Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Site Sakinlerine Ait Borç Bilgilerinin Ortak Yerlere Asılması

Toplu Yapılarda Apartman ve Site Sakinlerine Ait Borç Bilgilerinin Ortak Yerlere Asılması Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulu İlke Kararı Toplu yapılarda apartman ve site sakinlerine ait borç bilgilerinin ortak yerlere asılmasına ilişkin 18.02.2026 tarihli ve 2026/348 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kurulu İlke Kararı, 31 Mart 2026 Tarihli ve 33210 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kişisel Verileri Koruma Kurumu İlke Kararı Bilindiği üzere, apartman ve site yönetimi süreçlerinde çeşitli kişisel veri işleme faaliyetleri gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda bilhassa apartman sakinlerinin aidat, avans, demirbaş gideri ve benzeri borçlarına yönelik duyuru yapılması ve diğer apartman sakinlerinin bilgilendirilmesi amaçlarıyla bu kişilere ait ad, soyadı, daire numarası bilgisi, borcun miktarı, ödeme gecikme süresi, ödeme gecikme dönem sayısı, daire sahiplik, kiracılık bilgisi gibi kişisel veri niteliğini haiz bilgilerin yer aldığı listelerin, dokümanların asansörler, bina girişleri, bina koridorları gibi ortak yerlere asıldığı bilinmekte olup bu hususta kamuoyunun bilgilendirilmesi ve konuya ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından ilke kararı alınması gereği hasıl olmuştur. Bu çerçevede ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde; – 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde “kişisel veri”; “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi”, (e) bendinde “kişisel verilerin işlenmesi”; “kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem”, (ğ) bendinde “veri işleyen”; “Veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişi”, (h) bendinde “veri kayıt sistemi”; “kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemi”, (ı) bendinde ise “veri sorumlusu”; “kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. – 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “Genel ilkeler” başlıklı 4 üncü maddesinde, kişisel verilerin ancak bu Kanun’da ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebileceği ve kişisel verilerin işlenmesinde; “a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma, b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma, c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.” şeklinde sayılan ilkelere uyulmasının zorunlu olduğu düzenleme altına alınmıştır. Anılan madde hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere; kişisel verilerin işlenmesinde her hal ve şartta Kanun’un 4 üncü maddesinde sayılan genel ilkelere uyulması hukuki bir gerekliliktir. Bu kapsamda belirtmek gerekir ki; kişisel verilerin “işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma”sı ilkesine göre; işlenen kişisel veriler belirlenen amaçların gerçekleştirilmesi için elverişli olmalıdır ve kişisel veri işleme amacının gerçekleştirilmesiyle ilgili olmayan kişisel veriler işlenmemelidir. Ölçülülük ilkesi ise; kişisel veri işleme ile gerçekleştirilmesi istenen amaç arasında makul bir dengenin kurulması yani kişisel veri işlemenin, amacı gerçekleştirecek ölçüde olması anlamına gelmektedir. – 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “Kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 5 inci maddesinde ise kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, ikinci fıkrasında anılan fıkrada belirtilen; – Kanunlarda açıkça öngörülmesi, – Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, – Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması, – Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması, – İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, – Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, – İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması, şartlarından birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu düzenlenmiştir. – 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler” başlıklı 12 nci maddesinin birinci fıkrasında veri sorumlusunun kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini, kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek ve kişisel verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Bu noktada belirtmek gerekir ki; Kanun’un 12 nci maddesinin birinci fıkrasından kaynaklanan; “…kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek…” yükümlülüğü, işlenen kişisel verilerin türüne göre Kanun’da düzenlenen hukuki sebeplerden herhangi birine dayanılması suretiyle geçerli bir kişisel veri işleme şartına istinaden kişisel verilerin işlenmesini gerektirmekte olup yine aynı fıkradan kaynaklanan “…kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek…” yükümlülüğü uyarınca veri sorumlularının işledikleri kişisel verilerin yetkisiz üçüncü kişilerle paylaşılmasını engellemeye yönelik gerekli teknik ve idari tedbirleri almaları gerekmektedir. “Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak…” yükümlülüğü ise kişisel verilerin işlenmesine ilişkin tüm süreçlerde Kanun’a uygunluğun sağlanması ve herhangi bir şekilde Kanun hükümlerine aykırılık teşkil edecek paylaşımların ve erişimlerin önlenmesi anlamına gelmektedir. – 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun “Kat maliklerinin borçları” başlıklı 18 inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; ‘‘Kat malikleri gerek bağımsız bölümlerini gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler. Bu kanunda kat maliklerinin borçlarına dair olan hükümler, bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve oturma (sükna) hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir suretle devamlı olarak faydalananlara da uygulanır; bu borçları yerine getirmeyenler kat malikleriyle birlikte, müteselsil olarak sorumlu olur.” – 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun “Anagayrimenkulün genel giderlerine katılma” başlıklı 20 nci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça: a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak; b) Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; Katılmakla yükümlüdür. c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz. Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu Kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen

Site Sakinlerine Ait Borç Bilgilerinin Ortak Yerlere Asılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma

İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Meslekten veya Kamu Görevinden Çıkarılma Nedeniyle Yapılan Bireysel Başvurulara ilişkin AYM Kararları İltisak ve irtibat gerekçesiyle meslekten veya kamu görevinden çıkarılma nedeniyle yapılan bireysel başvurulara ilişkin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu; – 20/11/2025 tarihinde B.K. (B. No: 2023/38927) başvurusunda Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine, – 25/9/2025 tarihinde Sinan Ulu (B. No: 2023/57158) ve 20/11/2025 tarihinde Sümeyra Bakla (B. No: 2023/46215)  başvurularında Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine; – Başvuruların masumiyet karinesine yönelik kısımlarının ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İddialar Başvurucular; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatları oldukları gerekçesiyle meslekten veya kamu görevinden çıkarılmaları nedeniyle özel hayata saygı haklarının, idari yargı mercilerince ceza mahkemesi kararına dayanılarak davanın reddine karar verilmesi/kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile iltisakları yahut irtibatları olduklarından bahisle meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına karar verilen başvurucuların, bu kararların kaldırılmasına yönelik talepleri reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, söz konusu işlemlerin iptali talebiyle idari yargıda dava açmıştır. İdari yargı mercileri, işlemlerin iptali talebiyle açılan davaların reddine karar vermiş, bu kararlara ilişkin temyiz başvurularının reddedilmesi üzerine kararlar kesinleşmiştir. Mahkemenin Değerlendirmesi A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddiaların İncelenmesi 1. B.K. Başvurusu Yönünden Anayasa Mahkemesi B.K. Kararı (Başvuru No: 2023/38927, Karar Tarihi: 20/11/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. Kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat bağlamında bir sonuca varılırken şüphesiz ilgililer hakkındaki beyanlardan ya da tanık ifadelerinden yola çıkılabilir. FETÖ/PDY’nin yapısal olarak çok sayıda kişiyi sistemine dâhil ettiği ve FETÖ/PDY ile iltisaklı kişilerin küçük gruplar hâlinde de olsa etkileşim hâlinde oldukları, ayrıca zaman zaman eylemleri ve tutumlarıyla FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları konusunda dış dünyada görünür olabildikleri, bu durumun ilgililerin yakın ve sosyal çevresi tarafından gözlemlenebilir hâle gelebildiği dikkate alındığında tanık ifadelerinin önemi daha da artmaktadır. Diğer yandan FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıyla ilgili olarak duyulan şüphenin ilgili kişiden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olduğunun söylenebilmesi için anılan beyanlara dair bir nitelik incelemesi yapılması gerekmektedir. Öyle ki bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin hakkında beyanda bulundukları kişilere yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, varsa diğer delillerle karşılaştırıldığında çelişki içermemelidir. Nitekim tesadüfi sayılabilecek ya da iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek niteliği haiz olmayan bir olayın ya da vakıanın, ilgili kişinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir. Bununla birlikte özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın 15. maddesi bağlamında durumun gerektirdiği ölçüde olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir, somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Nitekim Danıştayın konu ile ilgili olarak verdiği bazı kararlarda kişilerin FETÖ/PDY ile bağlantı hususunda somut verilere dayanmayan, yalnızca kişisel kanaat ve tahmine dayalı tanık beyanlarını FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Bahse konu tedbirlerin Anayasa’nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle incelenmiştir. Bu bağlamda somut başvuruda; davanın reddine gerekçe olarak alınan ifadelerden biri başvurucunun savcıların abisi olarak bahsedilen Y.B.nin evine sıklıkla gelip gittiğine, diğeri ise açığa alınan üç kişi ile samimiyetinin bulunduğuna yöneliktir. Öncelikle ifade sahibinin bahse konu samimiyetin örgütsel bir bağdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmediğini dile getirdiğini belirtmek gerekir. Bunun yanında Y.B.nin savcıların abisi ya da FETÖ/PDY yapısı içinde savcılardan sorumlu kişi olduğuna ilişkin bir belirleme söz konusu olmadığı gibi Y.B.nin evinde örneğin sohbet adı altında iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek nitelikteki toplantıların yapıldığına yönelik de beyanın bulunmadığı görülmektedir. Bu bağlamda yukarıda aktarılan ilkelerden hareketle söz konusu beyanların içeriği gözönüne alındığında beyanlarda yer alan olay, olgu ve bilgilerin iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek ve tesadüfi olma ihtimalini bertaraf edecek niteliği haiz olduğu söylenemez. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl (OHAL) koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi, açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi B.K. Kararı (Başvuru No: 2023/38927, Karar Tarihi: 20/11/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. 2. Sümeyra Bakla ve Sinan Ulu Başvuruları Yönünden Anayasa Mahkemesi Sinan Ulu Kararı (Başvuru Numarası: 2023/57158, Karar Tarihi: 25/9/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. Anayasa Mahkemesi Sümeyra Bakla Kararı (Başvuru Numarası: 2023/46215, Karar Tarihi: 20/11/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 13/3/2026 – 33195) için tıklayınız. Danıştay ve Yargıtay kararlarında da ortaya konulduğu üzere FETÖ/PDY yapılanmasında sohbet olarak tanımlanan toplantılarda örgüt lideri Fetullah Gülen’in kitaplarını okuma, sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme, yine örgüte ait yayın ve yayımlardaki yazıları okuma ve videoları izleme, ayrıca örgüt içi talimat ve telkinlerin iletilmesi şeklinde birtakım faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Bu konuda beyanlarda bulunanların ifadelerine ve bu doğrultuda yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlere göre FETÖ/PDY tarafından organize edilen sohbet adı altındaki bu toplantıların örgüt liderine ilişkin olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması,

İltisak ve İrtibat Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Şirket Ortaklığından Çıkarılma

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Şirket Ortaklığından Çıkarılma Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen itiraz konusu kurallarda, iki ortaklı limited şirketlerde, bir ortağın şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi talebiyle dava açılabilmesinin yeterli çoğunluğun sağlandığı bir genel kurul kararının varlığıyla mümkün olması öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallar nedeniyle iki ortaklı limited şirketler yönünden bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasının imkânsız hâle geldiği, kollektif şirketler yönünden tek bir ortağa tanınan çıkarma davası açma hakkının iki ortaklı limited şirket ortaklarına tanınmamasının eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’ya aykırı oldukları ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğü devlete, teşebbüslerin ortakların fiillerine karşı korunmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü yüklemekle birlikte bu yükümlülük, şirket ortaklarına şirketin hukuki varlığını sona erdirmeden diğer bir ortağı ortaklıktan çıkarabilme imkânının sağlanmasını güvence altına almamaktadır. Şirketlerde ortaklık ilişkisinin ne şekilde sonlandırılacağının tespitinde, kanun koyucunun belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte ortakların birbirlerinin fiillerine karşı korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında getirilen mekanizmalar da Anayasa’nın 48. maddesi kapsamında kalmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 640. maddesinin (3) numaralı fıkrasında limited şirket ortaklarına haklı sebeplerle -şirketin hukuki varlığı sona ermeden- diğer bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini mahkemeden isteme hakkının tanındığı görülmektedir. Bu hükümle limited şirketin ve ortakların şirket bünyesindeki faaliyetlerinin devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır. Bir şirket ortağının haklı sebeple şirketten çıkarılması mekanizmasının şirketin hem hukuki varlığının sona ermesini önleyen hem de ticari alandaki faaliyetlerine daha etkin ve verimli bir şekilde devam etmesini sağlayan bir çare olduğu açıktır. Zira şirket çatısı altında belli hedeflerin yerine getirilebilmesi uyumlu bir iş birliğini gerektirmekte, çıkarma kurumu da bir yandan iş birliğini bozan durumu ortadan kaldırmakta diğer yandan da şirketin hukuki varlığını sürdürmesini sağlamaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlama amacı doğrultusunda oluşturduğu çıkarma mekanizması çerçevesinde talepte bulunulabilmesi teşebbüs özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. İtiraz konusu kurallarda şirketin mahkemeden bu yönde talepte bulunabilmesinde temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun sağlandığı bir genel kurul kararının olması şartı aranmıştır. Kurallarda öngörülen şartlar dikkate alındığında eşit pay sahibi iki ortağın olduğu limited şirketlerde haklı sebeplerin varlığı hâlinde bir ortağın diğer ortağın şirketten çıkarılması için talepte bulunmasının, bu konuda genel kurulun karar almasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca ortaklardan birinin esas sermayenin salt çoğunluğunu elinde bulundurmaması durumunda haklı nedenle bir ortağın şirketten çıkarılması da mümkün değildir. Öte yandan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 636. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirket ortağının mahkemeden şirketin feshini talep etmesi durumunda mahkemenin istem yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla limited şirkette bir ortağın şirketten çıkarılması ancak şirketin feshinin talep edilmesiyle mümkün olacaktır. Ancak bu durumda ortağın şirketten çıkarılması ya da başka bir çözüm yoluna başvurulması doğrudan mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Ayrıca bu kapsamda ortağa tanınan şirketin feshini talep etme hakkı doğrudan şirketin faaliyetlerinin devam etmesini engelleyen diğer ortağın şirketten çıkarılması sonucunu doğurmamakta, bilakis fesih talebi haklı nedene dayanan davacı ortağın şirketten çıkarılmasına neden olabilmektedir. Bu itibarla itiraz konusu kurallarla, iki ortaklı limited şirketlerde şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyen ortağın şirketten çıkarılması için diğer ortağa doğrudan ya da genel kurul vasıtasıyla talepte bulunma imkânının tanınmaması suretiyle iki ortaklı limited şirketlerin devletin, teşebbüs özgürlüğünün korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında getirilen bir imkân olduğu anlaşılan çıkarma mekanizmasının kapsamı dışında tutulması, pozitif yükümlülükler kapsamında sağlanan hakların ihlal edildiği iddialarına karşı etkili başvuru mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralların “iki ortaklı limited şirketler yönünden” Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar vermiştir. İki Ortaklı Limited Şirketlerde Bir Ortağın Şirket Ortaklığından Çıkarılması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas: 2025/128 Karar: 2025/273 Karar Tarihi: 25/12/2025 R.G. Tarih – Sayısı: 17/3/2026-33199 İtiraz Yoluna Başvuran: Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi İtirazın Konusu: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun A. 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin, B. 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 10., 35., 36. ve 74. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. Olay: Limited şirket ortağının şirketten çıkarılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 616. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “(1) Genel kurulun devredilemez yetkileri şunlardır: … h) Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması.” 2. 621. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “(1) Aşağıdaki genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir: … h) Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması…” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Sınırlama Sorunu 3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunmasının yanı sıra iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Şirket Ortaklığından Çıkarılma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 7574 sayılı Kanun

Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 7574 sayılı Kanun Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 7574 sayılı Kanun, 27.02.2026 tarihli ve 33181 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Madde 1 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci paragrafına aşağıdaki cümle eklenmiş ve (b) bendinde yer alan “polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte” ibaresi “sorumluluk bölgesine göre genel zabıta ilgili mevzuatta” şeklinde değiştirilmiştir. “Otoyollardan sorumlu birimlerde görevli trafik zabıtası, sorumluluk sahası ile sınırlı olmak üzere İçişleri Bakanının uygun görmesi halinde genel zabıta olarak da görevlendirilebilir.” Madde 2 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aşağıdaki cümle ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir. “22 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında yetkilendirilen kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin satışını yaptığı ve ilk tescili elektronik ortamda gerçekleştirilecek araçlar için bu bentteki üç aylık süre uygulanmadan satış işlemi sonrasında üç iş günü içerisinde tescil işlemi gerçekleştirilir.” “f) Araç sahiplerinin vefat etmesi halinde mirasçılar, gerekli bilgi ve belgeleri sağlayarak vefat tarihinden itibaren doksan gün içerisinde ilgili tescil kuruluşuna müracaat etmek ve adlarına tescil belgesi almak zorundadırlar. Bu bent kapsamında yapılan tescil işlemlerinde tescil, vefat tarihi itibarıyla yapılır. Bu araçların süresi sonunda mirasçılar adına tescil edilmeden karayoluna çıkarıldığının tespiti halinde sürücüye 3.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve mirasçılar adına tescil ettirilinceye kadar araç trafikten menedilir.” Madde 3 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 21 inci maddesinin başlığına “hurdaya ayrılan” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve trafikten çekilen” ibaresi eklenmiş, ikinci fıkrasında yer alan “1.002” ibaresi “46.000” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve beşinci fıkrasında yer alan “2.018” ibaresi “46.000” şeklinde değiştirilmiştir. “Aykırılığı tespit edilen araç trafikten çekilmiş ise trafikten çekme tarihi itibarıyla trafik tescil kaydı açılır ve ilgili vergi dairesine bildirilir.” Madde 4 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 23 üncü maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka takan, öngörülen sayıda plaka takmayan sürücülere 4.000 Türk lirası idari para cezası verilir. Bu araçlar plakaları uygun duruma getirilene kadar trafikten menedilir. Tescil plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapan sürücülere 140.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla tescil plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapan sürücülere her seferinde 280.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Tescilli aracı plakasız kullanan sürücülere 46.000 Türk lirası idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla birinci cümlenin ihlal edilmesi halinde sürücülere her seferinde 140.000 Türk lirası idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Başka bir araca ait tescil plakasını/geçici tescil plakasını, plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluş tarafından verilmemiş plakayı, tescil kaydı bulunmayan plakayı veya sahte plakayı takan veya kullananlara 140.000 Türk lirası idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla birinci cümlenin ihlal edilmesi halinde her seferinde 280.000 Türk lirası idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Ayrıca bu kişiler Türk Ceza Kanununun 204 üncü maddesi hükmüne göre cezalandırılır.” “Bu madde kapsamında menedilen araçların men süresi sonunda, tescil plakaları uygun duruma getirilmeden araç teslim edilmez. İşleteni veya sahibi, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakmaksızın araç tescil belgesi ve tescil plakalarının, araç üzerinde uygun durumda bulundurulması ve aracın bu maddede belirtilen hususlara uygun olarak kullanılması konusunda gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmakla yükümlüdür. Sürücü belgesi geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır. Bu madde kapsamında geri alınan sürücü belgelerinin iade edilebilmesi için bu Kanun kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması şarttır.” Madde 5 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 25 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bu madde hükümlerine aykırı olarak araçları karayolunda kullanan sürücülere 46.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır. Ayrıca, trafik zabıtasınca bu geçici belge ve plakalar iptal edilerek araçlar otuz gün süre ile trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla bu madde hükmüne uymayan sürücülere her seferinde 140.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır ve araç altmış gün süre ile trafikten menedilir.” Madde 6 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Madde 31 Cinslerine, özelliklerine ve kullanım amaçlarına göre; a) Araçlarda, nitelik ve nicelikleri yönetmelikte belirtilen gereçlerin, b) Yük taşımada kullanılan ve azami yüklü ağırlığı 3.500 kilogramdan fazla olan motorlu taşıtlar ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu veya 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamındaki yolcu taşımacılığı faaliyetlerinde kullanılan ve sürücüsü dahil oturma yeri on yediden fazla olan motorlu taşıtlarda takograf, c) Taksi hizmeti veren otomobillerde taksimetre, d) Özellikleri, model yılları ve cinsleri yönetmelikte belirtilen araçlarda hız sınırlayıcı, bulundurulması, kullanılır durumda olması ve kullanılması zorunludur. Ancak, bu madde kapsamına giren ve 2918 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yıllarda üretilen taşıtlar ile gördükleri hizmet bakımından yönetmelikle muafiyet tanınan taşıtlarda takograf bulundurma ve kullanma zorunluluğu aranmaz. Taşıtlarda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenenler dışındaki takograf, taksimetre ve hız sınırlayıcıların kullanılması yasaktır. Birinci fıkra kapsamına giren araçlardaki takograf, taksimetre ve hız sınırlayıcılara müdahalede bulunarak yanlış veri üretecek duruma getirmek veya bu durumdaki cihazları kullanmak yasaktır. Birinci fıkra kapsamına giren ve takograf bulundurulması zorunlu olan araçların sürücülerinin takograf sürücü kartı kullanmaması ya da kendisine ait bozuk veya geçersiz bir takograf sürücü kartını veya başka bir sürücüye ait takograf sürücü kartını takograf cihazına takarak araç kullanması yasaktır. Takograf sürücü kartı sahipleri kendilerine ait takograf sürücü kartını başkalarının kullanmaması için

Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 7574 sayılı Kanun Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sürücü Belgesinin Geçici Olarak Geri Alınması, Kaza Sonucu Uğranılan Maddi Zararın Tazmininin Talep Edilmesine Engel Değildir

Sürücü Belgesinin Geçici Olarak Geri Alınması, Kaza Sonucu Uğranılan Maddi Zararın Tazmininin Talep Edilmesine Engel Değildir Türk Borçlar Kanunu’nun 49 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ise kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan değer kaybı ve araç mahrumiyeti zararının tazminine ilişkindir. Dava konusu kazada, davacıya ait araçta hasar meydana gelmiş olup mahkemece davacının kaza tarihinde sürücü belgesine el konulduğu ve geçerli bir sürücü belgesi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı aracın maliki olup kaza sırasında araç sürücüsü konumunda değildir. Kaza sırasında davacıya ait olan araç, dava dışı … tarafından sevk ve idare edilmekte olup mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre de davacının aracının sürücü olan …’nın kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Bu haliyle kaza sırasında aracı kullanan kişinin araç maliki olan davacı olmaması nedeniyle davacının sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması, uğranılan maddi zararın tazmininin talep edilmesine engel değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/8637 Karar No: 2025/14493 Karar tarihi: 22.10.2025 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait olan araç ile davalılardan …’ya ait olup diğer davalı tarafından sevk ve idare edilen aracın 03.12.2023 tarihinde maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını, meydana gelen kazada davalı sürücünün kusurlu olduğunu, olay nedeniyle müvekkilinin aracında değer kaybı meydana geldiğini, ayrıca tamir süresi boyunca aracı kullanamadığını belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 107 nci maddesi gereğince 50,00 TL değer kaybı, 50,00 TL araç mahrumiyet bedeli olmak üzere toplam 100,00 TL’nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili bedel arttırım dilekçesi ile dava değerini 19.000,00 TL’ye yükseltmiştir. II. Cevap Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zamanaşımının dolduğunu, davacının araç mahrumiyet zararı bulunmadığını, davacının araç kiraladığına ilişkin delil de bulunmadığını, kaza tarihinde davacının ehliyetine el konulmuş olduğunu, davacının aracın yaşı, kilometresi ve önceki kazaları dikkate alındığında araçta değer kaybı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı İlk Derece Mahkemesinin tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. Kanun Yararına Temyiz A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; mahkemece, davacının alacağını dava açmadan önce belirleyebilme imkânı bulunmadığından belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunduğunu, kaza anında aracı kullanan kişinin araç maliki olan davacının olmadığını, kaza sırasında aracın davacının eşi olan … tarafından kullanıldığını, kaza sırasında araç davacı tarafından kullanılmadığından davacının sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasının araç maliki olarak uğradığı maddi zararın tazminini talep etmesine engel olmadığını, davacının aracında önceden hasar bulunmasının araçta meydana gelen değer kaybının hesaplanmasına engel olmadığını, aracın önceki hasarlarının dikkate alınarak davacının zararının hesaplanmasının gerektiğini, bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kanun yarına bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacıya ait araç ile davalılardan …’ya ait olup diğer davalı tarafından sevk ve idare edilen aracın karıştığı maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle davacının aracında değer kaybı meydana gelmesi ve aracın tamir süresinde kullanılamaması nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinde; davacıya ait olup dava dışı … tarafından sevk ve idare edilen araç ile davalılardan …’ya ait olup diğer davalı … tarafından kullanılan aracın 03.11.2023 tarihinde maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı, davacı vekili tarafından eldeki davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 107 nci maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak değer kaybı ve araç mahrumiyeti zararının talep edildiği, mahkemece konusunda uzman bilirkişiden alınan kusur raporunda davacıya ait aracın sürücüsü …’nın kural ihlali olmadığının ve davalı sürücü …’nun birinci dereceden kusurlu olduğunun bildirildiği, dosyada mevcut belgelere göre araç maliki olan davacının sürücü belgesine 04.09.2023-04.09.2025 tarihleri arasında el konulduğu, mahkemece davacının taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olamayacağı ve davacının kaza tarihini kapsayacak şekilde sürücü belgesine el konulmuş olup davacının sürücü belgesinin kaza tarihinde geçerli olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine kesin olarak karar verildiği görülmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun “Belirsiz alacak davası” başlıklı 107 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 49 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ise kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Davacının talebi değer kaybı ve araç mahrumiyeti zararına ilişkindir. Araçta meydana gelen değer kaybı, aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibarıyla önceki kazaları araştırılarak ve niteliği ve etkisi göz önüne alınarak aracın ikinci el rayiç değeri ile yaşı, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alınarak kazadan sonraki tamir edilmiş halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmaya göre hesaplanması gerekir. Araç mahrumiyet zararının ise aracın makul tamir süresi ile aynı vasıftaki aracın kiralanması için gerekli bedelin ne kadar olduğu belirlendikten sonra hesaplanması gerekir. Tüm bu hususlar özel ve teknik bilgiyi gerektiren konular olup davacının, alacağını dava açmadan önce belirleyebilme imkânı bulunmadığından belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı mevcuttur. Dava konusu kazada davacıya ait olan araçta hasar meydana gelmiş olup mahkemece davacının kaza tarihinde sürücü belgesine el konulduğu ve geçerli bir sürücü belgesi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı aracın maliki olup kaza sırasında araç sürücüsü konumunda değildir. Kaza sırasında davacıya ait olan araç, dava dışı … tarafından sevk ve idare edilmekte olup mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre de davacının aracının sürücü olan …’nın kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Bu haliyle kaza sırasında aracı kullanan kişinin araç maliki olan davacı olmaması nedeniyle davacının sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması, uğranılan maddi zararın tazmininin talep edilmesine engel değildir. Şu durumda; İlk Derece Mahkemesince davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının mevcut olduğu ve kaza sırasında araç sürücüsü konumunda olmayıp araç maliki olan davacının sürücü belgesinin geçici süreyle geri alınmış olmasının araçta meydana

Sürücü Belgesinin Geçici Olarak Geri Alınması, Kaza Sonucu Uğranılan Maddi Zararın Tazmininin Talep Edilmesine Engel Değildir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Satılandaki Ayıbın Süresinde Bildirilmemesi Gerekçesiyle Ağır Kusurlu Satıcı, Sorumluluktan Kurtulabilir mi

Satılandaki Ayıbın Süresinde Bildirilmemesi Gerekçesiyle Ağır Kusurlu Satıcı, Sorumluluktan Kurtulabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2021/19-442 Karar No: 2022/1772 Karar Tarihi: 20.12.2022 Satıcının Ağır Kusuru ve Satılandaki Ayıbın Süresinde Bildirilmemesi: Taraflar arasında satıma konu cihazlardaki arızanın davacı tarafından kabulü mümkün olmayacak şekilde sürekli tekrarlandığı, davalı satıcının yetkili servisi tarafından arıza tespit onarım ve parça değişimleri hatta makinelerin değişiminin gerçekleştirildiği, arızaların cihazlar çalıştıkça ortaya çıkacak türden olması, davalının da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 225/1. maddesi anlamında ağır kusurlu olması ve ağır kusurlu olan davalı satıcının, satılandaki ayıbın süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağından davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığının kabulü ile davacı şirketin TBK’nın 227. maddesinde düzenlenen seçimlik haklarından sözleşmenin feshi ve ödediği bedelin iadesini talep hakkı bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. (6098 s. K. m. 225, 227, 470, 471) (6102 s. K. m. 23, 25, 27) (6100 s. K. m. 369, 370, 371) 1. Taraflar arasındaki alacak ve maddi tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen alacak istemi bakımından davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat istemi yönünden ise davanın reddine ilişkin karar davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine davalı … Ltd. Şti. yönünden ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı … Kozmetik İthalat İhracat Ltd. Şti.’ye yönelik istinaf başvurusunun esastan kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın davalı …. yönünden husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine; davalı … Ltd. Şti.’ye yönelik davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı … Met. Mak. Elk. San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı … Met. Mak. Elk. San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin üretici firma olan davalı … Ltd. Şti.’nin fatura kestiği, satıcı olan diğer davalı …. tarafından temin ve teslim edilen üç ayrı makine satın aldığını, makinelerin teslim tarihinden sonra aynı arızayı tekrar tekrar vermek suretiyle amaca uygun çalışmamış olduklarını, müvekkili şirket tarafından yasal süreler içerisinde gerek mail gerek sözlü olarak durumun davalı şirket yetkililerine bildirildiğini, fakat satıcı firmanın (… Kozmetik) farklı bahanelerle güven hissi uyandırarak her defasında müvekkili şirkete arızanın giderileceğini belirtmek suretiyle oyaladığını, 11.10.2014 tarihli servis/arıza raporunda da problemin cihaz kaynaklı olduğunun tespit edildiğini, ekteki teknik servis formlarından da görüleceği üzere arızaların her üç makine için de süreklilik arz ettiğini ve her aya ilişkin bir servis formunun doldurulduğunu, son olarak alınan 11.10.2014 tarihli raporda belirtilen tespit sonrasında müvekkili tarafından keşide edilen ihtarname ile satın alınan makineleri iadeye hazır olunduğu bildirilerek sözleşmeden dönüldüğünün ve satış bedellerinin iadesi ile uğranılan zararların ödenmesinin ihtar edildiğini, davalının ise ihtarnameye verdiği cevapta makinelerin uzun süreli kullanım nedeniyle yıprandıklarını ve yıpranma kaynaklı teknik hizmet yardımında bulunulduğunu, malın ayıplı olduğu anlamına gelmediğini, alacağın zamanaşımına uğradığının bildirildiğini; ancak arızanın kullanım hatasına bağlı olmadığını, cihazların kullanılamadığını, dava konusu üç makinenin de davalı şirket tarafından değiştirildiğini ancak aynı sorunların değiştirilen makinelerde de yaşandığını ve her ne kadar değişim öncesi fatura edilen makinelerin teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi geçmiş ise de müvekkili alıcının iğfal edildiğini, satıcının zamanaşımı def’îne dayanmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek dava konusu makinelerin aynen teslim koşuluyla müvekkili tarafından cihazlar için davalı tarafa yapılan ödemeler toplamı (27.045Euro+%18KDV ve 66.608,64TL) ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla satış tarihinden itibaren cihazların kullanım amacına uygun olarak kullanılamaması nedeniyle uğranılan 10.000TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ….’ye husumet yöneltilemeyeceğini, eldeki davanın açılabilmesi için öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, cihazların teslim tarihlerinin teslimat formlarında görülen tarihler olduğunu belirterek öncelikle süresinde açılmayan davanın zamanaşımı yönünden reddine; bu talep kabul edilmediği takdirde dava konusu cihazların yaklaşık dört yıl önce alınması ve davacı tarafından uzun süre kullanılıp yüksek kazanç elde edilmesi karşısında, cihazların iadesiyle satış bedelinin faizi ile birlikte tazmini talebinin hakkaniyete aykırı ve davacı tarafın iğfal iddiası mesnetsiz olduğundan davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.05.2017 tarihli ve 2015/490 E., 2017/450 K. sayılı kararı ile; davalı … Ltd. Şti.’nin üreticisi ve tedarikçisi olup, davalı …. tarafından temin ve teslim edilen üç adet cihazın satın alındığı tarihten itibaren pek çok kez arıza yaptığı, davacı tarafından arızanın süresinde karşı tarafa bildirildiği, servis elemanlarının geldiği, satın alınan cihazların garanti kapsamında bir takım parçalarının değiştirildiği, ancak sürekli değişim ve onarım yapılmasına rağmen cihazların yeniden arıza yaptıkları, bu arızaların ve ayıpların gizli ayıp olduğu, ayıp ihbarlarının süresinde yapıldığı, buna göre davacının sözleşmeden dönme ile verdiklerinin iadesini talep etme hakkının bulunduğu ve davacının tercihini bu yönde kullandığı ve davalılara buna yönelik ihtarname gönderdiği, ihtarın tebliğinden üç iş günü sonrasında davalıların temerrüde düştüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, … marka IPL Epilasyon cihazı yönünden 27.045Euro ile KDV bedeli toplamının 27.10.2014 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereği yürütülecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline; … marka zayıflama cihazı yönünden 8.458,24TL, … marka yüz ve vücut bakım cihazı yönünden 58.150,40TL’nin 27.10.2014 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, cihazların ve tüm aksesuarlarının davalılara iadesine, maddi tazminata ilişkin talebin ise reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı 7. … Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. 8. … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 26.02.2018 tarihli ve 2017/1476 E., 2018/237 K. sayılı kararı ile; “…cihazların davalılardan … Ltd. Şti. tarafından satıldığı ve makinelerin davacıya teslim edildiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, … cihazının 20.01.2012 tarihinde, … IPL cihazının 30.01.2012 tarihinde garanti kapsamında değişimlerinin yapıldığı, 21.11.2012 tarihinde … IPL cihazının yenisinin çalışır durumda davacıya teslim edildiği, davalının makinelerdeki arıza bildirimi nedeniyle garanti kapsamında cihazları

Satılandaki Ayıbın Süresinde Bildirilmemesi Gerekçesiyle Ağır Kusurlu Satıcı, Sorumluluktan Kurtulabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Bağış İradesi ve Kastı Olmaksızın Diğer Eşe Taşınmaz Devri

Bağış İradesi ve Kastı Olmaksızın Eşe Taşınmaz Devri Nedeniyle Mal Rejiminden Kaynaklanan Katkı Payı Alacağı Bağış İradesi ve Kastı Olmaksızın Diğer Eşe Taşınmaz Devri: Eşlerin, evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancıyla; ortak yaşamı ve ailenin geleceğini güvence altına almak, kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlamak, daha rahat bir yaşam sağlamak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışma ile karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun şekilde yatırım yapmalarının “bağış” olarak değerlendirilemeyeceği her türlü duraksamadan uzaktır. Gerçekten de; evlilik birliğinin devamı süresince bir eşin diğer eşin edinimine yaptığı katkının, karşılıksız olması işin doğası gereğidir. Karşılıksız olan bu katkıların birliktelikten doğan dayanışma kapsamında, kendisinin de yararlanacağı düşüncesiyle yapıldığı, bağış amacı gütmeyen bu katkının mal rejiminin sona ermesi hâlinde diğer eşten istenebileceği kabul edilmelidir. Davacının bağış iradesi ve kastı olmaksızın diğer eşe taşınmaz devri yaptığının anlaşılmasına göre; mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu taşınmazın, her bir eşin kendi kişisel malvarlığı (ziynet, miras, bağış vs.) kullanılarak edinildiği yönündeki iddia ve savunmaları doğrultusunda, tarafların gösterdikleri tüm delillerin toplanıp birlikte değerlendirilerek, gerek görülmesi hâlinde konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınarak, hakkaniyete uygun bir katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2018/657 Karar No: 2021/1617 Karar tarihi: 07.12.2021 Mahkemesi: Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Adana 5. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı dava dilekçesinde; davalı ile 22.01.1976 tarihinde evlendiklerini, Adana 5. Aile Mahkemesinin 2012/202 E., 2012/773 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, evlilikleri süresince davalının hiçbir işte çalışmadığını, kendisinin ise emekli olduktan sonra dahi ek işlerde çalışmaya devam ettiğini, davalı adına kayıtlı Adana ili, Yüreğir ilçesi, Buruk Köyü, 396 ada, 2 parselde kayıtlı ev ve arsanın kendi babası…’ten 1978 yılında satın alındığını, arsa üzerine 1982 yılında ev yapıldığını, tarafların bu evde çocukları ile birlikte yaşadıklarını, arsa ve üzerine yapılan evin tüm bedelinin kendisi tarafından karşılandığını, bu eve taşındıktan sonra eşine jest amaçlı ve güven ilişkisine dayalı olarak taşınmazı bedelsiz şekilde tapuda eşine devrettiğini, ancak boşandıktan sonra eşinin hakkını inkâr ettiğini ileri sürerek katkı payı alacağının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, çocukluğundan beri Adana’nın en zengin ailelerinden olan “İsotlar” tarafından bakılıp büyütüldüğünü, … tarafından evlilik öncesinde kendisine yarım kilo altın takıldığını, dava konusu taşınmazın 1976 yılında kendisine takılan bu altınların satılması sonucunda alındığını, daha sonra aynı kişinin kendisine yaptığı para yardımı sayesinde evin inşaatının tamamlandığını, tapunun da bu sebeple kendisi adına tescil edildiğini, davacının evlilik süresince fabrikada asgari ücretle işçi olarak çalıştığını, maaşıyla ancak evi geçindirdiğini, elde ettiği gelirle arsayı satın alarak ev yaptırmasının mümkün olmadığını, evin tüm hakkının kendisi ve çocuklarına ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. Adana 5. Aile Mahkemesinin 15.04.2014 tarihli ve 2013/467 E., 2014/299 K. sayılı kararı ile; taşınmazın 11.03.1984 tarihinde erkek tarafından kadın adına tescil edildiği, dava konusu arsa ve üzerinde yapılan binanın mal ayrımı döneminde alındığı, davacının jest ve güvene dayalı olarak taşınmazı davalıya devrettiğini beyan ettiği, dolayısıyla davacının gizli bağışta bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Onama Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 25.11.2015 tarihli ve 2014/13769 E., 2015/21139 K. sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Özel Daire Karar Düzeltme Kararı 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. .10. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10.05.2016 tarihli ve 2016/1640 E., 2016/8613 K. sayılı kararı ile; “…6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285. maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık(ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir(Aydoğdu, Murat/Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s. 344, Yavuz, Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6. B., İstanbul 2002, s. 222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz (TBK m. 285/3). Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır. Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir. Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M. Alper: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. 1, 3. B., İstanbul 2013, s. 205; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B., Ankara 2008. s. 144). Somut olayda; Davacı, tasfiyeye konu taşınmazı bir jest ve güvene dayalı olarak karşılıksız eşine devrettiğini bildirmiştir. Bağışı çağrıştıracak başka bir kavram, kelime veya söze dosya kapsamında rastlanılmamıştır. Karşılıklı güven ve sadakat, gerek örf ve adet, aile bütünlüğü kavramı ve gerekse olağan yaşam koşulları gereği, ayrım gözetilmeksizin eşin birinin diğerine para intikal ettirmek suretiyle mal edindirmesi mümkündür ancak, bunda duraksama olmayacak şekilde bağış iradesi ve kastının olduğu sonucuna varmak için kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanması gerekir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 sayılı HMK m.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacak isteğine ilişkindir. 01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (mülga Medeni Kanun)’nin yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM m.170). 743 sayılı

Bağış İradesi ve Kastı Olmaksızın Diğer Eşe Taşınmaz Devri Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşçilik Alacağı Davası Devam Ederken İşverenin İflas Etmesi

İşçilik Alacağı Davası Devam Ederken İşverenin İflas Etmesi İşverenin İflas Etmesi: İş mahkemesinde görülmekte olan, işçi alacaklarına yönelik dava sırasında, işverenin iflası halinde dahi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 194. maddesi uyarınca, davaya iş mahkemesinde devam edileceği, işverenin işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce iflası halinde ise yukarıda belirtilen şekilde hareket ile alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde, asliye ticaret mahkemesinde kayıt kabul davası olarak açılması gerekir. Davalı … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. hakkında eldeki dosyanın yargılaması devam ederken iflas kararı verildiği anlaşılmış olup her ne kadar dosya kapsamında basit usulde tasfiyesine karar verildiği anlaşılan davalı yerine yargılamaya iflas müdürlüğü dahil edilerek devam edilmesi yerinde ise de iflas dairesi tarafından kabul edilmeyen alacaklar bakımından davaya müflis davalı … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. bakımından kayıt kabul davası olarak devam edilmemesi de hatalı olup bir diğer bozma sebebidir. (1475 s. K. m. 14) (2004 s. K. m. 166, 194, 219, 223, 232, 235) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/4718 Karar No: 2021/8899 Karar Tarihi: 29.04.2021 Dava Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı … Tekstil Makine San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Karar Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06.07.2007 tarihinde davalılardan … Giyim Şirketine ait işyerinde makine ustası olarak işe başladığını, 2013 yılında işyerinin diğer davalı … Tekstil Şirketine devredildiğini, 03.05.2013 tarihine kadar çalıştığını ancak sigorta çıkışının 01.04.2013 tarihinde yapıldığını, aylık ücretinin net 1.400,00 TL olduğunu, iş akdinin haksız yere feshedildiğini beyanla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabının Özeti Davalı … Tekstil Şirketi vekili, davanın reddini savunmuş, diğer davalının yargılama devam ederken iflas ettiği anlaşıldığından tebligat ilgili iflas müdürlüğüne yapılarak yargılamaya devam olunmuş ancak süresi içerisinde herhangi bir cevap dilekçesi sunulmamıştır. Mahkeme Kararının Özeti Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz Karar, süresi içinde davalı … Tekstil Makine San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe 1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2. İhbar önelleri ve ihbar tazminatı yönlerinden taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Buna göre, öncelikle iş sözleşmesinin Kanunun 24 ve 25. madde de yazılı olan nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve Kanunun 17. maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak ihbar öneli tanınmamış olması halinde ihbar tazminatı ödenmelidir. Yine haklı fesih nedenine rağmen işçi ya da işverenin 26. maddede öngörülen hak düşürücü süre içinde fesih yoluna gitmemeleri halinde sonraki fesihlerde karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğar. İhbar tazminatı iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olduğu için, iş sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. Yine, işçinin 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Anılan fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez. Somut olayda; davacı tanıklarından … mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde davacının tazminat ve diğer alacaklarının ödenmemesi ve sigorta bildirimlerinin yapılmaması nedeni ile kendisinin ayrıldığını belirttiği anlaşılmış olup dosya kapsamından davacının ödemeyen alacak kalemlerinin olduğu tespit edildiğinden iş sözleşmesini feshinin haklı sebebe dayandığının kabulü yerinde olacaksa da yukarıda açıklanan ilkede de açıklandığı üzere fesih haklı sebebe dayansa da iş sözleşmesini kendisi fesheden taraf ihbar tazminatı talep edemeyeceğinden ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma sebebidir. 3. İflasın açılması, maddi hukuka ilişkin ilişkileri ve hükümleri cebri şekilde etkilediği gibi medeni usul ve icra hukuku kuralları üzerinde de etki meydana getirir. İflasın açılması ile müflisin taraf olduğu hukuk davalarının ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonrasına kadar duracağı genel kural ise de, yine bu hükmün müstacel haller, tazminatsız ceza davaları, şeref ve haysiyete tecavüzden ve cismani zararlardan doğan tazminat davaları ile evlenme, ahvali şahsiye veya nafaka davalarının uygulanamayacağı kabul edilmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 194. maddesinde ayrık tutulan “Müstacel haller” den maksat, acele görülmesi gereken ve durduğu takdirde verilecek hükmün faydasız kalacağı gerçeğidir. Bu davalarda hakim takdir hakkını kullanarak müstaceliyet kararı vermek suretiyle yargılamaya devam eder. İşçinin alacaklı olduğu iş hukukuna ilişkin bir dava, işçinin sosyal durumu itibariyle 2004 sayılı Kanun’un 194. maddenin gayesine uygun görülerek acele işlerden sayılmalı ve ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeksizin yargılamaya devam edilmelidir. Bunun yanında kanunun lafzına göre davacıların müflise karşı davaya devam edeceği izlenimi hasıl olmakta ise de masaya dahil mal ve haklar bakımından müflisin yetkisiz kalması keyfiyeti, kendisinin, müstacel de olsa bu davalara taraf olmaya devam etmesine manidir. Bu durum karşısında birinci alacaklılar toplantısı yapılmış ve iflas idaresi teşekkül etmişse, müstacel davalar ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeden iflas idaresine karşı; birinci alacaklılar toplantısı henüz yapılmamış ve işin müstaceliyeti icabı iflas idaresinin seçimini dahi beklemeye durum müsait değilse, bu takdirde iflas idaresi müflisin yerini alarak davaya iflasın açılmasından önce davanın görüldüğü iş mahkemesinde devam olunur. Böylece işçinin alacağının tahsili amacıyla iş mahkemesinde açılan davadan sonra işverenin iflasına karar verilmesi mahkemenin görevini etkilemez ise de, işveren müflisin yerine geçecek olanı etkiler. İflas kararı verildikten sonra işçi işçilik haklarından doğan alacağının dayanağını ve miktarını iflas idaresine bildirir. Alacaklıların alacaklarını kaydettirmeleri için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 219/2. maddesinde öngörülen bir aylık sürenin bitiminden sonra, iflas idaresi alacakların doğru olup olmadığını incelemeye başlar. Maddi yönden inceleme sonucu kabul edilen her alacak tespit edilen sıraya göre sıra cetveline kaydedilir. Kabul edilmeyen alacaklar da ret sebepleri ile birlikte sıra cetvelinde gösterilir. İflas idaresi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 232. maddesinde öngörülen sürede düzenlediği sıra cetvelini iflas idaresine verir ve alacaklıları aynı Kanun’un 166/2. maddesindeki usule göre ilan yoluyla haberdar eder. Ayrıca iflas masasına müracaat sırasında tebligatı gösterir adres ve tebligat masrafları için avans yatıranlara sıra cetveli tebliğ edilir. Sıra cetveline itiraz davalarında dava açma süresi, görev ve yetki 2004 sayılı Kanun’un

İşçilik Alacağı Davası Devam Ederken İşverenin İflas Etmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu

Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz konusu kuralda, motorlu bisikletlerin karıştığı trafik kazaları nedeniyle motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğunun genel hükümlere tabi olduğu öngörülmüştür. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla motorlu bisikletlerin karıştığı trafik kazaları nedeniyle yalnızca sürücülerinin sorumlulukları yoluna gidilebileceğinin öngörüldüğü, bu tür araçları işletenlerin ticari faaliyet yürüttüğü ve ticari kazanç elde ettiği, buna rağmen meydana gelen zararlardan sorumlu tutulmadıkları, bu araçlarla ilgili olarak zorunlu mali sorumluluk sigortası hükümlerinin de uygulanmadığı, dolayısıyla bu zararlar nedeniyle sigortacıya başvurulamadığı, söz konusu araçlar yönünden sorumluluk itibarıyla getirilen bu farklı düzenlemenin nedeninin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun metninden ve gerekçesinden de anlaşılamadığı, ayrıca diğer motorlu araçların verdiği bedensel zararların Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılandığı ancak motorlu bisiklet kazaları sonucu yaralananların sağlık giderlerinin karşılanmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında tehlikeli faaliyet olarak nitelendirilen motorlu taşıtın işletilmesi, bir taraftan işletene menfaat sağlamakta diğer taraftan üçüncü kişileri, bu taşıtın işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz bırakmaktadır. Kanun koyucu tehlike sorumluluğunu motorlu taşıtların işletilmesi bakımından işleten yönünden öngörmüş ve anılan Kanun’da motorlu araçların işletilmesi nedeniyle doğabilecek tehlikelere karşı bu araçlara zorunlu mali sorumluluk sigortası yapılması yükümlülüğü getirmiştir. Kanun kapsamına alınmayı gerektirecek ölçüde bir tehlike meydana getirmediği değerlendirilen motorsuz araçlar ve motorlu bisikletler bakımından böyle bir yükümlülük öngörülmemiştir. Motorlu bisikletlerin karıştığı kazalar da kişinin maddi ve manevi varlığı ile mal varlığı üzerinde sonuçlar doğurabilecektir. Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 103. maddesiyle yapılan atıf gereğince motorlu bisikletin karıştığı kazada sürücünün kusurunun bulunması hâlinde meydana gelen zararların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49., 53., 54. ve 56. maddeleri kapsamında talep edilebileceği açıktır. Bu itibarla kanun koyucunun motorlu bisiklet sürücüsünün neden olduğu zararların giderilmesini sağlayacak nitelikte düzenlemeler öngördüğü anlaşılmaktadır. Belli bir motor büyüklüğü ve hıza ulaşmayan araçların meydana getireceği tehlikeyle ilgili olarak sorumluluk ve buna yönelik zorunlu nitelikte mali sorumluluk sigortasının kanunda özel olarak öngörülüp öngörülmemesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Kanun koyucu, bu tür araçların işletilmesi nedeniyle doğabilecek tehlike ve zararlarla ilgili sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında düzenlememekle birlikte işletenlerin genel hükümler kapsamında sorumluluklarının bulunmadığı söylenemez. Zira 6098 sayılı Kanun’un 71. maddesi kapsamında önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işletenin müteselsilen sorumluluğu yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla motorsuz bir aracın işletilmesi nedeniyle meydana gelen zararlar bakımından anılan hüküm çerçevesinde ilgililerin sorumlu tutulmalarına engel bir durum bulunmamaktadır. Ayrıca anılan Kanun’un 65. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararlara ilişkin hakkaniyet sorumluluğu, 66. maddesinde adam çalıştıranın sorumluluğu, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde ev başkanının sorumluluğu düzenlenmiş olup söz konusu düzenlemelerin motorlu bisikletlerin karıştığı kazalar bakımından da uygulanabileceği açıktır. Sonuç olarak motorlu bisikletlerin karıştığı kazalar nedeniyle meydana gelen zararların giderilmesine ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun dışında farklı kanunlarda çeşitli sorumluluk hükümlerinin düzenlendiği görülmüştür. Bu itibarla kural kapsamında motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğunun anılan Kanun kapsamı dışında tutularak genel hükümlere tabi tutulmasının kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Motorlu Bisikletlerin Karıştığı Trafik Kazalarında Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu, Genel Hükümlere Tabidir Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı:2025/155 Karar Sayısı:2025/256 Karar Tarihi:11/12/2025 R.G. Tarih – Sayısı:17/2/2026-33171 İtiraz Yoluna Başvuran: İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi İtirazın Konusu: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan “…motorlu bisiklet…” ibaresinin Anayasa’nın 10., 17., 36., 56. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Haksız eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 103. maddesi şöyledir: “Motorsuz taşıtlar ve motorlu bisiklet – Madde 103 Motorsuz taşıtlar ile motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğu genel hükümlere tabidir.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 1. maddesine göre anılan Kanun’un amacı, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir. 4. Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında araç, kara yolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adı olarak tanımlanmış; taşıtın ise kara yolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu belirtilmiştir. Söz konusu tanımda araçlardan makine gücü ile yürütülenler motorlu taşıt, insan ve hayvan gücü ile yürütülenler de motorsuz taşıt olarak tarif edilmiştir. 5. Anılan fıkrada bisiklet, üzerinde bulunan insanın adale gücü ile pedal veya el ile tekerleği döndürülmek suretiyle hareket eden motorsuz taşıtlar olarak ifade edilmiş; azami sürekli anma gücü 0,25 KW’yi geçmeyen, hızlandıkça gücü düşen ve hızı en fazla 25 km/saate ulaştıktan sonra veya pedal çevirmeye ara verildikten hemen sonra gücü tamamen kesilen elektrikli bisikletlerin de bu sınıfa girdiği belirtilmiştir. 6. Fıkrada azami hızı saatte 45 km’yi, içten yanmalı motorlu ise silindir hacmi 50 cm³’ü, elektrik motorlu ise azami sürekli nominal güç çıkışı 4 KW’yi geçmeyen iki veya üç tekerlekli taşıtlar ile aynı özelliklere sahip net ağırlığı 350 kg’ı aşmayan dört tekerlekli motorlu taşıtların motorlu bisiklet (moped) olduğu belirtilmiş; elektrikle çalışanların net ağırlıklarının hesaplanmasında batarya ağırlıklarının dikkate alınmayacağı düzenlenmiştir. 7. Elektrikli skuter (e-skuter) ise hızı en fazla 25 km/saate ulaşan, tekerlekli, ayak tahtası ve tutamağı olabilen, dikey bir direksiyon mekanizması içerebilen ve ayakta kullanılan taşıt olarak tanımlanmıştır. 8. Fıkrada sürücünün kara yolunda motorlu veya motorsuz bir aracı veya taşıtı sevk ve idare eden

Motorlu Bisiklet Sürücülerinin Hukuki Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Yanılgılı Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2025/3-158 Karar No: 2025/374 Karar Tarihi: 01.10.2025 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 3. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi I. Hukukî Süreç Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2021 tarihli ve 8-280 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 25.10.2021 tarih ve 2485-1369 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.05.2022 tarih ve 5180-2898 sayı ile; “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak 19.10.2022 tarih ve 236-257 sayı ile sanığın bu kez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314/2. maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1. maddesi ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.09.2023 tarih ve 6977-5329 sayı ile; “1. Sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle ve bozma kararını işlevsiz hale getirecek şekilde fazla ceza tayin edilmesi, 2. Geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken; dosya içeriği ile uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılması suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkeme ise 26.12.2023 tarih ve 360-379 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.03.2024 tarihli ve 19090 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16.09.2024 tarih ve 5372-9811 sayı ile; hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerektiği ve bozma sonrasında başkaca faaliyeti de gerekçe gösterilmediği halde alt sınırdan bozmadan önceki cezadan daha fazla ayrılmak suretiyle teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken dosya içeriğiyle uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılarak fazla ceza tayin edilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.11.2024 tarih ve 19090 sayı ile; ”5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 307/4. maddesindeki düzenleme karşısında, Yüksek Dairenin direnme kararını yerinde görmediği takdirde dosyayı bir karar verilmek üzere Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermesi gerekirken, işin esasına girerek bozma kararı vermesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.02.2025 tarih ve 21810-2581 sayı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile dosyanın incelenmek üzere Ceza Genel Kuruluna tevdiine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. Uyuşmazlık Konusu Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülen suçta, mahkûmiyet hükmü kurulurken temel cezanın 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının, 2. Takdiri indirime ilişkin TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim oranının yerinde olup olmadığının, belirlenmesine ilişkindir. III. Olay ve Olgular İncelenen dosya kapsamından; Sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mensupları arasında iletişimi sağlamak amacıyla gizli haberleşmede kullanılan Bylock programını kullandığı ve aynı örgüte üye olma suçundan hakkında soruşturma bulunan firari şüpheli … kod isimli …’dan ele geçen dijital materyallerde sanığa ait birtakım bilgilerin bulunduğunun tespiti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada kendisine ulaşılamaması nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, iddianame düzenlenip dava açıldıktan sonra 02.02.2021 tarihinde yakalandığı, 13.06.2017 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı içeriğine göre; 05xx xxx 41 numaralı GSM hattı ile Bylock programını kullandığının, ID numarasının …, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…” olduğunun tespit edildiği, anlaşılmaktadır. Tanık …, 2016 yılına kadar Bursa’da cemaat denilen yapı içinde üniversite öğrencilerinden sorumlu olarak görev yaptığını, 2016 yılında örgütün sözde … eyaleti bölge üniversite mesullüğünü yürütmeye başladığını, kendisine bağlı toplamda beş büyük bölge üniversite mesulü olduğunu, bunlardan birisinin de Siteler bölgesinde görev yapan sanık olduğunu, üniversite öğrencileriyle ilgilenenlere üniversiteci denildiğini, sanığın da kendisi gibi üniversiteci olup cemaatin evlerinde kalan öğrencilerle ilgilendiğini ve bölge üniversite mesulü olduğunu, Tanık …, … olarak tanıdığı sanığın bir kod ismi kullandığını ancak bunun ne olduğunu hatırlamadığını, 20 09… yıllarında sanığın da kendisi gibi cemaat evlerinde kaldığını, sanıkla öğrenci bakması nedeniyle irtibatlı olduklarını, sanığın ilkokul ya da lise grubundan ilgilendiği öğrenciler olduğunu, … kod isimli ilköğretim mesulü tarafından ilköğretim öğrencilerine ders anlatmaları için sanıkla beraber görevlendirildiklerini, bu öğrencilerin takiplerini gerçekleştirip onlara sohbet verdiklerini ve kendilerinden sorumlu olan … kod adlı kişiye bu hususta bilgileri ilettiklerini, Tanık …, lise öğrencisi olduğu dönemde arkadaşları … ve …’la beraber gittikleri cemaat evinde … olarak bildikleri sanığın kendileriyle ilgilendiğini, ders anlattığını, … kitaplarını okuyup sohbetler yaptığını, bahse konu eve gidip gelmeye devam ederken sanığın kendilerine hangi mesleği seçmeyi düşündüklerini sorduğunu, kendisinin asker olacağını söylediğini, sanığın motive edici konuşmalarıyla …’nın da asker olmaya yöneldiğini, …’in kendilerine ders anlattığını, askeri okul sınavlarına hazırladığını, bir süre sonra eve gelen … isimli bir şahısla …’in kendilerini tanıştırdığını, …’in de ara sıra gelerek çalışmaya ve askerliğe motive edici konuşmalar yaptığını, bu sırada … ve …’i …’in spor sınavları için ayrıca çalıştırdığını, o dönemde … ve …’a kod ismi verildiğini fark ettiğini, puanı jandarma okuluna yetmediği için onu biraz

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda Teşdit Nedeniyle Fazla Ceza Tayini Read More »