Arslan Hukuk

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi

Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi: Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır Anayasa Mahkemesi, bir kimsenin terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi için “Kişinin örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, örgütün bir parçası olmayı istemesi ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağlaması gerekir.” şeklinde, eldeki başvurunun çözümlenmesinde de anahtar olan bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Söz konusu karar ve onu takip eden kararlarda örgüte üye olmanın “fiilî bir katılma olduğu ve dolayısıyla üyeliğin suç olarak kabul edilmesinin ve cezalandırılmasının altında yatan sebebin, terör örgütü üyesi olan kişinin aslında bu şekilde terör örgütünün toplum için arz ettiği tehlikeye bilerek ve isteyerek katkı sağlaması olduğu, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun yeterli bir gerekçe ile ispat edilmesi gerektiğini” ifade etmektedir. Yargıtay da FETÖ/PDY’nin oldukça uzun süredir mahkemelerce ve devlet kurumlarınca terör örgütü olarak kabul edilen, toplum tarafından da öyle bilinen bir örgüt olmadığını göz önünde bulundurmuştur. Yargıtay, birçok kararında “FETÖ/PDY’nin başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıktığı, sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen gösterdiği” ve toplumun her katmanının büyük bir kesimi tarafından da böyle algılandığı tespitini yapmıştır. Gerçekten de toplumda önemli bir kesim, bu yapılanmanın illegal yönünü bilmeden sosyal ve ekonomik alanda gelişerek kurumsallaşmasına ve faaliyetlerine destek olmuştur. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında; bir kimsenin FETÖ/PDY’ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay, terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY’nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiği, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasının şart olduğunu belirtmiştir. Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Ayten Karadağ Başvurusu Başvuru Numarası: 2021/57189 Karar Tarihi: 16/7/2025 Birinci Bölüm – Karar Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler: Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL Raportör: Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ Başvurucu: Ayten KARADAĞ I. Başvurunun Özeti 1. Başvuru, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında suç oluşturmayan bazı eylemlere dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir. 2. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında 17/25 Aralık süreci sonrasında terör örgütü ile ilişki ve irtibat hâlinde olmasından dolayı gözaltına alınan ve kayyum atanan Zaman Gazetesi yazarlarına sahip çıkılması amacıyla Çanakkale’de basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirildiği, terör örgütünün talimatları ile hareket eden sivil toplum örgütü üyelerinin bu eylemlerde ön saflarda yer aldıkları, Zaman Gazetesine ve yakalanan örgüt mensuplarına sahip çıkmaları ve Mercek kod adlı gizli tanığın FETÖ/PDY’nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında verdiği beyanları doğrultusunda aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır. 3. Başvurucu; kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; K.T. isimli işyerinde eşi ile birlikte çalışmakta olduğunu, 2011 yılında eşi ve oğlu ile birlikte umreye gittiğini, bunun dışında yurt dışına çıkmadığını, herhangi bir kod isim kullanmadığını ifade etmiştir. Sevgi Kadınlar Kültür ve İletişim Derneği’nin (SEVGİDER) üye ve başkan yardımcısı olduğunu, 2015 yılında da bu Dernekten kaydını sildirdiğini, herhangi bir yere bağışta bulunmadığını, bir dönem Zaman Gazetesine işyerinden dolayı abone olduklarını, uzun yıllar önce kendisi ve çocukları adına faizsiz kurum olması nedeniyle Asya Katılım Bankası A.Ş.de (Bank Asya) hesap açtıklarını, maaşının da Bank Asyadaki hesabına yattığını belirtmiştir. Ayrıca üç çocuğunun da G.K.ya gittiğini, devam eden süreçte de bu okula kayyum atandığı için devlet kontrolünde olmasından dolayı okuldan almaya ihtiyaç duymadığını ve iki çocuğunun bu okula devam ettiğini ifade etmiştir. Zaman Gazetesi için yapılan protesto eylemine iki gün katıldığını, bu eyleme katılım için kimseden talimat almadığını, herhangi bir slogan atmadığını sadece merakından dolayı içlerinde bulunduğunu, bilerek herhangi bir terör örgütünün faaliyetlerine katılmadığını savunmuştur. Başvurucu, Çanakkale 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunda da kollukta alınan ifadesini tekrar etmiştir. 4. Mercek kod adlı gizli tanık, FETÖ/PDY’nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Gizli tanık Mercek’in anlatımları şöyledir: “…Ev Anneleri ise kendilerine bağlanan 3 veya 5 evin ihtiyaçları[nın] karşılanmasında birinci derecede sorumludurlar, ayrıca çevrelerinde bulunan şahıslardan bu evler için para toplayarak İl Sorumlusu [G.B.nin] yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Çanakkale İlinde ev anneleri [Ş.İ.ye] karşı sorumluydular, [Ş.İ.nin] Ankara iline gitmesi sonucunda onun yerine gelen [H.K.Y.ye] karşı sorumlu faaliyet göstermektedirler… Öğrenciler arasında düzenlenen maklube, çiğ köfte partileri, sinema izletimleri ve kermeslerden taraftar kazanılmaktadır. Kermeslerin düzenlenmesi ve hayata geçirilmesi ev anneleri tarafından yapılmaktadır… Ev anneleri ablalardan bağımsız örgüt elemanları olarak il sorumlu yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Bunlar öğrencileri cemaate kazandırmak için kermes, himmet ve benzeri faaliyetleri tertip ederek hayata geçirmektedirler.“ 5. Gizli tanık Mercek’in 14/12/2016 tarihli fotoğraf teşhis işlemindeki başvurucuyla ilgili beyanları şöyledir: “…ev annesini Ayten KARADAĞ [başvurucu] ismi ile tanırım, … Kendilerine ait olan […] [K.U.] isimli iş yerlerinden örgüt evlerinin ve örgüt yurtlarının ihtiyaçları[nı] karşılardı. Kendisi örgütsel toplantılara katılmaktadır. Himmet adı altında toplanan paralardan bilgisi vardır. Hatırladığım kadarıyla

Terör Örgütü Üyeliği Suçuyla ilgili Yapılan Yargılamada Suç Oluşturmayan Eylemler Nedeniyle Ceza Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma

Gazete ve Dergi Aboneliği, Dernek veya Sendika Üyeliği, Bank Asya Hesabı, Kurum Değerlendirmesi, Çocuklarını Örgüte Müzahir Okula Gönderme İrtibat ve İltisak Gerekçesi Sayılabilir mi İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma: Somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, aynı şekilde davacının çocuklarının örgüte müzahir okula gitmesine yönelik davacının beyan ettiği üzere eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksine örgütsel amaçla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında yer almadığı görülmekle birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kesinleşmiş beraat kararı bulunduğu da dikkate alındığında davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne; Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına, karar verilmiştir. (2577 s. K. m. 49) (5271 s. K. m. 223) (672 s. KHK. m. 2) (ANY. MAH. 24.06.2021 T. 2018/81 E. 2021/45 K.) Danıştay 5. Daire Esas No: 2021/7730 Karar No: 2022/4892 Karar Tarihi: 15.06.2022 İstemin Konusu: … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Yargılama Süreci Dava Konusu İstem Davalı kurum bünyesinde öğretmen olarak görev yapmakta iken, Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı iddia olunan maaş haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; dosyada yer alan mevcut bilgi ve belgelerle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından yapılan tespitler ve UYAP kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; davacının; FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir Bank Asya isimli banka için ülke genelinde eylemler yapıldığı tarihte anılan bankaya para yatırdığı, hesabında bulunan para miktarını FETÖ/PDY terör örgütü liderinin talimat verdiği tarih sonrasındaki dönemde arttırdığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan Aktif Eğitimciler Sendikasına toplam 38 ay süreyle üye olduğu, FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Yavuz Selim-Güzide Hanım Ortaokulunda çocuklarının 2014-2016 yılları arasında öğrenim kaydının bulunduğu, FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneği’ne 01/01/2014-25/10/2014 tarihleri arasında ödeme bilgisinin bulunduğu, söz konusu tespitleri mesnetsiz bırakacak somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı, ayrıca … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararı ile davacının, örgüt talimatı ile Bank Asya’ya para yatırdığı, örgüte müzahir sendika üyesi olduğu tespit edilerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediği sabit görülerek hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşıldığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu gerekçesiyle dava konusu Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı maaş haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği belirtilmiştir. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti  … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacı hakkında yapılan ceza yargılamasında, davacının Bank Asya hesap hareketlerinin rutin bankacılık işlemi olduğu değerlendirmelerine yer verilerek silahlı terör örgütüne yardım suçundan beraatine karar verildiği anlaşılmakla davacının terör örgütüne yardım ettiğinin kabul edilemeyeceği, ancak davalı idarece davacı hakkında silahlı terör örgütüne yardım suçundan yürütülen ceza yargılamasından bağımsız olarak Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile irtibatının veya iltisakının bulunup bulunmadığı yönünde değerlendirme yapıldığı, Bank Asya’daki hesap hareketleri ile dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile ceza davasında yer alan delil ve olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varılarak istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. Temyiz Edenin İddiaları Davacı tarafından; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiği, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunmadığı, hakkında yürütülen soruşturmada beraat ettiği, yargılama aşamasında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının somut gerekçelerle ortaya konulmadığı, masumiyet karinesine aykırı hareket edildiği, Bank Asya’nın faaliyetlerinin yasal olduğu, kapatılıncaya kadar yasal zeminde faaliyet gösterdiği kabul edilen sendika ya da dernek üyeliğinin dava konusu işleme dayanak olarak alınamayacağı iddia edilmektedir. Karşı Tarafın Savunması Davalı idare tarafından; Bölge İdare Mahkemesi kararında usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının temyiz iddialarının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uymadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hâkiminin Düşüncesi Davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İnceleme ve Gerekçe Maddi Olay ve İlgili Mevzuat Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. 01/09/2016 tarih ve 29818

İrtibat ve İltisak Gerekçesiyle Kamu Görevinden Çıkarılma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Nisbi Butlan Sebebiyle Evliliğin İptali: Yüz Kızartıcı Suçtan Mahkumiyet veya Ağır Hastalık Halinin Eşten Gizlenmesi

Nisbi Butlan Sebebiyle Evliliğin İptali: Yüz Kızartıcı Suçtan Mahkumiyet ve Ağır Hastalık Halinin Saklanması Nisbi Butlan Sebebiyle Evliliğin İptali: Dosya incelendiğinde; davacı-davalı kadının Isparta 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin … esas ve Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin … esas sayılı dosyalarında ayrı ayrı hırsızlık suçundan ceza aldığı anlaşılmaktadır. Hırsızlık suçu yüz kızartıcı suçlardandır. Davalı-davacı erkeğin hırsızlık suçundan mahkum olmuş birinin böyle bir durumunu bilmeden onunla evlenmesi, davalı-davacı erkek açısından davacı-davalı kadının önemli bir niteliğinde yanılma olarak kabul edilmelidir. Aynı zamanda bu yanılma durumu, davalı-davacı erkek yönünden davacı-davalı kadınla birlikte yaşamayı çekilmez bir duruma sokacak niteliktedir. Bu durumda, davanın nisbî butlan sebebiyle kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. (4721 s. K. m. 149) Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2022/8299 Karar No: 2022/10349 Karar Tarihi: 12.12.2022 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek tarafından birleşen davanın reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Birleşen dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 149/2. maddesi gereğince evliliğin iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince “davacı davalı kadının davalı davacıyla evlenmeden önce iki kez hırsızlık suçu işlediği, evlenmeden önce veya evlenme sırasında bunlardan davalı davacı erkeğe bahsetmediği, davalı davacı erkeğin kadının bu suçları işlediğini evlendikten sonra öğrendiği, hırsızlık suçu işlemiş biriyle evlenmiş olmanın önemli bir nitelikte yanılma niteliğinde olduğunun değerlendirildiği” gerekçesiyle birleşen davanın kabulü ile evliliğin iptaline karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı-davalı kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince, davacı-davalı kadının istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Davalı-davacı erkek, eşinin evlenmeden önce hırsızlık suçundan sabıkalı olduğunu, kendisi ile evlenmesinin asıl amacının evlilik birliği kurmak olmadığını ileri sürerek tarafların evliliğinin Türk Medeni Kanunu’nun 149/2 maddesi gereğince iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 149/2. maddesi gereğince; eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse diğer eşin evlenmenin iptalini dava edebileceği hüküm altına alınmıştır. Dosya incelendiğinde; davacı-davalı kadının “Isparta 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/481 esas, 2015/565 karar ve Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/379 esas, 2016/125 karar sayılı” dosyalarında ayrı ayrı hırsızlık suçundan ceza aldığı anlaşılmaktadır. Hırsızlık suçu yüz kızartıcı suçlardandır. Davalı-davacı erkeğin hırsızlık suçundan mahkum olmuş birinin böyle bir durumunu bilmeden onunla evlenmesi, davalı-davacı erkek açısından davacı-davalı kadının önemli bir niteliğinde yanılma olarak kabul edilmelidir. Aynı zamanda bu yanılma durumu, davalı-davacı erkek yönünden davacı-davalı kadınla birlikte yaşamayı çekilmez bir duruma sokacak niteliktedir. Bu durumda, davanın nisbî butlan sebebiyle kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Sonuç Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi. Nispi Butlan Nedeniyle Evliliğin İptali Davasında Hastalığın Tedavi Edilebilir Nitelikte Olup Olmadığının Tespiti Gerekir Nispi Butlan Nedeniyle Evliliğin İptali: Davalı hakkında dava dilekçesinde dayanılan psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklarına yönelik mahkemece yapılan yargılamada, 26.12.2013 tarihli sağlık raporunun alındığı, alınan raporda “kişinin herhangi bir akıl hastalığının olmadığı” tespitinin yapıldığı, bu raporun da hükme esas alınarak davacının nisbi butlan hukuksal sebebine dayalı evliliğin iptali istemi hakkında ret kararı verildiği anlaşılmıştır. Davacının yanılma ve aldatma sonucu evlilik iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle evliliğin iptalini talep ettiği davasında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 150/2 maddesi kapsamında davalıya ilişkin “davacı erkek ya da altsoyu için ağır tehlike oluşturan bir hastalığının bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise, hastalığın tedavi edilebilir nitelikte olup olmadığı” yönünde tam teşekküllü bir devlet hastanesi ya da üniversite hastanesinden aldırılacak heyet raporuyla tespiti sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, mahkemece 26.12.2013 tarihli raporun hüküm kurmaya elverişli nitelikte olduğunun kabulüyle hükme esas alınarak, davacının TMK’nın 150/2 maddesine dayalı nisbi butlan sebebiyle evliliğin iptali talebinin reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (4721 s. K. m. 142, 145, 148, 149, 150, 151, 153, 156, 166) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/2-2294 Karar No: 2020/671 Karar Tarihi: 23.09.2020 1. Taraflar arasındaki nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali olmadığı takdirde boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gaziantep 5. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. Yargılama Süreci Davacı İstemi 4. Davacı vekili 11.01.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların yaklaşık 6-7 aydır evli olup görücü usulüyle evlendiklerini, müşterek çocuklarının bulunmadığını, müvekkili olan davacı eşin önceki evliliğinden üç çocuğunun bulunduğunu, davalının hasta olduğunu ve sürekli halsiz düştüğünü, hemen her gün bayıldığını, bu nedenle çok az karı-koca ilişkilerinin olduğunu, bu durumun evlilik öncesinde müvekkilinden gizlendiği gibi ayrıca psikolojik rahatsızlığının da bulunduğunu, müvekkilinin önceki evliliğinden olan çocuklarına bıçak çekmek suretiyle zarar vermeye çalıştığını, doktorun verdiği ilaçları kullanmayarak tedaviye yanaşmadığını belirterek evliliğin iptaline, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili 18.02.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkarla, müvekkilinde evlilik öncesi gizlenen bir rahatsızlığın bulunmadığını, davacının evlilik birliği içerisinde gerçekleştirdiği olumsuz davranışları ve uyguladığı şiddet nedeniyle müvekkilinin psikolojisinin bozulduğunu, davacının sebep olduğu ruhsal durumdan faydalanmak amacıyla dava açtığını, asıl amacın boşandığı eşiyle yeniden evlenmek olduğunu, davacının kardeşi tarafından müvekkiline bıçak çekilerek tehdit edildiğini, başka bir kadınla yaşadığına dair bilgi sahibi olduklarını savunarak davanın reddine, aksi hâlde müvekkili yararına 1.000,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi ve 150.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Gaziantep 5. Aile Mahkemesinin 18.03.2014 tarihli ve 2013/29 E., 2014/211 K. sayılı kararı ile; davalı hakkında düzenlenen Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 26/12/2013 tarihli raporuna göre davalının herhangi bir akıl hastalığının bulunmadığı, bu kapsamda evliliğin iptalini gerektirecek hukuksal bir delilin elde edilemediği, davalının sağlık sorunlarına ilişkin tedaviden kaçındığına dair iddianın ispat edilemediği gibi nispi butlanla evliliğin iptali sebeplerinin dosya kapsamına göre gerçekleşmediği, diğer yandan dinlenen tanık beyanlarına göre davalıdan kaynaklı evlilik birliğinin devamına imkân vermeyecek nitelikte kusurlu bir davranışın varlığının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Gaziantep 5.

Nisbi Butlan Sebebiyle Evliliğin İptali: Yüz Kızartıcı Suçtan Mahkumiyet veya Ağır Hastalık Halinin Eşten Gizlenmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

04.11.2025 tarihli Resmî Gazete’de Yayımlanarak Yürürlüğe Giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT 2026)

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (2025 – 2026 AAÜT) 2025-2026 AAÜT / Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, 04.11.2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Genel Hükümler Amaç ve kapsam – Madde 1 (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmaması veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir. (3) Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, bu Tarife hükümleri uyarınca kararlaştırılmış olarak kabul edilir. Avukatlık ücretinin kapsadığı işler – Madde 2 (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, dava dışındaki işler için hukuki yardım tamamlanıncaya, davada ise kesin hüküm elde edilinceye kadar olan bütün iş ve işlemler karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez. (2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir. (3) Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır. (4) Temyiz başvurusu üzerine verilen bozma kararı sonrasında istinafta görülen duruşmalı işlerde, duruşma sayısına göre, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18 inci sırasının (b) veya (c) bentlerine göre avukatlık ücretine hükmolunur. Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti – Madde 3 (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur. (2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. Birden çok avukat ile temsil – Madde 4 (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez. Ücretin tümünü hak etme – Madde 5 (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır. Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret – Madde 6 (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz. Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret – Madde 7 (1) Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar; davanın nakli, davanın açılmamış sayılması yahut görevsizlik veya yetkisizlik kararı verildikten sonra başka bir mahkemede yargılamaya devam edilmemesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. (2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. (3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez. Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde, ayrılmasında ve tarafta iradi değişiklik halinde ücret – Madde 8 (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur. (2) Tarafta iradi değişiklik halinde, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi vekille temsil edilmişse, lehine maktu avukatlık ücretine hükmolunur. Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret – Madde 9 (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz. (2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez. Manevi tazminat davalarında ücret – Madde 10 (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret – Madde 11 (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 56.250,00 TL’ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. (2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir. (3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince

04.11.2025 tarihli Resmî Gazete’de Yayımlanarak Yürürlüğe Giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT 2026) Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilir mi

Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilmesi Yargıtay 3. Ceza Dairesi Esas No: 2022/19039 Karar No: 2025/21179 Karar Tarihi: 09.09.2025 Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi: Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesi Suç: Silahlı terör örgütüne üye olma Hüküm: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314/2. maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi, TCK’nın 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddi Tebliğname Görüşü: Onama Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 299/1. maddesi gereğince REDDİNE, Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere; Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, S. 383 vd.). Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır (Toroslu Özel Kısım S. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt S.28, Özgenç Genel Hükümler S. 280). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, Örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği yönünde hakkında yeterli delil bulunmayan sanığın eylem ve bağlantısının, örgütle organik bir bağ kurup hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmamış olması nedeniyle örgüt üyeliği suçunu oluşturmayacağı gözetilerek, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırı bulunmakla, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, CMK’nın 304. maddesi uyarınca Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilmesi Hukuka Aykırıdır Örgütün Nihai Amacını Bilmeme ve Meşruiyet Vitrini ile İrtibatlı Olma: Örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği yönünde hakkında yeterli delil bulunmayan, örgütün gizli haberleşme programlarını kullanmayan, kod adı bulunmayan sanığın; silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’nin kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel herhangi bir faaliyetinin tespit edilememesi ve operasyonel eylemlerden önceki döneme ilişkin belirtilen eylem ve bağlantısının ise sanığın örgütün nihai amacını bildiği, bu amacı bilerek örgütle organik bir bağ kurup hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmamış olması nedeniyle örgüt üyeliği suçunu oluşturmayacağı gözetilerek, atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu mahkumiyet hükmü kurulması isabetsizdir. (2709 s. K. m. 138) (5237 s. K. m. 3, 61, 220, 282, 314) (5549 s. K. m. 15) (5271 s. K. m. 232, 299, 302) (16. CD. 24.04.2017 T. 2015/3 E. 2017/3 K.) (16. CD. 26.10.2017 T. 2017/1809 E. 2017/5155 K.) Yargıtay 3. Ceza Dairesi Esas No: 2023/6231 Karar No: 2025/17340 Karar Tarihi: 17.06.2025 Bölge adliye mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Sanıklar …, … ve … müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 299/1 inci maddesi gereğince REDDİNE, Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Sanık … müdafiinin vekalet ücretine hasren yapmış olduğu temyiz başvurusunun incelenmesinde; Temyiz incelemesine konu dava dosyasında sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede, sanık … yönünden hem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282/1-4 fıkraları uyarınca hem de 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun‘un 15. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçe kısmında 5549 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiğine dair gerekçe oluşturulduğu

Örgütün Nihai Amacını Bilmeyen ve Meşruiyet Vitrini Olarak Kullanılan Katlarla İrtibatlı Kişilere Ceza Verilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı: ByLock Gerekçesiyle Ceza Verilmesi

AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı: Salt ByLock Kullanımı İddiasına Dayanan Mahkumiyet Kararları, Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesinin İhlalidir AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı (Başvuru No. 1595/20 ve Birleştirilen 238 Başvuru) © AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı, Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar altında kesinleşecek olup redaksiyonel revizyona tabi olabilir. Madde 7 • Kanunsuz suç olmaz • Kanunsuz ceza olmaz Madde 6 § 1 (ceza) • Adil yargılama • Suçun maddi ve manevi unsurlarını bireyselleştirilmiş bir şekilde gerektiği gibi ortaya koymadan, şifreli mesajlaşma uygulaması ByLock’un kullanımına kesin olarak dayanan silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyetler • Özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımını nitelendirmesinden ve yargının ByLock delillerine ilişkin benimsediği tek tip ve küresel yaklaşımdan kaynaklanan Yüksel Yalçınkaya – Türkiye [BD] davasında tespit edilen ihlallerden ayrılmak için bir neden yoktur Madde 41 • Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye [BD] davasında uygulanan yaklaşım: ihlallerin tespiti, uğranılan manevi zararlar için yeterli adil tazmin ve talep edilmesi halinde ceza yargılamasının yeniden açılması, diğer benzer ihlalleri önlemek veya gidermek için gerekli olabilecek genel tedbirlere halel gelmeksizin en uygun tazminat biçimi • Bu tür takip başvuruları bakımından herhangi bir masraf ve gider ödemesi verilmesi haklı değildir. (Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) Giriş 1. Dava, başvuranların, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması, bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan silahlı terör örgütüne üyelikten mahkûmiyetlerine ilişkindir. Söz konusu mahkûmiyetler, yerel mahkemelerin FETÖ/PDY üyelerinin münhasıran kullanımı için tasarladığına karar verdiği “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasının başvuranlar tarafından kullanılmasına kesin olarak dayandırılmıştır. Olaylar 2. Başvuru sahiplerinin listesi, AİHM kararı ekinde yer almaktadır. 3. Hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Abdullah Aydın tarafından temsil edilmiştir. 4. Tarafların ileri sürdüğü davanın olguları aşağıdaki şekilde özetlenebilir. I. Olayın Arka Planı 5. 15-16 Temmuz 2016 gecesi, kendilerine “Yurtta Sulh Konseyi” adını veren Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından oluşan bir grup, demokratik yollarla seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu, Hükümeti ve Cumhurbaşkanını devirmeyi amaçlayan bir askeri darbe girişiminde bulundu. 6. Darbe girişimi sırasında, darbecilerin kontrolündeki 8.000’den fazla askeri personel, Parlamento binası ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de dahil olmak üzere birçok stratejik devlet binasını bombalamış, Cumhurbaşkanı’nın kaldığı otele ve Başbakan’ın içinde bulunduğu konvoya saldırmış, Genelkurmay Başkanı’nı ve çok sayıda üst düzey generali rehin almış, çok sayıda kamu kurumuna saldırmış ve televizyon stüdyolarını işgal etmiş, Boğaziçi köprülerini ve İstanbul havalimanlarını tank ve zırhlı araçlarla kapatmış ve darbe girişimine karşı çıkmak için sokaklara çıkan göstericilere ateş açmıştır. Hükümet tarafından verilen rakamlara göre, söz konusu gece siviller de dahil olmak üzere 253 kişi hayatını kaybetti ve 2.740 kişi yaralandı. Hükümet ayrıca darbe girişimi sırasında F-16 savaş uçakları ve helikopterler de dahil olmak üzere yaklaşık 70 askeri uçak, 3 gemi, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı araç ve yaklaşık 4.000 hafif silahın kullanıldığını belirtti. . Askeri darbe girişiminin ertesi günü, ulusal yetkililer, o dönemde Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan ve FETÖ/PDY’nin lideri olarak kabul edilen Türk vatandaşı Fetullah Gülen ile bağlantılı şebekeyi suçladı. Yetkililer, darbe girişiminin sorumluluğunu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızan FETÖ/PDY üyelerine yükledi. 8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu, 16 Temmuz 2016 tarihinde darbe girişimine ilişkin ceza soruşturması başlattı. Bu soruşturma kapsamında bölge savcılıkları, darbe girişimine karıştığı şüphesiyle yargılanan kişiler ile FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu şüphesiyle yargılanan kişiler hakkında ceza soruşturması başlattı. 9. Hükümet, 20 Temmuz 2016 tarihinde 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren doksan günlük bir süre için olağanüstü hal ilan etmiş olup, olağanüstü hal daha sonra her defasında doksan günlük süreler için yedi kez uzatılmıştır. 10. Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterine, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca bir askıya alma bildiriminde bulunmuştur (aşağıdaki paragraf 22’ye bakınız; Yüksel Yalçınkaya – Türkiye [BD], no. 15669/20, § 205, 26 Eylül 2023).  (Anılan AİHM Yalçınkaya Kararı ve karara ilişkin değerlendirmelere sitemizden ulaşabilirsiniz.) 11. 18 Temmuz 2018 tarihinde OHAL kaldırıldı. 12. Mevcut başvuruların daha geniş yerel arka planı ve bağlamı, Mahkeme tarafından Yüksel Yalçınkaya davasında (yukarıda anılan, §§ 10-22 ve 108-40) ortaya konmuştur. II. Başvuranların Mahkumiyetleri 13. Yukarıdaki 8. paragrafta belirtildiği üzere, darbe girişiminin ardından ülke genelindeki savcılıklar, FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmıştır. Bu bağlamda, mevcut başvuranlar hakkında FETÖ/PDY üyeliğinden şüphelenilmesi nedeniyle cezai soruşturma başlatılmış ve daha sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla dava açılmıştır. 14. Başvurucular çeşitli tarihlerde FETÖ/PDY üyeliğinden mahkûm edilmiş ve bu mahkûmiyetler bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onanmıştır. Mahkûmiyetler, başvurucuların, yerel mahkemelerin yalnızca FETÖ/PDY mensuplarının kullanımı için tasarlandığı yönündeki iddialarına, yani “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullandıkları iddiasına dayandırılmıştır (bu konudaki Yargıtay’ın “önemli kararları” için bkz. yukarıda anılan Yüksel Yalçınkaya, §§ 155-65). Yerel mahkemeler ve makamlar, ByLock kullanımının tespit edilmesinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğu görüşündedir (age., § 257). 15. Başvurucuların ByLock kullanımı, soruşturma makamları tarafından Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı (Milli İstihbarat Teşkilatı, bundan sonra “MİT” olarak anılacaktır) tarafından Litvanya’da bulunan mesajlaşma uygulamasının ana sunucusundan elde edilen ByLock verileri üzerinde yapılan incelemeler sonucunda tespit edilmiştir. Söz konusu veriler, yetkililerin başvurucuların ByLock kullanıcı kimlikleri, uygulamanın kullanıldığı cihazların telefon (veya IP) numaraları ve IMEI numaraları, uygulama sunucusuna ilk bağlantı tarihi ve tespit edilen toplam bağlantı sayısı hakkında bilgi edinmesini sağlamıştır (age., §§ 34, 55, 78 ve 80). Söz konusu bilgiler, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (“BTK”) tarafından temin edilen ve Türkiye’deki ByLock IP’lerine bağlantı yapıldığını gösteren internet trafiği verileri (CGNAT verileri olarak da bilinir) (age., §§ 119, 120, 177 ve 319) ve başvurucuların kullandıkları GSM hatlarına ait HTS (Geçmiş Trafik Sorgulama) kayıtları (age., § 80) ile doğrulanmıştır. 16. Başvurucular hakkında delil olarak, varsa, ByLock kullanıldığına dair ikrar, bu uygulamayı kullandığını doğrulayan şifrelenmiş mesaj içerikleri veya bu kullanımı doğrulayan tanık ifadeleri; FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirilen sendika, dernek ve/veya vakfa üyelik; FETÖ/PDY iltisaklı kurum, kuruluş veya şirketlerde çalışma ve/veya üye olma veya bu çalışmayla ilgili tanık ifadeleri; yetkililerce FETÖ/PDY’nin mali yapısı içinde değerlendirilen Bank Asya’daki hesap hareketleri; FETÖ/PDY yanlısı yayın veya diğer görsel-işitsel materyal bulundurma; FETÖ/PDY tarafından düzenlendiği değerlendirilen seyahatlere katılma ve Türkiye’den çıkış ve giriş kayıtları; FETÖ/PDY iltisaklı vakıflara bağış yapma; FETÖ/PDY’yi desteklediği değerlendirilen çeşitli gösterilere katılma;

AİHM Demirhan ve Diğerleri Kararı: ByLock Gerekçesiyle Ceza Verilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Saklama Sözleşmesi Kapsamında Teslim Edilen Taşınır Malın Aynen İadesi Mümkünse Bedel İadesine Hükmedilebilir mi

Taşınır Malın Aynen İadesi Mümkünse Bedel İadesine Hükmedilebilir mi Taşınır Malın Aynen İadesi ve Bedel İadesi: Saklama sözleşmesi, eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme niteliğindedir. Saklayanın esas borcu taşınırı emin bir yerde muhafaza etmek ve saklatanın talebi hâlinde veya belirlenen vadede bunu saklatana geri vermektir. Saklayan taşınırı, saklatanın belirlediği yerde ve onun istediği şekilde muhafaza etmekle yükümlüdür. Saklama sözleşmesinde teslim edilen taşınır için bir vade tayin edilmiş olsa bile, saklatan bu vadeye bağlı kalmaksızın taşınırın iadesini her zaman talep edebilir. Saklayan ancak taşınırı geri vermekle muhafaza borcunu tam olarak yerine getirmiş olur. Saklayan kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, taşınırı geri vermemekten veya kötü bir durumda geri vermekten doğan zararı tazmin etmek zorundadır. Somut olayda davacı, talep sonucu olarak öncelikle dava konusu malzemenin aynen iadesini, mümkün olmadığında bedelinin tahsilini istemiş olup, dava konusu malzemenin depoda bulunduğu anlaşıldığına göre depoda bulunan mallar yönünden, öncelikle aynen iade talep edildiği ve bu yönde karar verilmesi gerektiği, bedelinin tahsiline hükmedilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Saklama Sözleşmesi Kapsamında Teslim Edilen Taşınır Malın Aynen İadesi Mümkünse Bedel İadesine Hükmedilebilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2024/305 Karar No: 2025/368 Karar Tarihi: 18.06.2025 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi Özel Daire Kararı: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.01.2023 tarihli ve 2021/5290 Esas, 2023/381 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki aynen iade ve alacak davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalılardan … Sac Ticareti ve Nakliye San. Tic Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılardan … Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili ve davalılardan … Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. Dava Davacı vekili, dava dışı… A.Ş’den alınan ve mülkiyeti müvekkiline ait olan sacların davalı … Metal Gemi San. ve Tic. Ltd. Şti. (… Ltd. Şti.) aracılığıyla diğer davalıya ait depoya konulduğunu, muhtelif zamanlarda depoda bulunan sacların belirli ebatlarla kesilmesinin ve nakliyesinin istenildiğini, davalı … Ltd. Şti.’nin ekonomik sorunları nedeniyle 01.10.2012 tarihinde sağlanan mutabakat sonucu ticari ilişkinin bitirildiğini, davalı … Ltd. Şti. ile çalışılmaya devam edildiğini, 02.10.2012 tarihinde tarafların temsilcilerinin bulunduğu … Ltd. Şti.’ne ait depoda sayım yapılıp imza altına alındığını ve 08.12.2012 tarihine kadar çalışıldığını, anılan şirketin davalı … Ltd. Şti.’nden alacaklarını alamaması nedeniyle müvekkiline yeni borçlar çıkardığını ve müvekkilinin taleplerini yerine getirmediğini, mal sevkiyatını yapmadığını, yaşanan sorunlar üzerine depoda bulunan mallar talep edildiği hâlde … Ltd. Şti. tarafından teslim edildiği gerekçesiyle taleplerinin reddedildiğini, davalı … Ltd. Şti. yetkililerinin müvekkiline ait saclarda bulunan etiketleri değiştirmeye kalkıştığını, bu durumun Karadeniz Ereğli Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/39 Değişik İş dosyasında alınan rapor ile tespit edildiğini ileri sürerek … Ltd. Şti’ne ait depoya diğer davalı tarafından teslim edilen 46 kalem, 544,13 ton sac malzemenin mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunun tespitine, dava konusu malzemenin aynen iadesine, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 14.02.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla talep ettikleri 10.000,00 TL’nin dava tarihi itibariyle USD’ye çevrilerek davanın USD üzerinden devamına, dava konusu 544,13 ton malzemenin bedeli olan 341.289,06 USD’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. Cevap 1. Davalı … Ltd. Şti. vekili, müvekkilinin davacıyla ilişkisinin bulunmadığını, dava konusu malların diğer davalı şirket tarafından müvekkiline teslim edildiğini, mal teslim formunun bu şirket adına düzenlendiğini, müvekkilinin teslim formunu elinde bulunduran kişiye malları teslim etmekle yükümlü olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı … Ltd. Şti. usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı Karadeniz Ereğli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.03.2018 tarihli ve 2013/14 Esas, 2018/106 Karar sayılı kararıyla; yargılama aşamasında yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile tespit raporunda belirtilen malzemeden 193,56 ton kısmının davalı şirketin deposunda olmadığının tespit edildiği, depoda bulunmayan malzemenin dava tarihi itibariyle 119.058,91 USD, depoda bulunan malzemenin ise 222.230,15 USD değerinde olduğu, davacının ıslah ile dava dilekçesindeki terditli talebini usulüne uygun olmayan şekilde değiştirdiği, dava dilekçesinde talebini TL olarak açıkladığı, tercih hakkını TL olarak belirledikten sonra ıslah yoluyla talebini döviz cinsi olarak değiştiremeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 10.10.2014 tarihli bilirkişi raporuna ekli tablo 3’te yer alan sac malzemelerinin davacıya aynen iadesine, depoda mevcut olmayan malların dava tarihindeki kur üzerinden yapılan hesaplama sonucu değerinin 10.000,00 TL’sinin dava tarihinden, bakiye 204.306,03 TL’sinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İstinaf A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılardan … Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 19.04.2021 tarihli ve 2018/1994 Esas, 2021/574 Karar sayılı kararıyla; davacının dava dilekçesinde harca esas değeri fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL olarak gösterdiği, bu bedel üzerinden peşin harcı yatırdığı, harca esas değerin TL olarak gösterilmesinin davacının tercih hakkının TL olarak kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği, dava dilekçesinde harca esas değer dışında konu ve netice talebinde herhangi bir miktar talebinde bulunulmadığı gibi para cinsinin TL olduğuna da yer verilmediği, ıslahla tercih hakkının USD’den yana kullanıldığının kabul edilmesi gerektiği, davacının ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki terditli taleplerinden malın aynen iadesi talebinden vazgeçerek mal bedeli olan 341.289,06 USD’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istediği, davacının ıslah dilekçesi sadece talep edilen miktarın artırılması niteliğinde olmayıp netice-i talebin değiştirilmesi amaçlandığından tam ıslah niteliğinde olduğu, Mahkemece ıslah dilekçesindeki talep kapsamında yargılama yapılıp sonucuna uygun karar verilmesi gerektiği, kabul şekline göre de Mahkemece, hükmün infazda tereddüt yaratacak şekilde kurulduğu, davalı … Ltd. Şti. depoda bulunmayan 193,56 ton sac malzemeyi davacıya veya davacı adına malzemeyi depoya teslim eden diğer davalıya teslim ettiğini usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı, depoda bulunmayan ve bedeli bilirkişi raporu ile 119.058,91 USD olarak tespit

Saklama Sözleşmesi Kapsamında Teslim Edilen Taşınır Malın Aynen İadesi Mümkünse Bedel İadesine Hükmedilebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sicile Şerh Düşülmesi Suretiyle Gerçekleştirilen Elkoyma Tedbirinin Uzun Sürmesi

Sicile Şerh Düşülmesi Suretiyle Gerçekleştirilen Elkoyma Tedbirinin Uzun Sürmesi Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İddialar Başvurucu; sicile şerh düşülmesi suretiyle gerçekleştirilen elkoyma tedbirinin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaylar 6/10/2010 tarihinde başvurucuya ait araçla şüpheliler M.B. ve U.K.nın faturası ve bandrolü olmayan sigara taşıyacağının ihbar edilmesi üzerine yapılan aramada, araç içinde gizlenmiş hâlde 2.500 karton sigara ele geçirilmiştir. Sulh ceza mahkemesi, 7/10/2010 tarihinde 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun‘a muhalefet suçu kapsamında araca elkonulmasına karar vermiştir. 2/2/2011 tarihinde düzenlenen iddianamede, şüpheliler M.B. ve U.K.nın cezalandırılması ve sicile şerh konulmak suretiyle elkoyma tedbiri uygulanan aracın müsaderesi talep edilmiştir. Asliye ceza mahkemesince (mahkeme) 24/4/2013 tarihinde sanıkların cezalandırılmasına, başvurucuya ait aracın şartları oluşmadığından müsaderesine yer olmadığına, aracın ruhsat sahibine iadesine ve tedbir şerhinin kaldırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 31/5/2016 tarihinde bozma kararı vermiştir. Mahkeme bozmaya uyarak 28/5/2021 tarihinde sanıkların cezalandırılmasına, başvurucuya ait aracın şartları oluşmadığından müsaderesine yer olmadığına, aracın ruhsat sahibine iadesine karar vermiştir. İdare, müsaderenin reddine ilişkin bu kararı da temyiz etmiştir. Yargıtay 11/10/2023 tarihinde söz konusu kararın bozulmasına, davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve başvurucuya ait aracın trafik tescil kaydı üzerindeki şerhlerin kaldırılmak suretiyle hak sahiplerine iadesine karar vermiştir. 26/12/2023 tarihinde başvurucunun aracı üzerindeki kısıtlılık kaldırılmıştır. Mahkemenin Değerlendirmesi Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinde de eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine şartları oluşmadığı hâlde el konulan veya bunların korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan ya da zamanında geri verilmeyen kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Söz konusu maddede öngörülen tazminat talep etme yolu fiilî bir elkoyma olsun olmasın herhangi bir ayrım yapılmaksızın etkili bir yol olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte Yargıtay dairesinin süregelen yerleşik içtihatları kapsamında sicile şerh koymak suretiyle icra olunan elkoymaların anılan kapsama dâhil edilmediği ve tazminata hükmedilebilmesi için lafzı yorum yoluyla fiilen elkoyma koşulunun gerçekleşmesi şartının arandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde, sicile şerh düşülmesi suretiyle icra olunan elkoymaları kapsayan açık bir hüküm bulunmadığından mahkemelerin hükmü lafzi olarak yorumlamarının öngörülemez olduğu söylenemez. Her türlü elkoyma kaçınılmaz olarak zarara yol açmakla birlikte bunun üzerinde bir zarara yol açılması durumunda mülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı bir külfet yüklemektedir. Dolayısıyla somut olayda sicile şerh düşülmesi suretiyle uygulansa dahi başvurucunun kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle elkoyma tedbirinin uzun sürmesi nedeniyle kaçınılmaz olanın üzerinde bir zarara yol açıldığı, başvurucuya aşırı bir külfet yüklendiği kuşkusuzdur. Yargıtay içtihatlarında ise sicile şerh konulması yeterli olmayıp fiilî elkoyma arandığı dikkate alındığında söz konusu zararların 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında giderilmesi mümkün görünmemektedir. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkının korunması için başvurucuya yüklenebilecek bir kusurun bulunmadığı durumlarda aracın trafik siciline şerh düşülmesi suretiyle uygulanan tedbirin uzun sürmesi nedeniyle uğranılan zararın giderimine ilişkin etkili bir hukuk yolu bulunmadığı tespit edilmiştir. Somut olayda uzun süren tedbir nedeniyle zarara uğradığını ileri süren başvurucuya yetkili makama başvurma imkânının, diğer bir ifadeyle etkili başvuru hakkının sağlanması Anayasa’nın 40. maddesinin gereğidir. Başvurucunun aracı üzerinde hukuki tasarruflarda bulunmasını sınırlandıran başvuruya konu tedbir şerhi yaklaşık 13 yıl devam etmiş olup başvurucunun bu nedenle doğan zararını talep edebileceği etkili başvuru yolunun mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan sicile şerh düşülmesi suretiyle uygulanan tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiası ile yapılan başvuruların sayısı her geçen gün artmakta, bu konuda çok sayıda şikâyet Anayasa Mahkemesi önüne bireysel başvuru yolu ile getirilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından mevcut başvuru ve diğer derdest başvurular bakımından önceki kararlarında ortaya konulan ilkeler çerçevesinde yeni ihlal kararları verilerek mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetlerin tazminat yoluyla giderilmesi sağlansa da bu durum benzer başvuruların yapılmasını önlemeyeceği gibi uzun süren tedbir uygulanmasından kaynaklanan ihlalleri de sonlandırmayacaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincilliği dikkate alınarak uzun süren tedbir uygulanmasından kaynaklı ihlaller nedeniyle ortaya çıkan ve yapısal sorun teşkil eden durumun telafi edilebilmesi için açık bir kanuni düzenleme yapılması gerekmektedir. Oluşturulacak başvuru yolunun başvurucuların sicile şerh koymak suretiyle uygulanan tedbirin uzun sürmesinden kaynaklanan zararlarını tazmin edebilecek nitelikte olması gerektiği açıktır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve pilot karar usulünün uygulanmasına karar vermiştir. Sicile Şerh Düşülmesi Suretiyle Gerçekleştirilen Elkoyma Tedbirinin Uzun Sürmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlaline ilişkin Pilot Karar Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Sait Görmüş Başvuru No: 2022/19376 Karar Tarihi:12/12/2024 R.G. Tarih ve Sayı: 13/10/2025 – 33046 Genel Kurul – Karar Başkan: Kadir ÖZKAYA Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI Üyeler: Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI Raportör: C. Ece YALIM Başvurucu: Sait GÖRMÜŞ I. Başvurunun Konusu 1. Başvuru, sicile şerh düşülmesi suretiyle gerçekleştirilen elkoyma tedbirinin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. Başvuru Süreci 2. Başvuru 15/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. 4. Birinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. III. Olay ve Olgular 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 6. 6/10/2010 tarihinde başvurucuya ait araçla şüpheliler M.B. ve U.K.nın faturası ve bandrolü olmayan sigara taşıyacağının ihbar edilmesi üzerine yapılan aramada, başvurucuya ait araç içinde gizlenmiş hâlde 2.500 karton sigara ele geçirilmiştir. 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun‘a muhalefet suçundan yapılan soruşturma kapsamında Pervari Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) talebi üzerine Pervari Sulh Ceza Mahkemesi (Sulh Ceza Mahkemesi) tarafından 7/10/2010 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince sicile şerh konulması suretiyle başvurucunun aracına el konulmasına karar verilmiştir. 7. Başsavcılıkça 2/2/2011 tarihinde iddianame düzenlenerek sanıklar M.B. ve U.K.nın 4733 sayılı Kanun‘a muhalefet suçundan cezalandırılması ve sicile şerh konulmak suretiyle elkoyma tedbiri uygulanan aracın müsaderesi talebiyle kamu

Sicile Şerh Düşülmesi Suretiyle Gerçekleştirilen Elkoyma Tedbirinin Uzun Sürmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması

İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Anayasa Mahkemesi Kararı – Değerlendirme İtiraz Konusu Kural 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda düzenlenen itiraz konusu kuralda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulması halinde anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmalarının ve iradelerinin birbirine uygun olmasının gerektiği öngörülmüştür. Başvuru Gerekçesi Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde arabuluculuk başvurusunun her ikisine birden yapılması şartı getirilmesinin işçiye asıl işvereni araştırma külfeti yüklediği, söz konusu ilişkinin tespitinin bazı durumlarda mümkün olmayabileceği, bu ilişkinin yargılama safhasında tespit edilmesi durumunda ise arabulucuya başvuru şartı gerçekleşmediği için davanın usulden reddedileceği, bu durumun adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkemenin Değerlendirmesi Kural, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin var olması durumunda asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte arabulucuya başvurulmasını zorunlu kılmakta, bu itibarla işçiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi ile asıl işveren ve alt işvereni araştırma yükümlülüğü getirmektedir. İşçinin asıl işveren ve alt işveren ilişkisinden haberdar olması mümkün olduğu gibi -asıl işveren ve alt işverenin aralarındaki hukuki ilişkiyi alenileştirmesinin zorunlu olmadığı dikkate alındığında- haberdar olmaması da ihtimal dâhilindedir. Kuralda asıl işveren-alt işveren ilişkisinden habersiz olan ve bu nedenle gerçek işveren olarak tespit ettiği kişiye karşı arabulucuya başvuran ve sonrasında işe iade davası açan işçiye asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunması durumunda davayı devam ettirme imkânı tanınmamıştır. Bu itibarla işçinin tarafı olmadığı asıl işveren ve alt işveren arasındaki hukuki ilişkiyi tespit ederek arabuluculuk sürecini asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte yürütmesini zorunlu kılan kural işe iade talebinde bulunan işçiye katlanamayacağı bir külfet yüklemektedir. Sonuç olarak kuralın orantılılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Halinde Anlaşma için Arabuluculuk Görüşmelerine Asıl İşveren ile Alt İşverenin Birlikte Katılması Anayasa Mahkemesi Kararı Esas Sayısı: 2024/157 Karar Sayısı: 2025/121 Karar Tarihi: 3/6/2025 R.G. Tarih-Sayısı: 17/10/2025-33050 İtiraz Yoluna Başvuran: Adana 6. İş Mahkemesi İtirazın Konusu: 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. Olay: Alt işveren aleyhine açılan işe iade davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İptali İstenen Kanun Hükmü 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin itiraz konusu (15) numaralı fıkrası şöyledir: “(15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır.” II. İlk İnceleme 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 5/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. Esasın İncelenmesi 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportörler Hülya ÇOŞTAN ÇETİN ve Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasında işçi, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi; işveren, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluş; iş ilişkisi ise işçi ile işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanmıştır. 4. Anılan maddenin altıncı fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin, bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiyi ifade ettiği belirtilmiştir. Bu ilişkide asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak anılan Kanun’dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. 5. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında 2. maddenin altıncı fıkrasında iş alan alt işverenin kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte bölge müdürlüğüne bildirim yapmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 6. Aynı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasında iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorunda olduğu ve arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın üçüncü ve dördüncü cümlesinde arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararının taraflara resen tebliğ edileceği ve kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabileceği belirtilmiştir. 7. Yargıtay kararlarında işe iade talebiyle açılan davalarda asıl işveren ile alt işveren arasında şeklî anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu bu nedenle işe iade davasında husumetin hem asıl işverene hem alt işverene yöneltilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2022/13008, K.2022/11572, 20/10/2022; E.2022/5490, K.2022/6534, 25/5/2022; E.2021/9540, K.2021/14240, 13/10/2021). 8. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları dâhil olmak üzere işçi veya işveren alacağı, tazminatı ve işe iade talebiyle açılan ilgili davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 9. Dava şartı olarak düzenlenen arabuluculuk kurumu, uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak kullanılan iki sistemden biri olan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak hukuk sistemimize 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile girmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesinde bu kurum; sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır. 10. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde davacı tarafın arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son

İşe İade Talebiyle Arabulucuya Başvurulması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

AİHM Budak ve Diğerleri Kararı: Tutukluluğun Hukuka Uygunluğuna ilişkin Yargı Denetiminin Etkisizliği

AİHM Budak ve Diğerleri Kararı: Somut Delil Olmadan Yasal Eylemler Nedeniyle Tutuklanma ve Tutukluluğun Hukuka Uygunluğuna ilişkin Yargı Denetiminin Etkisizliği AİHM Budak ve Diğerleri Kararı İkinci Bölüm – Karar © AİHM Budak ve Diğerleri Kararı nihaidir ancak redaksiyonel revizyona tabi olabilir. Kararın gayriresmi çeririsi, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu Dr. Orhan ARSLAN tarafından yapılmıştır. 2025. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir. Budak ve Diğerleri v. Türkiye davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca, başvuru sahipleri tarafından, çeşitli tarihlerde Mahkeme’ye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurularla olarak; Suç işlendiğine dair makul şüphe bulunmadığı iddiası, ön duruşma tutukluluğunun emredilmesi ve uzatılmasında ilgili ve yeterli nedenlerin bulunmadığı iddiası, ön duruşma tutukluluğunun süresi ve tutukluluğun hukuka uygunluğuna ilişkin yargı denetiminin etkisizliği ile ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca 23 Eylül 2025 tarihinde kapalı oturumda görüşülerek, aşağıdaki kararı vermiştir: Davanın Konusu 1. Mevcut başvurular, esas olarak 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısı” (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması – bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) üyeliği şüphesiyle tutuklanmaları ve yargılama öncesi gözaltında tutulmalarıyla ilgilidir (daha fazla arka plan bilgisi için bkz. Akgün v. Türkiye , no. 19699/18, §§ 3-9 ve §§ 106-07, 20 Temmuz 2021). (Anılan AİHM Akgün Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.) 2. Başvuranlar, çeşitli tarihlerde, esas olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 314. maddesi uyarınca cezalandırılabilir bir suç olan FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle tutuklanmış ve yargılama öncesi gözaltında tutulmuştur (bkz. Baş v. Türkiye, no. 66448/17, § 58, 3 Mart 2020 ). Yetkili adli makamlar, başvuranların gözaltılarına karşı yaptıkları itirazları reddetmiştir. 3. Takip eden ceza soruşturmaları ve yargılamalar sırasında çeşitli tarihlerde, yetkili adli makamlar başvuranların tutukluluğunun devamına karar vermiştir. 4. Dava dosyalarındaki bilgi ve belgelerden, başvuranların tutukluluk halinin devamına karar verilirken ve uzatılırken, yetkili adli makamların çeşitli delillere dayandıkları anlaşılmaktadır. Bu deliller arasında şunlar sayılabilir: (a) ByLock şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmak; (b) FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu iddia edilen Bank Asya’daki hesapları kullanarak FETÖ/PDY’ye mali destek sağlamak; (c) FETÖ/PDY’ye veya FETÖ/PDY ile bağlantılı kurumlara, ayrıntıları ve niteliği belirtilmeyen mali destek sağlanması; (d) FETÖ/PDY’yi destekleyen sosyal medya paylaşımları veya protestolara katılım; (e) FETÖ/PDY yanlısı yayınlara sahip olma; (f) FETÖ/PDY şüphelileriyle düzenli telefon görüşmeleri yapma; (g) söz konusu örgütle veya olağanüstü hal kanunlarıyla kapatılan bir örgütle bağlantılı kurumlarda çalışmak veya bu kurumların üyesi olmak; (h) görevden uzaklaştırılma veya işten çıkarılma; (i) seri numarası “F” olan Birleşik Devletler bir dolarlık banknotlara sahip olmak; (j) FETÖ/PDY şüphelileriyle yurt dışına seyahat etmek; (k) çocuklarını FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir eğitim kurumuna kaydettirmek; (l) tarihi, niteliği veya özellikleri belirtilmeyen toplantılara (sohbet) katılmak veya bu tür toplantılar düzenlemek; (m) FETÖ/PDY konutlarında kalmak; (n) FETÖ/PDY ile bağlantıları gösteren tanık ifadeleri; ve (o) örgütün emirleri doğrultusunda çeşitli diğer faaliyetlerde bulunmak. 5. Dava dosyalarına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 100 ve 101. maddeleri uyarınca (bu hükümlerin metni için bkz. Kavala v. Türkiye, no. 28749/18, §§ 71-72, 10 Aralık 2019), yetkili adli makamların, başvuranların özgürlüklerinin kısıtlanması kararlarını sadece makul şüphelerin varlığına dayandırmakla kalmayıp, aynı zamanda silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasının niteliği ve ciddiyeti ile bu suçun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında listelenen “katalog suçlar” arasında yer alması gerekçesiyle de gerekçelendirdikleri anlaşılmaktadır. Bireysel bir değerlendirme yapmadan, delillerin durumu ve başvuranların kaçma ve delilleri tahrif etme riskine de dayanmışlar ve bu koşullar altında tutukluluğun orantılı bir tedbir olacağına karar vermişlerdir. 6. Bu arada, başvuranlar, gözaltı kararlarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bir veya daha fazla bireysel başvuru yapmış ve, diğer hususların yanı sıra, suç işlediklerine dair makul şüphe bulunmadığını ve ön duruşma gözaltında tutulmalarına ilişkin kararı haklı gösterecek nedenlerin bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurularının tümü Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilemez bulunmuştur. 7. Taraflarca sağlanan son bilgilere göre, başvurucuların çoğu, tutuklandıkları sırada mevcut olan veya yargılama sürecinin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkan delillere dayanılarak, ilk derece mahkemeleri tarafından silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkum edilmiştir. Ayrıca, bazı ceza yargılamalarının temyiz mahkemeleri veya Anayasa Mahkemesi nezdinde halen devam ettiği görülmektedir. Mahkemenin Değerlendirmesi I. Başvuruların Birleştirilmesi 8. Başvuruların benzer konuları göz önüne alındığında, Mahkeme bunları tek bir kararda birleştirerek incelemek uygun bulmuştur. II. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1. Fıkrasının İhlali İddiası 9. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi anlamında, özellikle ilk duruşma öncesi tutukluluklarını gerektiren bir suç işlediklerine dair makul şüpheye yol açan somut delil bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. 10. Hükümet, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 141. maddesi uyarınca tazminat yoluna başvurmamış olan veya tazminat talepleri halen beklemede olan başvuru sahipleriyle ilgili olarak bu şikayetin kabul edilemez olduğunu ilan etmesini Mahkeme’den talep etmiştir. Ayrıca, başvuru sahiplerinin başvurularını yaptıktan sonra davalarındaki gelişmeleri Mahkeme’ye bildirmemiş olmaları nedeniyle, başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle kabul edilemez olduğunu ilan etmesini Mahkeme’den talep etmiştir. 11. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen benzer itirazların Türkiye aleyhine açılan diğer davalarda zaten reddedildiğini belirtmektedir (örneğin, yukarıda atıfta bulunulan Baş davası, §§ 118-21, ve Turan ve Diğerleri v. Türkiye davası, no. 75805/16 ve 426 diğerleri, §§ 57-64, 23 Kasım 2021) davalarında reddedildiğini belirtmekte ve mevcut davada bu bulgulardan sapmak için herhangi bir neden görmemektedir. Mahkeme bu nedenle, bu şikayetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça temelsiz olmadığını ve başka herhangi bir nedenle kabul edilemez olmadığını düşünmektedir. Bu nedenle, kabul edilebilir olduğu ilan edilmelidir. (Anılan AİHM Turan ve Diğerleri Kararı’na sitemizden ulaşabilirsiniz.) 12. Mahkeme, başvuranların ilk duruşma öncesi tutukluluğunun esas olarak (a) ByLock mesajlaşma uygulamasını kullanmaları; (b) FETÖ/PDY’yi finanse ettiği düşünülen bankacılık faaliyetleri; (c) FETÖ/PDY lehine sosyal medya paylaşımları veya protestolara katılım; (d) FETÖ/PDY yanlısı bazı yayınlara sahip olmaları; (e) FETÖ/PDY şüphelileriyle düzenli olarak telefon veya başka yollarla iletişim kurmaları; (f) FETÖ/PDY bağlantılı kurum ve kuruluşlarda çalışıyor olmaları ve/veya bu kurum ve kuruluşlara üye olmaları; (g) görevlerinden uzaklaştırılmaları veya işten çıkarılmaları; ve (h) seri numarası “F” olan Birleşik Devletler bir dolarlık banknotlara sahip olmaları. 13. Mahkeme, gözaltı kararlarının başvuranların ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandıkları iddiasını dikkate aldığı ölçüde, ByLock’un kullanılması tek başına, başvuranların suçlandığı suçla ilgili olarak Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi anlamında “makul şüphe” oluşturmaya yetmediğini zaten tespit ettiğini belirtmektedir (bkz. Akgün, yukarıda atıfta bulunulan, §§ 151-85, 20 Temmuz 2021, ve Taner Kılıç v. Türkiye (no. 2), no. 208/18, §§ 102-03 ve 106-09, 31

AİHM Budak ve Diğerleri Kararı: Tutukluluğun Hukuka Uygunluğuna ilişkin Yargı Denetiminin Etkisizliği Read More »