 2025/5453 Karar Tarihi: 25.11.2025 İstemin Konusu: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir. Yargılama Süreci Dava Konusu İstem Dava; Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapan davacının, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda sahtecilik fiilini işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü‘nün 8/6 maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun… günlü, … sayılı kararının 46. olaya ilişkin kısmının iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti … İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararla; davacının, disiplin cezasıyla cezalandırılmasına temel olan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nde öngörülen eyleminin, mevcut hukuki durum itibarıyla 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun‘daki meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler arasında yer almaması ve suç ve cezada lehe olan kuralın uygulanması kuralının disiplin yaptırımları yönünden de geçerli bir ilke olması karşısında, Tüzük’ün 8/6 maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti Danıştay İkinci Dairesinin 11/06/2024 günlü, E:2024/808, K:2024/3602 sayılı bozma kararına uyularak, uyuşmazlığın esasına girilmek suretiyle … Bölge İdare Mahkemesi… İdari Dava Dairesince verilen temyize konu kararla; davacının, disiplin soruşturmasına konu fiilleri nedeniyle yargılandığı ceza davasında, … Ağır Ceza Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararıyla kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan 5 yıl 10 ay; rüşvet suçundan ise 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan yargı kararı uyarınca davacının sahtecilik fiilini işlediği sonucunun ortaya çıktığı, bu itibarla sübuta eren fiil kapsamında usulüne uygun olarak yürütülen disiplin soruşturması sonucunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile istinafa konu mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz Edenin İddiaları Davacı tarafından; Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/6 maddesinde düzenlenen ve meslekten çıkarma cezasını gerektiren sahtecilik fiilinin, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun‘da düzenlenmemesi nedeniyle lehe olan hükmün uygulanması ilkesi çerçevesinde karar verilmesi gerektiği, aynı birimde görev yapan birçok kişi içerisinde sadece kendisinin sorumlu tutulduğu, hukuki güvenlik, eşitlik ve kazanılmış hakka saygı ilkelerinin ihlal edildiği, disiplin soruşturmasına konu eylemleri nedeniyle yargılandığı ceza davasında verilecek kararın beklenilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Karşı Tarafın Cevabı Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakiminin Düşüncesi Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür. Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İnceleme ve Gerekçe Maddi Olay Dava dosyasının incelenmesinden; 13/02/2014 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından mükerrer sürücü belge sicillerinin birleştirilmesi için Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne liste gönderildiği, yapılan kontrollerde Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan davacının, Pol-Net sistemi üzerinden bazı şahıslara ait sürücü belge dosyalarında güncelleme yapmak suretiyle usulsüz olarak şahısların sürücü belgesi almalarını sağladığının tespit edildiği, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda hazırlanan raporun 46. olaya ilişkin kısmında M.Ç isimli şahsa ait … sicil numaralı sürücü belgesi dosyasında sınıf yükseltme ile ilgili ve (E) sınıfına dair hiçbir evrak bulunmamasına rağmen 22/08/2013 tarihinde POLNET sistemi üzerinde (B) sınıfından (E) sınıfına yükseltme işlemi yaptığı gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edilmesi üzerine temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İlgili Mevzuat 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu‘nun 83. maddesinin birinci cümlesi uyarınca yürürlüğe konulan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunduğu şekliyle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü‘nün 8/6 maddesinde; hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, (…) kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira fiilleri meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler olarak hükme bağlanmıştır. 08/03/2018 günlü, 30354 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun‘da, Tüzük’ün 8/6 maddesindeki fiillere ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş, anılan Kanun’un 9. maddesinde; Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller ile ilgili olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin, 34. maddesinde ise; bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde 657 sayılı Kanun’un disipline ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararı ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu‘nun 83. maddesinin birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi sonrasında yürürlüğe giren 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun‘un Geçici 1. maddesiyle “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre re’sen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur.” kuralı getirilmiştir. Hukuki Değerlendirme Kamu görevlilerinin disiplin cezasıyla cezalandırılabilmeleri için, disipline aykırı eylem veya işlemlerinin sübut bulup bulmadığının, usulüne uygun olarak yapılacak soruşturma ile ortaya konulması, soruşturma aşamasında kamu görevlisinin lehinde ve aleyhinde olan her türlü bilgi ve belgenin toplanması, bilahare disipline aykırı davranış olarak tespit edilen eylemin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanarak bu eyleme uygun olan disiplin cezası maddesinin tayini ve uygulanması gerekmektedir. Bu bağlamda, yapılan soruşturma sonucunda disiplin cezası verilebilmesi için, suça esas fiilin sübuta erdiğine ilişkin tespitin, hukuken geçerli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delillere dayanması gerektiği; aksi durumda, Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları ile güvence altına alınmış bulunan masumiyet karinesinin ihlali sonucunun doğabileceği açıktır. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden gerçekleştirilen incelemelerde; davacının, disiplin soruşturmasına konu fiilleri nedeniyle kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve rüşvet suçlarından yargılandığı ceza davasında, … Ağır Ceza Mahkemesinin

Ceza Dosyası Kesinleşmeden Meslekten Çıkarma Cezası Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ödeme Emrinin Tanınmıyor Şerhiyle İade Edilmesi

Borçlu Şirkete Gönderilen Ödeme Emrinin Tanınmıyor Şerhiyle İade Edilmesi Borçlu Şirkete Gönderilen Ödeme Emrinin Tanınmıyor Şerhiyle İade Edilmesi: Tebligat Kanunu’nun 35/4. maddesi ise tüzel kişi muhatap ile ilgili olup “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir. Bu hükme göre daha önce tebligat yapılmamış olsa bile tüzel kişinin yeni adresini kayıtlı olduğu sicile bildirmemesi hâlinde sicilde yazılı olan adresine aynı maddenin 2. ve 3. fıkralarına tebligat göre yapılabilecektir. Ticaret şirketine çıkarılıp bila tebliğ dönen tebligattaki adresin ticaret sicilinde kayıtlı adresi olduğunun anlaşılması ve ticaret şirketinin bu adresini değiştirmesi hâlinde, yeni adresini ticaret siciline tescil ve ilan ettirmediği takdirde 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca aynı maddenin 2 ve 3. fıkra hükümleri uygulanarak ticaret sicilindeki adrese yapılan tebligat usulüne uygun olacaktır. Muhatap ticaret şirketi, ticaret sicilindeki adresini değiştirdiği hâlde yeni adresini ticaret siciline bildirmemişse ticaret sicilinde kayıtlı bulunan mevcut adresi nedeniyle adresi meçhul sayılamaz. 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 35/4 ve Yönetmeliğin 57/4. maddeleri “daha önce kendilerine tebligat yapılmamış olsa bile” hükmünü içermekte olup ticaret sicilinde kayıtlı adrese çıkarılan tebligatın hangi sebeple bila tebliğ iade edilmesi gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Muhatap ticaret şirketinin ticaret sicilindeki adresine Tebligat Kanunu’nun 35/4. uyarınca tebligat yapılabilmesi için bu adrese daha önce çıkartılan tebliğin yapılamayıp iade edilmiş (bila tebliğ dönmüş) olması yeterlidir. Aksinin kabulü muhatap ticaret şirketine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ yapılmasını imkânsız kılar. Bu nedenle borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi üzerine aynı adrese çıkarılan ödeme emri tebliği Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 4. fıkrası gereğince aynı maddenin 2 ve 3. fıkra hükümleri uyarınca usulüne uygundur. Ödeme Emrinin Tanınmıyor Şerhiyle İade Edilmesi Halinde Borçlu Şirketin Ticaret Sicilinde Kayıtlı Adresine Tebligat Yapılabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2025/12-629 Karar No: 2026/385 Karar Tarihi: 18.06.2026 Taraflar arasında birleştirilerek görülen usulsüz tebliğ şikâyeti ve imzaya itiraz istemlerinden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl dosyada şikâyetin kısmen kabulüne, birleşen dosyada itirazın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl dosyada şikâyetin reddine, birleşen dosyada itirazın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu şirket vekili ile alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Talep 1. Asıl dosyada borçlular vekili; alacaklı vekili tarafından Eskişehir 6. İcra Müdürlüğünün 2022/7960 Esas sayılı dosyasında müvekkilleri aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borçlu şirkete ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini, ödeme emrinin borçlu şirkete ilk olarak ticaret sicilinde kayıtlı olan “… Mah. … Sk. No:24/A Tepebaşı/Eskişehir” adresine tebliğe çıkarıldığını ve 27.10.2022 tarihinde muhatap tanınmadığından bila tebliğ iade edildiğini, bunun üzerine yine aynı adrese 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 35. maddesi gereğince çıkartılan tebligatın 02.11.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, Tebligat Kanunu’nun 35/4. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için borçlunun ticaret sicil adresine usulüne uygun bila tebliğ işleminin yapılması gerektiğini, iade edilen tebligatta muhatabın adreste kime sorulduğuna ve kim tarafından tanınmadığının beyan edildiğine ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığını, bu hususun Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in (Yönetmelik) 30 ve 31. maddelerine aykırı olduğunu, borçlu …’ün iş ortağının oğlu olan alacaklının adresini bilebileceğini, takip konusu senedin asıl borçlusu …’e tebligat yapılmayıp sadece adresinde faal olmayan, senette kefil olan borçlu şirkete tebligat yapıldığını, bu durumun alacaklının kötüniyetini açıkça ortaya koyduğunu, takibe 13.09.2023 tarihinde muttali olduklarını ileri sürerek usulsüz tebliğ şikâyetinin kabulü ile tebliğ tarihinin 13.09.2023 tarihi olarak kabul edilmesine, müvekkilinin her türlü taşınır, taşınmaz ve malvarlığına konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen dosyada borçlular vekili; alacaklı vekili tarafından Eskişehir 6. İcra Müdürlüğünün 2022/7960 Esas sayılı dosyasında müvekkilleri aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe dayanak senetteki imzanın müvekkili şirket yetkilisi …’e ait olmadığını, borca ve faize de itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. Cevap Alacaklı vekili; borçlu şirkete tebliğ edilen ödeme emrinin usulüne uygun olduğunu, bu nedenle imzaya itirazın süreden reddi gerektiğini belirterek istemlerin reddini savunmuştur. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı İlk Derece Mahkemesinin 19.04.2024 tarihli ve 2023/455 Esas, 2024/151 Karar sayılı kararı ile; asıl dosya yönünden, ödeme emri tebliğinin borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine gönderildiği ve 27.10.2022 tarihinde adreste tanınmadığından bahisle iade edilmesi üzerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 35. maddesine göre 02.11.2022 tarihinde tebliğ edildiği, Özel Dairenin 28.03.2023 tarihli ve 2022/9364 Esas, 2023/2087 Karar sayılı emsal kararında belirtildiği üzere borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereğince tebligat yapılabilmesi için bu adrese gönderilen tebligatın adresin kapalı olması ya da muhatabın adresten taşınmış olması şerhiyle tebliğ edilemeden iade edilmesinin zorunlu olduğu, ilk tebligatın tanınmadığından bahisle iade edilmesi hâlinde Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamayacağı, dolayısıyla borçlu şirkete ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği, birleşen dosya yönünden ise; hüküm kurmaya elverişli 21.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda takibe konu senetteki imzanın borçlu …’ün eli ürünü olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle asıl dosyada şikâyetin kısmen kabulü ile ödeme emrinin 13.09.2023 tarihinde tebliğ edildiğinin tespitine, borçlu …’e gönderilen ödeme emri bulunmadığından hukuki yarar yokluğundan şikâyetin reddine, birleşen dosyada itirazın kısmen kabulü ile borçlular yönünden icra takibinin durdurulmasına, borçlular vekilinin tazminat ve para cezası talebinin şartları oluşmadığından reddine, borca itiraza ilişkin karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İstinaf A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 04.07.2024 tarihli ve 2024/842 Esas, 2024/1027 Karar sayılı kararı ile; asıl dosya yönünden, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine gönderilen ilk ödeme emri tebligatının iade edilmesi üzerine aynı adrese 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 35/4. maddesine göre tebligat yapıldığı, tebligat mazbatasında kapıya ihbar kağıdı yapıştırıldığı şerhinin de bulunduğu, borçlu şirket vekili tarafından müvekkilinin bu adreste hâlen faal olduğu, bu adresi kullandığı hususunun da ileri sürülmediği, bu durumda

Ödeme Emrinin Tanınmıyor Şerhiyle İade Edilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AYM Derya Baş Kararı

AİHM Yalçınkaya ve Yasak Kararları Sonrasında Verilen AYM Derya Baş Kararı AYM Derya Baş Kararı: Terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvuruda Anayasa Mahkemesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararında AİHM Yalçınkaya Kararı’na atıf yapılmasına rağmen, AİHM Büyük Daire tarafından verilen Yalçınkaya ve Yasak Kararları’nın gereği yerine getirilmemiştir. Oysa bilindiği üzere 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde münhasıran “şiddete” başvuran silahlı bir terör örgütüne üye olmak suç olarak düzenlenmektedir. Bu kapsamda yargılanan sanığın, örgütün hedefleri ve şiddet içeren yöntemleri hakkında bilgi sahibi olduğunun gösterilmesi, manevi unsurun tespiti için zorunlu bir ön koşuldur. Yargıtay’ın “doğrudan kast” yorumu çerçevesinde; kişinin “bilerek” ve “isteyerek” hareket ettiğinin, yani böyle bir örgütün parçası olmayı arzulayarak sürekli bir iştirak iradesi gösterdiğinin ispat edilmesi gerekir. Nitekim AİHM Büyük Daire’nin Yalçınkaya/Türkiye ve Yasak/Türkiye Kararlarında da vurgulandığı üzere; Sözleşme’nin 6. & 7. maddesi uyarınca mahkumiyet kararının meşru ve adil sayılabilmesi için, suçun fiil ve bilhassa kasıt unsurlarının her bir sanık özelinde, bireyselleştirilerek somut biçimde ispatlanması zorunludur. Mahkemelerin, Bylock kullanımı vb. belirli iddialardan hareketle otomatik suçluluk karinesine dayanması yasallık ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu kapsamda; başvurucu ve savunma tarafından ileri sürülen itirazların yargı makamları tarafından etkili biçimde tartışılmaması, isnat edilen fiillerin şiddet eylemleriyle bağlantısı ve suçun manevi unsurunun somut delillerle açıkça ortaya konulmaması, suçlamaya ilişin bireyselleştirme ve yeterli gerekçelendirme yapılmaması halinde suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekirdi. Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz. Anılan AİHM Yasak Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz. AYM Derya Baş Kararı Başvuru Numarası: 2023/25666 Karar Tarihi: 17/6/2026 Birinci Bölüm – Karar Başkan: İrfan FİDAN Üyeler: Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Yılmaz AKÇİL Raportör: Hüseyin Özgür SEVİMLİ Başvurucu: Derya BAŞ I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru; terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 7/4/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. III. Olay ve Olgular 4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 5. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında ByLock programını kullandıkları ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, muhakeme sürecinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve soruşturmaya Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından devam edilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir. Başvurucunun yakalanarak yapılan üst aramasında bir adet çift SIM kartlı cep telefonu ele geçirilmiş ve bu cihaz, üzerinde inceleme yapılmak üzere ilgili kolluk birimlerine teslim edilmiştir. Kolluk tarafından yapılan araştırmalarda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları üzerinden yapılan bağlantılar sonucunda oluşturulan 235553 user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) 21/10/2010 ila 5/2/2015 tarihleri arasında yedi ayrı hesap açtırıp bu hesaplardan üçünün aktif olduğuna ve 2013 yılının Aralık ayından sonraki tarihlerde hesaplarını aktif olarak kullandığına, örgüte ait yayın organlarının dijital platformlardan çıkarılması üzerine başvurucunun da Tivibu aboneliğini sonlandırdığına dair tespitlerde bulunulmuştur. 6. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde özetle ev hanımı olduğunu, ByLock programını kullanmadığını, Bank Asyaya bir kereye mahsus para yatırdığını, Tivibu aboneliğini kendisine bu platform tarafından eksik bilgilendirme yapıldığı için sonlandırdığını, liseden 2009 yılında mezun olduğunu, lisede okurken 2008 yılında örgüte müzahir dershaneye gittiğini, 2005 ila 2009 yılları arasında örgüte ait olduğunu duyduğu pansiyonda kaldığını ancak terör örgütüne dair etkinliklere katılmadığını ve anılan örgütle hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunmuştur. 7. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık, iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, platform üyeliğini sonlandırmasına, örgüte müzahir dershaneye gidip örgüte ait pansiyonda kalmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir. 8. Başvurucu hakkındaki yargılama Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 6/4/2017 tarihinde düzenlediği tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattına ait HTS kayıtlarının da Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir. 9. Başvurucu; yargılamanın 13/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek ve bu savunmalarından kısmen farklı olarak 2011 ila 2014 yılları arasında Akdeniz Üniversitesinde öğrenim gördüğünü, ByLock tespitine konu olan GSM hattını öğrenci olduğu dönemde almış olabileceğini, Bank Asyada yedi ayrı hesap açtırmadığını ve lise yıllarında örgüte müzahir K. Dershanesine gitmediğini, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir. 10. Celse arasında BTK, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan IP numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen 235553 user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 12/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir: i. “Kullanıcı Profil Bilgileri” başlıklı kısımda bu user-ID’ye bağlı oluşturulan kullanıcı adının “derya”, şifrenin “derya.2812”, mesajın “derya” ve son çevrim içi olduğu tarihin “14/2/2016″ olduğu, ii. 235553 user-ID numarasının başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanıldığı ve tespit edilebilen ilk log tarihinin 15/3/2015 olduğu, bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapıldığı ve e-posta alınıp gönderildiği, iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen veya bu user-ID numarasını kendi listesine ekleyen ve bazılarının gerçek kullanıcılarının tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcılarına yer verildiği, iv. 235553 user-ID numarasının, gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan “m” adlı bir gruba üye olduğunun, anılan gruba katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldıklarının tespit edildiği, v. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının “Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler” başlığı altında yer alan tablolarda, 235553 user-ID numarası ile gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka ByLock kullanıcıları arasında yapılan yazışmalara

AYM Derya Baş Kararı Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşadığı Belirlenen Kadının Aylığının Kesilmesi

Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşadığı Belirlenen Kadına Yapılan Ödemelerin Geri Alınması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralda; eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen hak sahibi eş ve çocukların gelir ile aylıklarının kesilmesi, bu kapsamda ödenmiş olan gelir ve aylıklar hakkında fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasını düzenleyen 96. madde hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuraldan kaynaklanan uyuşmazlıklarda ilgililerin boşandıkları eşleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığının tespit edilmesi hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından eksik araştırma yapılması hâlinde gereken araştırmanın mahkemelerce yapıldığı, bu durumun yargının idarenin yerine geçmesine neden olduğu ve yargılamanın makul sürede tamamlanmasına engel oluşturduğu, ayrıca ilgililerin boşandığı eşiyle birlikte yaşayıp yaşamadığının ortaya konulması amacıyla yapılan araştırmaların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik bir müdahaleye neden olduğu, hiç evlenmemiş kişilerle evlendikten sonra boşanan kişilerin esas itibarıyla aynı statüde bulundukları belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Kuralla, eş ve çocuklara bağlanan bu gelir ve aylıkların hangi hâlde kesileceği herhangi bir tereddüde neden olmayacak şekilde açık ve net olarak düzenlenmiştir. Öte yandan kuralda eş ve çocuklara bağlanan gelir ve aylıkların 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesine göre geri alınacağının öngörüldüğü gözetildiğinde gelir ve aylığın geri alınmasına ilişkin usul ve esaslar yönünden de herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Boşanan eş ve çocuklara gelir ve aylık bağlanmasına ilişkin hükümlerde esas itibarıyla eş desteğinden yoksun olan hak sahiplerine sosyal sigorta yardımı yapılması suretiyle bunların sosyal güvenliklerinin sağlanmasının hedeflendiği açıktır. Buna göre kuralda eşinden boşanan ancak boşandığı eşiyle birlikte yaşayan ve bu bağlamda fiilen eşinin desteğinden yoksun kalmayan kişilere bağlanan gelir ile aylıkların kesilmesi suretiyle hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesinin ve bu sayede sosyal güvenlik sistemi kapsamındaki sınırlı kamu kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasının hedeflenmediği söylenemez. Bu itibarla kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan itiraz konusu kuralın hakkın kötüye kullanılmasını engelleyebileceği ve bu suretle sınırlı kaynakların kamu yararına en uygun şekilde kullanılmasına katkı sunabileceği açıktır. Ayrıca sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde ilgililere tanınacak haklar ile yüklenecek külfetler arasındaki dengeyi koruyacak hükümlerin öngörülmesi ve bu sistem kapsamında hakkın kötüye kullanılmasını engelleyecek düzenlenmelerin yapılması kanun koyucunun sosyal güvenlik politikasını belirleme yetkisi kapsamında kalmaktadır. Buna göre kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez. Boşandığı eşiyle birlikte yaşayan eş ve çocukların ilke olarak eş desteğinden fiilen mahrum kaldığı ve asgari bir yaşam standardına sahip olmak için hak sahibi sıfatıyla sosyal sigorta yardımına ihtiyaç duyduğu söylenemez. Öte yandan boşandığı eşiyle birlikte yaşayan eş ve çocukların kendilerine ödenen gelir ile aylıkların geri alınacağını öngörebilecek durumda oldukları açıktır. Bu itibarla orantılılık alt ilkesiyle de çelişmeyen kuralın ölçülülük ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Hak sahibi sıfatıyla aylık alan kişi konumuna boşanmak suretiyle gelmeyen ve evli olmadığı bir kişiyle fiilen birlikte yaşayanlar ile kural kapsamındaki eş ve çocukların ölüm geliri ve aylığından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulundukları söylenemez. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri uyarınca boşanması nedeniyle hak sahibi statüsü kapsamında gelir ve aylık alan kişilerin sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda oldukları açıktır. Buna göre boşanmış olan hak sahiplerinden kural kapsamına girenlerin gelir ile aylıklarının kesilmesinin ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınmasının karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulunanlar arasında farklı muamele oluşturduğu anlaşılmaktadır. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve çocuklara bağlanmış olan aylıkların kural gereğince kesilmesi ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınması hakkın kötüye kullanılmasını engellemeye yönelik olduğundan kuralda öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temelinin olmadığı söylenemez. Ayrıca Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan incelemede belirtilen gerekçeler kuralda öngörülen farklı muamelenin ölçülülüğü bakımından da geçerlidir. Bu itibarla hak sahipleri arasında sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedene dayandığı ve ölçüsüz olmadığı gözetildiğinde kuralın eşitlik ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşayan Kadının Gelir ile Aylıklarının Kesilmesi ve Yapılan Ödemelerin Geri Alınması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas: 2025/210 Karar: 2026/70 Karar Tarihi: 26/3/2026  R.G. Tarih – Sayısı: 14/7/2026-33310 İtiraz Yoluna Başvuran: İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi İtirazın Konusu: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 9., 10., 17., 20., 35., 125. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle ölüm aylığının kesilmesine ve hakkında borç bildirim belgesi düzenlenmesine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri A. İptali İstenen Kanun Hükmü 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 56. maddesi şöyledir: “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller – MADDE 56 (Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/36 md.) Ölen sigortalının hak sahiplerinden; a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hale veya malûl duruma getirdiği, b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları, hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır. Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesi şöyledir: “Yersiz ödemelerin geri alınması – MADDE 96 Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya

Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşadığı Belirlenen Kadının Aylığının Kesilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Haksız Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat

Haksız Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat: Sosyal Medya Paylaşımının Tutuklamaya Konu Edilmesi Anayasa Mahkemesi Kazim Güleçyüz Kararı Başvuru Numarası: 2024/63578 Karar Tarihi: 6/5/2026 Birinci Bölüm – Karar Başkan: İrfan FİDAN Üyeler: Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Kenan YAŞAR, Ömer ÇINAR Raportör: Ömer Faruk NURSAÇAN Başvurucu: Kazim GÜLEÇYÜZ I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. 2. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan sıkıyönetim direktifi ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla Yurtta Sulh Konseyi teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisiyle yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının Yurtta Sulh Konseyi tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktif ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesi darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara gönderilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12, 13). 3. Türkiye’de Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan, 1960’lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelenen, “Cemaat“, “Gülen Cemaati“, “Fetullah Gülen Cemaati“, “Hizmet Hareketi“, “Gönüllüler Hareketi” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanma bulunmaktadır. Bu yapılanmanın örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde, yapılanma Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 22). Anılan yapılanma özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş, bunun yanı sıra başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunmuş, sivil alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenen, bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; Mustafa Baldır [2. B.], B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 75; Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 26). 4. Yeni Asya gazetesi genel yayın yönetmeni olan başvurucu, 21/10/2024 tarihinde FETÖ/PDY liderinin ölmesi üzerine “Kazım Güleçyüz/@gulecyuzk” ID:100063656794237 isimli/rumuzlu Facebook hesabından “Fethullah Gülen de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı da artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun” şeklinde paylaşımda bulunmuştur. 5. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 21/10/2024 tarihli kararıyla başvurucunun paylaşımına yönelik içeriğin çıkarılması/erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Söz konusu kararın onaylanması talebiyle Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün talebin onaylanmasına karar vermiştir. Başvurucu 22/10/2024 tarihinde söz konusu paylaşımı kaldırmıştır. 30/10/2024 tarihinde başvurucu vekili Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. 6/11/2024 tarihinde itirazı inceleyen Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği itirazın kesin olmak üzere reddine karar vermiştir. 8/11/2024 tarihinde başvurucu vekili kesin kararı e-tebligat olarak açıp okumuştur. 6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan soruşturma başlatmıştır. 22/10/2024 tarihinde Başsavcılık başvurucunun evinde arama yapılmasına izin veren kararı İstanbul Emniyet Müdürlüğüne göndererek söz konusu kararın yerine getirilmesini ve başvurucunun bir gün (24 saat) süreyle gözaltına alınmasını talep etmiştir. Aynı gün başvurucu yakalanarak gözaltına alınmıştır. 7. Başvurucu; vekilinin katılımı ile İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yaptığı savunmasında soruşturmaya konu paylaşımı kendisinin yaptığını, örgütün ihanet, ticaret ve ibadet olarak üçe ayrıldığını, başsağlığı dileğinin örgütün ibadet kısmına yönelik olduğunu, Fetullah Gülen için başsağlığı dilemediğini belirtmiştir. 23/10/2024 tarihinde Başsavcılık, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişileri tutuklanmaları istemiyle İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (Sulh Ceza Hâkimliği) sevk etmiştir. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda propaganda amacıyla paylaşımda bulunmadığını ifade etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı gün başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir: “…dosyada mevcut bilgi ve belgeler, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca tanzim edilen Araştırma Raporları, şüphelilerin savunmaları, Şüpheli Kazim GÜLEÇYÜZ’ün “Fethullah GÜLEN de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun.” şeklindeki,… paylaşımlar ve tüm dosya kapsamına göre şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğu, …, atılı suçun niteliği, terör örgütü lideri hakkında övücü nitelikteki paylaşımlara karşı toplumsal duyarlılığın yüksek oluşu ve atılı suç için terörle mücadele kanununda öngörülen ceza miktarı göz önünde bulundurulduğunda şüphelilerin kaçma ihtimali bulunduğundan tutuklama tedbirinin yerinde ve ölçülü olacağı, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı, şüpheliler yönünden herhangi bir tutuklama engeli bulunmadığı gözetilerek Şüpheliler Kazim GÜLEÇYÜZ ve [Ö.D.]’in 100 ve devamı maddeleri uyarınca AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA… [karar verildi.]” 8. Başvurucu vekilinin 24/10/2024 tarihli itirazı, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/10/2024 tarihli kararıyla reddedilmiştir. 9. Başvurucu, itirazın reddi kararını 8/11/2024 tarihinde öğrenmiş; 28/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 10. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 11. Bireysel başvuru sonrası düzenlenen 1/11/2024 tarihli iddianamede; başvurucunun sözde taziye adı altında paylaşım yaparak FETÖ/PDY’nin gerçekleştirmiş olduğu cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösterir nitelikte faaliyette bulunduğu belirtilmek suretiyle başvurucunun terör örgütü propagandası yapma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. 12. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19/12/2024 tarihli duruşmada başvurucu tahliye edilmiştir. 4/3/2025 tarihinde İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun FETÖ/PDY’nin propagandasını yapma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. 25/9/2025 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. Dosya bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz incelemesi aşamasındadır. 13. Öte yandan başvurucu 25/11/2024 tarihinde, paylaşımına erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 2024/64088 numaralı bu başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi

Haksız Tutuklama Nedeniyle Manevi Tazminat Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Garson Kodlamaları Nedeniyle Kamu Görevinden Çıkarılma

Garson Kodlamalarına Dayanılarak İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme Garson Kodlamaları: Başvuru, gizli tanık Garson’dan elde edilen dijital verilere dayanılarak iltisak ve irtibat gerekçesiyle olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılma nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Olaylar Polis memuru olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduklarından bahisle kamu görevinden çıkarılan başvurucu, kararın iptali talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu)’na başvurmuştur. OHAL Komisyonu, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının ve diğer tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğunu belirtmiş ve başvuruyu reddetmiştir. Başvurucunun OHAL Komisyonu kararının iptali talebiyle idare mahkemesinde açtığı dava reddedilmiş, idare mahkemesinin ret kararı istinaf ve temyiz kanun yolu aşamalarının ardından kesinleşmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi Genel Değerlendirme FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen soruşturmalar kapsamında Garson kod adlı gizli tanığın (Garson) beyanları alınmış ve bu şahıs soruşturmalar ile ilgili önemli bilgileri içeren iki adet micro SD kartı ve bir adet cep telefonunu teslim etmiştir. Garson’un Cumhuriyet başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan veri inceleme raporlarından sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle veri analiz raporlarının düzenlendiği anlaşılmıştır. Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak Garson’un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür. Garson’un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY’nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında veri inceleme raporlarındaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir.  Bunun yanında söz konusu veri inceleme raporlarındaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Son tahlilde ortaya çıkan veri analiz raporlarının ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle veri analiz raporlarının tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine veri inceleme raporlarında yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken, veri analiz raporlarının zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Mehmet Emin Okyay Başvurusunun İncelenmesi Polis memuru olarak görev yapan başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin yürütülen yargılamada Garson’dan ele geçen kodlama listesinde EA (FETÖ içinden olup “Örgüt benim örgütüm.” diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) şeklindeki kodlar davanın reddine gerekçe olarak ilgili yargısal kararlarda yer almaktadır. Başvurucu hakkında verilen kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda değinilen başvurucunun Bank Asyadaki hesap bilgisinin ise idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate değer görülmediği anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle yargısal makamlar yalnızca bahse konu kodlama bilgilerinden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Bakılan uyuşmazlıkta başvurucu, hakkında düzenlenen veri inceleme raporunda EA (“Örgüt benim örgütüm.” diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığı yönünde temel bir şikâyet ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan başka bir veri, idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmamıştır. Yine başvurucu, hakkında düzenlenen raporda “ETÜD: 2015/1” kodlaması bağlamında 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ve buna yönelik yürütülen yargılama sonunda veri inceleme raporundaki veriler gerekçe gösterilerek ve başka herhangi bir delile dayanılmadan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen sorgulama sonucu belgesinde yer alan kodların davanın reddine gerekçe olarak belirtilmekle birlikte başvurucunun iddiaları da göz önüne alınarak anılan kodlamaları teyit edici nitelikte bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen ve farklı listelerdeki kodlama içeriklerini sunma kabiliyetini haiz bir veri analiz raporu da getirtilerek yargılama safahatında değerlendirilmemiştir. Bunun yanında yine veri inceleme raporunun sorgulama sonucu kısmında yer alan bazı kodlama bilgileri de yargısal makamlar tarafından bir değerlendirilmeye tabi tutulmamıştır. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Garson Kodlamaları: Gizli Tanıktan Elde Edilen Dijital Verilere Dayanılarak Kamu Görevinden Çıkarılma Anayasa Mahkemesi Kararı – Genel Kurul Mehmet Emin Okyay (Başvuru No: 2023/47320) Karar Tarihi: 2/4/2026 Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 23/6/2026- 33289 Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Basri BAĞCI, İrfan FİDAN Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR Raportör: Kemal ÖZEREN Başvurucu: Mehmet Emin

Garson Kodlamaları Nedeniyle Kamu Görevinden Çıkarılma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AYM Ramazan Çakır Kararı

AİHM Yalçınkaya Kararı Doğrultusunda Verilen AYM Ramazan Çakır Kararı Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ramazan Çakır (Başvuru No: 2019/6030) Karar Tarihi: 24/2/2026 R.G. Tarih ve Sayı: 19/6/2026- 33285 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: Hüseyin Özgür SEVİMLİ Başvurucu: Ramazan ÇAKIR I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 18/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. 4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 6. Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında bireysel başvuru konusu olayların geçtiği tarihte lise öğretmeni olarak görev yapmakta olan başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında kolluk tarafından yapılan araştırmalar sonucunda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) hesabı bulunup bu Bankanın çeşitli şubelerinde bankacılık işlemleri gerçekleştirdiğine, anılan örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına (AKTİF EĞİTİM-SEN) üye ve sendikanın Ergani ilçe temsilcisi olduğuna dair tespitlerde bulunulmuştur. 7. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde AKTİF EĞİTİM-SEN’e memurların haklarını koruduğunu düşündüğü için herhangi bir yönlendirme olmadan üye olduğunu ancak bu Sendikanın hiçbir faaliyetine katılmadığını, Bank Asyayı faizsiz bankacılık nedeniyle tercih ettiğini, bu Bankadaki hesabını uzun süredir aktif olarak kullanmadığını, terör örgütüyle hiçbir bağlantısı olmadığını savunmuştur. 8. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Ergani Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği fezleke doğrultusunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık; iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, AKTİF EĞİTİM-SEN üyeliğine ve anılan örgütle irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten uzaklaştırılmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini ileri sürmüştür. 9. Başvurucu hakkındaki yargılama Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 17/3/2017 tarihinde düzenlediği Tensip Tutanağı’nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattının kullanıldığı mobil cihazlara ait IMEI bilgilerinin de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir. BTK’dan gönderilen cevap yazısında hattın takılı olduğu mobil cihazların IMEI numaraları Mahkemeye bildirilmiştir. 10. Başvurucu; yargılamanın 23/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek olarak AKTİF EĞİTİM-SEN’in Ergani temsilciliği görevini yürütmediğini, ByLock tespiti yapılan GSM hattını kendisinin kullandığını ancak ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir. 11. Celse arasında Mahkeme, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarının BTK’dan gönderilmesini kararlaştırmış; BTK anılan IP numaraları arasında yapılan bağlantılara dair CGNAT kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen 477264 user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 16/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir: i. “Kullanıcı Profil Bilgileri” başlıklı kısımda bu user-ID’ye bağlı oluşturulan kullanıcı adı “rmzn2143”, şifre “2340Er” ve son çevrim içi olduğu tarihi “19/2/2016″ dır. ii. 477264 user-ID numarası başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanılmıştır. Tespit edilebilen ilk log tarihi 9/12/2015′tir. Bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapılmış, e-posta alınıp gönderilmiştir. iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen ve gerçek kullanıcıların tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcıları bu user-ID numarasına “rmzn2143″ ve “erganili Ramazan” isimlerini vermiştir. Bu user-ID numarasının kendi roster kayıtlarına eklediği diğer user-ID numaralarının bazılarının da kullanıcıları tespit edilmiştir. Roster kayıtları içinde 352588 user-ID numarasını kullandığı belirlenen kişi G.Ç.dir. iv. 477264 user-ID numarasının gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan birden fazla gruba da üye olduğu, anılan gruplara katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir. v. 477264 user-ID numaralı kullanıcı ile gerçek kimlik bilgileri tespit edilen/edilemeyen diğer ByLock user-ID numaraları arasında gerçekleşen aramalara dair kayıtlarla bu user-ID numarası ile ByLock kullanıldığı sırada oluşan IP bağlantılarına (log kayıtları) dair tablolar vardır. 12. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü, anılan örgüte üye oldukları iddiasıyla haklarında ayrı soruşturma yürütülen F.D.nin 29/6/2017, H.Do.nun da 13/8/2017 tarihinde kollukta müdafilerinin de hazır bulunmasıyla ve şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerine dair tutanaklarla kendilerine gösterilen fotoğraflar üzerinden yaptırılan teşhis işlemine dair tutanakları başvurucuyla ilgisi bulunduğundan bahisle celse arasında Mahkemeye göndermiştir. İfade ve teşhis tutanaklarına göre; i. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan eden F.D. başvurucuyu örgüt içinde Ergani ilçe abisi olarak bildiğini, başvurucu hakkında başka bilgisi olmadığını beyan etmiştir. ii. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan eden H.Do. 97084 user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığını kabul etmiş; bu user-ID numarasına ait olup ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan veriler kendisine okunduğunda kendi kullandığı user-ID numarasının roster kayıtlarında yer alan 477264 user-ID numarasını başvurucunun kullandığını ve onun örgüt içinde“Ergani ilçe abisi” olduğunu söylemiştir. iii. F.D. ve H.Do. kendilerine gösterilen fotoğraflar arasından başvurucuyu teşhis etmiştir. 13. Celse arasında dosyaya sunulan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve CGNAT kayıtları ile F.D. ve H.Do.ya ait ifade tutanakları yargılamanın 25/10/2017 tarihli celsesinde başvurucuya okunmuştur. Başvurucu; ByLock programını kullanmadığına dair savunmasını tekrar ettikten sonra kendisiyle ilişkilendirilen 477264 user-ID numarasına dair roster kayıtlarında adı geçen G.Ç. ile kardeş olduklarını, bu kayıtlarda yer alan diğer kişilerin yanı sıra F.D. ile H.Do.yu tanımadığını, bu kişilerin suçlayıcı beyanlarını da kabul etmediğini belirtmiştir. 14. Yargılamanın 29/11/2017 tarihli son celsesinde başvurucu müdafii, H.Do.nun tanık olarak ifadesinin alınmasını talep etmiş; Mahkeme ise dosyanın geldiği aşama itibarıyla bu talebi reddetmiştir. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşmış; atılı suçtan başvurucu hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir: “DELİLLER: 1- İddia ve Sanığın Savunması:

AYM Ramazan Çakır Kararı Read More »