Medeni Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kadastro Davalarında Keşif Yapılması ve Tanıkların Taşınmazın Başında Dinlenmesi Zorunlu mu

Kadastro Davalarında Keşif Yapılması ve Tanıkların Taşınmazın Başında Dinlenmesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/480 Karar No: 2019/981 Karar Tarihi: 01.10.2019 Mahkemesi: Kadastro Mahkemesi Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bulancak Kadastro Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.10.2013 tarihli ve 2009/185 E., 2013/130 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 02.12.2014 tarihli ve 2014/4449 E., 2014/14443 K. sayılı kararı ile: “…Kadastro sırasında Ata Köyü çalışma alanında bulunan, 121 ada 2 parsel sayılı 4.709,98 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz …, 121 ada 24 ve 51 parsel sayılı sırasıyla 3.109,16 ve 1.408,29 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar …, 121 ada 11 parsel sayılı 3.701,45 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz …, 121 ada 4 ve 27 parsel sayılı sırasıyla 1.368,69 ve 3.901 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar … adına tapu kaydına, satın almaya, hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak tespit edilmiştir. Davacılar … ve arkadaşları pay tapu kaydına dayanarak tapudaki payları oranında adlarına tapuya tescili için dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine, çekişmeli taşınmazların tespit gibi tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacı … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece çekişmeli taşınmazların tespit dayanağı tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı, tapu kayıt maliklerinin paylarını haricen davalı tarafa sattığı, davalı taraf lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13/B-b maddesinde yazılı olan şartların gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme uygulama hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi davacı taraf tanıklarını bildirdiği halde tanıklarının dinlenmemesi, bu şekilde davacı tarafın savunma hakkının kısıtlanması da doğru değildir. Tarafların tespit dayanağı tapu kayıtlarının kapsamına ilişkin bir itirazları bulunmamaktadır. Ancak davalı taraf, davacıların tapudaki paylarını kendilerine haricen sattıklarını, tespit dayanağı tapu kayıtlarında davacıların paylarının kalmadığını iddia etmişlerdir. Nitekim dosya arasında davacılar … ile …, … ve …’nin murisi …’nin davalılardan …’ün babası …’e satışına ait 05.12.1993 tarihli senedi, yine davalı taraf dayanağı 17.1.1994 ve 21.11.2005 tarihli senetleri mevcuttur. Diğer yandan dava dışı 121 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağının edinme bölümü dikkate alındığında davacılardan …’nun tespitte tapunun paydaşlarından …’nin paylarını cebri icra yoluyla satın aldığı fakat 2002 yılında …’nin kızı …’ye haricen sattığına dair teknisyen huzurunda muvafakat verdiği, yine dava dışı 121 ada 6, 25, 26, 49 ve 50 parsellerdeki harici satışlara da muvafakat verdiği görülmektedir. Mahkemece tespit dayanağı tapu kayıtları tesisinden itibaren tedavülleri ile birlikte getirtilerek davacıların payları kesin olarak belirlenmeden, davalı taraf dayanağı senetler gereği gibi yerine uygulanmadan ve harici satışlar dikkate alınmadan karar verilmiştir. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için davacı tarafın tutunduğu tapu kayıtları tesisinden itibaren tedavülleri ile birlikte eksiksiz getirtilmeli, davacıların payları kesin olarak belirlenmeli, davacıların tapu kayıt malikleri ile akdi ve irsi ilişkisi konusunda gerekirse bilirkişiden rapor alınmalı, daha sonra mahallinde keşif yapılarak yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, senet tanıkları ve fen bilirkişi katılımıyla keşif yapılmalı, senetlerdeki satışların tespit dayanağı tapu kayıtlarındaki paylara ilişkin olup olmadığı ve satın alanlar lehine taşınmaz tespit edilip edilmediği araştırılmalı, aynı davacılar tarafından aynı nedene dayanılarak açılan başka davaların da mevcut olduğu belirlendiği takdirde bu davaların birleştirilmesi gereği nazara alınmalı, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğü…” gerekçeleriyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Davacılar vekili; çekişme konusu Bulancak ilçesi Ataköy’de kain 121 ada 1, 2, 4, 11, 24, 27 ve 51 parsel sayılı taşınmazların müvekkillerine ait 17.09.2001 tarih, cilt no: 281, sayfa no: 25 sayılı tapu kaydı kapsamında kalmasına rağmen tapu kayıt sınırları dışında kabul edilerek müvekkilleri adlarına tespitlerinin yapılmadığını, müvekkili …’nun taşınmazlardaki hisselerini Bulancak İcra Müdürlüğünün yapmış olduğu açık arttırma neticesinde satın aldığını ileri sürerek tapu kayıtlarına göre müvekkillerinin hissedarı oldukları çekişme konusu taşınmazların tespitlerinin iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında 121 ada 1 parsel sayılı taşınmaza yönelik taleplerinden vazgeçtiklerini bildirmiştir. Davalılar; davaya konusu taşınmazların atalarından intikal ettiğini, sonrasında da satış senetleriyle satın aldıklarını, davacıların dava konusu taşınmazlarda kullanımlarının bulunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Yerel mahkemece; keşif sırasında alınan ortak ve uyumlu beyanlara göre, dava konusu taşınmazların çok eski zamanlardan beri davalıların dedeleri, babaları ve hâlen davalılar tarafından tespit tarihine kadar malik sıfatı ile zilyet olarak nizasız fasılasız bir şekilde kullanıldığı, taşınmazlara ilişkin tespit tutanaklarının arasında ve dava dosyası içerisinde mevcut olan; keşif sırasında da uygulanan 05.12.1993 ve 17.01.1994 tarihli satış ve devir senetlerinin kadastro tespitinde delil ve muvafakat niteliğinde düzenlendiği, davacıların dava konusu taşınmazlar üzerinde tespit tarihine kadar ve hâlen herhangi bir zilyetliklerinin ve tasarruflarının bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda tarafların delillerini sunabilecekleri sürelerin belirli ve sınırlı olduğu, dava dosyasının 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na göre resen yürüyecek davalardan olmadığı gerekçeleriyle açılan davanın reddine, dava konusu 121 ada 4, 11, 24, 27 ve 51 nolu parsellerin tespit gibi tesciline karar verilmiştir. Davacılar vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece; önceki gerekçelere ek olarak, davacı vekilinin 19.04.2013 tarihinde yapılan keşfe ilişkin mazeret dilekçesinin keşif saatinden çok sonra mahkeme kalemine geldiği gibi mazeretin belgelendirilmediği, keşif gün ve saati itibarı ile tebligat süresi dikkate alındığında davacı tanıklarının keşif mahallinde de kendileri tarafından hazır edilmediği, bu nedenle dinlenilemediği, mahkemenin tensip tutanağı ile dava konusu taşınmazların, dava konusu taşınmazlara komşu taşınmazların tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte istenildiği, yine davacı tarafın dayandığı, 2001 tarihli 25 sıra nolu tapu kaydının da Bulancak Tapu Müdürlüğüne yazılan müzekkere ile istenildiği, yazı cevaplarının geldiği, mahkemece yapılan keşifte Ocak 1949 tarih ve 40 nolu tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte yine 05.12.1993 tarihli satış devir senedi, 17.01.1994 tarihli satış devir senedi, 21.11.2005 tarihli gayrimenkul satış senedi ve harici satış hususunun bilirkişilere, tespit bilirkişilerine ayrı ayrı sorulduğu, fen bilirkişisi tarafından gerekli notlar alınarak bilirkişi raporunda belirtildiği, dosyanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na göre resen görülmesi gereken davalardan olmadığı, tarafların kendi delillerini tanıklarını kendilerinin bildirmesi gerektiği, senet tanıklarının resen kadastro mahkemesince dinlenmesinin bu nedenle yasaya uygun olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı

Kadastro Davalarında Keşif Yapılması ve Tanıkların Taşınmazın Başında Dinlenmesi Zorunlu mu Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İhya Edilen Taşınmazın Kazanılması Amacıyla Kadastro Tespitine İtiraz Davası Açılabilir mi

İhya Edilen Taşınmazın Kazandırıcı Zamanaşımı ile Kazanılması Amacıyla Kadastro Tespitine İtiraz Davası Açılması İhya Edilen Taşınmazın Kazandırıcı Zamanaşımı ile Kazanılması: Önceki bilirkişiler dışında seçilecek 3 kişilik ziraat mühendisinden oluşan ziraatçi bilirkişi kurulu, bir harita mühendisi bilirkişi ve dava sonucunda yararı olmayan elverdiğince yaşlı, yansız yerel bilirkişiler ve tarafların göstereceği tanıkların tümü hazır olduğu hâlde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazın öncesinde tespit harici alan olduğu göz önünde bulundurularak imar ve ihyaya konu edilip edilmediği, edilmiş ise ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi hâlinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı, harita mühendisi bilirkişiden keşfi takibe elverişli, dava konusu taşınmazı komşularıyla birlikte gösterir krokili rapor alınmalı, üç kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan taşınmazın toprak yapısı ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresini, taşınmazlar üzerindeki bitki örtüsü (özellikle bitkilerin aşı yaşları), imar ve ihyaya konu edilmişse imar ve ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir ve komşu parsellerle karşılaştırmalı değerlendirmeyi ve taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş renkli fotoğraflarını da içerir, önceki bilirkişinin esas ve ek bilirkişi raporlarını irdeler şekilde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, üç kişilik jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş üç adet hava fotoğrafının (özellikle iktisaba elverişli en yakın tarih olan 1995 yılı hava fotoğrafı) stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazın sınırlarını ve niteliğini, mümkün olduğu takdirde (1995 yılı öncesine ilişkin) taşınmazda imar ve ihya tamamlanmış ise hangi tarihte tamamlandığını belirtir şekilde rapor alınmalı, böylece tespit tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu‘nun 14 ve 17. maddelerinde öngörülen koşulların davalı-birleşen davacı yararına gerçekleşmiş olup olmadığına ilişkin olarak tüm deliller değerlendirilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. (4721 s. K. m. 713, 715) (3402 s. K. m. 14, 17, 33, Geç. m. 8) (YHGK. 24.02.1999 T. 1999/8-84 E. 1999/118 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/16-2744 Karar No: 2018/760 Karar Tarihi: 11.04.2018 Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.06.2015 gün ve 2013/322 E., 2015/248 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 15.12.2015 gün ve 2015/18021 E., 2015/15434 K. sayılı kararı ile, “…3402 sayılı Kadastro Kanunu‘nun Geçici 8. maddesine istinaden yapılan tescil harici yerlerin kadastrosu sırasında Çileme Köyü çalışma alanında bulunan 102 ada 2 parsel sayılı 4.025,08 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kadastro tutanağının beyanlar hanesinde taşınmaz üzerindeki evin …’e ait olduğu belirtilmek suretiyle içinde ev olan tarla vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı …, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne; çekişmeli 102 ada 2 parsel sayılı taşınmazın … adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın adına tescil kararı verilen … yönünden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap şartlarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmak için yeterli değildir. Sağlıklı sonuca varılabilmesi için taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulu ve fen bilirkişisi huzuruyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında; yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 20-25 yıl öncesinde kimler tarafından neye istinaden zilyet edildiğine ilişkin maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, taşınmazın imar ve ihyaya konu edilip edilmediği, imar ve ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiği, etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli, jeodezi ve fotogrametri mühendisinden oluşacak üç kişilik uzman bilirkişiler kuruluna dosyanın tevdii ile dava konusu taşınmazın tespit tarihine göre 15-20-25 yıl öncesine ait ve üç ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları üzerinde uygulama yaptırılarak taşınmazın niteliği ile taşınmaz üzerinde imar ve ihya işlemlerine başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetliğin başlangıç tarihi ayrı ayrı saptanmalı, üç kişilik ziraat bilirkişi kurulundan zeytin ağaçlarının sonradan taşınmaza taşınıp taşınmadığı belirtilerek taşınmazın niteliği ve bitki örtüsüyle ilgili, fen bilirkişisinden ise keşfi takibe elverişli krokili raporlar alınmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu‘nun Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Davacı vekili Menderes İlçesi Çileme Köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında dava konusu 102 ada 2 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tespiti yapıldığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazın 40 yıldır malik sıfatıyla zilyedi olduğunu, taşınmazın içine üç adet ev inşa ettiğini, 20 yaşlarındaki zeytin ağaçlarını aşıladığını, mevcut üç adet evin bir tanesini 40 yıl önce, diğer ikisinin ise 15 yıl kadar önce yapıldığını, çekişmeli taşınmazın haksız olarak Hazine adına tespit edildiğini belirterek kadastro tespitinin iptali ile çekişmeli 102 ada 2 parsel sayılı taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Hazine vekili çekişmeli taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunu‘nun Geçici 8. maddesi hükmü kapsamında işlem gördüğünü, Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan yerlerden olduğunu, kadastro tutanağında yazılan muhdesatların ve belirtilen zilyedin terkin edilmesi gerektiğini, çekişmeli taşınmazın kullanılmadığının açık biçimde tespiti için hava fotoğrafı uygulaması yapılması gerektiği ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Davalı …vekili ile davalı … vekili davanın husumet (sıfat) yokluğundan reddine karar verilmesini istemişlerdir. Yerel Mahkemece davacı tarafından 1970’li yıllarda ikamet amaçlı ev yapmak, zeytin ve meyve ağacı dikmek suretiyle başlatılan imar ve ihyanın yaklaşık 10 yıl sürdükten sonra 1980 yılında tamamlandığı ve bu tarihten sonra davacı tarafından 30-35 yılı aşkın süre ile nizasız ve fasılasız olarak zilyetliğin sürdürüldüğü ve dolayısıyla taşınmazla ilgili olarak davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu‘nun 14 ve 17. maddeleri uyarınca mülk edinme koşullarının gerçekleşmiş olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, çekişmeli 102 ada 2

İhya Edilen Taşınmazın Kazanılması Amacıyla Kadastro Tespitine İtiraz Davası Açılabilir mi Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tapu İptali ve Tescil Davasında Yemin Teklifinin Eda Edilmesi Halinde Davanın Kabulüne Karar Verilir mi

Tapu İptali ve Tescil Davasında Yemin Teklifinin Eda Edilmesi Halinde Davanın Kabulüne Karar Verilir mi Tapu İptali ve Tescil Davasında Yemin Teklifi: Davacıların dayandığı 07.03.1984 tarihli “tarla alım satım senedi” başlıklı senette satıcı olarak yer alan 1333 (1917) doğumlu …’ın 1973 yılında ölmüş olduğu, ayrıca bir kısım mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında çekişme konusu taşınmazın kök muris Hüseyin’den davacı ve davalıların ortak murisi …’a intikal ettiğinin belirtildiği görüldüğünden, Mahkemece yerel bilirkişi ve tanıkların tümü hazır olduğu hâlde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan, senette satıcı olarak yer alan 1333 (1917) doğumlu …’ın 1973 yılında vefat ettiği ve senet tarihinin de 1984 olduğu nazara alınarak, taşınmazın kime ait olduğunun etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi hâlinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı ondan sonra tüm deliller değerlendirilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. (6100 s. K. m. 187, 190, 225, 227) (4721 s. K. m. 6) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/16-1561 Karar No: 2019/11 Karar Tarihi: 17.01.2019 Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Almus Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.12.2013 tarihli ve 2013/27 E., 2013/221 K. sayılı kararın davalılar … ve … vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 07.04.2015 tarihli ve 2014/13974 E., 2015/3349 K. sayılı kararı ile: “… Kadastro sonucu Kol Köyü çalışma alanında bulunan 157 ada 1 parsel sayılı 3.198,78 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ölü … ile …, … ve … adına tespit ve tescil edilmiştir Davacılar … ve müşterekleri satın alma, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile çekişmeli 157 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile … mirasçıları adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın 7.3.1984 tarihli “tarla alım satım senedi” başlıklı senet ile davacıların murisi …’a satıldığı, bir kısım tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarının da bunu doğruladığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de dairemizin geri çevirme kararı doğrultusunda dosya arasına getirtilen nüfus kayıtlarına göre bahsi geçen senette satıcı olarak yer alan 1333 (1917) doğumlu kök muris …’ın 1973 yılında ölmüş olduğu anlaşılmaktadır. Davacıların dayandığı 1984 tarihli senede göre satıcı konumunda bulunan …’ın ölümünden 11 yıl sonra böyle bir senet düzenleyemeyeceği nazara alınarak ve ayrıca bir kısım mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında kök muris Hüseyin’den davacı ve davalıların ortak murisi …’a intikal ettiğinin belirtilmesine göre mahallinde yeniden keşif yapmak suretiyle beyanlar arasındaki çelişkilerde giderilerek toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kadastro öncesi satın alma, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar temsilcisi; çekişme konusu Almus İlçesi, Bağtaşı Köyü 157 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, davacılar murisi … tarafından 07.03.1984 tarihli “tarla alım satım senedi” başlıklı senet ile bedeli ödenmek suretiyle kök muris …’dan satın alındığını ve o tarihten bu yana 23 yılı aşkın süredir müvekkillerinin zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payları oranında müvekkilleri adına müştereken tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar … ve … vekili, dava konusu taşınmaz hakkında acele el koyma kararı verildiğini ve el koyma amacına uygun tahsisinin yapıldığını, bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, taşınmazın kök muris…’dan …’a, ondan da taraflara intikal ettiğini, … tarafından satın alındığı iddiasının doğru olmadığını, Osman’ın hiçbir zaman tek başına malik sıfatıyla zilyet olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, davalı …’a dava dilekçesi ve duruşma günü usulüne uygun tebliğ edildiği hâlde bu davalı cevap dilekçesi sunmamış, yargılama oturumlarına katılmamıştır. Mahkemece, mahalli bilirkişi, davacı tanıkları (senet şahitleri), …’ın beyanları, senet şahitlerinin davacının iddiasına konu senedin içeriğini ve imzalarının kendilerine ait olduğunu doğrulamaları, davalılar tarafından davacı tarafın dayandığı senede ilişkin herhangi bir sahtelik ve imza itirazında bulunulmaması, davalı tarafın dayandığı yemin deliline istinaden davacı asillerin duruşma sırasında alınan yemin metnine ilişkin altı imzalı beyanları karşısında; dava konusu taşınmazın davacıların murisi … tarafından kök muris …’dan satın alındığı ve muris …’ın mirasçıları arasında usulüne uygun tüm mirasçılarının katılımı ile herhangi bir paylaşım bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmiştir. Davalılar … ve … vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda karar başlığında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; dava konusu taşınmazın davacıların miras bırakanı tarafından satın alınıp alınmadığı hususunun çekişme konusu olduğu, davalı tarafın satışın olmadığını ispatlayacak bir delil sunamayıp yemin deliline başvurduğu, davacıların da yemin teklifini kabul ederek yemini eda ettikleri, böylece davalı tarafın savunmasını ispat edemediği, bozma kararı veren Özel Dairenin bu hususa değinmeden kararı bozduğu, bu durumun kesin delil olarak kabul edilen ve davayı bitiren yol olan yemin delilini işlevsiz hâle getirdiği, usulüne uygun yapılan yemin teklifinin eda edilmesiyle davanın sona erdiğinin kabulünün gerektiği gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tapu iptali ve tescil istemine konu eldeki davada, ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu, burada varılacak sonuca göre davalılar vekilinin yemin teklifinin davacı asiller tarafından eda edilmesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için ispat yükü ve yemin hususlarına ilişkin yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır. Hemen belirtmek gerekir ki, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 187/1 maddesi). Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.

Tapu İptali ve Tescil Davasında Yemin Teklifinin Eda Edilmesi Halinde Davanın Kabulüne Karar Verilir mi Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tescil Davasında Husumetin Hazineye ve İlgili Kamu Tüzel Kişiliğine Yöneltilmesi Zorunlu mu

Tescil Davasında Husumetin Hazineye ve İlgili Kamu Tüzel Kişiliğine Yöneltilmesi Tescil Davasında Husumetin Hazineye Yöneltilmesi: Davada yasal hasım durumunda bulunan … İli … Köyünün tüzel kişiliğinin 6360 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca kaldırılarak … İlçesine katıldığı anlaşılmaktadır. Tescil davasının kamusal niteliği gereğince hâkim, yasal hasım durumundaki Hazine ile varsa ilgili kamu tüzel kişilerini kendiliğinden davaya dâhil ederek taraf teşkilini sağlamak zorundadır. (6360 s. K. m. 1) (2709 s. K. m. 36) (3402 s. K. m. 12, 16) (4721 s. K. m. 713) (YHGK. 22.04.2015 T. 2013/8-2061 E. 2015/1256 K.) (YHGK. 30.09.2015 T. 2014/16-102 E. 2015/2026 K.) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/16-472 Karar No: 2018/1620 Karar Tarihi: 06.11.2018 Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.12.2013 tarihli, 2013/493 E., 2013/733 K. sayılı karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 29.05.2014 tarihli, 2014/6745 E., 2014/7287 K. sayılı kararı ile, “…Davacı …, Düzardıç Köyü çalışma alanında bulunan ve kadastro sonucu paftasında yol olarak bırakılan taşınmazın bir bölümü hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, davanın tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul sürede açılmadığı, tespitten sonra ise dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Dava, kadastro çalışmaları sırasında tescil harici bırakılan yolun tesciline ilişkindir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesi gereği yollar kadastro tespiti sırasında haritasında gösterilmekle yetinilir. Bu tip yerlerin komşu parselleri hakkında kadastro tespit tutanaklarının düzenlenmesi usulüne uygun olarak sürdürülen zilyetliği kesintiye uğratmaz. Dolayısıyla davacı kadastro tespiti öncesinden beri sürdürdüğü zilyetlik nedenine dayanarak adına tescil talebinde bulunabilir. 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde yalnızca hakkında tutanak düzenlenen taşınmazlarla ilgili olarak 10 yıllık hak düşürücü süre belirlenmiş olup, gerek 3402 sayılı Kanun’da, gerekse de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun tescil hükümlerini düzenleyen maddelerinde, hakkında tutanak düzenlenmeyen ya da tespit harici bırakılan yerler hakkında kadastro öncesi nedenlere dayanılarak dava açılmasını engelleyen ya da hak düşürücü süre belirleyen yasal düzenleme yoktur. Hal böyle olunca yasal dayanağı bulunmadığı halde makul süre içinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir. Ayrıca, 4721 sayılı Kanun’un 713/3. maddesi uyarınca tescil davasında husumetin Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişiliğine yöneltilmesi zorunludur. Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince Samsun Büyükşehir Belediyesinin sınırları tüm ilin mülki sınırları olarak belirlenmiş ve köylerin tüzel kişiliği kaldırılmış olmakla taşınmazın bulunduğu İlçe Belediyesi ile Samsun Büyükşehir Belediyesine de husumet yöneltilerek davaya devam edilmesi gerekir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın tescili istemine ilişkindir. Davacı Samsun İli Canik İlçesi Düzardıç Köyü 163 ada 3 parsel sayılı taşınmazın adına kayıtlı olduğunu, 2007 yılında kadastro tespiti yapılırken bilgisi ve haberi olmaksızın taşınmazının batı kısmının yol olarak tespit edildiğini ileri sürerek yol olarak bırakılan kısmın iptalini talep etmiştir. Davalı … Müdürlüğünü temsilen Hazine vekili davanın yasal süresi içinde açılmadığını, bu davalarda husumetin Tapu Müdürlüğüne değil, yol hangi kurum adına sicile kaydedilmişse davanın o kurum adına yöneltilmesi gerektiğini, husumet itirazlarının bulunduğunu, taşınmazın niteliğinin kadastro elemanlarınca doğru tespit edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel Mahkemece taşınmazın haritasında yol olarak gösterilmesinin bir kadastro işlemi olup kadastro tutanağı düzenlenmediği için böyle bir işlemin tespit dışı bırakma işlemi niteliğinde olduğu, paftasında yol olarak gösterme işleminin yapılması tarihinden itibaren makul süre içerisinde açılmış bulunan davalara bakılmasının mümkün olduğu ancak, makul süre dışında açılan davaların da bu sebebe dayalı olarak reddinin gerekeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre, makul sürenin iki yılla sınırlı olduğu, somut olayda davacı tarafın iki yıldan çok uzun zaman sonra bu davayı açtığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece tapulama dışı bırakma işleminin kadastro işlemi olduğu, tespit dışı bırakılan taşınmaz mal hakkında zilyetlik ve iktisap koşullarının oluşması hâlinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun genel hükümlerine göre taşınmazın tescilinin istenebileceği, bu tür zilyetlik ve iktisapta yapılacak işlemin; kadastro ekibince hukuksal durumunun belirlenerek, tespit dışı bırakılan bir taşınmazın, kadastrosunun yapıldığı; diğer bir deyimle paftasının düzenlendiği tarihinin kadastro müdürlüğünden sorularak belirlenmesi ve bu tarihten başlatılarak kazanma süresinin ve koşullarının hesaplanmasının gerektiği, bu ana ilke çerçevesinde somut olaya bakıldığında davacının kazanım için yasa ve hukuk önünde korunur şekilde belirlenen sürelerle dava konusu yerde zilyetliğinin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan yerler hakkında kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanarak dava açılmasını sınırlayan sürenin (makul süre) bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesi hükmüne göre yollar, paftasında gösterilmekle yetinilir. Dava konusu taşınmaz, davacı adına tespit edilen 163 ada 3 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro tutanağına göre 18.04.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol niteliği ile tespit harici bırakılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Yine Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” Ayni haklar yasal kısıtlama yok ise nitelikleri gereği her zaman ve herkese karşı ileri sürülebilirler. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasında yalnızca hakkında tutanak düzenlenen taşınmazlarla ilgili olarak 10 yıllık hak düşürücü süre belirlenmiş olup, gerek Kadastro Kanunu’nda gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun tescil hükümlerini düzenleyen maddelerinde, hakkında tutanak düzenlenmeyen ya da tescil harici bırakılan yerler hakkında kadastro öncesi nedenlere dayanarak dava açılmasını sınırlayan bir süre düzenlenmesi bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2015 tarihli 2013/8-2061 E., 2015/1256 K., 30.09.2015 tarihli 2014/16-102 E., 2015/2026 K., 02.11.2016 tarihli 2014/8-1337 E., 2016/1009 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Öte yandan 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 6360 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince; 1- Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay,

Tescil Davasında Husumetin Hazineye ve İlgili Kamu Tüzel Kişiliğine Yöneltilmesi Zorunlu mu Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Dava Konusunun Üçüncü Kişiye Devri

Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Dava Konusunun Üçüncü Kişiye Devri Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/2262 Karar No: 2019/649 Karar tarihi: 13.06.2019 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında birleştirilerek görülen önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 16.05.2013 tarihli ve 2010/864 E., 2013/180 K. sayılı karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 24.06.2014 tarihli ve 2014/6863 E., 2014/8456 K. sayılı kararı ile bozulmuş ise de bu kez davacı vekilinin karar düzeltme talep etmesi üzerine Özel Dairenin 15.12.2014 tarihli ve 2014/15483 E., 2014/14359 K. sayılı kararı ile: “…Davacı, paydaş olduğu 5 parsel sayılı taşınmazda dava dışı önceki paydaşların paylarını satış yoluyla davalılara devrettiklerini, bildirim yapılmadığını, gerçek pay satış değerinin toplamı 532.000,00 TL olmasına rağmen önalım hakkına engel olmak için tapuda yüksek gösterildiğini ileri sürerek, gerçek değer üzerinden davalılar adına kayıtlı payların önalım nedeniyle adına tescilini istemiştir. Davalılar vekili davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bedelde muvazaa iddiası kabul edilerek satılan kısmın belirlenen değeri ve tapu masrafları dahil olmak üzere toplam 594.076,00 TL bedel depo ettirilip, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir. Dairemizin 24.06.2014 tarihli 2014/6863 Esas 2014/8456 Karar sayılı ilamı ile “davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine, ancak soyut tanık anlatımları bedelde muvazaa iddiasını kanıtlamaya tek başına yeterli bulunmadığından, davacının muvazaa iddiasına itibar edilmemelidir. Bu durumda, davacıya dava konusu payların satış bedeli ile ödenmesi zorunlu harç ve masrafın toplamından oluşan önalım bedelinin depo edilmesi için süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gerektiği yönünden bozulmuştur. Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1- Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki karar düzeltme itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2- Ancak, dava önalım hakkı nedeniyle bedelde muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacının bedelde muvazaa iddiası kanıtlanamadığından önalım bedeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 734/2. maddesi uyarınca resmi senetlerde gösterilen bedellerin toplamı olan 1.500.000,00 TL satış bedeli ile davalılar tarafından ödenen harç ve tapu giderlerinin toplamından ibaret ise de davalılar vekili 07.02.2013 tarihli celsedeki beyanında ve 04.10.2013 tarihli temyiz dilekçesinde davaya konu olan paylara ilişkin önalım bedelinin açıkça keşifte belirlenen 921.000,00 TL olduğunu kabul ettiğinden bu bedel ve bu bedel yönünden davalılar tarafından ödenmesi gereken tapu harç ve masraflarının toplamını depo edip etmeyeceği davacıya sorularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Kararın, açıklanan bu nedenle bozulması gerekirken farklı nedenle bozulması maddi hataya dayalı olduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl ve birleşen dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili asıl ve birleşen davada; müvekkilinin 334 ada 5 parsel sayılı taşınmazda kayden paydaş olup, ayrıca pay sahibi olan Leman (Lamia) Öztürk’ün de mirasçısı olduğunu, önceki paydaşlar tarafından davalılara yapılan pay satışları sırasında satış bedellerinin gerçek dışı ve son derece yüksek olarak gösterildiğini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 733. maddesi uyarınca noter aracılığıyla bildirim yapılmadığını ileri sürerek, gerçek satış bedeli ile tapu masrafları toplamı olan 577.000TL’nin depo edilmesi koşuluyla taşınmazda asıl ve birleşen dosya davalılarına ait payların tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili; tapuda gösterilen bedelin gerçek satış bedeli olduğunu pay satışından haberi olan davacının taşınmazı düşük bedel ile satın almak için bu davayı açtığını, iyi niyetli olmadığını belirterek; asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, “344 ada 5 parsel sayılı taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı olduğu, 27.04.2010 ilâ 13.07.2010 tarihleri arasında yapılan pay satışları arasında fahiş fiyat farkı bulunduğu, bu kadar kısa süre içinde yapılan pay satışlarındaki fiyat farklılığının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dinlenen tanıklardan bir kısmının taşınmazın tamamının değerinin 1.150.000TL olarak belirlenip bu bedel üzerinden satın alma tekliflerinin yapıldığına dair beyanda bulunduğu, bu hususunun banka kayıtları ile de doğrulandığı, dolayısıyla davacının bedelde muvazaa iddiasının kanıtlandığı” gerekçesiyle satış bedeli ve tapu masrafları toplamı olarak 594.076TL bedel depo ettirilmek suretiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir. Davalılar vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece “davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddiyle, davacının bedelde muvazaa iddiası bakımından dinlenilen tanıkların görgüye dayalı bilgileri olmadığı gibi, tanık anlatımlarının bilirkişi raporu ile çelişen soyut beyanlar olduğu, tanık beyanı dışında başkaca bir kanıt da sunulmadığı; soyut tanık ifadeleri bedelde muvazaa iddiasını kanıtlamaya tek başına yeterli bulunmadığından davacının anılan iddiasına itibar edilemeyeceği; bu durumda, dava konusu payların satış bedeli ve tapu masrafları toplamından oluşan önalım bedelinin hükümden önce belirlenecek uygun bir zaman içinde depo edilmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur. Davacı vekilinin karar düzeltme talep etmesi üzerine hüküm, Özel Dairece bu kez yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçelerle ve özellikle davacının bedelde muvazaa iddiasını doğrulayan tanık beyanlarının banka kayıtları ile desteklendiği gibi satış senedinde taşınmazın gerçek değerinin gösterilmediği hususunun bilirkişi raporu ile doğrulandığı vurgulanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı taraf vekillerince temyize getirilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada davacının bedelde muvazaa iddiasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır. 1- Davalılar … ve N. Ece E. vekillerinin temyizi yönünden; Bilindiği üzere, paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar az sayıda hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak kanuni önalım hakkı tanınmıştır. Önalım hakkı; taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri olup 26.12.1951 tarihli ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “16.05.1951 tarih ve 19/6 esas 3 karar sayılı tevhidi içtihat kararıyla da teyit olunduğu üzere şufa hakkının inşai bir hak olduğu” belirtilmiştir. Öte

Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Dava Konusunun Üçüncü Kişiye Devri Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Başkasına Ait Taşınmaz Üzerine Yapı Yapan Malzeme Sahibinin Tescil ve Tazminat Talebinde Bulunması

Başkasına Ait Taşınmaz Üzerine Yapı Yapan Malzeme Sahibinin Tescil ve Tazminat Talebinde Bulunması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1759 Karar No: 2018/466 Karar Tarihi: 14.03.2018 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen temliken tescil, olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Hukuk Mahkemesince tapu iptali ve tescil isteminin reddine, tazminat isteminin kabulüne dair verilen 25.12.2012 gün ve … sayılı karar taraf vekiller tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 05.11.2013 gün ve 2013/8395 E., 2013/13809 K. sayılı kararı ile: “…Davacı, 67 parsel sayılı taşınmazdaki metruk binayı 14.11.1997 tarihinde dava dışı ablası Bedriye’den satın aldığını, binayı yıkarak yeni bina yapımına başladığını, davalının açtığı tapu iptali ve tescil davası sonucunda taşınmazın davalı adına tesciline karar verildiğini, bu davadan süresinde haberi olmadığından binayı bitirdiğini, iyiniyetle yaptığı bina değerinin zemin değerinden fazla olduğunu ileri sürerek, taşınmazın adına tescilini veya bina bedeli olarak şimdilik 100.000 TL’nin faiziyle davalıdan alınmasını istemiştir. Davalı, hükmen tescil edilen taşınmaza tescil davasının açılmasından sonra bina yapımına başlandığını, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tapu iptali ve tescil isteminin reddiyle 180.000 TL tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili ile davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil; ikinci kademede tazminat istemlerine ilişkindir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Malzeme sahibinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi için birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olması; ikinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Üçüncü koşul ise, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Bu üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta, tapu kaydından davalı …’nın dava dışı annesi Bedriye adına kayıtlı 67 parsel sayılı taşınmazı davacı …’a 14.11.1997 günü satış yoluyla devrettiği anlaşılmaktadır. Çekişme konusu taşınmazda bulunan binanın yapımına 23.10.2009 günlü ve 359 sayılı inşaat ruhsatına dayanılarak başlandığı görülmektedir. Davalı …, 31.07.2009 tarihinde davacı …’a yönelttiği Akhisar 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/360 Esas sayılı davasında taşınmazın adına tescilini talep etmiştir. Anılan davada taşınmazın tapu kaydına 18.08.2009 tarihinde ihtiyati tedbir kararı işlenmiştir. Hükme esas alınan 10.12.2012 günlü inşaat bilirkişi raporunda binanın %82 oranında tamamlandığı belirtilmiştir. Görülüyor ki, taşınmazdaki binanın yapımı için ihtiyatı tedbir kararının taşınmazın tapu kaydına işlenmesinden sonra yapı ruhsatı alınmıştır. Dolayısıyla davacının binayı yapmaya başladığı tarihte iyiniyetli olduğundan söz edilemez. Bu nedenle, tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davacının %82 oranında tamamlandığı anlaşılan binası, zeminin ayrılmaz parçası haline gelmiş ve sökülüp götürülebilir yapılardan değildir. Bu nedenle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 723. maddesinin 3. fıkrası gereğince yapıların imalinde kullanılan malzemenin en az değerinin davacıya ödenmesi gerekir. Dosya içerisinde asgari levazım bedeline ilişkin olarak düzenlenmiş yeterli bir rapor mevcut bulunmadığından mahkemece bu konuda rapor alınarak bu bedelin tahsiline karar verilmelidir. Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar bir yana bırakılarak, yazılı gerekçeyle istemin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi gereğince tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin 430 ada 7 parsel sayılı taşınmazı, üzerindeki evle birlikte davalının murisi olan ablası Bedriye Ö.’den satın aldığını; satış işleminin davalı tarafından bilinmesine rağmen uzun yıllar boyunca hiçbir şekilde itirazda bulunmadığını ancak davalı tarafından aleyhine Akhisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/360 Esas sayılı dosyası ile muris muvazaası bulunduğu iddiası ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, bu davada davalının yanlış adres göstererek müvekkilinin davadan haberdar olmasını engellediğini ve dava açıldığından haberi olmayan müvekkilinin geçen süre içerisinde eski evi yıkarak arsa üzerine iyi niyetle inşaat yaptığını, dava konusu taşınmaz üzerine inşa edilen binanın taşınmaz değerinden fazla olduğunu ileri sürerek taşınmazın muhik bir tazminat karşılığında davalı adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini, olmadığı taktirde iyi niyetle yapılan bina bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir Davalı vekili davacının 24.7.2009 tarihinde Akhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine tapu iptali ve tescil istemli dava açıldığını bilmesine rağmen 06.10.2009 tarihinde bina inşasına başladığını, tebliğ tarihine kadar inşaata devam etmek amacıyla bilinen adresine çıkarılan tebligatı almaktan imtina ettiğini fakat dava açılması sonrası 18.08.2009 tarihinde taşınmaz üzerine tedbir konulmasına rağmen inşaata devam etmesinin davacının kötü niyetinin ispatı olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davacı binayı iyi niyetle inşa etmiş ise de TMK’nın 724. maddesinin sağladığı hakların taşınmaz ile mülkiyet ilişkisi olmayan üçüncü kişilere ait olduğu, inşaatın başladığı tarihte taşınmazın davacı adına kayıtlı olması nedeniyle temliken tescil koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle tapu iptali ile tescil talebinin reddine, yapı bedeli olan 180.000TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar, vekillerinin temyiz etmesi üzerine Özel Dairece yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; inşaata başlandığı anda ve sonrasında davacının iyi niyetli olup olmadığı; burada varılacak sonuca göre davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 723/3. maddesi uyarınca asgari levazım bedelini mi yoksa TMK’nın 723/2. maddesi uyarınca uğradığı zararın tamamını mı talep edebileceği noktalarında toplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 684’üncü maddesinin birinci fıkrası “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” şeklindedir. Bu yasal düzenleme ile asıl şey (eşya) üzerinde bir kişinin, bütünleyici parça üzerinde başka kişinin mülkiyet hakkına sahip olması engellenmiştir. Bütünleyici parçanın ne olduğu ise Türk Medeni Kanunu’nun 684’üncü maddesinin ikinci fıkrasında açıklanmış ve “Bütünleyici parça, yerel

Başkasına Ait Taşınmaz Üzerine Yapı Yapan Malzeme Sahibinin Tescil ve Tazminat Talebinde Bulunması Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Yargı Yolu ve Görevli Mahkeme

Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Yargı Yolu ve Görevli Mahkeme Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1754 Karar No: 2018/1891 Karar Tarihi: 11.12.2018 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Hukuk Mahkemesince dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine dair verilen 21.02.2014 tarihli ve 2013/267 E. ve 2014/118 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarihli ve 2014/9437 E.-2015/975 K. sayılı kararı ile: “…Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı, yargı yolu ve esas yönünden davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın yargı yolu bakımından reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisi açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklara ilişkin davalar olarak gösterilmiştir. Yargı yetkisinin ise idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiş, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayarak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar vereceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı, tapu tahsis belgesine dayanarak tapu iptali ve tescil kararı verilmesini istemiş olup yukarıda açıklandığı gibi idari bir işlem ve kararın iptali istenmediğinden uyuşmazlığın adli yargıda çözümlenmesi gerekir. Mahkemece, tarafların göstermiş olduğu deliller değerlendirilerek davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken olayına özgü olarak verilen Uyuşmazlık Mahkemesi kararından söz edilerek idari yargının görevli olduğundan bahisle davanın reddi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davalı vekili davada idari yargının görevli olduğunu ileri sürerek yargı yolu itirazında bulunmuştur. Yerel mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesinin 30.12.2013 tarihli ve 2013/1810 E., 2013/2015 K. sayılı kararına göre 2981 sayılı Kanun gereğince düzenlenen tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan davalara bakma görevinin idari yargı yerinde olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 2981 sayılı Kanun’a göre düzenlenen tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davaların adli yargı yerinde mi yoksa idari yargı yerinde mi görüleceği noktasında toplanmaktadır. Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır. Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup, idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda, bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve diğer kanunlarla verilen işlerden ibarettir. Şu hâle göre idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdare mahkemeleri yerindelik denetimi yapamazlar. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. (2577 sayılı Kanun md.2/2) Diğer taraftan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 15/1-a maddesinde adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Böylece kanunların açıkça adli yargıyı görevli saydığı hâller idari yargının kapsamı dışında bırakılmış; bu hâllerde davanın, davaya konu işlemin niteliğine bakılmaksızın adli yargıda görüleceği benimsenmiştir. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının talebi idari işlem sonucu oluşan ve ilgilisine şahsi hak tanıyan bir zilyetlik belgesi olan tapu tahsis belgesi dayanak yapılarak tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Eldeki davada tapu tahsis belgesi verilmesine ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Zira dosya içinde … tarafından davacı … adına düzenlenmiş olan tapu tahsis belgesi bulunmaktadır. O hâlde 2981 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgeli yerlerde, idarenin eylem ve işleminin tapu tahsis belgesinin verilmesi ile sona ermesi, dava konusu taşınmazın aynına yönelik kararlardan olan tapu iptali ve tescile ancak adli yargıda karar verilmesinin mümkün olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; tapu tahsis belgesine dayalı

Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasında Yargı Yolu ve Görevli Mahkeme Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İmar Affı Kapsamında Düzenlenen Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası Açılması

İmar Affı Kanunu Kapsamında Düzenlenen Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası Açılması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1752 Karar No: 2019/499 Karar Tarihi: 30.04.2019 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesince terditli istemlerden tapu iptali ve tescil isteminin reddine, tazminat isteminin ise kabulüne dair verilen 21.01.2014 tarihli ve 2011/105 E., 2014/6 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25.06.2014 tarihli ve 2014/4477 E., 2014/8504 K. sayılı kararı ile, “…Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde davacı tarafından ödenen tahsis bedelinin tahsili isteğine ilişkindir. Davacı, 24.06.1985 tarihli tapu tahsis belgesi ile kendisine tapuda Hazine adına kayıtlı 221 pafta, 1212 ada, 5 parsel sayılı taşınmazdan 390 m2 yer tahsis edildiğini, daha sonra gecekondusunun bulunduğu alanda imar ıslah planı yapıldığını ancak tahsis bedelini ödemesine rağmen taşınmazın adına tescilinin yapılmadığını belirterek davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptali adına tesciline, uygun görülmediği takdirde “davalı hesabına yatırılan bedelin günümüz rayiç bedeline uyarlanarak tespitine, tespit edilen miktarın ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline” karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, taşınmazın 13.02.2008 tarihli revizyon uygulama imar planında İSKİ Dere Koruma Kuşağı ve Yeşil Alanında kaldığını, tescilinin mümkün bulunmadığını, davalı idareye husumet yöneltilemeyeceğini, davacıya tahsis edilen taşınmaza karşılık başka bir yer verilmesi gerektiğini, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, taşınmazın bulunduğu yerde Üsküdar Belediyesi tarafından 1990 yılında ıslah imar uygulaması yapıldığı, pek çok ada ve parsellerin oluşturulduğu, davacıya herhangi bir yer tahsis edilmediği, davacının gecekondusunun imar uygulaması sonucu 2557 ada 7 sayılı imar parseli içinde kaldığı ancak bu parselin kısmen İSKİ koruma bandında, kısmen de yeşil alanda kalması nedeni ile tescil isteminin reddine, davacı arsa bedelini ödediği halde imar uygulaması sonucu kendisine herhangi bir yer tahsis edilmediği, hissesinin bedele dönüştürülüp bu bedelin de ödenmediği gerekçesiyle davacının hak ettiği arsanın rayiç bedelinin ödenmesine karar verilmiştir. Hükmü davalı idare vekili temyiz etmiştir. Uygulamada kısaca, İmar Affı Kanunu olarak bilinen ve 08.03.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunu’nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 1. maddesi hükmüne göre kanunun amacı imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemektir. Kanunda ayrıca bu arsa veya arazilerin üzerine yapılmış gecekonduların arsa bedelinin ilgili kuruluşa peşin veya en geç 4 yıl içinde on iki eşit taksitle ödeneceği, gecekondu sahiplerine en fazla 400 m² arsa tahsis edilebileceği belirtilmektedir. Arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar tespit edildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine “Tapu Tahsis Belgesi” verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir. (m. 10) 2981 sayılı Kanun gereğince arsa tahsis edilecek kimselerin kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir. Islah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilir. (m. 13) Görülüyor ki; 2981 sayılı Kanun, büyük şehirlere göç ederek kamu arazilerine kaçak gecekondu inşa eden dar gelirli kişilerin korunmaları, başka bir deyişle sosyal amaçlı bir projenin gerçekleştirilmesi amacına yönelik olarak çıkarılmış olup bu kanunda yazılanlar dışındaki kişilerin İmar Affı Kanununa dayanarak istemde bulunma olanakları yoktur. Hak sahiplerine tahsis edilen gecekonduları satış sözleşmesiyle temlik alan kişilerin de kanun gereğince aynı koşulları taşımaları gerekmektedir. Somut olayda; davacı tarafından tescil mümkün olmadığı takdirde ikinci kademede tazminat talebinde bulunulmuştur. Gerçekten, davacı akidi olan borçludan Borçlar Kanunu’nun 96. maddesine dayanarak ademi ifa sebebiyle tazminat isteyebilir. Ancak, tescilin gerçekleşmemesi hallerinde davacı adına taşınmazın rayiç bedelinin ödenebilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 96. maddesindeki “borçlunun taahhüdünü ihlal” koşulunun gerçekleşmesi gerekir. Halbuki, tahsisi yapan Hazine tarafından satış vaadi sözleşmelerinde olduğu gibi davacıya tahsis bedelinin ödenmesi karşılığında taşınmazın kendisi adına şartsız olarak tapudan devredileceği vaat edilmiş değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli görülmemekte, tahsis sahibi adına tescil edilebilmesi için aşağıda sayılan birçok şartın gerçekleşmesi de gerekmektedir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; – Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması, – Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması, – İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması, – Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması, – Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması, – Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması. – İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı Kanun’un 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir, – Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, tahsis miktarından belli bir oranda yapılacak DOP indiriminden sonra kalan miktarın hak sahibi adına tesciline karar verilebilir. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda tahsis

İmar Affı Kapsamında Düzenlenen Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası Açılması Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Geçit Hakkı Kurulması: Taşınmazın Kullanım Şekli ve Ekonomik Kullanım Bütünlüğünün Bozulmaması

Geçit Hakkı Kurulması: Taşınmazın Kullanım Şekli ve Ekonomik Kullanım Bütünlüğünün Bozulmaması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/1746 Karar No: 2018/981 Karar Tarihi: 25.04.2018 Mahkemesi: Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde geçit hakkı kurulması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Sulh Hukuk Mahkemesince geçit hakkı kurulması isteminin kabulüne dair verilen 07.01.2014 gün ve … sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 08.07.2014 gün ve 2014/8131 E., 2014/9165 K. sayılı kararı ile: “… Dava, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil ikinci kademede davacının maliki olduğu 286 ada 19 parsel numaralı taşınmaz yararına davalıya ait 286 ada 17 parselden geçit tesisi istemine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tapu iptali ve tescil isteminin reddine, geçit isteminin kabulü ile 286 ada 19 parsel numaralı taşınmaz yararına 27.02.2012 tarihli bilirkişi rapor ve krokisinde 286 ada 17 parsel üzerinden (A) ve (B) harfleri ile gösterilen toplam 53,88 m2’lik kısımdan geçit tesisine karar verilmiştir. Hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine, Dairemizin 14.01.2013 tarihli bozma ilamı ile özetle; “1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir… 2- …Mahkemece, davalının 286 ada 17 parsel numaralı taşınmazını ikiye bölecek, kullanım şekli ve ekonomik bütünlüğü bozulacak şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece, yeniden keşif yapılarak 286 ada 19 parsel sayılı taşınmazın kuzeyindeki 286 ada 23 ve 24 parsel numaralı taşınmazlardan genel yola ulaşacak şekilde parseller bölünmeksizin geçit kurulmasının mümkün olup olmadığı araştırılmalı…” gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamı sonrasında mahkemece, 286 ada 23 ve 24 sayılı parseller ile yol arasında yaklaşık 10 metre kot farkı bulunduğundan bu parsellerden geçit tesisinin mümkün olmadığı belirtilerek davacıya ait 286 ada 19 sayılı parsel yararına, fen bilirkişilerinin 27.12.2013 tarihli rapor ve ekli krokide gösterdikleri 286 ada 17 parsel numaralı taşınmazın 53,88 m2’lik kısmı üzerinden 161,40 TL bedel karşılığında geçit hakkı kurulmuştur. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Bozma ilamında davalıya ait 286 ada 17 sayılı parseli ikiye bölecek şekilde geçit tesisinin doğru olmadığı belirtilmesine rağmen, hükme esas alınan bilirkişi raporunun bozma öncesi 27.02.2012 tarihli bilirkişi rapor ve krokisinde olduğu gibi 17 sayılı parsel üzerinden (A) ve (B) harfleri ile gösterilen toplam 53,88 m2’lik yerden geçit tesisine karar verilmiştir. Davalıya ait 286 ada 17 parsel 458,26 m2 miktarında bahçe niteliği ile tapuda kayıtlıdır. Taşınmazı ikiye bölecek şekilde geçit tesisi halinde 53,88 m2’lik kısım yanında (C) harfli 44,49 m2 ve (E) harfli 5,73 m2’lik kısımlar artık kısım olarak kalacak ve taşınmazın ekonomik kullanım bütünlüğü bozulacaktır. Bu durumda komşuluk hukuku ilkelerine ve taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibine aykırıdır. Hal böyle olunca; mahallinde yeniden keşif yapılarak 17 sayılı parseli ikiye bölmeden parselin doğu sınırından ve geçitin genişliği de belirtilecek şekilde ayrıca bu kısma ilişkin geçit bedeli karar tarihine yakın rayiçlere göre hesaplattırılarak ve mahkeme veznesine depo ettirilmesi sağlandıktan sonra geçit tesisine karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin 19, davalının ise komşu 17 parsel sayılı taşınmazların maliki olduklarını, müvekkilinin ve murislerinin yol olarak kullandığı ve hatta üzerinde müvekkiline ait sadece bir adet zeytin ağacı bulunan 17 sayılı parsel sayılı taşınmazın kadastro sırasında davalı adına tespit edildiğini yapılan tescilin hatalı olduğunu, davalının anılan parselde zilyetliğinin bulunmadığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini, bunun mümkün olmaması hâlinde geçit ihtiyacı bulunduğundan 17 parsel sayılı taşınmazdan davacı taşınmazı yararına geçit hakkı tesis edilmesini talep ve dava etmiştir Davalı vekili davanın reddine karar verilmesinin istemiştir. Yerel Mahkeme ilk kararında tapu iptali ve tescil isteminin reddine, 286 ada 19 parsel sayılı taşınmaz lehine, davalı adına kayıtlı 286 ada 17 parsel sayılı taşınmazın, fen bilirkişilerinin 27.02.2012 tarihli raporunda ve rapora ekli krokide (A) ve (B) harfleri ile gösterdikleri 53,88 m2’lik kısmı üzerinden 161,40 TL bedel karşılığında geçit hakkı tesis edilmesine karar verilmiştir. Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, davacının geçit ihtiyacı içinde olduğunu ancak 17 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kurulan geçidin taşınmazın parsel bütünlüğünü böldüğünü, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği parsel bütünlüğünü böler şekilde geçit kurulmasının doğru olmadığı, bu nedenle yeniden keşif yapılarak 286 ada 19 parsel sayılı taşınmazın kuzeyindeki 286 ada 23 ve kuzey doğusundaki 286 ada 24 parsel sayılı taşınmazlardan genel yola ulaşacak şekilde ve parseller bölünmeksizin geçit kurulmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesi amacıyla bilirkişilerden rapor alınması, mümkün değil ise yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda alternatifler belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekçesiyle karar bozulmuştur. Yerel Mahkemece bozma kararına uyulmuş ve yapılan inceleme sonucunda 286 ada 23 ve 24 sayılı parseller ile yol arasında yaklaşık 10 metre kot farkı bulunduğu dolayısıyla bu parsellerden geçit tesisinin mümkün olmadığından, 286 ada 17 parsel numaralı taşınmazın fen bilirkişilerinin 27.12.2013 tarihli rapor ve ekli krokide gösterdikleri 53,88 m2’lik kısmı üzerinden 161,40 TL bedel karşılığında geçit hakkı kurulmuştur. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: somut olay bakımından mahkemece 17 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 19 parsel sayılı taşınmaz yararına kurulan geçit hakkının yükümlü taşınmazın işletim şekline engel oluşturup oluşturmadığı; 17 parsel sayılı taşınmazın kullanım şekli ve ekonomik kullanım bütünlüğünün bozulmaması için yeniden keşif yapmak suretiyle taşınmazı bölmeden doğu sınırından geçecek şekilde yeni bir geçit güzergâhı belirleyerek, bu bölüm üzerinden geçit hakkı kurulmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle geçit hakkına ilişkin kısa bir açıklama yapılmasında fayda vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Zorunlu geçit” başlıklı 747’nci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Taşınmazından genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir.” Geçit hakkı kurulabilmesi için geçit ihtiyacı duyulan taşınmazın genel yola hiç veya yeteri kadar bağlantısının bulunmaması gerekmektedir. İlk

Geçit Hakkı Kurulması: Taşınmazın Kullanım Şekli ve Ekonomik Kullanım Bütünlüğünün Bozulmaması Devamını Oku »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Tapu İptali ve Tescil Davasında Taraf Sıfatı: Husumet Yokluğu Nedeniyle Dava Usulden Reddedilir mi?

Tapu İptali ve Tescil Davasında Taraf Sıfatı: Husumet Yokluğu Nedeniyle Dava Usulden Reddedilebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/14-2261 Karar No: 2018/777 Karar Tarihi: 11.04.2018 Özet: Mahkemece öncelikle tapu iptali ve tescil istemi yönünden araştırma yapılması, bunun mümkün olmaması hâlinde davacının tazminat talepleri hakkında bir karar vermek üzere işin esası incelenmelidir. Yerel mahkemenin taraf sıfatını dava şartı olarak kabul etmesi de isabetsizdir. Zira yukarıda da belirtildiği üzere taraf sıfatı usul hukukuna değil maddi hukuka ilişkin bir sorundur ve dolayısıyla dava şartı olarak değerlendirilmemelidir. (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10, 18) (YHGK. 04.12.1996 T. 1996/14-763 E. 1996/864 K.) Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın usulden reddine dair verilen 04.09.2012 gün ve 2011/332 E., 2012/347 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 27.05.2013 gün ve 2013/6634 E., 2013/7994 K. sayılı kararı ile: “…Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalılar, pasif husumet yokluğundan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; – Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması, – Tahsise konu yerde 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı Kanun ile değişik 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması, – İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması, – Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması, – Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması, – Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması, – İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı Kanun ile değişik 2981 sayılı Kanun’un 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir, – Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı Kanun ile değişik 2981 sayılı Kanun’un 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (DOP) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir. Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde işin esasının incelenerek taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, somut olaya uygun olmayan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili Gebze ilçesi, Hacı Halil Mahallesinde yer alan 168 ada 13 parsel sayılı taşınmazda 400 m2 yerin müvekkiline 01.10.1985 tarih ve 255 no’lu tapu tahsis belgesi ile 2981 sayılı Kanun uyarınca tahsis edilip, bedeli müvekkili tarafından ödendiği hâlde dava konusu taşınmazın tapu devrinin gerçekleştirilmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil, bunun mümkün olmaması hâlinde aynı değerde, aynı nitelikte ve aynı genişlikle bir başka taşınmazın davacı adına tesciline; bunun da mümkün olmaması hâlinde arsanın dava tarihi itibariyle rayiç bedeli ile gecekondunun enkaz bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı Hazine vekili, müvekkilinin bu dava bakımından sıfatının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı … vekili, müvekkilinin tapu kayıt maliki olmadığı gibi tapu tahsis belgesinin Gebze Mal Müdürlüğü tarafından verildiğini ve ödemenin de Mal Müdürlüğüne yapılması nedeniyle müvekkilinin sıfatının bulunmadığını, kaldı ki dava konusu taşınmazın davacı adına tescil şartlarının oluşmadığını çünkü taşınmazın uygulama imar plânında kentsel park alanında kaldığını ve dava konusu taşınmazın belediye tarafından kamulaştırılacağını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece dava konusu taşınmazda davalıların payının bulunmaması, dayanılan tapu tahsis belgesinin dava konusu taşınmaza ait olmaması ve dava konusu binanın dava dışı Kocaeli Belediyesince kamulaştırılması sonrasında Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/417 Esas, 2011/831 Karar sayılı dosyasında taşınmaz üzerinde bulunan bina ve ağaçlara ait kamulaştırma bedelinin tespiti ile bunların belediyeye teslimine karar verilmesi ve dosya içinde bulunan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde tüm talepler ve her iki davalı yönünden “dava şartı niteliğindeki husumet yokluğu” nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oy çokluğu ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiş; direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıların taraf sıfatının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir. Hemen belirtmek gerekir ki usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir

Tapu İptali ve Tescil Davasında Taraf Sıfatı: Husumet Yokluğu Nedeniyle Dava Usulden Reddedilir mi? Devamını Oku »