İş Hukuku

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sendikal Nedenlerle İş Akdinin Feshedilmesi Halinde Sendikal Hakların Engellenmesi Suçu Oluşur mu

Sendika Faaliyetleri ile Sendikal Hakların Engellenmesi Suçu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Sendika kurma hakkı – Madde 51 Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir. Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi – Madde 118 (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Madde Gerekçesi Madde metninde, sendikal hakların kullanılmasını engelleme fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suç tanımında çeşitli seçimlik hareketlere yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir kimseye karşı cebir veya tehdit kullanılarak, bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya ya da sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlanması, suç oluşturmaktadır. Bu suçun tamamlanmış şekline göre cezaya hükmedilebilmesi için, cebir veya tehdide maruz kalan kişinin sendikaya üye olması veya olmaktan vazgeçmesi, sendikanın faaliyetlerine katılması veya katılmaktan vazgeçmesi ya da sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılması gerekmemektedir. Bu amaçlarla, kişiye karşı cebir veya tehdit kullanılması, söz konusu suç tamamlanmış gibi cezalandırılabilmek için yeterlidir. Bu bakımdan söz konusu suç, bir teşebbüs suçu niteliği taşımaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bir sendikanın faaliyetlerinin cebir veya tehditle ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmiş olması hâlinde, suç tamamlanmış olur. Sendikal Nedenlerle İş Akdinin Feshedilmesi Halinde Sendikal Hakların Engellenmesi Suçu Oluşur mu Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2019/285 Karar No: 2019/554 Karar Tarihi: 17.09.2019 Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 18. Ceza Dairesi Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi İçtihat Metni Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan sanıklar … ve …’nun beraatlerine ilişkin İzmir (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 29.03.2012 tarihli ve 796-668 sayılı kararın katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 10.02.2016 tarih ve 7995-2433 sayı ile; \”… Bireyin bir sendikaya girme veya girmeme, sendikal faaliyete katılıp katılmama iradesi Anayasa\’nın 51., Siyasal ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi\’nin 22., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi\’nin 11. maddeleri ile güvence altına alınmıştır. Yasa koyucu da çağdaş bir yaklaşımla Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan bu hakkın, cebir veya tehdit kullanılarak engellenmesi eylemini, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 118. maddesinde yeni bir suç tipi olarak düzenlemiştir. Anılan Kanun maddesinin 1. fıkrasıyla bireysel sendika özgürlüğü, 2. fıkrasıyla da kolektif sendika özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Ancak unsurları farklı olmakla beraber her iki suçun da sendikal özgürlüğe ilişkin aynı hukuksal değeri koruduğu kabul edilmelidir. Anayasa’nın 51. maddesinde, ‘Çalışanlar ve İşverenler üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.’ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi\’nin 11. maddesinde, ‘Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.’ Siyasal ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi\’nin 22. maddesinde ise ‘Herkesin, kendi çıkarlarını korumak için sendikalar kurmak ya da bunlara girmek hakkı da dahil olmak üzere, başkalarıyla bir araya gelip dernek kurma hakkı vardır.’ hükümleri yer almaktadır. Anılan özgürlüğe yönelik kanuni ve meşru amaçla yapılan müdahaleler bile AİHM kararlarında demokratik bir toplumda gereklilik yönünden irdelenmiştir. AİHM\’nin 27/03/2007 tarih ve B. No: 6615/03 sayılı Karaçay/Türkiye kararında; ‘c) Demokratik toplumda gerekli olması; Başvuran, KESK’e bağlı bir sendikaya üye olmaması halinde kendisine benzeri bir disiplin cezasının verilmeyeceğini savunmaktadır. Başvuran, Valiliğin gönderdiği 5 Eylül 2002 tarihli yazıya atıfta bulunarak, yasal olarak tanınan bir sendikanın yürüttüğü faaliyetleri engellemeye ve eylem gününden önce ve sonra tedbirler alarak sendikanın etkililiğini azaltmaya yönelik idari bir uygulamanın bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Valiliğin önce eylemi engellemeye çalışarak ve daha sonra bu eylem gününe katılan devlet memurları aleyhinde ceza kararlarının alınması yönünde talimat vererek, idarenin keyfi olarak hareket etmesini eleştirmektedir. İdare, başvurana uyarma cezasını verirken, böyle bir disiplin cezasının hukuki denetiminin yapılmadığını bilmekteydi. Hükümet, başvuranın hâlâ söz konusu sendikanın üyesi olduğunu hatırlatmaktadır. Hükümet’e göre 11. madde, disiplin tedbirine konu teşkil eden sendika üyesi devlet memurlarına dokunulmazlık tanımamaktadır. Başvuran, 5 Haziran 2002 tarihinde işine gitmemesi nedeniyle disiplin cezası almıştır. Başvuran izin almadan sendika eylemine katılmış ve görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle disiplin cezası almıştır. AİHM öncelikle, başvuranın bu eyleme katıldığını ulusal makamlar önünde inkar ettiğini not etmektedir. Başvuran, sunduğu savunma layihasında, söz konusu disiplin tedbirinin, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası taahhütnameleri tarafından öngörüldüğü sekliyle sendikal haklarını ihlal ettiğini belirttiği açıkça ortadadır. Bundan dolayı başvuran, AİHS’nin 11. maddesine dayanarak yaptığı şikâyetini ulusal mahkemeler önünde ileri sürdüğünden dolayı, AİHM, olaylara itiraz etmesine rağmen şikâyetin esasını da inceleyecektir. Daha sonra AİHM, dava konusu eylem gününün ulusal düzeyde önceden bildirildiğini ve eylem yapılmasına itiraz edilmediğini tespit etmektedir. Başvuran bu eyleme katılarak toplantı yapma özgürlüğünü kullanmıştır (Ezelin-Fransa, 26 Nisan 1991 tarihli karar). AİHM, toplantı yapma özgürlüğünün önemini göz önünde bulundurarak, özellikle amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını tespit etmek amacıyla dava konusu disiplin cezasını dosyanın tamamı ışığında incelemiştir. AİHM, devlet memurlarının maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek amacıyla üyesi olduğu KESK’in düzenlediği eyleme katılması nedeniyle disiplin cezası adı altında başvurana uyarma cezasının verildiğini not etmektedir. Oysa verilen ceza, her ne kadar düşük olsa da kendisi gibi sendikaya üye kişilerin çıkarlarını savunmak amacıyla sendika üyelerinin grev ve

Sendikal Nedenlerle İş Akdinin Feshedilmesi Halinde Sendikal Hakların Engellenmesi Suçu Oluşur mu Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre: Sigortalılık Bildirimlerinin Kısmi veya Eksik Yapılması

Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Prim belgeleri ve işyeri kayıtları – Madde 86 Bu Kanunun 4 üncü ve 5 inci maddesine tabi sigortalılar ile sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılar için işverenlerce Kuruma verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, verilme süresi ve diğer hususlar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir. İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. İşverenin, sigortalıyı, 4857 sayılı İş Kanununun 7 nci maddesine göre başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devretmesi halinde, sigortalıyı devir alan, geçici iş ilişkisi süresine ilişkin birinci fıkrada belirtilen belgelerin aynı süre içinde işverene ait işyerinden Kuruma verilmesinden, işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmayan ve ücret ödenmeyen sigortalıların eksik gün nedeni ve eksik gün sayısı, işverence ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle beyan edilir. Sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını gösteren eksik gün nedenleri ile bu nedenleri ispatlayan belgelerin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, saklanması ve diğer hususlar Kurumca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kurumca istenilmesine rağmen ibraz edilmemesi veya ibraz edilen bilgi ve belgelerin geçerli sayılmaması halinde otuz günden az bildirilen sürelere ait aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi, yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı primler, bu Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca, fiilen yapılan denetimler sonucunda veya işyeri kayıtlarından yapılan tespitlerden ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde veya kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir. İşveren, bu maddeye göre tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde, ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz, takibi durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması, prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz. Mahkemenin Kurum lehine karar vermesi halinde, 88 inci ve 89 uncu maddelerin prim borcuna ilişkin hükümleri uygulanır. Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca işyerinde fiilen yapılan tespitlerden ve kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden kayıt ve belgelere dayanmaksızın çalıştığı belirlendiği halde, hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır. Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. Sigortalının çalıştığı bir veya birden fazla işte, bu Kanunda yazılı şartları yerine getirmiş olmasına rağmen, kendisi için verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin işveren tarafından verilmediği veya verilen aylık prim ve hizmet belgesinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde kazançların veya prim ödeme gün sayılarının eksik gösterildiği Kurumca tespit edilirse, hastalık ve analık sigortalarından gerekli ödemeler yapılır. Bu maddede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde, 102 nci maddeye göre işlem yapılır. Kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle prim belgelerinin farklı sürelerde verilme zamanını belirlemeye, Kurum yetkilidir. Muhtasar beyanname ile bu Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesi durumunda beyannamenin; şekil, içerik, ekleri, ilgili olduğu dönem, verilme süresi ve diğer hususlar Bakanlık ile Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılan müşterek tebliğ ile belirlenir. İşveren sigortalı çalıştırmadığı takdirde, bu hususu sigortalı çalıştırmaya son verdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Sigortalılık Bildirimlerinin Eksik Yapılması Halinde Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre Dikkate Alınır mı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/21-688 Karar No: 2022/602 Karar Tarihi: 26.04.2022 Özet: Somut olay değerlendirildiğinde hizmet tespiti talep edilen dönemde davacı adına hizmet bildiriminde bulunulan dava dışı işyerleri ile davalı işyeri arasında organik bağ bulunup bulunmadığı araştırılarak araştırma sonucuna göre hak düşürücü süre yönünden değerlendirme yapmak; Kurum denetmenlerince incelemelerinin devam ettiği belirtilen … sicil sayılı … Turizm İnş. ve Tic. Ltd. Şti. işyeri ve … sicil sayılı … unvanlı işyerine ilişkin soruşturmaların akıbetini sorularak anılan işyerlerinden bildirilen çalışma iptal edilmeden aynı tarihlerde davalı işyerinde çalışmanın tespit edilmeyeceği de dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (6100 s. K. m. 124) (5510 s. K. m. 4, 59, 86, 92, Geç. m. 7) (506 s. K. m. 2, 6, 79, Geç. m. 81) (Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m. 16, 17, 18) (21. HD. 09.04.2019 T. 2019/153 E. 2019/2743 K.) (YHGK 23.06.2004 T. 2004/21-369 E. 2004/371 K.) Dava: Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2009 yılı Mayıs ayından 2010 yılı Mart ayı sonuna kadar davalı …’e ait araba kiralama ve pvc teşhir salonu olarak faaliyet gösteren Uğur Mumcu Cad. İzmir adresindeki işyerinde kesintisiz çalışmasına rağmen bilgisi olmaksızın dava dışı … Tur. Ltd. Şti. ile … ve …’a ait işyerlerinden sigortalı gösterildiğini,

Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre: Sigortalılık Bildirimlerinin Kısmi veya Eksik Yapılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İşçilik Ücretlerinin Ödenmemesi Sebebiyle Haklı Nedenle Fesih: İkinci Tanık Listesi Verilebilir mi

İşçilik Ücretlerinin Ödenmemesi Sebebiyle Haklı Nedenle Fesih 4857 sayılı İş Kanunu İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı – Madde 24 Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. Ücret ve ücretin ödenmesi – Madde 32 Genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır. Ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkak kural olarak, Türk parası ile işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir. Ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkak, yabancı para olarak kararlaştırılmış ise ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödeme yapılabilir. Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler. İşçinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesaplarına yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer usûl ve esaslar anılan bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Emre muharrer senetle (bono ile), kuponla veya yurtta geçerli parayı temsil ettiği iddia olunan bir senetle veya diğer herhangi bir şekilde ücret ödemesi yapılamaz. Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir. İş sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve Kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur. Meyhane ve benzeri eğlence yerleri ve perakende mal satan dükkan ve mağazalarda, buralarda çalışanlar hariç, ücret ödemesi yapılamaz. Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Taraflarca getirilme ilkesi – Madde 25 (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. Tanık gösterme şekli – Madde 240 (1) Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. (2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez. (3) Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır. İşçilik Ücretlerinin Ödenmemesi Sebebiyle Haklı Nedenle Fesih: İkinci Tanık Listesindeki Tanıklar Dinlenmesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/1838 Karar No: 2018/59 Karar Tarihi: 17.01.2018 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kahramanmaraş İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.03.2012 gün ve 2010/230 E., 2012/107 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 01.02.2013 gün ve 2012/11053 E., 2013/1530 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili; davacının, davalı işverene ait işyerinde 03.03.2007 tarihinde işe başladığını,02.07.2007 tarihine kadar Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılmadığını, davacının ücretlerinin sürekli olarak bir ay gecikmeli şekilde ödendiğini, işyerindeki çalışma şartlarının ağır ve verilen yemeğin de kalitesiz olduğunu ve işçilik ücretlerinin ödenmediğini, bu sebeplerle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, fazla çalışma ücretler ile eksik ücret alacaklarının, faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 20.06.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini artırmıştır. Davalı vekilini; davacının 02.07.2007 tarihinde işe başladığını, 09.03.2010 ve 10.03.2010 tarihlerindeki devamsızlıkları sebebi ile iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini, yapılan ihtara cevap vermediğini, işyerinde üçlü vardiya uygulaması olduğunu, yıllık ücretli izinlerini ve hafta tatillerini kullanmış olduğunu, işyerinde resmi tatil günlerinde çalışma yapılmadığını ve davacının ücret alacağı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Kararı kanuni süresi içinde davacı temyiz etmiştir. 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Davacı işçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği, fazla çalışma yapıp yapmadığı, hafta tatili ile ulusal bayram

İşçilik Ücretlerinin Ödenmemesi Sebebiyle Haklı Nedenle Fesih: İkinci Tanık Listesi Verilebilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayan Kadına Bağlanan Ölüm Aylığının Kesilmesi ve Yapılan Ödemelerin Geri Alınması

Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayan Kadına Bağlanan Ölüm Aylığının Kesilmesi ve Yapılan Ödemelerin Geri Alınması Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayan Kadına Yapılan Ölüm Aylığı Ödemelerinin Geri Alınması: Davacının boşandığı hâlde eşiyle birlikte yaşamaya devam ederek hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla hak etmemesine rağmen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca Genel Sağlık Sigortasından yararlandığı, bu hâliyle 5510 sayılı Kanun’un Geçici 45. maddesi kapsamına girdiği açıktır. Ancak davacının hakkını kullanırken hakkın tanınmasındaki amaca uygun davrandığından bahsetmek mümkün değildir. Davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesi kapsamında hakkını açıkça kötüye kullandığının kabulü gerekir. Sonuç itibariyle 4721 sayılı Kanun’un 2’nci maddesi kapsamında hakkını kötüye kullanan davacının 5510 sayılı Kanun’un Geçici 45. maddesinden yararlandırılması mümkün bulunmamaktadır. Kurumca tahakkuk ettirilen sağlık giderlerinin iadesi gerekmektedir. (5510 s. K. m. 56) (6100 s. K. m. 6, 24, 33, 189, 190, 191) (4721 s. K. m. 6, 19, 20) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/10-2743 Karar No: 2019/275 Karar Tarihi: 12.03.2019 Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Karaman İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.05.2014 tarihli ve 2013/115 E., 2014/155 K. sayılı karar davacı … vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.11.2014 tarihli ve 2014/16611 E., 2014/22021 K. sayılı kararı ile; “…Hakkında verilen boşanma kararı 24.9.2004 tarihinde kesinleşen davalı …’ya 5.1.1993 günü yaşamını yitiren sigortalı annesi üzerinden hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle davalı Kurumca gerçekleştirilen işlemle 1.10.2008 tarihi itibarıyla kesildiği, aynı zamanda vefat eden annesi üzerinde sağlık yardımı yapıldığı, yapılan sağlık yardımının ödenmemesi sebebiyle davalı hakkında sağlık giderinin tahsili için Karaman 4.İcra Müdürlüğünün 2012/3403 sayılı dosyası üzerinden icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davalıya tebliği edildiği ve davalının süresi içerisinde 30.7.2012 tarihinde borca itiraz ettiği ve takibin durdurulduğu anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 56. maddesinin ikinci fıkrasında, eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesileceği, bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 96. madde hükümlerine göre geri alınacağı yönünde düzenleme yapılmıştır. Anılan maddeye dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanun’un 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, medula sisteminde kayıtlarda görülen adresler ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, eşlerin boşanma sebebi, boşanma ilamında velâyet, çocukla kişisel ilişki, nafaka, tazminat hükümleri varsa nasıl yerine getirildikleri belirlenmeli, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise ödeme için adına açılan banka hesabında kayıtlı yerleşim yeri saptanmalı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden geniş kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahallelerde görev yapmış/yapmakta olan muhtar ve azalardan istem hakkında düşünce edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle boşanılan eşle fiilen birlikte yaşamanın gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. İnceleme konusu davaya ilişkin olarak; davacı, süresi içerisinde itirazın iptali davası açarak vefat eden annesi üzerinden davalı adına ödenen sağlık giderlerinin iadesinin talep edildiği mahkemece, boşandığı eşi …’in 4/a kapsamında zorunlu sigortalı olduğu, sağlık hizmetlerinden yararlandığı gerekçesinde davanın reddine karar verildiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60. maddesi gereğince davalının boşandığı eşinden sağlık yardımı alması mümkün bulunmadığı, talebin boşanılan eşle filen birlikte yaşamanın gerçekleşmesi sebebiyle yersiz ödenen sağlık giderlerinin 5510 sayılı Kanunun 96. maddesine dayanılarak iadesi istemine ilişkin olduğu, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşamanın gerçekleştiği gerekçesiyle yersiz ödenen aylıkların iadesine yönelik Karaman İş Mahkemesinin 2012/322 Esas ve 2014/154 karar sayılı kararının 10. Hukuk Dairesinin 2014/16050 Esas ve 2014/21820 karar sayılı kararı ile 31.10.2014 tarihinde onandığı, davalının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edildiği bu sebeple davalının annesinin üzerinden davalı adına ödenen sağlık giderlerinin iadesi gerektiği, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı … vekili; hakkında verilen boşanma kararı 24.09.2004 tarihinde kesinleşen davalı …’ya 05.01.1993 günü yaşamını yitiren sigortalı annesi…üzerinden hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla ölüm aylığı bağlandığını, ancak Kurum tarafından yapılan denetim sonucu düzenlenen rapor ile davalının boşandıktan sonra eski eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam ettiğinin tespit edildiğini, bu nedenle Kurum tarafından yapılan 2.377,46TL yersiz hastane ve reçete ödemelerinin tahsili amacıyla Karaman 4. İcra Müdürlüğünün 2012/3403 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, borçlu davalının ise takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı …’ya usulüne uygun davetiye tebliğ edilmesine rağmen cevap dilekçesi vermemiş, duruşmalara da katılmamıştır. Mahkemece; somut olayda davacının muvazaalı olarak boşanmış olsa bile Kurumun sağlık hizmetlerinden faydalanabileceği, zira davalının boşandığı eşi …’in 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/1-a maddesi kapsamında zorunlu sigortalı olup, sağlık hizmetlerinden de yararlanabildiği, 5510 sayılı Kanun’un 73’üncü maddesi uyarınca sigortalının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinin ödemesinin

Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayan Kadına Bağlanan Ölüm Aylığının Kesilmesi ve Yapılan Ödemelerin Geri Alınması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kurumca Yapılan Yersiz Ödemelerin Geri Alınmasında Sebepsiz Zenginleşme Hükümleri Uygulanabilir mi

SGK Tarafından Yapılan Yersiz Ödemelerin Geri Alınması 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Yersiz ödemelerin geri alınması – Madde 96 Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. SGK Tarafından Yapılan Yersiz Ödemelerin Geri Alınmasında Sebepsiz Zenginleşme Hükümleri Uygulanabilir mi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/10-536 Karar No: 2019/388 Karar Tarihi: 02.04.2019 Özet: Somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlığın çözümünde genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96/b. maddesinin uygulanması gerekmekte olup davacıya 01.05.1999 yılı itibariyle bağlanması gereken yaşlılık aylığı belirlenmeli, 5510 sayılı Kanun’un 96/b bendi uygulanmak suretiyle davacının iade ile yükümlü olduğu ödemeler ve faiz süresi ve miktarı da belirlenmek suretiyle davacının sorumlu olduğu kısmın hesaplanarak bir karar verilmelidir. (5510 S. K. m. 96) Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 13.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.02.2013 tarihli ve 2013/323 E., 2013/18 K. sayılı karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 tarihli ve 2013/8965 E.,2014/5705 K. sayılı kararı ile; “…Dava, 01.05.1999 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanan davacıya 16.06.2011 tarihinde Bağ-Kur\’a tabi hizmetlerinin 875 gününün iptali edilmesi sonucu aylık bağlama koşullarını kaybettiği gerekçesiyle aylığı iptali edilip, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96/a bendi gereğince 18.01.2001- 17.06.2011 arası yersiz ödenen 57.161,58 TL\’den aylığın 01.02.2008 tarihinde tekrar bağlanması sonucu davacının birikmiş aylık alacaklarının mahsubu sonucu bakiye 23.673,85 TL\’nin tahsili amacıyla başlatılan icra takibi dolayısıyla Kuruma borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptali istemine yöneliktir. Mahkemece, davacının Kurumu aldatıcı hareketi bulunmadığı dolayısıyla, iyi niyetli olduğu anlaşıldığından icra takibinin iptaline ve yaşlılık aylığını iptali eden Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. 1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-) Hak sahibi konumundaki davacıya yersiz ödendiği ileri sürülen yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte kendisinden geri alınmasına yönelik davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesinin birinci fıkrasının 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun 44. maddesiyle değişik (b) bendi gereğince, Kurumca hak sahiplerine fazla veya yersiz olarak yapıldığı belirlenen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla (5) yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren (24) ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, (24) aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan yasal faizi ile birlikte geri alınması gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; davacıya 01.05.1999 yılı itibariyle bağlanması gereken yaşlılık aylığı belirlenip, 5510 sayılı Kanunun 96/b bendi uygulanmak suretiyle davacını iade ile yükümlü olduğu ödemeler ve faiz süresi ve miktarı da belirlenmek suretiyle davacının sorumlu olduğu kısmın hesaplanarak karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 01.05.1999 tarihinden itibaren tahsis talebinin kabulü, aksine Kurum işleminin, icra takibinin ve ödeme emrinin iptali, ödemesi durdurulan yaşlılık aylıklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin talebi üzerine 01.05.1999 tarihinde tarafına yaşlılık aylığı bağlandığını, ancak sonrasında Kurum tarafından müvekkilinin prim borcu bulunduğundan bahisle hizmet cetvelinde 928 gün olarak görünen Bağ-Kur hizmetinin 53 gün olarak düzeltildiğini ve 16.06.2011 tarihinde gönderilen yazı ile “2103010987 tahsis numarası ile aylık almakta iken Bağ-Kur hizmetinin 53 gün olarak değişmesi sonucu, aylığınızın bağlandığı tarihte 500 gün prim ödeme şartını yerine getirmediğiniz anlaşılmış olup aylığınız iptal edilmiştir. Bu durumun tespit edilmesi nedeniyle tarafınıza 18.01.2001-17.06.2011 süresi için 57.161,58TL borç çıkarılmıştır.” denildiğini, Kurumun aylığın iptaline ilişkin işleminde müvekkiline atfedilecek herhangi bir kasıt ve kusur bulunmadığını, kötü niyetli davranarak Kurumu yanıltmadığını, Kurum tarafından yeterli incelenmiş olsaydı prim borcunun bulunduğunun tahsis talep tarihinde de tespit edilebileceğini, kaldı ki tahsis talep tarihinde Kurum tarafından prim borcunun tahsil edilebileceğini, Kurumun hatalı işleminden müvekkilinin sorumlu tutulmasının hak ve adalet duyguları ile bağdaşmayacağını, diğer taraftan yaşlılık aylığı bağlanmasında hatanın Kuruma ait olduğunu, bu nedenle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesinin “b” fıkrası gereği hatanın tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık süre içinde yapılan ödemeler toplamının talep edilebileceğini ileri sürerek davacının Kuruma borçlu olmadığının tespitine, 01.05.1999 tarihinden itibaren tahsis talebinin kabulüne, aksine Kurum işleminin, icra takibinin ve ödeme emrinin iptaline, ödemesi durdurulan yaşlılık aylıklarının yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili, Kurum tarafından yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesinin “b” bendine göre yapılan yersiz ödeme

Kurumca Yapılan Yersiz Ödemelerin Geri Alınmasında Sebepsiz Zenginleşme Hükümleri Uygulanabilir mi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İş Kazasında İşverenin Sorumluluğu: Taksirle Bir Kişinin Yaralanmasına Neden Olma

İş Kazasında İşverenin Sorumluluğu: Taksirle Bir Kişinin Yaralanmasına Neden Olma Suçundan Ceza Verilmesi Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2017/461 Karar No: 2017/549 Karar Tarihi: 19.12.2017 Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık …\’ın beraatine ilişkin Manisa 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 12.03.2012 gün ve 434-478 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 03.10.2013 gün ve 3286-22589 sayı ile; \”Mağdurun polisaj işçisi olarak çalıştığı sanığa ait işyerinde 6 ay önce işe başladığı, olay günü çalışırken kullanmak üzere sağ eline eldiven giydiği, başka eldiven bulunmaması nedeniyle ve sol eli için kullanacağı eldivenin ıslak olmasından dolayı sol eline bez sarıp fazlalık kısmını zımpara makinesinde keserken kolunu yaraladığı olay nedeni ile kazadan yaklaşık bir ay sonra düzenlenen olay yeri görgü ve tespit tutanağı, soruşturma aşamasında bilirkişiden alınan 25.04.2011 tarihli rapor ile sanığın gerekli iş güvenliği eğitimini vermemesi, gerektiğinde kişisel koruyucu malzemeleri vermemesi ve kullanılıp kullanılmadığını denetlememesi nedeniyle tali kusurlu bulunmasına, kovuşturma evresinde tanık …\’in de katılımı ile icra edilen keşiften sonra alınan 28.01.2012 tarihli bilirkişi raporu ile sanığın iş yerinde çalışan işçilere iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermediğinden ve işyerinde herhangi bir kontrol mekanizması kurmadığından ve gerekli kontrolleri yaptırmadığından kaza olayının meydana gelmesinde asli kusurlu bulunmasına ve ilgili işyerinde idari yönden yapılan denetim sonrası da iş müfettişi tarafından işverenin işyerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının tesisi için gerekli önlemleri almadığından ve işçilere uygun iş eldiveni vermediğinden %100 kusurlu bulunmasına karşın, mahkemece \’sanığa iş güvenliği mevzuatına aykırı olarak gerekli eğitimin verilmemiş olması, mevzuat uyarınca zaman zaman yapılması gereken denetimlerin yapılmamış olması, çalışma esnasında işin gereğine uygun biçimde yürütülmesi için lüzum eden direktiflerin verilmemiş olması, çalışma esnasında iş için gereken uygun teçhizatın seçilmemiş olması gibi nedenlerle cezai müeyyideyi sonuçlayacak kusurluluktan bahsedilemeyecek olmasına, kazaya müştekinin sebebiyet verdiğine\’ ilişkin isabetsiz gerekçeyle sanığın beraatine karar verilmesi\” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkeme ise 01.04.2014 gün ve 884-414 sayı ile; \”…Müştekinin, …\’ın sahibi olduğu Dako Isı Sist. San. ve Tic. Ltd. Şti. Havlu Kurutucu Radyatör İmalatı adlı işyerinde polisaj bölümünde işçi olarak çalıştığı, olay günü de eline sarmak için polisaj makinesinde bez kesmek istediği, polisaj makinesine sürdüğü bezin makinenin döngüsüne dolanarak müştekiyi makineye çektiği ve geçirdiği sarsıntı sonucu kolunun kırıldığı anlaşılmış, Her ne kadar kovuşturma aşamasında yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporu ile sanığın yine mezkûr biçimde kusurlu olduğunun tespit olunduğu, böylece sanığın taksiri ile katılanın yaralanmasına neden olduğundan bahisle cezalandırılması talep olunmuş ise de; öncelikle bu ve benzer davalarda kusur ve illiyet bağının tespiti işinin davaya bakan hâkimin işi olup bilirkişinin ancak hâkimin bilgisi dışında kalabilecek olayın meydana geliş şekline ilişkin teknik ayrıntıları hâkimin kararını verirken ona yardımcı olacak biçimde ortaya koymak ve açıklamaktan ibaret bulunmasına, dosyamızda bilirkişilerin özellikle iş mevzuatına atıf yaparak kendilerince tespit olunan hususlara dayanmak suretiyle kusuru belirlemiş olmalarının mahkememizce illiyet bağı ve kusur yönünden bağlayıcı bulunmamasına, Tazminat Hukuku ilkeleri bakımından sorumluluğu doğuran kusurluluk ile Ceza Hukuku İlkeleri bakımından mahkûmiyet sonucunu doğuran kusurluluğun birbirinden ayrı olarak değerlendirilmesinin gerekmesine, özellikle taksirli suçlar yönünden meydana gelen netice ile fail ya da faillere atfolunabilecek eylem ya da eylemsizlikleri arasında illiyet bağının kurulabilmesinin kusurluluğun tespiti bakımından gerekli olmasına, iş kazası şeklinde gerçekleşen dosyaya konu olayda, her ne kadar sanığa iş güvenliği mevzuatı uyarınca tazminat hukuku bakımından kusur izafe olunabilecek ise de, sırf iş güvenliği mevzuatına aykırı olarak gerekli eğitimin verilmemiş olması, mevzuat uyarınca zaman zaman yapılması gereken denetimlerin yapılmamış olması, çalışma esnasında işin gereğine uygun biçimde yürütülmesi için lüzum eden direktiflerin verilmemiş ve dahası iş için gereken uygun teçhizatın seçilmemiş olması gibi nedenlerle cezai müeyyideyi sonuçlayacak kusurluluktan bahsedilemeyecek olmasına zira gereken tüm bu önlemler alınmış olsa idi dahi neticenin meydana gelmeyeceğinin kesin olarak söylenemeyecek olması karşısında kusurluluğu doğuracak illiyet bağının kurulamayacak olmasına, kendisi de bizzat kazanın meydana geldiği çalışmada var olan ve bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere uzmanlık alanı ve tecrübesiyle bağdaşmayacak biçimde gerekli dikkat ve itinayı göstermeyen müştekinin kendi eyleminin de kazanın meydana gelmesinde etkin olmasına, müştekiye polisaj makinesinde eldiven kesmemesi direktifinin iş güvenliği eğitimini gerektirmeyecek olmasına, müştekinin eyleminin tehlikeliliği konusunda değerlendirmenin o makinede çalışan tecrübe sahibi bir işçiden başka olağan koşullarda olan herkesin yapabileceği ve algısında olması gereken bir husus olmasına, gelişen teknoloji ile birlikte iş ve işçi güvenliğini daha iyi sağlayabilecek donanıma sahip makinelerin piyasada bulunmasının işletme çapı ve mali imkânları ölçüsünde bu makineyi temin etmeyen ve üretim prosesinde kullanmayan işveren ve temsilcilerinin sırf bu nedenle kusurlu sayılmalarının kabul edilebilir olmamasına, dosyamıza konu olayda müştekinin dağıtılmış eldivenler olduğu halde ıslak olduğu için kullanmayı reddederek eline sarmak için bir bez parçasını polisaj makinesinde kesmeye çalıştığı, polisaj makinesinde bez kesilmeyeceğini bilmesi gerektiği halde yetkililerden yeni eldiven istemeyerek onun yerine eline bez sararak tedbirsiz çalışma sergilediğinden kazaya asıl müştekinin sebebiyet vermiş olduğu anlaşıldığından sanığa isnat olunan suçun unsurlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı…\” gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir. Direnme hükmünün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2014 gün ve 248982 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 715-791 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.03.2017 gün ve 74-1886 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taksirle bir kişinin yaralanması ile neticelenen olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın sahibi olduğu iş yerinde, olay tarihinden altı ay önce polisaj işçisi olarak çalışmaya başlayan katılanın, 19.02.2011 günü çalışırken kullanmak üzere sağ eline eldiven giydiği, sol eli için kullanacağı eldivenin ıslak olması ve başka eldiven de bulunmaması nedeniyle sol eline sardığı bezin ucunu zımpara (polisaj) makinesinde kesmek istediği, bu esnada kolunun makineye sıkışması sonucunda parçalı kırık oluşacak şekilde yaralandığı, 16.03.2011 tarihinde kolluk tarafından düzenlenen olay yeri görgü tespit tutanağına göre; kazanın meydana geldiği zımpara makinesinin çalışır vaziyette olduğu, makinede çalışan işçilerin eldiven kullanmadıkları, işyerinde uyarıcı levha ve tabelanın olmadığı, işçilerin yapılan görüşmede; işletmede herhangi bir emniyet ve kaza önleme eğitimi

İş Kazasında İşverenin Sorumluluğu: Taksirle Bir Kişinin Yaralanmasına Neden Olma Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Asgari İşçilik Tutarı Üzerinden Tahakkuk Ettirilen Prim Borcuna İtiraz: Davada Hak Düşürücü Süre

Asgari İşçilik Tutarı Üzerinden Tahakkuk Ettirilen Prim Borcuna İtiraz: Davada Hak Düşürücü Süre Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/10-409 Karar No: 2020/199 Karar Tarihi 25.02.2020 Özet: Davacıya usulüne uygun bir borç bildirim belgesinin tebliği bulunmadığından davacı yönünden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/13. maddesi uyarınca bir aylık hak düşürücü sürenin geçtiğinin kabulü mümkün değildir. Kurum tarafından dosyaya sunulan tüm belgeler incelendiğinde davacıya itiraz edebilmesi için yapılan işlemin mahiyetine dair usulüne uygun tebliğ yapıldığına dair belge bulunmamaktadır. Kurum her ne kadar 08.01.2010 ve 11.03.2010 tarihli belgeler ile davacıya Kurum işlemini bildirdiğini iddia etmiş ise de, yapılan incelemeler neticesinde bu evrakın davacıya ne zaman tebliğ edildiğine dair tebligat parçası, tebliğ zarfı veya tebellüğ mazbatası yoktur. Bu durumda davacının bir aylık hak düşürücü süre içerisinde davayı açtığının kabul edilmesi ve hak arama özgürlüğünün kısıtlanmaması gerekmektedir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece davacının bir aylık hak düşürücü süre içerisinde davayı açtığını kabul edilerek işin esasının incelenmesi gerektiğine dair verilen direnme kararı yerindedir. Ne var ki, esasa yönelik temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. (2709 S. K. m. 40) (506 S. K. m. 79) (4958 S. K. m. 37) 1. Taraflar arasındaki asgari işçiliğe dayalı Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 13.04.2010 harç tarihli dava dilekçesinde; Manavgat ilçesi Çolaklı beldesinde faaliyet gösteren müvekkili otelde çalışan tüm işçilerin sigortalı olduğunu ve primlerinin yatırıldığını, Kurum tarafından 04.02.2010 tarihinde tebliğ edilen yazıda 11.12.2007/5/GD/4 sayılı müfettiş raporu ile işyerinden bildirilen işçiliğin yeterli olmadığı gerekçesiyle 2006/1-12 ayları arası için asgari işçilik tespiti yapıldığını ve prim borcu tahakkuk ettirildiğini, 15.02.2010 tarihinde Kuruma başvurularak raporun bir örneğinin istendiğini ve yapılan tahakkuka itiraz edildiğini, ancak Kurum tarafından olumlu veya olumsuz bir cevap verilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığını, 12.03.2010 tarihinde kanunun getirdiği indirimden yararlanabilmek için ödeme yapıldığını, oysa müvekkilinin işin yürütümü açısından gerekli sayıda işçi çalıştırdığını ileri sürerek Kurum tarafından gerçekleştirilen prim ve gecikme cezasına ilişkin tahakkuk işleminin iptali ile zorunlu olarak ödenen 248.947.60TL\’nin şimdilik 100.000.00TL\’sinin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından 27.07.2012 tarihinde ıslah harcı yatırılarak iadesi istenen miktarı 202.030.67TL olarak belirtilmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı … vekili 22.11.2010 tarihli cevap dilekçesinde; Ankara Grup Başkanlığının 20.03.2007 tarihli ve 754 sayılı görev emri doğrultusunda davacı işyerine ait yasal defterlerin incelendiğini ve ilgililerin ifadelerine başvurularak 11.12.2007 tarihli ve 5GD04 sayılı asgari işçilik incelenerek rapor düzenlendiğini, yapılan denetimler sonucu 506 sayılı Kanun\’un 80. maddesi uyarınca fark tahakkuk tutarlarının tespit edilip, Kanundan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle idari para cezası uygulandığını bu nedenlerle yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Kararı: 6. Antalya 4. İş Mahkemesinin 15.10.2012 tarihli ve 2010/196 E., 2012/655 K. sayılı kararı ile; müfettişin yaptığı incelemenin yöntem ve sonucunun kanun hükümlerine uygun olmadığı ve davacının ödemek zorunda kaldığı meblağı geri isteme hakkı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı: 7. Antalya 4. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 17.12.2013 tarihli, 2012/23660 E., 2013/24824 K. sayılı geri çevirme kararında 11.12.2007/5/GD/4 sayılı müfettişlik raporuna istinaden davacı şirket aleyhine S.. Saray Otel isimli işyerinin 2006/1-12 aylarına ait eksik işçilik nedeniyle ek prim tahakkukunun davacı şirkete hangi tarihte tebliğ edildiğine, itiraz vaki olmuşsa itiraz tarihinin tespitine ve Kurum tarafından itirazın reddine dair belgenin, davacı şirkete hangi tarihte tebliğ edildiğine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin, davacı şirketten ve davalı Kurumdan gerekirse ilgili PTT şubesinden sorularak, celbedilip, dosya içerisine alındıktan sonra gönderilmek üzere geri çevirme kararı verilmiş ve geri çevirme kararının gereği mahkemece yerine getirilmiştir. 9. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 25.11.2014 tarihli ve 2014/14651 E., 2014/24799 K. sayılı kararı ile; \”Davacı, Kurumca ölçümleme sonucu resen tahakkuk ettirilen ve ödenmek zorunda kalınan fark işçilik prim borcunun ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun\’un 79. maddesinin 12 ve 13. fıkraları olduğu belirgindir. Anılan maddenin 13’üncü fıkrasında, “Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca re\’sen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80\’inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir.” hükmü mevcuttur. 506 sayılı Kanun\’un 79/13 maddesindeki bir aylık süre, hak düşürücü süre niteliğinde olup, Kurum işleminin tebliğinden itibaren bir aylık süre içinde itiraz edilmemesi hâlinde, Kurumun işleminin kesinleştiğinin kabulü gerekir. Eldeki davada, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde dava açılmadan önce, davalı Kurumca değinilen prosedür çerçevesinde yapılan işlemlere karşı davacı tarafından itiraz edilip edilmediği ve bu kapsamda, davanın, Kurumca itirazın reddine dair işlemin, davacıya tebliğini takiben yasal bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı irdelenmeli, öte yandan davalı Kurum vekilinin temyizinde belirtilen Antalya 1. İş Mahkemesinin 2011/12. E. sayılı dosyası celbedilip incelenmeli, kesin hüküm oluşturup oluşturmadığı irdelenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.\” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Antalya 4. İş Mahkemesinin 30.04.2015 tarihli ve 2015/122 E., 2015/248 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin geri çevirme kararı gereğince yazılan yazıya Kurum tarafından 15.05.2014 tarihli yazı ile ek prim tahakkukunun davacı şirkete 08.01.2010 tarihli ve 365452 sayı ile gönderildiği şeklinde cevap verildiği ancak PTT ile yapılan yazışmaya rağmen tebliğ tarihinin tespit edilemediği ve buna ilişkin PTT ile yapılan yazışma örneğinin ekli olduğu, Kurumun bu yazısına davacı tarafından 15.02.2010 tarihli ve 2390081 sayı ile itiraz dilekçesi verildiği, itirazın reddine karar verildiği, kararın 11.03.2010 tarihinde tebliğ edildiği şeklinde cevap verildiği, bu nedenlerle davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı kabul edilerek inceleme yapıldığı, Özel Daire tarafından ise hak düşürücü sürenin geçip geçmediği yönünden inceleme yapılması

Asgari İşçilik Tutarı Üzerinden Tahakkuk Ettirilen Prim Borcuna İtiraz: Davada Hak Düşürücü Süre Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Avukat ve Noter Olarak Çalışanların Yaşlılık Aylığından Sosyal Güvenlik Destek Primi Kesilmesi

Avukat ve Noter Olarak Çalışmayı Sürdürenlerin Yaşlılık Aylığından Sosyal Güvenlik Destek Primi Kesilmesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/3253 Karar No: 2019/940 Karar Tarihi: 24.09.2019 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 21. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.07.2014 tarihli ve 2014/121 E., 2014/520 K. sayılı karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25.11.2014 tarihli ve 2014/22391 E., 2014/24814 K. sayılı kararı ile: \”…Dava, yaşlılık aylığından yapılan sosyal güvenlik destek primi kesintilerinin iptali ile yapılan kesintilerin reeskont faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağı olan, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 63/B-2. maddesinde; “Bu kanuna göre, yaşlılık aylığı almakta iken serbest Avukat ve Noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, aldıkları aylıklarından % l5 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir\” hükmü ile 506 sayılı Kanuna tabi olarak yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat ve noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin 4447 sayılı Kanunun 63/a maddesi gereğince 1.10.1999 tarihinden itibaren % 15 oranında sosyal güvenlik destek primi ödemesi gerektiği öngörülmüştür. Eldeki somut olayda; 1997 yılında yaşlılık aylığı bağlanan davacının, 1999-04.05.2006 döneminde serbest avukat, 04.05.2006-21.01.2013 döneminde ise, bir şirkette sigortalı olarak çalıştığı, davalı Kurumun 01/10/1999-01/10/2008 dönemine ilişkin sosyal güvenlik destek primi 6.479,37 TL.sı alacağını, yaşlılık aylığından kesmeye başladığı; davacının, 21/01/2013 tarihinden itibaren yeniden serbest avukat olarak çalıştığı, mahkemece verilen yetkisizlik kararının, Dairemizin 14.01.2014 gün ve 23807-273 sayılı kararı ile bozulduğu, bozma ilamına uyulmak suretiyle temyize konu kararın verildiği anlaşılmaktadır. Belirtilen yasal düzenleme karşında, yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından sosyal güvenlik destek primi kesilmesi gerektiği, davacının, şirkette sigortalı olarak çalıştığı dönem bakımından, sosyal güvenlik destek primi borcunun bulunmadığı, sosyal güvenlik destek primi ile sorumlu olunan dönemin, 01.10.1999-04.05.2006 tarihleri arasında serbest avukat olarak çalışılan dönemle sınırlı olması gerektiği, şirket işyerinde çalışılan dönem bakımından mükerrer sosyal güvenlik destek primi ödemesine meydan verilmeksizin, buna göre hesaplama yapılması gereği gözetilerek, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, sosyal güvenlik destek primi kesilmesine dair Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin 1997 yılında emekli olup 04.05.2006 tarihine kadar herhangi bir işverene bağlı olmaksızın serbest avukat olarak çalıştığını, 04.05.2006 tarihinde… Holding A.Ş.\’de çalışmaya başladığını, 21.01.2013 tarihinde ilgili şirketten ayrılarak avukatlık mesleğini devam ettirdiğini, Kurumun 07.05.2013 tarihli yazısında 01.10.1999-01.10.2008 tarihleri arasında davacının yaşlılık aylığından kesilmesi gereken %15 sosyal güvenlik destek priminin tahsil edilmediğini ve aylığından kesinti yapılacağının bildirildiğini, müvekkilinin çalışma hayatı boyunca Kuruma yanıltıcı bilgi vermediğini, görevini yerine getirmeyen davalı Kurumun gecikme cezasıyla birlikte maaşından destek primi kesmesinin hukuka uygun olmadığını, destek priminden sorumlu olunup olunmadığını takip etme ve tahsil etme görevinin Kuruma ait olduğunu, ayrıca 04.05.2006-01.10.2008 tarihleri arasında çalıştığı şirketin Kuruma herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürerek Kurum işlemin iptali ile davanın açıldığı tarihe kadar yapılan kesintilerin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili; davacının yaşlılık aylığından kesinti yapılmasına ilişkin işlemin Ankara İş Mahkemelerinin yargı çevresinde bulunması nedeniyle davaya bakmaya yetkili mahkemenin Ankara İş Mahkemeleri olduğunu belirterek yetkisizlik kararı verilmesini talep etmiş, davanın esası bakımından ise Kurum işleminde hata bulunmadığını belirterek reddinin gerektiğini savunmuştur. Yerel Mahkemece dava konusu uyuşmazlığa bakmakla yetkili mahkemenin Ankara İş Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle verilen yetkisizlik kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yetkisizlik kararının doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Yerel Mahkemece; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davacının yaşlılık aylığından kesinti yapılmaya başlandığı tarih itibariyle aradan uzun bir sürenin geçtiği ve davacının dilekçesi üzerine Kurumun 07.05.2013 tarihli yazısında \”01.10.1999-01.10.2008\” tarihleri arasındaki maaşından sosyal güvenlik destek primi kesintisi yapılacağının bildirilmesinin hukuka uygun olmadığı, Kurum tarafından kesinti yapılacağı belirtilen dönem için borcun olması durumunda davacıya ödemesi için herhangi bir sürenin de verilmediği, bu durumda gecikme cezası veya gecikme zammının da istenemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı … vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece; önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından 01.10.1999-04.05.2006 tarihleri arasında serbest avukat olarak çalışan davacıdan Kurumun 2013 yılı itibariyle (gecikme zammı ile birlikte) sosyal güvenlik destek primini tahsil etmesinin hukuka uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, Özel Daire bozma kararının \”….davacının, şirkette sigortalı olarak çalıştığı dönem bakımından, sosyal güvenlik destek primi borcunun bulunmadığı, sosyal güvenlik destek primi ile sorumlu olunan dönemin, 01.10.1999-04.05.2006 tarihleri arasında serbest avukat olarak çalışılan dönemle sınırlı olması gerektiği, şirket işyerinde çalışılan dönem bakımından mükerrer sosyal güvenlik destek primi ödenmesine meydan verilmeksizin, buna göre hesaplama yapılması gereği gözetilerek, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…\” kısmındaki \”davanın reddine\” ifadesinin maddi hata sonucu yazıldığı sonucuna varılarak \”davanın reddine\” ifadesinin bozma kararından çıkarılmasına ve maddi hatanın bu şekilde düzeltilmesine karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. 08.09.1999 tarihli ve 23810 sayılı Resmî Gazete\’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanun\’un 8. maddesiyle, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu\’nun 63. maddesinin (B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere eklenen bent içeriğinde, “Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardımı zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından %15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir” düzenlenmesine yer verilmiş olup, düzenlemenin tarihi olarak belirlenen 01.10.1999 tarihinden itibaren bu konumdaki tüm sigortalılar yönünden uygulanma gereği öngörülmüştür. Anılan madde ile getirilen hüküm kamu düzenine ilişkin buyurucu bir nitelik taşımaktadır. Kanunda yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat olarak çalışmasını sürdürenlerden sosyal güvenlik destek primi kesilmeyeceğine dair ayrık bir hüküm bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi 23.02.2001 tarihli ve 1999/42 E., 2001/41 K. sayılı kararı ile bu maddenin Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiş ve Kurumun uygulamasını yasaya uygun bularak iptal talebini reddetmiştir. Bu nedenlerle, Kurumun,

Avukat ve Noter Olarak Çalışanların Yaşlılık Aylığından Sosyal Güvenlik Destek Primi Kesilmesi Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında (SYDV) Çalışanlar İlave Tediye Alacağına Hak Kazanabilir mi?

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında (SYDV) Çalışanlar İlave Tediye Alacağına Hak Kazanabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/1222 Karar No: 2018/1137 Karar Tarihi: 30.05.2018 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki ilave tediye davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 11. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.05.2015 gün ve 2014/998 E., 2015/695 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.10.2015 gün ve 2015/19638 E., 2015/28165 K. sayılı kararı ile; “…A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, Davalı Vakfın kamu hukuku tüzel kişisi olup, Davacının da kamu işçisi olduğunu, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun\’a göre ilave tediye ödemesi yapılmasını gerektiğini, ancak bu güne kadar bu ödemelerin yapılmadığını, 3294 sayılı Kanun\’un 7. maddesine göre SYDT Fonunda toplanan kaynakların ülke çapında ihtiyaç sahiplerine nakdi ve aynı olarak dağıtmak üzere her il ve ilçede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı kurulduğunu, SYDTF ve SYDV\’lerin gelirlerinin kamu alacağı mahiyetinde olduğunu, bunların tahsili için 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağının öngörüldüğünü, bu vakıfların yaptıkları her türlü alım ve satım işlerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanu\’na göre yapmak zorunda olduklarını, bu vakıfların kamu kurumu niteliği taşıdığı, Şarköy Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.11.2010 tarih 2009/96E 2010/155K sayılı ilamının Yargıtay 9.HD.sinin 19.03.2013 tarih ve 2010/51338E–2013/9387K sayılı onandığını, bu kararda söz konusu vakıflarda çalışan işçilerin kamu işçisi olduğunun belirtildiği, SYDV\’nin kamu kuruluşu olduğunun Başbakanlığının ve Sosyal Güvenlik Kurumunun yazı ve kararlarında belirtilmiş olduğu ileri sürerek, ilave tediye alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davalı işveren Vakfın 11.07.1956 tarih ve 6772 sayılı Kanun kapsamında işyeri olmadığını, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ekinde yer alan cetvellerde tüm kamu kurumlarının sayıldığını, Davalı Vakfın burada sayılmamış olduğunu, 6772 sayılı Kanun\’un 1.maddesinde sayılan diğer kamu kurumu, şirket, iktisadi devlet teşekkülü ve banda da olmadığını, Davalı Vakfın Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş bir vakıf olduğunu, vakfın özel hukuk tüzel kişisi olduğunu, Davacının dilekçesinde saydığı bazı ayrıcalıklarının Davalının kamu tüzel kişisi yada kamu kurumu olduğunu göstermeyeceği, dava dilekçesi ekinde yer alan Danıştay ile Yargıtay ilamının birbiri ile çelişen karlar olduğu her ikisinin de bir çok Kanuna aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının özel hukuk tüzel kişisi olduğu, kuruluş amacı ve mali yapısı itibariyle kamu kurumlarından farklı nitelikte olduğu ve bu bağlamda 6772 sayılı Kanun\’un 1. maddesi kapsamına girmeyeceğinin açık olduğu, davalı vakfın ilave tediye alacağından sorumlu olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı kurumun hukuki niteliğinin ne olduğu, bu kurumun ilave tediye ödemesi gereken kurumlardan olup olmadığı ve bu bağlamda davacının talep ettiği alacağa hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun 1 inci maddesinde, Devlet ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça belirtilmiştir. Buna göre; A. İşveren kapsamı yönünden Devlete ve ona bağlı olmak üzere, 1. Genel, katma ve özel bütçeli daireler, 2. Sermayesi değişen kurumlar, 3. Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar, 4. Belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar, 5. 3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı Devlete ait olan veya bu sermeye ile kurulan iktisadi Devlet kuruluşları. 3460 sayılı Kanun bugün itibari ile yürürlükte olan bir yasa değildir. 3659 sayılı Kanun ise, banka ve Devlet kurumlarında çalışan memurların aylıkları ile ilgili düzenleme getirmiş ve halen yürürlüktedir. Bu Yasanın 1 inci maddesinde, kapsama dahil kurumlar daha ayrıntılı açıklanmıştır. Yukarda belirtilen kurumlarca, sermayesinin yarısından fazlasına iştirak suretiyle kurulan kuruluşlar ve bunların aynı nispette iştirakleriyle vücut bulan kurumlar, ticaret ve sanayi odaları ve borsalar veya satın alınıp belediyelere bağlanan müesseseler de Kanun kapsamına alınmıştır. Keza 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu\’nda, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ekli cetvellerde sayılmıştır. Bu cetvellerde Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu idareleri, Özel Bütçeli İdareler, Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar ve Sosyal Güvenlik Kurumlarında çalışanların kanun kapsamında olduğunun kabulü gerekir. Sonuç itibari ile kapsam bakımından, Devlet tarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı kuruşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacağı görülmektedir. B. İşçi yönünden kapsama gelince: İş Kanunu kapsamına girsin girmesin, yukarda belirtilen Devlet ve ona bağlı kurumlarda İş Kanununun 1 inci maddesindeki tanıma göre, işçi sayılan herkes bu alacaktan yararlanacaktır. Kanun, 4857 ve 1475 sayılı İş Kanunundan önceki İş Kanununa atıfta bulunmuştur. 4857 sayılı İş Kanunu işçi tanımına 2 nci maddesinde yer vermiştir. Buna göre “bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi” denir. O halde bir iş sözleşmesine dayanarak, yukarda belirtilen kurumlarda çalışan her işçiye ilave tediye ödemesinin yapılması gerekir. C. Ödenecek ücret yönünde kapsam: Maddenin son cümlesinde, yukarda belirtilen işyerlerinde çalışan işçilere ücret sistemleri ne olursa olsun her yıl için birer aylık ücret tutarında ilave tediye ücreti ödeneceği belirtilmiştir. Devlet ve ona bağlı maden işletmelerinin yeraltında çalışan işçilere, ayrıca bir aylık ödeme dışında birer aylık daha ödemenin yapılacağı Kanunun 2 nci maddesinde açıklanmıştır. Kanunun 3 üncü maddesinde, işçilere her yıl için birer aylık (yeraltında çalışan işçilere her yıl için ikişer aylık) ilave tediye dışında, birer aylık ücret istihkaklarını geçmemek üzere Bakanlar Kurulu kararı ile aynı oranda bir ilave tediye ödemesi yapılabileceği belirtilmiştir. Keza Yasanın Ek 1 inci maddesi ile ilave tediyelerin Toplu İş Sözleşmesi ile kararlaştırılması halinde buna sınır getirilmiş ve “Bu Kanun uyarınca işçilere yapılan ilave tediyelerden ayrı olarak, her yıl için her biri bir aylık istihkakları tutarını (hafta ve genel tatil ücretleri dahil) geçmemek şartıyla toplu iş sözleşmeleri ile en çok iki ikramiye daha verilebilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Toplu İş Sözleşmesi ile yukarda belirtilen kurumlarda çalışan işçilere en çok iki ay daha ilave tediye ödeneceğinin kararlaştırılabileceği, bu miktar üzerinde ödeme yapılacağı şeklindeki düzenlemenin yasal sınırı aşan miktarda geçersiz olacağını kabul etmek gerekir. Kanun, kapsam içinde olmayan ancak Toplu İş Sözleşmesi uygulanacak işyerleri için de Ek 2 inci madde ile bir

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında (SYDV) Çalışanlar İlave Tediye Alacağına Hak Kazanabilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Toplu İş Sözleşmesi Kapsamında Servis Hizmetinden Yararlanamayan İşçi Servis Ücreti Talep Edebilir mi?

Toplu İş Sözleşmesi Kapsamında Servis Hizmetinden Yararlanamayan İşçi Servis Ücreti Talep Edebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/9-1059 Karar No: 2019/93 Karar Tarihi: 07.02.2019 Özet: Mahkemece iş müfettişliğine sunulan bilgi notunda yer alan yerlerin demiryolu güzergâhındaki yerler olup olmadığı, davalının demiryolu güzergâhında olmamasına rağmen servis koyduğu yerler bulunup bulunmadığı usulünce belirlenmeli, buna göre davalı işverenin \”eşit davranma ilkesi\”ni ihlal edip etmediği konusunda sonuca varılmalıdır. (4857 S. K. m. 5) Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Sakarya 2. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.04.2016 tarihli ve 2015/1353 E.- 2016/363 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 09.05.2016 tarihli ve 2016/14358 E.- 2016/11403 K. sayılı kararı ile; \”A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirkette çalıştığını, davalı şirketin bir kısım işçilere servis hizmeti verdiğini, farklı güzergâhta ikamet eden davacıya servis imkânı sağlamadığını, herhangi bir ücret de ödemediğini, T.C Çalışma Bakanlığı\’na yapılan şikâyet sonucunda, servis ücretlerinin ödenmesi yönünde rapor düzenlenmesine rağmen, davalı şirketin servis ücretini ödememekte direndiğini iddia ederek servis ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili cevap dilekçesinde; 4857 sayılı İş Kanunu\’nda işverenin, işçiye yol veya servis ücreti ödeyeceğine dair herhangi bir düzenlemenin olmadığını, daha önce trenin güzergâhında servis hizmeti sağlanırken daha sonra karayolu ile servis imkânı sağlandığını, davalı şirketin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinde belirlenen güzergâhlara servis hizmeti sağladığını, güzergâh üzerinde olmayan işçilerin servis hizmetlerinden faydalanamamasının eşitlik ilkesine aykırı olamayacağını, davacının delil olarak dayandığı rapor ile ilgili olarak davalı şirkete ulaşmış herhangi bir müfettiş raporunun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının toplu iş sözleşmesine tabi olduğu, servis hizmetinden yararlanamadığı, bu durumun İş Kanunu\’nun 5. maddesindeki eşit davranma ilkesine aykırı olduğu, dolayısıyla davacının servis ücreti alacağına hak kazandığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı yasal süresi içerisinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Dosyada mevcut toplu iş sözleşmeleri hükümlerine göre davalı işverenlik tren ve banliyö istikametinde bulunan yerlere göre ücretsiz olarak trenden faydalandırma ve daha sonra da servisten yararlanma hakkı tanıdığı, söz konusu haklar dışında davacı işçilerin ikamet ettikleri yere ilişkin herhangi bir servis uygulamasının söz konusu olmadığı gibi toplu iş sözleşmesinde de bu konuda bir düzenleme olmadığı anlaşıldığından Mahkemece davacıların servis hizmetinden yararlandırılmadıklarından bahisle servis ücretine hükmedilmesi hatalıdır…\” gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava servis ücreti alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalı işverenin iş yerinde çalışan bir kısım işçilere servis hizmeti vermekte iken, davacı ve arkadaşlarına servis hizmeti vermediği gibi, ücretini de ödemediğini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yaptıkları şikâyet üzerine hazırlanan raporda servis ücreti ödenmesi gerektiğinin belirtilmesine rağmen, ödeme yapılmadığını ileri sürerek servis ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Vagon Sanayi A.Ş (TÜVASAŞ) vekili, TÜHİS ile davacının üyesi olduğu Demiryol-İş Sendikası (Sendika) arasında imzalanan 26. Dönem Toplu İş Sözleşmesi\’nin (TİS) 72\’nci maddesinde \”Sosyal yardım gayesiyle işçilerin iş yerlerine getirilip götürülmeleri için kamu araçları ile taşınmaları konusunda mevcut uygulamaya devam olunur\” hükmü gereği servis hizmeti verildiğini, maddedeki \”mevcut uygulamalar\” ile daha önceki sözleşmelerde yazılı uygulamaların kastedildiğini, atıf yapılan uygulamanın dayanağı olan 10. Dönem Toplu İş Sözleşmesi\’nin 89\’uncu maddesinde \” Adapazarı Vagon Sanayi Müessesesinde çalışan ve müessese lojmanlarında veya işyeri civarında ikamet eden işçilere (Mithatpaşa-Adapazarı) arasında muteber banliyö kartı verilir\” hükmünün bulunduğunu, ancak 11. Dönem Toplu İş Sözleşmesi süresince demiryolu güzergâhında çalışan işçilerin getirilip götürülmelerinin önce TCDD trenleri ve kamu araçları ile sağlandığını, TCDD\’nin tüm tren hizmetlerini kaldırması ve şirketin elinde yeterli sayıda kamu aracı bulunmaması nedeni ile bu hizmetin yine demiryolu güzergâhında olmak üzere hizmet satın alma yolu ile sağlandığını, davalı müvekkilinin Toplu İş Sözleşmesi hükümlerini uyguladığını, davacının güzergâh üzerinde oturmadığı için servis hizmetinden yararlanamamasının 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 5\’inci maddesi anlamında eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacı işçinin Toplu İş Sözleşmesi\’ne tabi olduğu, servis hizmetinden yararlanamadığı, bu durumun İş Kanunu\’nun 5\’inci maddesindeki eşit davranma ilkesine aykırılık oluşturduğu, bu nedenle davacının servis ücretine hak kazandığı gerekçesi ile bilirkişi raporunun servis imkânının işverene maliyeti esas alınarak hesap edilen seçeneğine itibar edilmek sureti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraf vekillerince temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenle oy çokluğu ile bozulmuştur. Mahkemece, 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 5\’inci maddesi ile 100 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) Sözleşmesinin (Sözleşme) 1, 2 ve 3\’üncü maddelerindeki hükümlere yer verildikten ve Sözleşmenin 1\’inci maddesi hükmü karşısında servis imkânı sağlanmasının do1aylı olarak ücret kapsamı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıldıktan sonra, ilaveten 10. Dönem Toplu İş Sözleşmesi ile başlangıçta kamuya ait banliyö trenleri ile sağlanan servis hizmetinin güzergâhlardaki banliyö tren seferlerinin kaldırılması nedeni ile güzergâha giden işçilerin taşınmasına kamu araçlarıyla değil özel otobüs ve midibüslerle devam edildiği, bunun iş yeri uygulaması hâline geldiği, banliyö seferlerinin iptali nedeni ile banliyö kartı uygulamasına son verilmediği, sabah 230 (ikiyüzotuz), akşam 320 (üçyüzyirmi) işçinin servis hizmetinden faydalandığı, bir kısım işçilere sağlanan servis hizmetinden 4857 sayılı Kanun\’un 5 ve 100 sayılı İLO Sözleşmesinin 1,2 ve 3\’üncü maddeleri hükmüne göre tüm işçilerin yararlanması gerektiği, servis hizmetinden yararlanamayan davacıya da eşit işlem borcuna binaen servis ücreti ödenmesi gerektiği, 9. Hukuk Dairesinin 2010/25797 E.-2011/43670 K. sayılı kararının da aynı yönde olduğu gerekçesi ile önceki gerekçe de tekrar edilmek sureti ile direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davalı iş yerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmeleri hükümleri dikkate alındığında davacının servis hizmetinden yararlanamamasının 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 5\’inci maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı işçinin servis ücretine hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, toplu iş sözleşmesi ve \”eşit davranma\” konuları üzerinde kısaca durmak gerekir. Toplu iş sözleşmesi Toplu iş sözleşmesi işçi kuruluşları ile işveren kuruluşları veya işveren arasında iş (hizmet) sözleşmesine uygulanabilecek çalışma şartlarını

Toplu İş Sözleşmesi Kapsamında Servis Hizmetinden Yararlanamayan İşçi Servis Ücreti Talep Edebilir mi? Read More »