Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Terör Olayları Nedeniyle Meydana Gelen Zararların Tazmini için İdareye Başvurma Süresi

Terör Olayları Nedeniyle Meydana Gelen Zararların Tazmini için İdareye Başvurma Süresi Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural İtiraz konusu kuralın da yer aldığı cümlede; terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, herhâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanacağı öngörülmektedir. Bakılmakta olan davanın konusu itibarıyla, anılan cümlede yer alan “…veya mirasçılarının…” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararların 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca tazmin edilmesi öngörülmekle birlikte bu yolun tüketilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, bu durumun kişiler yönünden öngörülemezlik ve belirsizliğe yol açtığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesiyle korunan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. İtiraz konusu kuralla öngörülen sürelerin açılacak dava süresini de etkilediği dikkate alındığında kuralın mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği açıktır. Mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. İtiraz konusu kuralda, tazminat için başvuru yapılacak mercii ve başvuru sürelerinin açık olarak belirtildiği anlaşılmakla birlikte kuralın bireyler bakımından öngörülebilir nitelikte olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. İdarenin eylemlerinden kaynaklanan zararların tazmini amacıyla başvurulacak idari ve yargısal yol ilke olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile belirlenmiştir. İdarenin eylemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini amacıyla açılacak davalar için 2577 sayılı Kanun’un “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesiyle zorunlu idari başvuru şartı getirilerek başvuru için bir ve beş yıllık süreler öngörülmüş iken 5233 sayılı Kanun’da terör olaylarından kaynaklanan zararlar için idari başvuru süresi çok daha kısa (altmış gün ve bir yıllık süreler) belirlenmiştir. Diğer bir ifadeyle hizmet kusuruna dayalı maddi ve manevi tazminat talepleri ve sosyal risk ilkesine dayalı manevi tazminat talepleri için 2577 sayılı Kanun’da öngörülen bir ve beş yıllık süreler geçerli olmasına rağmen sosyal risk ilkesine dayalı maddi tazminat talepleri için 5233 sayılı Kanun’da altmış gün ve bir yıllık süreler geçerli olacaktır. Öte yandan zarara sebep olan olay terör eylemi niteliğinde olsa bile gerçekleşen zarar ile idari faaliyet arasında bir bağlantı olması hâlinde idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Terör olayları sebebiyle zarara uğrayan kişilerin açtığı davalarda idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk hâllerinin bulunup bulunmadığı yahut sosyal risk ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının ancak yargılama sırasında yapılan araştırma ve değerlendirmelerle ortaya konulacağı açıktır. Bu itibarla terör olayları nedeniyle zarara uğrayan kişilerin açacakları tam yargı davalarında ilk başta idarenin kusuru bulunup bulunmadığını yahut sosyal risk ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağını doğru tespit ederek başvuruda bulunmaları beklenemez. Kural, idarenin kusuru olduğu düşünülerek 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre açılmış ve olayın 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında kaldığının ancak yargılama sırasındaki araştırma ve değerlendirmelerle açığa kavuşturulduğu durumlarda davanın 5233 sayılı Kanun’un “Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” başlıklı 6. maddesindeki süre koşulu ileri sürülerek reddedilmesine dolayısıyla hak kaybına neden olacak niteliktedir. Kuralda 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre açılmış davalar yönünden hak kayıplarını önleyecek asgari güvenceler içeren hükümler de bulunmamaktadır. Dolayısıyla terör olayları nedeniyle zarara uğrayan ilgililerin, 5233 sayılı Kanun’da düzenlenen altmış gün ve bir yıllık sürelere göre mi yoksa 2577 sayılı Kanun’da düzenlenen bir ve beş yıllık sürelere göre mi talepte bulunmaları gerektiği konusunda kuralın öngörülebilir olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Terör Olayları Nedeniyle Meydana Gelen Zararların Tazmini için Mirasçılar Tarafından İdareye Başvurulması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı:2024/116 Karar Sayısı:2025/151 Karar Tarihi:10/7/2025 R.G. Tarih ve Sayısı:10/12/2025-33103 İtiraz Yoluna Başvuran: Mardin 1. İdare Mahkemesi İtirazın Konusu: 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un; A. 28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin, B. 9. maddesinin birinci fıkrasının; 1. Bentlerini bağlayan birinci hükmünün, 2. (e) bendinin, 3. Bentlerini bağlayan ikinci hükmünün, Anayasa’nın 2., 5., 35., 36. ve 125. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. Olay: Terör olayları sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. “Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.” 2. “Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde yapılacak ödemeler” başlıklı 9. maddesi şöyledir: “Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, Nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın

Terör Olayları Nedeniyle Meydana Gelen Zararların Tazmini için İdareye Başvurma Süresi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Konaklama Hizmeti Alan Kişilerin T.C. Kimlik Belgesi Fotokopisinin Kaydedilmesi

Konaklama Hizmeti Alan Kişilerin T.C. Kimlik Belgesi Fotokopisinin Kaydedilmesi Hakkında KVKK İlke Kararı Kişisel Verileri Koruma Kurumu İlke Kararı Karar No: 20252120 Karar Tarihi: 06/11/2025 Konaklama Hizmeti Alan Kişilerin T.C. Kimlik Belgesi Fotokopisinin Kaydedilmesi: Turizm ve otelcilik sektörü, insana hizmet etme niteliğinden dolayı kişisel verilerin en yoğun islendiği sektörlerden biridir. Bu minvalde konaklama yerlerinde misafir edilen kişilerden T.C. kimlik belgesi fotokopisi alındığı yönünde Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (Kurum) muhtelif sayıda şikâyet ve ihbar iletilmiş olup bu husus hakkında sektörün bilgilendirilmesi ve konuya ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından ilke Kararı alınması gereği hasıl olmuştur. Bu çerçevede mevzuat hükümleri incelendiğinde; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “Kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 5 inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartlarına yer verilmiş olup; bu maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan (-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin islenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri islemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri islenmesinin zorunlu olması) birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun’un 6’ncı “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı maddesi gereğince; “(1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir. (2) (Mülga:2/3/2024-7499/33 md.) (3) (Değişik:2/3/2024-7499/33 md.) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi yasaktır. Ancak bu verilerin işlenmesi; a) İlgili kişinin açık rızasının olması, b) Kanunlarda açıkça öngörülmesi, c) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, ç) İlgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması, d) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması, e) Sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması, f) İstihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması, g) Siyasi, felsefi, dini veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf, dernek ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluş ya da oluşumların, tâbi oldukları mevzuata ve amaçlarına uygun olmak, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak ve üçüncü kişilere açıklanmamak kaydıyla; mevcut veya eski üyelerine ve mensuplarına veyahut bu kuruluş ve oluşumlarla düzenli olarak temasta olan kişilere yönelik olması, halinde mümkündür. (4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.” 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu‘nun 2 nci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, günübirlik kiralanan evler, kamp, kamping, tatil köyü, marinalar, liman tesisi, kıyı tesisi ve benzeri her türlü, özel veya resmi konaklama yerleri ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri, dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinin sorumlu işleticileri, bu yerlerde ücretli veya ücretsiz, gündüz veya gece, yatacak yer gösterdikleri gemi/deniz turizmi araçlarında kalan kişiler de dahil olmak üzere yerli veya yabancı herkesin kimlik ve geliş- ayrılış kayıtlarını, örneğine ve usulüne uygun şekilde günü gününe tutmak, genel kolluk örgütlerinin her an incelemelerine hazır bulundurmak, Devlet İstatistik Enstitüsüne, talebi halinde vermek zorundadırlar.” 13.07.1974 tarihli ve 14944 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kimlik Bildirme Kanununun Uygulanması ile İlgili Yönetmelik’in “Kayıtlama” başlıklı 5 inci maddesinde düzenlenen hükme göre; “Bu Yönetmelik hükümlerine göre kimlik bildirme belgelerini en yakın yetkili genel kolluk örgütüne vermekle yükümlü tutulanlar, kimliğini nüfus hüviyet cüzdanı veya diğer resmi geçerli belgelerle ispat edemeyen kimseleri, tesislerinde barındıramaz, konut ve iş yerinde çalıştıramaz.” Aynı Yönetmelik’in “Yükümlü” başlıklı 23 üncü maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “(Değişik:RG-21/01/1975-15125) Yönetmeliğin 6. maddesinde sayılan yerlerin sorumlu işleticileri tarafından; buralarda ücretli veya ücretsiz, gündüz veya gece yatacak yer gösterilen yerli veya yabancı herkesin kimliği ile geliş ve ayrılış tarihleri, Konaklama Yeri Kayıt Defteri (Form:7)’ne günü gününe geçirilir. Bu yerlerde kalacak kişilerin, kendilerine verilecek kopyalı bir örnek Konaklama Belgesi (Form:8)’ni doldurarak imzalamaları ve sorumlu işleticiye vermeleri şarttır. Konaklama belgesindeki bilgiler, kişinin kimliğini belirten geçerli resmi belge ile karşılaştırıldıktan sonra, konaklama yeri kayıt defterine aktarılır.” Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde bütün olarak değerlendirme yapıldığında; anılan yerlerde konaklama hizmeti alan ilgili kişilerden isim, soy isim, T.C. kimlik numarasından oluşan kimlik bilgilerinin kaydedilmesi şeklinde gerçekleşen kişisel veri işleme faaliyetinin 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu ve Kimlik Bildirme Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in açık hükümleri doğrultusunda 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 5 inci maddesinin (a) bendi “Kanunlarda açıkça öngörülmesi” ve (ç) bendi “Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması” şartları çerçevesinde işlendiği ve dolayısıyla hukuka uygun bir işleme faaliyeti olduğu açıktır. Bununla beraber önemle belirtmek gerekir ki, ilgili yerlerde konaklayan kişilerden işlenen kişisel verilerin doğruluğunun resmi belge ile karşılaştırmak suretiyle teyidinin sağlanması ve bu amaçla T.C. kimlik belgesinin talep edilmesi, hukuki olduğu gibi aynı zamanda eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak, teyit amacıyla olsa dahi T.C. kimlik belgesinin istenmesinin ardından fotokopisinin de alınarak kayda geçirilmesi şeklinde gerçekleşen kişisel veri işleme faaliyeti, gereğinden fazla veri işleme sonucunu doğurmakla beraber bu işleme faaliyetinin herhangi bir hukuki bir dayanağı da söz konusu değildir. Dolayısıyla ilgili kişilere ait T.C. Kimlik Belgesi fotokopisinin kaydedilmesi işleminin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hukuka aykırı bir işleme faaliyeti olduğu sonucuna varılmaktadır. Ek olarak, bilindiği üzere ülkemizde 2 Ocak 2017 tarihinden itibaren eski nüfus cüzdanları değiştirilerek üzerinde çip bulunan kimlik kartına geçiş yapılmıştır. Ancak halihazırda nüfus cüzdanı kullanımına da devam edilebilmektedir. Dolayısıyla nüfus cüzdanı üzerinde kişilerin dini ve kan grubu gibi özel nitelikli kişisel verilerinin de yer aldığı dikkate alındığında; veri sorumlularının konaklama nedeniyle ilgili kişilerin nüfus cüzdanı fotokopilerini kayıt altına alması halinde Kanun’un “Özel nitelikli kişisel

Konaklama Hizmeti Alan Kişilerin T.C. Kimlik Belgesi Fotokopisinin Kaydedilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Aday Sürücülerin Sürücü Belgelerinin İptal Şartlarının Yönetmelikle Düzenlenmesi

Aday Sürücülerin Sürücü Belgelerinin İptal Şartlarının Yönetmelikle Düzenlenmesi Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda düzenlenen itiraz konusu kuralda, aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme şartlarının yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmektedir. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; aday sürücü belgesinin iptaline dayanak alınabilecek eylemlerin çerçevesinin kanunla belirlenmesi gerektiği, itiraz konusu kuralla temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanda idareye sınırları belli olmayan bir düzenleme yetkisinin tanındığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi İtiraz konusu kural, yönetmelikle belirlenen hâllerde aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptalini öngörmek suretiyle bireylerin özel hayatlarının bir parçası hâline gelen araç kullanabilme imkânını ortadan kaldırarak özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir. Anayasa’nın 13. maddesine göre özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. Bu kapsamda özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Temel hakları sınırlayan bir kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 7. maddesiyle güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Kuralda hangi hâllerde aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edileceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmeden bu konunun düzenlenmesinin tamamıyla yönetmelikle yapılması öngörülmektedir. Diğer bir ifadeyle kuralla aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilmesi yaptırımına bağlanan eylemlerin neler olduğuna ilişkin belirlemenin yapılmadığı, söz konusu belgenin iptaline neden olabilecek hâllerin belirlenmesi yetkisinin ise tümüyle idareye bırakıldığı görülmektedir. Dolayısıyla kuralda yaptırıma konu olacak aday sürücü belgesi iptal şartlarına ilişkin olarak yasal çerçevenin çizilmediği ve ilkelerin oluşturulmadığı, bu suretle özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik koşulunu sağlamadığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Aday Sürücülerin Sürücü Belgelerinin İptal Şartlarının Yönetmelikle Düzenlenmesini Öngören Hükmün İptali Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2025/28 Karar Sayısı: 2025/139 Karar Tarihi:17/6/2025 R.G.Tarih-Sayı:2/12/2025-33095 İtiraz Yoluna Başvuran: Mardin 1. İdare Mahkemesi İtirazın Konusu: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle eklenen ek 17. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “…aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme…”, “…şartları…” ve “…yönetmelikle düzenlenir.” ibarelerinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Aday sürücü belgesinin iptaline ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 17. maddesi şöyledir: “Aday sürücülük – Ek Madde 17 (Ek: 12/7/2013-6495/22 md.) İlk defa sürücü belgesi alanlar en az bir yıl süre ile aday sürücü olarak kabul edilirler. Aday sürücülüğün süresi, aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme ve yeniden sürücü belgesi alma şartları ile diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Aday sürücülerle ilgili olarak yönetmelikte belirtilen iptal edilme şartlarının oluşması hâlinde, bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından sürücü belgeleri iptal edilir.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ek 17. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme…”, “…şartları…” ve “…yönetmelikle düzenlenir.” ibarelerinin iptalini talep etmiştir. Anılan fıkrada aday sürücülüğün süresi, aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme ve yeniden sürücü belgesi alma şartları ile diğer usul ve esasların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür. 4. Fıkrada yer alan “…aday sürücülerin…”, “…şartları…” ve “…yönetmelikle düzenlenir.” ibareleri, bakılmakta olan davada uygulanacak kuralların yanı sıra fıkranın itiraz konusu olmayan kısımları bakımından da geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek esasa ilişkin incelemenin söz konusu fıkrada yer alan “…sürücü belgelerinin iptal edilme…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 5. Açıklanan nedenle 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle eklenen ek 17. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “…aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme…”, “…şartları…” ve “…yönetmelikle düzenlenir.” ibarelerinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkrada yer alan “…sürücü belgelerinin iptal edilme…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 7. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 1. maddesinde anılan Kanun’un amacı, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanması ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemlerin belirlenmesi olarak ifade edilmiştir. Bu bağlamda trafik düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacıyla Kanun’un ek 17. maddesinde aday sürücülüğe ilişkin hususlar düzenlenmiştir. 8. Anılan maddenin birinci fıkrasında ilk defa sürücü belgesi alanların en az bir yıl süreyle aday sürücü olarak kabul edilecekleri belirtilmiş, ikinci fıkrasında aday sürücülüğün süresinin, aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme ve yeniden sürücü belgesi alma şartları ile diğer usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. 9. Söz konusu fıkrada yer alan “…sürücü

Aday Sürücülerin Sürücü Belgelerinin İptal Şartlarının Yönetmelikle Düzenlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Faiz Miktarının Sözleşmeyle Tespit Edilmediği Durumlarda Kanuni Faiz Oranının Uygulanması

Faiz Miktarının Sözleşmeyle Tespit Edilmediği Durumlarda Kanuni Faiz Oranının Uygulanması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun’da yer alan itiraz konusu kuralın birinci fıkrasında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde miktarı sözleşmeyle tespit edilmemişse bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmış, ikinci fıkrasında ise Cumhurbaşkanı’nın bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkili olduğu öngörülmüştür. (Kanuni faiz oranı, 20/5/2024 tarihli ve 8485 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 1/6/2024 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık yüzde yirmi dört olarak belirlenmiş olup hâlen uygulanan kanuni faiz oranı yüzde yirmi dörttür.) Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; enflasyonun nispeten yüksek olduğu dönemlerde faiz oranı ile enflasyon oranı arasında büyük farkların oluşması ihtimalinin bulunduğu, itiraz konusu kuralda öngörülen faiz oranının enflasyonist bir ortamda yeterli düzeyde olmadığı, bununla birlikte kuralda paranın değer kaybının önlenmesi bakımından herhangi bir güvenceye yer verilmediği, Cumhurbaşkanı’na tanınan faiz oranını artırma yetkisinin de paranın değer kaybının önlenmesi açısından yeterli olmadığı, bu yönüyle kuralın mülkiyet hakkını, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiği ayrıca mevduat faizi, kredi ve kredi kartı faizleri, bankalar tarafından alınan ek hesap faizi, ticari işlere uygulanan avans faizi ile devletin vatandaşlardan olan alacaklarına uygulanan gecikme faizi ve gecikme zammı oranlarının kanuni faizden çok daha yüksek olmasının eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Pozitif yükümlülükleri nedeniyle devletin, mülkiyet hakkı bakımından koruyucu ve düzeltici bazı önlemler alması gerekir. Mülkiyet hakkına müdahalenin doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesi, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu kapsamda devletin hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekir. Paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaların geliştirilmesi paranın değerini sürekli olarak kaybettiği enflasyonist dönemlerde ayrı bir önem kazanır; zira hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın alma gücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında da alacakların mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/87, 19/12/2013; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2013/28, 25/2/2015; Abdulhalim Bozboğa [1. B.], B. No: 2013/6880, 23/3/2016; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017). Dolayısıyla hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla paranın asıl sahibine faiz uygulanmak suretiyle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda asıl alacağa uygulanacak faiz oranının veya faiz oranının belirlenmesi amacıyla oluşturulan mekanizmaların paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek nitelikte olması ve bu suretle para alacağının enflasyon etkisiyle yitirilen değerinin belli ölçüde de olsa karşılanmasını sağlayacak güvencelerin bulunması gerekmektedir. Zira belirli bir süre yoksun kalınan paranın geri ödenmesi sırasında uygun ve adil bir giderimden söz edilebilmesi için para alacağı değer kaybına uğratılmadan ödenmelidir. Bu bağlamda kuralın birinci fıkrasında kanuni faiz ödenmesi gereken hâllerde bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın ödeneceği tarihe kadar geçen sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır. Bunun yanı sıra kuralın ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanı’na kanuni faiz oranını artırma yetkisi tanınmış ise de söz konusu yetkinin kanuni faiz oranını bir katına kadar artırmaktan ibaret olduğu, bu durumda kuralda belirlenen kanuni faiz oranının Cumhurbaşkanı tarafından en fazla yıllık yüzde yirmi dört oranına çıkarılabileceği anlaşılmaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında, kuralla borcun geç ödenmesi nedeniyle belli bir oranda faiz ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğramadan ödenmesini sağlayacak mekanizmaların öngörülmediği, hukuk sisteminde alacağın enflasyon karşısında değer kaybının önlenmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın “Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.  Faiz Miktarının Sözleşmeyle Tespit Edilmediği Durumlarda Uygulanacak Kanuni Faiz Oranına ilişkin Düzenlemenin İptali Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2024/24 Karar Sayısı: 2025/164 Karar Tarihi: 22/7/2025 R.G. Tarih-Sayısı: 1/12/2025-33094 İtiraz Yoluna Başvuran: Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesi İtirazın Konusu: 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 1. maddesinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 125. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Deprem sonucunda taşınmazın yıkılması nedeniyle uğranılan zararların tazmini talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 1. maddesi şöyledir: “Kanuni faiz – Madde 1 (Değişik : 21/4/2005 – 5335/14 md.) Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Sınırlama Sorunu 3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin

Faiz Miktarının Sözleşmeyle Tespit Edilmediği Durumlarda Kanuni Faiz Oranının Uygulanması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir

Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir Rekabet Yasağından Doğan Davalar: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun ticaret hayatını düzenleyen özel bir kanun olduğu açıktır. Keza 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu da özel bir kanundur. Bununla birlikte 7036 sayılı Kanun, Türk Ticaret Kanunu’ndan sonra 2017 yılında yürürlüğe girmiş olmakla TTK karşısında sonraki kanun niteliğindedir. Bu aşamada 7036 sayılı Kanun’un iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 5. maddesinin, yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden sonraki dönemde rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkların görüleceği mahkeme konusunda değişiklik yaratıp yaratmadığı, başka bir deyişle TTK’nın 5. maddesinde yer alan “aksine hüküm…” niteliğinde olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu‘nun 5/1. maddesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar yönünden de iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş ise de Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-c maddesindeki hükmün aksini öngören bir düzenleme yapılmamış, genel olarak hizmet sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklardan bahsedilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un gerekçesinde de bu konuda bir açıklık bulunmamakta olup kanun koyucunun irade ve niyetinin TBK’nın 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkların iş mahkemesinin görev alanına dahil edilmesi yönünde olduğuna ilişkin çıkarım yapılamamaktadır. Kaldı ki, TBK’nın İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde genel hizmet sözleşmelerini düzenleyen 55 madde bulunduğu halde TTK’nın 4/1-c maddesinde adeta nokta atışı ile sadece 444-447. maddeler arasındaki hükümlere yer verilmiş olup bu hüküm halen yürürlüktedir. Bu nedenle 7036 sayılı Kanun’un 5/1. maddesindeki düzenlemenin TTK’nın 5/1 anlamında “aksine hüküm” olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Hal böyle olunca yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle Türk Borçlar Kanunu’nun 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağından doğan davaların ticaret mahkemelerinde görülmesi gerekir. (2709 s. K. m. 37, 48, 142) (6098 s. K. m. 27, 112, 393, 396, 444, 445, 446, 447) (6100 s. K. m. 1, 2, 4, 20, 114, 115, 353, 371, 382, 383, 389, 390) (6102 s. K. m. 4, 5, 19) (2797 s. K. m. 16, 45) (7036 s. K. m. 2, 3, 5, 10) (5521 s. K. m. 1) (5953 s. K. m. 13, Ek m. 4) (854 s. K. m. 2, 46) (4857 s. K. m. 2, 8, 24, 25, 120, Geç. m. 1) (1475 s. K. m. 14) (5510 s. K. Geç. m. 4) (818 s. K. m. 313, 348, 352) (6356 s. K. m. 79) (6762 s. K. m. 4, 26) (5235 s. K. m. 5) (1163 s. K. m. 99) (2004 s. K. m. 154) (4721 s. K. m. 2) (5846 s. K. m. 76) (YİBK 05.12.1977 T. 1977/4 E. 1977/4 K.) (YİBK 29.06.1960 T. 1960/13 E. 1960/15 K.) (YHGK 19.09.2007 T. 2007/11-602 E. 2007/591 K.) (YHGK 22.09.2008 T. 2008/9-517 E. 2008/566 K.) (YHGK 21.09.2011 T. 2011/9-508 E. 2011/545 K.) (YHGK 29.02.2012 T. 2011/11-781 E. 2012/109 K.) (YHGK 27.02.2013 T. 2012/9-854 E. 2013/292 K.) (YHGK 25.12.2013 T. 2013/13-412 E. 2013/1708 K.) (9. HD 23.05.2006 T. 2006/6891 E. 2006/15193 K.) (9. HD 24.12.2009 T. 2009/26954 E. 2009/36971 K.) (22. HD 16.01.2014 T. 2013/1856 E. 2014/215 K.) (22. HD 20.01.2020 T. 2016/27017 E. 2020/665 K.) (9. HD 26.01.2021 T. 2019/3155 E. 2021/2225 K.) (9. HD 28.01.2021 T. 2019/4878 E. 2021/2668 K.) (9. HD 01.06.2021 T. 2021/3076 E. 2021/9789 K.) (11. HD 22.10.2020 T. 2020/298 E. 2020/4375 K.) Yargıtay Büyük Genel Kurul (İçtihadı Birleştirme Kararı) Esas No: 2023/1 Karar No: 2025/3 Karar Tarihi: 13.06.2025 I. Giriş A. İçtihatları Birleştirme Başvurusu 06.09.2021 ve 14.10.2021 havale tarihli aynı içerikli dilekçeler ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 444-447. maddeleri uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri mi yoksa iş mahkemeleri mi olduğu konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları ile Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ve Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi kararları arasında ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kendi kararları arasında içtihat aykırılığı bulunduğu belirtilerek bu konuda içtihadı birleştirme yoluna gidilmesi talep edilmiştir. Yine; 04.01.2023 tarihli dilekçe ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 444-447 maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali halinde bundan kaynaklanan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararları ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararları ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun başvurusu üzerine verdiği karar arasındaki görüş ayrılığının içtihadı birleştirme kararı ile giderilmesi talep edilmiştir. B. İçtihatları Birleştirmenin Konusu Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 30.05.2023 tarihli ve 159 sayılı kararı ile; konu ile ilgili olarak görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından aykırılığın İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine ve raportör üye görevlendirilmesine karar verilmiştir. İçtihadı Birleştirme konusu ise Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 30.05.2023 tarihli ve 159 sayılı kararı ile “Türk Borçlar Kanunu’nun 444-447. maddeleri uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri mi iş mahkemeleri mi olması gerektiği” olarak belirlenmiştir. C. Görüş Aykırılığının Giderilmesi İstemine Konu Kararlar 1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları – 19.09.2007 tarihli ve 2007/11-602 Esas, 2007/591 Karar – 22.09.2008 tarihli ve 2008/9-517 Esas, 2008/566 Karar – 21.09.2011 tarihli ve 2011/9-508 Esas, 2011/545 Karar – 29.02.2012 tarihli ve 2011/11-781 Esas, 2012/109 Karar – 27.02.2013 tarihli ve 2012/9-854 Esas, 2013/292 Karar – 25.12.2013 tarihli ve 2013/13-412 Esas, 2013/1708 Karar 2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararları – 23.05,2006 tarihli ve 2006/6891 Esas, 2006/15193 Karar – 24.12.2009 tarihli ve 2009/26954 Esas, 2009/36971 Karar – 25.01.2010 tarihli ve 2008/14902 Esas, 2010/1271 Karar – 08.03.2013 tarihli ve 2012/16795 Esas, 2013/4894 Karar – 26.03.2013 tarihli ve 2012/18453 Esas, 2013/6480 Karar – 16.01.2014 tarihli ve 2013/1856 Esas, 2014/215 Karar – 20.01.2020 tarihli ve 2016/27017 Esas, 2020/665 Karar – 23.09.2020 tarihli ve 2020/1856 Esas, 2020/8912 Karar – 26.01.2021 tarihli ve 2019/3155 Esas, 2021/2225 Karar – 28.01.2021 tarihli ve 2019/4878 Esas, 2021/2668 Karar – 01.06.2021 tarihli ve 2021/3076 Esas, 2021/9789 Karar – 30.11.2021 tarihli ve 2021/10133 Esas, 2021/15959 Karar – 21.12.2021 tarihli ve 2021/11745 Esas, 2021/16748 Karar – 27.09.2022 tarihli ve 2022/7578 Esas, 2022/10519 Karar 3. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararları – 25.01.2011 tarihli ve 2009/12088 Esas, 2011/718 Karar – 06.02.2015 tarihli ve 2014/19137 Esas, 2015/1397 Karar – 27.04.2015 tarihli ve 2015/4187 Esas, 2015/5893 Karar – 22.10.2020 tarihli ve 2020/298 Esas, 2020/4375 Karar – 31.05.2021 tarihli ve 2020/2113 Esas, 2021/4613 Karar – 09.06.2021 tarihli ve 2020/790 Esas, 2021/4939 Karar – 03.12.2021 tarihli ve 2021/1534 Esas, 2021/6811 Karar (Uyuşmazlığın

Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlenen Rekabet Yasağından Doğan Davalarda Görevli Mahkeme, Ticaret Mahkemesidir Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Bir Süre Daha Tarafların Aynı Evde Yaşaması Af Olarak Kabul Edilebilir mi

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Bir Süre Daha Tarafların Aynı Evde Yaşaması Af Olarak Kabul Edilebilir mi Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Tarafların Aynı Evde Yaşaması: İlk Derece Mahkemesince, tarafların boşanma davasının açılmasından sonra bir süre daha birlikte yaşamaya devam ettikleri ve tarafların birbirlerini affettikleri en azından hoşgörüyle karşıladıkları gerekçe gösterilerek davacı kadın tarafından açılan boşanma davasının reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı kadının istinaf başvurusu ise esastan reddedilmiştir. Toplanan delillerden ve dinlenen tanık beyanlarından, davacı kadının kanser tedavisi görmesi ve çocuklarına bakacak durumda olmaması sebebiyle dava açıldıktan sonra bir süre daha tarafların aynı evde yaşadıkları, bu durumda aynı evde yaşamanın zorunluluktan kaynaklandığı, bu durumun af olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken, Mahkemece işin esasına girilerek davanın kabulü koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda tüm deliller değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, davacı kadının, davalı erkeği affettiği en azından hoşgörü ile karşıladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. (2709 s. K. m. 119) (4721 s. K. m. 166) (6100 s. K. m. 369, 370, 371) Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/1808 Karar No: 2024/1598 Karar Tarihi: 07.03.2024 Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile dava dilekçesinin tebliğinin usulsüz olduğu gerekçesiyle hükmün kaldırılarak mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; Dairemizce davacı kadın vekilinin temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince “08.02.2023 tarihli ve 32098 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6785 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla, Anayasanın 119’uncu maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 08.02.2023 Çarşamba günü saat 01.00’dan itibaren üç ay süreyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmesine karar verildiği, OHAL ilanından sonra yukarıda sayılan illeri kapsayacak şekilde 6/2/2023 (bu tarih dahil) tarihinden 6/4/2023 (bu tarih dahil) tarihine kadar sürelerin durmasına karar verildiği, davacının temyiz dilekçesinin belirlenen durma süresi içinde vermiş olduğu” belirtilerek maddî hatanın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Dosyanın incelenmesinde; Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin 120 nolu Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilen Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 06.02.2023 tarihinden itibaren 06.04.2023’e kadar yargıda yasal sürelerin bir kısmının durdurulduğu, bu durumda davacı kadının vekilinin 04.04.2023 tarihli temyiz dilekçesinin süresi içinde sunulduğunun kabulünün gerektiği ve Dairemizin 17.01.2024 tarihli ve 2023/3608 Esas, 2024/331 Karar sayılı temyiz dilekçesinin süreden reddine ilişkin kararının hatalı olduğu anlaşılmakla; maddî hata talebinin kabulü ile Dairemizin dilekçe ret kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalının düzenli bir işi olmadığını, ekonomik şiddet uyguladığını, tehdit ve hakaret ettiğini, aşırı kıskanç olduğunu, müvekkilinin ailesinin müşterek konuta gelmesini istemediğini, ilk evliliğinden olan kızına iyi davranmadığını ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, velayetin anneye tevdiine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. Cevap 1. Davalı cevap vermemiştir. 2. Davalı Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra verdiği cevap dilekçesinde özetle davanın reddini savunmuştur. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 01.03.2018 tarihli kararı ile davalı erkeğin, kadına psikolojik şiddet uyguladığı, kadının ilk evliliğinden olan çocuğuna şiddet uyguladığı, hakaret ve tehdit edip evin geçimini kadına bıraktığı, kadının ailesinin evde istemediği, son çıkan tartışmada erkeğin kadına ve çocuklara sözlü saldırıda bulunduğu, bu suretle tam kusurlu olduğu gerekçesi ile tarafların evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmalarına, velayetin anneye tevdiine, aylık 150.00’şer TL iştirak nafakasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili davanın tamamına yönelik istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 1012.2019 tarih ve 2018/1747 E, 2019/1619 K. sayılı kararı ile dava dilekçesinin davalı erkeğe tebliğinin usulsüz olduğu gerekçesi ile sair yönler incelenmeksizin mahkeme kararının kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların dava devam ederken uzun bir süre bir arada yaşadıkları, bu durumda tarafların karşılıklı birbirlerini affettikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İstinaf A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; af durumunun olmadığı, tarafların ifadesinde de bu durumun geçmediğini belirterek davanın reddi yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın ret gerekçesinin usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. Temyiz A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerini tekrar ederek davanın reddi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı kadının boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği, af olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk – 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri – 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince, tarafların boşanma davasının açılmasından sonra bir süre daha birlikte yaşamaya devam ettikleri ve tarafların birbirlerini affettikleri en azından hoşgörüyle karşıladıkları gerekçe gösterilerek

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Bir Süre Daha Tarafların Aynı Evde Yaşaması Af Olarak Kabul Edilebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İdam Cezasının Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasına Dönüştürülmesi ve Koşullu Salıverilme Süresinin Belirlenmesi

İdam Cezasının Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasına Dönüştürülmesi ve Koşullu Salıverilme Süresinin Belirlenmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ahmet Oflaz ve Diğerleri Başvurusu Başvuru Numarası: 2023/51685 Karar Tarihi: 16/9/2025 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE Raportör: Yusuf Enes KAYA Başvurucular: Ahmet OFLAZ, Erol SARIKAYA, Faruk SARIKAYA, Yunis KARATAŞ, Zafer YELOK, Harun GÜLBAŞ I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçen sürenin 30 yıl yerine 36 yıl olarak belirlenmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvurular 19/6/2023, 17/7/2023, 25/7/2023 tarihlerinde yapılmıştır. 3. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2023/68992, 2023/69032, 2023/69052, 2023/69862, 2023/80899 bireysel başvuru numaralı dosyaların 2023/51685 sayılı dosyada birleştirilmesine karar verilmiştir. 4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: A. Olayın Arka Planı 6. Kamuoyunda Madımak olayları olarak bilinen ve 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin olarak başvurucuların anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etme suçundan (1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi) idam cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 4/5/2001 tarihinde bu kararı onamış ve mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir. 7. Başvurucular hakkında verilen idam cezaları 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik kapsamında, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2002 tarihli kararıyla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür. 8. Müebbet ağır hapis cezasından hüküm giymiş olan başvurucuların bu cezası 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un geçici 11. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına (Yunis Karataş hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2005 tarihli kararıyla, diğer başvurucular yönünden ise belirlenemeyen bir tarihte) dönüştürülmüştür. 9. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince yapılan uyarlama sonrasında başvurucuların cezaları Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23/6/2005 ve 8/12/2005 (başvurucu Harun Gülbaş yönünden) tarihlerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştür. 10. Başvurucuların cezasının koşullu salıverilme imkânı olmadan infaz edilmesine karar verilmiştir. 11. Başvurucu Yunis Karataş 22/6/2021 tarihinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmadan cezasının infaz edilmesinden dolayı suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 12. Anayasa Mahkemesi, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi açısından önemli olan terör suçlusu tabirinin öngörülemez bir şekilde yorumlanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Yunis Karataş [GK], B. No: 2021/34231, 26/1/2023, §§ 42-60). B. Bireysel Başvuru Süreçleri 1. Başvurucu Yunis Karataş Yönünden 13. Başvurucu Yunis Karataş 17/4/2023 ve 18/4/2023 tarihli dilekçeleriyle Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı doğrultusunda müddetnamenin düzeltilmesini Sivas İnfaz Hâkimliğinden talep etmiştir. 14. Sivas İnfaz Hâkimliği 19/4/2023 tarihinde yasal olarak terör suçlusu sayılmayan başvurucunun koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanması gerektiğini, koşullu salıverilme hükümleri açısından lehine olan kuralın uygulanması prensibi gereği de cezasının 36 yılını iyi hâlli olarak çekmesi durumunda bu müesseseden faydalanma imkânı bulunduğunu belirterek müddetnameye yönelik itirazın kabulüne karar vermiştir. 15. Başvurucu 25/4/2023 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 17. maddesinin ilk hâlindeki “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler” ibaresinin özel bir prosedüre ilişkin olduğunu, hakkında verilen idam cezasının bu prosedür çerçevesinde değil 4771 sayılı Kanun ile kaldırıldığını, bu nedenle koşullu salıverilme süresinin 36 yıl olarak belirlenemeyeceğini, 4771 sayılı Kanun uyarınca cezası müebbet ağır hapse dönüştüğünden bu ceza için 3713 sayılı Kanun’da öngörülen 30 yıllık sürenin geçerli olduğunu, 3713 sayılı Kanun’da yapılan sonraki değişiklikler aleyhine olduğu için bunların uygulanamayacağını belirtmiştir. 16. Sivas İnfaz Hâkimliği 26/4/2023 tarihinde başvurucunun itirazını yerinde görmemiş, itirazı incelemeye yetkili olan merciye göndermiştir. 17. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi 5/6/2023 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. 18. Başvurucu 19/6/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 2. Başvurucu Harun Gülbaş Yönünden 19. Başvurucu Harun Gülbaş 18/4/2023 tarihinde Anayasa Mahkemesinin Yunis Karataş kararındaki gerekçeler doğrultusunda müddetnamenin düzeltilmesi talebiyle Sivas İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur. 20. Sivas İnfaz Hâkimliği 22/5/2023 tarihinde başvurucunun koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanması gerektiğini, cezasının 36 yılını iyi hâlli olarak çekmesi durumunda bu müesseseden faydalanma imkânı bulunduğunu belirterek müddetnameye yönelik itirazın kabulüne karar vermiştir. 21. Başvurucu, koşullu salıverilmeden yararlanması için ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 36 yıl değil 30 yıl olması gerektiği gerekçesiyle 29/5/2023 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. 22. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi 9/6/2023 tarihinde yukarıda belirtilen gerekçeyle itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Bu karar 16/6/2023 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. 23. Başvurucu 14/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 3. Diğer Başvurucular Yönünden 24. Başvurucular Faruk Sarıkaya, Erol Sarıkaya, Zafer Yelok, Ahmet Oflaz da Anayasa Mahkemesinin Yunis Karataş kararından sonra müddetnamenin düzeltilmesi talebiyle Tokat İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur. 25. İnfaz Hâkimliği 14/6/2023 ve 15/6/2023 tarihli kararlarıyla başvurucuların koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanması gerektiğini, cezalarının 36 yılını iyi hâlli olarak çekmeleri durumunda bu müesseseden faydalanma imkânlarının bulunduğunu belirterek müddetnameye yönelik itirazın kabulüne karar vermiştir. 26. Başvurucular bu karara koşullu salıverilmeden yararlanmaları için ceza infaz kurumunda geçirmeleri gereken sürenin 36 yıl değil 30 yıl olması gerektiği gerekçesiyle itiraz etmiştir. 27. Tokat 1. Ağır Ceza Mahkemesi sırasıyla 7/7/2023, 10/7/2023, 11/7/2023 tarihlerinde itirazların reddine kesin olarak karar vermiştir. 28. Başvurucular 25/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4. Bireysel Başvurudan Sonraki Gelişmeler 29. Bireysel başvurudan sonra Tokat ve Sivas İnfaz Hâkimliklerince başvurucu Ahmet Oflaz’ın 24/2/2025 tarihinden sonra geçerli olmak üzere; Erol Sarıkaya, Faruk Sarıkaya, Harun Gülbaş, Yunis Karataş, Zafer Yelok’un ise 25/2/2025 tarihinde geçerli olmak üzere koşullu salıverilmelerine karar verilmiştir. 30. Başvurucular hakkında düzenlenen müddetnamelerde Ahmet Oflaz’ın koşullu salıverilme tarihi 24/2/2025 (başka 2 yıl 6 ay hapis cezası nedeniyle), Erol Sarıkaya’nın 6/8/2024 (başka 1 yıl 8 ay hapis cezası nedeniyle), Faruk Sarıkaya’nın 23/8/2023, Harun Gülbaş’ın 19/1/2024, Yunis Karataş’ın 10/8/2024, Zafer Yelok’un 14/1/2024 (başka 10 ay hapis cezası nedeniyle) olarak belirlenmiştir. Müddetnamelerde ve koşullu salıverilme kararlarında koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin 30 yıl olduğu belirtilmiştir. IV. İnceleme ve Gerekçe 31. Anayasa Mahkemesinin 16/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucuların

İdam Cezasının Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasına Dönüştürülmesi ve Koşullu Salıverilme Süresinin Belirlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İlamı Temyiz Ederek Lehine İcranın Geri Bırakılması Kararı Almayan Borçlu Yönünden İlamın İnfazı İçin Takibe Devam Edilmesi Mümkün mü

İcranın Geri Bırakılması / Tehiri İcra Kararı Almayan Borçlu Yönünden İlamın İnfazı İçin Takibe Devam Edilmesi Mümkün mü İcranın Geri Bırakılması Kararı Almayan Borçlu Yönünden Takibe Devam Edilmesi: Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dışı borçlu sigorta şirketi tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi gereğince sunulan teminat mektubu ve bu teminat mektubu sonucu verilen icranın geri bırakılması kararına rağmen diğer borçlu hakkında icra takibine devam edilerek haciz uygulanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Özellikle icranın geri bırakılması kararının, ancak lehine tehiri icra kararı tesis edilen borçlu yönünden hüküm ifade ettiği, borcun, tehiri icra kararı için sunulan teminat mektubu ile değil, bu teminat mektubunun paraya çevrilmesi ile ödenmiş sayılacağı, teminat mektubunun henüz paraya çevrilmediği hususları göz önüne alındığında ilamı temyiz ederek lehine icranın geri bırakılması kararı almayan şikayetçi-borçlu yönünden ilamın infazı için takibe devam edilmesinde, talep üzerine mallarına haciz konulmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığına karar verilmiştir. (2004 s. K. m. 36) (4721 s. K. m. 2) (1086 s. K. m. 443) (6098 s. K. m. 131) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2018/12-750 Karar No: 2019/383 Karar Tarihi: 02.04.2019 Taraflar arasındaki şikayet talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 30.06.2011 tarihli ve 2011/795 E., 2011/783 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 28.02.2012 tarihli ve 2011/20518 E., 2012/8230 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklı tarafından Küçükçekmece 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/155 esas – 2009/109 karar sayılı 14.4.2009 tarihli ilama dayalı olarak ilamlı icra takibine başlandığı, anılan ilamda, alacağın davalılardan tahsiline hükmedildiği, ilamın borçlularından Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36.maddesi uyarınca tehiri icra talepli olarak kararın temyiz edildiği ve bu nedenle dosya alacağını karşılar bir miktarda teminat mektubu sunulduğu görülmektedir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36.maddesi uyarınca verilen icranın geri bırakılması kararı, ancak lehine tehiri icra kararı tesis edilen borçlu yönünden hüküm ifade etmekte olup, bu maddeye göre sunulan teminat mektubu da, teminat mektubunu ibraz eden borçlunu borcunun temin eder ve koşulların oluşması halinde ancak onun borcuna karşılık paraya çevrilebilir. Somut olayda şikayetçi borçlu tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36.maddesi gereğince icra müdürlüğüne yapılmış bir başvuru, bu başvuru doğrultusunda verilmiş bir teminat mektubu ve dolayısıyla bunun sonucu olarak sunulmuş icranın geri bırakılması kararı bulunmadığına göre, adı geçen hakkında icra takibine devam edilmesinde ve hakkında haciz uygulanmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır. O halde mahkemece şikayetin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem, icra memuru işleminin şikayet yolu ile iptaline ilişkindir. Şikayetçi-borçlu vekili; müvekkili aleyhine ilamlı icra takibi yapıldığını, takip konusu ilamın Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.04.2009 tarihli ve 2007/155 E., 2009/169 K. sayılı ilamı olduğunu ve bu ilamın tehiri icra talepli olarak temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince icranın geri bırakılması kararı verildiğini ve bu karar gereği de Türkiye İş Bankası A.Ş. Kurumsal Şubesine ait 19.10.2009 tarihli ve 80271 nolu 50.000,00TL değerinde teminat mektubunun ibraz edildiğini, takibe konu 41.205,15TL’lik bedelin tamamından fazlasının tahsil edildiğini, ancak alacaklı tarafça icra dairesinden 25.05.2011 tarihinde haciz talep edildiğini ve icra dairesince de talep gibi işlem yapılmasına karar verildiğini, alınan talimat uyarınca Küçükçekmece 1. İcra Dairesinin 2011/3773 talimat sayılı dosyası üzerinden müvekkilinin iş yerine hacze gelindiğini belirterek 23.06.2011 tarihli haciz işleminin iptalini talep etmiştir. Mahkemece; ilamdan kaynaklanan alacağa ilişkin kararın temyizi ile birlikte icranın geri bırakılması maksadı ile Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2009/9309 E., sayılı kararına dayanarak T. İş Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19.10.2009 tarihli ve 80271 nolu kararına istinaden 50.000,00TL tutarında teminat yatırıldığı ve bu teminatın hükümden düştüğüne ya da bertaraf olduğuna ilişkin dosyada herhangi bir bilgi bulunmadığı, dolayısıyla alacağın temini maksadı ile dosya içerisinde 50.000,00TL tutarında teminat bulunduğu, alacağın anılan teminat mektubu ile güvenceye alındığı, icra dairesinin bu şekilde güvencede bulunan bir alacağı mükerrer tahsile olanak verecek şekilde ya da haciz yetkisini aşkın bir şekilde kullanacak işlem ve eylemlerde bulunmasına 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 85/son maddesinin onay vermediği, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre alacaklının, alacağını güven ya da doğruluk ilkelerini bertaraf edecek şekilde tahsil imkanı bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin kabulüne, teminat mektubu ile ziyadesi ile güvenceye alınan alacağı aşacak şekilde hacze kalkışan müdürlük kararı ve uzantıları haciz işlemlerinin ortadan kaldırılmasına dosya üzerinden karar verilmiştir. Alacaklı vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; teminat mektubunun subjektif sınırlarının belirlenmesinde mahkeme ilamı referans alınacağına göre teminat mektubunun etki ve sonuçlarından davacının yararlanması konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, alacaklıyı yeterince güvenceye alan bir teminat ortada dururken bireyi aktarma yargısından mahrum etmenin adil olmadığı, gerek teminatın subjektif sınırları, gerekse alacağın garantiye alınması, gerekse görünen adalet ve adalete erişim ile savunma hakkı ile kanun yolunun etkin kullanılmasına ilişkin güvenceler birlikte telakki edildiğinde, ilamların inter partes etkisi gözetilerek bundan ilam kapsamındaki tüm kişilerin yararlanması gerektiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dışı borçlu sigorta şirketi tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi gereğince sunulan teminat mektubu ve bu teminat mektubu sonucu verilen icranın geri bırakılması kararına rağmen borçlu Ayça Oto İnş. San Tic. Ltd. Şti. hakkında icra takibine devam edilerek haciz uygulanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Kesinleşmeden icraya konulabilen ilamların (hükümlerin) temyiz edilmiş olması, kendiliğinden ilamın icrasını durdurmaz. Hükmü temyiz eden borçlunun, kesinleşmeden icraya konulmuş olan ilamın icrasını durdurabilmek için teminat karşılığında Yargıtay’dan icranın geri bırakılması (tehiri icra) kararı alması gerekir (HUMK m.443/1; İİK m.36). Hükmü temyiz etmiş olan borçlu teminat gösterirse, icra müdürü borçluya Yargıtay’dan icranın geri bırakılması (tehiri icra) kararı getirebilmesi için, uygun bir süre (mühlet) verir (m.36/1) ve bu süre içinde ilamın icrasını durdurur. İcra dairesinden (müdüründen) teminat karşılığında süre (mühlet) alan borçlu, temyiz etmiş olduğu hükmü esastan inceleyecek olan Yargıtay hukuk dairesine (veya HGK’na) başvurarak, esas hakkındaki temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar, icranın geri bırakılmasına

İlamı Temyiz Ederek Lehine İcranın Geri Bırakılması Kararı Almayan Borçlu Yönünden İlamın İnfazı İçin Takibe Devam Edilmesi Mümkün mü Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi

Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi: Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır Anayasa Mahkemesi, bir kimsenin terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi için “Kişinin örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, örgütün bir parçası olmayı istemesi ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağlaması gerekir.” şeklinde, eldeki başvurunun çözümlenmesinde de anahtar olan bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Söz konusu karar ve onu takip eden kararlarda örgüte üye olmanın “fiilî bir katılma olduğu ve dolayısıyla üyeliğin suç olarak kabul edilmesinin ve cezalandırılmasının altında yatan sebebin, terör örgütü üyesi olan kişinin aslında bu şekilde terör örgütünün toplum için arz ettiği tehlikeye bilerek ve isteyerek katkı sağlaması olduğu, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun yeterli bir gerekçe ile ispat edilmesi gerektiğini” ifade etmektedir. Yargıtay da FETÖ/PDY’nin oldukça uzun süredir mahkemelerce ve devlet kurumlarınca terör örgütü olarak kabul edilen, toplum tarafından da öyle bilinen bir örgüt olmadığını göz önünde bulundurmuştur. Yargıtay, birçok kararında “FETÖ/PDY’nin başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıktığı, sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen gösterdiği” ve toplumun her katmanının büyük bir kesimi tarafından da böyle algılandığı tespitini yapmıştır. Gerçekten de toplumda önemli bir kesim, bu yapılanmanın illegal yönünü bilmeden sosyal ve ekonomik alanda gelişerek kurumsallaşmasına ve faaliyetlerine destek olmuştur. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında; bir kimsenin FETÖ/PDY’ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay, terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY’nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiği, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasının şart olduğunu belirtmiştir. Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ayten Karadağ Başvurusu Başvuru Numarası: 2021/57189 Karar Tarihi: 16/7/2025 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL Raportör: Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ Başvurucu: Ayten KARADAĞ I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında suç oluşturmayan bazı eylemlere dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir. 2. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında 17/25 Aralık süreci sonrasında terör örgütü ile ilişki ve irtibat hâlinde olmasından dolayı gözaltına alınan ve kayyum atanan Zaman Gazetesi yazarlarına sahip çıkılması amacıyla Çanakkale’de basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirildiği, terör örgütünün talimatları ile hareket eden sivil toplum örgütü üyelerinin bu eylemlerde ön saflarda yer aldıkları, Zaman Gazetesine ve yakalanan örgüt mensuplarına sahip çıkmaları ve Mercek kod adlı gizli tanığın FETÖ/PDY’nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında verdiği beyanları doğrultusunda aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır. 3. Başvurucu; kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; K.T. isimli işyerinde eşi ile birlikte çalışmakta olduğunu, 2011 yılında eşi ve oğlu ile birlikte umreye gittiğini, bunun dışında yurt dışına çıkmadığını, herhangi bir kod isim kullanmadığını ifade etmiştir. Sevgi Kadınlar Kültür ve İletişim Derneği’nin (SEVGİDER) üye ve başkan yardımcısı olduğunu, 2015 yılında da bu Dernekten kaydını sildirdiğini, herhangi bir yere bağışta bulunmadığını, bir dönem Zaman Gazetesine işyerinden dolayı abone olduklarını, uzun yıllar önce kendisi ve çocukları adına faizsiz kurum olması nedeniyle Asya Katılım Bankası A.Ş.de (Bank Asya) hesap açtıklarını, maaşının da Bank Asyadaki hesabına yattığını belirtmiştir. Ayrıca üç çocuğunun da G.K.ya gittiğini, devam eden süreçte de bu okula kayyum atandığı için devlet kontrolünde olmasından dolayı okuldan almaya ihtiyaç duymadığını ve iki çocuğunun bu okula devam ettiğini ifade etmiştir. Zaman Gazetesi için yapılan protesto eylemine iki gün katıldığını, bu eyleme katılım için kimseden talimat almadığını, herhangi bir slogan atmadığını sadece merakından dolayı içlerinde bulunduğunu, bilerek herhangi bir terör örgütünün faaliyetlerine katılmadığını savunmuştur. Başvurucu, Çanakkale 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunda da kollukta alınan ifadesini tekrar etmiştir. 4. Mercek kod adlı gizli tanık, FETÖ/PDY’nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Gizli tanık Mercek’in anlatımları şöyledir: “…Ev Anneleri ise kendilerine bağlanan 3 veya 5 evin ihtiyaçları[nın] karşılanmasında birinci derecede sorumludurlar, ayrıca çevrelerinde bulunan şahıslardan bu evler için para toplayarak İl Sorumlusu [G.B.nin] yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Çanakkale İlinde ev anneleri [Ş.İ.ye] karşı sorumluydular, [Ş.İ.nin] Ankara iline gitmesi sonucunda onun yerine gelen [H.K.Y.ye] karşı sorumlu faaliyet göstermektedirler… Öğrenciler arasında düzenlenen maklube, çiğ köfte partileri, sinema izletimleri ve kermeslerden taraftar kazanılmaktadır. Kermeslerin düzenlenmesi ve hayata geçirilmesi ev anneleri tarafından yapılmaktadır… Ev anneleri ablalardan bağımsız örgüt elemanları olarak il sorumlu yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Bunlar öğrencileri cemaate kazandırmak için kermes, himmet ve benzeri faaliyetleri tertip ederek hayata geçirmektedirler.“ 5. Gizli tanık Mercek’in 14/12/2016 tarihli fotoğraf teşhis işlemindeki başvurucuyla ilgili beyanları şöyledir: “…ev annesini Ayten KARADAĞ [başvurucu] ismi ile tanırım, … Kendilerine ait olan […] [K.U.] isimli iş yerlerinden örgüt evlerinin ve örgüt yurtlarının ihtiyaçları[nı] karşılardı. Kendisi örgütsel toplantılara katılmaktadır. Himmet adı altında toplanan paralardan bilgisi vardır. Hatırladığım kadarıyla

Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma

Gazete ve Dergi Aboneliği, Dernek veya Sendika Üyeliği, Bank Asya Hesabı, Kurum Değerlendirmesi, Çocuklarını Örgüte Müzahir Okula Gönderme İrtibat ve İltisak Gerekçesi Sayılabilir mi İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma: Somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, aynı şekilde davacının çocuklarının örgüte müzahir okula gitmesine yönelik davacının beyan ettiği üzere eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksine örgütsel amaçla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında yer almadığı görülmekle birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kesinleşmiş beraat kararı bulunduğu da dikkate alındığında davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne; Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına, karar verilmiştir. (2577 s. K. m. 49) (5271 s. K. m. 223) (672 s. KHK. m. 2) (ANY. MAH. 24.06.2021 T. 2018/81 E. 2021/45 K.) Danıştay 5. Daire Esas No: 2021/7730 Karar No: 2022/4892 Karar Tarihi: 15.06.2022 İstemin Konusu: … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Yargılama Süreci Dava Konusu İstem Davalı kurum bünyesinde öğretmen olarak görev yapmakta iken, Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı iddia olunan maaş haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; dosyada yer alan mevcut bilgi ve belgelerle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından yapılan tespitler ve UYAP kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; davacının; FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir Bank Asya isimli banka için ülke genelinde eylemler yapıldığı tarihte anılan bankaya para yatırdığı, hesabında bulunan para miktarını FETÖ/PDY terör örgütü liderinin talimat verdiği tarih sonrasındaki dönemde arttırdığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan Aktif Eğitimciler Sendikasına toplam 38 ay süreyle üye olduğu, FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Yavuz Selim-Güzide Hanım Ortaokulunda çocuklarının 2014-2016 yılları arasında öğrenim kaydının bulunduğu, FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneği’ne 01/01/2014-25/10/2014 tarihleri arasında ödeme bilgisinin bulunduğu, söz konusu tespitleri mesnetsiz bırakacak somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı, ayrıca … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararı ile davacının, örgüt talimatı ile Bank Asya’ya para yatırdığı, örgüte müzahir sendika üyesi olduğu tespit edilerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediği sabit görülerek hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşıldığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu gerekçesiyle dava konusu Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı maaş haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği belirtilmiştir. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti  … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacı hakkında yapılan ceza yargılamasında, davacının Bank Asya hesap hareketlerinin rutin bankacılık işlemi olduğu değerlendirmelerine yer verilerek silahlı terör örgütüne yardım suçundan beraatine karar verildiği anlaşılmakla davacının terör örgütüne yardım ettiğinin kabul edilemeyeceği, ancak davalı idarece davacı hakkında silahlı terör örgütüne yardım suçundan yürütülen ceza yargılamasından bağımsız olarak Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile irtibatının veya iltisakının bulunup bulunmadığı yönünde değerlendirme yapıldığı, Bank Asya’daki hesap hareketleri ile dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile ceza davasında yer alan delil ve olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varılarak istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. Temyiz Edenin İddiaları Davacı tarafından; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiği, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunmadığı, hakkında yürütülen soruşturmada beraat ettiği, yargılama aşamasında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının somut gerekçelerle ortaya konulmadığı, masumiyet karinesine aykırı hareket edildiği, Bank Asya’nın faaliyetlerinin yasal olduğu, kapatılıncaya kadar yasal zeminde faaliyet gösterdiği kabul edilen sendika ya da dernek üyeliğinin dava konusu işleme dayanak olarak alınamayacağı iddia edilmektedir. Karşı Tarafın Savunması Davalı idare tarafından; Bölge İdare Mahkemesi kararında usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının temyiz iddialarının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uymadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hâkiminin Düşüncesi Davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İnceleme ve Gerekçe Maddi Olay ve İlgili Mevzuat Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. 01/09/2016 tarih ve 29818

İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma Read More »