İş Hukuku

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Prime Esas Kazancın Tespiti Davalarında Hizmet ve Gerçek Ücret Her Türlü Delille İspatlanabilir mi?

Prime Esas Kazancın Tespiti Davalarında Hizmet ve Gerçek Ücret Her Türlü Delille İspatlanabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/21-904 Karar No: 2020/554 Karar Tarihi: 09.07.2020 Özet: Senetle ispat kuralına değinen ve iddianın yazılı delille kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen direnme kararı hatalıdır. Davacı art direktör (tasarımcı) olarak 4.500,00TL ücretle çalıştığını bildirmiştir. Hizmet döküm cetvelinden davacının davalı işyerinden önce ve sonrasında çalıştığı işyerlerinde asgari ücretin üzerinde ücret aldığı anlaşılmaktadır. Yine İstanbul Grafikerler Meslek Odası ihtilaflı dönemde emsal işi yapanların 2.500,00-4.500,00TL ücret alabileceğini bildirilmiştir. Bu nedenle mahkemece Özel Daire bozma kararında belirtilen araştırmalar eksiksiz yerine getirilmeli bununla da yetinilmeyerek mümkün olan bütün kanıtlar toplanmalı, her türlü delil göz önünde bulundurularak davacının prime esas gerçek ücreti tespit edilmelidir. (6100 S. K. m. 200, 202) (1086 S. K. m. 288, 292) (YİBK 04.10.2019 T. 2018/1 E. 2019/5 K.) 1. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. İş Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İstanbul 21. İş Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işverenin müşterilerine web tasarımı hizmeti veren altmıştan fazla kişinin çalıştığı büyük bir firma olduğunu, müvekkilinin 2010 Aralık – 2011 Mayıs tarihleri arasında davalı işyerinde art director olarak çalıştığını, birçok işçi gibi prime esas kazancının asgari ücret üzerinden gösterildiğini, ücretinin asgari ücrete denk gelen bölümünün banka aracılığı ile kalan kısmının ise elden ödendiğini, bu süre zarfında müvekkilinin maaş bordrosu ya da herhangi bir belge imzalamadığını ileri sürerek prime esas kazancının 4.500,00TL olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı … (SGK) vekili cevap dilekçesinde; davacının 04.03.2011-09.05.2011 tarihleri arasında diğer davalı şirkette çalıştığını, hizmet akdiyle davalı işverene bağlı olarak fiilen çalışıldığının ve çalışmanın niteliği ile ödenen ücretin somut deliller ile ispat edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. 6. Davalı …. İnternet ve Reklam Hizmetleri Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; davacının 04.03.2011-09.05.2011 tarihleri arasında müvekkili nezdinde çalıştığını, bordroda belirtilen ücret kadar ücret aldığını, bu hususun davacının ihtirazı kayıtsız olarak ücretini tahsil ettiği banka kayıtları ile de sabit olduğunu, 4.500,00TL tutarındaki maaş iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararı: 7. İstanbul 12. İş Mahkemesinin 20.03.2014 tarihli ve 2011/889 E., 2014/154 K. sayılı kararı ile; davacının prime esas kazanç talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu\’nun 200. maddesi (1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu md.288)\’nde belirtilen sınırları aştığını, talep konusu çalışma dönemi öncesi ve sonrasına ait yazılı herhangi bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. İstanbul 12. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 09.04.2015 tarihli ve 2014/11620 E., 2015/7609 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, davanın reddi ile hükümde yazılı şekilde karar verilmişse de varılan sonuç eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak verilmiştir. Nitelikli ve tecrübeli bir işçinin, yaptığı işin özelliğine göre asgari ücret ile çalışması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu durumda işveren tarafından asgari ücret üzerinden düzenlenen belgelerin aksinin kanıtlanamayacağı düşünülemez. Somut olayda; davalı işyerinde ücretin, sigorta matrahında gösterilen kısmının banka aracılığı ile geri kalan kısmının ise elden zarf içinde ödendiğini iddia etmekte, davacının art direktör (tasarımcı) olarak çalıştığını, iddia edildiği gibi ücrete ilişkin sigorta matrahında gözüken miktar dışında yazılı belge bulunmadığı, İstanbul Grafikerler meslek Odası yazısında dava konusu ihtilaflı dönemde emsal işi yapanların 2.500,00-4.500,00 TL ücret alabileceğinin bildirildiği, tanık dinlenildiği ve davacının hizmet cetvelinde davalı işyerinden önce ve ayrıldıktan sonra girdiği işyerlerinde asgari ücretin üzerinde ücret aldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş, Sosyal Güvenlik Kurumu\’ndan davacının sicil dosyası ile işyerine ilişkin dönem bordrolarını getirtmek, işyerinin kapsam ve kapasitesini belirlemek, gerektiğinde işverenin bordrolarında kayıtlı diğer işçilerin beyanına başvurmak, işverenin yaptığı bildirimler ile çalışan işçilerin niteliklerini de karşılaştırarak, işverenin çalıştırdığı işçilerin kıdem ve pozisyonuna göre gerçek ücreti üzerinden bildirilip bildirilmediği üzerinde durmak, davacının bildirilen ücret ile çalışması olağan olmayan nitelikli bir işçi olup olmadığını, nitelikli bir işte çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek, bildirilen ücretle çalışmasının olağan olmadığı belirlendiği takdirde, işverenin aynı pozisyondaki işçilere ödediği ücretlerin gerçeğe uygun olup olmadığını değerlendirmek, bu bildirimlerin gerçeğe uygun olduğunun belirlenmesi halinde, bu ücretleri esas almak, aksi takdirde benzer işi yapan işyerlerinden, gerektiğinde ilgili meslek odasından ve Türkiye İstatistik Enstitüsü\’nden emsal ücret araştırması yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermekten ibarettir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. İstanbul 21. İş Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/327 E., 2015/621 K. sayılı kararı ile; bir kısım Yargıtay kararlarına yer verilerek, önceki karardaki gerekçeler de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; prime esas kazancın tespiti istemli eldeki davada, ücretin tespitinde mahkemece yapılan araştırmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği yahut talebin 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu\’nun 288. ve 292. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu\’nun 200. ve 202.) maddeleri gereğince ispatlanamadığının kabulü ile mi sonuca gidilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, direnme kararını temyiz eden davacı vekilinin harç yatırmadan verdiği temyiz dilekçesinin harçlandırılması için mahkemece muhtıra çıkarılmış olup, muhtıranın tebliğinden itibaren 7 gün içinde yatırılması gereken harçların 24 gün sonra yatırıldığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddinin gerekip gerekmediği ön sorun olarak tartışılmıştır. Bilindiği üzere yasal düzenlemelerle muhatabın tevziat saatlerinde adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memuruna adreste niçin bulunulmadığını tahkik etme görevi yüklenmiştir. Temyiz harç ve masraflarının yatırılması için davacı vekilinin adresine çıkarılan tebligatta, muhatabın kısa süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığı, tevziat saatlerinden sonra geleceğine ilişkin bir beyan ve bunun tevsikinin bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle yapılan tebligat usulsüz olduğundan, ön sorunun bulunmadığına 01.07.2020 tarihinde yapılan görüşmede oy birliği ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 14. Sosyal güvenlik hakkı, sosyal hukuk devletinde geçerli olan sosyal güvenlik ve sosyal adalet ilkelerinin bir gereği olarak insanlara asgari yaşam düzeyi sağlamak ve onları korumakla görevli devletten bu yönde gerekli tedbirleri almasını ve teşkilatlarını kurmasını talep etme hakkı sunar. Sosyal güvenlik hakkının nitelikleri ise, vazgeçilmez ve

Prime Esas Kazancın Tespiti Davalarında Hizmet ve Gerçek Ücret Her Türlü Delille İspatlanabilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kullanmasında Zorunluluk Olan Protez, İşitme Cihazı veya Tıbbi Cihazın Bedeli SGK’dan Alınabilir mi?

Kullanmasında Zorunluluk Olan Protez, İşitme Cihazı veya Tıbbi Cihazın Bedeli SGK’dan Alınabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/3898 Karar No: 2019/693 Karar Tarihi: 18.06.2019 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.02.2014 tarihli ve 2012/662 E., 2014/55 K. sayılı karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 07.11.2014 tarihli ve 2014/9119 E., 2014/23203 K. sayılı kararı ile;  \”…Davacı hak sahibi kızı için satın almış olduğu 2 adet dijital işitme cihazı bedeli olarak Kurumca ödenmeyen 4.128 TL’yi talep etmiş, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Hastanın tedavisinde kullanılan malzeme bedelinin denetlenip, faturadaki haliyle ödenecek nitelikte olup olmadığının ve buna bağlı olarak Kurum tarafından karşılanabilir miktarının rayiç fiyat esas alınarak belirlenmesi gerektiği hususunda yapılan araştırmanın yeterli olmadığı görülmüştür. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 63. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile, (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usûl ve esaslarını Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usûl ve esasları Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir.” düzenlemesi ile Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği\’nin 22. maddesindeki, “Kurum, finansmanı sağlanan ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerini ve bu malzemelerin temini, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri ile, ödeme usul ve esasları Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir.” hükmü gözetilerek; kullanılan dijital işitme cihazı bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yukarıda sıralanan düzenlemeler çerçevesinde belirlenmesinin sağlanması, fiyat tespitinin makul süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gerçekleştirilmemesi hâlinde ise; tedavinin yapıldığı yıl belirtilmek suretiyle, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığı vb. kuruluşlardan sorulup, davaya konu sağlık malzemesine ilişkin ihalelerde teklif edilen fiyat ortalaması esas alınarak rayiç fiyat belirlenmeli; ödemeye esas fiyatın bu şekilde belirlemenin mümkün olmaması durumunda, konu hakkında teknik ve mali bilgiye sahip bilirkişiden, piyasa değerleri ve ilgili kuruluşların görüşü ışığında fiyat tespitine ilişkin rapor alınarak vb. tüm araştırmalar yapılmak suretiyle belirlenip; fatura miktarını aşmayacak ve Kurum tarafından tedavinin yapıldığı yıl için ödemeye esas olmak üzere Sağlık Uygulama Tebliği’nde belirtilen bedelin altına düşülmeyecek şekilde belirlenen rayiç bedelden, sigortalıdan alınacak katılım payı düşüldükten sonra, varsa fazladan ödenen kısmının istirdadına karar verilmelidir. Mahkemece, sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında inceleme yapılmaksızın, yetersiz incelemeye dayalı olarak karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. …\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işitme cihazı bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin, kızı Merve T.’in her iki kulağında da yaşadığı işitme kaybı nedeni ile işitme cihazı kullanmasının sağlık raporu ile zorunluluk taşıdığının tespit edilmesi sonucunda 09.07.2011 tarih ve 99330 sıra nolu fatura ile 6.000,00TL tutarında Siemens Centra SP marka 2 adet kulak arkası işitme cihazı almak zorunda kaldığını, kızı Merve T.’e aldığı 2 adet işitme cihazı için ödediği 6.000,00TL’nin katılım payı düşüldükten sonra kalan 4.800,00TL’sinin sağlık harcaması olarak iadesi için bağlı olduğu davalı Kuruma müracaat ettiğini ancak davalı Kurum tarafından müvekkiline sadece 672,00TL ödeme yapıldığını, gerek uluslararası sözleşmeler gerekse iç hukuktaki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde her bireyin, ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlık standartlarına sahip olma hakkının bulunduğunu, bu hakkın tam olarak kullanılabilmesi için hastalık durumunda herkese tıbbi hizmet ve tıbbi bakım sağlayacak koşulların oluşturulması amacıyla devletin gerekli her türlü tedbiri alması gerektiğini ileri sürerek kesintisi lazım gelen katılım payı (%20) ve davalı Kurum tarafından tıbbi yardım olarak müvekkile ödemesi yapılan 672,00TL düşüldükten sonra kalan kısım olan 4.128,00TL tıbbi malzeme bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili; tıbbi malzeme temin ve ödenmesine ilişkin işlemlerin Genel Sağlık Sigortası İşlemler Yönetmeliği ve yürürlükteki Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile birlikte değişik tarihlerde yayımlanan genelgeler ile yapılan düzenlemeler doğrultusunda yürütüldüğünü, 22.12.2010 tarihinden itibaren işitme cihazları bedellerinin ödenmesinde 2010 Sağlık Uygulama Tebliği’nin “Ayakta tedavilerde reçete karşılığı hasta tarafından temin edilen tıbbi malzeme bedelinin ödenmesi” başlıklı 7.2.2. maddesinin uygulandığını, ilgi madde doğrultusunda …’e il komisyonlarınca belirlenen 1. sıradaki Duymed işitme merkezi firmasının fiyatı eşik değerleri dikkate alınarak en yüksek tutar üzerinden %20 katılım payı düşülerek 672TL ödeme yapıldığını, Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; davacının sağlık sigortasından faydalanan kızı Merve\’nin her iki kulak için kulak arkası dijital işitme cihazı kullanmasının uygun olacağı konusunda kurul raporu bulunduğu, davacının iki cihaz için 6.000,00TL’yi ödeyip faturalandırdığı, Sağlık Bakanlığı tarafından iki adet cihaz için belirlenen Sağlık Uygulama Tebliği SUT rakamının katkı payı hariç 672,00TL olduğu, belirlenmesi gereken emsalin SUT rakamının altına düşmeyip fatura rakamını geçmemesi gerektiği, İstanbul Ticaret Odası tarafından Siemans Centra SP marka her bir cihaz için 3.000,00TL emsal fiyat bildirildiği, bu emsale göre cihazların fiyatının 6.000,00TL olarak belirlendiği, %20 katkı payı düşüldüğünde cihazların fiyatlarının 4.800,00TL’ye tekabül ettiği, kurum tarafından davacıya cihazlar için 672,00TL ödendiği, bu hâliyle Kurumun davacıya ödemesi gereken miktarın 4.128,00TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; Sağlık Bakanlığının tıbbi malzeme rayici belirleyen kurullarının rayiç belirleme sürelerinin sağlıktaki gelişmelerin gerisinde kaldığı ve yeni tedavi yöntemleri, gelişen cihazların makul sürede vatandaşların devlet eliyle ve yardımıyla ulaşımını geciktirdiği, ayrıca Sağlık Bakanlığının yapacağı ihalelerden aldığı ya da alacağı tıbbi malzemelerin toplu olarak alındığından perakende alımlara göre çok daha ucuza mal edildiği, davacının hak sahibi genç yaştaki çocuğunun hayatını normale yakın idame ettirmesi için gelişen sağlık imkânları kapsamında iyi bir cihaz almayı seçtiği, Anayasa’da yer alan sosyal devlet olgusunun şüphesiz çocukların ve gençlerin devlet tarafından fiziki ve ruhsal sağlığı ile gelişimlerinin gözetilmesi ve korunması olgusunu da içerdiği, bu durumun kişilerin maddi imkanlarına terk edilemeyeceği, diğer taraftan emsal araştırmasının da usulünce yapıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik

Kullanmasında Zorunluluk Olan Protez, İşitme Cihazı veya Tıbbi Cihazın Bedeli SGK’dan Alınabilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kadın İşçinin Evlilik Sebebiyle Fesih Hakkı ve Kıdem Tazminatına Hak Kazanabilmesinin Yasal Şartları

Kadın İşçinin Evlilik Sebebiyle Fesih Hakkı ve Kıdem Tazminatına Hak Kazanabilmesinin Yasal Şartları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/3743 Karar No: 2018/81 Karar Tarihi: 24.01.2018 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 9. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne dair 08.11.2012 gün ve 2009/434 E.-2012/632 K. sayılı kararının temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin (kapatılan) 22.04.2013 gün ve 2013/2664 E.-2013/7151 K. sayılı kararı ile; \”…1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, .2- Davacı vekili, işverence iş akdine haksız olarak son verildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, yıllık izin ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının işyerini kendisinin terk ettiğini ve işverenden herhangi bir alacağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş sözleşmesini evlilik sebebiyle feshettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı taraflar temyiz etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kadın işçinin iş akdini evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlar. Kadın işçinin evlilik öncesinde bu hakkını kullanması da olanaksızdır. Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 5.6.2008 tarihinde işverence haklı sebep bulunmadığı halde feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı vekili ise davacının işyerini 5.6.2008 tarihinde terk ettiğini 23 gün sonra davacının evlendiğinin öğrenildiğini savunmuştur. Dosya içerisindeki belgelerden davacının 7.8.2008 tarihinde Bölge Çalışma Müdürlüğüne başvurduğu ve evlilik dolayısıyla işi bıraktığını ancak yasal haklarının işverence ödenmediğini belirttiği, yine başvuru dilekçesinde işten çıkış tarihini 5.6.2008 tarihi olarak gösterdiği anlaşılmaktadır. Davacıya ait nüfus kayıt örneğine göre davacının 24.6.2008 tarihinde evlendiği görülmektedir. 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14. maddesine göre kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlayacağından taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından evlilik sebebine dayanarak ancak evlilik tarihinden önce feshedildiği tespit edilmekle kıdem tazminatı talebinin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin 03.09.2001 tarihinden işine son verildiği 05.06.2008 tarihine kadar davalıya ait iş yerinde çalıştığını, haklarının ödenmesi için işverene ve SGK\’ya yaptığı başvuruların neticesiz kaldığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma ücretlerinin ve asgari geçim indirimi alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı şirket vekili davacının 01.06.2008 tarihinde öğlen vakti kimseye haber vermeden işi bıraktığını, bu durumun karakola bildirildiğini, üç gün beklendiğini, kendisinden haber alınamayınca halen davalı iş yerinde çalışan abisinin de imzası bulunan 05.06.2008 tarihli tutanağın düzenlendiğini, 24.06.2008 tarihinde evlendiğini, kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi için evlilik tarihinden sonra ve bu nedenle işten ayrılmak gerektiğini, davacının işi bıraktıktan 23 gün sonra evlendiğini, kıdem tazminatı hakkı olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesinde kıdem tazminatına hak kazanabilmek için kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile iş sözleşmesini sona erdirmesi hâlinde kıdem tazminatı ödeneceği hükme bağlandığından, davacının da kanunun aramış olduğu bu şartları yerine getirdiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, kendisi işten ayrıldığından ihbar tazminatı talep edemeyeceği, yıllık izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının da bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenle bozulmuştur. Mahkemece, davacının evlenme niyetiyle işten ayrıldığı, 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesinde evlilik sebebiyle fesih hakkının düzenlendiği, fesih hakkının evlilik tarihinden itibaren bir yıllık süreye tâbi olduğunun hükme bağlandığı, evliliğe çok yakın tarihte ve evlenme niyetiyle eşi ile birlikte olan ve hazırlık yapan davacının iş sözleşmesini feshettiği ve evlilik sözleşmesinin de çok kısa bir süre sonra gerçekleştiği, 9. Hukuk Dairesinin bu yönde kararlarının bulunduğu belirtilerek önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı şirket vekili tarafından temyize getirilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından 24.06.2008 tarihinde evlenen ancak resmî evlilikten önce 05.06.2008 tarihinde işten ayrılan davacının 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 120\’nci maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesine göre iş sözleşmesini evlilik nedeniyle feshettiğinin kabul edilip edilemeyeceği ve buradan varılacak sonuca göre de kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Kıdem tazminatı Kanunda belirtilen asgari çalışma süresini dolduran işçinin iş sözleşmesinin yine Kanunda belirtilen nedenlerden biri ile son bulması hâlinde işçiye, işçi ölmüş ise mirasçılarına işçinin kıdemi ve ücreti dikkate alınarak işverence ödenen bir miktar paradır. Kıdem tazminatı, 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 120\’inci maddesi uyarınca \”25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesi hariç diğer maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.\” Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu\’nun geçici 1\’inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; \”Diğer mevzuatta 1475 sayılı İş Kanunu\’na yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır. Bu Kanunun 120\’nci maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesinin birinci fıkrasının 1\’inci ve 2\’nci bendi ile onbirinci fıkrasında, anılan Kanunun 16, 17 ve 26\’ncı maddelerine yapılan atıflar, bu Kanunun 24, 25 ve 32\’nci maddelerine yapılmış sayılır.\” Bu nedenle kıdem tazminatı ile ilgili olarak 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14\’üncü maddesine göre değerlendirme yapılması gerekir. Bu kapsamda Kanunun 14\’üncü maddesi uyarınca iş yerinde çalışması en az bir yıl olan işçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 25\’inci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı nedenler dışındaki bir sebeple feshedilmesi veya işçinin iş sözleşmesine yine aynı Kanunun 24\’üncü maddesinde belirtilen nedenlerden birine dayanarak son vermesi hâlinde işçi, kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Bunun gibi Kanuna göre erkek işçinin iş sözleşmesine muvazzaf askerlik hizmetini ifa etmek amacı ile son vermesi, ya da işçinin yaşlılık aylığı veya toptan ödeme almak için işten ayrılması durumunda işçiye kıdem tazminatı ödenmesi gerekecektir. Kadın işçi iş sözleşmesini evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusu ile sona erdirirse, kıdem

Kadın İşçinin Evlilik Sebebiyle Fesih Hakkı ve Kıdem Tazminatına Hak Kazanabilmesinin Yasal Şartları Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Grevin Sona Erdirilmesine ve İşçi Sendikasının Yetkisinin Düşmesine Karar Verilebilir mi?

İş Mahkemesince Grevin Sona Erdirilmesine ve İşçi Sendikasının Yetkisinin Düşmesine Karar Verilebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/2783 Karar No: 2017/1427 Karar Tarihi: 22.11.2017 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki grevin sona erdirilmesi ve yetki belgesinin geçersizliğinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.06.2016 gün ve 2016/594 E.-2016/734 K. sayılı kararın temyiz incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 22.09.2016 gün ve 2016/26723 E.- 2016/16531 K. sayılı kararı ile; \”A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı sendika üyesi işçilerin 3/4 ünün sendikadan istifa ettiklerini iddia ederek grev kararının durdurulmasını ve davalı sendikanın yetki belgesinin geçersizliğine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı taraf davacı işverenin sendikal hakları engellemek istediğini ve sendikaya üye işçi sayısının 3/4 oranında eksilmesi halinde dahi sendikanın yetkisinin düşmeyeceğini bu nedenle davanın usulden ve esastan reddi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemenin önceki kararı Dairemizin 29.03.2016 Gün, 2016/9772 Esas, 2016/7725 Karar sayılı kararıyla dava dilekçesinin davalı tarafa tebliği ile ön inceleme prosedürü işletilip duruşma açılarak tarafların açıklamaları dinlendikten sonra iddia ve savunmaları çerçevesinde deliller toplanıp bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilerek taraflara rapora karşı itirazlarını sunma hakkı verildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle sair temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda yetki başvuru tarihi itibariyle işyerinde 614 işçi bulunduğu bunlardan 457’sinin davalı sendika üyesi olduğu, grevin uygulamaya konduğu 04.12.2015 tarihinde ise üyelerin dörtte üçünün davalı sendikadan ayrıldıklarının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile grevin 10.02.2016 tarihi itibariyle sonlandırılmasına davalı sendikanın yetki belgesinin geçersizliğine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Dava dilekçesinde, davalı sendikanın yetki belgesinin geçersizliğine karar verilmesi de talep edilmiştir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu\’nda, hangi durumlarda işçi sendikasının yetkisinin hükümsüz olacağı, sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Ancak 6356 sayılı Kanun’un 75. maddesinin son fıkrasında ¾ oranında üye kaybı olması halinde yetkinin düşeceğine dair herhangi bir hüküm getirilmemiştir. Bu nedenle yetki belgesinin bu sebeple düşeceğini kabul etmek mümkün değildir. Mahkemece yetki belgesinin geçersizliğine ilişkin talebin reddi gerekirken yetki belgesinin geçersizliğine karar verilmesi hatalıdır. 3- Hükmün ilk fıkrasında grevin 10.02.2016 itibariyle sonlandırılması yönünde hüküm kurulduktan sonra ikinci fıkrasında 25.06.2016 tarihinde grevin sona ermesine şeklinde grevin sona ereceği tarih itibariyle çelişkili hüküm kurulması isabetsizdir. 4- Gerekçeli karar başlığında dava tarihinin 22.12.2015 yerine 02.05.2016 olarak gösterilmesi de hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir…\” gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava grevin sona erdirilmesi ve yetki belgesinin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Davacı şirket vekili davalı sendikanın başvurusu üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yetki tespit başvuru tarihi itibari ile işyerinde çalışan 614 (altıyüzondört) işçiden 457 (dörtyüzelliyedi) işçiyi üye kaydederek Kanunun aradığı çoğunluğu sağlayan davalı sendika lehine yetki tespiti yapıldığını, yetki tespitinin itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine davalı sendikaya yetki belgesi verildiğini, toplu iş sözleşmesine ilişkin yasal prosedürü tamamlayan davalı sendikanın 04.05.2015 tarihinde aldığı grev kararını uygulamaya koyduğunu, ancak başvuru tarihinde 457 (dörtyüzelliyedi) olan üye sayısının grevin uygulamaya konulduğu 04.12.2015 tarihinde 6 (altı)\’ya düştüğünü, greve sadece 5 (beş) işçinin katıldığını, bu nedenle yetki tespit başvuru tarihindeki üye sayısının 3/4\’ünü kaybeden davalı sendikanın uygulamaya koyduğu grevin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu\’nun 75/6\’ncı maddesi hükmü uyarınca kaldırılmasına ve davalı sendikanın yetkisini kaybettiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili davalı sendikanın aldığı ve kesinleşen yetki uyarınca davacı şirketi toplu iş sözleşmesi görüşmelerine davet ettiğini ancak davacı işverenin sendika ile görüşmek yerine davalı sendikanın gücünü kırmaya ve toplu iş sözleşmesi görüşmelerini akamete uğratma çabası içine girdiğini, bazı işçilerin işveren ve yandaşlarının baskılarına dayanamayarak sendikadan istifa ettiğini, baskılara direnen işçilerin ise greve katıldığını, davacı işverenin kendisine ve üretimine hiçbir engeli olmayan grevin kaldırılmasını talep ederek hakkını kötüye kullandığını ayrıca 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu\’nda hüküm bulunmadığından davalı sendikanın yetkisini kaybettiğinin tespitine karar verilemeyeceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. İkinci bozma kararı sonrasında davacı yanında davaya ferî müdahil olarak katılan …-İş Sendikası vekili davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra gün tayin edilip ön inceleme duruşması yapılmadan dosya üzerinden davanın kabulüne, davalı sendika tarafından davacı … yerinde alınan grevin 10.02.2016 tarihi itibari ile sonlandırılmasına ve davalı sendikanın yetki belgesinin geçersizliğine dair verilen karar, davalı sendika vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece dava dilekçesinin davalı tarafa tebliği ile ön inceleme prosedürü işletilip duruşma açılarak tarafların açıklamaları dinlendikten, iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplandıktan ayrıca bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilerek taraflara bilirkişi raporuna karşı itirazlarını sunma hakkı verildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, tarafların hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek biçimde dosya üzerinden yapılan inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilerek bozma sebebine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkeme bozma kararına uymuş, bilirkişi raporunu davalı sendikaya tebliğ edip rapora ve davanın esasına ilişkin beyanda bulunması için bir haftalık süre verdikten sonra davalı sendikanın yetki tespit başvuru tarihinde 457 (dörtyüzelliyedi) olan üye sayısının grevin uygulamaya konulduğu 04.12.2015 tarihinde 33 (otüzüç)\’e düştüğü, 424 (dörtyüzyirmidört) işçinin sendika üyeliğinden ayrıldığı, grev yapan sendikanın yetki tespit başvuru tarihindeki üye sayısının 3/4\’ünü (343 üye) kaybettiği yönünde tespit yapıldığından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu\’nun 75/6\’ncı maddesine göre davacı … yerinde uygulanmakta olan grevin 10.02.2016 tarihi itibari ile sonlandırılmasına, davalı sendikanın yetki belgesinin geçersizliğine dair verdiği karar, davalı sendika vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle oy çokluğu ile bozulmuştur. Mahkemece bozma kararının 3 ve 4 numaralı bentlerine uyulmuş, 2 numaralı bozma nedenine yetki belgesinin hükümsüz kalacağı hâllerin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu\’nun 46/2, 47/2, 51/1, 59/4, 60/1 ve 61/3\’üncü maddelerinde düzenlendiği, Kanunun 75/6\’ncı maddesinde grevin mahkeme kararı ile sona erdirilmesi konusu kurala bağlanırken sendikanın nasıl işlem yapacağı ve yetki belgesinin akıbeti hakkında olumlu ya da olumsuz bir düzenlemeye yer verilmediği, aynı durumun 2822 sayılı (mülga) Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt

Grevin Sona Erdirilmesine ve İşçi Sendikasının Yetkisinin Düşmesine Karar Verilebilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Ödeme Emrinin İptali Davasında Görevli Mahkeme ve Hak Düşürücü Süre

İdari Para Cezasına İlişkin Düzenlenen Ödeme Emrinin İptali Davasında Görevli Mahkeme ve Hak Düşürücü Süre Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2015/3514 Karar No: 2019/557 Karar Tarihi: 14.05.2019 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki iptal davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın usulden reddine dair verilen 28.02.2014 tarihli ve 2014/139 E., 2014/99 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.02.2015 tarihli ve 2014/11110 E., 2015/2301 K. sayılı kararı ile; \”…18.06.2012 tarihli Kurum Raporu ile İshak Saylan isimli sigortalının EGT adlı firmada belirtilen tarihlerde çalıştığının ve ücretinin tespitiyle ilgili Kurum’a şikayeti sonucu, sigortalının ücretlerini Akbank Nispetiye Şubesi’nden aldığı belirlenerek davacıyla ilgili bilgi ve belgelerin davacı bankadan istendiği ancak Kurum’a cevap verilmeyince 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi gereğince idari para cezası tahakkuk ettiği, dava dilekçesinin ekinde bulunan 2014/22880 sayılı ödeme emri düzenlenerek, davacı banka aleyhine 2012/ haziran dönemine ilişkin 5.172 TL idari para cezası içerir takip yapıldığı anlaşılan eldeki davada 2014/022880 takip numaralı ödeme emrinin iptali istenmektedir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. maddesi gereğince, eldeki davada, iş mahkemeleri yetkilidir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun, \”ödeme emri\” başlığını taşıyan 55\’inci maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, \”ödeme emrine itiraz\” başlıklı 58\’inci maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere, \”menfi tespit\” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının hak düşürücü nitelikte olan yedi günlük süre içerisinde açılması zorunludur. 6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi, vadesinde ödenmeyen kamu alacaklarının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesi olanağını öngörmüş olup; ödeme emrine konu edilen alacağın kesinleşmiş ve tahsil edilebilir aşamaya gelmiş olması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durumda ise, öncelikle, iş mahkemelerinin yetkili olduğu gözetilip, ödeme emrinin tebliğ tarihi araştırılarak süresinde davanın açılıp açılmadığı irdelenmeli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102. (506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140.) maddesi uyarınca başlamış olan itiraz prosedürünün bulunup bulunmadığı araştırılarak, idari para cezasının kesinleşip kesinleşmediği belirlenmelidir. Prosedürün varlığı halinde sonucu beklenerek, kesinleşen idari para cezası miktarının tespitiyle, ancak bu miktara ilişkin ödeme emri yönünden, 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinde sınırlı olarak sayılmış nedenlere dayalı olarak inceleme yapılmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır. Ancak davacının, ödeme veya zamanaşımı iddiası bulunmaması karşısında, bu halde dahi, maddi hukuk açısından böyle bir borcun olup olmadığının yeniden irdelenmesi de mümkün olmayacağından, kesinleşen idari para cezasına yönelik davacı isteminin reddine karar verilmesi gerekeceği gözetilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, idari para cezasının tüm sonuçları ile iptali istemine ilişkindir. Davacı …A.Ş. vekili; müvekkili Banka ile herhangi bir hizmet ilişkisi olmayan EGT Temizlik İnşaat Taah. Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin Beşiktaş Belediyesinin temizlik hizmetlerini yapmış olduğunu ve bu dönemde çalışanların maaşlarının müvekkili Bankada açılan hesap aracılığıyla ödendiğini, ilgili firmanın bankanın müşterisi olduğunu, aralarında maaşların hesap üzerinden ödenmesi haricinde herhangi bir ilişkinin bulunmadığını, hizmet ilişkisi kurulmadığını, EGT firmasının sigortalı işçileri için müvekkili banka tarafından işyeri bildirgesi verilmemesi nedeniyle Kurum tarafından tahakkuk ettirilen idari para cezasının kabul edilebilirliğinin ve yasal dayanağının bulunmadığını ileri sürerek 5.172,54-TL tutarındaki haksız ve yersiz idari para cezasının tüm sonuçları ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; davacı Bankaya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102. maddesine göre idari para cezası verildiği, ilgili maddenin 4. fıkrasına göre Kurumca itirazı reddedilen tarafın kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde görevli ve yetkili İdare Mahkemesine başvurulabileceğinin ifade edildiği, ayrıca ilgili hususun Kurum tarafından gönderilen resmi yazının alt tarafında da açıkça belirtildiği, dava konusu edilen hususlar yönünden davada görevli yargı yerinin idari yargı mercileri olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-b maddesi ile 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; bir önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada davacının talebinin 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesine göre düzenlenen idari para cezasının iptali istemine mi yoksa idari para cezasına konu ödeme emrinin iptali istemine mi ilişkin olduğu, burada varılacak sonuca göre görevli yargı yerinin adli yargı yeri mi yoksa idari yargı yeri mi olduğu noktasında toplanmaktadır. Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup, idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu\’nda, bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu\’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve diğer kanunlarla verilen işlerden ibarettir. Şu hâle göre idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak tam yargı davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise

Ödeme Emrinin İptali Davasında Görevli Mahkeme ve Hak Düşürücü Süre Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hizmet Alım Sözleşmesinin Muvazaalı Olması Halinde İlave Tediye Alacağı Talep Edilebilir mi?

Asıl-Alt İşveren İlişkisinin ve Hizmet Alım Sözleşmesinin Muvazaalı Olması Halinde İlave Tediye Alacağı Talep Edilebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2017/2237 Karar No: 2017/2031 Karar Tarihi: 20.12.2017 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki işçilik alacakları davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; … İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 20.11.2014 gün ve 2014/208 E., 2014/690 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 05.03.2015 gün ve 2015/7356 E., 2015/3547 K. sayılı kararı ile; \”…Davacı vekili, müvekkilinin davalı … ile dava dışı şirketler arasında imzalanan ihale sözleşmeleri uyarınca çalıştığını, iş müfettişliğince işyerinde yapılan incelemede davalı ile dava dışı şirketler arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinin muvazaalı olduğunun tespit edildiğini, bu tespitin yargı kararı ile kesinleştiğini, bu nedenle davacının baştan beri davalı Üniversitenin işçisi haline geldiği halde 6772 sayılı Kanun gereği ödenmesi gereken ilave tediye alacağının ödenmediğini iddia ederek bu alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının kamu işçisi olma hakkını elde etmediğini, 6772 sayılı Kanun ile düzenlenen ilave tediye hakkının kamu işçilerine uygulanmakta olduğunu, davacının kamu işçisi olmadığından ilave tediye talep edemeyeceğini, davacının yüklenici firma elemanı olduğunu, bahsedilen iş müfettişi muvazaa raporunun temizlik işçilerini kapsamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece istek hüküm altına alınmıştır. Davacının ilave tediye ücreti talep edip edemeyeceği ihtilaflıdır. Alt işveren; bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir. Alt işverene yardımcı işin verilmesinde bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümünün teknolojik uzmanlık gerektirmesi zorunludur. 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 2. maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin sınırlandırılması yönünde kanun koyucunun amacından da yola çıkılarak, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada bulunması şarttır. Kanun\’un 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 11. maddesinde de yukarıdaki anlatımlara paralel biçimde, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir. İşverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 2. maddesinde bazı muvazaa kriterlerine yer verilmiştir. Muvazaa, Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Bilindiği üzere 24.07.2003 tarih ve 25178 sayılı Resmi Gazete\’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu\’nun 11. maddesi gereğince 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu\’nun 36. maddesinin III. Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı başlıklı kısmına eklenen fıkra ile “Bu sınıfa dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetler, lüzumu halinde bedeli döner sermaye gelirlerinden ödenmek kaydıyla bakanlıkça tespit edilecek esas ve usullere göre hizmet satın alınması yoluyla gördürülebilir.” hükmü getirilmiş; sağlık ve yardımcı sağlık personeli tarafından yürütülen sağlık hizmetlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu\’nda öngörülen istihdam şekillerinden farklı olarak, gerektiğinde hizmet satın alma yolu ile de gördürülebileceği ve anılan hizmetin satın alma işlemlerine ilişkin esas ve usullerin de Bakanlıkça tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Bu çerçevede gerek Kanun\’un tanzim şekli, gerekse satın alınacak olan sağlık hizmetinin diğer hizmet alanlarına nazaran haiz olduğu önem ve hususiyet göz önüne alındığında, bu kabil hizmetlerin satın alınması işlemlerinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu kanuna dayanılarak hazırlanmış bulunan Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği hükümlerinin bire bir uygulanma imkanının olmaması nedeniyle temel ilkeler ve kurallarda anılan kanun ve yönetmelik hükümlerine bağlı kalmak koşuluyla, salt sağlık hizmetlerinin satın alma yoluyla gördürülmesine yönelik olarak bu esas ve usullerin hazırlanması zarureti doğmuş ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu ve Sayıştay Başkanlığı\’nın da uygun görüşü alınmak suretiyle bakanlıkça hazırlanmış bulunan bu esas ve usuller 05.05.2004 tarih ve 25453 sayılı Resmi Gazete\’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir Dosya içinde bulunan, muvazaa tespitine dair iş müfettişi raporlarının davalı ve …İnş. Tur. Ltd. Şti. arasında 1.1.2010 tarihinde başlanacak temizlik işleri ile ilgili imzalanan hizmet alım sözleşmesi, yine davalı ve …Tıp Hiz. Ltd. Şti. ve İlmero Teks. Mak. Ltd. Şti. adi ortaklığı arasında 1.11.2008 tarihinde başlanacak temizlik işleri ile ilgili imzalanan hizmet alım sözleşmesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettiş raporu, temizlik işçisi adı altında alınıp da temizlik işi dışındaki işlerde çalıştırılan işçiler bakımından muvazaa olgusu bulunduğuna ilişkindir. Somut olayda; öncelikle davacının yukarıda değinilen muvazaa tespiti yapılan dönem sonrası işe girdiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde davacının ne iş yaptığı belirtilmemiştir. Davalı tarafça sunulan belge de davacının yardımcı büro hizmetleri elemanı olduğu belirtilmiş ve iş tanımı; idari yazışmalar, hasta raporu yazılması, imzalatılması, kaydedilmesi, hasta randevu işleri şeklinde açıklanmıştır. Davacı tanığı davacının büro elemanı olarak rapor yazılması, hastaya randevu verilmesi ve evrak işlerinde çalıştığını beyan etmiştir. Tüm bu delillere göre davacının yardımcı büro hizmetleri elemanı olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından yardımcı büro hizmetleri elemanı çalıştırılması hususunda davalı Üniversitenin alt işveren ile hizmet alım sözleşmesi imzalandığı görülmüştür. Davacı tarafın davacının yardımcı büro hizmetleri dışında bir işte çalıştırıldığına dair bir iddiası yoktur. Şu halde davacının muvazaa tespiti yapılan dönem sonrası işe alınmış olmasına göre, hizmet alım sözleşmesinde yapılmış bir muvazaa olmadığı, davacının ne iş için alınmışsa o işte çalıştırıldığı, usulüne uygun hizmet alım sözleşmesi doğrultusunda taşeron işçisi olarak çalıştığı, davalı kurumun işçisi sayılmasını gerektirecek bir muvazaanın bulunmadığı sabit olduğundan, buna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi bozma nedenidir. O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…\” gerekçesiyle karar oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hizmet Alım Sözleşmesinin Muvazaalı Olması Halinde İlave Tediye Alacağı Talep Edilebilir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hizmet Tespiti Davasında Kamu Kuruluşlarında Geçen Çalışmanın Yazılı Belge ile Kanıtlanması Gerekir mi?

Hizmet Tespiti Davasında Kamu Kuruluşlarında Geçen Çalışmanın Yazılı Belge ile Kanıtlanması Esastır Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/2670 Karar No: 2017/1456 Karar Tarihi: 29.11.2017 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 07.05.2015 gün ve 2013/682 E.-2015/277 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 08.02.2016 gün ve 2015/24474 E., 2016/1307 K. sayılı kararı ile; \”…Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu\’nun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Somut olayda, davacı; 01.05.1998-01.09.1999 tarihleri arasında 6360 sayılı Yasa ile davalı belediyeye bağlanan Bakış Belediye Başkanlığında çalıştığının tespitini talep etmiş olup, davacının, hizmet cetvelinde, 01.05.1998-14.08.1998 tarihleri arasında davalı belediyeden bildirimleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, yazılı gerekçelerle davacının 15.08.1998-01.09.1999 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de hüküm, eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır. Bu bakımdan; davalı işverenin kamu kurumu olduğu, kamu kuruluşlarında çalışanların hizmetlerinin kayıtlara geçirilmesinin ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılmasının asıl olduğu göz önünde tutularak, dava konusu döneme ilişkin işveren nezdindeki ücret tediye bordroları ve konuya ilişkin tüm belgeler eksiksiz olarak getirtilip, anılan belge ve bordrolardan sigortalının imzasını içerenlerden, imza aidiyeti yönünden çekişme bulunmayanlar ile, hata, hile, ikrah halleriyle sakatlığı iddia ve kanıtlanamayan belgelerin içeriklerinde gösterilen gün kadar çalışmanın karinesini teşkil edeceği göz önüne alınmalı, şayet, işveren hiçbir kayıt ibraz edemiyorsa, bunun sebebi sorularak ve fiili imkansızlık varsa, davacı ile birlikte çalışan bordro tanıkları dinlenilerek, o dönemdeki ücretlerinin ne şekilde ödendiği açıkça sorulmalı, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin hangi nedenle bildirim dışı kaldığı yeterince araştırma konusu yapılarak, ortaya çıkacak sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…\” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, sigortalı çalışmaların tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin murisi ve eşi İbrahim Bozkurt’un Bakış Belediye Başkanlığında çöp toplama işinde 01.05.1998 ile 01.09.1999 tarihleri arasında çalıştığını, ancak Kurum kayıtlarında çalışmaların gözükmediğini belirterek İbrahim Bozkurt’un 01.05.1998 ile 01.09.1999 tarihleri arasında davalı işyerinde sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili husumetin kendisine yöneltilemeyeceğini, bu nedenle öncelikle davanın husumetten reddedilmesi gerektiğini, ayrıca işverenin sorumluluğunda bulunan yükümlülükler için Kurumun yükümlülüğünden söz edilemeyeceğini, davacının murisinin 01.05.1998 ile 14.08.1998 tarihleri arasında bildiriminin yapıldığını, söz konusu davada hak düşürücü sürenin gerçekleştiğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı işveren vekili davacının eşinin davalı belediye bünyesinde 01.05.1998 ile 14.08.1998 tarihleri arasında çalıştığını, 14.08.1998 tarihli dilekçesinde işten ayrılmak istediğini belirtmesi üzerine aynı tarih itibariyle işine son verildiğini ve bu tarih dışında başka çalışmasının bulunmadığını iddia ederek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Mahkemece davacının ve bir kısım bordro tanıklarının beyanları değerlendirildiğinde davacının murisinin 01.05.1998 ile 01.09.1999 tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz olarak çalıştığının anlaşıldığı, davalı işveren tarafından 01.05.1998 ile 14.08.1998 tarihleri arasındaki dönemlerin Kuruma bildirildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının eşi İbrahim Bozkurt\’un 15.08.1998 – 01.09.1999 tarihler arası dönemde Bakış Belediyesi Başkanlığında hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, davacının 01.05.1998 – 14.08.1998 arası döneme ilişkin talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle ve murisin kapanan Bakış Belediyesinde 15.08.1998 ile 01.09.1999 tarihleri arasında çalıştığına dair belgeye rastlanmadığından yeteri kadar bordro tanığı dinlendiği ve dinlenen bordro tanıklarının çalışmayı doğruladığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme hükmü davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davacının murisinin 15.08.1998 – 01.09.1999 tarihleri arasında kamu kuruluşunda geçen çalışmalarına dair yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hizmet tespiti davası 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. maddesinde ve 01.10.2008 tarihinden sonraki dönemler yönünden ise 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinde düzenlenmektedir. Bu tür davalar olumlu tespit davalarıdır. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku, hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davası, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup, kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. maddesi bu tip hizmet tespiti davası için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiğinden özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Somut olay bakımından davacının eşinin çalışmalarının geçtiğini ileri sürdüğü işyeri belediye olup bir kamu kuruluşudur. Kamu kuruluşu olan davalı işyerinde geçen çalışmaların resmî kayıtlara dayanılması ve ücretlerin yazılı belge ile ödenmesi esastır. Davacının eşinin, kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenle bildirim dışı kaldığı gereğince ve yeterince araştırma konusu yapılmamıştır. Davacının kamu kurumu olan belediye bünyesinde ücretsiz çalışması hayatın olağan akışına aykırı olup, kamu kuruluşundaki çalışmaların resmî kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıl olduğuna göre tanık sözlerine dayalı olarak çalışmanın kanıtlandığının kabul edilmesi doğru değildir. Talep edilen dönemler yönünden yapılacak iş, davacının eşinin ücret bordrolarında gözüken yazılı belge ile ortaya koyulmuş çalışmalarını tespit etmek, davalı Belediyenin muhasebecisi, müdürleri dinlenerek davacının eşinin ücretini nasıl aldığını belirlemek, davacıdan bu tarihler arasında ücret ödendiğini kanıtlayan belge olup olmadığını sormak, varsa mahkemeye sunması için süre vermek, kamu kuruluşlarında geçen çalışmanın yazılı belge ile kanıtlanması asıl olduğundan ancak ücretin başkaca şekilde ödendiğini fiili ve somut olarak tespit etmek suretiyle

Hizmet Tespiti Davasında Kamu Kuruluşlarında Geçen Çalışmanın Yazılı Belge ile Kanıtlanması Gerekir mi? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kesin Hüküm İtirazı: Hakkında Kesin Hüküm Bulunan Konuda Farklı Dava Sebebi ile Yeni Bir Dava Açılması

Kesin Hüküm İtirazı: Hakkında Kesin Hüküm Bulunan Konuda Farklı Dava Sebebi ile Yeni Bir Dava Açılabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/7-360 Karar No: 2019/450 Karar Tarihi: 11.04.2019 Özet: Her iki davanın tarafları ve konusu aynı ise de, dayandığı sebeplerin (vakıaların) aynı olduğundan söz edilemez. Zira ilk dava, davacının büro işçisi olmadığı, aksine sahada (dışarıda) çalıştığı yönündeki vakıalara dayandırılmış iken, eldeki davada davacının, büro işçisi olduğunu ancak işverenin eşitlik ilkesine aykırı davranarak çok sayıda büro işçisini Toplu İş Sözleşmesi (TİS)\’nden yararlandırdığını iddia ettiği ve bu nedenle TİS\’ten yararlanması gerektiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Öyle ise, … tarihine kadar olan alacaklar bakımından kesin hüküm bulunduğunu kabul etmek mümkün değildir. Mahkemece kesin hükmün dava sebebinin aynı olmasına ilişkin şartın somut olayda gerçekleşmediği gerekçesi ile önceki kararında direnmesi yerindedir. Ne var ki, hüküm altına alınan … tarihine kadar olan dönem alacakları ile ilgili temyiz incelemesi yapılmadığından, bu yönde temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. (1086 S. K. m. 237) (6100 S. K. m. 114, 115, 303) Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.03.2014 tarihli ve 2013/368 E.-2014/166 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.09.2014 tarihli ve 2014/9305 E.- 2014/17736 K. sayılı kararı ile; \”…1.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine. 2. Davacı vekili, davacının 20.08.1989 tarihinde davalı işyerinde çalışmaya başladığını, çalışmasına Emlak İstimlak Daire …lığında halen devam ettiğini, 22.04.2008 tarihinden itibaren davalı işyerinde yetkili olan Hizmet-İş Sendikası’na üye olduğunu, davalı işyerinde yürürlükte bulunan Toplu İş Sözleşmesi (TİS)\’nin 3.maddesinin 3.bendinde büro elemanlarının sözleşme kapsamı dışında olduğunun belirtildiğini, ancak bu hükmün işyerinde genel olarak uygulanmadığını, davalı işyerinde fiilen büro işçisi olarak çalışmasına rağmen TİS\’den yararlanan çok sayıda işçi bulunduğunu, dolayısıyla davalı işverenin bu hükme dayanarak keyfi uygulamaya gittiğini ve eşit konumdaki işçilere farklı muamelelerde bulunduğunu, kendisi ile aynı durumda/statüde olan işçilerin TİS\’den yararlandırdığını ancak kendisinin bu haklardan hukuksuz olarak mahrum bırakıldığını, ayrıca bu tür düzenlemelerin Anayasaya, Sendikalar Kanunu\’na ve evrensel hukuk normlarına da aykırı olduğunu, özetle; Toplu İş Sözleşmesi (TİS)\’nin 3/3. bendindeki büro işçilerinin kapsam dışı sayılması hükmünün işyerinde genel olarak uygulanmaması, işverenin keyfi tutumu nedeniyle aynı konumdaki bazı büro işçilerinin TİS\’den faydalandırılarak eşit durumdaki işçiler arasında ayrımcılık yapılması nedeniyle bu keyfi uygulamaların hukuk düzenince korunamayacağını, bu nedenlerle de kendisinin de diğer birçok büro işçisi gibi TİS\’den yararlanmasının gerektiğini, zira 15.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren TİS\’de kapsam dışı uygulamasının kaldırıldığını, açılan emsal davalarda da iddiaları doğrultusunda kabul kararları verildiğini iddia ederek; sendikaya üye olduğu tarihten itibaren oluşan ücret zammı, birleştirilmiş sosyal yardım, sorumluluk zammı, ikramiye ve ilave tediye, yemek yardımı, giyim yardımı öğrenim yardımı, hizmet yılı primi ve hafta tatili ücreti alacaklarının faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik(hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe (hakikata) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıyla da kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüyle de kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır. Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu\’nun 237. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu\’nun 303.) maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar. Kesin hüküm itirazı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu\’nun 114 ve 115. maddeleri gereği davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkeme de; (Yargıtay da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay\’da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Somut olayda davacının aynı alacaklara ilişkin aynı iddialarla açtığı 21.07.2009 tarihine kadar alacakları talep ettiği Bursa 3. İş Mahkemesi 2011/563 E. 2012/183 K. sayılı dosyada davacının büro işçisi olması nedeniyle alacak talepleri reddedilmiştir. Verilen ret kararı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır. Kesinleşen ilam gereği artık davacının 21.07.2009 tarihine kadar olan dönem açısından yeni bir dava ile alacak talebinde bulunması mümkün değildir. Mahkemece kesin hüküm ile tespit edilen dönem sonrasına denk gelen dönem alacaklarının tahsiline hükmedilmesi gerekirken kesin hüküm dikkate alınmadan 21.07.2009 tarihi öncesi alacakların da kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir… \” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalı … Müdürlüğüne (BUSKİ/İşveren) ait iş yerinde çalıştığını, sendika üyesi olduğunu, iş yerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmelerinde (TİS) büro işçilerinin kapsam dışı tutulduğunu, ancak davalının inisiyatifi ile çok sayıda büro işçisinin TİS\’teki tüm haklardan yararlandırıldığını, bu durumun kesinleşen davalarla sabit olduğunu, davalı işverenin bu davranışının eşit davranma ilkesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, TİS\’ten kaynaklanan işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının büro işçisi olarak yararlanması mümkün Toplu İş Sözleşmesi (TİS) hükümlerine göre haklarını eksiksiz aldığını, öte yandan aynı mahiyette açtığı davanın reddedildiğini, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini belirterek kesin hüküm itirazında bulunmuş ve davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının ilk davada fiilen sahada çalıştığını, büro personeli olmadığını

Kesin Hüküm İtirazı: Hakkında Kesin Hüküm Bulunan Konuda Farklı Dava Sebebi ile Yeni Bir Dava Açılması Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Geçici İşçi veya Mevsimlik İşçi Olarak Çalışılan Süre, Derece ve Kademenin Tespitinde Dikkate Alınır mı?

Mevsimlik İşçi Olarak Çalışılan Sürenin Derece ve Kademenin Tespitinde Dikkate Alınması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/1251 Karar No: 2018/1799 Karar Tarihi: 29.11.2018 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki işçilik alacakları davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; … İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.08.2014 tarihli ve 2014/497 E.-2014/616 K. sayılı kararın temyiz incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 21.05.2015 tarihli ve 2015/111 E.-2015/9562 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili, müvekkilinin geçici işçi statüsünde çalışmakta iken, 2001 yılında daimi kadroya alındığını ve bu surette çalışmasını emekli olana kadar sürdürdüğünü ancak daimi kadroya alındığı tarihe kadar çalışmış olduğu sürelerin dikkate alınmaması sebebiyle intibakının yanlış yapıldığını belirterek geçici işçi statüsünde çalıştığı sürelerinde dikkate alınması suretiyle derece ve kademesinin tespit edilmesini ve söz konusu yanlış intibak sebebiyle oluşan bir kısım fark işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını ayrıca ilgili dönem Toplu İş Sözleşmesi ve Ek Protokollere göre davacının intibakının yapılarak işe başlatıldığını, davacının emekli olmasından sonraki Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden faydalanmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının kadroya geçmesiyle birlikte yeni çalışma şartlarını suskun kalarak zımni olarak kabul ettiğini ve uzun yıllar boyu anılan şartlara tabi olarak çalıştıktan sonra geçmiş dönemin ücret intibakını talep etmesinin iş hukuku ilkeleri ile bağdaşmadığını, 2013 yılında Toplu İş Sözleşmesinde yapılan düzenlemeden önce davacının emekli olması sebebiyle söz konusu düzenlemeden faydalanamayacağını, işveren ile Türk İş Sendikası arasında imzalanan 26.10.2000 tarihli protokol uyarınca davacının konumunda bulunan geçici işçilerin mevcut ücretleri üzerinden sürekli işçi kadrosuna geçirilecekleri açık ve özel olarak belirtildiğinden davacının geçmişe yönelik taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte çalışmanın yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer dönemlerinde iş sözleşmelerinin, ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektirdiği işler mevsimlik iş olarak değerlendirilir. Mevsimlik iş sözleşmeleri 4857 sayılı İş Kanunu\’nun 11. maddesindeki hükümlere uygun olarak, belirli süreli olarak yapılabileceği gibi belirsiz süreli olarak da kurulabilir. Tek bir mevsim için yapılmış belirli süreli iş sözleşmesi, mevsimin bitimi ile kendiliğinden sona erer ve bu durumda işçi ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamaz. Buna karşılık anılan maddenin son fıkrası uyarınca, işçi ile işveren arasında mevsimlik bir işte belirli süreli iş sözleşmesi yapılmış ve izleyen yıllarda da zincirleme mevsimlik iş sözleşmeleriyle çalışılmışsa, iş sözleşmesi belirsiz süreli nitelik kazanacaktır. Dosya kapsamı nazara alındığında; başlangıçta taraflar arasındaki işin mevsimlik nitelik taşıdığı gerekçesiyle; her yıl değişen tarih ve sürelerde davacının sigorta primlerinin yatırılmış olduğu, davacının yaptığı iş değişmeksizin kadroya alınması suretiyle tüm yılı kapsar şekilde sigorta primlerinin yatırılmaya devam edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki mevsimlik işe dair açıklamalar ile söz konusu tespit birlikte değerlendirildiğinde; davalı idare tarafından davacı ve arkadaşlarının kadroya alınması suretiyle tüm yıl benzer işlerde çalıştırılıyor olması daha önceki mevsimlik çalışmalarının niteliğini değiştirmez ise de, hukuken yok sayılması adaletsiz sonuçlar doğurur. Keza zincirleme olarak yenilenen bu sözleşmeler belirsiz süreli hal almıştır ki; kadroya alınmadan önceki çalışma ile kadroya alınmadan sonraki çalışma arasında niteliksel bir fark yaratılması ya da kadroya alınmadan evvelki çalışma yok sayılarak davacı ve arkadaşları hakkında yeni işe girmiş gibi işlem yapılmasının kanuni bir dayanağı da bulunmamaktadır. Ayrıca mahkemece davalı idare ile davacının üyesi bulunduğu sendika arasında imzalanan 26.10.2000 tarihli protokole atıf yapılmış ise de Toplu İş Sözleşmesi ile ancak İş Kanununda işçilere tanınmış haklar işçi lehine genişletilebileceği, aksine düzenlemelerin geçerlilik taşımayacağı unutulmamalıdır. Bu sebeple işçi aleyhine sonuç doğuran protokole geçerlilik tanınması mümkün değildir. Yine Borçlar Hukukuna genel ilkeleri itibariyle bağlı olmasına karşın ondan ayrılarak bir alt (özel) hukuk dalı olarak İş Hukukunun ortaya çıkışının temel sebebi; yapıları itibariyle eşit olmayan taraflar arasındaki hukuki ilişkileri düzenliyor olmasıdır. Bu sebeple işverene bağımlı ve ekonomik geleceği işverene bağlı olarak çalışan işçinin kadroya alındığı tarihten sonra mevcut uygulamayı zımnen kabul etmiş olduğu varsayılamaz. Hak arama özgürlüğü Anayasal teminat altında olup bu hakkı kullanma zamanı hak sahibi aleyhine değerlendirilemez. Emsal mahiyetteki Mersin İş Mahkemelerince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2014/131…140, 306…313, 386, 496…500, 757…761 Esas sayılı ilamları ile, Şanlıurfa İş Mahkemelerince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2013/5838…6077 Esas sayılı ilamları ile, Antalya İş mahkemesince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2014/8391…8399 Esas sayılı ilamları ile, Artvin Asliye Hukuk (İş) Mahkemelerince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2014/10516…10530 Esas sayılı ilamları ile onanarak kesinleşmiş bulunmaktadır. Tüm bu tespitler ve emsal mahiyetteki kararlar karşısında, davacının kadroya geçirilmeden evvelki çalışmalarının çalışma süresine dahil edilmesi suretiyle derece ve kademesinin belirlenerek eğer var ise fark alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, derece ve kademenin tespiti ile bir kısım fark işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin mevsimlik işçi olarak çalıştığı sürenin kadroya alındığı sırada dikkate alınmaması nedeniyle kademe ve derecesinin eksik belirlendiğini ileri sürerek kademe ve derecesinin belirlenerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bir kısım fark işçilik alacaklarının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece Yargıtay 7 ve 22. Hukuk Dairelerince verilen kararlar üzerinde durulduktan sonra 26.10.2000 tarihli Protokol hükümleri uyarınca davacının sürekli işçi kadrosuna geçirilme koşullarını bildiği, yapılan işlemin rızası ile gerçekleştirilmesine rağmen on yıldan fazla bir süre geçtikten sonra Protokol hükümleri göz önünde bulundurulmadan fark ücret isteğinde bulunamayacağı, 2013 yılında Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Anlaşma Protokolünün 5’inci maddesi ile farklı düzenleme getirildiği, bu düzenlemenin de davacı lehine yorum ilkesini düşündürmeyeceği, esasında aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra bu şekilde bir talepte bulunulmasının Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesinde belirtilen kurallara da uygun düşmediği, Protokol kapsamında davacının Protokolü kabul etmemesi hâlinde, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından Protokolün 5’inci maddesi kapsamında ihbar tazminatı hariç tüm yasal hakları ödenerek işveren tarafından sona erdirileceğinin belirtildiği, davacının bu yolu tercih etmediği, dolayısı ile daha sonradan bu gerekçe ile talepte bulunamayacağı, kıdeme ilişkin sürenin tespitinde tüm

Geçici İşçi veya Mevsimlik İşçi Olarak Çalışılan Süre, Derece ve Kademenin Tespitinde Dikkate Alınır mı? Read More »

# Kayseri Avukat - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Boşanma Avukatı - Kayseri Kira Avukatı - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Emeklilik Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshinden Sonra İşçi Yeni Bir İşte Çalışmaya Başlayabilir mi?

Emeklilik Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshinden Hemen Sonra İşçi Yeni Bir İşte Çalışmaya Başlayabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/1419 Karar No: 2019/1183 Karar Tarihi: 14.11.2019 Mahkemesi: İş Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 9. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 08.04.2014 tarihli ve 2013/369 E., 2014/146 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.11.2015 tarihli ve 2014/16944 E., 2015/32085 K. sayılı kararı ile; “A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalı bankada çalıştığını, 1475 sayılı Kanun\’a 4447 sayılı Yasa ile eklenen 5. bendi uyarınca kıdem tazminatına hak kazandığını, SGK\’dan aldığı belgeyi davalı bankaya bildirdiğini, kıdem tazminatının ödenmemesi sebebi ile yapılan icra takibine itirazın iptali ile takibin devamını talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının başka bir bankada çalışmak için işten ayrıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalı bankadaki görevi devam ederken dava dışı banka ile iş sözleşmesi imzaladığı, davacının amacının kıdem tazminatı alarak başka bir yerde çalışmak olduğu, davacı tarafın işten ayrıldığı tarihteki amacının aktif iş hayatını sonlandırmak olmadığı ve bu nedenle kıdem tazminatı talep edemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: Davacının iş akdini feshettiği tarihte, yaş hariç emeklilik koşullarını taşıdığı ve 1475 sayılı Kanun\’un 14/5.maddedeki koşulların oluştuğu tartışmasızdır. Davacı yasal hakkını kullanmıştır. Fesihten önce başka bir işyeri ile görüşmesi kötüniyet olarak değerlendirilemez. Bu nedenle yaş hariç emeklilik koşullarını taşıyan davacının kıdem tazminatının tahsiline yönelik icra takibinde davalı borçlunun itirazının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi hatalıdır…” gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işçilik alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkâr tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir. Davacı vekili; davalı iş yerinde çalışmakta olan müvekkilinin iş sözleşmesini yaş şartı dışında emeklilik koşullarını sağlaması nedeniyle 1475 sayılı İş Kanunu\’nun 14/5. maddesi gereğince feshettiğini ancak yasa gereği ödenmesi gereken kıdem tazminatının davalı işverence ödenmediğini bu sebeple alacağın tahsili amacıyla İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün 2013/11238 E. sayılı dosyası kapsamında ilamsız icra takibi başlattıklarını, ancak davalı-borçlu bankanın haksız itirazı sonucunda takibin durduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptaline, haksız ve kötü niyetli olarak itiraz eden davalı borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; iş sözleşmesini 1475 sayılı Kanun\’un 14/5. maddesi gereğince feshettiğini bildiren davacının, iş yerinden ayrılmasına müteakip başka bir bankada çalışmaya başladığını, salt şekilsel olarak ilgili kanun maddesine dayanılmasının davacının gerçek iradesini göstermeyeceğini, istifanın başka bir iş yerinde çalışmak amacıyla yapıldığının açık olduğunu belirterek fesih hakkı kötüye kullandığından kıdem tazminatı talep edemeyeceğini beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacının davalı bankada çalıştığı dönemde 29/01/2013 tarihinde Anadolubank A.Ş. ile iş görüşmesi yaptığı, 26/02/2013 tarihinde sözleşme imzaladığı ve davalı bankadaki çalışması sona erdikten sonra 04/03/2013 tarihinde Anadolubank A.Ş.\’de müdür yardımcısı olarak göreve başladığı, dolayısıyla davalı bankadaki görevi devam ederken dava dışı banka ile iş sözleşmesi imzalayan davacının aktif iş hayatını sonlandırma gayesinin bulunmadığı, amacının kıdem tazminatı alarak başka bir iş yerinde çalışmak olduğu bu nedenle kıdem tazminatı talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; ilk kararda bildirilen gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/5. maddesinde düzenlenen koşulları taşıması sebebiyle işten ayrılan davacı işçinin fesihten önce başka bir iş yeri ile sözleşme imzalamış olmasının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre kıdem tazminatının tahsiline yönelik icra takibinde davalı borçlunun itirazının iptaline karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği gibi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde düzenlenen hükme göre; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlaklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlak, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlak kuralları, günün âdet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M. / Sarı, S.: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Diğer bir anlatımla dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekâlı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir: Bunlar dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesinin ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır (Dural/Sarı, s. 225). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (Dural/Sarı, s.225). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrası herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Türk Medeni Kanunu’na göre dürüstlük kuralları

Emeklilik Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshinden Sonra İşçi Yeni Bir İşte Çalışmaya Başlayabilir mi? Read More »