Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşe Devamsızlık Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshinde Kıdem ve İhbar Tazminatları Talep Edilebilir mi?

İşe Devamsızlık Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshi Halinde Kıdem ve İhbar Tazminatları Talep Edilebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/2884 Karar No: 2017/1558 Karar Tarihi: 06.12.2017 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.10.2012 gün ve … sayılı kararın temyizen incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 05.11.2014 gün ve 2012/39706 E.- 2014/32636 K. sayılı kararı ile; \”A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı işçi, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile ikramiye ve fazla mesai ücreti alacaklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı işveren, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar, taraf vekillerince temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Davalı işveren iş akdini haklı nedenle feshettiğini savunmuş ve buna ilişkin devamsızlık olgusuna dayanmıştır. Ancak davalı devamsızlığına ilişkin tutanaklarını sunmadığı gibi diğer herhangi bir delille de savunmasını kanıtlayamamıştır. Bu nedenle işçi lehine kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu reddi isabetli değildir…\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin davalıya ait iş yerinde 27.06.2001 tarihinde presçi olarak işe başladığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından 27.07.2010 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili davacı işçinin işverene hiçbir açıklama yapmadan 27.07.2010 tarihinde işe gelmediğini sonraki iki gün işe devam edip 30.07.2010 tarihinde yeniden devamsızlık yaptığını, son olarak 31.07.2010 tarihinde işe gelen davacının cumartesi günleri çalışma olmaması sebebiyle kendisini işe almak istemeyen güvenlik görevlisiyle tartıştığını, özel eşyalarını almaya geldiğini söyleyerek zorla içeri girdiğini, eşyalarını aldıktan sonra işverenler hakkında hakaret içeren sözler sarf ederek iş yerinden ayrıldığını, davacı tarafından işverene bildirilen bir fesih iradesi bulunmadığından müvekkili işverence 03.08.2010 tarihine kadar beklendiğini, ardından bu tarihte ihtarname keşide edilerek derhal iş başı yapmasının istendiğini ancak davacının ihtara cevap vermediğini, bunun üzerine işten çıkışının yapıldığını, davacının ortada hiçbir neden yok iken işten ayrıldığını, iş sözleşmesini haksız şekilde fesheden davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağını belirterek haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece işe giriş çıkışları gösteren kayıtlarda davacının ihtarnamede belirtilen tarihlerde işe devam etmediği, davacı tanıklarından Nuri’nin davacının kendisinden önce işten ayrıldığını Erol’un ise davacının yaklaşık bir sene önce işten ayrıldığını duyduğunu beyan ettikleri, davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği iddiasında bulunmadığı, sözleşmenin davalı tarafından haksız nedenle feshedildiğini bildirdiği, davalının ise iş sözleşmesini davacının devamsızlığı nedeniyle feshettiğini açıklayıp bu hususu da delillendirdiği, bu nedenle davalı tarafından yapılan feshin haklı nedene dayandığı belirtilerek davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece, davacı 27.07.2010 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğini iddia etmiş ise de, bu tarihe ilişkin yazılı bir fesih bildirimi bulunmadığı gibi davacı işçinin de bu tarih itibariyle sözleşmenin haklı sebep olmaksızın feshedildiğine ilişkin davalı işverene herhangi bir bildirimde bulunmadığı, Bölge Çalışma Müdürlüğü raporunda davacının işe gelmediğine dair tutanakların düzenlendiği, iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 25/II. maddesi gereğince feshedildiği, davacıya kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi için bir kanaatin oluşmadığının belirtildiği, çalışma hayatını düzenleyen iş müfettişi raporlarının aksi eş değerde bir belge ile ispat edilmedikçe geçerli olduğu, devamsızlık olgusunun iş yeri giriş çıkış kayıtlarıyla da doğrulandığı, davalı tarafından keşide edilen ihtarnamede iş sözleşmesinin İş Kanunu\’nun 25/II-g maddesi gereğince feshedildiği bildirilmiş olup ihtarname davacıya tebliğ edilmiş olmasına rağmen davacının bu ihtarnameye de herhangi bir cevap vermediği, her ne kadar bozma kararında devamsızlığa ilişkin tutanakların sunulmadığı ve herhangi bir delille de savunmanın kanıtlanmadığı belirtilmiş ise de, söz konusu belgeler ve tanık anlatımlarından davacının anılan tarihlerde devamsızlık yaptığı, bu hususun davalı tarafından ispatlandığı, aksini ispat külfeti üzerinde bulunan işçinin ise savunmanın aksini ispat edebilecek herhangi bir delil sunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı işveren tarafından devamsızlık nedeniyle yapılan feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ve buradan varılacak sonuca göre de davacı işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. İş sözleşmesi işçi ile işveren arasında kurulan ve her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, işçi ile işveren arasında karşılıklı güvene dayanan kişisel ve sürekli bir ilişki yaratır. Bu nedenle işçi veya işveren taraflarından birinin davranışı ile bu güveni sarsması hâlinde güveni sarsılan tarafın objektif iyi niyet kurallarına göre artık bu ilişkiyi sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesi ile bağlı kalamayacağı gerçeğinden hareket eden kanun koyucu, yaptığı düzenleme ile taraflara iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız fesih hakkı tanımıştır. Hukukumuzda \”olağanüstü fesih\”, \”bildirimsiz fesih\”, \”süresiz fesih\”, \”önelsiz fesih\”, \”derhal fesih\”, \”muhik sebeple fesih\” gibi terimlerle ifade edilen haklı nedenle fesih 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun md. 435, 4857 sayılı İş Kanunu\’nun md. 24 ve 25; 854 sayılı Deniz İş Kanunu\’nun md. 14, 16; Basın İş Kanunu\’nun md. 11\’de düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, haklı nedenle fesih kanunla tanınmış bir haktır. Bir tarafın işte bu haklı nedenle fesih hakkına dayanarak, karşı tarafa yöneltilmesi gereken irade beyanıyla iş sözleşmesine geçmişe etkili olmaksızın derhal son vermesi, haklı nedenle fesih olarak tanımlanmaktadır. Bu itibarla 4857 sayılı İş Kanunu, haklı nedenle fesih hakkını \”Haklı nedenle derhal fesih\” başlığı altında düzenlemektedir (Mollamahmutoğlu, H./ Astarlı, M. / Baysal, U.: İş Hukuku Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 6. Bası, Ankara 2014, s. 794). 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 25\’inci maddesinde işveren açısından haklı nedenle derhal fesih hallerini düzenlenmiş olup 25\’inci maddenin 2 numaralı bendinin \”g\” alt bendinde \”İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki iş günü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç iş günü işine devam etmemesi\” işverene iş sözleşmesini bildirim

İşe Devamsızlık Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshinde Kıdem ve İhbar Tazminatları Talep Edilebilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İş yerinin Devri veya Kapatılması Nedeniyle İş Sözleşmesinin Devrinde İşçinin Rızası Gerekli mi?

İş Yerinin Devri veya Kapatılması Nedeniyle İş Sözleşmesinin Devrinde İşçinin Rızası ve Muvafakatı Gerekli mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/2887 Karar No: 2017/1751 Karar Tarihi: 13.12.2017 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.07.2012 gün ve 2011/159 E.-2012/667 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 02.10.2014 gün ve 2012/34444 E.- 2014/29047 K. sayılı kararı ile; \”A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalı şirkete ait işyerinde 01.12.1997 tarihinden yaklaşık 2010 yılı Eylül ayına kadar aralıksız çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından feshi sırasında tazminatlarının en kısa sürede ödeneceğinin bildirilmesine rağmen bugüne kadar ödenmediğini beyan ederek fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla kıdem tazminatı alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının davalı şirkete O.B.K. ismini veren Osman Büyük Kaplan\’ın yönetim kurulu başkanlığını yaptığı …Tekstil A.Ş. nin ürettiği malların satışıyla görevli Nalçacı Caddesi No: 110 daki fabrika satış mağazasında 01.12.1997 tarihinden itibaren çalıştığını, fabrika satış mağazasının temelli kapatılarak kiraya verilmesi ve fabrika satış işlemlerinin ve şirket merkezinin 3. Organize Sanayi Bölgesi İhsan Dede Caddesi No: 3 teki fabrikaya taşınması nedeniyle ihtarname keşide edilerek; \”01.12.1997 den bu yana oluşan kıdemi, ücreti ve diğer bütün yasal hakları saklı kalmak ve aynı görevi yapmak üzere aynı gruba bağlı fabrikada 3 gün içinde göreve başlaması\”nın istendiği, ancak davacının halen göreve başlamayarak dava açtığını, iş akdinin davalı işveren tarafından feshedilmediğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının önceki çalışmış olduğu işyerinin kapandığı, davalı tarafça aynı görevi yapmak üzere gruplarına bağlı …Tekstil Sanayi Ticaret A.Ş.\’de göreve başlaması konusunda ihtarname gönderildiği, davacının iş sözleşmesinin davalı tarafça feshedildiği ya da davacının haklı nedenle feshettiği hususunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Davalı şirkete ait davacının çalıştığı fabrika kapatılmış davacı işçiye de aynı gruba ait başka bir şirket nezdinde başka bir işyerinde çalışması yönünde tebligat yapılmıştır. Davalı işyerinin başka bir şirkete nakledildiği ve davacının da nakli kabul etmemesi nedeniyle iş akdinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda davacı işçinin nakil için rızasının aranmayacağı, işyeri devrinden de bahsedilemeyeceği açıktır. Hizmet sözleşmesinin nakli işçinin muvafakatına bağlı olup bu muvafakatın verilmemesi nedeniyle işverence yapılan feshin haklı olduğundan bahsedilemez. Bu sebeple kıdem tazminatı isteğinin kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır…\” gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davacı vekili müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde 01.12.1997 tarihinden 2010 Eylül ayına kadar aralıksız çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshi sırasında tazminatlarının en kısa sürede ödeneceği bildirilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı O.B.K Tekstil ve Turizm Tic. San. A.Ş. vekili, davacının müvekkili şirkete ait iş yerinde şirkete O.B.K. ismini veren …\’ın yönetim kurulu başkanlığını yaptığı …Tekstil A.Ş.’nin ürettiği malların satışıyla görevli Nalçacı Caddesi No:110 daki fabrika satış mağazasında 01.12.1997 tarihinden itibaren çalıştığını, fabrika satış mağazasının temelli kapatılarak kiraya verilmesi, fabrika satış işlemlerinin ve şirket merkezinin 3. Organize Sanayi Bölgesi İhsan Dede Caddesi No:3 adresindeki fabrikaya taşınması nedeniyle davacıya ihtarname keşide edilerek, 01.12.1997 tarihinden bu yana oluşan kıdemi, ücreti ve diğer bütün yasal hakları saklı kalmak ve aynı görevi yapmak üzere aynı gruba bağlı …Tekstil San. Tic A.Ş.’de 3 gün içinde göreve başlamasının istendiğini ancak davacının göreve başlamayarak dava açtığını, iş sözleşmesinin müvekkil işveren tarafından feshedilmediğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece davacının çalıştığı iş yerinin kapandığı, davalı tarafça davacıya aynı görevi yapmak üzere gruplarına bağlı …Tekstil Sanayi Ticaret A.Ş.\’de göreve başlaması konusunda ihtarname gönderildiği, ihtarnamede davacının bütün yasal haklarının da saklı tutulduğu, davacı tarafından gönderildiği iddia edilen ihtarnamede iş sözleşmesinin sözlü olarak işverence feshedildiği iddia edilmiş ise de ihtarnamenin tebliğ şerhini içerir örneğinin verilen kesin süreye rağmen dosyaya sunulmadığı, davacının iş sözleşmesinin davalı tarafça feshedildiği ya da davacının haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiği hususunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece her ne kadar bozma kararında nakle davacının muvafakatinin olmadığı, bu nedenle işveren tarafından yapılan feshin haklı olmadığı belirtilmiş ise de, iş sözleşmesinin davacı tarafından nakil nedeniyle feshedildiği ancak feshin haklı nedene dayandığının ispatlanamadığı, nitekim nakil nedeniyle çalışma koşullarının ağırlaştığı yönünde delil bulunmadığı, işçinin uzun yıllardan beri çalıştığı iş yerinin temelli kapandığı, davacıya fabrikada devam etmesi yönünde talepte bulunulduğu ve bütün yasal haklarının da saklı tutulduğu, esasen çalışma şartlarında değişiklik için işçinin muvafakati gerekli ise de burada iş yerinin tamamen kapandığı, ticaret hayatında da iş yerlerinin kapanmasının olağan olduğu, kaldı ki uzun yıllar çalışan davacı işçinin mağdur edilmemesi için aynı şehir içinde servis imkânı da olan diğer iş yerinde çalışma teklif edildiği bu noktada artık işverenin kötü niyetinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı işçi hakkında yapılan görevlendirmenin hizmet sözleşmesinin nakli niteliğinde olup olmadığı, iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ve sonucuna göre de davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle iş yeri devri, iş sözleşmesinin devri ve geçici iş ilişkisi kavramlarının irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 6’ncı maddesinde, \”İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin

İş yerinin Devri veya Kapatılması Nedeniyle İş Sözleşmesinin Devrinde İşçinin Rızası Gerekli mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Yağma Suçunda Değer Azlığı Halinde Cezada İndirim Yapılması Gerekir mi?

Yağma Suçunda Değer Azlığı Halinde Cezada İndirim Yapılması Gerekir mi? Özet: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinin cezaların şahsileştirilmesine ilişkin olduğu, Yerel Mahkemece temel cezaların belirlenmesi sırasında kullanılan değer azlığı kavramının suç konusunun önem ve değerine yönelik sadece maddi değeri ifade ettiği, somut olayda TCK’nın 150/2. maddesine yönelik olarak 1’er TL’nin miktar itibarıyla az olduğu konusunda herhangi bir tereddütün bulunmadığı, ancak Yerel Mahkemece gerek muhalefet görüşünde zikredilen Ceza Genel Kurulunun 24.02.2015 tarihli ve 817-14 sayılı kararında gerekse benzer nitelikteki diğer kararlarda ön koşul olan “objektif olarak değer azlığı” ile birlikte somut olayın şartları, faili meydana gelen haksızlığa iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri birlikte değerlendirilip sanık hakkında hükmolunan cezadan indirim yapılamayacağına karar verildiğinden temel cezanın alt sınırdan tayini ile TCK’nın 150/2. maddesinin uygulanmaması arasında bir çelişki bulunmadığı kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2017/821 Karar No: 2019/358 K. Tarihi: 30.04.2019 İçtihat Metni Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 14. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Yağma suçundan sanık …\’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 148/1 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Bitlis Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.02.2015 tarihli ve 46-56 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 30.09.2015 tarih ve 4192-8708 sayı ile; \”…Sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Yağma suçunun metruk bir binanın bodrum katında işlendiği göz önüne alınarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 149/1-d maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması, Suç tarihinde on altı yaşı içerisinde bulunan suça sürüklenen çocuğun cezasından TCK\’nın 31/3. maddesi gereğince indirim yapılmaması suretiyle fazla ceza tayini,” isabetsizliklerinden sanığın kazanılmış hakkı saklı tutulmak suretiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Bitlis Ağır Ceza Mahkemesince 24.12.2015 tarih ve 419-417 sayı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 149/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunun yasal şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanığın yağma suçundan TCK\’nın 148/1, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Ceza Dairesince 17.10.2016 tarih, 6990-7134 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir. Karşı Oy Gerekçeleri Daire Üyeleri B. Aköz ve M. C. Korkarer; \”Olayda suça konu paranın 1 TL olması göz önünde bulundurularak cezada adalet ilkesi gereğince makul oranda bir indirim uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Öte yandan özellikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile 6. Ceza Dairesinin TCK\’nın 150/2. maddesinin uygulanması ile ilgili kararlarında \’değer ölçüsünün\’ maddenin uygulanmasındaki en önemli ölçüt olduğu, ölçüye konu edilmesi gereken değerin ise \’fiilen gasp edilen olmayıp, eylem kastına dâhil edilen olması gerektiği\’ belirtilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 6. Ceza Dairesinin bu sonuca yorum yoluyla ulaştığı açıktır. Zira 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 150/2. maddesinin başlığında, madde metninde veya gerekçesinde bu yönde bir açıklık bulunmamaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun \’Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi\’ başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında \’Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.\’ amir hükmü getirilmiştir. Yorum, bir kanun hükmünün gerçek anlamını, kanun koyucunun iradesinin doğrultusunda ortaya çıkarmak için yürütülen faaliyettir. Yorum yapılırken madde başlığı ve gerekçe nazara alınmalıdır. Ayrıca maddenin hazırlanma süreci, komisyon ve Genel Kurul görüşmeleri aydınlatıcı olacaktır. Bunun yanında yerleşmiş içtihatlar ve bilimsel görüşler de yorum yapılırken dikkate alınır. Hâkim tüm bu argümanları kullanarak soyut ve genel Kanunu yorumlarken \’Kanunilik İlkesi\’ ile bağlıdır. Bu ilke yorum yapmanın sınırlarından birini oluşturur. Bir diğer ilke de \’Kıyas Yasağıdır.\’ Hâkim var olan bir kanunu yorumlarken kıyasen kanun koyucunun yerine geçip suç ve ceza ihdas edemez. Kıyas yasağı kanunda öngörülen suçun tüm unsurları açısından geçerlidir. Örneğin; suçun faili, suçun konusu, korunan hukuki değer gibi suçun tüm unsurları açısından kıyas yasağı mevcuttur. Somut olayla ilgili uygulamada; hâkim kanunda, gerekçede veya kanun çalışmaları sırasında hiç gündeme gelmemiş olan; \’failin daha çoğunu alma imkânı varken daha azını alması hâlinde değer azlığından indirim yapılacağı\’ ve \’indirime konu değerin fiilen gerçekleşen olmayıp kasta dâhil edilen değer\’ olduğunu kabul etmesi hukuki ve kanuni olmaktan uzaktır. Hâkim, niyet okuma yöntemiyle hareket edemez. Yorum, ancak kıyas yasağını ve suçta ve cezada kanunilik ilkelerini aşmayacak şekilde yapılabilir. Mağdurlardan alınan paranın 1\’er TL olduğu nazara alındığında günün ekonomik şartlarında değerin az olduğunu kabul etmek zorunludur. Aksine uygulama gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan bir durumda sanığa indirim uygulamamak suretiyle fazla ceza verilmesi sonucunu doğurur ki bu durum Ceza Adalet Sisteminin temeline aykırıdır. Hiçbir ceza kanunu, gerçekleşmeyen, düşünce aşamasında kalan veya ihtimal dahilinde olan bir durumdan dolayı cezalandırmayı kabul etmez. İzah edilen sebeplerle, mahkemenin suça sürüklenen çocuk hakkında yağma suçundan hüküm kurarken, suça konu 1 TL\’yi az kabul etmeyen uygulamasının hukuka aykırı olduğu,\” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İtirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.02.2017 tarih ve 43749 sayı ile; \”…İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 14. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, sübuta, cezanın bireyselleştirilmesine veya usul hükümlerine ilişkin olmayıp sanığın eylemine, değer azlığına ilişkin 5237 sayılı Kanun\’un 150/2. maddesi hükmünün uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; olay tarihinde mağdurlardan yaşça büyük olan sanığın, yol üzerinde cips yerken gördüğü mağdurları, bu cipsleri çalmışsınız diyerek baskı altına alıp tehdit ve zor ile metruk binaya götürerek burada her ikisine de cinsel saldırıda bulunduğu ve bu sırada da tehdit ve cebirle üzerlerinde bulunan 1\’er TL parayı aldığı, şikâyet ve soruşturma üzerine de yakalanarak hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Sanığın üzerine atılı cinsel saldırı suçuna ilişkin hükümler onanmış, yağma suçundan hükmün bozulması üzerine de yapılan yargılama sonunda 150/2. maddesi uygulanmadan karar tesis edilmiştir. Verilen bu karar da Yüksek Dairenin oy çokluğuyla onanmıştır. Sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğuna dair ihtilaf bulunmayan olayda, Yüksek Daire ile Başasavcılığımız arasındaki görüş ayrılığı sanığın eylemine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun \’daha az cezayı gerektiren hal\’ başlıklı 150. maddesinin ikinci fıkrasındaki değer azlığı indiriminin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 150/2. maddesi metnine bakıldığında; \’Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.\’ düzenlemesi yer almaktadır. Madde metninde, bu hükmün uygulanabilmesi için suça konu değerin az olması şartı öngörülmektedir. Yağma suçunun icrası sırasında sanığın kastını özgülediği belirlenebilen bir miktar söz konusu ise ve bu miktar

Yağma Suçunda Değer Azlığı Halinde Cezada İndirim Yapılması Gerekir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Gerçekleştiği Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi?

Ruhsatsız Yapının Yapıldığı Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi? İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu: İmar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanuni düzenlemenin 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği ve sanığın eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik” ile “zaman bakımından uygulama” ile ilgili 2 ve 7. maddeleri göz önünde bulundurulduğunda; gerçekleştirildiği tarihte sanığın eyleminin suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle derhâl beraat kararı verilmesi şartlarının oluştuğu, bu nedenle Kanun’un açık düzenlemesi ve istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulamalar uyarınca dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2013/556 Karar No: 2015/424 Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İmar kirliliğine neden olma suçundan sanığın beraatına ilişkin, … Asliye Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise… gün ve … sayı ile; “… Somut olayda “derhâl beraat kararı verilebilecek hâl” yoktur; çünkü suça ilişkin tarih, yapılan yargılama sonucunda, tanık ifadeleri ve keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile saptanabilmiştir. Sanık hakkında beraat kararı verilmiş olsa dahi, öncelikle zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği gözetilmelidir.” görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ve sanık hakkında açılan kamu davasının, zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi” isteminde bulunmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Daire tarafından 23.05.2013 gün ve 28207-15949 sayı ile, itirazın nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; somut olayda derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hâl bulunup bulunmadığı ile buna bağlı olarak derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir durumda zamanaşımının dolması nedeniyle düşme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın özel imar rejimine tâbi taşınmaz üzerine, izin almaksızın bina inşa ettiğinin 10.12.2004 tarihli yapı tatil zaptıyla tespit edilmesi üzerine hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan soruşturma başlatıldığı, 24.09.2010 günü hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan iddianame tanzim edildiği, söz konusu iddianamede suç tarihinin ruhsatsız yapının tespit edildiği tarih olan 10.12.2004 olarak gösterildiği, 02.12.2010 tarihinde yerel mahkemece inşaat ve harita kadastro mühendisi ile mimar bilirkişiler eşliğinde olay yerinde keşif yapılıp tanık dinlendiği, bilirkişiler tarafından davaya konu inşaatın imar kirliliğine neden olma suçu ile ilgili hükümlerin yürürlük tarihi olan 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olduğunun belirlendiği, Sanık aşamalarda; suça konu yapının bulunduğu arazinin kendisine ait olduğunu, 1995 yılında başladığı inşaatı bir yıl sonra bitirdiğini ileri sürerek suçlamayı kabul etmediği, Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesi, sanığın fiilinin işlendiği kabul edilen 2003 yılında suç olarak düzenlenerek müeyyideye bağlanmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından konuya ilişkin kanuni düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184. maddesinde; “Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü getirilmiştir. Aynı Kanun’un “Yürürlük” başlıklı 344. maddesinde Kanun’un; a) İmar kirliliğine neden olma başlıklı 184 üncü maddesinin yayımı tarihinde, b) Çevrenin kasten kirletilmesi başlıklı 181 inci maddesinin birinci fıkrası ile çevrenin taksirle kirletilmesi başlıklı 182 nci maddesinin birinci fıkrasının yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra, c) Diğer hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinde Yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.” Aynı Kanun’un “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.” 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/9. maddesinde, 1412 sayılı (mülga) CMUK’nun 253/6. maddesine benzer şekilde; “derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği” hüküm altına alınmış, anılan maddenin gerekçesinde de, “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilebileceği” belirtilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-a maddesi uyarınca yüklenen fiilin kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması halinde beraat kararı verilmesi gerektiği, aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında ise derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilemeyeceği hüküm altına alınmış, maddenin gerekçesinde; “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.” denilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 gün ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da; zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç öncelikle beraat değil, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi, aksi hâlde yani derhâl beraat kararı gerektiren hâllerde zamanaşımından düşme kararı verilmemesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın üzerine atılı imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanuni düzenlemenin 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği, sanığın eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin ceza kanununda suç olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “suçta ve cezada kanunilik” ile “zaman bakımından uygulama”ya ilişkin iki ve yedinci maddeleri göz önüne alındığında sanığın eyleminin işlendiği tarihte suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle, derhâl beraat kararı verilmesi şartlarının oluştuğu, derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hâlde de, kanunun açık düzenlemesi ve istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulamalar dikkate alınarak dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir. Bu itibarla, imar kirliliğine neden olma suçundan sanık hakkında, eylemin işlendiği tarihte suç olarak düzenlenmemesi nedeniyle beraatına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine karar

Gerçekleştiği Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Rulet ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında 1072 sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Verilecek Ceza

1072 sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Verilecek Hapis ve Adli Para Cezası Sanıklara atılı 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçuna ilişkin yaptırımın ve güvenlik tedbirlerinin suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin Yerel Mahkemece 23.02.1938 tarihli ve 23/9 sayılı içtihadı birleştirme kararında belirlenen ilkelere uygun olarak karşılaştırılıp sonucuna göre uygulama yapılması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2014/117 Karar No: 2017/253 İçtihat Metni Kararı veren Yargıtay Dairesi: 7. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi Sanıklar … ve …\’in, 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’a muhalefet suçundan aynı Kanunun 1-2; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 62, 50/1-a, 52/2 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 1.600 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve müsadereye ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2009 gün ve … sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.09.2013 gün ve 16824-17979 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.11.2013 gün ve 104649 sayı ile; \’\’…Yasal mevzuatımız incelendiğinde; A) Suç tarihinde yürürlükte bulunan 27.12.1968 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2. maddesi şöyledir; \’Bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve 1.000 liradan 5.000 liraya kadar adli para cezasına mahkûm edilirler. Tekerrürü halinde cezalar bir misli artırılır. Ele geçirilen alet, makina ve bunların çalıştırılmasına yarayan tesisat ve paralar zapt ve müsadere edilir. Bu gibi oyun oynanan yerler bir daha açılmamak üzere kapatılır. Bu suçlardan mahkûm olanların cezaları tecil edilmez.\’ B) Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2. maddesi ise şöyledir; \’Bu Kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.\’ C) 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 4-b-4. maddesi şöyledir; \’5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun dışındaki kanunlarda yer alan para cezalarından nispi nitelikteki vergi ve resim cezaları, nispi para cezaları ve tazminat kabilinden değişen orana bağlı bulunan para cezaları hariç olmak üzere, kanun ve tüzüklerde gösterilmiş bulunan para cezalarından (idari ve disiplin para cezaları dahil); … 4. 01.01.1960 tarihinden 31.12.1970 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları ondörtbinikiyüzseksenbeş katına çıkartılmıştır. D) 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesi şöyledir; \’Bu kanunlarda Türk Ceza Kanununda belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklik yapılıncaya kadar, alt veya üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarında cezanın alt sınırı dörtyüzellimilyon, üst sınırı yüzmilyar Türk Lirası olarak uygulanır. Bu fıkra hükümleri, nispi nitelikteki adli para cezaları hakkında uygulanmaz.\’ Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Sanıkların eyleminin, 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2/1. maddesi kapsamında, izinsiz olarak umuma mahsus veya umuma açık yerlerde her ne ad altında olursa olsun kazanç kasdiyle oynanmasa dahi talihe bağlı oyun alet veya makinalarını bulundurmak olarak sübut bulduğu sabittir. Sanıklar hakkında uygulanan hapis cezası yönünden de bir sorun bulunmamaktadır. Sorun sanıklara uygulanan adli para cezasının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Suç tarihi olan 13.03.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 1072 sayılı Kanunun 2/1. maddesi uyarınca sanıklar hakkında hükmedilecek adli para cezası 1.000 liradan 5.000 liraya kadardır. 5252 sayılı Kanunun 4-b-4. maddesi uyarınca yapılacak artırım ondörtbinikiyüzseksenbeş katına çıkarılmıştır. Bu halde para cezasının üst sınırı olan 5.000 Liradan artırılsa bile adli para cezasının artabileceği en yüksek miktar 71,420 Lira olmaktadır. Bu durumda sanıklar hakkında 5252 sayılı Yasanın 5/2. maddesi uyarınca adli para cezası, alt sınır olan 450 Lira olarak uygulanacaktır. Oysa sanıklar hakkında hüküm tarihinde yürürlükte bulunan kanun uyarınca yüz gün adli para cezası uygulanmış olup, o da eksik hesap sonucu 1.600 Lira olarak hükmedilmiştir. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 1072 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde hapis cezasının yanında öngörülen adli para cezası 450 Lira olup sanıklar lehine uygulanması gerekmektedir. Bu sebeplerle, özel dairenin hükmü doğrudan onaması hatalı olmuştur\” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 30.12.2013 gün ve 19958-25412 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar … ve … hakkında 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1072 sayılı Kanunun 2/1 ve 5252 sayılı Kanun\’un 4/b-4 ve 5/2. maddeleri gereğince adli para cezasının 450 Lira olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin ise de; öncelikle, suç tarihinden sonra 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2. maddesinde değişiklik yapılması nedeniyle, yerel mahkemece lehe kanun değerlendirmesi yapılmaksızın hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; 19.03.2007 tarihinde kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında, sanıkların üyesi ve çalışanı oldukları dernekte tombala oynatıldığının tespit edildiği ve dernekte bulunan tombala makinesi ile tombala kartları, top ve pul gibi oyun aletlerine el konulduğu, Yerel mahkemece, lehe kanun değerlendirmesi yapılmaksızın sanıkların, suç tarihinden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 325. maddesi ile değişik 1072 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanık …\’nun, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasından sonra 17.01.2015 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşması için 1072 sayılı Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun ilgili hükümlerinin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun\’un uyuşmazlık konusuyla ilgili 2. maddesi; \”Bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve 1.000 liradan 5.000 liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler. Tekerrürü halinde cezalar bir misli

Rulet ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında 1072 sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Verilecek Ceza Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Müşterek Faillik: Kasten Öldürme Suçuna İştirak Halinde Faillerin Sorumluluğu

Müşterek Faillik: Kasten Öldürme Suçuna İştirak Halinde Verilecek Ceza Özet: Maktulün inceleme dışı sanık tarafından defalarca bıçaklandığını görmesine rağmen, sanığın aynı anda maktulü, direncini kıracak şekilde dövmeye devam ettiği, olayın sonuna doğru söylediği “Yeter artık!” şeklindeki sözünden başka inceleme dışı sanığı engellemeye yönelik herhangi bir davranışta bulunmadığı, maktule yumruk atarak darp etmek ve inceleme dışı sanığın yanında yer alıp, iri yapılı olan maktule sayıca üstünlük sağlayarak maktulün savunmasını zaafa uğrattığı ve suçu işledikten sonra maktulü gece vakti yaralı bir hâlde olay yerinde bırakıp inceleme dışı sanıkla birlikte kaçtığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu değil kasten öldürme suçuna iştiraki oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2017/279 Karar No: 2019/30 K. Tarihi: 22.01.2019 İçtihat Metni Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Sanık … hakkında kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun\’un 81/1, 31/3, 62/1 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2008 tarihli ve 432-1 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.03.2010 tarih ve 4820-1617 sayı ile; \”…Sanık …\’in bıçak kullanmadığını savunması, maktul hakkındaki Denizli Devlet Hastanesinin 16.07.2006 tarih ve 5927 sayılı muayene raporunda maktuldeki yaraların bir kenarının keskin olduğu, 16.07.2006 tarihli ölü muayene ve otopsi raporunda yaraların hangi tarafının keskin olduğunun tam olarak değerlendirilemediğinin belirtilmesi nedeniyle otopside görev yapan adli tıp uzmanından alınan 05.04.2007 tarihli ve 867 sayılı raporda ise sağ lomber bölgedeki 12 numaralı yaranın ortaya bakan açısının dar, dışarıya bakan açısının geniş olduğu, bununla birlikte sakrum solunda, sol gluteus üst iç kısımda ve sol gluteus orta kısımdaki 14, 15 ve 16 numaralı lezyonların her iki açılarının dar olduğu anlaşıldığından, bu lezyonların birden fazla türde kesici-delici aletle husule getirilmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun bildirilmesi karşısında; raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve maktuldeki yaraların tek ya da birden fazla aletle oluşup oluşmadığının tespiti için dosyanın maktule ait tüm tedavi evrakı, otopsi tutanak ve raporları, emanetteki bıçak ve ekspertiz raporları ile birlikte Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek rapor alınması gerektiği düşünülmeden eksik kovuşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre de; Sanık …\’in kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; suç tarihinde sanığın 16 yaşını bitirip 17 yaşından 3 ay 19 gün aldığının anlaşılması karşısında, 12 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 31/3. maddesinin uygulanması sırasında alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza yerine, üst sınırdan ceza verilerek yazılı şekilde fazla ceza tayini,\” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 29.12.2011 tarih ve 214-439 sayı ile; sanık …\’in eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 86/2. maddesi kapsamındaki kasten yaralama suçunu oluşturduğu, maktul …\’in şikâyet hakkını kullanmadığı ve kovuşturma şartının oluşmadığı gerekçesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 86/2, 73 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmiş, bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.04.2013 tarih ve 192-2813 sayı ile; \”…Oluşa, dosya içeriğine ve özellikle sanık …\’in soruşturma aşamasındaki anlatımı ile bunu doğrulayan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun, maktuldeki yaralanmanın birden fazla kesici-delici aletle de meydana getirilmiş olabileceğine ilişkin 10.11.2010 tarih ve 3719 sayılı raporuna göre; hakkında verilen beraat kararı kesinleşen sanık … ile otelde kavga eden maktulün, dışarıda tekrar kavga etmemek için otelden ayrılmak istemediği, otelde çalışan sanık … ile hakkındaki hüküm onanan diğer sanık …\’in ise maktulü zorla dışarıya çıkarmak istedikleri, buna direnen maktulün, sanıkların müdahalesi nedeniyle asma kattan aşağıya düştüğü ve burada da sanıklar tarafından birlikte bıçaklanmak suretiyle öldürüldüğü olayda, sanık …\’in de eyleme fail olarak katılması nedeniyle eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 81/1, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği hâlde, delillerin yanlış takdir edilmesi suretiyle sanığın bıçak kullanmayıp sadece yumrukla vurması nedeniyle eyleminin TCK\’nın 86/2. maddesi kapsamında yaralama suçunu oluşturduğu, maktulün de şikâyet hakkını kullanamadan ölmesi nedeniyle şikâyet yokluğundan kamu davasının düşmesine karar verilmesi,\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 24.10.2013 tarih ve 153-239 sayı ile; \”…Atılı eylem bakımından suça sürüklenen çocuk …\’nın suç kastının ve ceza yargılamasının temel ilkelerinden olan kuşkudan sanık yararlanır ilkesinin dikkatle değerlendirilmesi zorunludur. Olay tarihinde suça sürüklenen çocuk …\’nın, hakkındaki hüküm kesinleşen diğer suça sürüklenen çocuk … ile birlikte çalıştıkları otelde taşkınlık çıkaran maktul …\’i otelden çıkarmak amacıyla harekete geçtiği konusunda herhangi bir kuşku yoktur. Bu tartışma sürecinde maktulün asma kattan aşağıya düştüğü, her iki suça sürüklenen çocuk tarafından darp edildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki ölü muayene ve otopsi tutanağı ile Denizli ATK Şube Müdürlüğünün 30.11.2011 tarih ve 2011/2832 sayılı raporu uyarınca maktulde ölüme neden olan kesici delici alet yaraları dışında küt travmatik lezyonların da bulunduğu belirlenmiştir. Suça sürüklenen çocuk …\’nın atılı eylem sırasında hakkındaki hüküm kesinleşen suça sürüklenen çocuk …\’ın suçta kullandığı kesici delici alet dışında silahtan sayılabilecek herhangi bir araç kullandığı her türlü kuşkudan uzak, somut ve inandırıcı biçimde kanıtlanamamıştır. Suça sürüklenen çocuk …\’ın sonradan vazgeçtiği soruşturma aşamasındaki ilk anlatımları ile 17.07.2006 tarihinde emniyet görevlileri tarafından düzenlenen ve suça sürüklenen çocuk …\’ın anlatımına dayanan tutanak dışında atılı eylem sırasında suça sürüklenen çocuk …\’nın da kesici delici alet kullandığı konusunda somut bir bulguya ulaşılamamıştır. Ölü muayene ve otopsi tutanağı ile belirlenen maddi bulgular ile adli emanette bulunan ve suçta kullanılan kesici alet üzerinde yapılan incelemeler sonucunda da atılı suçta birden fazla kesici alet kullanıldığı olgusu tıbben ayırt edilememiştir. Gerek suça sürüklenen çocuk …, gerek suça sürüklenen çocuk …, gerekse ilk yargılama sürecinde dinlenen tanıklar … ve … yargılama konusu eylemde suça sürüklenen çocuk …\’nın silahtan sayılan herhangi bir alet kullanmadığını, yalnızca darp etmek suretiyle maktulü yaraladığını açıkça dile getirmişlerdir. Bu bakımdan suça sürüklenen çocuk …\’nın atılı eylem sırasında suça sürüklenen çocuk …\’ın kasten öldürmeye yönelen eylemine katıldığı konusunda her türlü kuşkudan uzak, somut ve inandırıcı kanıt bulunmamaktadır. Ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesi de gözetilerek suça sürüklenen çocuk …\’nın atılı eylemde suç kastının kapsamıyla sınırlı biçimde sorumlu tutulması zorunludur. Buna karşın suça sürüklenen çocuk …\’nın hakkındaki hüküm kesinleşen suça sürüklenen çocuk …\’ın maktulün vücuduna isabet eden kesici delici

Müşterek Faillik: Kasten Öldürme Suçuna İştirak Halinde Faillerin Sorumluluğu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Rızaya Dayalı Evlilik Dışı İlişki, Kasten Öldürme Suçunda Haksız Tahrik Olarak Değerlendirilemez

Rızaya Dayalı Evlilik Dışı İlişki, Kasten Öldürme Suçunda Haksız Tahrik Olarak Değerlendirilemez Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2015/830 Karar No: 2016/360 K. Tarihi: 11.10.2016 Özet: Sanığın reşit olan boşanmış ablasının, maktul ile olan rızaya dayalı evlilik dışı ilişki kurması sanık açısından haksız tahrik oluşturmaz. İçtihat Metni Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Kasten öldürme suçundan sanık …\’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 29, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.10.2013 gün ve 299–383 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.04.2015 gün ve 6339–2319 sayı ile; \”…Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine; Ancak ; Dosya kapsamı ve içeriğine göre; maktulden sanığa yönelik tahrik oluşturacak haksız söz ve davranışın bulunmadığı anlaşılmakla, reşit kız kardeşinin maktul ile birlikte yaşamasının sanık lehine haksız tahrik oluşturmayacağı gözetilmeksizin, sanığın cezadan indirim almaya yönelik geliştirdiği, tanıkların ilk ifadeleri ve dosya içeriği ile uyuşmayan savunmasına itibar edilerek haksız tahrik indirimi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkeme ise 25.06.2015 gün ve 236–222 sayı ile; \”…Maktul … ile müşteki ….\’nın suç tarihinden önce gayriresmi olarak birlikte yaşadıkları, maktulün sık sık müştekinin evine gelip gittiği, olay tarihinde de maktul …\’nın müşteki ….\’nın evinde iken saat 22.10 sıralarında müşteki ….\’nın kardeşi olan sanığın ….\’yı ziyarete geldiği, maktul …\’ı evde pijamayla görünce aralarında kısa bir tartışma yaşandığı, tartışma sırasında maktulün sanığa küfür ederek üstüne yürüdüğü, bunun üzerine sanığın evden çıkıp kısa süre içerisinde arabasında taşıdığı av tüfeğini alarak tekrar eve geldiği ve kapıyı çaldığı, ablası …. Küçük\’ün kapıyı açmakta geciktiği ve bu esnada müştekinin maktul …\’ı bahçeye çıkarıp saklamaya çalıştığı, müşteki ….\’nın daha sonra kapıyı açtığında sanığın bir şey söylemeden içeriye girerek odaları kontrol ettiği, …\’ı göremeyince bahçeye yöneldiği, müşteki ….\’nın da bu sırada sanığa \’ne oluyor\’ dediği, sanığın bunun üzerine bir anda deri montunu kaldırarak omuzuna takmış olduğu av tüfeğini çıkartıp müşteki ….\’ya doğrulttuğu, sonra arka kapıdan bahçeye çıktığı ve bahçe duvarından atlamaya çalışan …\’ı tüfekle iki el ateş ederek batın bölgesinden yaraladığı, bu yaralamanın etkisiyle maktulün hayatını kaybettiği, sanığın ateş etmesinden önce müşteki ….\’nın kardeşini engellemeye çalıştığı, fakat sanığın ….\’ya silah doğrultarak onu silahla tehdit etmesi sebebiyle engelleyemediği, sanığın öldürme eylemini kabul ettiği ve kendisine karşı hakarette bulunulması sebebiyle söz konusu eylemi gerçekleştirdiğini söylediği, bu savunmasının aksine herhangi bir delil bulunmadığı gibi toplumdaki değer yargıları da nazara alındığında evli olan maktulün, küçük bir kız çocuğunun da bulunduğu eve gelerek sanığın ablası ile ilişkiye girmesinin sanık üzerinde haksız tahrik meydana getirdiğinin kabulünün gerektiği kanaatına varıldığı\” gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir. Bu hükmün de sanık müdafi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.10.2015 gün ve 314205 sayılı \”bozma\” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında mağdur ….’ya yönelik silahla tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın ablası olan mağdur …. ile maktulün suç tarihinden yaklaşık üç ay önce ev tutarak birlikte yaşamaya başladıkları, suç tarihinde saat 22.00 sıralarında sanığın bu eve geldiği, evde maktulün olduğunu anlaması üzerine ikametten ayrılıp bir süre sonra montunun altına sakladığı av tüfeği ile geri döndüğü, gelenin sanık olduğunu anlayan maktulün ikametin arka kapısından bahçeye çıktığı, sanığın bir şey söylemeden içeriye girerek odaları kontrol edip bahçeye çıktıktan sonra maktulü görmesi üzerine tüfekle iki el ateş ederek maktulü yaralayıp evden ayrıldığı, maktulün ise tedavi için kaldırıldığı Meram Tıp Fakültesi Hastanesi\’nde öldüğü, 21.05.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında, maktulün vücudunda bir adet av tüfeği saçma taneli toplu giriş yarası tespit edildiği, giriş yarası, yara etrafı ve giriş yarası altı bulgularına göre av tüfeği saçma taneleri atışının yakın atış mesafesinden yapıldığı, maktulün vücudunda tespit edilen bir adet giriş yarasının tek başına öldürücü nitelikte olduğu, maktulün ölümünün av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yaralanmasına bağlı iç organ laserasyonu, büyük damar yırtılmasından gelişen iç ve dış kanama neticesinde meydana geldiği, av tüfeği atışı esnasındaki kişinin vücut pozisyonunun kişilerin yaşamları esnasında mobil yani hareketli hedefler olmaları nedeniyle tespitinin tıbben mümkün olmadığının belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan …; maktulün resmi nikahlı eşi olduğunu, maktul ile mağdur …. arasındaki ilişkiden haberdar olduğunu ancak çocukları için ses çıkarmadığını, Mağdur …. Danış kollukta; maktul ile bir arkadaşı vasıtasıyla tanışıp imam nikahı yaptıklarını, suç tarihinde saat 22.10 sıralarında maktul ile ikametlerindeyken sanığın geldiğini, yaklaşık on dakika oturan sanığın maktulün evde olduğunu öğrenmesi üzerine evden bir şey söylemeden ayrılıp saat 23.30 sıralarında tekrar geldiğini, maktulün sanığın kötü bir şey yapacağını sezerek bahçeye çıktığını, içeri giren sanığın maktulün bulunduğu odaya bakıp maktulü bulamayınca bahçeye yöneldiğini, sanığa \”ne oluyor\” dediğinde birden montunun altındaki tüfeği çıkartıp kendisine doğrulttuğunu, sonrasında sanığın bahçe kapısından dışarı çıkıp bahçe duvarından atlamaya çalışan maktule tüfekle iki kez ateş ettiğini, yaralanan maktulün yere düştüğünü, bu esnada sanığın \”ben namus için yaşıyorum\” diyerek evden ayrıldığını, Kovuşturma evresinde ise; ilişki yaşadığı maktulün Konya\’ya geldiği zamanlar kendisinde kaldığını, ilişkisinden ailesinin haberi olmadığını, suç tarihinde sanığın aniden evine geldiğini, maktul ve sanığın tartışmaya başladıklarını, sanığın maktule hitaben \”ablamın evinde ne işin var\” diye sorduğunu, maktulün ise \”yanlış anlaşılacak bir şey yok\” şeklinde cevap verdiğini, evden ayrılan sanığın yaklaşık bir saat sonra geri geldiğini, odalara bakıp bahçeye çıktığını, bu sırada bir el silah sesi duyduğunu, dışarı çıktığında maktulü yerde yatarken gördüğünü, kollukta verdiği beyanının da doğru olduğunu, maktulün evli olduğunu olaydan önce bilmediğini, Tanık … kollukta; annesi olan …. ile maktulün suç tarihinden üç ay önce birlikte yaşamaya başladıklarını, bu süre zarfında maktulün eve ara sıra gelip birkaç gün kalıp gittiğini, olaydan önce bakkaldan eve dönerken saat 22.10 sıralarında dayısı olan sanıkla karşılaştıklarını, eve birlikte girdiklerini, ancak sanığın evde maktulün olduğunu öğrenmesi üzerine ayrılıp yarım saat kadar sonra geri döndüğünü, sanığın geldiğini anlayan maktulün bahçeden dışarı çıktığını, annesi

Rızaya Dayalı Evlilik Dışı İlişki, Kasten Öldürme Suçunda Haksız Tahrik Olarak Değerlendirilemez Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kan Gütme Saikiyle Tasarlayarak Öldürme Suçu ve Suça Azmettirme

Kan Gütme Saikiyle Tasarlayarak Öldürme Suçu ve Suça Azmettirme Özet: Hakkında kan gütme saiki ile tasarlayarak öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükmü kesinleşen inceleme dışı sanık M.Ç.’nin; oğlu A.E.K.’nin öldürülmesinden Ak.. ailesini sorumlu tutan sanık C.Ka.’nın kendisini defalarca telefonla arayarak görüşme yaptığına, Ak.. ailesinin iş yerleri, araçları, eve gidiş geliş saatleri hakkında kendisinden bilgi talep ettiklerine, olayın meydana geldiği 20.11.2004 tarihinden önce Kasım ayı başında sanık C.Ka.’nın kendisini yine telefonla arayarak “Biz birisini bulduk sana göndereceğiz, hiç olmazsa ona yardımcı ol!” şeklinde sözler söylediğine dair aşamalardaki birbirleri ile uyumlu anlatımları, belediye başkanı olan sanığın, M.Ç.’nin bu beyanlarını destekleyecek şekilde, halasının oğlunun yanında bir süre çalışan M.Ç. ile birçok kez belediyeye ve başkalarına ait telefon hatlarından telefon görüşmesi yaptığına ilişkin iletişim kayıtları ve sanığın oğlunun öldürülmesinden sonra ilçeyi terk ederek başka ilçeye yerleşen maktulün yakınlarının Ka.. ailesi dışında kimseyle husumetlerinin bulunmadığı yönündeki anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan asli faillerde suç işleme kararının oluşmasını sağlayarak oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu Ak.. ailesine mensup maktul M.Ak..’ın kan gütme saikiyle tasarlayarak öldürülmesi suçuna iştirakinin azmettirme niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu         Esas No: 2017/912 Karar No: 2018/537 K. Tarihi: 15.11.2018 İçtihat Metni Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi Kan gütme saikiyle taammüden adam öldürme suçuna azmettirmeden sanık … hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu, sanığın lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 82/1-a-j, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.06.2007 tarihli ve … sayılı resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.03.2008 tarih ve 7295-1673 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.04.2017 tarih ve 18657 sayı ile; \”…Sanık … hakkında kan gütme saiki ile tasarlayarak maktul …\’in öldürülmesi suçuna asli maddi fail ve yardımcı failleri azmettirmek suçundan kurulan hükme itiraz edilmiştir. Dosya içeriğine göre sanık …\’ın oğlu …..\’ın….. tarafından öldürülmesinden sonra …… soyadlı kişiler Bingöl\’ün Solhan ilçesine taşınmışlardır. …\’ın Cumhuriyet savcılığındaki beyanından da anlaşıldığı üzere …\’ın Solhan\’a taşınan …… soyadlı kişiler hakkında bilgi istediği, bu konuda kendisine yardımcı olmasını talep etmiştir. … talebi kabul etmediğini söylemiş ise de Bingöl\’den Solhan ilçesine gelmiş,…..\’in kardeşlerine yakın ev tutmuştur. … olay ile ilgisi olmayan … kimliği kullanılarak …\’a telefon hattı alınmasını sağlamış, kullandığı telefon cihazına bu telefon hattını takarak … ile telefonda görüşmeye başlamış, olay günü …\’ın …\’ı bir kez, …\’ın ise olaydan önce iki kez, olaydan yarım saat sonra bir kez…..\’ı aradığı belirlenmiştir. …\’ın … ile yüz yüze ve telefonla görüştüğü, bu görüşmelerin olaydan sonraya kadar devam ettiğinin belirlendiği, …\’ın olayın sonuçlanmasına kadar Solhan\’da kalarak … ile irtibatını kesmediği belirlendiği bu iki sanığın eyleminin …\’in öldürülmesi olayında suçun işlenmesinden önce yardımda bulunup icrasını kolaylaştırmak olarak kabul edildiği hâlde …\’ın savunmasından anlaşıldığı gibi, telefonla görüştüğü, bir kez de yüz yüze görüşerek …… soyadlı kişiler hakkında kendisine bilgi verilmesi talebi dışında dosyada başka da bir delil bulunmadığı hâlde asli faili bu suça azmettirmekten mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkeme tarafından gösterilen ve gerekçede cezalandırmada tek somut delil sonradan inkâr edilse dahi …\’ın savcılık beyanında belirttiği sanık …\’ın kendisine yardımda bulunması talebinden ibarettir. Gerekçedeki diğer sebepler mahkemenin sanık …\’in ailenin ileri geleni, lider konumunda olduğu, sanık tarafından böyle bir azmettirme olmadan böyle bir olayın gerçekleştirilemeyeceği, asli maddi failin belirlenememesi diğer sanıklarca söylenmemesi ya da eylemin gerçekte dosyada ismi geçen sanıklardan biri tarafından gerçekleştirilmiş olması sanığın hukuki durumu açısından etkili görülmemiş, bu sanığın kan gütme saiki tasarlayarak adam öldürmek suçundan cezalandırılması konusunda vicdani kanaat oluştuğunu belirtmiş ise de gösterdiği delilin yardım etmeden öteye geçmediği, vicdani kanaatin ancak somut delillerin gösterilmesi ile oluşacağı, sanığın maktulü vuran kişiyi azmettirdiğine ilişkin kesin kanıtların elde edilememiş olması, sanık …’ın Solhan ilçesinde bulunan …… soyisimli şahıslar hakkında bilgi toplamasını sağlamak ve bu nedenle maddi ve manevi destekte bulunmak gibi eylemlerinin suçun işlenmesinde önce işlenmesini kolaylaştırmaya yönelik hareketler olması nedeniyle suça yardım etmek kapsamında değerlendirilmesi gerektiği\” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu\’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.06.2017 tarih ve 1171-2110 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık … hakkında kan gütme saikiyle tasarlayarak öldürme suçundan, sanıklar …, … ve … hakkında kan gütme saikiyle tasarlayarak öldürme suçuna yardımdan, sanık … hakkında kan gütme saikiyle tasarlayarak öldürme suçuna azmettirmeden verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin; sanıklar … ve … hakkında kan gütme saikiyle tasarlayarak öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında kan gütme saikiyle tasarlayarak öldürme suçuna azmettirmeden kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın nitelikli öldürme suçuna iştirakinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu\’nun 38. maddesi kapsamında “azmettirme” niteliğinde mi, yoksa TCK\’nın 39. maddesi kapsamında “yardım eden” niteliğinde mi olduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık …\’ın olay tarihinde Diyarbakır ili, Hani ilçesi Belediye Başkanı olduğu, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin dosya içerisinde onaylı örneği bulunan 24.02.2006 tarihli ve 249-25 sayılı kararından; inceleme konusu olaydan 4 ay önce 20.07.2004 tarihinde Hani ilçesinde meydana gelen silahlı kavga sırasında sanık …\’ın oğlu …..\’ın öldürüldüğü, sanığın diğer oğlu …\’ın ise silahla yaralandığı, …… ailesinden olayın faili olarak yargılanan…..\’in eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiği kabul edilerek hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve beraatine ilişkin hükümler kurulduğu, temyiz edilmeyen bu hükümlerin 06.03.2006 tarihinde kesinleştiği, Sanığın oğlu …..\’ın 20.07.2004 tarihinde Hani ilçesinde öldürülmesinden 4 ay sonra, 20.11.2004 tarihinde Bingöl ili, Solhan ilçesinde, …… ailesinden …\’in silahla başından vurularak öldürülmesi ile ilgili olarak düzenlenen 21.11.2004 tarihli olay yeri inceleme raporunda; bir şahsın silahla yaralandığının bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, maktulün kardeşleri ile birlikte kamyonla ilçe merkezinden evine gittiği sırada, yol üzerine geçişi engelleyecek şekilde bırakılan kaya parçalarını yoldan alıp kenara koyarak tekrar kamyona bineceği sırada kimliği tespit edilemeyen kişi veya kişilerce ateş edilmesi üzerine yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı, olay yerinde yapılan

Kan Gütme Saikiyle Tasarlayarak Öldürme Suçu ve Suça Azmettirme Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kamulaştırmasız El Koyma Nedeniyle Taşınmazda Kullanılmaya Elverişsiz Hale Gelen Alanlar

Kamulaştırmasız El Koyma Nedeniyle Kullanılmaya Elverişsiz Hale Gelen Alanlarla Birlikte Taşınmaz Bedelinin Tahsili Kamulaştırmasız El Koyma: Dava konusu taşınmaza fiilen el konulduğu dikkate alınarak sahanın taşınmazda kapladığı alan tespit edilip, arta kalan kısımların yüz ölçümü ve geometrik şekli belirlenerek, kullanılmaya elverişsiz hâle gelen alanlarla birlikte bedelinin tahsiline karar verilmesi gerekmektedir. (3194 s. K. m. 10) (2942 s. K. m. 14, Geç. m. 6) (4721 s. K. m. 691, 692) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/18-2799 Karar No: 2019/30 Karar Tarihi: 29.01.2019 Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Hukuk Mahkemesince, davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 05.12.2013 tarih ve … sayılı karar, davacılar vekili ile tapu maliklerinden Şükrü Y.’ın kendisinden önce vefat eden oğlu A. Y.’ın eşi Hacer Y. ile kızı Serap A. vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan)18. Hukuk Dairesinin 30.06.2015 tarih ve 2015/1613 E., 2015/11575 K. sayılı kararı ile; “…1- Hacer Y. ve Serap A. vekilinin temyizi yönünden yapılan incelemede; Mahkemece hüküm verildikten sonra dava konusu taşınmazda pay sahibi olduklarını ileri süren Hacer Y. ve Serap A. vekilleri aracılığıyla davacı lehine katılma yoluyla dosyaya temyiz dilekçesi sundukları anlaşılmış olup adı geçen kişiler hakkında usulüne uygun olarak verilmiş bir feri müdahale kararı bulunmadığı gibi müdahillik talebi kabul edilse bile temyiz hakları bulunmadığından bu temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2- Davacılar … vd. vekilinin temyizi hakkında yapılan incelemede; Dosyada bulunan fen bilirkişisi raporunda dava konusu taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığının belirtilmediği, ancak rapor ekindeki krokide basketbol sahasının büyük kısmının kesik çizgilerle 2051 ada 1 parsel içerisinde gösterildiği, Belediye Başkanlığının 04/10/2013 tarihli yazısında da 2003 yılında yapılan basketbol sahasının bir kısmının dava konusu taşınmaz içerisinde kaldığının açıklandığı dikkate alındığında dava konusu taşınmaza basketbol sahası yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın basketbol sahası yapılarak fiilen el atıldığına göre mahkemece el atılan kısımlar tespit edilerek, taşınmazın el atmadan arta kalan bölümlerinde varsa yüzölçüm ve geometrik şekli dikkate alındığında kullanılmaya elverişsiz hale gelen alanlarla birlikte bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken taşınmazın imar planında semt spor sahası olan durumunun değiştirildiği, günübirlik tek katlı inşaat ruhsatlarının verilebileceği alanlar olduğu gerekçesiyle davanın konusu kalmadığı belirtilerek esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulması, Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kamulaştırmasız el konulan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacılar vekili; müvekkillerinin dava konusu taşınmazda hissedar olduklarını, davalı … tarafından taşınmazın 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca düzenlemeye tabi tutulduğunu, DOP alındıktan sonra taşınmazın 2051 ada 1 parsel numarası ile tapuya yazıldığını ve imar planında semt spor sahası olarak tahsis edildiğini, ancak taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesine karşın davacılara bir bedel ödenmediğini, yapılan işlemden davalı … Başkanlığının sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı … Başkanlığından tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili; dava konusu taşınmaza bir müdahalenin bulunmadığını ve davacıların mülkiyet hakkının kısıtlanmadığını, ortaya çıkan bir zararın da olmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; taşınmazın daha önce düzenlenen imar planında semt spor sahası olarak belirlenmesine karşın amacına uygun bir işlem yapılmadığı ve taşınmazın boş bırakıldığı, bununla birlikte komşu parsele yapılan basketbol sahasının bir bölümünün dava konusu taşınmaza taştığının tespit edildiği, daha sonra davalı … Başkanlığınca 1/1000 ölçekli imar planında dava konusu yerin günübirlik alan olarak belirtildiği, bu itibarla davacı maliklerin tasarruf haklarının kısıtlanması yönündeki işlemin sonlandırıldığı, taşınmaz maliklerine günübirlik tek katlı yapıların yapılmasına yönelik inşaat ruhsatının verilebileceği ve bu şekilde davacı tarafça taşınmaz üzerinde yapı yapılmak suretiyle tasarrufta bulunulabileceği, dolayısıyla davalı … Başkanlığının imar planında değişiklik yaptığı değerlendirildiğinde davanın konusuz kaldığı ve davacı maliklerin imar planındaki günübirlik alana yönelik itirazlarının dikkate alınamayacağı, zira imar planının değişikliğine ilişkin davaların idari yargının görev alanı içerisinde bulunduğu, dosya kapsamına göre davanın esasına yönelik bir karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacılar vekili ile tapu maliklerinden Ş. Y.’ın kendisinden önce vefat eden oğlu A. Y.’ın eşi H. Y. ile kızı S. A. vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece; dava konusu Antalya ili Manavgat ilçesi Pazarcı Mahallesi 2051 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 4237 m² olduğu ve arsa vasfı niteliğinde bulunduğu, taşınmazda davacılar ve murisi ile birlikte toplam 18 müşterek malikin yer aldığı, taşınmazın daha önce Manavgat Belediye Başkanlığınca yapılan imar planında semt spor sahası olarak tahsis edildiği ve taşınmaz üzerinde tahsis amacına yönelik bir işlem yapılmadan eldeki davanın açıldığı, dosya içerisine ibraz edilen 04.10.2013 tarihli yazıda taşınmazın imar planında revizyon yapılarak günübirlik alan olarak ayrıldığının ve maliklerin talep etmesi hâlinde inşaat ruhsatı verilebileceğinin bildirildiği, öte yandan dava konusu taşınmazda yapılan keşif neticesinde aldırılan 27.05.2013 tarihli teknik bilirkişi raporunda ve bu rapora ekli krokide görüleceği üzere komşu parselde bulunan basketbol sahasının dava konusu taşınmazın çok az ve uç kısmına taşmış olduğu, taşınmazın geri kalan kısımlarının ise boş olduğu, bu durumda davalı … tarafından yapılan fiili el koymanın bulunmadığı, taşınmazın ırmak kenarında bulunması nedeniyle doğal olarak çimlendiği, davacı maliklerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. maddesine dayanarak tazminat davası açtıkları, ancak davalı … Başkanlığınca imar planı değiştirildiğine göre 3194 sayılı Kanun’a dayanma gerekçesinin de ortadan kalktığı, dosya içerisinde bulunan belgelere göre taşınmazın kamu yararına tahsis edilmiş ve fiilen kamu hizmetine ayrılmış bir yer olmadığı, bu durumda davalı … Başkanlığının kamulaştırmasız el koyma gibi bir irade, eylem veya işleminin bulunmadığı, imar planında kısıtlı inşaat izni verilmiş ise de bunun ancak idari yargı yerinde imar planının iptali davasına konu edilebileceği, bu nedenle anılan Geçici 6. maddede düzenlenen dava sebebinin de olmadığı, kaldı ki taşınmaza ilişkin paydaşlar arasında fiili bir kullanımın veya taksimin yapılmadığı, taşınmazın hangi kısmının daha değerli olduğu ve kime nereden pay verileceğinin taraflar arasında yapılacak anlaşma yolu ile belirlenebileceği veya anlaşmanın sağlanamaması durumunda payların ortaklığın giderilmesi davasına konu edilerek tespit edilebileceği, davacıların talebinin taşınmazın tamamında hisselerine düşen bedelin ödenmesi yönünde olduğu, oysa el konulan bölümün

Kamulaştırmasız El Koyma Nedeniyle Taşınmazda Kullanılmaya Elverişsiz Hale Gelen Alanlar Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Manevi Tazminat Davasında Hakim Manevi Zararın Para Dışında Yolla Tazminine Karar Verebilir mi?

Manevi Zararın Para Dışında Yolla Tazminine Karar Verilebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/4-1398 Karar No: 2019/132 Karar Tarihi: 12.02.2019 Özet: Davacının manevi zararının bir miktar paranın ödenmesi ile giderilebileceği, para dışında bir tazmin şeklinin benimsenmesi ile yeterli tatminin sağlanmayacağı, davalının ancak parasal tazminat niteliğinde bir ödeme ile eylemin kötülüğünü idrak edebileceğini kabul eden direnme kararı yerindedir. Ne var ki, Özel Dairece tazminat miktarı yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. (818 S. K. m. 49) (4721 S. K. m. 24, 25, 26) (6098 S. K. m. 58) Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.02.2014 tarihli ve … sayılı kararın davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 07.05.2014 tarihli ve 2014/5445 E., 2014/7387 K. sayılı kararı ile, \”…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2- Öteki temyiz itirazlarına gelince: Dava, hakaret nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, kat malikleri kurulu toplantısında, sığınaklara eşya konulması nedeniyle çıkan tartışmada; davalının, kendisine hitaben “Atilla efendi sen kızımın arabasını aratacak kadar alçaldın.” demek suretiyle hakaret ettiğini belirtilerek manevi tazminat talep etmiştir. Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamından, taraflar arasında önceye dayalı yaşanan olaylar nedeniyle, davacı tarafından yapılan şikayet üzerine davalının kızının aracının kolluk tarafından arandığı anlaşılmıştır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Kişide oluşan manevi zararın giderilmesi bakımından hakimin olayın özelliklerine, fail ve mağdurun durumlarına, kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin niteliğine göre manevi tazminat olarak bir miktar paranın ödenmesine veya Borçlar Kanunu 49/3. maddesi gereğince tazminat yerine diğer bir tazmin yoluna başvurması mümkündür. Bahsedilen madde gereği diğer tazmin yöntemleri konusunda örnekseme yapılarak haksız saldırının kınanması ve kınama kararıyla birlikte bu kararın basın yoluyla ilan edilmesi yöntemlerine değinilmişse de; bu yöntemler sınırlı olmayıp hakimin takdirine bırakılmıştır. Bu bağlamda, özür beyanı, isnadın geri alınması vb. bir tazmin şeklinin benimsenmesi de düşünülebilir. (4. HD. 14/11/1996, 8472/11191) Somut olayda, tarafların sıfatı, sarfedilen sözlerin niteliği, sözlerin söylendiği ortam ve potansiyel etkisi ile taraflar arasında yaşanan olaylar, davacının şikayeti üzerine davalının kızının aracının aranması gibi hususlar dikkate alındığında tazminat yaptırımı yerine BK.49/3. maddesinde bahsedilen diğer yaptırımlardan olan tecavüzün kınanmasına dair kararla yetinilmesi gerekirken, tazminat yaptırımına başvurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir…\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı; 04.06.2011 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısında kat maliklerinin bulunduğu toplulukta davalının kendisine \”Atila Efendi, sen kızımın arabasını aratacak kadar alçaldın\” diyerek hakaret ettiğini, Beykoz C. Başsavcılığına yaptığı şikayet üzerine davalının Beykoz 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/1111 E., 2013/650 K. sayılı kararı ile mahkum olduğunu, davalının bu olaydan önce de gıyabında hakaret etmesi nedeniyle Beykoz 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/640 E., 2012/239 K. sayılı kararı ile ceza aldığını, davalının eylemi nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek 4.000,00TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı; davacı ile aynı sitede ikamet ettiklerini, yönetim kurulu toplantısında davacı ile daha önceden kendisinin kızının arabası hakkında asılsız bomba ihbarı yapması hakkında bir konuşma başladığını ve davacıya \”Atila Bey kızımın arabasını aratacak kadar alçaldınız mı\” dediğini, bunun üzerine davacının Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/278 E. sayılı dosyası ile aleyhine tazminat davası açtığını ve kendisinin 2.000,00TL tazminat ödemeye mahkûm olduğunu, bu parayı icra dosyasına halen taksitler halinde ödediğini, ancak davacının ikinci kez aynı sebebe dayanarak bu davayı açtığını, mükerrer açılan davayı kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davalının 04.06.2011 tarihli Genel Kurul toplantısında kat maliklerinin bulunduğu toplulukta davacıya \”Atila Efendi, sen kızımın arabasını aratacak kadar alçaldın\” diyerek hakaret ettiği, bu nedenle Beykoz 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/1111 E., 2013/650 K. sayılı kararı ile davalının para cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek kararın 10.09.2013 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 4.000,00TL manevi tazminatın 04.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler tekrar edilerek ve davacının yaşadığı apartmandaki olaylar nedeniyle hiçbir haksız tahriki bulunmadığı hâlde hakarete uğraması, taşımış olduğu unvanına ve yaşına uygun davranması, olay nedeniyle meydana gelen manevi zararın davalının aynı eylemleri birden çok yapması nedeniyle de bir miktar paranın ödenmesi olarak giderilmesi ile mümkün olabileceği, bu konuda özür beyanı, isnadın geri alınması gibi tazmin şeklinin benimsenmesi ile yerine getirilemeyeceği, bu tür bir yaklaşımın davalının eylemlerini yanına kâr kalacak bir niteliğe dönüştürülebileceği, parasal tazminat niteliğinde bir ödeme ile eylemin kötülüğünü idrak edebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eden \”Atila Efendi, sen kızımın arabasını aratacak kadar alçaldın\” şeklindeki sözleri nedeniyle, yerel mahkemece davalı hakkında 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 49/3. maddesinde belirtilen diğer yaptırımlardan olan tecavüzün kınanmasına dair kararla yetinilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu\’nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu\’nun 25. maddesinde de; “Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir. Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır. Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Davacı, kişilik haklarının korunması için

Manevi Tazminat Davasında Hakim Manevi Zararın Para Dışında Yolla Tazminine Karar Verebilir mi? Read More »